← Meftun

Meftun

Bölüm 4☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

“Teneke mi? Ona gerçekten böyle mi sesleniyor? Nazenin, seninle alay ediyor olabilir mi?” Ne dün, ne de bugün Vural’ ın hiç alaycı bir tavrına şahitlik etmedim. Yani minik anları saymazsak hayır, ona “Hayır Şafak gerçekten teneke olduğunu söyledi.” derken bu konuda kendimden hayli emindim.

İnsanları anlamak zordu, Şafak’ a göre özellikle de erkeklerin aklı ya kalpleri kadardı; yani eksik. Ya da belden aşağı kısımlarına denkti.

Gözlerini devirip başını iki yana sallamasına bakmamalıyım, bu tavrının sebebi ben değildim. O sadece bazen benim gibi olayları anlayamıyor ve bunu daha farklı bir dille telaffuz ediyordu. “Dengesiz herif.” Çoğu zaman daha kaba. Ben öyle demezdim, nitekim demedim de. Vural, benim dudaklarımdan kaba bir sözün sahibi olamayacak kadar… Sanırım değerini epey düşünmem gerekliydi, henüz onu nasıl niteleyeceğimi bilemiyordum.

“Bence aracın tekerlerini de o patlattı.” Bu sırada elimi telefonun hoparlörüne yerleştirmiştim, parmaklarımı bir zamanların hemşireleri gibi dudaklarıma örttüm “Şşşt, babam duyacak.” Kaçak  bir haberin yayılmaması için kapıyı kontrol ederken kimsenin gelmediğine emindim fakat Şafak benden daha umarsızdı. Onun bu hallerini çoğu zaman anlayamıyordum, ben bu kadar vurdumduymaz olamazdım.

“Yine de eğlenceli.” Dedi boynunu kaşırken “Akşamları anlattığım masalların yanında gerçek bir hikayeden alıntılanan her zaman en iyisidir. Lafonten artık beni sıkıyor.” Dolgun ve her kelimede yeniden şekil alan mimikleri o kadar rahatlatıcıydı ki Şafak’ ı uzun uzun, gün ağarana dek dinleyebileceğimi tekrar anımsadım. Zaten sanıyorum ki en çok da bu yüzden en yakın arkadaşım oydu. Tek arkadaşım.

Lafondten’ den serzeniş edişine gelirsek; kardeşi bu konuda herkesten farklıydı. Ondan bana bir masal anlatmasını istesem ne yazık ki beni geri çevirirdi.
Hali beni bir ufak gülümsetirken ona gözlerimi kısarak bakmayı tercih ettim “Hadi ama, lafonten kimseyi sıkmaz.” Benim oturup masal anlatacağım bir kardeşim yoktu, açıkçası olsun da istemezdim.

Gün olur,
Gün olur bambaşka birinin hayal dünyasına minik kahramanlarımı ekerdim. Düşlerimiz tam olarak hangi noktada birbirinden ayrıldı emin değildim, bu bocalayışın sebebi, bu durağan halde “Bunu bilemeyiz.” Deyişinin sebebi ben miydim? Sanıyorum ki onun yarasına dokunmuştum, belki de yalnızca bir teğetti ama Şafak bunu hissetti; onu gördüm.

“Haklısın, herkes her şeyden sıkılabilir. İhtimali en olmayan bile, bazı insanların kalbine bir iz bırakmaz. Kabalık eden benim, bana aldırma.” Şafak beni anlardı, böyle böyle bazı anlardan bana hiç kızdığını hatırlamam. Üzerinde durmadı bile, yeniden keyiflenmişti filtre kahvesine uzandı. “Her neyse, ne zaman gelecekler?”

Sanıyorum ki gelmek üzereydiler, bir kapı ziliyle sonlanacak olan arama onun için yeni hikayeye gebe olacaktı. Gülümsedim, heyecanım belki de yersizdi “Birazdan gelirler, annemler çayı demledi içeride bir şeyler hazırlıyorlar.”

“Babişin sana pamuk şeker aldı mı?” Ona söylememiştim bile, hevesim de Vural’ ın masasında kalmıştı. Dudağımı büktüm “İstemiyorum.” İstediğim çok şey vardı, pamuk şekeri o listenin neresine yerleştireceğimi kestiremedim.

“O zaman her normal kız gibi kendi pamuk şekerini kendin alırsın, güneşli bir günde.” Öyle olmasını istemezdim ama görünüşe göre öyle olacaktı, mevzu para değil insan bazen böyle ince düşünülecek şeyleri bir başkasından almak istiyordu; babasından da değil.

“Ya da ben sana kargolarım.” Bunu söylerken bana göz kırpmıştı, doğrusu para harcamasını istemiyordum bu yüzden başımı iki yana sallarken ona yalan söyledim “Pamuk şekerden soğudum, istemiyorum.” Şafak’ ı tanıyordum, o bugüne dek edineceğim tüm arkadaşlara bedeldi ve çalıştığı saatlerin bir kısmını bana bağışlamasına gerek yoktu.

İçeriden duyulan ses birden elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırmama neden olmuştu. “Şafak kapı çalıyor, ben.” Kalkışım paniğimin habercisi, paniğim ise yüzümü kızartan bir detaydı. Şafak beni anladığından telefonu kapatmadan hemen evvel “Bandananı değiştir, bir yüze iki pembe çok oldu.” Demişti.

Birden sonlanan arama beni dolabımdaki aynaya ilerletirken aynı saniyelerde annemin sakin seslenişini de işittim. “Hadi kızım, misafirler geldi.” Yüzüm gerçekten kızarmıştı ama bandana konusunda pek vaktim yoktu. Onları kapıda karşılamak adına hareketlenip odamda çıktığımda Ali Amca babamla tokalaşıyor ve bu akşamdaki derbi için sözde espride bulunuyordu.

“Vural yok mu?” Dedi annem. Benim aklıma ilk düşen, annemin dilinden ilk düşendi. Firuze Abla kaşlarını hareketlendirip sarılmak amaçlı bana yöneldi “O bu akşam çok keyifsizdi, bir duş aldı üzerini değiştirdi eski mahalleye arkadaşlarının yanına geçti.” Sarılışım onu dinlemekle geçmişti, Ali Amca’ ya da tüm bu hisler sebebinden hüsranla ilerlerdim.

İyi de neden?

Vural’ ın neden keyfi yoktu? Oysa bugün her şey yolunda ilerlemişti. Tek merak eden ben değildim annem ve babam da bunu sorgulamıştı ama ben ayrıca cevabı alamadığım için hepsinden fazla üzgündüm.

Tüm olanlarla birlikte bu akşam çok güzel ilerler diye umutlarım vardı “Tüh, Nazenin’ de kek yapmıştı ne güzel yiyecektik. Neyse biz yollarız Vural abimize bir tabak.” Limonlu ve portakallıydı, mevsiminde annemin buzluğa paketlediği portakallardan yapmıştım ama önemi yok, giderken annesine verirdim.

Havanın güzelliği sebebiyle salon yerine balkondaki masaya ilerlerken tüm tadım kaçmış, haliyle bu durum yüzüme de şansımıştı. Kendimi her zamankinden daha fazla sıkılmış, yaşıtım olmayan bir grup insanın içinde hayli yalnız hissediyordum. Vural’ da akranım değildi biliyorum; fakat yine de onun yanında sanki sıkılmayacakmışım gibi bir umudum vardı.

“Nasılsın Nazenin?” Firuze Teyze hemen benim yanımda oturmuştu, o kadar güzel kokuyor sesi de öyle tatlı geliyordu ki ona gülümsemeden yapamadım. “İyiyim Firuze Abla, sen nasılsın?” Gayet tabi keyifli görünüyordu, sesi de düşüncelerimi şaşırtmadı “İyiyim kızım sağ ol.”

Onun gelmeyeceğini bilseydim belki bu saatlerde uyurdum, hatta belki de keki de annemin yapmasına müsaade ederdim. Başımı balkonu örten cama çevirdiğim vakit aklımdan tam olarak bunlar geçiyordu, yanlış mı düşünüyordum?

Çaylar döküldü, dilimlenen kekler ve Ali Amca’ ların getirdiği baklavalar servis edildi, çerezler açıldı, cezeryeler tabaklandı, balkon duvarına monte edilen televizyondan maç açıldı ama bu gecenin bu denli sıkıcı olacağı benim tarafımdan hiç hesaplanmadı. Annem ve Firuze Abla’ nın hoş sohbetini ara ara yakalayabilsem de aklım o kadar dalgındı ki içimden ne yazık ki bu hususta onlara katılmak gelmiyordu. Annem “Nazenin’ de öğretmen olmak istiyor.” Dese bile. Sebebi benim nazarımda çok özeldi, bir başkası kalbimin yumuşaklığından der ben ise kalbimin aitliğinden. Sadece, insanlara dokunmayı seviyordum, bence en güzeli ise en küçükleriydi. Edebiyat okuyordum ama bunu henüz karar vermiş değilim, belki daha minik yaşlara öğretmenlik yapardım. Henüz yolun başı, kaç ay geçerse geçsin yolun başındaydım.

“Nazenin çok tatlı bir kız, ona çok yakışır.” Firuze Abla bunu mutlulukla söylerken elini dizime koymuştu, ardından bana yöneldi “Çocukları seviyor musun Nazenin?” Ben, şey.

Ona bir cevap vermem gerekirse bu şu anki gibi “Çok seviyorum.” Olurdu ama her zaman bu konudaki hislerim daha fazlasıydı.

Ben çocukları sevmekten ziyade babamın kalbine düşse eminim çok korkar, çok üzülür ama erkenden evlenmek, anne olmak istiyordum. Teyzemin yanında olduğum vakitler bunu daha çok kabullenmiştim ki annem de farkında olmadan hislerimi bilir gibi. “Ay çok seviyor.” Deyiverdi. “Kardeşimin doğumuna gitmişti ya, zor geldi buraya. Nazenin’ i Mina’ dan alamadık.” Öyle, biraz daha büyüseydi paytak adımlardan uzak kalmak asıl o zaman zor olacaktı.

Anneme tebessümle bakışımın ardından gizlenen hislerim aileme açamayacağım tezatlıktaydı. Kim yirmi yaşındaki kızının evlenmesini isterdi ki? Özellikle de benim ailem, bunu fikir olarak bile dile getiremezdim.

“Aa öyleyse Nazenin’ den çok güzel anaokulu öğretmeni olur.” Firuze Teyze haklı olabilirdi ama benim fikirlerim henüz ona teyze mi yoksa abla mı diyeceğim konusunda dahi çakışıyorken bu konuda net bir yorumda bulunmak istemediğimden yalnızca mırıldandım “Olabilir.”

Firuze Teyze bu sırada sırtımı okşamıştı “Ne kadar güzel maşallah, gözleri yeşil yeşil sizin gibi değil.” Anneanneme benziyormuşum, biraz da dayıma ama bu konuda hayıflanmayanlardandım. “Teşekkür ederim, siz de çok güzelsiniz kirpikleriniz çok güzel.” Sözlerim eşliğinde çayıma uzandım, onlara bu şekilde eşlik edebilirdim en azından içim ısınırdı.

Firuze teyze “Bahtınız da güzel olsun.” Derken onu onaylayan anneme yönelmişti “Ben Vural’ a da aynısını diyorum, tüm gençlere.” Ne güzel, ondan söz ederken harekete geçen bedenim aslında biraz daha konuşması için kaskatıydı “Gerçekten Firuze, çok iyi bir oğlun var. Ben kendi oğlum gibi görüyorum Vural’ ı, çok güzel yetişmiş maşallah bana her konuda yardımcı oluyor.” Öyle, anneme haksız diyemezdim gördüğüm kadarıyla Vural hem fedakar hem de centilmendi.

“Sadece sevdiklerine, sizi seviyor.” Sadece sevdiklerine mi? Bunu fark etmemiştim. Doğrusu ben Vural’ ın herkese karşı kibar olduğunu düşünmüştüm, ta ki bu sözler ardından şirketteki bağırışını anımsayana kadar.
Firuze Abla’ nın sesine bakacak olursak da; olabilir, bu bir ihtimaldi.

“Esma Hanım’ ın kızının nişanı varmış, davetiye dağıtacakmış yarın.”

Annemler yeniden farklı bir konuya geçiş yapınca ben kendi halimde, kendi içimde masanın yansımasının vurduğu cama döndüm. Şehrin tüm ışıkları parlıyor, acaba Vural hangi ışığın altında duruyordu?

Düşüncelerimin boyutu beni etkiler miydi? Ona haddini bildirmem gerekli ve bunun için utanmalı mıydım belirsizdim ama doğrusu konuyu bu kadar içerlemiş olmam beni şaşırtıyordu. Daha çok yeni, daha ilk akşamdı ve mesele ne bir kekten, ne de pamuk şekerinden ibaretti.
Mesele her neyse;
Ona karşı ne hissettiğimi bilmiyordum ama gelmediğini görünce çok üzülmüştüm.

“Nazenin, kızım nasıl beğendin mi İzmir’ i? Gerçi daha gezememişsindir haftaya bizim yazlığa gidelim de bir gör oraları, gezdirelim seni biraz.” Ali Amca kendini maçtan alıkoymuş ve çayını yudumlarken benimle ilgilenmeyi seçmişti, bu durum çok hoşuma giderken iki elimi birbirine sürter olup “Yok Ali Amca gezemedim daha ama güzel duruyor, bence severim.”

Caddeleri akşam saatlerinde uzun uzun yürünecek haldeydi, beni onayladı. “İzmir güzel, bir kere Ankara’ dan güzeldir şu deniz yeter insana.” Anladığım kadarıyla Ali Amca’ nın sevdası denizdi, onunla ayni fikirde olmak beni gülümsetti “Evet, burada gün doğumu çok güzel olur.” Deniz ve yakamoz, bir sonbahar günü sabahın ilk ışıkları..
Ayrıca, sanıyorum ki onların bugünden haberleri yoktu ya da beni utandırmamak adına sözünü etmiyorlardı.

“Havalar soğumadan bende çıkalım diyordum.” Bakışlarımız babama yönelmişti, sonra o bana döndü ve gülümsedi. “Bir de Nazenin’ in okulu başlamadan.” Ben de. Yani ona karşılık olarak gülümsüyordum ama çıkmak istediğime emin değildim, şu düşüncelerle karar vermek zor çünkü kalbim tüm gün odamda kalmaktan yanaydı.

“Olur Mehmet, bize de değişiklik olur önümüzde hafta program yapalım.” Olacakları tahmin etmem zor değildi; o yine gelmeyecekti ama biz gezecektik. Ben babama bu mevsimde olmayacağını bile bile közde mısır için yalvaracaktım sonra o bana karnımı sebzeyle doyuruyorum diye kızacaktı ve eğer bir kasaba, köy yolundaysak beni araba kullanmaya zorlayacaktı, ben de inatla öğrenmek istemeyecektim.

Tüm bunları düşününce babam benim ilk aşkımdı, her ne olursa olsun gideceğim yerde onu görmek isteyecektim. Bir başkası olmadan olurdu ama benim babam olmazdan olmazdı. O yüzden bu içimde olanı pek de sorun etmedim; o gelmezse bir hamak kurup sallanırdık, debriyajdan ayağımızı hızlı çekerdik, yol boyu eskilerden söz eder, voleybolda hep yenilirdik.

Babam ve Ali Amca piknik muhabbetini sürdürüp maça dönerken annem Firuze Abla’ ya kekin tarifini veriyordu. Aslında pek bir özelliği yoktu, sadece biraz özenmiştim.

Ayrıca sıkılmaya da başlamıştım, şehrin ışıkları artık ilgimi çekmiyordu ve odama gidip biraz uzanmak istiyordum ama bunun ayıp olacağını düşündüğümden biraz daha kalmaya karar verdim. Daireler, ofis, mezeler, maç, futbolcular ortada dönen tüm bu muhabbet beni bu gece ne kadar mutsuz edecekse o kadar etti.
Tam tersi olabilirdi, konuya nereden ve kiminle baktığımıza bağlı tüm bunlar eğlenceli olabilirdi; olmadı.

Sıkıldım, henüz ilk vakitlerim biliyorum arkadaş canlısı da değildim ama en azından odamda bir film izleyebilir, kitap okuyabilir ve en önemlisi kendimle baş başa kalabilirdim. Bunların hiçbiri olmayınca yüzümün haline mani olamıyordum, annem fark etmiş olacak “Nazenin.” Diyerek beni daldığım sıkıntıdan sıyırdı. “Efendim anne?”

“Yorgun görünüyorsun annecim, bugün erken kalktın hadi sen gidip yat.” Beni gördüğü için çok mutlu olmuştum, ayaklanır gibi olup Firuze Abla’ ya baktım “Ayıp olmaz mı?”

Bunu hiç sorun etmişe benzemiyordu. “Olur mu öyle şey sen de sıkıldın tabi, bize de gelin Nazenin.” Haksız değildi, ona kısaca sarılıp bir sohbetin ortasında babamı dinleyen Ali Amca’ ya baktım “Ali Amca. Kusura bakmayın ben yatıyorum, size iyi akşamlar.” Elini bana kaldırdığı vakit gülümsüyordu “İyi geceler Nazenin, sen gençsin bizi boş ver.” Pekala, bunu zaten biliyordum ama böyle dile getirilmesi kendimi daha fazla yalnız hissetmeme sebep oluyordu. Yalnızlık dile gelirse odama döndüğümde Şafak’ ı arar mıyım bilmiyorum uzakta olduğu için sanıyorum ki bana bir artısı olmazdı.

Normalde böyle bir kız değildim; onlarla oturup geçen vakitten keyif alabilirdim, normalde böyle değildim. Sanki bencil biriydim, sanki saygısızdım eğlenmeyi bilmiyordum, aslında böyle biri hiç değildim.

Bu yüzden kapımı kapattığımda ulaştığım ilk yer cevizden yapılma dolabımın önü, pijama takımlarımın tam olarak karşısıydı. İçlerinden birini seçmem gerekirse tavşanlı olanları alırdım ama bu sabah kenara ayırdığım toz pembe takımı giymek zorundaydım aksi halde çamaşır düzeninin bozulması hoşuma gitmeyecekti. Zaten kendimi yorgun ve tüm hayallerim kırılmış gibi hissediyordum. Ümidimin aksine çok mutlu sayılmayan bir gecenin erkenden sonuna gelmiştim, öyle ki bu gece bana tüm günün keyifli anlarını unutturacak şiddetteydi.

Ne vardı sanki?
Alt tarafı bir aile ortamında onu görmek istemiştim, bunda bir sebep aramalı mıydım? Sadece onu görmek istemiştim bu bir dakika da olabilirdi, bir iki saat de. Gelmemekle nasıl bir karara yöneldiğini tahmin etmekte güçlük çeksem de ne acı; bana ne hissettirdiği konusunda kaçamak bir fikir elde edebiliyordum.

Yatağıma uzanıp ellerimi karnımda birleştirdim. Ne zaman bir şey düşünecek, ya da düşünmeden kendimi dinleyecek olsam böyle yapıyor; parmaklarımı birbirine dolayıp gözlerimi göğe bağışlıyordum. Rüya kapanlarım bu gece benimle değillerdi, zaten tavan da zifiriydi bunun bana hiçbir koşulda bir faydası olmayacaktı. Karanlıktan korkmasam da çoğu kez duvarımın bir kenarına yıldızları indirmeyi, veyahut buluttan bir gece lambasını tavanıma asmayı planlamıştım ama bunları hiçbir zaman gerçekleştirmemiştim.
Bazı hayalleri gerçekleştirebilmek için sanıyorum ki onları tamamen benimsememiz gerekiyordu; demek ki ben hep arafta kalmışım.

Vural’ da öyle.

Arafta kalmışım.

‘Olabilir‘ dedim içimden. ‘Bir insan bir insanı bazen sadece görmek ister. İsteyemez mi?‘ İnsanlardan uzak kalmayı seçtiğimi düşünecek olursak kabul ediyorum, ben bugüne dek kimseyi görmek istememiştim. Ama Vural farklıydı o benim için bir arabanın tekerlerini patlatmış, özel bir günde evimize kadar gelip misafirlerimize eşlik etmişti.
“Sadece bu mu?” Cümlelerimi sesli kurduğumda kendime kızdım. ‘Kendimi bu kadar kaptırmış olamam.’ İç dünyamın kargaşası, sonu bu geceydi. Bomboş dakikalar, kenarları güpürlü pembe pijamam ve yatağım.

Gelmek istememişti, gelmek isteseydi gelirdi. Hem ne demiş Nazım – Kaşlarımı çattım, bu sırada gözlerim kısılmıştı.
Ne yani? Onu bir şairin aşk dolu şiirleriyle bir mi tutacaktım? Bunu ne zaman? Nazenin, ben, cidden, bilmiyorum. Altı üstü yarısı erimiş bir pamuk şeker ve gelmeye gönül koymuş bir akşamdı neden baş başa kaldığımda konuyu derinleştirdiğime anlam veremiyordum. Ellerimin kenetini çözüp uyumak için soluma döndüm.

Kendimi kızamayacak kadar seviyordum, düşüncelerimin kimseye bir zararı olmadığı gibi yalnızca onları anlamaya çalışıyordum. Yalnız olan her genç kız bunu yaşar mıydı? Bir başıma olduğumdan konuları didikleme, kendimi kaptırma olanağımın farkında değildim bu konuda bir bilgim yoktu. Sadece Vural iyi, yakışıklı bir adamdı ve ben onu tekrar gördüğümde nasıl bir iletişimde bulunacağımı tamamen ana bırakacaktım.

Acaba babaları tarafından güzel yetiştirilen her genç kız duygularına bu kadar özgür olabiliyor muydu?

Çelik kapının tıklatılmasıydı tüm anı bozan. Düşüncelerim yasak bir aşkın peşindeymiş gibi etrafa savrulurken gözbebeklerimin büyüdüğünü hissettim. Buz yutturan doğru anlar, yanlış düşünceler ve ikilemler… Şu anın belki de en iyi kelimeleri bunlardı fakat ben yine de açılan kapıdan sonra “İyi akşamlar.” Diye duyulan o sesteydim.

Daha çok akşamdan kalma bir keyifsizdi belli. Onu zihnimde hayal ettiğimde kapı kasasına yaslanmış bir hali vardı ve keyifle “Hoş geldin Vural, gelsene.” Diyen babama sakinlikle bakıyordu.

Gelmişti. İçeriye de gelecek miydi? Ellerimi hareketlendirip bir hışım pikenin altından pijamalarıma baktım. Değiştirip gitsem olmazdı, yanlış anlarlardı ama kalsam da.
Ne olacak kalsam?
Gidemem ki.

“Erkencisin.”

“Öyle oldu.” Sanırım içeriye giriyordu çünkü hışırtıyla birlikte onu daha net duyabilmiştim. “Aldık derbiyi, keşke girseydim iddiaya.” Babam keyifliydi, ben duyabilmek için nefesimi tutmuştum. Eğer şansım varsa odamın çaprazındaki lavaboda ellerini yıkardı ve ben de onu daha net duyardım.

“Öyleymiş,” Bu tarafa yönelmişti ve sesindeki umarsızlık şaşırtıcıydı, maç konusundaki tutumu neydi bilmiyorum fakat babam şaşkınlıkla “İzlemedim deme bana.” Deyince az çok tahmin ettim.

“Hayır izlemedim. Nazenin yok mu?” Su sesi, lavaboya girmişti nefesimi tuttum.

“Az önce yattı o, yorulmuş bugün.” Bugün onca saat yorulmadım ama bu akşam yarım saatte…

Daha sonra hışırtılar ve adımlar dışında hiç ses gelmedi, sanıyorum ki ellerini yıkayıp balkona geçti.

       
                            
☁️

“Nazenin, anneciğim.”

İyi olmadığımın farkındaydım ama tüm vücudumda hissettiğim bu ateş beni yalnızca kendimde tutacak kadar diriydi. Üşüyordum, bunu inkar kabul edemem, ben sadece biraz daha ısınmak istiyordum; tabi eğer mümkünse.

Hale bakarsak da değildi, zira üzerimden çekilip alınan pike öylesine uca bırakılmıştı ki ona erişmem artık hayli zordu.

Annemin serzenişle hareketlenen eli alnımı kapladı, “İyi misin?” Ona ne zaman artık kaküllerle baş edebileceğimi, kestirmek istediğimi söyleyecektim? Hoş, şu durumda doğru an bu değilmiş gibi duruyordu çünkü ondan evvel iyi olduğumu gönül rahatlığı içinde kanıtlamam gerekliydi.

“İyiyim anne.” Uyursam geçecekti, inancım bu yöndeyken beni biraz daha yalnız bırakmaları için gözlerimi anne ve babama araladım. Endişe edecekleri kadar bir durum yoktu, babam elimi tuttu. “Kızım.”

Sanki yüzümdeki el gezindikçe ateşim artıyor, içime bir sıtma krizi oturuyordu. Öyle değil mi anne? Peki ben konunun üzerinde durmazken sen neden bu kadar korkuyorsun? “Hadi bir duş al, hastaneye gidelim.” Buna lüzum yoktu annem durulsun diye babamın elini sıkarken beni kaldırmasını istedim “Bir duş alsam yeter.” Duşu kaldırabilecek gücüm vardı, sadece sabahın ilk saatleri olduğundan ayılmakta güçlük çekiyordum, oysa dün bu vakitlerde pencere önünde yumuşak matımla yoga yapıyordum.

İki ayağımı yataktan sarkıttım; annem sağımda, babam solumda sanki üç kişilik bir ailenin en bağlı anlarından biriydi. Neden bir kardeşimin olmadığını tam da böyle vakitlerde aklıma düşürüyordum fakat bu çok kısa sürüyordu. Bazen bir sevgiyi paylaşamaz, bazen de tüm bunların yitip gitmesinden korkardım. Bencil olmak istemiyorum, belki olsa onu da çokça severdim.

Babam ayaklanıp elini bana uzattığı sıra annem “Hadi duşa.” Deyişiyle koluma girmişti. “Hadi ben de geliyorum.” Beni en son yıkadığında orta okul altıncı sınıfın sonlarındaydım, yaşıtlarım anneleri tarafından yıkanmayı çoktan bırakmıştı ama ben benimle ilgilenmesini seviyordum. O günden bu ana dek bir daha annemle aynı duşta karşılaşmamıştık bile, yani yıllar boyu birbirimize olan saygımız da sevgimiz de tıpkı bugün ki gibiydi.

Odamın hemen çaprazında bulunan banyoya yöneldik, beyaz kapıdan içeriye girip kapıyı kapatırken evin zili çaldı. Bu saatte kapıcı gelmezdi, bildiğim kadarıyla da herhangi bir kargomuz yoktu fakat annem koridorda bekleyen babama bir panik “Ah, Vural’ dır.” Deyince anladım. Aklımın düne gitmesi bir kaç saniye, beraberinde kalbimin hızlanması ise saliseye değerdi.

Sanki dünün devamı,
bugünün kendi hali.
O bugün ki görüşmesi için hazırlanmış, çıkmak üzere odama bana bakmak için geldiğinde de ateşimin olduğunu fark etmişti. Anlaşılan daha sonra benim gibi hem Vural’ ı hem de işi unutmuştu.

Babam başını salladı, “Ben bakıyorum.” aynı zamanda koridor boyu ilerleyeme başlamıştı. Anneme tek başıma duş alabileceğimi söylüyor ve bir yandan da üzerimdekileri çıkartıyordum.
“Hayır güzel kızım.” Duşa girdik, koyu renkli camları kapatıp suyu açtı “Ben hemen hallediyorum sen dur.” Anında suyla buluşan saçlarım, omuzlarımdan dökülen soğukluk beni feryat gibi mırıldanışa itmişti. “Anneee!” Su beni etkileyecek kadardı ve annemin yatıştırıcı sesine dikkat kesilemiyordum. “Soğuk değil Nazenin, ılık.”

Muhakkak, muhakkak öyledir ama ben birbirine bağladığım kollarımla, çıplak ayaklarıma eğdiğim başımla aynı görüşte değildim. Annem kolumu tuttu, ben geriledim; kıyafetlerinin ıslanmaması için elimden geleni yapıyordum “Yeter mi?” Bence yeterdi, “Daha otuz saniye oldu Naz.”

Kollarım çıplak göğüslerimin üzerinde, dişlerimi birbirine vura vura, Vural kapıda… “Peki kaç saniye olması gerekiyor?” Şu an sadece buradan çıkacak olmamın hayalindeyim, sıcak yatağımı daha önce hiç bu kadar özlediğimi hatırlamıyorum.

Alay etmiyordu, annem bana üzülüyordu. “Birkaç otuz saniye annem.” Derken duş başlığını eline almış omuzlarımdan aşağıya, tüm bedenime yönlendirmişti. Ağlar haldeydim, “O kadar dayanamam.”

“Dayanırsın, hadi güzelim yarısı bitti bile.” Her şey sadece kendimi sıkmaktan ibaretti, bünyem o kadar dayanıksızdı ki elimde değil fakat bunda dahi mızmızlandığımın farkındaydım.
“Dün yağmurda yürüdün diye oldu, üşüttün kesin.” Ona hak verdiğim bir konuydu. Yine de “Vural beni şirkete almasaydı daha kötü olacaktım.” Demeden edemedim. Derdim onu korumak, savunmak ya da bu konular benzeri bir artı sağlamak değildi.

“Vural Abi.” Beni düzeltti, ona dişlerim birbirine çarparken başımı salladığımda sözlerinde bir azarlama ya da ona benzer bir şey olmadığını biliyordum.

“Bünyen hassas. Seni küçükken pamuklara sardığım için hata mı yaptım acaba?” Bilmiyorum, yakın doğuda çocuklar yalın ayak gezerken onları bir hastalığın kovaladığını sanmıyordum. Yani annem haklı olabilirdi.

Ellerimle ince kollarımı sıktım “Şimdi de sarsan mesela?” Bir battaniye, daha iyi gelecek başka bir şey bilmiyorum ama belli ki dileğim havada kalacak çünkü annemin kaşları hüzünle havalandı. “Henüz değil.”

“Üç tane otuz saniye olmadı mı? Yetmez mi?” Konuştukça çenem bağrıma değiyordu, olur ya eğer kabul görürsem köşedeki pembe bornozuma sarılacaktım fakat görmedim.

Kaç otuz geçti bir yerden sonra tahmini hesaplamayı bırakmıştım. Sanıyorum ki dakikalar sonraydı, üzerimde bir havluyla odama girdiğimde dişlerimin birbirine vurduğunu saymazsak daha iyiydim. Gardırobumun önünde saçlarımdan parkeye su damlacıkları damlıyor, sarıya yatkın saçlarım önüme seriliyordu bu hengamede kendime kıyafet seçiyor olmak epey zordu. “Anne, haydi git sen. Bak hem babam evde.” Vural neredeydi bilmiyorum ama işlerine mani olmak istemezdim.

“Vural ne der bilmiyorum ama sanırım gitmeyeceğim Naz. Seni giydirelim hadi.”

Günlük kıyafetlerimden bir takım seçtim, iç çamaşırlarım için annemle alt çekmeceye uzanmıştık “Vural Abi dün bu konu için toplantısını erteledi anne.” Deyince eşyalarımı yatağımın üzerine şaşkınlıkla bıraktı. “Öyle mi? Bana müsait olduğunu söylemişti?” Olmadığını görmüştüm, birkaç adımla yatağımın ucuna oturdum.

“Ben yanındaydım, bu saatte olan toplantıyı işim çıktı deyip erteledi. Sen git ayıp olmasın, babam burada zaten. Hem ben de bir şeyler atıştırdıktan sonra ilaç alıp yatarım boşuna bekleyeceksin.” Daha iyiydim, duş gerçekten güzel gelmişti bunu bir yandan uzandığım kıyafetlerimde anneme de kanıtlamak istiyordum.

Birkaç saniye boyu dikkatle beni izleyip saç havlumu başıma örttü “Öyle diyorsan.” Kurutma makinasına yönelmişti, telefonuna da uzanıp onu aradı.

“Alo Vural.” Doğrusu bu kadar kısa sürede yanıt alacağını beklemezdim, her ne dediyse annem başını salladı. “İyi iyi, duş aldı o iyi geldi. Gidelim mi biz?”

Bir yandan giyinip bir yandan kaçamak bakışlar eşliğinde annemi dinlemek çok zordu. Yine de bu konuşmayı bana çok yakın bir mesafede yaptığı için şanslı sayılırdım. Şanslı olduğum bir konu daha ki, annem tişörtümün içinde kalan saçlarıma uzanıp “Nazenin, dur kızım.” Deyiverdi. “Saçlarını kurut.” Bir yandan benimle konuşuyor diye heyecanlandım; çünkü Vural benim hemen burada olduğumu anlamıştı ve sanki annem ikimizin arasında var olan bir dönme dolaptı.

Pijamamı giydikten sonra ikimiz de odanın iki tarafına ilerledik, ben kurutma makinasını prize taktım. “Hayır Nazenin evde yalnız değil Mehmet Abi’ nde burada. Benim de gözüm arkada kalmaz. Hem toparladı epey.” Cihazı açmamak için ayak süründürüyordum, saçlarımı taramaya koyuldum.

“Yok Vural sağ ol, hastaneye gitmek istemedi biraz yatsın da bakarız sonra. Dün üşüttü kesin.”

Beni hastaneye mi götürmek istedi? O mu götürecekti bunu anlayamadım ama eğer öyle değilse bile bu yanlış anlaşılma sonucu midem boğazımda atmaya koyuldu. Kendimi dizginlemem gerekliydi; bununla baş edemiyordum çünkü bu hatırı sayılır duygular bana ilk defa uğruyordu.

“Evet evet yağmurdan. Sen neredesin çıkıyorum ben?”

Annem “A a tamam Vural, geliyorum hemen.” Ses tonuna göre belli ki Vural bir yere gitmemiş buralardaydı, sona eren görüşme sonrası annem çantasını alıp kapıya yönelince onu uğurlamak adına odadan birlikte çıktık. “Nazenin ilaçlarını al kuzum. Baban da şimdi nane limon yapıyor sana, güzel bir kahvaltı yap sonra yat dinlen biraz.” Annem bir yandan konuşuyor bir yandan da kapıya ilerliyordu. Siyah topuklu ayakkabılarını aldı, bilekliğini düzeltip çıkmak üzere çelik kapıyı açtığında başımı sallıyordum. “Tamam anne.” Babam gerçekten ortalarda yoktu ve mutfaktan gelen kokulara bakarsak cidden bana nane limon kaynatıyordu. Eminim yanına sevdiğim kahvaltılıklardan da hazırlardı.

“Babanı öp benim için.” Kapıyı açtı, açılan kapının ardında onu gördüğümde ise bedenimi diri bir şaşkınlık sardı. Hiç mi gitmedi, yoksa yakınlardan dönüp mü geldi emin değildim fakat bu an için kendimi önce mutlu, sonra hiç olmadığım kadar şanslı hissettim. Vural buradaydı, dünkine çok benzer siyah bir takım giymişti ve arabasının anahtarını avcunda tutuyordu. Kendimi tutamadım, şaşkınlığımı hızlı bir “A a.” Deyişimle belli edince üzerimde duraksattığı bakışları yüzüme doğru hareketlendi. “Merhaba, iyi misin?” Muhtemelen beni pijamalarım ve ıslaklığı hafif alınmış saçlarımla görmeyi hesaba katmamıştı.

Hayli sakin, ifadesi bunun aksine memnuniyetsizdi. Kötü bir olayın hengamesini üzerinden atamamış ve sanki izi yüzüne yansımıştı. Dudaklarım gerildi, gülümsedim diyemem. “İyiyim, teşekkür ederim.”

Gözlerimiz daha ilk saniyelerde birbirini bulmuştu, bu konuda ikimizin de bir çekingesi olmamasına rağmen annemin sözleriyle Vural bakışlarını benden aldı.

“Dinlen bol bol. Gelirken ne alayım sana?” Ayakkabısının tekini giyiyordu, başımı hafif yana eğdim “Canım bir şey istemiyor anne.”

İstersem arardım, babama da söyleyebilirdim. Bunu onayladığında Vural’ a bakıyordum ve bir şey söylemeye niyetli değildim, sadece dün akşamın aksine bugün buraya kadar gelmiş olması hoştu ama ben yine de dün gece için ona kızgındım.

Bu konuyu kendimle bile konuşmuyordum, yüzüne bakarken öfkemi belli etmek haddim değilmiş gibi hissettiğimden daha yumuşak bir ton takınıyordum, bir de kendimi iyi hissediyordum ama ona kızgındım.

Annem doğrulurken göz temasını uzun saniyeler boyu birbirimizden kesmediğimiz Vural başını eğer gibi oldu, karşılık verdimde ise kapı “Hadi görüşürüz, ararsın kuzum saçlarını kurut güzelce.” diyen annem tarafından hatırı sayılır bir aceleyle çekildi. “Geç kaldık, beklettim seni de Vural.”

…….

Hapşırınca düşen peçetem, yarısı yenmiş tatlım, koltuğun arasına girmek üzere olan televizyon kumandası ve üzerimden yere düşmek üzere olan battaniyemle tüm günü bitirmek üzereydim. Bugün her zaman olduğumdan daha çok sıkılmıştım. Annem tahmin ettiğim saatte gelmemiş, babam tüm gün bana göre de eğlenceli olduğunu sandığı futbol yorumlarını dinlemişti. Onunla vakit geçirmek elbette güzeldi fakat bir yere kadar.

Nihayetinde hiç arkadaşımın olmadığı bir şehirde böylesine kapana kısılmak bazen fazla iç sıkıcı olabiliyordu. Üstelik onunla sohbet edecek halim de yoktu, kendimi hem yorgun hem de umutsuz hissediyordum. Tek bir konu hariç, Vural.

Onu aklımdan çıkartamıyordum.
Bu sabah olanlar, kapıya gelip beni görmesi ve yüzünün memnuniyetsiz hali tamamen aklımda kurduğum düzmecenin bir parçasıydı. Vural bilerek gelmiş olabilir miydi? Gönlüm sürekli ondan yana bir çıkarım yapmaya çalışıyordu ve bu bana göre bir başkasının şahit olmaması kadar utanç vericiydi.

Aklımda bir köşe kapmaca dönemi, kalbim kendine kurduğu hayallerin bir yenisini onun üzerinde şekillendiriyordu. Sonumu hiç düşünmedim bilmem, ben daha başlangıcına meğlenmemiştim.

“Babacık bak yeni transferimiz.” Hiç anlamıyordum, ekrandaki renkler sadece babamın bana aşıladığı takımın simgesiydi ve bunu o da biliyordu. Sanırım niyeti beni biraz daha mutlu etmek, benimle ilgilenmekti ama ben babamın bana meyve soyduğunda da tüm bu ilgiyi, hatta daha fazlasını hissediyordum.

Ona gözlerimi kapatarak gülümsedim, “Çok güzelmiş.”

Alaylı azarcı, “Daha bakmadın bile dalaveracı.”  Oysa ezberlemiştim, telefonunda bile paylaşmıştı. İnat eder gibi soludum. “Baktım, yakışıklı çocuk.”

“Şşş, çok ayıp sus bakayım.” Kıskanıyordu, kıskanıyordu bunu bile bile her zaman daha fazlasını yapmak da hoşuma gidiyordu. Yine de elimi yanıma uzatıp kolunu sıvazladım “Korkma korkma sen daha yakışıklısın babiş.” Bu konuda ciddiydim, anneme her ne kadar güzel diyebiliyorsam babam da çok yakışıklı bir adamdı bu konuda kendimi şanslı bilirim.

“Öyleyim tabi, annen çok koştu peşimden.” Babam bunu söylerken kasım kasım kasılmış, koltukta egosunu da yaymıştı. Kaşlarımı ufak bir nidayla havalandırdım “Hııh. Tam tersi olmasın o.” Bu hikayeyi her ikisinden de defalarca kez dinlemiştim. Bacak bacak üzerine atıp bana göz kırptı. “Mesela yani.”

Babamla her konuyu konuşabilirken kendi gönül meselelerime tamamen kapalı olmamız tarafımca çok acıydı. Ona bir kadın değil ama ben nasıl sevilirim diye soramaz, hele Vural’ dan asla söz edemezdim. Konu aşk olunca ve ben dahilindeyse, ne acı…
Doğru insanı nasıl anlayacaktım? Babam ve anneme göre henüz erken, bana göre ise tatmam gereken; bunun için can atan bir kızdım.

Bence insan en güzel duyguları, gençliğinin en güzel tabiriyle de en deli çağlarında tatmalıydı. Yirmilerin başı, yirmi beşlerin ise en uzak olduğu o vakit; yani tam da şu sıra. Hayatım boyunca tam on sekizimde bir lise aşkıyla yola çıkacağımı düşünmüştüm, o öylesine bir ana denk gelmemişti ama bugün yirmilerimin heyecanı beni bu hayale kaptırıyordu.

Kendi kendime kuruyordum, zihnimin kimseye hesap vermeyip utanmayacağı o deli yeri…

“Bu akşam ne yiyeceğiz?” Dışarıdan söyleyecektik onu biliyordum ama henüz bir karar vermemiştik. “Annen gelince, canın ne isterse artık. Acıktın mı?” Hasta olmasaydım yemeğe giderdik bugünün evde olma sebebi de zaten bu değil miydi? “Acıkmadım, o zaman annem gelene kadar düşüneyim.” Babam kıkırdadı çünkü saat henüz dörde geliyordu ve annem tahminen akşam yedi gibi evde olurdu. Belki o gelene kadar ben de bir şeyler atıştırırdım.

“Ballı nane limon getireyim sana.” Babam kendi kendine söylenirken ayaklanmıştı bile ama ben sürekli bir şeyler içmekten sıkıldığımdan “Yeter babaa.” Diye hayıflandım. “Sabahtan beri kaç kupa içtim.” Babama göre ne kadar çok içersem o kadar çabuk iyileşecektim, belki de haklıydı yoksa bu kadar kısa sürede toparlamamın nasıl bir açıklaması olabilirdi?

“Olsun olsun.” Babamın seslenişiyle ardından birkaç saniye baktım. Hemen ardından gözüm koltukta bıraktığı telefonuna takılmıştı, ona uzandım. Vural’ a bakacaktım, belki numarasında kayıtlı bir fotoğraf bulur, belki paylaştığı bir hikayeye rast gelirdim.

Babamın huyunu bildiğim için Vural’ ın adını yazıp devamında Gümüşkan olana tıkladım. Annem ve ben hariç babam herkesi ismi ve soy ismiyle kaydederdi.

Tahmin ettiğim gibi, ona ait bir profil vardı tıklayıp büyüttüm. Fotoğrafta karanlık bir odada, deri doktukta oturuyormuş sigarasını yakıyordu. Eğildiği için de yüzü tam belli olmuyordu fakat karanlık ambiansta dahi kendini belli ediyordu. Babam gelmeden hızlıca var olan hikayeye tıkladım, dün akşam saatleri yol boyu bir videoydu ve arkada eskilerden kalma tanıdık bir şarkı vardı. Açıdan anladığım kadarıyla, yani onun tabiriyle kullandığı araç benim o hoşnut olduğum tenekeydi.

Sesi biraz daha açtım, “Gamzedeyim, deeva bulmam
Garibim, hiç yuva kurmam
Kaderimdir hep çektiğim
İnlerim, hiç reha bulmam
Kaderimdir hep çektiğim
İnlerim, hiç reha bulmam” Hikaye o kadar güzeldi ki bir heves etrafa bakındım, keşke kendime atabilseydim çünkü biliyorum şu anki aceleci tavrımın aksine gece tüm bunları uzun uzun izlemek isteyecektim. Yine de profil fotoğrafını ekran görüntüsü alıp kendime yollamayı, sonra da babamdan silmeyi başarabilmiştim. O mutfaktan dönene kadar tüm bunları yapabildiğim için kendimi şanslı varsayıyordum. Nitekim hayatım boyunca böyle türlü oyunlara bulaşmamış, hiç akıl etmek de istememiştim. Ama şimdi bu yaşadımlarım?

Ne olmuştu?
Bir sabah uyanmıştım ve… Belki de uyanmamıştım, bir an olmuştu ve bastırılmış tüm hislerim bir bir patlak vermişti.

“Limonunu bol koydum, bir de yaş nane bıraktım içine.” Babam sanki harikulade bir zaferi elde etmiş, elinde tuttuğu bardakla onun gururunu yaşıyordu ki bence de bu haklı bir gururdu. Porselen bardağıma uzandım, “Kendine de mi aldın.?” Kupamı geçen yaz doğum günümde babam yaptırmıştı ve ben o günden beri sadece özel anlarda kullanıyordum fakat babam bu konuya pek dikkat ermiyordu.

“Ben kahve aldım.” Çayım tahmin ettiğimden daha sıcaktı, onu sehpaha bıraktıktan sonra oturduğum yerde dikleşip arkama yaslandım “Bende istiyorum.” Aksi olsa şaşardım zaten, beni geçiştirdi. “Yarın içersin iyileş de.” Doğrusu canım pek de istememişti ama sanki hep birlikte kahve içmeyeli uzun zaman geçmişti. Ne garip, dudağımın kenarı kıvrıldı.

“Şafak nasıl?” Her zamanki gibiydi, omuzlarım istemsizce hareketlenirken babama baktım “İyi, dün konuşmuştuk.” Biz, biz farklı olduğumuz için mi Şafak’ a üzülüyorduk yoksa… Yoksa yerine ne gelebilirdi ki? Öyle bir babaya sahip olduğu için çoğu zaman kendimi kötü ve yetersiz hissediyordum, üstelik sadece ben değil annem ve babamın  da bu konu hakkında belirli görüşleri vardı. Ona bir aile olabilseydik olurduk, istediğinde yanında dururduk, bizimle yaşayabilirdi ama Şafak öyle bir kız değildi. Kendi ayaklarının üzerinde yere mıhlanmış gibi durmayı seçiyordu.
Ne acı, bazı insanlar erken büyüyor.

Konuyla içim sıkıldı, bardağıma tekrar uzanmıştım ki kapı gıcırtısıyla babama döndüm ama o sırada annemin sesini de duymuştum. “Uyuyor mu acaba?” Belli ki eve yavaşça girmiş benden söz ediyordu. Babam kapıyı işaret etti “Geldi benimki bak.” Erken gelmişti, oturduğu yerden keyifle kalkarken ben kıkırdadım “Uyumuyoruum.” Sesimi duyurma konusunda pek becerikli değildim ama sanıyorum ki bu defa başarmıştım.

Babam çıktı, ardından kapıya baktığım birkaç saniye sonunda onu yeniden gördüm. Üstelik bu defa sanki gülümsüyordu “Merhaba.” Hayal gibi ama annemle eve yeniden dönmüşlerdi.
Vural, kapı girişinde durmuş beni izliyor, hale bakarsak da içeriye girip girmeme konusunda bir çekingesi vardı. Babamın holde hafif yükselen keyifli sesi ortama karışırken Vural, ona karşılık “Merhaba.” Deyişimle bir an arkasına bakıp içeriye adımladı.
Sanki tüm bayramlar ard arda geliyordu; bugün bana paskayla bayramı.

Doğrusu adımlarını izlemek şahaneydi, böyle bir günde dünün aksine var oluşu keyfimi yerine getiriyordu diyebilirim. İstediğim sadece bu olsa gerek; masumane bir heyecanla onu yanımda, yöremde görmeyi arzuluyordum.

Çaprazımdaki üçlü koltuğun bana en yakın tarafına oturdu. “İyi misin?” Ona meyillenip başımla onayladım, “İyiyim.”  Midem karıncalanıyordu ve sanıyorum ki çaydan, ellerim terledi.

“Dün o kadar üşüdüğünü fark etmedim. Bilseydim-” Bilseydi her ne olacaksa bunu bana söylemekten vaz geçmişti. Kelimeleriyle arada kalmasını istemedim, alçak sesim “Ben de fark etmedim,” diye duyuldu. Niyetim konuyu geçiştirmekti, başımı hafif yana eğdim “Yani hasta olacak kadar üşüdüğümü sanmıyordum önemi yok.” Zaten dün elinden geleni yapmıştı, daha ne yapabilirdi tahmin edemiyordum.

Yeni traş olmuş, yüzünü ilk defa bu kadar yakından izleme fırsatı bulmuştum. Öyle ki, alnındaki izi bile ilk defa görüyordum. İşte bu benim için kendimi mutlu hissetmeme yetecek kadardı. Vural sanki kimsenin bakamadığı bir adamdı ve ben o tabuları yıkacak güçteydim, ne âla.

Gözleri bir bir yeşil gözlerimi taradı, sesi ise sadece ikimizin duyabileceği bir tondaydı “Önemi yok mu?” Bunu söylerken bana öyle bir baktı ki ona dünde olan etkisinden bahsetmek istedim “Yani sen olmasaydın daha kötü olabilirdi.” Sessiz kaldı, konuşmayı tercih etmemesi bana bakmayı devam ettirdiği sürece katlanılabilirdi. Neden ona bakarken kendimi bu kadar saf, temiz, özgür hissediyordum? Bu mümkün müydü? Okuduğum hangi şiirde, çevirdiğim hangi sayfada bu hissi okuyabilmiştim? Bana hangi kitap Vural’ ı anlatabilmişti? Öyleyse bu his, bir şiirden daha mı fazlasıydı?

İki elimde tuttuğum kupamı bırakamıyordum. Sanki bir hareketimle dünya ayaklarımdan kayacak, ve sanki onu komodine bırakırken elim ayağım birbirine dolaşacaktı.

Vural bu defa yerinde kıpırdanıp “Dün.” Diye girdi söze. Hafif eğilmiş, ellerini birbirine kapatıp başını bana çevirmişti. “Uyumuş muydun?” Bana böyle cesurca bakması çok hoştu, belki aksi olsa utanırdım ama böyle olunca Vural beni rahatlatıyordu. Üstelik şu an fark ettim ki onun yanında hiç gerilmiyor, kendimi hür ve cidden sakin hissediyordum.

Sanıyorum ki bu yüzden kendimi çok iyi ifade edebiliyordum, “Evet.” Bocaladım, fark ettiğim gerçeklikle kafam güzel manada karışırken mimiklerim araya girdi “Aslında hayır, sadece yatıyordum.”

Dün akşam ben o masadan erken kalkmasaydım, o gelmek için biraz daha acele etseydi her şey daha farklı olabilirdi.

“Neden gelmedin?” Gerçekten bunu hemen, öyle aklına estiği gibi sorabiliyor muydu? “Yorgunum deyip ayrılmıştım, ayıp olacağını düşündüm.” Yoksa tüm gece bekledim, senden sonra ne kadar gelmek istediğimi bilemezsin. Tabi sonra o hüzünle uyuyakalmışım.

Başını salladı, bana bakmaktan hiç vaz geçmedi. “Anladım.” Gerçekten öyle duruyordu, dudaklarımı ıslattım. “Sen neden gelmedin?” Cesaretim ondan kaynaklıydı, yoksa ben bu konularda tek kelime edecek biri değildim. Şaşırır gibi oldu “Gelmeli miydim?” Bilmem, gelmeli miydin?

“Bilmem, ben gelmeli miydim?” Zor bir soru muydu?
Zor muydu? Gerçekten mi?

Vural?

Bana uzun gelen birkaç saniye boyu gözlerime baktığına göre onu afallatan bir cesarette bulunmuştum. Konuşacağını sanıyordum, dikleşti ve elini cebine atıp kilidi parmak iziyle açılan telefonunu bana uzattı.

“Yazsana.”

Ne?

Numaramı mı istiyordu?
Bunda emin olmam vaktimizi biraz çalsa da hemen sonra hızlıca düşündüp acele etmem gerektiğe karar verdim.

Kimse gelmeden numaramı verebilirdim. Elim kolum birbirine girecek korkusu kupamı nereye bırakmam gerekti konusunda yakama yapışınca birden Vural’ ın ellerinde buldum onu. Bardağımı verdim, karşılığında telefonunu aldım. Numaramı yazıyordum, yazarken parmaklarımın klavyede titrememesi için o kadar gayretliydim ki onun gözünde nasıl göründüğüm bir merak konusuydu.

Annemle babamın sesini duyduğumda numaramı yazmış, telefonu bir heyecan Vural’ a uzatıyordum. Önce telefonunu verdim, daha sonra kupamı aldım ama bu sıra benim için o kadar gergindi ki başımı kaldırıp yüzüne bakma cesaretini ilk defa bulamadım. Kapı açıldı, aynı saniyelerde Vural ayaklandı ve onu duydum; derin bir nefes aldımıştı. Annem ve babam telefonu veriş anımı gördüler mi bilmiyorum, bunun endişesi içinde salona giren anneme baktığımda her şey yolunda görünüyordu.

“Gidiyor musun Vural?” O çoktan kapıya kadar yürümüştü “Gidiyorum Yasemin Abla.” Annem başını salladı “Yoğunsun biliyorum, sağ ol bıraktığın için.” Arkasını hiç dönmemiş, annemle iletişimimde göz teması sağlamıştı. “Ne demek abla.”  Onu birkaç adımla daha koridorda duran babamın yanına ilerlerken görmek benim için fazla keyif vericiydi.

Annemin elinde kırmızı bir bant vardı, ona doğru uzattı “E çift taraflı bant demiştik, alsana.” Vural babamın hemen önünde, “Ben alacağımı aldım.” Vural?

Annem de en az benim kadar şaşırmıştı, kaşlarını çatıp kapıya ilerleyen Vural’ a omzunun üzerinden baktı “Efendim?” dişlerimle dudağıma kıstırdım. “Yani evde varmış. Annem aradı şimdi bulmuş.” Annem ve babam bu defa onun peşinden gidiyordu. “Hı tamam o zaman.” Annem çıkarken salon kapısının kulpunu tuttu, son duyduğum onun sesiydi. “İyi akşamlar.” Kapıyı çektiler, sırıtmaya başladım.

     
☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Hahah tabi işini gör kaç

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

pardon aaa ne ne oluyor ki

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Seni. yanıda o kadar çok kalmak istiyor am a kalmıyor ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Of karışımayin bize ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Hahah bir kaç 30 saniye daha kız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 61

Ahhah olmuş bu da

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 30

Merak etme ha kendi oğlun gibi olcak
Hatta damadın da olcak galiba
Sjsjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 18

Kız sakın ol

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 142

Vural hava yolları

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 148

Vural ekmeğinde

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 80

Ne abisi yaa

Durkutt
¶ Paragraf 80

Yav ne abiymiş

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

He wolllaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

Alenen evlilik teklif etti

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 138

E herhalde aslanım mülayim bir şekilde seni bekliyorduk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

Sen söyle vurala kızgın olduğunu o seni yer yutar haberin olsun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Bu adamı yiyeceğim ben ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

KOCAMIZ O BİZİM

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 61

Oyyyy bizim için geldi yine yemin ederim ama kanıtlayamam

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 61

Katılıyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 18

Ben bu kızı yer yutarım ha

Yorum için giriş yap