← Meftun

Meftun

Bölüm 13☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

çimde dünya var, içimdeki dünya kadarsın🧡🐚

                        
☁️

Yağmurlu bir akşam; esintinin naif sureti gündüze aitken geceye aşık yanım. Evvelden ahire, varlıktan ziyan dolu yokluğa dek, bir patikaya denk… Benim tüm anlamım bu ya; nerede bir imkansız varsa oraya akarmış kalbim. Vural’ da öyle; Vural benim gecem.
Bu gece, diğer tüm gecelerden daha bir anlamı öz, şiddeti bol yakarıştı sanki. Vural’ a yakın olduğum her gün daha mı artıyordu başkalaşım? Yoksa benim en değeri biçilmez gecem onun yatağında uyuduğum gece miydi?

Bir sabah dilimi, geceye iç çekiş hecemdi.
Vural, ben o gece senin yatağında uyumuşum….

Binaya girmeden hemen evvel ayaklarımı sürüttüğüm kapı önünde ayın yansımasına bakar oldum. Bir yandan elbiseme sinen yağmur tüm bedenimi kavurur misali üşütüyor, bir yandan parmaklarım; ıslanmış saçlarımı tarıyordu. Yüzümde tüm yaşanmışlığın hissi, inceden inceye bir buse…

Onunla bir kahvaltıda birbirimize denk düşmekten öte yol bulmuştuk. Ne mutlu hissizliğim içindeki çıkarcı bulutlara; yönlerini şaşırdılar.

“Afedersiniz.” Dedi bir ses. Gayet tabi sakin ama bir erkeğe ait olduğu epey belliydi. Yönümü çevirince onunla göz göze geldim. Vural yaşlarında, kumral bir adamdı. Bana mahçupca gülümsedi. “Saatiniz kaç acaba?” Yüzündeki gayri ihtiyari gülümsemeyi elbette seçebiliyordum. Kendi bileğini göstererek kurmuş olduğu cümleye omuzlarımı kaldırmakla yetindim. “Bilmiyorum ki, şarjım bitti benim.” En son taksiden inerken yediyi çeyrek geçiyordu, bir süre yürüdüm ama bunun tahmininde bulunamıyordum.

Genç adam, benden aldığı yanıt karşısında yüzünde beliren anlayışla birlikte teşekkür edip çıkışa doğru ilermeye koyuldu. Nerdeyse dizlerine kadar uzanan koyu yeşil bir yağmurluğu, bir de başında fotore benzer şapkası vardı. Kim inanmazdı ki, onun on dokuzuncu yüzyıldan kaçarak günümüze sığındığına?

Hoş bir andı. Onun için, beni kasfetin sardığı ambians beraberinde eski bir zamanda var etti diyebilirim. Fakat sanıyorum ki bir acelesi vardı, yoksa bu yağmurda ufak su göletleri üzerinde paçalarına su sıçratırcasına koşmazdı.

Onun gidişini sakin bir filmin telaşlı sahnesini izler gibi seyrettim. Havanın hoyratlığı, yağmur sesi ve bir de sanki gazate hışırtısı. Bilmiyorum, bu konunun benimle pek bir ilgisi yoktu.
Saçlarımın yeteri kadar ıslandığını hesaplıyordum, ne kadar yürüdüğüm hususunda bir fikre sahip değildim evet ama bu yürüyüş beni tazelemiş, içime ferah güzellikler bırakmıştı. Yolun bir kısmında kalbimi müziğe sardığımdan da olsa gerek; kendimi epey iyi hissediyordum.

Uzun bir bekleyişin ardından, gözlerimin çiseye dalması son buldu ve binaya girip asansöre yöneldim. Ayakkarımın ıslaklığı nedeni ile zemine çamur sayılmayacak, koyu kahve izler bırakmıştım, bu konuda üzgünüm. Akşamın darında, kapıcının görüp buna can sıkmasını ben de istemezdim fakat duruma mani olamazdım.

Şimdilik bunu düşünmeyecektim, asansöre binerken bunun hesabını kuruyordum aklımda. Eve girdikten sonra sıcak bir duş alacak, daha sonra tüm günün heyecanlı yorgunluğunu dindirmek üzere bir süre düşünerek uyuyacaktım. Belki bir müzik açardım, uzun uzun Vural’ ı düşlerdim, düşlerimde onu yorardım hem bende hem kendi içimde.

Elimi esnemekte olduğum dudaklarıma kapatmdan hemen evvel yedinci katın düğmesine dokunmuştum, kapılar kapandı.

Tanıdık bir filmin, son sahnesi gibiydim. Birkaç şey eksikti sadece.

Vural ile en son beni kütüphanaye bıraktığında konuşmuştuk, arabada ve yüz yüze. Daha sonra ben saatlerce test çözdüm, müzik dinledim, bir şeyler izleyip kahvemi içtim. Tüm bu süre zarfında annemler Isparta’ ya çoktan varmış ve sanıyorum ki şimdilerde düğün salonundaydılar. Onları habersiz bırakmak istemezdim, bu sebeple eve girer girmez önce telefonumu şarja takacaktım.

Yedinci kata ulaşmıştık. Asansörden indim ve daireye ilerlerken çantamın içinde anahtarlarımı aramaya koyuldum. Acaba Vural’ a haber vermem gerekiyor muydu? Huzursuzum; bu konuyu uzun uzun düşünmüş ve ne yazık ki bazı şeyleri düşlemek durumunda kalmıştım. Oluru vardı, fakat bir şeyleri kırmadan ilermeyemeyeceğimizi bir kez daha, üstelik bu defa çok daha net kabullendim.
Vural bir gidişin terminaliydi benim için. Gideceğim yer için hevesli bir heyecan duysam da terminalleri hiç sevmezdim.

Vural, onu düşününce uyuşan parmaklarımla sonuca varmak benim için epey zordu. Üstelik, uyuşan yalnızca parmaklarım değildi zihnim de bir güneşe bakmış kadar kamaşıyordu.

Bugün onun yanında olmak çok güzel hissettirmişti. Henüz yalnızca varlığı ayaklarımı yerden kesti diyebilirim. Kendimi gerçekten güzel bir kızmış gibi hissettim. Bana olan bakışında dahi, kokusunda tabi..

Kapının önüne gelmiştim fakat sorgulama içerisinde anahtarlarımı bulamayınca dikkatimin yönü değişti. Kitaplarımı kolumun altına aldım, telefonumu kenarda tuttum, kalemlerimi ve aynamı çantamın içerisinde geriye çektim ama yoktu. Bir anlık afallamaydı ellerimin daha hızlı hareket etmesi sonucu kalbim giderek hızlandı. Anahtarlarım yoktu, zaten ufak olan çantamı tekrar tekrar karıştırırken bir yandan da onu nerede bıraktığımı hatırlamaya çalışıyordum.

Algımı kaybetmiş olabilir miyim? Ucunca pembe bir unicorn olan parlak metal demir parçası arıyordum.

Ama yoktu. Oysa bir yerde unutmadığıma eminim, ben unutkan biri değildim ama yanıma aldığıma da emindim. Üzerime bakar oldum, hırkam olsaydı ceplerini kontrol ederdim fakat sadece triko elbisem vardı. Duraksadım, oluru olsa kitaplarımın arasını kontrol ederdim. Yine de, bunun bir mantığı yoktu. Anahtarım yanımda değildi ve kapıda kalmıştım. Çantamı kapattım, olabilecek en uzun sorgulamaydı ki; omuzlarım bu soğuk koridor boyu hüzünle düştü.

Sensörlü lamba söndü, hareketimle onu yeniden yaktım.
Ne yapacağımı bilmez halde, alnımı kavrayıp kapıya bakar olduğunda belki Alaz evdedir fikri beni zile basmaya itti. Fakat bu bir işe yaramamıştı. Ellerimde kitaplar, sanki bir boşluğa düşmüş gibi çaresizdim.
Oysa evde uyumayı düşlemiştim. Sıcak bir duş hayalim vardı, belki sonra bir fincan sıcak çikolata, tarçınlı salep..

Koridorda adımlayıp geri geldim. Burada gidebileceğim kimse yoktu, Firuze Teyze evde değildi, Vural’ dan haberim yok, Ali Amca evdeyse bile utandığım için oraya gidemezdim. Ya da bilmiyorum, Ali amca eğer evdeyse oraya giderdim sanırım. Ama hemen telefonumu şarja takar, yüzde birlik kısmı dolunca da Vural’ ı arardım.

O, hemen gelirdi.

Taksiden erken inip bir süre yürümüş olmasaydım bu kadar üşümüş de olmayacaktım. İçim titredi, kollarımı birbirine bağlayıp ileri geri adımlamaya devam ettim. Ben adımladıkça apartman boşluğunun ışığı sönmüyor, karanlık da aksi gibi içimi tedirgin ediyordu. Üstelik koridorlar fazla ıssız ve bina da kimse oturmuyormuş gibi sessizdi.

Kısa sürede bacaklarımın buz gibi olduğunu hissettim, nereye gideceğim ya da ne yapacağım hakkında hala fikirsiz olduğumdan yönümü de değiştiremiyordum ama eğer şarjım olsaydı Vural’ ı arardım. Telefonumu şarj edebileceğim bir yer var mıydı? Site civarında bildiğim kadarıyla bir kafe de bulunmuyordu, olsa dahi birinden şarj aleti istemektense burada durmayı tercih ederdim.

Yersiz tutan anksiyetem, kızaran yanaklarım, titreyen ellerim ve bilinçsizliğim..

Uzun bir kararsızlıktı diyebilirim. Düşünceli halim bir süre daha devam etti, yorulduğumda ise test kitaplarımı basamaklara koyup merdivenlere oturdum. Işık söndü, etraf sanki daha da sessizleşti, mermer ve fayans zeminin soğuğu ise tüm yanımı kapladı.

Ne düşünüyorum?
Bir şey düşünmeli miyim?
Burada böyle ne yapacaktım, ne kadar duracaktım?

İşin aslı Vural’ ı düşünüyordum. Kim bilir, onu ve tüm bu yaşananları düşünürken burada uzun bir süre duracaktım. Bugün onunla geçirdiğim her an çok güzeldi. Güzel az kalır, daha fazla düşlemek isterdim. Daha çok anımsamak, düşlerimde daha çok anlatmak isterdim. Fakat bir yandan da isterdim ki her şey böyle naif kalsın, benim sevgim pamuk şekeri gibi olsun, bağım bir pamuk ipliğine esir olsun.

Vural bu esirliğe kapalı kalmayacak kadar asi bir adamdı oysa. Şimdiden gözlerindeki aceleci tecrübeyi de görebiliyordum. Benim kaçtığım kadar o kovalıyordu diyebilirim. Konu bir bileklik değildi, konu bir bileklikten nerelere gelmişti.
Daha evvel bir sevginin kendi içimde var oluşunu hiç sorgulamamıştım. Çünkü daha evvel böylesi derin duygular yaşamamıştım. Dün birdi, her şey birden bire oldu sanki.

Derin bir nefes alamayacak kadar korkaktım. Kendimi bir soluğu dahi heba görüyordum, bununla yaşayamam ama onsuz da olmayacağını biliyordum içten içe.
Üşuyordum, bugünün aksine.
Hava hiç olmadığı kadar soğuktu diyemem. Ayazı haddinden fazla büyütemem, ben soğukla hiç bu kadar samimi değildim sadece. Ne zaman üşüyecek gibi olsam muhakkak bir yolunu bulmuştu babam. Ellerim gerçek manadan sıcak sudan soğuk suya değmemişti, ki hiç ben bilmem soğuk nedir, çaresizlik nedir. Belki de bu yüzden her anlamda zayıftım, acı eşiğim hayli düşüktü.

Düşünceler arasındaydım; kollarımı birbirine kenetlemiş gözlerimi karanlık fayansın minik parıltısına götürmüştüm. Uzun zaman olmuştu sanki, hatta o kadar uzundu ki artık sadece devamlı düşünmekteydim. Bir yandan üşüyor, bir yandan esniyor ve bir yandan uyumamaya gayret ediyordum. Zamanla gözlerim kapanır oldu, bir basamak kenarında içim geçti.

Duvarlar soğuktu, saç telleriminden parmak uçlarıma bunu git gide daha fazla hissediyordum. Akşamın bir vakti, uzun Vural düşüncelerindeydim. Belki saatler, zaman belki de sadece bir saatti bilemiyorum ama koridorun aydınlanmasıyla adımı duydum, zihnim bana oyun oynuyor sandım.

Ses tekrar etti, bu defa daha gür. “Nazenin!”
Vural, sesi beni olduğum yerde sarsmadı. Sadece birden ne hissedeceğimi, bunca vakit onu düşünmüş ve düşlemişken ona nasıl bir adım atacağımı bilememiştim.

Koridorun başımdan koşarak diyebilirim, bana doğru geliyordu. Hızlıca önümde diz çöktü, “Ne oldu?” Kaşları çatılmış, yüzünde anlamsızlık ve endişe taşları diziliydi. Benim soğuktan titreyen, titredikçe birbirine vuran dişlerim onun sert cehresinde çok kısa asılı kalmıştı.
Bu anlamsız bakışma, aceleci tavır ve panik bizi ortak bir paydada buluşturmuştu. O ara, koyu saçlarının birkaç damla ıslanmış olduğu iliştı gözüme, aracı kapı önünde bırakmıştı demek ki.

Vural birbirine vuran dişlerimi durdurmak ister gibi elini yanağıma koydu. “Nazenin, ne oldu? Biri bir şey mi yaptı?” Sesi kendini bastırıyordu, benim titreyen dişlerim, onun sıktığı dişlere denkti. Kendimi iyi hissetmiyordum. Olur ya, sanki bir sığınış gibi gözlerimi yumdun “Vural, anahtarlarımı kaybettim galiba.”

Sözlerim onu aynı saniyelerde ayaklandırmıştı. “Kalk,” dedi bir elini sırtıma koyarken “Kalk donmuşsun zaten.” Bir an beni kucağına alacağını anladığımda koluna tutunup ayaklandım. Utanacağım bir şeyi yapmak istemiyordum, henüz elinin geldiği yerde sütyen kopçamın olmasına bile yüz kızartıyordum fakat Vural tüm bunları kenara sıyırıp beni ansızın kucağına aldı.

“Neden beni aramadın?” Ona bir cevap verecektim ama ben henüz şu halimizin şaşkınlığını atamamışken Vural asansöre yönelmişti. Dizlerimin altından geçen elinden, bana bu kadar yakın olmasından, bariz bir açıklıkla bana dokunmasa bile kollarında olmaktan utandım. Neyse ki Vural bu kadar yakın olmamıza rağmen benimle göz teması kurmak, veyahut beni izlemek yerine koridora dönüktü.

“Şarjım bitmişti.” Bitmeseydi arardım, kendime de bu eziyeti yapmazdım. “Seni aradım.” Dedi bir soluk, asansörü çağırırken “Beni ara demedim mi? Neden yalnız geliyorsun?” Sen de aramadın ama arasaydın da ben eve yalnız gelmeyi seçerdim. Çünkü bu meselenin bir adımlık cesaretle ilgisi yoktu.

Kapılar açılınca asansöre binip alt kata indik. Çok ksa bir vakitti, fakat bu kısa vakitte dahi kendimi Vural sayesinde daha sıcak hissetmeye başlamıştım.
Asansörden çıkmamızla “İndirsene beni.” deyişim ard arda var oldu. Yüzüme de ilk defa o zaman baktı. Hali yavaş, içli, sakindi. Onu anlayabiliyordum, daha evvel aşka dair birçok film izlemiş, onlarca kitap ve makale okumuştum bunu anlamayacak kadar saf bir kız değildim birbirimize olan duygularımız yeterince aşikardı. Sancılı bir süreçgen geçtiğimize ise, şimdi emin oldum. Tam olarak, şu an.

Vural’ ın bu endişeli, beni görmeye yalnızca tama etmeyen hali tüm utancımı baskılıyordu ama yine de beni yavaşça yere indirip önünde sabitlediğinde ona tutundum.

Ne seninle,
Ne de sensiz Vural.

Anahtarlarını çıkarttı, kapıyı açtı ve eğilip botlarımın fermuarını hözlıca indirdikten sonra “Gir.” Dedi. Buna ihtiyacım vardı, eve bir adım attığım sıra beni bileğimden yakalamıştı, Vural’ a döndüğümdeyse yüzüme baka baka içeriye adımladı. Sanıyorum ki bunu düşmemem için yapmıştı, haksız da sayılmazdı zira hala soğuktan titriyor, sendeliyordum.

Ardından kalan kapıyı kapatırken bakışlarımız birbirine kilitlenmiş, benim yorgun suretim onun gözlerine işleyen bir hal almıştı. Birkaç saniye, birkaç uzun yıl… Üşüyordum, bunu fark edip göz ucuyla üzerimi süzdüğünde gördükleri onu harekete geçirdi. “Gel.” Diyerek yanımdan geçip gitti, eli elimdeydi, peşine takıldım.

Odasına girdik, Vural bileğimi bırakıp dolabına yöneldi. Hızla bir şeyler çıkartıyordu, “Sıcak bir duş al, donmuşsun.” Ona ne söyleyeceğimi bilememiştim, elindeki tişörtü ve koyu gri bir havluyla yanıma ulaşıp “Hadi Nazenin.” Diyene kadar.
Yühsek bir ihtimal veriyorum ki yorgunluğumu belli eden bir ifadem vardı, uzattıklarını alıp başımı arkaya yasladım “Çok uykum var benim,-” Aklım yerinde mi bilmem, ona nazlanıyordum sanki. Duşa girmesem, bir yerde kıvrılsam yani.

Henüz söyleyemediğim sözler Vural’ a tesir etmiş olacak ki elini yüzüme koyup “Tamam.” Dedi. Yanağımdaydı ve koca eli tüm yüzümü kaplıyordu. “Tamam sıcak bir duş al ısın uyuyacaksın, ıslanmışsın da. Hasta olma.” Saçlarım biraz kurumuştu ama daha evvel çok ıslandığı belli oluyordu demek ki. Vural’ a karşı gelmeyi, bir konuda onunla didişmeyi asla istemiyordum; özellikle de iyiliğimi düşünürken. Başımı sallayınca elini indirip yeniden bileğimi kavradı ve bu defa bir adım önde banyoya ilerledi.

“Pijama getireceğim ben, sen banyoya gir.” Zahmet etmesine gerek yoktu ama çıplak durmak da istemezdim. Vural’ a başımı sallayıp banyoya girdim, ben suyu ayarlarken o da birkaç saniye içinde elinde pembe bir alt pijamayla banyoya girdi. “Annemin.” Onu dolabın üzerine bıraktı, ardından az ilerideki dolabı işaret etti. “Şampuanlar orada, karıştır al istediğini.” Vural’ ın şampuanını kullanacaktım, bir kere de olsa onun gibi kokmak istiyordum ve tahmin ediyorum ki onu bulabilirdim.

Ona tekrar başımı sallayınca çıktı ama kapıyı kapatmadan yeniden girecekmiş gibi oldu, “Kapıyı kilitleme,” dedi başını bana doğru uzatıp “Bir şey olursa kırmak zorunda kalmayayım.” Eve geldiğimizden beri ilk defa bu kadar gülümsemiştim. Sert bir dille “Gülme.” Dedi çıkarken, sonra yükseldi. “Ya da gül, maymun ettin bizi.”

Uzun sayılabilecek bir duştu. Vural haklıydı, o kadar iyi gelmişti ki sıcak su. Tam olarak mayışmış, sıcak suda ısınmış ve rahatlamıştım. Öyle ki, bir süre hiç çıkmak istememiştim.
Banyo kapısını çektim. Uzun ve geniş koridor boyu Vural’ ın odasına doğru ilerliyordum, ıslak saçlarımı onun havlusuna kuruluyordum, yürürken adımlarımla koridorda lambalar yanıyordu.

Odaya girdiğimda Vural masasındaki evrakları toparlıyordu. Geldiğimi görünce bakışları üzerimde bir anlığına duraksadı ama neredeyse dizlerime inen siyah tişortü hakkında bir yorumda bulunmadı.

“Aç mısın?” Dedi bunun yerine. Mavi evrakı yerine itmiş, bana bir adım atmıştı. Ben de ona bir adım atıp serzenişte bulundum “Sadece uyumak istiyorum.” Başını salladı, yatağı işarat etti. “Tamam, yatarsın şimdi.” yatmam için hazırlamış ve yorganın üzerine polar bir battaniye sermişti. Yatağa ilerledim, bu süre boyunca omzunun üzerinden bana baktı. “Saçlarını neden kurutmadın.”

Gözlerim yorgunluktan kapanmak üzereydi. Yatağa oturdum ve tekrar ettim “Sadece uyumak istiyorum.” Üstelik, bununla uğraşacak gücü kendimde bulamamıştım ama belli ki onun yatağında yatacaktım ve eğer bir ıslaklık istemiyorsa “Ama rahatsız olacaksan.” Vural sözlerimle birlikte bana doğru ilerledi. “Yat hadi Nazenin. Uykun var belli, saçmalamaya başladın.” Yorganı ve battaniyeyi tutup açınca uzandım, üzerimi örttü.

“Annemlere haber verir misin?” Onları meraklandırmak istemiyordum aksi takdirde neler olabileceğinin düşüncesi bile korkutucuydu.

Başımda dikilmeye devam ediyordu, elleri beline gitti. “Konuştum ben, sorun yok detay vermedim.” Gözlerimi kapatıp açtım, “Sağol.” 

Bu onu neredeyse gülümsetti diyebilirim. Vural’ ı böyle izlemek çok güzeldi.

İşaret parmağıyla burnumun ucuna bir fiske atıp “Uyu hadi,” dediğinde ben de gülümsemiştim ama Vural daha da gülümsedi, doğruldu sonra. “Işığı açık bırakayım mı? Korkar mısın?” geri geri adımlıyordu, ikimiz de tekrar tekrar gülümsetmiştik, “Gerek yok.” Dedim sağıma dönmek üzere. Kapının yanındaki anahtara dokundu ve onu hareketlendirip tüm odayı karanlığa itmeden evvel sakince yüzüme baktı. “İyi uykular.”
Anahtar sesi, oda karardı. Beni görmeyeceğine eminim, yine de kapı kapanırken rahat bir sesle ona yanıt verdim. “Hmhmm.”

🧡

Vural kokuyordu.
Vural’ a ait, en çok Vural, mis gibi Vural kokuyordum.

Yastık, yorgan, yatak, üstüm başım, sağım solum Vural’ dı. Bununla uyudum. Daha güzeli, bununla uyandım, tüm koku boynumdan ciğerlerime kadar işlemişti ve ben bir Vural huzuruyla gözlerimi aralamaya çalışıyordum. Uyku mağruru halimi sürdürürken yastığına doyasıya sarılıp derin bir iç çektim. Epey sıcaklamıştım, öyle ki göğüslerimin hafif ıslaklığı tişörtüne karışmıştı diyebilirim; ki en azından, kendime açık olmam gerekirse bundan keyif aldım.

Üzerimdeki yorganla battaniyeyi kenara ittirip yüzümü yastığına kapattığımda vakit hala akşam üzeriydi. Mayışmış ve kendimden geçtiğim bir rüya, uyandığımda ise kalbimi gümbürdeten bir uykuydu. Bunun olmasını ne zamandır istiyordum bilmiyorum ama gönlümde cambaz bir heyecan beni sürekli işliyordu. Sebep bu ki, kendimi doyasıya yatağa bastırdım, bununla kıvrandım. O minik, heyecanlı kalp çarpıntım beni akıl oyunlarıyla tazeliyordu diyebilirim. Vural zihnime ne zaman düşse, içten içe onun yatağında olduğumu ne zaman aklımda sürdürsem hayli artan bir keyfe düşüyordum.

Bu iki olmuştu evet ama bu ilkti aslında. Ben ilk defa Vural’ ın kokusunun sindiği bir yatakta onunla uyumuştum mecazen.

Düşlerim birbirini tamamlamadan evvel, ve hislerim erkeksi bir kokuya yenilip onu yanıma çağırmak istemeden evvel bir çok şeyin farkındaydım. Buradan kalkmalı ve içeriye gitmeliydim, Vural’ ın yanına.

Bir süre sonra yatakta oturur hale geldiğimde odanın altından ufak bir ışığın içeriye süzdüğünü fark ettim. Vural evdeydi, bunu bilmiyorum ama emin olduğumu dile getirebilirim bile.

Yavaşça ayaklanıp önce çok sıcak olduğu için odanın camını açtım, ardından banyoya girdim. Elimi yüzümü üzerimdeki ter damlacıklarından arındırarak yıkadım. Duşta tüm makyajım akıp gittiğinden kendimi epey rahat hissediyordum, aksi halde Vural’ ın yastığına o kadar fütursuz yatamazdım.

Odaya yeniden döndüğümde daha iyi bir hava vardı ve kokusundan anlayabildiğim kadarıyla ben uyurken yağmur yağmıştı. Katlamak üzere battaniyeye uzandığımda arkamda bir hareketlilik hissettim.

“Günaydın.” Dedi Vural, keyifli bir sesi vardı ve yanıma gelene dek omzumun üzerinden onu izlemiştim. “Günaydın, saat kaç?” Benimle birlikte battaniyeye uzandı, “Bırak şimdi burayı.” Diyerek onu yavaşça yerine bırakrı. “Ona geliyor,” güzel uyumuştum demek ki, her anlamda. Cama uzandı, “Burayı neden açtın?”

“Terledim.” Dedim dolaba yaslanırken “Isıyı yükselttin sanırım, çok sıcaktı biraz hava girsin dedim.” konuşurken o camı kapatmıştı, ardından yeniden bana yöneldi ve “Isındın mı?” Söylemiyle elini alnıma koydu, gözlerim bileğine gitti. “Terledim bile.”
Bu kadar yakın mesafeden, kendini bana yabancı kılmadan, bir temasla tüm parmak uçlarım karıncalanabiliyordu.

Yaptığı muhtemeldir ki ateşimi kontrol etmekti. Oysa  kendimi çok iyi hissediyordum. Çok geçmedi, başını sallarak elini indirdi, “İyi bakalım. Hadi bir şeyler ye.” Bir yandan odadan çıkmak üzere olduğundan arkasından söylendim.

“Sen neden değiştirmedin üzerini?” Hala takımı vardı. Birlikte koridordan geçtik, mutfağa giriyorduk “Evde kimse yok, rahat ol.” Diyerek bana döndü “Sen uyuyordun, kıyafetlerim odada.” Onu yerinden etmek istemezdim, mahcup bir tonda homurdanıp “Kusura bakma,” deyiverdim. Bana döndüğündeyse tek kaşını itinayla kaldırmıştı, gülümsedim. “Şimdi değiştirebilirsin.” Nihayetinde kendi evinde takımnın parçalarıyla oturmak zorunda değildi.

Bana bir cevap vermek yerine ocağın üzerinde duran tencereye yöneldi “Çorba içer misin?” Aspiratör ışığını açtı, kapağını kaldırdı, “İçersin içersin.” Oysa henüz bir cevap vermemiştim, tabi yine de bu onu haklı kılardı çünkü dumanı tüten çorba şahane kokuyordu. “Sen mi yaptın?” dirseklerimi tezgaha koyup kendimi ileriye doğru bıraktım.

“Hayır.” Dedi çorbayı karıştırırıken. “Annem gitmeden yapmış, ben anlamam ısıttım sadece.” Bana döndüğünde dudağımı “Hmm,” Diyerek hareket ettirdiğimi görmüştü. Ona muzipce kıkırdadım. “Anlamadığın belli, ısıtacağına kaynatmışsın.”

Gözlerini benden hiç çekmiyor, ben de kendimi onun yanında hep çok yalın hissediyordum. Vural’ la şakalaşabiliyor, kimseye demek istemediğim şeyleri ona söyleyebiliyor ve bundan hiç olmadığı kadar keyif alıyordum.

Vural iyice bana döndü, soluğunu daha keyifli bir tonda “Hadi ya.” diyerek verdi. Bilmiyordu belli, ama hoşuna da gitmişti bu durum. Başımı salladım, başını salladı. “Ne yemek istiyorsun?”

Bu, onu yemeyeceğim anlamına gelmiyordu ki? Ona anlamsızca baktım “Mercimek çorbası?” Sözlerim onu daha da gülümsettiğinde gözleri kalbimi dövüyordu. Defalarca, kalbimin duvarını aşacak bir suratle, hoşlukla..

Uzanıp cebinden telefonunu çıkarttı. “Pizza?” Aslında hayır diyemezdim, sakin bir tondaydım, “Oluur.” yerimde doğrulup sırtımı tezgaha yaslandım.

Sadece aspiratörün aydınlattığı bir mutfakta baş başaydık. Bu izlediğim tüm romantik film sahneleri kadar güzeldi. Acaba Vural’ da izler miydi öyle şeyler? Bir gün olur da, birlikte izler miydik ya da?

Gözlerim dalmıştı, sonra birden sanıyorum ki Vural’ ın varlığından bir sıcak bastı, önüme gelen ufak saç tutamını kulağımın arkasına iliştirdim. Eğer bir tokam olsaydı saçlarımı toplayıp daha rahat ederdim. Bu pek mümkün değildi, elimde kendime yalpaze yaptım “Ali Amca neden gelmedi?”
Hala telefonuna bakıyordu, sanırım sipariş oluşturmaktaydı. “Şirkette işleri uzamış, sabaha karşı gelir artık o.”

Vural’ ın sadece var oluşu dahi beni etkiliyordu. Nasıl bir insandım? Nasıl bir kızdım? Bu yasaklı mıydı? Sadece bir insan var diye başka bir insanın kalbi bu denli sendeler mi? Benim kalbim sanki rampa aşağıya bisikletle iniyormuşum gibi çarpıyordu.

“Annemlerle konuştun mu peki?” En azından beni merak etmiyorlardır ve ben, gerçekten hayat kurtarıcı bir akşam yaşamıştım. Telefonu cebine bırakıp bana yönelince elimi indirdim. Onun bir eli tezgahta “Gece gelirlermiş, üç gibi.” Epey geçti, mimiklerim bununla hareket ettiği sırada Vural gözünü kırpıp başını  hareketlendirdi “Ne oldu?” Ben sadece ona yük olmak istemiyordum.

Bunu ifade ettiğimde bana doğru bir adım attı ,”Saçmalama.” Biliyorum, sadece bazen. Sessizlik, bu ana en uygun olanıydı. Zira Vural bana bu surette bakarken aksi bir cümlenin bizi getirebileceği yeri aklım hayal edemiyordu. Başımı eğer gibi oldum, dudaklarım dişlerimin arasında “Teşekkür ederim.” Sözleriyle bundan kurtulabileceğimi sandım ama haklıydım da. Vural gelmeseydi tüm gece ne yapardım bilmiyorum. Kafeler de bir yerden sonra kapanırdı ve hava soğuktu.

Konuyu saptırmak istemezdim ama başımı ona kaldırdım, “Gerçekten uyumak da çok iyi geldi.” Ona olan minnetimi abartı bulmuş olacak ciddiyet sarılı yüzü birden gevşedi ve keyifle elini önce alnıma, ardında da yanağıma koydu. “Senin gerçekten ateşin mi var?”

Parmakları, ben ve temasıyla diken dilen olan tüylerim…

Yine de ona belli etmedim, gözlerimi devirirken ağzım kulaklarımdaydı şakalaşır gibi “Bahane arama.” Deyiverdim. Elini indirdiğinde ise yeniden sıcak bakışlarıyla göz gözeydim. “Aramama gerek var mı?” Buğulu sesi sebebiyle gözlerimi yumup derin, titrek bir iç çekmek istedim fakat bu o kadar uç bir noktaydı ki kendimi hem patika yolun hem sonunda, hem de cehennemin ortasında hissettim.

Vural korkak bir adam değildi evet, ama bu kadar açık sözlü oluşu bazen beni epey şaşırtıyordu. Ya benden bir yanıt bekledi, ya da yaşattığı çıkmazı yeni fark etmiş olacak, bir adım gerileyip derin bir nefes aldı. “Ben üzerimi değiştireyim.”

Onunla ikilemde kalmak, Vural’ a evet demek kadar zordu. Ne zamanki biri diğerini geçer, o zaman Vural’ a bir adım atabilirdim belki.

Onun gidişiyle balkonda açık duran televizyon dikkatimi çekti ve oraya ilerleyip koltuğa oturdum. Maç yorumu izliyormuş, köşedeki masada içi izmarit dolu küllük vardı. Koyu gri minderi kucağıma alırken storu yarıya inmiş cama döndüm, yağmur damlaları önce birbirlerine, sonra da ışıklara karışıyordu.
Şehrin ışıkları yanmış, salınan saçlarım Vural’ ın şampuanı kokuyordu. Ne alakasız bir demeç, o denli bir ikilemde kalbim. Buradayım, çünkü gitmeye çalıştığım patika yol nihayet bir büyü misali açılmıştı. Gidemiyordum, çünkü o patika yolun dikenleri beni çok korkutuyordu.

Günler evvel, o yazlıkta Vural’ ın odasında uyuduğum vakit gördüğüm rüya bilincimin bana oynadığı bir oyun muydu, yoksa kaderin bir akışı mı bilmiyorum. Tüm bu dengeler bir araya toplandığında içimdeki cesaretsiz yük gemisi bir yana meyilleniyor ve yalpalıyordu.

Benim korkum, korkularım hayat boyu farklı fikir ve görüşlerle yetiştirildiğim aileye vereceğim sızıydı. Babam, belki bizi bilmeyecekti ama gün olur da her şey beklediğimin aksime şekil alırsa, belki de alması için uğraşır hale gelirsem ona karşı ellerim önümde, gözlerim yaşlı mahçup durmak istemiyordum.
Bir seçimin iki ucundaydım, babam her zaman kalbime ağır geliyordu fakat kalbim de bir başkası için atmaya başlamıştı; bilmiyorum.

Vural’ ın geldiğini duysam da kendimi daldığım yerden almak istemedim. Aramızda mesafe kalacak şekilde sağ tarafıma oturdu “İyi misin?” Güzel hissediyorum, etraf harika, içimde tatlı bir sakinlik. Ona nefesimi verirken iç çeker oldum “Hmhmm.”


Sigara içtiğinde olsa gerek cam hafif aralıktı, onu kast edip “Üşüyeceksin.” Dediğinde omuzlarımı silktim. Bu benim için sorun değildi, şu an kendimi epey iyi hissediyorum bu anın tadı bozulsun istemedim.

Vural ayaklandı, balkondan çıktı ve birkaç saniye sonra döndüğünde halimde hiçbir değişiklik yoktu. Damlalar, ışık vuran kırmızı damlalar birbirine ulaşmıştı; ben Vural’ a ulaşamadım. Damlalar birbirlerine koşuyordu, benim adım atacak cesaretim yoktu. Eğer şartlar farklı olsaydı ben de Vural’ a birkaç adımla ulaşırdım.

Battaniyeyi açıp üzerime örtünce ona döndüm, yüz yüzeydik, yanıma oturdu. “İyi misin gerçekten? Kabus mu gördün?” Gözlerime bakıyordu, gözlerimin içine. Ama hayır bu aklıma dahi gelmemişti. Başımı iki yana sallarken “Hayır iyiyim.” Dedim usulca gülümseyip “Yatağın çok rahat bu arada, yazlıktaki de öyleydi.” Cümlelerim sayesinde Vural’ ın gözlerinde gördüğüm gülümseme birçok şeye bedeldi. “Kabus da görmedim.” Diye ekledim. Sadece, kalbim yumuşacıktı ve nedenini aramıyor tadını çıkartıyordum.

Battaniyeye sarılıp bacaklarımı koltuğa toparladığımda Vural beni izlemeye devam ediyordu. “Salona gidelim istersen, bak soğuk burası.” Ayaklanıp camı kapattı, “Güzel burası.” Seviyordum, ama Vural elimi camın kulpuna dayayıp düşünceyle bana baktı. Ardından “Kalk kalk.” Dedi yanıma gelirken. “Başka zaman gelirsin otururusun istediğin kadar, salona geçelim soğuk burası.”

Ama ben seviyordum, haline gülmek isterken yüzüne hayretle “Beni kovuyor musun?” Dedim. Battaniyenin ucunu tuttu “Kovmuyorum,” Vaz geçti, “Ya da kovuyorum hadi salona Nazenin, hadi.” Fazla ısrarcı olduğundan şaşkınca ayağa kalktım ama ayağım battaniyeye takıldığında düşecek gibi olup refleksle Vural’ ın koluna tutundum, aynı saniyelerde beni kavramıştı.

Battaniyeye bakıp onu toparladım, bir yandan keyifle söyleniyordum. “Sana bugün iki kere borçlandım. Hayatımı kurtardın.” Arkamda kalan kısmı kucakladı, battaniye kucağında peşimden geliyordu. “Bir ara ödeşiriz,”

Dudaklarımı ısırdım, gülümsediğimi sesimden de olsa belli etmemeye çalışıyordum. “Sen düşersen ben tutamam ama.” Mutfaktan çıktım, salona girerken “Yok, ben sana kaldıramayacağın şeyler yüklemem.” Deyince duraksamadam yapamadım. Ona omzumun üzerinden baktığımda bana doğru bir adım atıp mesafeyi yitirdi. “Benim olayım farklı olur.” Bir şey söyleyecek oldum, tam da şu an kelimelerin boğazıma dizildiği bir andı. Yapamadım, utancım ağır bastığından gözlerimi kaçırdım ve salona girip cam kenarındaki koltuğa oturdum.

Vural bir yere kadar benimle gelmişti, ardından televizyon kumandasını yanıma bırakıp prizdeki telefonumu işret etti. “İstersen televizyonu aç, telefonunu şarja taktım dolmuştur.” İşaret ettiği yere bakarken battaniyeyi kendimden uzaklaştırmıştım. Açıkçası telefonumla ilgilenmek istemiyordum.

“Sen?” Dedim yüzüne dönerken. Umarım içeriye gitmeyecekti, başıyla kapıyı isaret etti “Ben balkondayım.” Yüz halimin değiştiğini hissedebiliyordum ama aksi için elimden bir şey gelmiyordu.
Kalbim kırıldı.
Kalbim öyle bir kırıldı kı sızısını boğazımda hissettim. Beni burada bırakıp balkonda tek başına mı duracaktı?

“Ne oldu?” Dedi anlamsızca, umarsız davranmayı denedim. “Hiç.” Acaba Vural’ ın adımlarına karşılık vermiyorum diye kendince beni mi cezalandırıyordu? Bunu düşündüğüm sırada uzanıp iki parmağıyla yanağımı okşadı “Korkma, bir sigara içip geleceğim.” Başımı ters yöne çevirip gülümsememi bastırdım, “Neden korkayım?”  derken de bunu belli ettiğimi düşünüyordum ama her neyse onu gülümsetmiştim.

“Bensizlikten değil, tek kalmaktan.” Öyle mi? Kaşlarımı anladığımı ifade eder halde kaldırdım “Hm.” Ben cümleleri o kadar yanlış anlıyordum ki, aslına bakarsak doğrusunu anladığıma emindim ama bunu açığa çıkartamazdım.

Önümde durmaya devam etti. “Çorba getiririm gelirken, pizza yolda. Ne içersin?” Ben de orada olmak isterdim ama zorla buraya getirilmiştim. Omuzlarımı havalandırdım
“Fark etmez.” birkaç adım gerilemişti, battaniyeye dokunup Vural’ a döndüm “Battaniyeyi al istersen, soğuk orası.” Üşümesini istemezdim, üzerinde yalnızca bir tişört varken bu gayet tabi mümkündü.

“Ben üşümüyorum.” Telefonumu sarjdan çıkarttı, bakışlarımız bu süre zarfında yeniden buluşmuştu fakat kısa sürdü, Vural odadan çıktı.

Bir süre sonra oturmak sıkıcı geldiğinden kalkıp mutfağa geçtim. Beyaz mutfak dolaplarından, zeminden olsa gerek genel olarak mutfağın ferah bir havası vardı. Tabaklarına kadar, Firuze Teyze zevkli bir kadındı.

Tezgaha ilerlediğim vakit balkonda sigarasını içen Vural’ ı görebiliyordum. Açtığı camın önünde durmuş bir yandan da telefonuyla ilgileniyordu. İzlendiğini hissetmiş olacak başını usulca bana çevirdi, ben ise mutfak dolabına yöneldim. Alel acele diyemem ama onu izlerken yakalanmak istemiyordum, hızlıca iki kase buldum, iki kaşık çıkarttım ve salonda yiyeceğimizi hesapladığımdan mutfak dolaplarında bir tepsi aramaya başladım.

Birkaç saniye sonraydı, balkon sürgüsünün araladığını işittiğimde yönümü değiştirmemiştim “Tepsi sol tarafta.” Tarif ettiği yere baktım, göremeyince önce bir “Nerede?” Dedi ama hemen ardından siyah tepsiyi alıp tezgaha bıraktım.

Demek ki hala beni izliyordu. Üzerimde bir çift bakışın var olduğunu bilmek hareketlerime ket vuruyordu ve ben buna müdahil olamıyordum. Ta ki yanımda yer alana dek, Vural’ a döndüm. “Sen bir şey yemedin mi?” Tüm gece beni beklemiş olamazdı değil mi? Kıyafetleri hususunda yeterince kendinden ödün verdiğini sayarım ama “Hayır.” Demesini beklemiyordum.

Elimde kepçe, “Neden?” Dedim hayretle. Kaşlarım havalanır gibi olmuştu, kepçeye uzandığı sıra devam ettim “Neden yemedin?” çok ağır sigara korkmuyordu, aklımı karıştıran bir konuya dahil olduğumu Vural çorbayı kaselere boşaltmaya başlayınca fark ettim; onu zihnimde kovamazdım ya.

“Canım istemedi.”

Çorba mis gibi kokuyordu, ona yanımda bir yer açarken doldurduğu kaseyi tepsiye koydum “İstediğin bir şey varsa dolaptan al.” Evim gibi hissettirecekse bu işe yarar bir davranıştı ama hayır, canım bir şey istemiyordu.

Konuyu es geçip “Sen ne yaptın?” Dedim usulca, ikinci kaseyi de tepsiye bıraktı. “Maç izledim.” Sonra da yorumunu tabi, Vural’ a anladığımı belli eden bir homurtuyla karşılık vermiştim, tepsiyi tek eliyle kavrayıp ilerledi “Limon?” Salona doğru onu takip ettim. “Ben kullanmıyorum, sen?”

“Bende kullanmıyorum.” Tepsiyi masaya bırakmıştı, doğrusu şu an sıcak bir çarbadan daha iyisi yoktu.

“Otur hadi.” Vural’ ın bana gösterdiği sandalyeye oturup önüme bıraktığı çorbanın kokusunu içime çektim. “Çok güzel kokuyor.” Saçlarım yüzüme geldiği için onları daima kulağımın arkasına ittiriyor ya da bağrıma bastırıyordum, bunu oturmak üzere fark etti.
“Rahatsız mı oluyorsun?” Ayaklanmıştı, çorbamı karıştırırken Vural’ a baktım ama “Rahat ediyorum diyemem..” cümlenin sadece yarısını yüzünü bakarak söyleyebilmiştim. Salondan çıkıp odasına yöneldi.

Bir süre sonra elinde bir kalemle geri dönmüştü, Vural’ a bakar oldum “Okula mı gidiyorsun?” Kalemi bana uzattığında sözlerim onu gülümsetmişti. “Mimar olduğumu unutuyorsun.” Kalemi aldım “Ben bilgisayar ortamında çizim yaptığını düşünmüştüm.” Masanın başına oturduğunda çaprazımda kalıyordu, “Bazen.” Dedi peçeteye uzanıp “Genelde elde çizim yapıyorum ama.”

“Saçlarımı toplamam için mi verdin?” Başını salladı, ben gülümsedim. “Ben bilmiyorum ki. Yani hiç ihtiyacım olmadı, saçlarım da çok yumuşak. Tutacağını sanmıyorum.”

“Ciddi misin?” Bu onu o kadar keyiflendirmişti ki sandalyemi kendine doğru çekip önünde durmamı sağladı. Eğlenceliydi, onu keyifli bir “Evet.” ile karşılamıştım, elini uzattı “Ben deneyebilir miyim?” Elbette, kalemi ona uzatıp çorba kasemi ileriye aldım ama sonra bir anlık başımı geriye çekerek garip bir tonda “Sen.” Dedim. “Sen nereden biliyorsun?” Yani daha evvel bir kızın saçlarına şekil verip vermediğini merak ediyordum, eğer öyleyse.

Beni kendine çektiğinden artık hayli yakındık. Yüz yüze, gözlerini bir yalanla kaçıramayacak kadar yakındık. Ki Vural, bana asla yalan söylemezdi.

Sözlerimi geri çekmedim, farklı bir soruyla da süslemedim. Şu an, en az Vural kadar cesurdum.
“Bilmiyorum.” Dedi sakince, “Ama kalemlerle aram iyi, şansımı denemek istedim.” Öyleyse, dudaklarımı minik dokunuşlarla ısırıp başımı eğer oldum. Vural uzun boylu bir adamdı, buna gerek yoktu ben sadece saçlarımı ellerine bıraktığımı ifade etmek istemiştim.

Saçlarıma dokundu, elleri tüm saç diplerimi karıncalandırdı. Ardından bedenimdeki her zerreyi, her alanımı kendinde var etti. Sanki tüm şarkılar, türküler, ninniler aynı anda çalmaya başladı. Sanki ben düştüm, bir tene tutunup doğruldum. Vural sanki saçlarımı sıkıca toplamak yerine onları sevmeye niyet etti; dokunuşları öyle yumuşak, parmakları tenimde öyle sakindi.

Elini enseme indirdi, uzun parmakları sarı saçlarıma dolanmış, diğer eli kulağımın arkasında; içim titredi. Vural’ ın derin soluğunu duydum, göğsü bununla inip yükseldi, “Toplayıp.” Gücüm yetmedi, boğazımı temizledim, “Şey, sıkıca toplaman gerekiyor sanırım.” Gevşek olursa istediğimiz sonucu elde edemezdik, kalem düşerdi.

Vural bana fazla yakındı, nefesi nefesime karışacak kadar yakındı. Saç tutamımı okşar halde tek elini indirip sakinleşen sesiyle “Saçların çok yumuşak,” dedi. “Bırakalım böyle kalsın, boşuna canını yakmayalım.” Kalem tutmazdı yani, ki bence de.

Başımı kaldırınca yeniden göz göze geldik ve eli saçlarımdan bağrıma inmek üzere… Gözlerime sorgular halde bakıyordu, ne olduğu hakkında bir fikrim vardı oysa. Fakat ben sakinliğimle birlikte mırıldandım “Aslında bandanam.”  Aslında kurmak istediğim cümle eğer yanımda bir bandanam olsaydı olacaktı ama Vural’ ın yüzü gözleri beraberinde gülümsedi, erkeksi sesi kısıldı. “Giderken geri alırım ama.”

Elbette, anımsayınca gözlerimi yumup başımı utançla eğdim ve eli sırtıma indi. Bandanam hala ondaydı, saklıyordu belli ki. “Olur.” Vural’ ın yanında konuşmak ona soluklanmak gibiydi, başımın bedenine değmek üzere olduğunu fark ettim ama bunun için bir hamle yapmayacaktım. 

Neyse ki Vural sırtımı okşar halde “Bekle.” Diyerek yerinden kalktı. Bandanamı getirecekti, döndüğünü tahmin ettiğim bir sürede zil çalınca merakla doğruldum. Eğer kapıya bakmamı isterse bunu yapardım, fakat çevresine yabancısı olduğum bir evin misafirini karşılamak istemiyordum. Neyse ki Vural kapıyı açmış olacak bir erkek sesi hışırtı beraberinde duyuldu. “Vural Abi, buyur.”

Belki pizza gelmiştir, ya da hiç alaksız bir şeydi. Olaya kulak kesilirken merakımı tamamen akışa bıraktım, “Funda Abla bunu yolladı bir de.” Sessizliğimi sürdürdüğüm gibi dikkatim de elimde değil giderek artıyordu. Elimde olsa yerimden kalkıp merakla Vural’ a bakardım ama bunu asla ve kathalar eşliğinde yapmadım.

“Ne lan bu?” Dedi Vural, samimiyetini sesinden anlayabiliyordum Funda’ nın yolladığı her neyse merak ettim.

“Şekerpare abi, sen severmişsin.” Vural şekerpare mi severmiş? Sevdiği bir tatlı, ona bir kadın tarafından yollanmıştı ve ben, daha Vural’ ın çayı nasıl içtiğini bilmiyordum. Omuzlarım bu cümleden hemen sonra çökmüştü, ona bir cümle kuracak olsam geç kalmışlıkla ilgili olurdu; Senin bana erken bile gelmişliğin var ama ben sana geç kaldım.

Vural öyle derin bir nefes aldi ki onu işittim. “Funda orada mı?” Funda kimdi bilmiyordum ama sevgilisi olmadığına emindim. Vural’ ın bir ilişkisi yoktu, eğer olsaydı bana böyle yaklaşmazdı, değil mi?

“Evet abi.” Saate bakmak istedim, benim özgür olmak istediğim vakitlerde bir kız dışarıdaydı. Elimde değil, üzgünüm ama bunu biraz içerleyecektim.
“Eve bırak o salağı, yaz bana da.” Tahmin ediyorum ki ben duymayayım diye kısık sesiyle ve huzursuz olduğunu belli eden bir tonda kurduğu cümlenin sonunda kapıyı kapatmıştı.

Çorbama döndüm, Vural ise masaya gelip kutuyu gelişi güzel bir halde önüme bıraktı. “Şekerpare sever misin?” Doğruyu söylemek gerekirse hiç haz etmezdim, bir dilimi dahi ağzımda büyür de büyürdü. Bandanamı takmaya koyulup ona burun kıvırdım “Hiç sevmem.” Çekingeyle dile getirdiğim bir fikirdi, oysa aynı şeylerden hoşlanmak isterdim.

Yeşil bandanam sayesinde nihayet saçlarım önüme düşmekten kurtulmuştu, ellerimle bandanamı tam olarak yerleştirdiğimde Vural beni izliyordu ve derin soluğunu yerine otururken “Al benden de o kadar.” Diyerek verdi. Öyleyse, kutuya ufak bir göz attığım, içinde yalnızca birkaç adet tatlı olduğunu fark ettim. “Neden sana yollamış?”

Ben pek anlamamıştım, arkadaşıydı ve seviyor demişti. Vural düşüncemi tekrar “Arkadaşım,” diye onayladı. “Sevmediğimi biliyor. Kendince şaka yapmak istemiş.” Ah, öyleyse şimdi anlamıştım. Espri tarzını sevdiğimi söyleyebilirim, çorbamdan ilk kaşığımı hoş bir karşılamayla aldım. “Güldün mü peki?”

Gülümsemiyordu, oysa bence epey gülünecek bir durumdu. Tıpki benim gibi çorbasına yöneldi, “Bayatladı artık, ilkinde gülmüştüm ama.” Gülünmeyecek gibi değildi, içimden keşke benim de böyle arkadaşlarım olsaydı demeden edemedim.

Ben bu hususta kendimi epeydir yalnız hissediyorum; doğduğumdan beri.

“Öyleyse kim yiyor bunları?” Kutuya takılıp duruyordu gözlerim, Vural’ ın da sesi “Babam.” Derken gülümseyince halimizden keyif almaya baktım.

Gözlerimi kaçırdım, çorba çok iyi geliyordu “Dolaba tatlı bıraktım, istediğin zaman alırsın.” Nasıl yani şekerpare mi? Çorba kaşığı ağzımda, Vural’ a baktım, çorbasını yuttu. “O başka,” Sanırım, arkadaşı Vural’ ın siparişini duyunca ufak bir ek yapmak istemişti. “Gerek yoktu.” Vural yalnızca bakınca önüme döndüm “Teşekkür ederim.” Bazı dönemler daha yoğun isteklerim oluyordu ama yemekten sonra yiyebilirdim.


Çorbamı bitirmek üzereydim, belki birkaç kaşık sonunda kasenin dibi gelecekti “Doydum ben.” Titreyen telefonunu uzanırken bakışlarını tekrar üzerime dikmişti, aramayı yanıtlayıp masadan kalktı. “Levent?”

“Hallettin mi?”

Onu yanıbaşımda telefonla konuşurken izlemek keyifli olacaktı. Vural’ ı işiyle veya arkadaşlarıyla ilgilendiği dakikalarda; yani dikkati başka bir yerdeyken izlemeyi sevmiştim. Biliyorum henüz çok yeni tanışıyorduk, geçirdiğim birkaç günin yalnızca adı vardı ama bu kelebek etkisine mani olmuyordu. Benim saf korkum ise kelebeklerin ömrünün az olmasıydı.

Boşalan kaseleri alıp mutfağa gittiğimde Vural ortalarda yoktu ama sesi arka odalardan geliyordu. Bulaşıkları yıkayıp yerleştirdim, banyoda ellerimi yıkadım ve tekrar salona geçip telefonumu alarak televizyonun karşısındaki koltuğa oturdum. Şafak’ dan iki cevapsız arama ve ne yaptığımı soran bir mesaj vardı. Ona cevap yazmaya koyuldum

Gönderen; Nazenin
Mesaj; İyiyim Şafak, telefonumun şarjı bitmişti biraz uyudum. Yarın seni arayacağım

Açıkçası onunla şimdi konuşmak istemiyordum ama zaten saat gereği işte olduğu muhtemeldi. İnternetimi açtım, bu defa da panele Alaz’ dan bir mesaj düştü.

Gönderen; Alaz
Mesaj; Bu kadar hızlı olacağınızı düşünemedim helal olsun 😀

Mesaj bir saat evvel gönderilmişti ve Vural’ dan söz ettiğine emindim. Gerildiğimi söyleyebilirim, bu tabirden haz etmemiştim. Üstelik Alaz’ ın ima ettiği gibi bir şey de olmamıştı ben sadece buraya gelmek zorunda kalmıştım. Ona bir cevap vermem gerekiyordu.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Alaz kapıda kaldım ne yapabilirdin?

Mesajı anında gördü.

Yazıyor…

Gönderen; Alaz
Mesaj; Oo demek anca müsait oldunuz 😀
Kolay gelsin
Vurala 😀

Yüzümün birden süt beyazı kesildiğine eminim. Derin bir yutkunuş beni neye uğradığımı şaşırtıp klavyeye itti.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ne saçmalıyorsum Alaz kendinde misin sen?
Ben uyuyordum yorgundum

Alaz hemen gördü mesajı.

Yazıyor…

Gönderen; Alaz
Mesaj; Kolay gelsin dedik ya Nazenin tamam anladık yoruldun

Gönderen; Alaz
Mesaj; Yorulursun tabi 😀

Ona bir cevap daha vermek istedim ama bu defa öfkeden ne yazacağımı bilemedim. Yazdım, sildim, sanane dedim, saçmalamaması gerektiğini yazdım, Şafak olsaydı o daha güzel bir mesaj yazardı ama ben yazamadım. Yazamayınca da telefonu öfkeyle kenara atıp televizyonu açtım.

Belgesel vardı. Alaz neden öyle söyledi? Biz, Vural’ la.
Biz, Vural’ la birlikte olmuşuz gibi. Biz, Vural’ la sevişmişiz gibi. Gözlerimi yumdum, Alaz çok acımasızdı ve bu hareketi benim canımı yakmıştı. Benim düşünemediğim şeyi Alaz oturup kafasında kurmuştu resmen? Aklının hangi köşesinde bizi nasıl var etti, nasıl hayal etti bilmiyorum ama bu beni hiçbir şeye duymadığım kadar rahatsız etti. Geldiğinde onun yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum çünkü ben öyle bir kız değildim.

Vural elinde pizza kutuları, kulağında telefonla odaya girince bakışlarımı üzerine çekti. Pizzaların geldiğini duymamıştım bile, gözlerimi kaçırdım.

“Ne beşi en az bir milyon. Sen bırak o arabayı, ben galeriden çekeyim sana bir tane.” Kutuları masaya bıraktı ve yanıma oturup masayı bize doğru çekti. “Hayır baktım evrakta yok.” Bir erkekle konuşuyordu sesini duyabiliyordum ama sözleri anlaşılır değildi. Vural karşı tarafı dinlerken tekrar kalktı. “Yediyüz merte kare orası,” mutfağa girdi, onu böyle izlemek istemiyordum fakat elimde değil kendime mani olamıyordum.

Salon kapısında durup telefonu omzuna yasladı. “Ne içeceksin? Kola, ayran, limonata, soda, elma suyu?” Elma suyu seviyordum ama pizza varsa “Limonata.” Diyerek oturuşumu düzelttim, Vural’ da tekrar mutfağa döndü.

Onunla bir şeyler yaşamayacaktık, Alaz’ ın sözleri ağırıma gitti sadece. 

Televizyonun sesini açtığımda bir hayvanı parçalamak üzere olan aslanın varlığını duymuştum. Bu türleri ben değil babam severdi, benim izlediğim belgeseller daha çok çiçeklerle ilgili oluyordu. Veya birbirine zarar vermeden yaşayan hayvanlar, doğa kanunu gereği bunun aksini var edenlerdi. Bir süre kanak gezmeye başladım, o ara Vural elinde limonata ve iki bardakla tekrar geldi. Telefonu geniş omzuyla kulağı arasına koymuştu. Ona yardım etmek isterdim ama keyfim o kadar yoktu ki belli olacağını anlamasam kolumu kaldırmazdım.

Yanıma oturup limonatayı açtı ve bardaklara doldurmaya başladı, “Yarın gideriz, şantiyeye uğramam lazım Ali’ yi ara söyle ona da. Barış’ da gelsin, Mücahit’ den işlemi al. Tamam, eyvallah.”
Telefonu kapatacak gibiydi, her ne duyduysa tekrar kulağına götürdü, “Ceren’ den haberim yok, Azra Biga’ da. Yok, Eylül’ le gittiler. Tamam, hadi tamam.”

Bir müzik kanalı bulduğumda orada durdum, daha evvel duymamıştım ama hoş bir melodisi vardı. O sırada Vural telefonunu masaya koymuş pizza kutusunun birini açarak arkasına yaslanmıştı. Kutuyu bana uzattı, “Neyin var?” O kadar mı belli oluyordu?

Pizzadan bir dilim alınca kutuyu ikimizin de dizine, tam ortamıza bıraktı.

Biz, sevişip yorulmuşuz.

“Hiç.” Mırıldandım, sesim daha güzel çıksaydı belki bunu sorun etmezdi. Pizzamı ısırdım, çok lezzetliydi.

“Neden keyifsizsin?” Bana bakmıyordu, benimle birlikte televizyona bakıp müzik dinlerken pizza yiyordu. Şey diyordu müzikte de; Geçmesin günümüz, sevgilim yasla
O güzel başını göğsüme yasla
Birleşebilir mi ah, aşk ihtirasla
O güzel başını göğsüme yasla.”

Aklım bir anlığına şarkıya gitse de kendimi toparladım “Alaz yazmış, keyfim kaçtı biraz.” Bu onun için yeterli bir cevap olacaktır.
Başını yana hareketlendirdi. Babam, bunu çok bunaldığı vakitlerde yapıyordu ama Vural’ ın boynundan o an öyle bir ses çıktı ki “Ne yazmış?” Dediğinde bile soruyu algılayamadan endişeyle Vural’ a döndüm. “Hii! Boynun kırılmadı mı?” Babamın boynundan hiç ses gelmiyordu.

Hale bakarsak boynunu konu dahi etmedi. “Ne yazmış?” Umarsız davranıyordu, oysa ben onun için endişe duyuyordum. “Boynun acımadı mı?” Bu normal miydi? Vural sonunda bana dönünce anı beklediğimi bakışlarımla belli ettim “Hayır.” Dedi sakinlikle “Bu normal, ne dedi sana?” Vural’ a Alaz’ ın bozuk düşünce tarzını elbette ki söylemeyecektim. Ona yalan söylemek de istemiyordum ama konu asla dile getirbileceğim bir açıklıkta değildi.

Ben hayatım boyunca hiç yalan söylemedim desen yine yalan söylemiş sayılmazdım. Ben ömrüm boyunca kimseden bir şey saklamadım, saklamak zorunda kalmadım. Sanırım bu yüzden söyleyecek bir şeyler bulma konusunda çok kötüydüm, her an açığa çıkacak bir doğruyu örtbas etmek benim için dünyanın en zor meselesiydi. Ama ben o meselayi Vural’ dan gözlerimi kaçırırken “Şafak.” Diyerek kapatmaya çalıştım.

Hızlı düşündüğüm sıra, pizzamın mısırını dudaklarıma yavaş yavaş götürdüm. “O oğlan ne zaman gelecek gibi bir şeyler yazmış. Onu da alalım gibi. Şafak’ a sürekli oğlan diyor.” Yalan da sayılmazdı, muzdarip olduğum bir konuydu ve Alaz bunu daima yapıyordu buna Vural’ daha daha evvel şahit olmuştu. Hem, Şafak yakında gelecekti. Geldiğinde de eminim ki kuzenim tarafından oğlan gelmiş gibi cümleler kurulacaktı, tüm olacaklara şimdiden kırılmak istemezdim.

Şafak, o haksızlıklar içinde bir kızdı.

Arkadaşımı anımsayınca neşelendim doğrusu. Garip bir heyecanla Vural’ a bakar oldum “Ama biliyor musun? Şafak çok güzel bir kız, o sadece babası onu evlendirmesin diye erkek gibi dolaşıyor.”
Şafak güzel bir kız.
Acıdan ayak parmaklarımı büktüm. Şafak güzel bir kız, cümlelerimle birlikte Vural’ ın kaşlarının çatıldığını gördüm. Ardından yüzü değişti, sesi, “Ne?” İşitilmeme ihtimali olmayacak kadar toktu.

Patavatsızlık ettiğimi o an farkına vardım. Bunun için yutkunma gereği duyunca da limonatama uzandım ama Vural bu konuda daha başarılı davranıp onu bana uzatmıştı. Bir yudum alıp hoşnutsuzca teşekkür ettim.

Bazen berbat bir arkadaşım, bazen değil sadece bugün. Alaz’ ın kurduğu cümleyi örtbas etmek isterken Şafak’ ın bana anlattığı bir konuyu ortalığa böylece saçamazdım ama bu ilkti. Nasıl olduğunu anlamadım ve bana söylediği sancıyı ilk defa dile getirdim.

Pizza dilimini limonatayı alırken kutuya bırakmıştım, bardağı da yerine koymak için masaya uzanınca Vural elimden alıp yerine koydu. Şafak bunu bilse bana çok kızardı, ya da kızmazdı bilmiyorum o sürprizlerle dolu bir insandı, bazen de ben sürprizlerle dolu bir insan olabiliyordum. Yine de, yaptığımdam çok utandım, utançla da başımı eğmiş bulundum.

Sessizliğm onun için duyduğum utancı o kadar güzel simgeliyordu ki bu an bitsin istemedim. Kendi cezamı kendim kesebilseydim eğer; bunun en ağır şekilde olmasını isterdim. Vural, ona verdiğim sırrı taşırsa. Ki bu belirsizlikle kaplı bir muhtemel, içimde var olan en temel minneti de elinde var ederdi. Nitekim ondan evvel pişmanlığımı da dile getirmeliydim. Bu böyle olmaz, bazı hikayelere ortadan başlanmazdı.

Vural tam da böyle bir vakitte, kendim için adalet terazisi kurmuşken ve bir yanı epey ağır basıyorken hayatıma yeniden girer gibi; yüzüme eğilip hafifce gülümsedi. “Ketçap getireyim mi sana?” Beni de gülümsetti. Ziyanı yok, dudaklarımı kavramadım gerilip durdular Vural’ la göz göze gelirken. Kocaman gülümsedim, gözlerinde gözlerim. “Olur.” 

Vural kalkıp bana mutfaktan ketçap getirdi. Yanıma tekrar oturduğunda daha iyiydim, bunu bir kez daha dillendirmek istemem ama Vural belki de kurduğum cümleyi sessiz sedasız unutabilen bir adamdı?

Sessizce pizza dilimerinin hepsini ketçapladı, demek ki o da seviyordu. Dilimimi yemeye devam ettim, “Güzelmiş.” Kutu üzerinde benim bildiğim bir marka yoktu, Vural dilimini başını salladığında dilimini bitirmek üzereydim “Öyledir. Muhsin Abi güzel yapıyor.” Gerçekten kendine has bir lezzeti vardı ve Vural lezzetten anlayan bur adamdı.

Bacaklarımı koltukta toparlayıp yeni çalmaya başlayan müziğe hitaben Vural’ a “Seviyor musun?” Dedim. Sevmiyorsa kanalı değiştirecektim, kaşlarını havalandırınca değiştirdim. Biraz kanal gezdim, bir yandan pizzamı yedim ama televizyonda hiçbir bir şey yoktu. Ki ben zaten televizyon izlemeyi seven biri değildim. Sonunda daha evvel izlediğim bir filme denk gelince kumandayı aramıza bırakıp pizzamı rahat rahat yemeye devam ettim.

“Daha önce izledin mi?” Bu defa bir soru soran bendim. Üstelik bu kendimi rahatsız hissedip bir konu açmak için değil, gerçekten Leon’ u izleyip izlemediğini merak ettiğim için.

Filmi izliyordu, yutkundu ve yavaş yavaş “Seni anlamak isteyen sesinden de anlar sessizliğinden de Mathilda.” Derken cümlenin bir yarısında bana döndü. İzlemişti, bu benim yüzümde hoş bir tebessüme yol açtı. Ardından “Sen?” Dedi Vural. “Sen izledin mi?” O an daha da gülümsemek istedim fakat kuracağım cümle nedeniyle durulmak zorundaydım. Vural’ ın gözlerinden kendimi almadım, “Üzerimde yarım kalmış bir hayalin hüznü var Mathilda.” Hoş bir sesim vardı, onlarca hikaye anlatan bir tınıydı. Benim hikayem ise, Vural ile karşılaştığımız gün başlamıştı.

Duru bir hayalin ilk meyliydik, deli mi olduk ne?
Birbirimize bir bakışın esiri olmuşçasına meyillendik, veyahut ben yoğun duygular karşısımda öyle olduğunu hissettim. Hissettiğim yalnızca bu değildi elbette; insan bazen bir sözün de esiriymiş. Ben kendimi yarım yamalak, mutluluğa bir adım hissediyordum.
Fazla yakın, bir o kadar da uzak olduğumuz andı. Vural’ ın kokusunu, varlığından yüreğime sızan enerjisini tüm bağrımda hissedebiliyordum. Eli bir koltuk kenarında elime değdi, gözleri benden zaten hiç gitmedi.

Kendimi kaptırıyordum, kabul bu ya.

Aramızdaki tüm mesafeler bir çift sözle beraber tükenmişti. Dudaklarımız gittikçe birbirine yaklaştı; bir şeyler oluyordu, tutamıyordum kendimi. Gözlerimi yumdum, Vural’ ın dudağını dudağımın kenarında hissettim. Kalbim yerinden çıkacak, aklım bir firar dolaşacaktı cümle alemi.

Hafif hareketim, bu his bizi tamamen birbirimize bağlamıştı. Dudaklarımın üzerinde bir temas, bir buse, onu hissettim. Ölecektim, varsın kollarında öleyim. Dudakları dudaklarımın üzerinde usulca kıpırdadı. Onu hissettim, onu sevdim, kokladım ve ona karşılık verdim. Bu çekime, karşı koyamıyorum.

Birden hareketlendi, elini belime koyarak beni kendine çektiğinde delice bir nefesin esirliğini hissettim tüm bedenimde. Bana dokunuyordu, arzuladığım tüm duygularla..
Dudaklarımdaki baskı sertleşmişti ve belim yükselip göğüslerim Vural ile bir bütün hale gelmişti. Dolgun dudakları, ben, biz ilk defa…

Kokusu merhem oluyordu yarama. Varlığı, beni saran bu heybeti karşısında ufacık tükenişim bir hikayenin en naif yeriydi sanki. Tam da burada, cümleler tükenmeliydi belki de.

Sakin bir öpüşle geri çekilip alnını alnıma yasladı, nefes nefese, “Nazenin.” Buğulu sanki, “Vural.” Dedim bir yakarış misali, oysa fısıldıyordum. Eli sırtımı okşaya durdu, yutkundu. Kaşları delice çatılmış, dudak dudağa ve nefes nefeseydik”Bir şey var, çok yoğun.” sesi bir o kadar sakin, o kadar büyülüydü ki ona delice sarılmak ve başımı sallamak istiyordum. Damarlarımda saf bir korku “Biliyorum,” dedim, açılmaya çekinen kirpiklerim yüzümde titriyordu. “Biliyorum Vural, yapma ne olur.” Şimdi ne olacak bilmiyorum, ben hiçbir şeyi hiçbir zaman bilmiyorum. 

Başını beni onaylar halde hareketlendirdi, “Bir şey yapmayacağım. Kal sadece.” Bir büyü, Vural’ ın dudakları bana masalın güzel sonunu vaad ediyordu. Vural ise sonu gelmeyem diyarların en güzel masalıydı.
Vural oydu,
Vural benim; o sonu ışık olan patika yolumdu.

Yeniden dudaklarıma ufak bir buse bıraktığı vakit utançla sıyrılmak istedim. Şakağıma yöneldi, koluna tutunup tekrar fısıldadım “Yapma.” Bana böyle dokunma, ben. Çünkü ben evvelinde yaşamadığım duygunun kölesi olmaktan çok korkuyorum. Çünkü ben derin bir karmaşadayım ve ipin ucu kaçarsa sonu gelir diye çok korkuyorum.

Dudaklarını şakağıma bastırdı “Tamam, korkma.” Bu nasıl bir sesti… Yaptığımın yanlış olduğunu bilsem de beni bir ömür peşinden götürebilecek bir sesti. Üstelik sadece sesi de değil, tutunduğum kolun gücü yüreğime işleyen bir destekti sanki. Benimseyi ait kıldığım en güzel yerdi.

Kendimi yavaşça geri çekip yüzüne bakmadan koltuğa sindim. Bu onu şaşırtmış mıydı ya da hangi duygulara sürüklemişti bilmiyorum, utancımdan ölebilirdim. Ben zaten ölürsem; ya utançtan ya da aramızda var olamayanlardan ölecektim. Derin sular aktı aramızdan. Derin manalar gözlerimden, sözlerimden, kalbimden…

Bir utanç; hoş, naif, buna değer bir utançtı hissettiğim. Yeniden televizyona döndüğümda Vural’ ın donuk bakışlarını hala yüzümde hissediyordum. Çok zordu, oysa tüm yüreğim Vural’ a koşuyordu ve ben bir adım uzaktım ona. Şimdi Vural’ a baksam sanki aramızda tekrar sonu gelmeyen bir yakınlaşma olacaktı; ben buna hazır değilim.

Kendimi tutamıyorum.
Kendimi tutamıyordum, aramızda öyle yoğun, öyle güçlü bir bağ vardı ki kalbim birileri tarafımdan tekmelerce dövülüyor desem yeriydi. Bir adım atsam, ne farkım kalırdı Mahtilda’ dan?

Birlikte filme döndük, Vural sessiz geçen bir sürenin sonunda pizza kutusunu değiştirmiş ve bardaklarımızı yenilemişti. Aslında bir yandan doyduğumu hissediyordum ama öte yandan, yeniden doğum kadar öngörüsüz keyifliydi.

“Mayonez getireyim mi?” Dedi kutuyu bana doğru iterken, sanki hiçbir şey olmamıştı aramızda, ne hoş. Elimi yüzüme götürüp şakağımı kaşıdım “Hı-ı.” Yiyebilecek miydim o da muammaydı ya.

Ketçapı açınca devam ettim, “Sen istemiyorsan sıkma.” Konuşmaya bir yerden başlamam gerektiğinin de farkındaydım çünkü böyle vakit geçmezdi. Sustukça var olan yüzeye vuracaktı, ben sustukca alenen unutulmayacaktı az evvel olanlar.
Vural yine de kutunun yarsına ketçap sıkınca “Ama evde olduğuna göre seviyorsun.” önüme uzattığı kutudan bir dilim aldım, gülümsedi “Ben değil annemler kullanıyor arada.” Ali Amca’ nın ketçap kullanacağını düşünmezdim doğrusu, böyle bir anda ben ağlamak üzereyken yüzümde  gülüşe sebep oldu.

Nasıl olur da iki dakika evveli yaşamamış gibi devam edebilirdik? En azından ikimiz de duygularını belli etmişti gibi bir şey miydi? Vural sabırla beni mi bekliyordu? Ben yanlış mı yapmıştım onu öpmekle?
Vural, ona karşı tüm duygularımı biliyordu artık. Aklında daha evvel bir şüphe varsa eğer, o da yitip gitmişti bu hamleyle, değil mi?

Pizzamı ısırıp filme devam etmek üzere arkama yaslandım, çokça rahatsız hissediyordum. Biliyorum olmaması gereken bir ana yenilmiştim ama tüm utancıma rağmen harika bir geceydi. Vural, ona dokunmak istediğim bir adamdı ve dokununca…
Gözlerimi yumduğum vakit başımda tekrar edecek mayıs çiçekleri, hoşluğun sahibi dakikalar…

Henüz ilk dilimin yarısına gelmiştim. Vural’ ın bir şey yemeden yalnızca benim için kutuyu tuttuğunu fark ettim. Epey rahat oturuyordu; bacaklarını açmış ve benim küçülmeye ant içtiğim, bir yandan da mümkün olduğunca yüzümü kapatmaya çalıştığım koltuğa yayılmıştı. Dilimin ucunu utançla ısırdım.

Konuyu geçiştirebileceğim tek açıklığın film olduğunu biliyordum. Utancımı gizlemek için sanki tüm dikkatim bir sahneye takılıkalmış ve kendimi almakta güçlük çekiyormuşum gibi davranmaya çalışıyordum. Ta ki film reklam verip salonda birden ‘Kazanmak için hamle yaparım koşarım zıplarım ve hepsi için korumaya ihtiyacım var Orkid platinumu keşfedin.’ sesi yükselene kadar.

Gözlerimi ani bir utançla yumdum, ped reklamı kocaman ekrandaydi ve ben… ‘Yeni comfordvit kanatlatıyla çamaşırınıza daha iyi uyum sağlar. Pedler neredeyse sıfır sızıntı sıfır koku ve sıfır toplanma için tasarlandı. Korumayı hissettiğimde en iyi şekilde oynarım Orkid Platinum kuralları baştan yaz.’ Ben babamın yanında dahi ped reklamından utandığım için kanalı değiştiriyordum ama şu an, yanımda Vural varken bunu yapamazdım. Umursamamaya çalışarak pizzamı yemeye devam ettim, aksi gibi o da sustu.
Bilerek mi yapıyordu? Emin değilim.

Reklamın bitmesini beklerken bu defa benzeri bir reklamla ekranda sporcu bir kadın belirdi. ‘Biz kadınlar bazı şeylerin sıfır olmasını isteriz. Nasıl yani? Özel günlerimiz de endişenin ve rahatsızlığın sıfır olması gibi ve en önemli maç gününde sıfır hata ile oynamak gibi.’

Kızardığımı hissetsem de alnıla oynamaktan öteye gidemiyordum. Göz ucuyla Vural’ a baktığımda ise rahatını bozmadığını anlayabiliyordum. Reklam devam ederken elimi indirip. “Ben doydum.” Dedim rahatsızlığımı belli ederek. Vural ise reklam devam ederken bana döndü, ‘Orkid platinumla bu mümkün neredeyse sıfır sızıntı, sıfır koku ve sıfır toplanma.’

“Ye biraz daha.” Onunla göz göze gelmek istemiyordum. Özellikle de arka planda bir orkit reklamı varken. Gözlerimi kaçırdım, “Sen bitirirsin zaten. Hem istesem yerim çekinmem senden.”

Yeniden ekrana dönüp “Belli.” Dedi varla yok arası bir mırıltıyla, anlamadım. “Ne?” Neyi kast ediyordu reklamı mı? Kutuya yöneldi, bu defa daha toktu sesi “Hiç.” Oysa ben yemekten bahsetmiştim ama Vural bile bile, utandığımı göre göre beni buradan mı vuruyordu?

Kalkmak istediğimde bu defa ekranda prezervatif reklamı belirince koltuğa daha da sindim. Bilerek mi yerleştirmişlerdi, yoksa şanssızlığımın ilk günü müydü bilmiyorum ama utancımdan pizza kutusunu kafama tutmak istedim. Vural’ da değiştirmiyordu resmen bile bile. Konuşabilseydim eğer; ortalığı velveleye verirdim.

Dudaklarımı kemirirken reklamın ‘Yokmuş hissi.’ Dendiği yerde bakar gibi oldum. Vural bilerek yapıyordu, ve ben ellerimi yıkamak için bile kalkamıyordum. “Bazı günler diğerleri kadar zevkli ve rahat olmayabilir. Ne de olsa doğal bir döngümüz var. Yeni Durex naturals doğal kayganlaştırıcı prezervatifle.” Gözlerimi sıkıca yumdum, utançtan ellerimin titrediğine eminim. Onu ilgilendiren bir reklamdı, Vural bunu umursamadan bir dilim pizza daha aldı kutudan. Nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliyordu anlamış değilim. Üstelik, kutuyu kucağında sabitleyip bir ayağını diğer bacağının üzerine attı.

Televizyonda hoş bir ses, nefesimi tuttum. “Tutkularımızın peşinden gittiğimiz arzularımızı açığa çıkardığımız ve zirveye ulaştığımız anlar hergün yaşanır. Kaygan yapısıyla-.”

Reklam devam ederken onu bir şekilde baskılamak istedim “Sen uyuyacak mısın?” Oysa hala ekrandan gözlerini almıyordu “Uyumam, bizimkiler gelene kadar. Sen?” Bilerek yapıyordu, doğrusu Vural’ dan beklediğim bir davranış da değildi huzursuz oldum. “Uyurum.” Bardağımı alıp ayaklandım, reklam bitmişti. “Hatta iyi geceler.”

Vural peşimdem kalktı “Nazenin.” Ona bakmak istemiyordum “Hm?” arkamdan geldiğini hissedebiliyordum. “Gel film bitsin.”

Gerçekten böyle bir olaydan sonra asla istemiyordum, mutfağa girip bardağı tezgaha koydum “İstemiyorum ben çok izledim zaten, çok istersem evde devam ederim.” Ona arkamı dönmüş, Vural’ ı ister istemez yok saymayı seçmiştim.

“Nazenin.” Odaya girdim, kapıyı kapatmak üzereyken üzgün sesi sanki uzakta kaldı. “Nasıl istersen.”

Sanki bir gecede indirmemiştim tüm gardımı.
Ben sanki bir gecede tüm duyguların hem esiri hem sahibi olmamıştım. Ben, daha evvel evveli evveliyatı olmayan bir hissin peşinden hiç koşmak istememiştim, bu gece hadsiz bir dille yüreğime ilişen namelere sancı salmıştım. Vural, adı gibi bir gece yaşatmıştı bana. Ki bu tüm yaşlarımın hem en güzeli hem de en korkulu vaktiydi. Esirim gölgesine, bir duygunun en zerresine…

Battaniyeyi başıma kadar çektiğim sıra aklım hiç bu denli karışmamıştı. Ben, kalbi avuçlarında atan bir kızdım çoğu vakit, hiç böyle utanç verici bir anda var olmamıştım. Bana ağır gelen, Vural’ a anlamsızdı belli ki. Oysa tüm yaşananlar gün geçtikce zihnimde yankı bulacaktı, ne zaman Vural’ ı görsem aklıma az evvel yaşananlar gelecekti, bunu gerçekten bilemedi mi? Oysa tek yapması gereken kanalı değiştirmekti, beni öyle öptükten sonra bu denli yaralaması akıl kârı değildi.
Ben, çok utanıyorum. Bir daha yüzüne bakamayacak kadar çok utanıyorum, kırgınım ve henüz keşfinde bulunamadığım onlarca duyguya sahibim.

Dudaklarıma dokundum, gözlerimi yumdum, dudağım hüzünle büküldü. Beni öptü, bunu ikimiz de istedik çünkü duyguların artık bağrımdan taştığı bir andı. Gözlerimden taştı, parmak uçlarımdan taştı, dudaklarımdan taştı.

Vural bana taştı, ben ona aktım.

Ama sonra…

Sevinemediğim bir havadisin heyecanını yaşamak nasıl bir şeydi? İnsanı yoran bir histi, ben yorulmuşum; Vural’ ı düşünürken fark ettim. Vural’ ı düşünürken diyorum çünkü aklıma dolanan bir sarmala erişmişti ve ben, ben. Bir ağaç, hani memnun olur ya sarmaşığından; işte ben öyle memnundum Vural’ dan. Peki ağaç memnun olur mu sarmaşığından?
Vural zehirli bur sarmaşık mı?
Saçmalamaya başlıyorum, ben saçmalayınca uyurdum hep.

Gözlerim kapandı.
Vural beni öpmüştü, beni öptüğü yere gitti aklım. Dudaklarına, kokusuna, belimi saran eline, tutunduğum koluna… Vural’ ı hayal ederek kollarımı kendime sardım, beni böyle sardığını düşledim uzun uzadıya.. Başımı bir battaniye altında kendime yasladım, içim geçti tüm o ana.. Yanında, içinde, kalbinde, sarmaşığa ait beyaz bir bevongil çiçeği gibi, veyahut sarmaşığa karışan bir hanımeli gibi. Ahuzar, ahu-güzar.


☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 222

Seni anlıyorum

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 222

Ya kıyamam san nazeni ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 215

Ben de olsam kaçarım ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 215

Ama nazeni de uyanıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Yazrcim nazenin canına kastın mi var ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Oha

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 203

Ay ahjajja
Çok fena ya
Ben kip kırmızi olurum yayayaya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 196

Tutmayın abi ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 186

Ayayayayayya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 171

İnanmadı ama neyseeee

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 156

Nazeni onu yakını olar bile görmüyor
Ne hâlde

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 156

Peki bundan alaza ne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Vural Allah'ın aşkına şunu bir ringe al

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Açıklama yapmana degemz nazenin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Servsiz köpek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 133

Bnc çok güzel arkadaşların olacak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 122

Shsjsjs
Vural ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Benc saçı toplamak ta bahane

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 109

Seni beklemiş nazeni

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Yok bnc

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Bol bol zamanıniz var asko

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 71

Ajajjaja

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 67

Sen vural'ın kodunda uyudun Şiran onda nazeni cim skskjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

İçin dişın vurla oldu be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Bir sen
Birde Serdar
Ksksjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Birisi şirinler hayranın
Diğeri de unicorn
Jsksjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Bizmi hayattaki Max şansımız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 19

Al fırsat bu
Vural i ara

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 203

Ahahahahah

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 186

Ay nolduuu nolduuuğğğ

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 162

Buranın hazanıda Vural galiba yok ceren arza eylül

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 127

Nasıl bilmiyorsun nazenin şekersiz içiyo ya bacım

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 122

Ayyy yerim

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 96

Şeyiyle ııııı hangi ara acaba tam olarakkk

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 49

Gahahaja

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 8

Ne bu şimdi

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 8

Ayyy ne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Adamı da korkutun be kızım ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 24

Gelir gelir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 23

Ara ara kız
Al san fırsat

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Bizm kiz Abayi baya yakmış

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Bana şüpheli geldin abicim uzak dur bizden

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 215

Üzüldüm cocuga

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Karnıma ağrı girdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 203

Kfkdjdnzkskdn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 186

AaaaaaaaaAaaaaaaağğğğğğ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Piç herif ya söyleyin şunu vural'a da bir ağzını yüzünü dağıtsın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Aşk böcüklerim ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

COK TATLİLAAAARTT

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 96

Bı öpücük halleder

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Lfkdkdodkdka

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 24

Afferin kiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Kız biz sana ne dedik essek

Yorum için giriş yap