← Meftun

Meftun

Bölüm 1☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

27 EYLÜL 2024 / İzmir

Ben Nazenin, evet yeni bir kompozisyon yazacak olsaydım sanırım böyle başlardım. Ben Nazenin Alagöz; yirmi yaşında edebiyat öğrencisiyim.

Ben böyle başlardım fakat eminim ki Figen Hoca tekrar beğenmeyip beni başka bir a dört kağıdına mahkum ederdi. Oysa kendini tanıtmaktan, bununla birlikte cümleleri yazıya dökmekten pek hoşlanmadığımı, zaten bu konuda da iyi olmadığımı ona defalarca anlatmıştım. Dile döktüğüm kelimeler bize binaen bana bir dert olsa da, vaz geçtiği görülmüş bir şey değildi.

Benim o kağıda yazacak belki bir kaç kelimem vardı, onlar da adım, soy adım ve belli iki şey daha. Yoksa bu yaşamda böyle bir ahenkte kimsenin benim dünyamı anlayacağını sanmıyordum.

Neticede insanlar bazı duygulara o kadar çok körelmişti ki hak etmedikleri dünyayı onlara açmak ne kadar doğru olurdu bilmiyorum. Hayal dünyamın bir dizi alaydan ibaret olması… Bu olasılık dahi olsa, beni şimdiden geriyor ve içimi bir kitap yanığı misali hüzünlü bir sızıyla kavuruyordu.

Kararımı vermiştim, onlara şiirlerimden, hayallerimdeki dünyadan ya da karmalardan bahsetmeyecektim. Bir fikrim vardı evet, bu içimdeki ruhla çoğu kez narin bir gezintiye çıkıyordum evet ama yazı yazmak bana göre aynı şey değildi. İnsanların bunu anlaması için okumaktan çok daha ziyade konulara göz açmaları gerekiyordu.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Arkadaşım merhabaa ((:: Düşündüm, yani hala düşünüyorum ama ben belki de bu yarışmaya katılmamalıyım.

Ona çoğu kez hocam veyahut öğretmenim dememden rahatsız oluyordu, arkadaşım kelimesini aramıza güzelce iliştiren o olduğundan kendimi bu konuda her zaman olmasa da rahat hissediyordum.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Sonuçta bahsettiğimiz hayatlar bambaşka ve ben kendimi herkese açmak istemiyorum. Bu konuda fazla çekimserim yüksek ihtimal aykırılıktan linçleneceğim

İnsanlar benim kadar naif insanlara genelde bunu yapardı çünkü, örselerdi.

Gönderen; Figen Hocam
Mesaj; Nazeninciğim lütfen tatlım. Zarif yüreğinin beğenileceğinden eminim. Farklı bir hayat, farklı bir sakinlik hepimize iyi gelecek

Ya da gelmeyecek.

Hem, ben bahsedilen kadar farklı olduğumu düşünmüyordum tüm bu olaylar bana artık hastalıklıymışım gibi hissettiriyordu. Şimdiden içimi sıkıyordu, konunun nereye gideceğini görmek zor değil.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ben kendimi açmak istemiyorum. Bana verdiğiniz imkanlar için size teşekkür ederim ama belki de her şeyi içimde tutmak daha güzel.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Bana farklı bir kutusun demiştiniz, ben o kutuyu kimse yokken seviyorum.

Yani kutum ve ben mutluyuz 🙂

Gönderen; Figen Hocam
Mesaj; Yapma arkadaşım tekrar düşün :)) Tekrar tekrar düşün tatlım, ben buradayım.

“Nazenin.” Adımı duyunca tebessümle daldığım ekrandan kapıya döndüm. “Anne.” Odama kadar geldiğini bile duymamıştım bile, beni zihnen bu kadar yoran bir konuyla neden daha fazla uğraşıyordum ki? Oysa güzel olan şeyler yormazdı, onların dinlendirmek gibi bir güzelliği vardı.

“Neler yapıyorsun tatlım? Bir karar mı verdin yoksa?” Sandalyemin bir kabuk gibi beni taşıdığı anlardaydım. Başımı çaresizlikle yana eğip sıkıntıyla “Anne.” Dedim. Beni dinliyordu, her zaman olduğu gibi tüm dikkati üzerimdeyken anlaşılacağımın bilinciyle devam ettim. “Dünyamı kimseye açmasam olur mu?”

Bunu kaldırabileceğimi sanmıyordum, insanlara; bakın! Şu gökte salına salına süzülen kuşta, şu yalnız ağacın dibinde bile ufak ama çok güzel bir hayat var demek beni ürkütüyordu. Onlara bir insanın bir insana duyduğu sevginin hangi kapıları aşındıracağını üç bes paragrafla anlatamazdım. Zaten söylediğim gibi, ben doğru kelimeleri bir araya pek toparlayamıyordum.

Annemin dudakları beni izlerken hafif bir sadelikle gerilmişti, belli ki ondan olumlu bir yanıt alacaktım.

Kollarını birbirine bağladığı sıra “Elbette.” Dedi. “Böyle bir zorunluluğun yok. Baban da bunu ister Nazenin, sen neyde huzurlu kalacaksan biz ailen olarak bunu isteriz.” Biliyorum, biliyorum bu yüzden yüzümü asan tüm sorunları annemin ya da babamın bana kurduğu iki cümleden sonra yok sayabiliyordum.

Fikrim zaten sabitti de, bunu en çok kendim için tekrarladım. “Hayır istemiyorum, söylediğin gibi zorunluluğum da yok.” Konuyu kapatmam yalnızca birkaç dakika, hatta belki daha az sürmüştü. Tüm bu gelgeç meselelerin ardından annem elini hadi dercesine uzattı. “Gidelim kahvelerimiz soğudu.” Eskiden beri her öğlen vakti bunu yapıyor, hep birlikte Türk kahvemizi içiyorduk. Tabi bu bana göre kahveden ziyade peşi sıra çikolatalarımı yediğim tatlı bir andı.

Pembe sandalyemden dönerek kalktığımda annem keyifle beni izliyordu, onda oturmayı da en az burada olmak kadar özlemiştim. “Babam bana fal bakacak mı?” Hiç öyle hir yeteneği olmamasına rağmen bunu sürekli dile getiriyordum, sonunda bu mesele aramızda ufak bir espri olmuştu.

Kaşlarını havalandırıp başıyla kapıyı işaret etti. “Denemek lazım.” Bazen kırmıyordu, baktığı anlarda komik yorumlarıyla bizi güldürdüğünden olsa gerek annem buna pek bir keyiflenmişti. Ben de ondan farksız değilken peşi sıra odamdan çıkıp evin diğer ucundaki balkona ilerledik. Annem kahvelerimizi yapmış yanına da benim için en sevdiğim çikolatalardan bolca bırakmıştı.

“Nazenin, sen bu sade kahveyi boşuna sade içme kızım yanında bir kilo çikolata yiyorsun.” Bana söylenen babamdı, ona doğru ilerleyip arkasında durduğumda “Ben formumu koruyorum şekerim.” Derken çoktan ona eğilmiş, yeni tıraş olmuş yanağına sakin bir buse bırakmıştım.

Ben ayrılırken başını belli belirsiz salladı, “Belli şekerim belli.” Babam tam bir anadolu adamıydı, dışarıdan o kadar sertti ki onu her an benimle böyle çocuklaşırken görmek içimi güldürüyordu. Bana şekerim diyordu ya hani, üzerine yama gibiydi; siyahın üzerine çok tatlı pembe bir yama.

Annem babamın hemen karşısına otururken ikisinin arasında kendime bir sandalye çektim. “Meral nasılmış hayatım?” Babam anneme yönelmişti ve sorun teyzemdi, iki ay evvel doğum yaptığı için okul sonrası bir süre yanında kalmıştım. Kocası o sırada iş için başka bir ilde olmak zorundaydı, geldiğinde ise bir nevi mesai değişimi yaşadık.

“İyiymiş bebek sonuçta, uyutmuyormuş sadece.” Ben oradayken de öyleydi ama her şeye rağmen Mina’ nın doğumu bende çok şey değiştirmişti.

Anne olmak istiyordum.

Hayatımda ilk defa çevremdeki herkesten aykırı, gizli ve suçlu gibi bir kaçamağı böylesine derin duygularla sahiplenmiştim. Şu an süratle ve daima okumam gerektiğini söyleyen, böyle şeylerin asla bahsi geçmediği babamın yanında oturmuş anne olmayı hayal ediyordum ya; düşüncesi dahi beni utandırıyordu belki ama ben yine de kaçınılmaz bir hisle anne olmak istiyordum.

Mina’ nın doğumu bana tam olarak bunu getirmişti işte. Tabi bir de yer yer uykularımı kovalayan kabusların arasında anne olduğumu da görmüştüm. Üstelik görmekle kalmamış, o hissi birebir yaşamıştım.

Çikolatalardan birine uzandım, “Eniştem giderse ben tekrar gidebilir miyim?” Babam “Sanmıyorum kızım.” Diyerek araya girdi. “Yakında okulun başlıyor, biraz şehre alış bu sürede. Bu yılın biraz ağır sanırım ortamın da yeni, her şeye alışırken derslerinle ayrıca ilgilenmelisin.” Evet haklıydı ama yine de Mina’ nın büyüdüğünü fotoğraflar haricinde canlı kanlı görmeyi çok isterdim o annesi gibi çok güzel bir bebekti.

“İzmir, Isparta gibi değil.” Diyerek dudak büktüm. “Daha büyük ve eminim daha keşfedemediğim birçok şey var.” Alışmak gibi bir fikrim, alışamamak gibi bir derdim yoktu. Babam memur olduğundan yıllarca il il gezip durmuştuk, zaten belli bir yerden sonra da bu bende alışkanlık olmuştu. Tabi umuyorum ve biliyorum ki artık İzmir son duraktı, artık düzenimizin teklikte ilerlemesinden yanaydım.

Babam beni onaylar gibi başını salladı “Öyle, zamanla kendin gözlemlersin artık.” Bu sırada çikolatalarımdan aşırmasıyla beni kıkırdatmış, annemin ise tatlı bir nidayla “Mehmet.” Diye yakınmasına sebep olmuştu. “A-a koca bir avuç birde?” Şu sıra sağlıklı beslenmeyle fazla ilgiliydiler, annemin buna ihtiyacı yoktu tabi ama aynı şeyleri babam için dile getirebileceğimi sanmıyorum.

Babam avcunu gösterdi, sesi bununla inceldi “Bir avuçcuk hayatım ama.” Kocaman elinde ufacık kalmış çikolataları azardan kaçan bir çocuk gibi anneme gösteriyordu. Onları izlerken kahvemden keyifli bir yudum aldım.

Çocukken babamın eteklerinde dolanan sarı saçlı ufak bir kız çocuğuydum. Tabi büyüdükçe değişen tek şey saçlarımın rengi oldu; artık daha kumraldı.

Hayatım boyunca babam böyle asi yanının aksine neşeli, mutlu ve korumacıyken annem çok naif, güzel ve alımlı bir kadındı. Büyürken onların bu hallerini daima büyük bir hevesle gözlemledim. Aralarındaki ilişki hep bir düzlemdeydi ve bu düzlemde birbirlerine çok aşıklardı.

Birbirlerini yıpratmadıkları sakin, saygılı ve düşünceli bir aşkla büyüdüğümden onlardan üniversite için koptuğumda gözlerim de yüreğim kadar boşluğa düşmüştü.

Bir masalın içinden sıyrılmıştım sanki, iki yıl evvel üniversiteyi kazandığım zamanlar babamın tayini İzmir’ e çıkınca gerçekleşen o ayrılık bizi hayli üzmüştü. Yine de ebeveynlerim olarak okumamı her şeyden çok istediklerinden benim Isparta’ da bir başıma kalmama sadece ufak bir ayrılık gözüyle bakmışlardı.

Belli bir yere kadar yapabilmiştim, ayrılık beni sadece dört dönem kadar yamacında tutabilmişti o ayrı tabi.

Şimdi babamın yanında çocuklaşan haline bakıyorum da onları özlediğimden kaydımı buraya aldırmakla çok güzel bir karar vermiştim. Nitekim birkaç gün evvel elimde valizimle kapıda belirdiğim an yüzlerinde gördüğüm hal her şeye bedeldi. Temelli geldiğimi öğrendiklerinde ise babamın beni saran kollarından sıyrılıp mutlulukla belirginleşen gözlerini izlemiştim.

“Okullar açılmadan,” Babam elini sandalyeme koyarak beni kendine çekti. Bir yandan da İzmir manzarasına eş diğer elini cam balkonda hareketlendirmişti. “Şöyle bir tatile mi gitsek?” Sesi ahşap sandalyeden çıkan hafif gürültüye karışmış, bu sırada annem uyarıcı bir sesle “Mehmet, canım.” demişti. “Vural uyuyordur, rahatsız olacak yapma.”

Babam kısa bir an anneme baktı, bu sırada eli fincana gitmişti. “Vural evde değil, sabah çıktı ya Yasemin.” Hale bakarsak alt kattaki komşumuzdan söz ediyorlardı, ben henüz tanışmamıştım ama annemle ne zaman konuşsam aynı dairede oturan Firuze Teyze’ lerle bir şeyler yapıyorlardı. Onlar gayet samimiydi yani, burada konuya yabancı olan bendim.

Annem gözlerini derin bir nefesle yumarak arkasına yaslandı. “Doğru, düğün benim aklımdan çıktı bir an.” Alt kattaki komşumuzun yeğeni evleniyordu, iki gün önce geldiğimden bunu konuşacak kadar vaktimiz olmuştu, bu akşamki düğüne de komşumuzun ısrarıyla hep birlikte gidecektik. Hatta bunun için yavru ağzı elbisem bile hazırdı, normalde düğünlere gitmeye pek hevesli değildim ama epeydir böyle bir ortamda bulunmamıştım. Annemle babamı yalnız göndermek de istemiyordum, bir değişiklik olacağını düşündüğümden daha gelir misin dediklerinde onların bu teklifini kabul etmiştim.

Babam tekrar bana döndü, “Ne diyorsun gidelim mi bir yerlere?” O kadar keyifliydi ki onun bu mutlu halini bozmak istemiyordum ama, “Daha yeni geldim baba,” diyerek olumsuzca dudak büktüm. “Biraz eve alışsam sanırım daha iyi hissederim.” İki yıldır buradaydık ama ben tatiller dışında hiç gelememiştim, biraz özene bezene pembelerle lilalarla turuncularla dekore ettiğim odamda kalmak istiyordum. Orası en çok da girişine yapıştırdığım led ışıklar sayesinde bir masal diyarı gibiydi, şu sıra bana huzur vereceğine fazla eminim.

Babam o sırada anneme dönmüş, annemden de benzeri bir cevap alınca başını öyle bir hareketlendirmişti. “Tamam o zaman, nasıl isterseniz.”

“Senin şu makale işi ne oldu?” Doğrusu bu konunun tekrar açılması pek hoşuma gitmedi. Kahveme yöneldim, bakışlarım güzel bir manzaraya açılan yedinci katın camındaydı. “İstemediğimi söyledim, beni kendi halime bırakır mısınız lütfen?” Konuşulmuştu, annemler Figen Hoca tarafından bizzat bilgilendirilmişlerdi ama ben de bu sabah kahvaltıda fikrimi dile getirmiştim. Odaklanmam gereken yeni bir şehirle birlikte üniversitem de vardı; bence bir süre kendi içimde kalmalıydım. Yalnızlığı seven insanlar bunu sık sık yapardı.

“Nasıl istiyorsan öyle olsun Nazenin, zaten her zaman önceliğin okulun bunu biliyorsun.” Elbette, babamın bunu tekrar tekrar söylemesinden de ne kadar önemli olduğunu görebiliyordum. O her zaman okula, öğretime ve bu uğurda edinilen bilgilere önem vermiş, sözleri ise yaşamım boyu bana yol olmuştu.

Hangi bölümü okuduğum ya da ne olmak istediğim hiç önemli değildi. Önemli olan her ne yapıyorsam mutlu yapmam, olduğum mevkiden keyif almam. Babam tam bir hayat adamıydı; hiçbir zaman iş, kariyer, maaş ya da statü umurunda olmamıştı. Onu irdeleyen tek şey mutluluktu, şimdi de benim ileride mesleğimi yaparken sadece mutlu olmamı istiyordu. Ben babamın gözlemlediği geleceği ve ilerleyiş şeklini seviyordum, yirmi yaşımda; onlara göre hayatımın en güzel çağlarında içimdeki tazelik tıpkı babam gibi düşünen annemden de geliyordu.

Ailem bana bu hayatta her zaman eşsiz bir şans olmuştu, bunun farkındaydım.

“Takım elbiseni kuru temizlemeden ne zaman alacaksın Mehmet’ ciğim?” Annemin alay eden kinayeli sesi beni tam olarak daldığım yerden sıyırmıştı. Ceviz ağacından yapılma güçlü duran güzel bir masa, masanın üzerinde ona göre kesilmiş kalın bir cam ve ikilinin arasında babaannemden kalma çiçekli bir kanaviçe vardı. Bu kanaviçe onun bize bıraktığı tek miras da değildi üstelik, oturduğumuz evi alacak kadar maddiyat, Isparta’ da birkaç dönüm gül bahçesi, dedemin elleriyle yaptığı o ahşap yazlık…

Her biri mükemmel hayatımın is dolu iç kıpırdatan nadide hatıralarıydı. Tabi benim gönlüm en çok gençliğinde yaptığı el işlemelerine gidiyordu. Evin yer yer bazı kısımlarında bunlardan vardı, annem sağ olsun babaannemden kalan ne varsa yerimizi yönümüzü onunla bezemişti.

Ben de, odamdaki şifonyerde vakti zamanında ördüğü saçaklı danteli tutuyordum, üzerinde de hayal dünyam kadar renkli, sakin ve masalsı ufak bir teraryum.

Babam gözlerini unuttuğunu belli edercesine yumup açtı “Aklımdan çıkmış, gider alırım birazdan. Eve bir şey lazım mı?” Aramızda dönüp duran bakışlar; bize pervane oluyordu babam. En çok anneme, en nazlı bana…

“Yok hayatım var her şey.” Bir avuçcuk çikolata alabilirdi aslında, tabi bunu dışımdan söylemediğim için fikrim yalnızca beni gülümsetmişti.

“Nazenin.” Bu defa adım yumuşacık bir sesten çıkmıştı. Masanın diğer ucunda kahvesini bitiren anneme dönüşümle o naif ses ılımla devam etti. “Biz babanla diyoruz ki, artık ehliyet alalım sana.” Daha on sekizime girmeme aylar kala bizzat babam tarafından açılan bu konu hala devam ediyordu. O zamandan bu zamana tavrım da netti, bu yüzden “İstemiyorum anne.” Derken babama döndüm.

Korkmuyordum, bu konuda beceriksiz olduğumu da sanmıyordum ben sadece ya birine çarparsam, ya felaket bir kazaya sebebiyet verirsem diye çok korkuyordum. Bir insanın ölümüme sebep olmak kadar kahredici çok az şey vardı, onun yerine taksi kullanabilirdim? Neticede günümüzde ulaşım epey kolaydı, üstelik toplu taşımayı da yürümeyi de hayli seviyordum.

“Lütfen, onun yerine bana yeni bir telefon alabiliriz.” Önce ciddileştim, ardından muzip teklifim hepimizi gülümsetti. “Birkaç parça kıyafete de hayır demem.” Yeni yeni parçalar görüyorum. Yeni kıyafetler, odam için süsler, renkli bandajlar, kulaklıklar ve her biri benim bütçemin biraz üzerineydi.

Babamın o ufak gülüşü, ardından anneme bakışıyla bunu sorun etmeyeceğini anladım. Çok isteği olan bir kız değildim, kendi dünyamda mutlu olmayı her zaman bilmiştim. Tayinler sebebiyle öyle çok da arkadaşım yoktu ama zaten aramıyordum. Ben çoğu kez yalnız olmayı seven taraftım, tek bir arkadaşla uzun yıllar görüşen, sakinliğimi koruduğum anlarda odamda bir başıma kitap okuyan, film izleyen biriydim. Canımın en çok sıkıldığı vakitler ise Isparta’ daysam kendimi bir göl kıyısına atar ya da güllükte uzun uzun gezinirdim.

“Şafak gelecek mi?” O henüz belli değildi, başımı sallayarak anneme döndüm. “Bilmiyorum, ayarlamaya çalışacak.” En yakın arkadaşım. Düzeltiyorum; tek arkadaşım. Isparta’ da veterinerlik okuyor ve bir kafede yarı zamanlı çalışıyordu. Tabi şu sıra işler fazla yoğun olduğundan biz bile görüşemiyorduk yoksa buraya birlikte gelmek gibi bir planımız vardı. Sadece şu dönem işleri yolunda gitmeyen patronunu yarı yolda bırakamıyordu.

“Bir sıkıntısı yok, değil mi?” Ailelerimiz biraz farklıydı ama babam babası, annem annesi gibiydi. Onu en az benim kadar seviyorlardı ve bu beni mutlu ediyordu.

Kaşlarımı hayır der gibi hareketlendirdim. “Her şey yolunda.” Şafak şu sıralar olan yoğunluğunu daha fazla maaş alacağına yoruyordu, bu ikimiz için de komik ve iyi bir sebepti.

“Seni bu akşam Firuze ve Ali’ yle tanıştıracağım.” Annem alt kattaki komşularımızdan bahsediyordu. Buraya taşınalı üç yıl olacaktı ama onların adını henüz yedi aydır duyuyordum, Bir an “Ali?” Diyerek kaşlarımı çattım. “Az önce Vural dediniz sanki. O başka birisi miydi?” İsimleri yanlış hatırlıyordum, annem keyifle “Hayır hayır, Vural Firuze ve Ali’ nin oğlu.” diyene kadar anlayamadım.

Başımı ağır bir gülüşle salladım, “Anladıım, merak ediyorum ama bende,” babamın bir aileyle bu kadar içli dışlı olması… Nasıl merak etmem düşüncesi bile çok keyifliydi. “Başka çocukları var mı?”

Annem “Yok.” Diyerek arkasına yaslandı. “Vural tek çocuk, senin gibi.” Dudağımı büktüm, söyleyecek pek bir şeyim yoktu. “Güzelmiş.” Derken yeniden manzaraya yönelmiştim.

Çocukken hiçbir zaman keşke bir kardeşim daha olsaydı demedim, muhtemelen babamı ya da annemi kimseyle paylaşmak istemediğimdendi. Sonra da hiç ihtiyacım olmadı, yani olmayan bir şeyin yokluğunu yaşayamadım, varlığını ise istemedim. Halimden memnundum, yaşadığım hayatı seviyordum ve yalnızken de gayet eğleniyordum.

“Anne Firuze Teyze çalışıyor mu?” Sadece merak ediyordum, merak edilecek başka bir şey yoktu. “Hayır tatlım önceden çalışıyormuş şu an ev hanımı.” Acaba ben yıllar sonra bile edebiyatla ilgili bir şeyler yapabiliyor oluyor muyum? Gençliğimde bir öğretmen, belki yaşlılığıma doğru bir kütüphanede kitapların arasında görevli olurdum. Belki kuytuda bir sahafım olurdu, yaşanmış krem rengi sayfaların nostaljik kokusunda insanların yaprak çevirmeye gebe halleri izlerdim.

Ne hoş, ne naif bir dünya…

Kendi hayalim beni hafif gülümsetmişti, boğazımı temizleyip konuya girdim “Eşi peki?” Biz böyle şeyleri dedikodu mahiyetinde konuşmazdık, sadece annem belli başlı şeyleri söyler ve geçerdi, o yüzden kimse hakkında pek bir şey bilmezdim.

“Ali Amca’ n müteahhit, bu binaları da o yapmış.” Kaşlarımı öyle mi der gibi kaldırdım. Oturduğumuz evin müteahhitiyle böylesine yakın komşu olmamız ne kadar garipti, belki de değildi bilmiyorum.

Tekrarladım, “Güzelmiş.” Güzel, kimsenin kimseye karışmadığı bu sade hayatı seviyordum. Sessizlik, bazen ben konuşmadığım sürece kimse pek konuşmuyordu ya, işte bu anları seviyordun. Sanki her şey bir fütursuzlukla başa sarıyor, düzeliyor, iyileşiyordu.

“Sen nasıl samimi oldun bu insanlarla?” Birden babama yönelip keyifle konuşmama şaşırmıştı. Daha doğrusu soruma. Fakat doğruluk payının olduğunun o da farkındaydı, babam çok kıskanç bir adamdı konu henüz bana hiç gelememişti ama mevzu annemken hep çok asabiydi.

Bu halimiz mi, yoksa sebebi bahsi geçen aile mi bilmem ama her neyse onu gülümsetmişti. “Ali iyi bir adam. Aklı başında, beyefendi, ağır başlı, nerede durması gerektiğini bilen bir adam. Eşi de öyle.” Tüm bu güzel özellikleri bir bir saydığı sırada başı aheste aheste inip kalkmış, yüzü memnuniyete bürünmüştü. Ta ki daha ciddi bir tonda “Oğlan biraz hayta ama olsun.” diyene kadar. Açıkçası çocukta çok bir sorun olduğunu düşünmüyordum, babamda sadece bir öğretmen duruşu vardı.

Kaşlarımı hafif bir gülüşle çatmıştım, annem benim yerime atıldı. “Ayol ne haytalığını gördün Vural’ ın? İlahi Mehmet.” Annem dahi şaşırmıştı, annem şaşırdıysa fikrim demek ki esastı.

Babam gür sayılabilecek kaşlarını kaldırdı, elini hafif belli olan göbeğinin üzerine bırakırken burun kıvırır gibi manzaraya döndü. “Gördük Yasemin Hanım, görüyoruz zamane gençleri.”

“Çocuk sadece bir kere karakolluk olmuş, onda da konuyu biliyoruz yapma.” Annem o kadar sakin ve alaycıydı ki babamın tepkilerini dikkatle izliyordum. Kaşlarını alayla kaldırıp anneme yöneldi. “Sadece bir kere mi?” Görünüşe göre buna o da inanmıyordu, “Amaan.” Deyip geçiştirirken kıkırdadı. “Senin de gençliğini de bilmesek.” Biliyorum biliyorum her zaman dönüp duran muhabbetler, eskiler, babam.. Bu yüzden birden konu dağılsın diye “Oo.” Diye mırıldanıp keyifle babama baktım. “Babama yaşlı dediiii.”

☁️

Kendi etrafımda dönerken ona elbisemi gösteriyordum, “Şafak, beğendin mi?” Duştan yeni çıkmıştı, telefonun diğer ucundaydı ve benim aksime kısa saçlarını kolaylıkla kurutuyordu.

Gri havluyu omzuna astı, artık telefonu iki eliyle tutuyordu. “Fazla kısa değil mi? Önün de açık.” Bilmem, değildi. Fikri karşısında ne diyeceğimi bilemediğimden Şafak’ a öylece bakakalmıştım. Benim ailem hiçbir zaman ne giydiğime karışmamıştı ki, haliyle şimdi Şafak’ dan bunu duyunca ne söylemem gerektiğini bilemedim.

Katı duran yüzünü “Şaka yaptıım.” Diyerek gevşetti. “Hemen de yüzün düştü. Güzel olmuşsun güzel.” Onunla birlikte derin bir nefes aldığımda tahmin ediyorum ki telefonu hikaye kitaplarına yaslamıştı.

“Seninle kombin yapılmayacağını unutmuşum.” Sözlerim gamzelerinin meydana çıkmasını sağlamıştı. Kısılan gözleri hala bana bakıyor, halimi dikkatle izliyordu, gözlerini devirdi. “Güzel Naz, güzel eğlen. Benim yerime de babanla dans etmeyi unutma, iyi bir kız ol.” İyi bir kızdım, yani en azından fikrimin sabitliği burada netleşiyordu.

Havalanan dudağımın kenarı da bu konuda benimle hemfikirken konuyu değiştirdim. “Bugün hangi kitabı okudun?”

Arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı, “Heidi. Hani şu dağlara çıkan, en az senin kadar masum olan.” Göz devirmeleriyle belirginleşen yüz hareketleri fazla samimi geliyordu, Şafak çoğu zaman ketum biri olsa da ben onu seviyordum, tek derdi yalnızca merkezini korumaktı.

“Hmm, o zaman…” Sakin bir sesle gözlerimi kıstım. “Bir dahakine Pinokyo’ yu öneriyorum.”

Bir şey söyleyecek oldu ama bunu gülüşüyle örtbas edip başını iki yana salladı. “Onu her salı akşamı okuyoruz Mathilda. Babam öğleden kalma fıstıklı lokumları taze cezerye eşliğinde bize yediriyor. Patikadan geldiği için hep yorgun oluyor, kardeşlerim ve ben onu dikkatle dinliyoruz.” Bir masalın içinde var olan sesi beni kendine çekmeye yetmişti, cümlelerin aktığı vakit devam etmesini çok isterdim.

Tabi hislerimin aksine bu defa başını iki yana sallayan ben oldum. Yüzümde üzgün bir belirsizlik, derin bir nefes alıp “Baban iyi bir adam Nick.” Dedim. “Sadece biraz fazla kuralcı, onunla kurallarına uyarak eğlenmeye bak.” Sadece söylemesi kolaydı, alay da olsa bunda bir gerçeklik payının olması üzücüydü.

Şafak, omzundan düşmek üzere olan havluyu tuttu. “Denerim. Masasından asla ayırmadığı seki bulursam aklıma ilk sen geleceksin.” İmkansızdan söz ettiğimi dile getiriyordu, dudağımı çok da hevesli olmadan büktüm. “Sana bol şans diliyorum.”

Benden daha umutsuzdu, ki bir umut aradığını da sanmıyordum; Şafak bu konuları benden kat be kat daha az düşünüyordu. “Ben de, iyi eğlenceler. Ben uyurum ama sen on ikiden önce evde ol, yoksa araban bir bal kabağına dönüşür.”

Şafak… Hayatımın çoğu ona bol şans dilemekle geçmişti çünkü mütemadiyen buna ihtiyaç duyuyordu. Ne yazık ki günümüz ebeveynlerinin çoğu hala seksenleri aratmıyor, doksanların ise can yakıcı dayatmalarıyla ailelerini idame ettiriyordu. Şafak da bunlardan biriydi, neyse ki o sancılı hayatta adı gibi muntazam bir aydınlıktı.

Her akşam olmasa da en küçük kardeşi Ege’ ye çoğu geceler kitap okuyor, ona bin bir masalın en güzellerini anlatıyordu. Bugün de hangisini okuduğunu dile getirmişti, onun adına kendimi mutlu hissediyordum çünkü Ege hayatında Şafak olduğu için ondan daha şanslıydı.

“Nazenin.” Annemin sesiyle ekranı kapanan telefonumu alıp salona ilerledim. “Baba, haziran gibi bir pikniğe gidelim mi? Aklım pembe çiçekli elbisemde kaldı, onu orada giymeliyim.” O kadar tatlıydı ki bir anlığına yüreğim ona gitmişti ama ufak çiçeklerinin herhangi bir düğüne uyumlu olduğunu düşünmedim.

Babam lacivert takımını giymiş, annem ise her zamanki gibi babamın kravatını yapıyordu. Onca şeyi bilen babam, bu konuda yıllarca kendini annemin eline bırakmıştı. Bir inat ki sevdaya denk; öğrenmiyordu. Öğrenmemeye de annemin ellerinden dolayı kararlıydı.

Babam göz ucuyla beni süzdü “Hayatımın en erken randevusunu kaptım.” Gidecektik bunu zihninde bir yere not almış ve memnuniyetini duruşuyla da fikrini belli etmişti.

Kıkırdayarak ona ilerlediğimde annemi izliyordu, “Seni seviyorum, beni böyle derin hislere bırakmaya hakkın yok.”

“Gayet var.” Dedi göz ucuyla, sonra bana haylazca göz kırptı. “Baban olarak en çok benim var. Hatta tek.” Elbette, nu konuda kimsenin eline su dökebileceğini sanmıyordum.

Annem kravatı yapmış, ellerini babamın takımına yerleştirerek bana dönmüştü. “Şafak’ la konuşman bittiyse çıkalım mı Nazenin?” Tabi, ben hazırdım çıkmak için onları bekliyordum. Benim adımımla birlikte kapıya yöneldiğimizde saat altı buçuğa geliyordu. Babam şimdiden homurdandı, “Saat en geç on da evde oluruz, ilk danstan sonrası rezerve tatlım.” İlk dans asla değişmeyen bir kuralla annemin, rezerve edilen taraf ise benimdi.

Asansörü çağırırken burnumu kaşır gibi olup usulca gülümsemiştim. “Artık kendime dans edecek birini bulsam iyi olur, tahtım on iki yaşımdan beri sallanıyor.”

☁️

On dokuzuncu yüzyılda düğünler festival gibi olurmuş, hatta sadece düğünlerde değil insanlar gündelik hayatlarında da bir festivaldeymiş gibi giyinirmiş; yani ara ara yaptığım araştırmalarda bunlara denk gelmişliğim vardı, tabi aynı coğrafyadan bahsetmiyordum. Bin sekiz yüzlerin Fransa’ sı bambaşka bir evrendi, tıpkı masal prensesleri gibi zarif ve güzel.

Sanırım bu konuyla ilgili bir dilek hakkım olsaydı o festivallerden birinde bulunmak isterdim ama yine de kendimi oraya ait hissedeceğimi söyleyemezdim. Günümüz, her ne olursa olsun var olduğum en iyi andı. Topuklu ayakkabılarımla maalesef ki çıkıntılı taşlarda ilerlerken tam olarak bunu düşünüyordum. Hava kararmaya yakın gökyüzünü turuncu bir renk sarmış, yansıması ise bulutlara sarılmıştı. Alacalı renklerin içinde gözlerimi bulutlardan alıp yolun iki yanına ekilmiş pembe çiçeklere çevirdim. İçlerine beyazın karıştığı naif birer gelin gibiydiler, böyle bir havada ışıklandırmaya karışmaları ise onları daha izlenilesi kılıyordu.

Bazı vakitlerde doğayı uzun uzun izleme fırsatı kovalıyordum, çocukken daha çok olurdu bu. Boyum babamın bacakları kadarken bir fidanın ya da koca gövdeli ağacın dibine çöker köklerine giden diplerde ufak, minik hayatlar kovalardım. Eğilirdim, eğilirdim, eğilirdim en dibe bakmak için. Oradaki toprak tanesini, çekirdek çöpü taşıyan karıncayı, tozu, toprağı… Köklerdeki o sessiz hayat işte bazı bazı dikkatimi çekerdi, bambaşka ve kendilerine has bir yaşamın içinde var olduklarını düşünmek gibi. O bende; güzel bir akvaryumun içinde süzülen süs balığını avuçlamak, teraryuma eline sokmak kadar iç gıdıklatıcı bir histi.

Bir kökü izlemek, bir cennet demekti.

Önümüzde ilerlemeye başlayan insanlar gözüme bir bir ilişiyordu, salonun girişinde ise gelenleri karşılamak üzere bir grup erkek vardı. En son sanıyorum ki aylar evvel böyle bir kalabalıkta bulunmuştum, onun da hatırı sayılır bir anısı vardı.

Belimde hissettiği el beni daldığımı varsaydığım odaktan sıyırmaya yetti. Babam, hemen yanımdaydı ve sakin bir gülüşle ilerlemeye devam ediyordu. Bir an sağımda yerini alan anneme dönsem de alaylı mırıltım babamdan yana oldu. “Ne o, kime kavalye olacağından kararsız mısın?” Yaklaştığımız için olsa gerek beni aralarına almışlardı, bu sayede bizi gören herkes bir aile olduğumuzu anlayacaktı.

Annem beni kast ederek “Onun tarafı hep belli.” Dese de başımı eğdiğim yerde aksi için hafif mırıldandım. “Biliyorum tatlım, o hep sana aşık.” Ki bundan hayli keyif alıyordum, çünkü eminim ki birbirlerine duydukları aşk olmasaydı daha farklı biri olurdum. Ne yazık ki Şafak bu konudaki bam telimdi.

Yaklaştıkça bazı kareleri netleştiriyordum kalabalık bir düğüne benziyordu, en azından merakla baktığım kapı eşiğinden bunu görebiliyordum. İnsanları karşıladıklarını sandığım o grubun aslında sadece muhabbet ettiğini onlara iyice yaklaştığımız vakit fark ettim. Yüzlerine tam göremiyordum ama hemen hemen her biri benden yaşça büyük, belki otuzlarındaydılar. Henüz adımlarımız mermer zemine varmamıştı, bize döndüklerini gördüğümde içlerinden biriyle göz göze geldim.

Diğerleri hakkında bir netliğim yoktu fakat göz göze geldiğim adam düşündüğüm gibi benden yaşça büyüktü; yani en azından yaşıtım olan erkekler kadar toy durmuyordu. Uzun boyluydu, siyah sayılan koyu kahve rengi saçları vardı ve onunla aynı tonlarda gözlere sahipti. Dik duruşunu bozmadan bize doğru bir adım attığı sırada annem ve babam da adımlarını ona doğru yönlendirdi.

Tanıştıklarını anlamak mümkündü, birkaç adımın ardından gözlerini zoraki bir sebeple gözlerimden çektiğini çok net görebildim. “Mehmet Amca.” Diyerek babama dönmüş, elini ismiyle birlikte uzatmıştı. “Hoş geldin.” tam karşısındaydı, onların tokalaşması sessizce izledim. Babam şu sıra tam bir beyefendiydi annemin ise bu konuda keyifli olduğu gözlerinden okunuyordu.

“Hoş bulduk Vural.” Hayatım boyunca hiç Vural adında biriyle tanışmamıştım, annemin de “Vural’ cığım.” Diyerek ona sarılmasına bakarsak bu öğleden sonra balkonda kahvemizi içerken aynı Vural’ dan söz etmişlerdi. Babam hayta deyince yirmili yaşlarda biri sanmıştım ben Vural’ ı, meğer koskoca adammış.

Son birkaç dakikadır olduğu gibi babam yanımda durup elini belime yerleştirdiğinde etrafımızda bize hoş geldiniz diyenlere selam veriyor, insanları izliyordu. Adını öğrendiğim adam annemden gülümseyerek ayrıldı, onları sessizlikle izliyordum. “Hoş geldin Yasemin Abla.” Annemle babamla olduklarından daha samimilerdi ama bu beni şaşırtmıyordu, annem daha samimi daha cana yakınken babam ise daha durağan bir adamdı.

Bakışlarının tekrar bana dönmesiyle göz göze geldik, tam dudaklarını aralamıştı ki annem “Kızımız, Nazenin.” Diyerek tanışmamıza bir açıklık getirdi. Vural bu sırada şaşırmış, annem ise bana dönmüştü. “Nazenin’ ciğim tanıştırayım tatlım, Vural.” Komşumuzun oğlu olduğunu söylemesine gerek yoktu bunu annem de bildiğinden sözünü etmemişti.

Ellerimizi birbirimize uzattığımızda bana nazaran kemikli ve güçlü parmakları dikkatimi çekti. Elim onun avcunda neredeyse kaybolmuş, parmaklarım ise inci gibi parlayan pembe ojelerimle nerede olduğuna eminim ki şaşırmıştı. Bu el hayatım boyunca sıktığım en güçlü eldi diyebilirim.

Zihnimin ani kargaşası bir yana ona hatırı sayılır bir edayla gülümsedim. “Memnun oldum.” Başını selam verir gibi hafif eğdiğinde gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. “Ben de, hoş geldin.” Kendini ilk çeken ben oldum.

Babam etraftan gözlerini alıp daha farklı bir tonda “Eveeet.” Diyerek hepimizi kendini çekmeyi başarmıştı ama bunu yaparken asıl yöneldiği Vural’ dı. “Baban nerelerde Vural göremedim Ali Bey’ ciğimi özledim.” Alaylı hali, kaşlarını çatması ve ellerini beline yerleştirmesine bakarsak sözlerinde haklıydı. Onunla güzel bir samimiyeti varmış, arabada gelirken bundan keyifle bahsetmişti.

Vural başını eğer gibi olup gelenlere çok kısa bir an göz ucuyla baktı. Önce anneme, “Annem salonda.” Daha sonra babama döndü, “Babam da arabaya gitti Mehmet Amca, Gelir şimdi o da sizi soruyordu.” Babam bize döndüğünde ne söyleyeceğini biliyordum, nitekim şaşırtmadı da “Ben Ali’ yi bekleyeyim.” Salonda buluşuruz demek oluyordu bu, babam zaten düğünlerde salondan ziyade kapıda duran taraftı. “Tam hayatım.” Annemin onu onaylayan sesiyle geniş kapıya yöneldim.

“Nazenin.” Benden öylece ayrıldığı bir vakit hiç olmamıştı zaten. Bu yüzden babamın adımı seslenmesiyle geri döndüm ve onu yeni tıraş olmuş yüzünden öptüm. “Özle beni.” Yarım gülüşümle baktığım gözler bunu zaten sıklıkla yapıyordu. Kaşlarını kaldırdı, başını hızla bilmiş bilmiş salladı, “Şu anda da çok özlüyorum seni.” Ona daha da gülümsedim, dudaklarım olabildiğince gerilirken babam hemen yanındaki Vural’ a dönmüş ben ise annemle salona ilerlemeye başlamıştım.

Sanırım babamla böyle birbirimize bir şey söylemeden ayrıldığımızda benim üzüldüğümü düşünüyordu. Beni yanlışlıkla kıracak olma ihtimali dahi onun içini acıtabiliyorken ben kendi dünyamın en unutulmaz anlarını yaşıyordum.

Bir gün bu anlar silinecek, yerine sadece anılar kalacaktı. Ne zaman bilmiyorum, ama en uç noktada bir yaşlılık anında ben babaannemden kalma örgülere bakarken babamı hatırlayacaktım. Onun beni böyle sevmelerini aklıma bu yüzden iyice kazıyordum.

Gösterişli salona girdiğimizde sessizce etrafı izliyor, annemin ayak üstü sohbet ettiği insanlarla selamlaşıp teker teker tanışıyordum. Doğrusu mekan fark etmeksizin annemle vakit geçirmeyi özlemiştim, onunla da aynı hisleri paylaştığımızı biliyordum. Beni hala ufak kızıymışım gibi peşime takması, ara ara elimi tutması benim için anlaşılır ve hoş bir detaydı.

Bana hayal meyal eski zamanlardan bir anı hatırlatıyordu; teyzemin düğünümde henüz yaşımı hatırlayamayacağım kadar küçüktüm. Üzerimde pembe bir gelinlik annemin elinden tutuyor, pembe, simli pullu spor ayakkabılarımla da o koca salonu büyük bir merakla geziyordum. Geçmiş beni mutlu ederken aynı zamanda içimi titretti; çünkü zamanın hiç düşünmediğim kadar hızlı geçtiğini fark ediyorum ve bu gerçeklik beni alenen korkutuyordu.

Akıp giden dakikaların ardından boş bir masaya oturmak üzere olduğumuzda yanımıza gelen orta yaşlardaki kadın annemin nihayet der gibi bakmasına ve hoş bir tınıda “A aa.” Demesine sebep olmuştu. “Seni arıyorum nerelerdesin?” Kadın anneme aynı anlarda sarılmış, “Gelinle ilgileniyordum hoş geldiniiiz.” Derken koca bir gülüşle bana dönmüştü. “Nazeniin, merhaba tatlıım.” O olabileceğine ihtimal verdim, çünkü çok güzel bir kadın olmasının yanı sıra Vural’ a da çok benziyordu.

Uzun boylu zarif bir kadındı, lacivert elbisesi de ona epey yakışmıştı. Mesela lacivert benim rengim değildi, bu sebeple dolabımda o renklerde bir kıyafet bulmamız neredeyse imkansızdı.

Şıklığı bir yana dursun bu kadın ilk anda dahi o kadar samimi gelmişti ki bu akşam ilk defa ağız dolusu gülümsememe sebep olmuştu. Başımı hafif eğip “Merhaba.” Dediğim vakit annemle ayrıldılar ve annem koluma dokunarak neşeyle soludu “Nazenin, anneciğim Vural’ ın annesi Firuze Hanım.” İsmini ilk defa duymamıştım belki ama onu görünce elimi uzatıp hoş bir solukta “Ne güzel isminiz var.” Dedim. Mest olmuştum, “Şiir gibi.” İltifatım karşısında alenen bir şaşkınlığı yoktu, demek ki etrafındaki insanlar onu en az benim kadar övgüye layık buluyordu. Onun adına sevindim.

Başını teşekkür eder gibi yana eğdi, yüzündeki minnet dolu ifadeyle elimi tutmak yerine sarıldığında ise bunu elbette beklemiyordum ama kesinlikle rahatsız olmamıştım, aksine hoşuma gitmişti. “Hoş geldin kızım, annemle baban senden çok bahsetti, biz de çok merak ediyorduk.” Yanaklarımın kızardığını hissedebilmek mümkündü, utana çekine ondan ayrılışımla elini kızaran yanağıma koydu. “Oyy kuzum benim nasıl da kızardı.” Yani, elimde olan bir şey değildi ben ailem ve Şafak dışında pek kimseden iltifat almıyordum. Tabi bunun güzellikle bir ilgisi yoktu, ben sadece içe dönük bir insandım karşı tarafla o samimiyete girmiyordum.

Firuze Hanım bir an girişe baktı, sanırım bizde başka misafirlerinde vardı ki bu durum onun “Oturun siz hayatım, ben hemen geliyorum.” Demesine sebep olmuştu.

Annemle bu kadar samimi olduklarına şaşırmamak gerekirdi, bazı insanların samimiyetleri onları gördüğümüz an anlaşılabilirdi ya, işte Firuze Hanım’ da bana göre onlardandı. Ben hayatım boyunca bu kadar tatlı bir insana denk gelmemiştim, teyzemlerin bile bir yabancıya beni geren gereksiz duvarları vardı. Hatta bu sebepten onları Şafak’ la bir araya getirmem pek mümkün olmuyordu.

“Anne.” Dedim arkasından hayranlıkla bakarken “Anne bu kadın çok tatlı.” Anlattıkları kadar vardı, sevdiği insanlara sarılırken yüzünde güller açıyordu. Annem “Değil mi?” Diyerek sandalyeye oturdu, “Nazenin inanmazsın ama herkese böyle değil, sevmeyince aksi.” Olsun diye omuz silktim, bana güzel davranmıştı diye ben sevmiştim.

Gecenin ilerleyen saatlerinde konuklar salonu doldurmuş, müzik sesi yalnızca nikah sırasında kesilmişti. Gelin ve damat tarafından ilk dans edilmiş, babam ve annem her zaman olduğu gibi aradan geçen zamanla iç çekerek kendi düğünlerini kıyaslamışlardı. O zamanlar doksanların sonları, plak ve doldurma kaset zamanlarıydı ev sevdiğim diyebilirim ama aynı zamanda beni en çok kasvete sokan vakitti.

“Bak Nazenin, Vural’ ın yanındaki çocuk gelinin ağabeyi. Babası vefat ettikten sonra aileye o bakmış.” Bakmıştan kastı duyduğum kadarıyla atadan dededen kalma şirketin başına geçmekti, başımı anladım der gibi hareketlendirdim. Tabi konu her ne olursa olsun ailesine sahip çıkması hoş bir duruştu.

Annemin az evvel işaret ettiği yerde Vural duruyordu, kuzeni ve yanında birkaç erkek daha hoş bir muhabbetin içinde gibiydiler, onu dakikalar evvel nikah şahidi olurken de izlemiştim, ki o dakikalarda bunu yapmak gayet keyifliydi. Onun için çocuk kelimesini kullanamam, çünkü çocuktan ziyade hoş bir adamdı, gülmekten çekinmiyordu ama yine de her halükarda kendini belli eden ağır bir duruşa sahipti.

“İyi akşamlar efendim.” Orta yaşlarda bir adam sesiydi bu ve hemen arkamdan geliyordu. Varlığını hissettiğimden kime dendiğini umursamadan arkama döndüm, ki görünüşe bakarsak cümlenin muhatabı bizdik.

Onunla göz göze geldiğimizde takımının önünü tutarak “Bir hanımefendiyle tanışmak için geldim.” Diyordu. Sesi de yüzü de şen bir adamdı, Firuze Hanım’ ın eşi Ali Amca olduğunu hemen anladığımdan samimiyetle “Merhaba.” Dedim. Elini uzattı, “Merhaba Nazenin,” Onunla güzel ve rahat bir iletişim kurmak için ayaklandım, tavrımın hoşuna gittiğini de ayrıca görebiliyordum.

Elim elinde, elini üzerine koydu. “Akşamdan beri aklımdaydın şimdi gelebildim kusura bakma kızım.” Asla bir problem değildi, sanıyorum ki gelinin babasının olmadığından tüm düğünle onların ilgilendiğini görebiliyordum. Herkesin beni bu kadar güzel karşılaması ne hoştu, başımı kendimi değerli hissettiğimden yana eğdim. “Olur mu, ne demek.” Buraya kadar beni için gelmiş nezaketini koruyordu, gülümseyince Vural’ ın en çok kim benzediğin çözememiştim ama uzun boyu kesinlikle babasıydı.

Bana karşı başını selam verir gibi hareketlendirdi, “Ali amcan ben, Ali Gümüşkan. Memnun oldum kızım, İzmir’ imize hoş geldin.” Yumuşak bir tavrı vardı ama nedense aksinin fena olduğunu seziyordum. Neyse ki sebebini anlamadığım bir şekilde böyle insanlarla hep daha iyi anlaşırdım. “Asıl ben çok memnun oldum, çok teşekkür ederim.” Onlar için sarf ettiğim her sözümde fazla samimiydim, Ali Amca’ da çok babacan bir tavır vardı.

Babam elini Ali Amca’ nın sırtına koyup neşeyle “Ali’ ciğim müzik başladı izninle kızımla dans edeceğim daha sonra kaynaşırsınız.” Deyince ikimiz de keyifle ona döndük. Gerçekten iyi anlaşıyorlardı, açıkçası ben bu kadarını beklemiyordum her geçen vakit bir öncekinden daha şaşkındım. Ali Amca gülerek başını salladı “Tabi Mehmet, seni alıkoymayalım. Artık hep birlikteyiz zaten.” Bana verdiği ufak bir selamla aramızdan ayrılmış, ben de babamın elini tutarak piste ilerlemiştim.

Ortamda hoş bir hava vardı, babam bu tarz müziklerden pek haz etmezdi o türkü adamıydı ama yine de halimden memnundu. Ellerimi omuzlarına yerleştirdiğim sırada başımı yana eğdim. “Annemle edersin diye düşündüm.” danslar genelde annemindi, babamın hoşuna gitmiş ufak bir gülüşle gözlerini yüzümde gezdirdi. “Bekletilmeyecek kadar güzel ve zarif olmuşsun dayanamadım.” Beni bu kadar sevmen bazen bana yolumu afallatıyor baba, yine de aksini yüreğim kaldırmazdı.

Gözlerim bir anlığına kısıldı, “Teşekkür ederim, beni şımartman hoşuma gidiyor.” Hayatımda olup beni şımartan tek erkek babamdı, sanırım en çok da bu yüzden ondan kopabileceğimi asla sanmıyordum. Ki ne kopmak gibi bir hissim ne ayrılmak gibi bir niyetim yoktu. Gururla kaşlarını kaldırıp “Elbette canım.” Deyişi beni gülümsetti. Bizimle birlikte pistte dans eden çiftlere göz ucuyla bakarken babama dönüp “Firuze Teyze ve Ali Amca çok tatlı.” dedim. “İkisine de bayıldım baba.” Babasının peşinde uzun yıllar il il gezmiş biri olarak söylüyordum bunları, genelde özellikle apartmanlarda diyebilirim böyle komşuluklar bitmişti.

Halinden memnun olduğu çok açık, “Öyle.” Derken başımı salladı. “Başlarda bu kadar iyi olmaları beni de şüpheye düşürdü ama sonra fark ettim ki gerçekten iyiler.” Devirden mi bilmiyorum iyi insan bulmak, iyi birine denk gelmek çok zordu. “Sen öyle diyorsan.” Pimpirikli bir adamdı, babam tamam dediyse ardını düşünmüyordum. Bu kadar insanın içinde onlardan daha fazla söz etmek istemedim, olur da bunca sesin ardında biri konuştuklarımızı duyarsa yanlış anlaşılmak istemezdim.

Kendimi sadece babama bıraktım, o uzun yıllar annemle evde dahi dans etmiş biri olarak her detayı çok iyi biliyordu. Birbirimizi yönlendirmemizin yanında eteğim havalanır diye kibarca hareket etmesi beni olabildiğince güldürüyordu. Alanda salınırken kaşı usulca havalandı, “Ben bir kız babasıyım.” Dedi sabırla, ardından gözleri kısıldı. “Sen anlayamazsın.”

Elbette, dizlerimin bir karış üstünde biten elbisenin havalanmasını ben de istemezdim ama babam çok başka bir histi. Ona eğlendiğimi belli eder tonda başımı salladığım vakit biraz ileride bizi izleyen Vural Abi gözlerime ilişti.

Çoğu an insanlara ne diyeceğim, onlara kendi içimde bile nasıl hitap edeceğim, nasıl sesleneceğim konusunda kararsızdım. İçimin unvan savaşı bir yana birkaç saniye boyu ona bakmaktan geri durmadım çünkü o da, sadece ifadesizlikten daha ziyade gülümseyip gülümsemediği anlaşılamayan buğulu bir halde bize doğru bakıyordu.

Bizi ayıran aramıza giren insanlarla dansın bitimi olmuştu. Birlikte masaya ilerlediğimizde annem elindeki telefonu masaya bıraktı ve “Mehmet.” Diyerek oturduğu yerde babama yöneldi. Haline bakarsak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Babamın ardından yerime geçiyordum, bu sırada aklım da bakışlarım gibi annemdeydi, “Cevat’ lar geliyormuş bize. Geçen hafta söylemişlerdi ama onlar bir daha haber vermeyince ben gelmeyecekler sandım.” Benim haberim yoktu, kim oldukları konusunda bile tereddütteydim.

Annemin telaşlı hali, babamın elini sırtına koyup “Tamam Yasemin problem değil.” Demesine kadardı, “Kalkalım hemen.” Benim için de problem yoktu, zaten dansımı etmiş burada duracağım kadar durmuştum ama annem mahcup mahcup “Nazenin, kızım.” Diyerek bana döndü, “Sen eğlenmek istersen kal, Firuze Abla’ nlarla gelirsiniz Vural Abi’ nin yanına geç bak, götüreyim mi seni?” Annemi anlıyordum eğlenmemi istiyordu ama kimseyi tanımadığım düğünde kalamazdım. Bu benim için bir ihtimal bile değildi, sebebim belli bir gülümsemeyle “Asla.” Diyerek başımı iki yana salladım, “Gidelim hadi.”

☁️

Annem henüz gelmeyen misafirler için fazla endişeliydi, babam daha rahat. Annem ona göre böyle bir detayı unuttuğu için kendini daha sorumlu hissediyor, babam ise dedemden kalma bir alışkanlıkla misafiri nasıl rahat ettireceğini planlıyordu. Benim ise bu olaya ne bir fikrim, ne de yorumum yoktu. Sorumluluğumun dahi olmadığı konularda genelde susmayı tercih ediyordum ama bir şey söyleyecek olsam o da telaş içinde hareket eden anneme senin bir suçun yok anne demek olurdu. Üzgünüm ama ben bir yere gitmeden evvel emin olmak adına karşı tarafa defalarca kez ulaşıyordum. Yine de elbette bu bir sorun değildi, zaten eve onlardan önce varmıştık diledikleri zaman gelebilirlerdi.

Değiştirmek üzere olduğum elbisemin fermuarını az evvel babama açtırmıştım çünkü aynı dakikalarda annem telaşla üzerini değiştiriyordu. O takımını çıkartmadı, en son içecek bir şeyler için mutfağa geçtiğini görmüştüm.

Bu gece bu adada daha evvel tatillerde geldiğim zamanları saymazsak ikinci gecemdi. Odamı seviyordum, uykularım ara ara sancılı geçiyordu belki ama gece uyumadan evvel yeni aldığım tavşanlı pijamalarımı giyip her yere yumoş sıkacağım için ayrı keyifliydim.

Uzun sayılan sarıya yakın kumral saçlarımı tişörtümden çıkarttığımda odamın kapısı ilk defa böylesine ani ve kaba açıldı. “Anne?” Annemin elinde telefon, kapı eşiğinden babamın gelip gelmediğini kontrol ederek telaşla içeriye girdi. “Nazenin.”

Açıkçası onu ilk defa böyle görüyordum, ya da bu telaşlı halini hatırlayamayacak kadar uzun zaman olmuştu. “Anne iyi misin?” Belli ki konu her neyse babamın duymasını istemiyordu, ben de sesimi buna göre ayarlarken olduğum yerde durup ondan bir yanıt bekledim. “Ne oldu?”

Bana bir açıklama yapacaktı, bunu bir saniye der gibi kaldırdığı parmağından anlayabiliyordum. Birkaç saniye içinde telefonu kulağına götürdüğündeyse gözlerimin içine endişeyle bakmaya başladı. “Alo Vural.” dedi kısık sesiyle, çıkarken bizimle değil belki ama arkamızda kalan babamla vedalaşmıştı şimdi de tekrar onu adını duymak ilgimi tamamen o tarafa vermeme sebep oldu.

Annemin eli bağrında, “Sesli konuşamıyorum beni dinler misin?” Dedi Bakışlarım ara ara kapıya gidiyordu, panikten benim bile kalbimin teklediğini hissettim.

“Misafir geliyordu ya, işte onlar normal oturmaya gelmiyormuş Nazenin’ i istemeye geliyorlarmış. Gelmek üzereler birde, Mehmet’ e söyleyemiyorum tepkisinden korkuyorum. Sen gelebilir misin? Yani bilmiyorum ben ne yapacağımı bilemedim seni aradım, insanları öylece kovamam da.” Daha ilk cümlede gözlerim açılmış, kaşlarım havalanmıştı ama içimde herhangi bir endişe barındırmadım. Ailemi biliyordum, babamın tepkisini tahmin etmek de zor değildi sadece şaşkındım. Bu sebeple bir şey için endişe edeceksem bu yalnızca annem gibi babamın tepkisine olurdu.

Annem benden daha panikti, onu anlıyordum ama kendimi tanımadığım bir ilişkide görücü olarak… Hayır hayır aynı cümlede dahi kullanamıyordum, özellikle görücü kelimesini. Annemin eli bu defa boynuna indi, telaşlı hali dönüp dolaşıp bana geliyordu. “Tamam, tamam ama nasıl yaparız benim aklım durdu Vural.” Birkaç saniye duraksadı, “Nazenin mi?” Dedi usulca, cümle her neyse annemin bakışları bana dönmüştü. “O iyi, merak etme.” Beni mi sormuştu? Nasıl olduğumla ilgili bir cümle kurduysa eğer, ki gayet de öyle görünüyordu; bu varsayıma usulca havalanan dudağımın kenarıyla ufak bir tepki gösterdim.

Tabi annem bu halimi görsün istemediğimden burnumu kaşır gibi yaptım. Nasıl bir çözüme ulaştılar bilmiyorum ama o sırada annem aramayı sonlandırmıştı. Merakla “Anne.” Dedim, “Kim onlar?”

“Uzaktan babanın akrabası ama Isparta’ da babaannenlerle samimilerdi, sonra Almanya’ ya taşındılar. Melahat Hanım var hatırlarsın belki, o arayıp haber verdi, Cevat Bey böyle gidersek Mehmet bizi çeviremez demiş, aslında bir de eşi bana telefonda ima etmiş ama ben anlamamışım.” Annem ihtimal vermemiştir yoksa zeki bir kadındı, herkesi kendin gibi görmek işte insanı bazen bu hale getirebiliyordu. Bahsi geçen kadını belki görsem tanırdım ama hepsi bu kadar. Babamın misafire ve akrabaya olan zaafını kullanmak isterlerken başlarına neler gelecek kim bilir… Tüm bu karmaşaya derin bir iç çekip dudağımı belirsizlikle büktüm, neler olacağını merak ediyordu.

Annem eliyle alnını ovuyordu, onu güldürmek için mırıldandım. “Babam da çay demliyor, yazık.” Hep birlikte içerdik gerçi, bazen düzensiz çay saatleri hoşuma gidiyordu. Sözlerimin maalesef ki annem üzerinde bir etkiye sahip olmadığını görebiliyordum. Bu onun sadece birkaç saniye bana bakmasına sebep olmuştu. Oflayarak “Nazenin.” Dedi. “Ben bir su içeyim, Vural ne yapar bilmiyorum.” Tüm umudu oymuş gibi konuşuyordu, olanlara üzüldüğümden dudağımı büktüm. Annem tam belli belirsiz mimiklerle odadan çıkıyordu ki babamın sesi koridordan geliyordu. “Yasemin, bakar mısın hayatım?”

Odamın kapısı alışık olduğum gibi tıklatıldı ve bu defa yavaşça açıldı. Odaya girmedi, bunun yerine başını hafif içeriye uzatıp direkt konuya girdi. “Ayşe’ ler ne zaman gelecek? Ali aradı beni çağırıyor, aksi gibi arabasının tekeri mi ne patlamış araba lazımmış tam anlamadım.” Bir an ciddi değillerdir diye düşündüm ama sonra bu işin çocuk oyuncağı olmadığını fark ettim. Koca koca insanlar, araba arıza yaptı da diyebilirlerdi babamı oraya sağlam teker için çağırmıyorlardır muhtemelen, daha iyi bir yalan yoksa anlayacağını hesaplarlar. Tabi her şey bir yana, eğer Vural bu gece için gerçekten aracın tekerleklerini patlattıysa bunu çok uzun bir süre düşünür ve konuşurdum sanırım.

Annem zaten o yöne gidiyordu yavaşça babama doğru ilerledi, “Aa, trafik varmış canım biraz gecikeceklermiş. Sen git gel nasıl olsa buradalar, kalacaklar.” Annem bir an şaşırmıştı ama bunu yaparken o kadar gerçekçiydi ki durumu bilmesem ben bile inanırdım.

Babam annemi onaylamış ve birkaç saniye içinde apar topar evden çıkmıştı. Annem de suyunu içmiş, sakinleşmek isterken odamda bir sağa bir sola yürümeye başlamıştı. “Hayır desek de ısrar edecekler biliyorum huylarını. Yani şimdi evinde kalan insana da ne kadar sert davrana bilirsin ki? Kiz istemeye geldikleri evde kalırlar mı orası da muamma gerçi. Problem hayır demek de değil. Problem babam, olay çıkar Nazenin, tüm siteye rezil oluruz kızım. Karakolluk oluruz anladın mı? Sen daha çok küçüksün, hele babanın gözünde…” Biliyorum, annemi de anlıyordum ama ne yazık ki yapabileceğim bir şey yoktu.

Birbirine bağladığım kollarımla oturduğum yerde onu izlemeye devam ediyordum, gözlerini yumar gibi olup başını yana eğdi. “Tamam Vural’ la da karakolluk olma ihtimalimiz yüksek ama.” Ellerini iki yana açtığında derin nefesi bu defa beni de germişti.

“Keşke evde olmadığımızı söyleseydim, nereden bilebilirdim ki?” Annemin hallerini izlemek birkaç dakika sonra olacakları tahmin etmek kadar zordu. Ortalık karışsın istemiyordum, sonunda sakin sakin “Anne.” Diyerek derin bir nefes aldım, “Abarttığın kadar değil, sakin olur musun? Babam gitti zaten bir problem kalmadı.” Sadece mantıklı düşünemiyordu ve ben onu anlıyordum.

Annemi sakinleştirmeye çalıştığım sırada kapı zilinin çalması her şeyi bozmuştu. İyi bir ihtimalle annem “Vural mı acaba?” Diyerek hızla kapıya yöneldi, hemen ardında onunlaydım ama kapı açıldığında gelenlerin Vural olmadığını gördük.

Üç kişiydiler, en önde babamdan yaşlı bir amca, hemen yanında onunla aynı yaşlarda bir kadın ve geride kalan, sanıyorum ki oğulları vardı. Annem az evvelki halinin aksine keyifle “Hoş geldiniiz.” Diyerek kapıyı ardına kadar açınca onlara sakince gülümsedim. Üzerimde gezinen bakışların gayet farkındaydım, karı koca olduklarını tahmin ettiğim çift keyifle “Hoş bulduk.” Diyerek içeriye adımladığındaysa hemen arkalarında elinde koca bir demek çiçek olan adamı gördüm. Tabi bu sadece bir anlıktı çünkü isminin Ayşe olduğunu hatırladığım kadın sarılmak için keyifle “Merhaba kızım.” Deyip bana yöneldi.

Gayet normaldim, keyfimi bunun için bozmazken “Merhaba.” Diyerek ona sarıldım, “Hoş geldiniz.” Eşi hemen yanım annemle merhabalaşıyordu. Kadının ardından eve giren oğlu elindeki demedi bana uzatıp “Merhaba.” Deyince ortamda ufak bir sessizlik belirdi.

Annesi ve babası bize dönmüş tepkimi kontrol ediyorlardı. Başımı hafif eğip pembe çiçekleri iki elimle tuttum ve babasıyla annesine dönüp gülümsedim “Teşekkür ederiz çok güzeller.” Çiçeği aldığım adamın hemen yanımda beni izlediğini hissedebiliyordum, neyse ki annemin yönlendirmesiyle hep birlikte salona ilerlemeye başladık.

Konu ve buraya ne için getirildiği bir yana çiçek çok güzeldi. Onu komodinin üzerine bırakırken gözlerimi üzerinden birkaç saniye alamadım, ince parmaklarımı da yaprakların kadifemsi dokusuna gezdirdim. Arkamda olan insanlar annemle sohbet ediyor, ona babamı soruyorlardı, dönüp annemin yanına oturmak üzere olduğumda zil tekrar çalınca annem bana dönüp “Nazenin, kızım.” Dedi, haliyle bu durumda ayaklanan ben oldum. Çıkarken neyle karşılaşacağımı pek bilemediğimden salonun kapısını çekmiştim ve onun aksine çelik kapıyı açtığımda bu defa karşımda Vural vardı.

Kapının pervazına yaslanmış sakince duruyordu, beni görünce bir an bakışları da bedeni gibi duruldu, sonra aynı sakinlikle “Geldiler mi?” Dedi. Her şey normaldi, her şey sorunsuzdu ama bugün gördüğüm adamla şimdiki adam arasında ince bir çizgi vardı. Gülümsediğinde kaybolan öfkeli hali gecenin sonunda tam da bu anlarda ortaya çıkmıştı sanırım.

Omuzlarımı belli belirsiz kaldırıp “Yani.” Dediğimde bir elim içeriyi gösteriyordu, “Şimdi geldiler.” Hiçbir şey söylemedi, onun yerine içeriye yavaş bir kaç adım atıp aynı sakinlikle soludu. “Kapı açık kalsın.” Gidişini izlerken çelik kapıyı istediği gibi ardına kadar açmıştım. Birkaç adımda kapalı kapının önünde durdu ve parmaklarını salon kapısında gezdirip çocuksu bir ritimle ses çıkarttı.

Hali beni bir an şaşkınca gülümsetti, resmen alay ediyordu.

Kulpu indirip ağır başlı bir halde içeriye girdiğinde salondaki sesler durulmuş, odak noktaları eminim ki Vural olmuştu. Onların aksine ben derin bir nefes aldım.

Girişin bir iki adım kadar ilerisinde duruyordu, görüş alanımda sadece beyaz gömleği ve geniş sırtı varken kendimi asla onu izlemekten alıkoymadım. Elleri erkeksi bir şekilde siyah kemerinin üzerine gitti ve nazikçe “Merhaba.” Deyip az evvel komodine bıraktığım çiçeğe döndü. “Çiçeğiniz güzelmiş.” Sesi beni hayrete düşürüyordu. Doğrusu o daha gelmeden babam gibi kaba olacağını, belki de insanları yaka paça kovacağını düşünmüştüm ama bu hal bambaşkaydı ve kaba olan sadece duruşuydu.

Çiçekten sonra bakışları tekrar misafirleri bulduğunda ileriye doğru bir adım attı. “Size il dışına kadar eşlik etmeye geldim.” Bir elini belinden çekti, ardında kalan salon kapısını işaret etti. “Buyurun.” Neler yapıyordu böyle? Bir selam bile vermeden insanlara bulunduğu hal kendimden çok özür diliyorum ama çılgınca güzeldi. Onu kaşlarım çatık ama yüzüm güler bir halde izliyordum ve bunu ilk defa yaşıyordum.

Salonda itiraz sesleri yükseldi, onun kim olduğunu öfkeli sözlerin birbirine karıştığı bir anda sordular. Bu durum giderek artıyordu ki Vural sesini gerektiği kadar yükseltip “İtiraz istemiyorum,” Dedi, bu sayede sesler anında kesilmiş, salonu yeni bir sakinlik sarmıştı. Hal böyle olunca Vural da sakinleşir gibi eski halini aldı, hatta “Bu konuda fazla ısrarcıyım.” Diyen ses tonuna bakarsak gülümsüyor bile diyebilirdim. Onu görenler belki de insanlarla alay ettiğini düşünürdü.

Ayaklandıklarını işittim, Vural o sırada hafif kenara çekilmiş dikkatle geçip giden hallerini izliyordu. Fısıldaşmalar, adımlar, kalbimin hızla çarpması derken misafirler komodinin yanından geçiyordu ki Vural bu defa da parmaklarını ritimle komodine vurdurup “Çiçeğinizi de alın.” dedi, “Gittiğini yerde lazım olur.” Söylediği gibi çiçeği oğulları aldı, bu sırada bir kaç adım geri çekilip annem gibi onanları en geride izledim. Ne garip, tarafımca harlanarak büyüyeceğini düşündüğüm olay yalnızca bir kaç cümlede sönmüştü.

Önce insanlar sonra Vural salondan peş peşe çıktı. Zeminde gezen, insanları izleyen, çiçeğe bakan hatta parkeleri süzen ama beni asla bulmayan bakışları bu sırada daha ciddileşmiş, az evvel eğlenen adamdan eser kalmamıştı. Hepsinden sonra evden çıkan oydu, çelik kapıyı çekmek için döndüğünde gözlerimiz nihayet buluştu ama bu ne bir anlaşmaydı ne teşekkür ne de başka bir şey. Öylesine denk gelişimiz onun kapıyı gürültüsüz çekişiyle son buldu.

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 161

Aşşşşırırııı merakkk

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 142

Why ne abisi acaba

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 109

Bir çisim yaklaşıyrrr

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Oooo başrol

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

İlk okumam meraklıyımm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Çok kibarsın cnm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

İşte geliyor Vural harekat

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 154

Aboooo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Sjskskksks

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 136

Nazenin gümüşkan

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 114

İnşallah

dilaa.09 Kitap Tutkunu

Hazan vaktini bölüm gelmediği için bu kitaba başladım

Durkutt
¶ Paragraf 31

Bu kitaba yeni başladım diğer kitaplarını beğenerek okumuştum ve bilmiyorum ama Nazenin'i nedensizce içten içe kendime benzettim kitabın ilk dizelerinde olmama rağmen. Tam olarak ne hissettiğimi anlatamıyorum bende anlamlandıramadım ama çok ilginç bir sıcaklık ve tanıdıklık oluştu içimde...Garip.

dilaa.09 Kitap Tutkunu

Wattpad de okuma fırsatım olmamıştı kısmet bugüneymiş umarım Vural beni uyandırmaz

dilaa.09 Kitap Tutkunu

*Utandırmaz

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

Haydi bismillah çok heyecanlıyım yine yeniden

serdarsununhazani16
¶ Paragraf 1

ÇOK HEYEFANLSNDIM IMDAT

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bölüm bir süre sonra başa sarmış

bigboss61 profil fotoğrafı
bigboss61 YÖNETİCİ

Bildirdiğiniz için teşekkür ederiz. Sorun giderildi, bölüm şu anda düzgün şekilde okunabiliyor.Keyifli okumalar dileriz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Sen noyle sanbdjnsjsndjd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Biraz sonra bir daha açacaklar ya ondan diyor dnjdndjsjdndjd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 168

geliyor geliyor gönlümün neşesi Sultan geliyor boyuna posuna kurban olduğum derdimin dermanı Sultan geliyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Sizin sert davranmanıza gerek bile kalmayacak ki sakin olun bshjsnsjdjshs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Heybetül haşmetlimiz eve bir gelsin gösterir onlara görücü neymiş

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Kociskom ilk bizi soruyo

ysemn Küllerin Muhafızı

Ya herşey çok güzel özlemişim ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

AAAAAAAAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Saftirigim benim kal kız burada bir şeyler yapacağız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 114

Gelecekte tuttuğumuz tek el olsun inşallah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 109

Kociskomuz bu herif

Yorum için giriş yap