← Meftun

Meftun

Bölüm 11☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

Güneşin henüz tam olarak güne ait olamadan aydınlattığı odam isli bir alanın var ettiği korkutucu ambiyansı dağıtmaya yetmiyordu. Ter damlaları göğüslerimin arasından yol izlemiş, korku dolu soluklarım onları biraz daha aşağıya itiyordu. Dirseklerimin üzerinde korkuyla doğruldum ve ter damlam kulağımın arkasından saç diplerime ulaştı. Bir misal her tarafım kan revan, bedenim is dolu ter yumağıydı.

Gecelerden bu yüzden hoşlanmıyordum. Başıma gelen bir felaketi nasıl bertaraf ettiğim konusunda bir hatırım yoktu fakat çok korkmuştum ve bu korku hala göğüs kafesimi dağlıyordu. Gözlerimi yummak buna bir çare değil, açtığımda ise ürperti tüylerimi diken diken yaptı.

Henüz hala bir ayağımız gecedeydi, kalkıp güneşliği açmak istesem de kalktığım vakit ayaklarıma karışacak olan canavardan korktum. Hala rüyanın etkisindeydim, karmaşadan kurtulmuş olmam elbette hayli rahatlatıcıydı ama yine de… Kendimi yatağa gelişi güzel bıraktım, böylece ensemin ıslaklığı yastığıma bulaştı.

Karmaşık bir düzende; gözlerim hala anın varlığına tam olarak açılamamış, bir rüya kafesinin içindeydim. Kalbim farklı bir konuda fazlaca ısrarcıydı, aklımda eşsiz ninniler birbirlerini pışpışlıyor. Ben nasıl böyle bir güzelliğe kirpik kapatayım?
Telefonuma uzandım, Vural arasın isterdim ama saatin erken olmasından kaynaklı ekranda ne bir çağrı ne de ona ait mesaj vardı. Ben aramak istedim, saat beş kırk beş. Telefonu hoşnutsuz bir ifadeyle yerine bırakıp pikemi üzerime aldım, bu saatte ona ulaşmamın bir abesliği olurdu, kalkıp bir duş alsam en iyisi.

Hem, Vural’ a ulaşsam ona ne söyleyecektim? Hatırlayamadığım bir kabus beni uyandırdı, içimde yalnızca bir korku vardı ve ben de sana gelmek istedim mi? Bunun olmasını çok istesem de yapamazdım, ikimizin arasında kabul görünen durum beni bu noktada bile durduruyordu.

Yeniden uyumak istemiyordum. Sessiz geçen dakikalar sonra yatağımdan kalkıp önce perdeyi çektim ardından camı açınca yüzüme çarpan serin hava beni kendime getirdi. Ben bu sabah bugüne aitim. Bu serin sokakların bir parçasıyım, sıcağın eşiyim soğuğun esiriyim. Hani derler ya; ben ayaza bir adım öteyim.

Gözlerimi ovuşturup çiçek yaptığım kollarımı soğuk mermere yasladım. Başımı kollarıma eğmiştim, gözlerimi yumdum. Bugün okula gideceğim, sonrası için bir planım yoktu. Eğer Vural hala fikrini değiştirmediyse eğer, yani belki, emin değilim; Belki onunla bir şeyler yapardık.

“Nazenin?”

Gözlerimi tanıdık bir sesin aceleci olduğu kadar soğuk tonuna aradım. Vural, alt kattaydı. Elinde bir sigara, kaşlarını çatmış şaşkınca bana bakıyordu. Yukarıya doğru kaldırdığı başını santimle ne var der gibi sağa hareket ettirdi. Gözlerim bir an sigarasına gitti, üzerinde beyaz bir gömlek siyah pantolon. Başımı yavaşça kaldırdım, “Günaydın.” Belli ki o hiç uyumamış “İyi misin?” Dedi sakince, yüzümü hoşnutsuzca biraz kıstım. “Kabus gördüm.” Kaşları daha da çatıldı, duraksadı ama tüm bunlar neredeyse  ağır çekimde olurken gözleri yüzümden hiç gitmedi.

Sesine ihtiyacım varmış, yüzüne “Sadece bir rüya, korkma.” Korkmuştum, ama şimdi tüm o boğuk evrenden Vural’ ın sakin, korunaklı yuvasına bakarken her şey geçti. Ona başımı salladım, “Hıhm.” Güvendeyim, her manada.
Kendimi hem çok hafif, hem de şiir gibi hissediyordum. Bazen çok eski bir hikaye, iki insanın bir yolcu vapurunda günlerce denk gelip evlendiği o naif hikaye…

Vural’ ın bir eli cebindeydi, ötekinden duman tütüyor, “Ne gördün?” Daha ne gördüğümü bilmeden beni yatıştırmaya çalışıyordu. Havayı derince ciğerlerime çekip ona uzun süre bakmak isterdim. Saçlarım birbirine karıştı, terim üzerimde buz oldu, içim titredi de ben bunun için henüz erken olduğunu düşünüp yalnızca mırıldandım “Hatırlamıyorum.” Hatırlamak da istemiyorum.

Vural beni anlıyordu, her ne olursa olsun Vural beni bakışlarıyla dahi anlıyordu. Parmakları arasında yanarak tükenmekte olan sigarasını dudaklarına götürmeden başını sallayıp yutkundu. “İçeri gir Nazenin, hadi. Üşüme.” Her bir kelimesi, içimde uzun noktalarca kurmak istediğim birer cümleden farksızdı.
Vural’ ın sesini bir kayda alsam onu günlerce dinleyebilirdim. Ve Şafak’ a Vural’ dan bahsederken gün ağrına dek yürüyebilirdim…

Vural’ ın uzun bir süre daha izlemek isterken;
Hava sadece bana soğuk değildi ki. Üstelik onun da üzerimde yalnızca bir gömlek vardı, “Sen?” Dedim, onu burada böylece bırakmak istemiyordum. Başıyla içeriyi işaret etti, yüzü fazla sakin “Sen gir, konuşuruz sonra. Hava soğuk, git biraz daha uyu hadi. Korkma.”

Tamam demesen de öyle baktım, Vural’ ı ikiletmek veya ona göre zor biri olmak istemiyordum. Geri çekilip camı kapattığımda her an o minnet dolu yüreğim içimi gülümsetti. Dudaklarım öyle güzel gerilmişti ki aklımda Vural’ ın tesadüfi bir şekilde karşıma çıkması varken bunun manasını derinlerde aramaya koyuldum. Ulaşmak istediğim bir adamdı Vural, ve kader tesadüfleri bir bir önümüze sermese onun sokak sokak arardım.

Tekrar yatağıma uzanıp gözlerimi yumduğumda hala gülümsüyordum. Derin bir iç çektim; serin bir kuş kondu bağrıma.

☁️

“Annem.”

Annem, cüzdanıyla bana doğru geliyordu, elbisemin eteklerini düzeltirken ona gülümsedim “Anneciim.” Daha küpelerimi takacaktım, “Nazenin, gelmek istemediğine emin misin kızım?” Emindim, Vural’ dan da haber almadığım için dersten sonra biraz da kütüphaneye gitmek istiyordum. Muhtemelen işi çıkmıştır, ya da onu en son sabah saat altıda gördüğümü hatırlarsam bu saate kadar uyuduğunu düşünebilirdim.

“O zaman,” cüzdanından çıkarttığı kartı bana uzattı. “Aslında ikimiz için bir rezervasyon yaptırmıştım ama bugün yalnızsın ve belki canın sıkılır gitmek istersin.” Kuaför kartıydı. Gözlerini kısıp şımarır gibi oldu, beni de şımarttı “Belki saç maskesi falan.” Ah, mimiklerim bunun için o kadar hazır değildi ki şaşkınlığım ifademe taştı, “Anne, birlikte giderdik.” Mahcup değil mutluydum, biz annemle ara ara birlikte vakit geçirirdik. Aktivitelerimiz bazen kuaför, bazen alışveriş ve bazen de kahve saati olabiliyordu. Yalnızca bu, biraz ani gelişmişti ve ben tek gitmek istiyor muydum açıkçası pek emin değilim.

“Olsun annem belki sen bugün gitmek istersin, dursun sende. Yaptır istediğini, daha sonra tekrarlarız.” Saçlarıma belki birkaç ufak dokunuş yaptırabilirdim ama bugün için planlarım farklıydı.

“Biz gece geç geliriz ama sen geç kalma kızım.” Benim kartı onaylamamla annem elimden aldığı parlak küpeleri kulaklarıma takmaya koyuldu, “Baban da merak eder hem, Alaz’ da bizimle gelecek ya aklımız kalmasın bir başına öyle.” Onlar ani gelen bir düğün haberiyle saat üç gibi şehir dışına gideceklerdi ama ben istemiyordum. Zaten o saatte dersim vardı, ayrıca evlenecek olan kişiyle da bir sohbetim yoktu.

Küpelerimi taktı, onlara keyifle dokundum. “Tamam anne, haber veririm merak etme. Anahtarımı da aldım, telefonum çantamda. En geç yedi gibi evde olurum.” Çokça isterdim ki daha uzun vakitler dışarıda olayım, bir de yağmur yağsın serin sokaklara..

“Afferin benim güzel kızıma.” Omuzlarımın iki yanından tuttu, beni öperken kurduğu cümlelere karşılık veriyordum “Nazenin üşüme kızım.” Triko elbisemin kısa oluşundan söz ediyordu, bel oyuntuma dokundu. “Bir hırka mı alsan?” Aynı zamanda acelesi olduğundan annem gözümde çok tatlıydı fakat hayır, böyle çok güzel olmuştum ve hava güzeldi.

“Hava soğuk değil anne, üşürsem alırım.” Sabahın aksine güneş, havayı ısıtıyordu. Sanıyorum ki saat bir gibi de daha sıcak olurdu.
Annem el salladı, “Tamam annem. Hadi, ben çıktım. Sen de bir şeyler atıştırıp çık.” Kapıya ilerledi, “Nazenin, üşürsen okulun oradaki mağazalardan kendine bir hırka al. Hasta olma kızım.” Aklımdaydı, annemi yolculadıktan sonra yarım kalan hazırlığımı tamamladım. Bir şey yemeyecektim, belki bunu okulda tekrar gözden geçirirdim. Veya açlığımdan kaynaklı otobüste midem bulanırsa pişmanlığımı dile getirirdim ama hayır, şu anlık bir şey yemeyecektim.

Çantamı ve komodinin üzerinde iki parça halimde duran ince test kitaplarımı aldım. Bugün kendime bir kalem almak istiyorum, ucunda süs olan barbieli bir kaleme hayır diyemezdim. Herkesin var olduğu bir yerde onu kullanmaktan çekinebilirdim ama odamda bunun tadını çıkartacaktım. Halâ kokulu silgilere bayılıyorum, fosforlu kalemlere, simli tükenmezlere…

Çantamın içinde telefonum çalmaya başlayınca bir yandan kapıyı açıp bir yandan telefonumu aramaya koyuldum. Fakat bu anlıktı, Vural’ ı kulağındaki telefonu indirirken görünce duraksadım. “Benim benim.” Dedi aramayı kapatırken, ardından başını hareketlendirip göz kırptı. “Hayrola? Nereye böyle?”

Bu kadar erken uyanacağını sanmıyordum, Vural’ ı görmek beni şaşırttı doğrusu. Bu şaşkınlık da dilimi belli kelimelere böldü “Ay, ben,” Kapıyı ardına kadar açtım. Arayacağını da tahmin etmiyordum ya, utandım ve utancımın yanaklarımda kendini belli ettiğini hissettim. “Okula gidiyordum.”

Verilen sözlerin tutulduğunu biliyorum, çünkü bana bu zamana kadar sadece ailem söz vermişti ve babam, mütemadiyen sözünü tutan bir adamdı. Ben babam haricinde kimseden söz almadım, kimseyle de biz sözlük konuya düşmedim. Yani Vural; tüm istisnai durumlarımın köküne kadar iniyordu.

Halihazırda bir rahatlıkla kasaya yaslandı, “Hani gitmeyecektin?” Sesi o kadar güzeldi ki… Öte yandan haklı, ona mahcupça bakar oldum “Uyuyamadım ben, yani bir saat sonra uyandım tekrar, duş falan aldım. Sabah seni de öyle görünce epey uyursun dedim. Annemler de işe gitti, ben de bari okula gideyim sıkılmayayım dedim.” Saat ona geliyordu, ben de düşüncelerimden haksız sayılmam. Nitekim onun da bana hak vermesini isterdim.

Ara ara başını sallıyor ve beni pür dikkat dinliyordu. Sakinliği gülümseyişe meydan verdi, ben konuştukça bir süre sonra o gülümser oldu ama bu yalnızca derin bir tebessümdü.
“Aldım uykumu, merak etme. Ben de sen uyuyorsundur diye aramadım, internetin de kapalı.” Mesaj atmış demek ki, bir noktadan sonra Vural’ a ulaşabileceğimi unutmuşum.

Çok ince bir andı, hatta iletişimde bulunduğumuz en derin konuydu diyebilirim. Birbirimize bu kadar açık oluşumuz ilk kez tattığım duygulardan yalnızca biriydi. “Dün gece telefonumu şarja takmayı unutmuşum, uyandığımda da geç fark ettim şarjdaydı.” Tabi yine de tam dolmamıştı ama beni bugünlük epey idare ederdi.

Vural anladığını ifade ederken “Hadi.” Dedi çıkmamı söyler gibi. Okula gitmeyecektim yani, buna karşılık sevincimi sanıyorum ki belli eder oldum. “Eve bırakmayacak mısın?” Tek elimde tuttuğum kitaplardan söz ediyordu; onları iki elimle kavradım, aksi halde biraz daha bu şekilde tutarsam düşebilirlerdi.

“Hayır, daha sonra kütüphaneye giderim.” Vural ile her ne yapacaksak ardından sakin bir ortamda günü düşünürken test çözmek hoş olurdu. Doğrulup elini uzattı, “Ver bana.” Kitaplarımı ona verip ayakkabılığa yöneldim. Beyaz botlarımı giyecektim, hem kaba değillerdi hem de çok hoş bir topukları vardı. Onları zemine bırakırken Vural tek elinde tuttuğu kitaplarla bana bakıyordu. “Babanlar çıktı mı?”

Bunu bilmeden mi benimle bu şekilde konuşuyordu sahi? Salınan sarı saçlarımı sağ omzuna aldım, bu sırada sol botumun fermuarını çekiyordum. “Evet babam erken çıkmış,” Botlarımı giyindim, doğrulup saçlarımı arkaya ittim, kapıyı çeken Vural merak içindeydi. “Kuzenin?” Kitaplarıma uzandım ama elini geri çekip asansörü işaret edince de bir adım önünde ilerlemeye koyuldum. “Sabah gördüm onu, ben duştayken gitti.”

Vural hemen ardımda ağır ağır ilerliyordu, bir cevap vermedi. Zira onun yerine alıp verdiği derin soluk her şeyi anlatmaya yetti. Alaz’ dan haz etmiyordu, sebebinin ise ilk karşılaşmalarındaki bahtsızlıktan olduğunu düşünüyorum. Alaz kelimelerini hoş seçen bir adam değildi.

Yan yana geldiğimiz vakit asansörün tuşuna dokundu, kapılar açıldığında ise içeriye girdik. Kendimi Vural’ ı izleme konusunda yetersiz görüyordum, bu her daim böyleydi. Onu, aynalara bu kadar yakınken dahi izleyebilmek benim için bir karnavalken dün akşam birlikte vakit geçirdiği arkadaşlarının ne kadar şanslı olduğunu bir kez daha anımsadım.

Kim bilir hangi anlarda açık açık Vural’ ı izleme vakitleri olmuştu? Ya da kim bilir günün hangi saatlerinde birlikteydiler? Gecenin üçü, bir caddenin en güzel yeri; benim hayalim.

Yutkundum, uzun kollu pembe elbisemin dokusunu incelemekteydim ve sonra her ne olduysa bir an başımı kaldırıp Vural’ ın düşünceli haliyle göz göze geldim.
“Ne oldu?” Bunu hiç çekinmeden söyleyebilmiştim, doğrusu ben de şaşkınım. Niyetim onu uzun uzun izlemekti, gözlerine bu kadar cesur bakabilmemin de bir sırrı yoktu. Ben, sadece ona takım elbisenin ne kadar yakıştığını bir kez daha görmek istemiştim.

Toz pembe elbisemi işaret etti “Üşür müsün acaba?” Üşümezdim, bir an açıkta kalan bacaklarıma bakar olup Vural’ a dudak büktüm.
“Ben varken sorun olmaz da,”
Elbisemi süzerken mırıldanışının ardından yüzüme döndü, bakıştık ve ben hatırı sayılır bir hisle gülümsedim. “Cümleyi çevirmeyecek misin?” Bir art niyet içinde olmadığını bildiğimden belki de, bundan rahatsız değildim. Vural’ ın açık bir yüreklilikle beni süzmesi veya elbisem hakkında konuşurken bacaklarıma bakmasında aşikar bir kaba duygu hissetmedim.

Yanım sıra “Hayır.” Derken epey tok bir hali vardı. Ciddi ciddi benim yanımda giyebilirsin diyordu ve bunu göz göze geldiğimizde eveleyip gevelemiyordu. Vural cesur bir adamdı, ben ise her daim utanç duyan kızdım.

“Çok kısa.” Daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi, anlamsız bir suretle ona döndüğümde başını tavana kaldırıp iki yana kıtlattı.

Söylemini duymazdan geldim ama kıskandığı varsayımıyla biraz da utandım. Kalp atışlarım daha duyarlı olmaya başlamıştı, haliyle yüzümün aldığı şekli gizlemek istedim. Evvelden beri kalbimin boğazımda çarptığını bilmezdim, Vural’ dan kaynaklı olduğunu bilmesem bir kalp krizi eşiğinde olduğumu sanırdım. Neyse ki asansör kapısı çok geçmeden açıldı, otoparka indiğimizi fark ettim.

Karanlığın soğukla kucaklaştığı bir yerdi. Konuşmamız duvarlarda yankıya sebep olacak, demir gibi işleyen soğuğu ise kısa sürede insanı hasta kılacaktı. Bir başıma olduğum vakitler bu kata inmeyi sevmiyordum.

Bağrıma vuran sert havayla kollarımı birbirine sarmıştım, çok geçmeden ceketini çıkarttığını fark ettim. Onu omuzlarıma bırakırken homurdandı “Söylemiştim,”
Bu halimden pek memnun görünmüyordu. Ona döndüğümde bunu yüzünden de anlayabildim ama taviz vermek istemedim.
“Hile yapma, burası soğuk.” Oysa burun kıvırmıştım, neşelenir sandım aksi gibi baktı bana “Nazenin, emin ol sana bu konuda hile yapmam, üşümeni isteseydim daha farklı bir yönlendirme yapardım.” Elbette, sonuçta daha az evvel üşümemden endişe eden oydu.

Vural epey uzun boylu bir adamdı, bu sebeple omuzlarıma bıraktığı ceket kalçalarıma kadar iniyordu. Ona sıkıca sarılmama gerek kalmadan sıcacık oldum. “Yine ceketini aldım diye bana böyle davranıyorsan geri verebilirim.” Zaten üşümesini de istemezdim fakat konuyu oraya bir türlü taşıyamıyordum.

Nihayet, gülümseyip kolunu omzuma atarak beni kendine çekti “Kıyafetlerimi giymen için seni kutuplara götürürüm Nazenin.” Delice, delice bir çarpıntıdaydım. Delice bir mutluluk, delice bir an, delice bir… Aramızda sığıntı gibi kalan kolumu beline götürüp götürmemek konusunda kararsız kaldım. Mesele şu ki, elimi kolumu nereye koyacağımı bilemedim ama adımlarım hep Vural’ dan yanaydı.

Vural beni kolunun altına almıştı.
Vural, beni, kolunun altına almış yürüyordu…

Sanıyorum ki allığımı eğer sürmemiş olsaydım da buna asla gerek kalmayacaktı. Zira yüzümün alev aldığını hissedebiliyordum. Çünkü Vural’ ın kolu altında olmak, aklıma denk düşen en gürültülü sevinçti. Anında tadını uzun uzadıya çıkartmak isterdim. Bir yanıt veremedim, bunun yerine tebessümlü yüzümü Vural’ a doğru kaldırınca onunla göz göze geldik. Şahane bir andı, ikimizin de keyifli olduğu akla kazanılası bir andı.

Arabaya ilerliyorduk ama ben hala nerede olduğunu görememiştim. Issız alanda yalnızca bizim adım seslerimiz duyuluyordu, sonunda gülümsedim. “Aa.” Impala, bir diğer adıyla da teneke tam karşımızdaydı ve ben onu gördüğüm an Vural’ a bakamadan Mina’ yı görmüş gibi oldum. “Ne zaman getirdin?” Şaşkınlığım mucizevi bir ana şahitlik ediyordu çünkü onu günlerdir görmüyorum ve bu süre zarfında otoparkta olmadığına emindim.

“Bu sabah.” Dediğinde Vural’ dan ayrılmış ceketimi tuta tuta araca ilerliyordum. “Neden?” Dedim keyifle, onu yeniden görebilmek çok güzeldi. “E sen seviyorsun tenekeyi.”  Ön kapı hizasında simsiyah tavana dokunmuştum, omzumun üzerinden keyifle bana doğru gelen Vural’ a gülümsedim. “Bunu bana ilk söylediğinde garip bir adam olduğunu düşünmüştüm.” Teneke, bir zamanların en anlamı yitik kelimesiydi benim için.

Simsiyah bir araçtı teneke. Geceyi bile aydınlatan parlak bir siyahı vardı ve bu arabanın basit bir dilde harcanması açıkçası beni çok üzmüştü. Hala öyle, geçmişin izini taşıyan Impala beni bir kez daha bu izbe yerde kendine çekti.
Göz alıcıydı,

“Öyle mi?” Dedi bir elini elimin biraz ilerisine koyarken. Vural’ a döndüm, bana doğru ufak bir adım attı. “Şimdi?” boşta kalan elini de diğer tarafıma yerleştirince ondan çekinmedim. Aksineydi her şey, gözlerimi kıstım, “Hala garipsin demek istemiyorum.” Onu gülümsetmiştim, böyle bir anda; yani birbirinize bu kadar yakınken ve Vural beni himayesi altına almışken aksini de söyleyebilirdim ama öyle değildi.
Vural hiçbir zaman hayallerimin dışınca garip bir adam değildi. O, benim hayallerimin de üstündeydi.

Birkaç saniye boyu; gözlerinden geçen hatırı sayılır ifade hoştu. Onunla derin bir yolculukta yine kolunun altında ilerlemişiz de bir yerden sonra beni kucağına almış gibi bir bakışmaydı. Derinleşti, derinleştikçe kuyunun dibi bana fazla heyecanlı geldi ve yüzüm elbisem gibi pembe bir tona süründü. Vural bunu fark etmiş olacak; çok da geçmeden başını minik bir harekete tabi tutup sol elini indirdi. “Gidelim hadi, üşüme.” Kolları arasından ayrılıp diğer tarafa adımladım, “Ceketin çok sıcak tutuyor.” Konu hem dağılsın, hem de bir cesaret içinde olalım istiyordum. Araca binmek üzereydik, “Bacakların.” Dedi imayla, bu onu sanki daha katı bir figürüne itiyordu. “Bacakların Nazenin.”

Sessiz kaldım.

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 56

Az bölüm kaldııııı

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 41

Serdar bakkk serdarr

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Bir konuşa bilseniz ikiniz de

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Evet bacaklari ne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Sakın ol kalpten gitme
Bayılma nazeni

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

Nazenin rahat bırak adamı ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Adam özgüveni yüksek baya baya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Çok kibarsın Vural çim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Buda Barbie sevdalısı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 11

Çok içene söyledin her halde
Armiyorsun
Direk yüz yüze konuşuyorsun

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Keşke arsan ama olmuyor işte

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Ya bizim bu kızların kabusları ne olacak ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Ağzını bir açsa neler söyleyecek de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Biri seviyor diye dönerci açar biri seviyor diye arabasını altında gezdirir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Ohhhis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Vural'ın yanında istediğini yaparsın aşkım

Yorum için giriş yap