← Meftun

Meftun

Bölüm 9☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

Seni görünce söyleyeceklerimi unutuyorum.
Seni, senin hudutlarının dışında seviyorum.

Nazım Hikmet RAN

☁️

Sevgili günlük;
Bugün Vural’ la aynı güne uyandım.

Eğer bugün bir yazı dizisine başlayacak olsam ilk cümlem bu, ilk hissim ise sayfaları köşelerine kadar dolduracak olan heyecanım olurdu. Daha gözlerimi araladığım ilk anda aklım Vural’ a koşmuş ve ardından ondan gelecek bir haberle telefonuma uzanmıştım. Bir mesaj ya da çağrının olmamasına ne yazık ki demeyecektim, çünkü ben dün akşam itibariyle bunlardan çok daha fazlasına sahiptim.

Ben, Vural’ la aynı apartmanda uyandım.
Şu an tam da alt katımda o vardı. Belki ayağımı sertçe yere vursam beni duyar, yahut camdan seslensem beni sesimle cama çıkardı. Ona bir adımdan daha fazla yakındım, iç çekişim bu sebeple beni gıdıkladı.

Kapım aralandı ve annem, “Nazenin.” fısıltıyla konuşuyordu. Gözlerimi ovuştururken yatakta oturur hale geldim. “Günaydın anne.” Bu sabah ekstra mutlu uyanmamın dışında alelade bir sabahtan hergangi bir farkım yoktu.

“Günaydın annem, ben çıkıyorum. Sen kaçta gidecektin?” Bugün dersim öğleden sonraydı, “On bir gibi çıksam yeterli.” Tahmin ediyorum ki Alaz ve babam çoktan gitmiş olmalıydı, annem de çıkmak üzere “Tamam annem, saat sekiz. İstersen biraz daha uyu.” Uykumu almıştım, daha fazla uyumak istemiyordum. Bacaklarımı yataktan sarkıtıp bununla ilgili birkaç cümle kurdum.

Zamanın hoyratça tüketilmemesi gerektiğiyle ilgili bir çok makale okumuştum. Bunları her daim destekleyen fikirlere ve fillere de elbette ki sahiptim.

“Tamam o zaman annem. Dur, senin için güneşliği açayım.” Gece yatarken kapatıyordum, arada hayli mesafe olsa da karşı apartmanda gözleri iyi gören bir birey tarafındam izlenmek istemezdim.

Annemin güneşliği çektiğinde odaya vuran ışığın içimi derin bir huzura kavuşturduğunu söyleyebilirim, gözlerimi yumdum. Ardından elini yüzüme yaslayıp başımı öptü “İyi dersler anneciğim. Beni haberdar et.” Muhakkak, anneme evden çıkarken ve derslikte haber verecektim. Dudağımın kenarı usulca salındı “Sana da iyi işler.”

Annemin ardından ben de ayaklanıp odamda ilerledim. Günün hangi saatinde Vural ile denk geleceğim bir muammaydı, belki de gelmezdim ama ben yine de içimde varlığını sürdüren güzel hisleri uzun bir vakit sürdürecektim. Çünkü; onunla benim aramda bir mesele vardı ve bu mesela vazomdaki turuncu güllere kadar uzanıyordu.
Gözlerim güllere ilişti, güzel güller, mis gibi kokan güller.. Hangi bahçenin demetiydi? Parmakarımı yapraklarına dokundurup onları okşadım, sevdim, kıyamadan öptüm…
Vural; seninle boş ve isli bir yolda bile peş peşe ilerlemek bana harikalar diyarında sonsuz bir patikayı andırıyordu.

Onunla uzun uzun bir hayali düşlemek isterdim, zira bu hayal; çoğu zaman yersiz bir iç çekişten daha iç gıdıklayıcı olabilirdi.

Vural…
Adı, sanı, varlığı; yokluğuna dek izleri, her daim benimle var oluyordu. Gecem, peşi sıra gündüzüm her daim bir yanı peşinde aklım…

Annemden sonra yogamı yapıp hızlı bir duş aldım. Ardından da kahvaltı yapmak üzere evde ekmek olmadığını fark edince hazırlanıp çıktım. Duş aldığım için daha fazla acıkmıştım ve bu sabah canım taze ekmek istiyordu. Çelik kapıyı çektim. Yol boyu Şafak ile konuşabilirdim aslında ama adım kadar eminim ki o daha uyuyordur. Uyku düzeni konusunda çok farklı iki insandık; Şafak’ ın hayatı gece, benim ise gündüz başlıyordu. Tıpkı karakterlerimiz gibi; elbette ne olursa olsun Şafak benim için çok değerli bir arkadaştı, bazı aydınlık yanlarımı ise tamamlayan gecedeydi.

Merdivenleri kullanacaktım. Ne kadar çok hareket edersem benim için o kadar iyiydi ama muhtemelen dönüş yolunda tercihim asansör olacaktı. Bu kadar katı nefes nefese çıkmak istemiyordum.

Tam Firuze Teyze’ lerin kapısından geçerken ardımda  adımı işittim “Aa, Nazenin.” Bu arkama dönmeme sebep olmuştu “Günaydın Firuze Teyze.” Firuze Teyze ellerinde poşetlerle bir yerden geliyordu.

“Nereye kızım? Günaydın.” Asansörden çıktı, ben de “Ekmek almaya gidiyorum.” Derken birkaç adım geriledim ama aksi gibi şaşkınca elini bana uzattı. “E ben aldım, gel hadi birlikte yapalım kahvaltıyı.”

Aslında hiç de kötü bir fikir değildi, ben sadece Vural’ ın annesi olma sebebiyle hala biraz çekiniyorum diyebilirim.

“Teşekkür ederim Firuze Teyze, ben alırım.” Ayıp olacaktı, zahmet vermek istemezdim ama sanki onu geri çevirmem daha ayıp olmuş gibi baktı bana “Kızım olur mu öyle? Gel işte Ali Amcan aldı getirdi, indim aşağıya aldım bende mis gibi sıcacık bak. Benim de yalnız canım sıkıyor.” Demek ki gitmişlerdi, Vural’ da gitmişti ve Firuze Teyze evde tekti.

Karasızlıkla “Ben.” Dedim, aslında kötü olmazdı ama bilemiyorum “Gel hadi geel.” Diyerek anahtarı kilide taktı “Patates soymuştum kızartırız da bir güzel,” Sanırım buna hayır demek istemiyordum. Başımı sallar gibi olup Firuze Teyze’ ye doğru ilerledim “Tamam o zaman.”

Eve peş peşe eve girdik ve bu süreçte Firuze Teyze’ nin teklifini kabul ettiğim için ne kadar mutlu olduğunu gördüm. Aksi halde ben de rahat hissedemezdim. Doğrusu, yüz ifadesi benim için pek çok şey ifade ediyordu.

Ben ardımda kalan kapıyı örterken Firuze Teyze “Gel kızım, çıkart hırkanı. Ben şu ekmekleri mutfağa bırakayım, ellerimi yıkayıp geliyorum.” Söylemleriyle mutfak, ardından banyoya ilerlemişti bile. Hırkamı çıkartıp dolaba asarken biraz aceleci davradım ama evin mis kokusunu içme çekerken aynı durum söz konusu değildi. Tüm hol mis gibi lavanta kokuyor, bir de üzerine sabah güneşi buraya kadar ulaşıyordu.

Mutfağa girdim, Firuze Teyze ellerini yıkayıp peşimden gelmişti. Bir kısmı kızarmış, diğer yarısı ise kızarmak için bekleyen patateslere yöneldi. “Ben ne yapayım?” Çay demlenmiş, demliğin yanına ilerledim ama “Ah Nazenin, gel kızım bardakları çıkart sende. Dersin yok muydu bugün?” Deyince de dolap önünde buldum kendimi.

“Var, on bir gibi çıkarım bugün dersim biraz geç.” İki bardak aldım, iki çatal, Firuze Teyze’ de buz dolabını açıp “Yaa, ay maşallah erkenden uyanmışsın.” Diyerek kahvatılıkları bana uzatırken hayretle gülümsedi. “Senin yaşıtların genelde pek sevmez sabahları erken uyanmayı da.” Biliyorum, az çok.

“Erken kalkmayı seviyorum, günün tadı böyle çıkıyor.” Özellikle ilk baharda, yazın neminden hemen önceki o mühtiş evre.

Bardakları masaya bıraktım, ekmekleri masanın en köşesine aldım, bir yandan sandalyeleri toparlarken bir yandan da Firuze Teyze’ yle mubabbete koyulmuştuk.

“Anlaşıyor musun kuzeninle? Pek bir beyefendi, bizim Vural gibi değil.” Oysa Vural daha beyefendiydi ama bunu üstelemek istemeden Firuze Teyze’ ye doğru ilerledim. “Anlaşıyoruz. Yani, bilmem. İyiyiz Alaz’ la.” İnsanlar onu nasıl görüyorsa tamamen aksiydi, yine de bunu bilsinler istemedim.

“E o senden büyük ya, anca o kadar anlaşırsınız zaten Nazenin.” Belki de haklı olabilirdi bilmiyorum. Alaz ile ilgi alanlarımız çok farklı ama bir insanla anlaşmak için onunla yakın yaşlarda olmamız şart mıydı emin olamadım. Neticede Vural’ da hepimizden büyüktü ama anlaşma deyince de o ve ben…

Peynir tabağına uzandım, şimdiden fena halde acıktım diyebilirim. “Öyle Firuze Teyze.”

Masayı kısa sürede hazırlamıştık, patateslerin de kalan bir kısmı kızardı. “Sen şu dolaptan çikolatayı da al otur Nazenin. Ekmekler soğumadan yiyelim, ben geliyorum kızım.” Masaya yaklaştığımda Firuze Teyze’ nin sesiyle biraz manzaraya baktım, ardından kapının yanındaki dolaba ilerledim.

Birkaç çeşit çikolata vardı; bitterli, sütlü, beyaz çikolata, fındık tanecikli olan. Hangisini alacağım konusunda kararsız kaldım, ama ben sütlü seviyorum. Büyük olan kavanoza uzandığımda kapı aralandı ve şaşkın bir “A a.” Sesi duydum. Kime ait olduğunu saliseler içinde anlamıştım, hızlıca Vural’ a döndüm.

O, buradaydı.

Vural,
Sanki bir gün döngüsünün içindeki karmayı ortaya çıkartandı. Benim şaşkınlığım onun tatlı bir A-a deyişiyle kendine bir yer bulmuştu. Ben, o yeri çok sevdim.
Bir şaşkınlık, insana bu kadar mı yakışır bilemem, fakat Vural’ ın dudakları arasında çıkan nida beni gülümsetti.

Bir eli beyaz gömleğinin kolunda, onu yukarıya doğru kıvırıyordu beni görünce duraksadı. O duraksadı, ben utançla gözlerimi kaçırır gibi oldum. “Merhaba.” Şaşkındı ama bu, durumdan memnun bir şaşkınlıktı. Elbette ki beni görmeyi beklemiyordu, nitekim ben de Vural ile aynı fikirdeydim. Bana hiç söylenmemişti, oysa kısık sesimle utana çekine “Merhaba.” Derken bilmek isterdim.

Firuze Teyze Vural’ ın yanından geçip mutfağa girdi “Günaydın oğlum, erkencisin. Ben epey uyursun dedim.”

Vural annesini izledi, ardından yanımdan geçerken yanağımdan yavaş, sakin bir makas aldı “Hoşgeldin Nazenin.” Yüzüm kızardı, yanağımı ısırsam da bunu belli etmemek üzere çabalıyordum.

“İşlerim var anne, akşam masada bir evrak vardı nereye koydun onu?”
Bugün oldukça keyifli görünüyordu. Aslında, keyifliden ziyade daha çok kendi gibiydi. Kasmıyor, hiç bocalamıyor, sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi davranıyordu. Oysa insanın kendini başka bir insanın yanında böylesine rahat hissetmesi ne kadar değerliymiş, ben şimdi fark ediyorum.

“Baban aldı oğlum.” 

Yüzümdeki gülümsemeyi silmek ve onu bir ömür saklamak arzusundayım, bir yanımın bu hadiseyi defalarca tekrar edeceğinin bilinciyle kavanozu alıp dolabın kapağını kapattım. Vural biraz daha ilerideydi ve arkası bana dönüktü. Yanından geçerken cebindeki telefona uzandığını gördüm. “Hadi be.” ekrana bakıp tekrar cebine koydu, Firuze Teyze masaya bir bardak daha almış çayları dolduruyordu. “Bir şey mi var Vural?”

Masaya fazladan koyulan çatal, tabak ve bardağa bakarsak birlikte kahvaltı yapacaktık. Onunla ilk defa aynı masaya oturmuyordum ama bu çok başkaydı, bilseydim gelir miydim emin değilim. Muhtemelen utancımdan bir şey yiyemeyecektim.

Vural telefon elinde, ekrana baka baka kendine bir sandalye çekip oturdu. “Yok, tamam ben babama uğrar alırım.”

Demli çayı o aldı, bu sırada telefonu masanın bir ucuna bırakmıştı. “Yasemin Abla çıktı mı?” Annem genelde erken giderdi, başımı sallamakla yetinmek isterdim ama gerginliğimi biraz olsun atabilmek adına mırıldandım “Çıktılar.”

Servis tabağındaki patates kızartmasına uzandı, Firuze teyze kalan patatesleri kontrol edip geldi “Kuzenin?” Derken hem çatalını batırmış hem de bana bakmıştı. Vural, onu sevmiyordu ve bu mimiklerine kadar yansıyordu. Elimde değil, haline biraz gülümsedim. “Onu görmedim, ben uyanmadan çıkmış.”

“Nerede çalışıyor Alaz? Ben sevdim komik çocuk.” Firuze Teyze masanın başında, ikimize de eşit uzaklıkta oturuyordu. Ben de, dün Vural’ la yan yana oturduğumuz için bugün karşılıklı oluşumuzdan bir uzaklık hissettim.

Vural tabağıma uzandı, “Sen de diyorsun anne bak, çocuk.” Tüm bunlara aldırış etmeksizin bir mimik sergilemişti, tabi kısa sürdü. Tabağıma patates kızartmasından koyuyordu, babam gibi.
Sahi, Vural şu an bana karşı bir baba gibiydi. Gömleğinin kolları katlı, her konuya hakim ve tutuşunu ortaya seren güçlü bilekleri. Tam olarak bu görüntü, evet, elbette…

“Ali’ nin şirketinde çalışıyor.” Deyince Firuze Teyzenin aksine şaşkınlığımı belli ettim. “Arkadaşın mı?” Başını salladı, oysa dün herkesin içinde bundan söz etmemişti. Epey doldurduğu tabağımı önüme uzattı, “Çocukluk arkadaşım.”

“Ne güzelmiş, Ali göz kulak olur çocuğa.” Vural tek kaşını kaldırıp şöyle bir baktı annesine ama Firuze Teyze’ nin bir şey anladığını sanmıyorum. Vural bir şey söyleyecek gibi oldu, ardından göz ucuyla yüzüme bakıp sustu ve tamamen bana yöneldi.
“Senin dersin kaçta?” Şimdi de kız kardeşi gibiydim, fikrim yüzüme yansıdı. “On iki kırk Vural Abi” Baktı, kelimelerim arasında bana öyle bir baktı ki buna bir his dokunduramadım, oysa bilerek yapmıştım.

Başını salladığında tabağımı nihayet önüme bırakıp peynire uzanmıştı. “İyi, ben bırakırım seni abisi.”

Hoşuma gidiyordu. Bunu bile bile yapıyor, Vural’ a bilerek abi diyor ve aldığım cevaba ise asla üzülmüyordum. Bilakis, onunla böyle bir söylemin ortasın olmak benim için fazla anlamlıydı; özellikle de duygularından neredeyse eminken.

Vural tarafından patates kızartmasının yanına bırakılan peynirden bir çatal aldım. O kadar garipti ki, buna bir anlam vermek yerine durumu düşünür oldum. Daha az evvel Vural’ dan çekiniyordum ama şimdi Vural’ dan cesaret alıp patateslerimi gayet rahatlıkla yemeye koyulmuştum.
“Hiç zahmet etme, ben otobüse biniyorum hemen önünde bırakıyor zaten.”

Firuze Teyze çayına yöneldi, “Bırakır bırakır, uğraşma şimdi otobüsle.” ardından Vural’ a döndüm çünkü bana tam olarak “Sence derdim o mu Nazenin?” Diyordu.
Derdi neydi? Ben bile anlamadım? Cümlenin bir sorun teşlik ettiğini sanmıyordum ama sanırım, yani bakışlarına bakarsak Vural baş başa kalmamızı istiyor olabilirdi. Veyahut kafamda kuruyordum.

Omuzlarımı hareketlendirip gözlerinde duraksaydım, ki bu zordu “Sen bilirsin.” Birlikte gitmek istiyorsa giderdik, birlikte yürümek istiyorsa yürürdük, benim için de güzel olurdu. Vural’ la vakit geçirmeyi, onun kimseyi umursamayan hallerine dahil olmaya çalışmayı seviyordum.
Vural, bana göre bu hayatta kuralı bozan tek insandı. Daha evvel görmedim ama kendi dünyasında özgürmüş gibi geliyordu. Vural bana; bu akışı stabil olan hayatın farklı yüzünü besliyor gibi hissettiriyordu.

Önüme koyulan taze ekmeğin kokusu burnuma o kadar güzel geldi ki ondan bir parça koparttım. Hemen ardından önüme tereyağ itildi “Nazenin yağ sür bak, köyden getirttim harika tadı var bir ye. Ben de patatesleri alayım.” Ayaklandı, umarım kızarmışlardır Firuze Teyze’ yi daha fazla yormak istemiyordum.

Tereyağa ise hayır demezdim, bıçağımın ucuyla ekmeğime biraz sürüp ufak lokmayı ağzıma attım. Tadı gerçekten güzeldi ve çayımdan bir yudum alırken bunu keyifle dile getirmeden edemedim “Gerçekten çok güzelmiş.” Rengi normal tereyağlardan biraz daha sarı, kıvamı hoş ve gerçekten kokusu mis gibiydi. Firuze Teyze’ nin “Evet bak, afiyet olsun Nazoş.” Deyişini izleyerek ekmeğime biraz daha yağ sürdüm. Patatesleri boşaltıyordu, bu kısa sürdü. Aramıza döndüğünde ben bir parça daha ekmekle yağ yiyordum.

“Anne, ben bu akşam gelmem belki.” Vural hareketlerimi izlemekten tam olarak bu cümleyle vaz geçmişti. Annesine döndüğünde bu defa ben ona bakar oldum “İşlerim var.”

“Ne zaman gelirsin? Halıları yıkamaya yollayacaktık.”

Kahvaltısına devam ediyordu, bu konu onlar için sanıyorum ki hayli normaldi. Çünkü Firuze Teyze sorgulamak yerine halıları sormuş ve Vural “Bilmiyorum proje tamamlamam gerekiyor.” Demişti. “Beklesin halıların, acelesi yok.”

“İyi madem, öyle olsun.”

Bir parça daha ekmek koparttım, yağın üzerine incir reçeli sürecektim, “Beğendin, değil mi?” Söylediği kadar vardı, Firuze Teyze’ ye başımı salladım “Ben her gün böyle yesem kilo alırım, ekmek de çok güzel.” Alay ediyorum, denedim ve asla almıyorum. Firuze Teyze benimle birlikte reçeli önüme itti “Al kuzum al, bir şey olmaz.”

Kendimi iyi hissediyordum, beklenmedik. Vural kolundaki saate bakınca ona “Saat kaç?” Dedim. Patates kızartmalarımın çoğu bitmişti, soluklandı “On.” Henüz bir saatim vardı, Vural’ ı merak ettim “Sen kaçta çıkacasın? Benim için geç kalma.”

Bana baktı, “Geç mi kalmayayım?” Hafif çatılan kaşları gevşedi ve bana gülümsedi “Nazenin, yanlış anlama ama patron benim. Şirket benim.” Vural hiç sahip olduklarıyla böbürlenecek bir adam değildi. En azından ben bu zamana kadar bunun hissiyatına bir an olsun kapılmamıştım, o Alaz değildi ve şimdi zoraki açıklamasını yaparken dahi bunun mahçup gülümsemesini taşıyordu. Vural’ a birbirine bastırdığım dudakladımla eşlik ettim, “Haklısın.”

“Sana göre ayarlarız saati.” Annesine dönmüştü, “Sen ne yapacaksın anne?”

“Misafirlerim gelecek, kısır falan yapacağım bende bugün. Nazenin’ in yaptığı kekten yaparım o güzel olmuştu sever bizimkiler.” Adımı söylerken bana dönüp gülümsemişti, ona karşılık verirken Vural soludu.
“İyi bakalım.”

Kahvaltıma devam ederken anne ve oğul olarak ikisini izlemek yeterince keyifliydi. Sanki değil, muazzam bir düzenleri vardı. Seviyeli, hoş ve birbirlerine sahip çıkan aile ilişkileri ise izlenilesiydi.

“Misafir çocuklarına bilgisayar isterlerse ne vereyim oğlum?”

Cevabını tahmin edebileceğim bir soruydu, kıkırdayarak Vural’ ın şekilden şekile giren yüzünü izledim. “Annee,” dedi imayla “Söyle o zibidilere eşyalarıma dolunmasınlar. Evraklar karışıyor, parfüm şişemi de boşaltmışlar kilitleyecem sonunda kapıyı.” Şaka bir yana bu konudan rahatsızdı, ki ben de sevmezdim ve genelde odama kimse girmezdi. Alaz’ ın bazı anlarını saymazsak.

Firuze Teyze gözlerini kocaman açtı, sesi de “Ayıp oğlum, kilitlenmez öyle.” Derken epey şaşkındı ama Vural ellerini umarsızca birbirine kenetleyip parmaklarını kıtlattı, “Değil ayıp falan. Ben hallederim tamam.”

“Ay Vuraal.”

Patateslerinden yiyordu. Çatal elinde, eğik başını kaldırmadan “Hatırlattığın iyi oldu.” Firuze Teyze’ ye baktı “Çocukları yatağımda yatırıyorsun, hoşlanmıyorum.” Sonra yavaşça gözlerini bana çevirdi ama şu an hiç olmaması gereken bir andı, ben Firuze Teyze’ yle göz göze geldim. Ama, hani aramızda kalacaktı Vural?

“Birbirinize bakmayın, Nazenin’ i kast etmedim.”

“Nazenin’ i mi?”

Firuze Teyze ve ben, ben tam olarak kendimi kötü hissetme evresine geçmişken Vural sözlerini annesine yöneltti “Nazenin’ i yatağımda mı yatırdın anne hayırdır neden kıza bakıyorsun?” Ha yatmadım, tabi yatmadım, ben yatmadım, elbette yatmadım evet.
Firuze Teyze’ de benim gibi geç anlamış olacak ki “Hı evet.” Diyerek önüne döndü. “Aman Vuraal, ne yapıyorsan yap, kilitliyor musun beton mu döküyorsun.”

Vural bana dönmüştü, göz göze gelince ben ona kızmış gibi gözlerimi kıstım o ise kendini hayli belli eden bir gülümsemeyle yüzüme bakmayı sürdürdü. “Her zaman yapmam.”
Her zaman kilitlemezmiş, adımı söylese bu kadar üzerime alınır, tam da bu kadar utanırdım.
Başımı çevirdim.

“Bitir tabağını hadi.” Daha iyi bir gün olamazdı. Gerçekten, kendimi o kadar rahat hissediyordum ki tüm tahminlerimi yıkan br kahvaltının tam ortasında olmaktan büyük bir keyif alıyordum. Aşk, belki de utanmaktan çekinmekten değil de kendin gibi olmaktan yanaydı. Ben Vural’ ın yanında kendim gibi olabilmiştim, hatta denk gelirse sınırları dahi zorlardım.

“Ketçapı uzatır mısın?” Sınırları zorlamaktan kastım buydu, ketçap.

Vural masanın bir ucunda duran ketçapa uzanıp önüme koydu. Alıp sıkmayı denedim, pek gelecek gibi değildi. Beni izliyordu “Bitmiş mi? Salla biraz Nazenin.” Dediği gibi yaptım, sağ elimle katçap kutusunu hafif aşağıya yukarı salladım ve kapağını açıp sıktığımda etrafa püskürerek tabağıma döküldü.

Koca bir şaşkınlıkla “Eyy-vah.” Dedim, çünkü masanın bir kısmına minik ketçaplardan bulaştığını söyleyebilirim. Başımı yavaşça kaldırıp Vural’ a baktım, gülümsüyordu.

“Yaa,” Ona uzanır gibi oldum ama aynı zamanda vaz geçtiğim için elim aramızda duraksadı “Gömleğine sıçramıış.” Çok inceydiler ama benim gözlerim iyi gördüğünden kolayca seçebilmiştim. Vural başını eğip kendine bakarken Firuze Teyze’ ye döndüm “Çok özür dilerim.” Mahçup hissediyorum, Vural “Tamam Nazenin.” Dese bile. “Olur öyle.” Yerinden kalktı.

“Tamam kızım ketçap bitmiş ne olacak. Boşver sen, devam et kahvaltına.” Vural dolaptan aldığı yeni ketçabı açıp sallayarak önüme koydu. “Ye hadi ye.” Hevesimin bir dize utançla kaçtığını söyleyebilirim. “Yok, yani.” İstemiyorum, dudağımı utançla büktüğümde Vural yerine oturup tabağımı ve ketçabı önüne çekti.

Patateslerime ketçap sıkıyordu, onlara güzel bir şekil verip tabağı camın üzerinde önüme kaydırdı, “Bitir hadi Nazenin.” Ses tonu o kadar hoştu ve anlamlıydı ki sanki bir yandan utanma diyordu. Sonucu her ne olursa olsun getirisi fevkalade bir histi, dudaklarımın aldığı ifadeyle Vural’ a döndüm. Aynı sırada patatesimden bir çatal almış, Vural’ ın tebessümle arkasına yaslanışını izlemeye koyulmuştum.
Durumdan kaçan ilk ben oldum; güne güzel bir başlangıçtı.
Boğazını temizledi, ayaklanmak üzere “Sen bitir, sonra hazırlan çıkarız. Benim biraz işlerim var. Anne sen de Levent’ e ne yollayacaksan ver.” 

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 81

Bölümler ne sıklıkla gelir yazarsınız cevaplarmısın başka okuyacak kitap kalmadı üzgünüm mutsuzummmm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 81

Bizim iki kadın karakterin patates sevdası

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Kız adamın derdi biraz daha seni görmek jaksks

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Deme öyle sonra lazım oluyor abisi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Ayn beyfendi ne beyfendi anlatamam

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Kayinvalidenin gözüne de giriyorsun tsdyfuf

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Nazeni kayinvaliden çağırıyor gitt git

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

YİCEM BUNLARİ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Ben biliyorum derdini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

He sen bizi bırak abimmm

Yorum için giriş yap