← Meftun

Meftun

Bölüm 5☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

Bir gemi batıyor, koşuşturmayla güverteye ulaşmaya çalışıyorum. Bu bana bir uyarı mıydı sezemiyorum, kalbim doğrusunu işte böyle kabullenemiyor.

Ben hep mutlu bir kızdım.
Mutlu bir çocuk, mutlu bir yetişkin, mutlu bir kalbe sahip sakin biriydim. Yaşamım boyunca hiçbir duygunun eksikliğini hissetmemiş olduğum gibi derin hüzün nedir bilmeyen, tahmin de edemeyendim.
Yaşamım her daim böyleydi fakat şu ara daha sık naif duygular sarmıştı tüm bedenimi. Bir heyecana sürgün yüreğim, kendini daima sorguya esir tutmuştu. Günlerin böyle telaşsız ama bir o kadar da heyecan verici olduğu hangi zaman dilimiydi? Ben, evvelden sonra bir başıma düşlerime hiç böylesine karışmamıştım.

Bir varmış,
Bir yokmuş…

Vural dün varmış.
Bugün gitmiş. Dünkü acelesinin sebebi de buymuş. Yani zaten gidecek olan bir adamın hayatında aceleyle verilmiş kararlardan biriydi; numaramı almak.

Hayır hayır, bunun için üzülmüyorum. Sadece onu bir süre göremeyecek olmam hüzünlü yanımı gayri ihtiyar besliyordu. Gittiğini bu sabah diliminde öğrenmiş, o vakitten beri de iç çeker olmuştum. Vural zaten gidecekmiş, bir proje için kısa süreliğine Urfa’ da kalacakmış ve günün ilk ışıklarında valizini alıp çıkmış. Söylenene göre bir de ceketi varmış üzerinde, bu sebeple iç çekişim yüreğimi sardı da ben öleceğim sandım.

Ne hoş bir andı, dün. Dünden sonra onu hiç görmemiş olmam bende bir duygu değiştirmemişti ama kendi içimde var olan sürgünü tekrara kavuşturmuştu. Vural, Vural; Vural…

Galerimde ona ait bir kaç parçaya bakınırken günü tekrar ettim. Bunu defalarca yaptım çünkü rüya gibiydi; bir pamuk şeker meselesinden daha naif, daha hoş bir andı. Onun dokunduğu ekranda parmaklarımı gezdirmiş, var olan eşyasında kendime bir iz bırakmıştım. Aramamıştı, doğrusu zaten aramasın da isterdim.
Aramasın, çünkü buna henüz hazır değilim ve sevinç duygularımı kendimden dahi saklayan bir kızdım. Yolum ne yöne akar muamma; o her haliyle varlığı bana ağırlık yapacağından daha iyi bir fikir nedir bilmiyorum, yine de her adımı çok güzeldi.

Ben, uçsuz bir çimenli yolda bulutlara yürümekten ibarettim; güneş yakardı tenimi.

Beni alıp kaçan, kalbime dokunup andan sıyrılan, çocuklaşan, büyüyen, seven.. Ne varsa güzel izlere dokunan; Vural bende onu seçmişti. Şimdi acelesi yok ama mutluluğu vardı. Emsalsiz, müphem, vakur, naif… Günü bu yüzden yaşıyor, anı en çok bu sebeple taşıyordum.

Artık onda bir izim vardı,
Benimle ilgili bir detaydan çok daha fazlasıydı…

Kollarımı birbirine dolayıp birkaç saat sonra karanlığa yenik düşecek olan muazzam manzarayı aklıma kazımak istedim. Burası İzmir’ in etekleri, doğanın denize kavuşmak üzere olduğu ve etrafını yeşillerin çevrelediği bir doğaydı. Ne hoş ki Isparta’ nın gül, lavanta tarlalarından sonra böyle bir yerde kendime kalabilmiş; üstelik ilk defa denk geldiğim bu güzelliğe yine ilk defa vakıf olduğum bir hissi armağan edebilmiştim.

Ona ait bir yer, tamamen onun izlerini taşıyan odalar, pencereler, eşyalar…

Elim telefona Şafak’ ı aramak suretiyle gittiyse de bunu ilk defa yapmak istemedim. Hoşluğumu bölmek, zihnimi saran o güzel duyguları erteleyip yok saymak doğrusu işime gelmiyordu; ortam müsait olsa bile. Bugün burada bu haldeydim, bir deyişle de ağzım kulaklarımdaydı çünkü tüm gece bir anı defalarca tekrar etmiştim. Babamdan kendime gönderdiğim fotoğrafa muhtaç yanım yoktu, çünkü artık onun bir fotoğrafı da bendeydi. Profili elimin altında, yine elimin altında kendi izlerim.

Artık beni görüyordu, bu sebeple kendime ait yeni bir fotoğraf ekleyip eklememekle ilgili ufak bir ikilemdeydim ama bunun için hatırı sayılır miktarda utanç da duyuyordum.

Sebebi ise; daha önce böyle bir ana hiç denk gelmemiştim.
Doğrusu; kendimi birine göstermek, beğenmesini istemekle ilgili hiçbir zaman bir fikre kapılmamıştım ama şimdi yeşil bandanamla güneşe gözlerimi yumarken gülümsediğim fotoğraf beni mutlulukla utandırıyordu.

Muhakkak görmüştür, sarının ton değiştirdiği saçlarımın rüzgarda savrulduğunu o da görmüştü. Değil mi?

Fotoğraflarımız denk bile değildi.
Sanki çok ayrı iki insandık, apayrı. Ama bir o kadar da aynıydık, yoksa neden ben kendimi onun yanında bu denli fütursuz hissedeyim? Normalde iki kelam edemeyecek yanım, Vural’ ı gördüğünde utancım şöyle bir yana dursun kendini gayet tabii ifade edebiliyordu. Acaba insan sevdaya rastlayınca telaşa kapılmaz, aksine huzura mı ererdi? Hani aşk; kalbinin heyecanla birbirini kovaladığı iki kelime derlerdi ya, öyle miydi gerçekten?

Bunu bilmemekle beraber zihnimin içi dünden kalma eşyaların rastgele ortaya bırakıldığı gibiydi. Düzensiz bir evden, bertarafa uğramış bir odadan hallice; kendi duygularımın farkına varmak isteyeli değil de esiri olmuş gibi. Odamı kim dağıttı böyle?

“Nazenin.” Kapı aralandığında annem ve Firuze Teyze ellerinde birer fincan kahveyla terasa giriyorlardı. “Nazeniiin, nasıl beğendin mi buraları kızım?” Elbette, aksi o kadar mümkün değildi ki bu, kahvesi elinde bana doğru gelen Firuze Abla’ ya bakıp “Bayıldım Firuze ablaa.” Derken hevesli mimiklerime de yansıdı. “Gerçekten çok güzel, manzara şahane.” Onlara haksızlık edemem, sözünü ettikleri kadar vardı.

“Değil mi? Ay iyi ki gelmişiz ne güzel oldu, biz de epeydir niyetleniyorduk bugüne kısmetmiş.” Firuze Teyze kahvelerimizi masaya bırakmış bir yandan da bahçede mangalı yakmak üzere olan babam ve Ali Amca’ ya bakınmıştı. Yeniden bana döndüğünde annemin elinde bir çikolata, masaya uzattı “Evet Firuze hava da çok güzel, kış geliyor artık, bunlar son vakitler.” Annem haklıydı, epey soğuyan hava bu kısımlarda sanki daha da sertleşir olmuştu. Bilseydim kalın askılı elbisem yerine uzun kollu bir bluz tercih ederdim.

Annem ve Firuze Teyze yan yana oturup konuyu mevsimde devam ettirirlerken ikisini sakin bir tebessümle izliyordum. “Kışın da geliriz.” Dedi Firuze Abla, eliyle de olduğumuz yeri, artık sonbaharın geldiği çevreyi işaret ediyordu. “Buralara yağmıyor zaten biliyorsun.”

Ben en çok hangi mevsimi sevdiğimi bilmiyorum. Bu, ikilemde kaldığım konular arasında sanıyorum ki ilkiydi ama gönlüm bir münakaşaya kapılmaktan yana da değildi. Ne var ki bende kışın şömine başı karı, yazın ise çimen kokulu sokakları meşhurdu. Hal böyleyken kollarımı soğuktan ovuşturmamak üzere güçlük çeksem de durumdan yakınmadım.

Annem benim aksim olsa gerek, gözlerini tahammülsüzlükle devirmişti “Ay Firuzee, kuru soğuğu hiç çekemem. Önümüzdeki yaz Isparta’ ya gidelim bak, bizim bahçeleri lavantaları o gülleri bir görsen bayılırsın.” Ben de bayılıyordum, her şey bir yana Isparta’ ya aşık biri olarak çiçeklerin arasında gezinmek tüm kışa bedeldi. Meğer benim gönlüm bazen yazdan yana oluveriyormuş.

Görünüşe göre annemin teklifi Firuze Abla’ nın hoşuna gitti. “Ben çok severim lavanta.” Cümleyi kurarken gözlerinde belirginleşen güzel iz bunu desteklerken annem elini sırtına götürüp beni işaret etti “Nazenin’ de öyle, bayılır lavantaya.” Mevsimi geldiğinde yeniden gidebilecek olmak çok hoştu. Tarlalarda çekilmiş onlarca fotoğrafım, belki de yüzlerce videom varken her birini kaydetmek, doyumsuzluğunu tekrar tekrar yaşamak istiyordum.

Firuze Abla beni görünce konu soldu gitti diyebilirim. Birden yavaşça ayaklandı, bu sırada bana “Nazenin sen üşüdün mü kızım?” Diyordu. Koluma uzanınca o da fark etti, “Ayyy kolları donmuş, dur ben sana bir hırka getireyim.” Hava biraz esiyordu doğruyu söylemek gerekirse itiraz etmek de istemeden ama utancımı da yok sayamazdın. Gitmek üzere arkasını döndüğünde “Zahmet etmeyin hiç.” Artık geçti, Firuze Abla hızlıca eve girmişti.

“Beğendin mi?” Annem bana soruyordu ama kendi de gözlerini etraftan alamıyordu. Ufak bir iç çekişle beraber gözlerim onun gezdiği yerleri izledi “Çok güzel anne.” Yeşile uzak, çok da aramayan biriydim fakat buranın sakinliği, havası, manzarası uzun süre sonra tüm sorunların çözümleneceği bir yermiş gibiydi.

“Söyledim sana Nazenin, bak ne güzel oldu.” Bu sabah yazlığa gelme fikrini reddettiğimde annem ne kadar güzel olacağından bahsetmişti. Yani onlar haklıydı fakat benim gelmeme sebebim çok başka, bambaşka olduğundan bu konuda kendimi suçlayamıyordum. Evvela Vural’ ın olmadığı bir yere gitmek istememiştim, hala da hislerim arkasındaydım.
Sabah önce gittiğini, ardından yazlığa gideceğimiz öğrenmiştim. Onlara istemiyorum kelimesinden başka ne söyleyebilirdim ki?

Firuze Abla elinde siyah bir hırkayla yeniden terasa döndüğünde yüzü gülüyordu, “Vural’ ın hırkası,” Bana uzattı, “Al bakalım Nazenin tekrar üşütme kızım. İstersen böyle gel.” Onun adını, hırkanın ona ait olduğunu öğrendiğim an bacaklarıma değen uyuşukluk kendini fena halde belli eder olmuştu. Hırkayı almak için kalktığım yere bir çırpıda oturdum “Manzarayı izlemek istiyorum, teşekkür ederim.” Onun tarafından bir çırpıda kurulmuş önemsiz bir sözdü, benim tarafımdan ise geceleri günlere bağlayan zaman dilimlerinde aklımın köşelerini saracak bir haber.

Buram buram kokan parfümü, yumuşacık dokusuyla onu omuzlarıma indirmek yerine giymiştim. Aynı kokuydu, içime ne zaman Vural’ ın kokusu olarak işlenmiş, bana bu denli ne zaman bir şeyler katmıştı bilemiyorum ama Firuze Abla söylemeseydi de tanırdım kokusunu. Şirkette omzuma bırakılan ceketten yazlıklarında üzerime verilen hırkaya kadar, sanki tüm zorunluluklar ilahi bir tesadüftü.
Bu koku, şansın da tesadüfün de ta kendisiydi.

“Bu sene kış için bir şeyler yapayım diyorum ben de. Nazenin seviyor domates soslu makarnayı, sosları da kullanıyoruz pizzaya falan.”

“Evet evet Yasemin ben de yapacağım, önümüzdeki hafta bir bakınayım diyordum birlikte gider miyiz?”

Onlar bu konu üzerinden ilerlerken ben de fincanıma uzandım. İçip üzerindeki köpüğü dağıtmadan evvel bir fotoğraf çekecektim, bu sebeple tabağından tuttuğum fincanı manzaraya, elimi ve hırkamı da aynı kadraja alıp ekranın ortasında deklanşöre dokundum.

Fincanı yerine bırakıp fotoğrafı incelemeye koyuldum.
Hırkadan yarısı görünen ince parmaklarım, güneşin turuncu tonu, adını bilmediğim ağaçlar ve deniz şahaneydi. Kanaatim hoş bir fotoğraf olduğu yönündeyken annemin hayret dolu sesini işittim. “A aa sen baya sevdin burayı Nazenin. Ay Firuze, hiç huyu değildir kahveyle poz vermek, hele de elinde.” Derdim kahve değildi ki. Hatta bunu muhasebesini anneler aşağıya indiğinde yapmıştım, her şey ona kendimin nasıl gösteririmle ve bunu nasıl yapmam gerektiğiyle ilgiliydi.

Omzumu bir meyille kıpırdatırken utanmıştım “Güzel geldi.” Tabi Firuze Abla kendi kahvesine yönelip elini geçiştirir gibi salıyınca rahatladım diyebilirim. “Çek kızım çek, utandırma sen de Yasemin. Bak Nazenin arka tarafta çok güzel çiçekler de var kızım, orayı da çekebilirsin.” İlgimi çekti, “Daha sonra bakacağım.” Ama önce oturup kahvemi yudumlamak ve tüm bu anı onlarla biraz sohbet ederek geçirmek istiyordum.

“Firuze, şuradaki yazlığın sahibini tanıyor musunuz?” Annem fincanını dudaklarına götürmek üzere, evin arka tarafında kalan kısmı işaret ediyordu. Dağınık, ıssız, yerleşkesi tamamiyle bir yokluk ile çevriliydi. Oraya bakarken kendimi bir orman yolunun sonundaymış gibi hissedebilirdim, vakit gece yarısını dönünce.

Firuze Abla başını salladı “Evet Yasemin’ ciğim. Hilmi Bey’ lerin orası, adam geçen kış vefat etti. Şimdi oğulları bazen geliyor, üç tane bekar oğlu var. Yazık, adam birinin mürüvvetini göremedi.” Neredeyse terk edilmiş bir yazlık diyebilirim. Bir şeylerin eksik olduğu apaçık belliydi. Bir kere yazlık ev süslü olurdu; o evin süsü, balkon önünde sıralı çiçekleri yoktu. Perdeleri sanki yüz yıldır kapalı, ahşap rengi kararmış…

Asıl sebebi içler acısı olsa da gelip giden oğullarına küstahça öfke duydum. Ona biraz ilgi gösterebilirlerdi.

“Ayy Firuzee, biraz farklı durdu ya ben o yüzden sormak istedim.” Annem üzülmüş, belki de böyle bir cevap alacağını tahmin etmemişti. Firuze ablanın iç çekişiyle dikkatimiz dağıldı “Bakımsız, hanımı da gelmiyor epeydir, kim ilgilenecek Yasemin? Kaldı öyle işte.” Bunun bir önemi yoktu. Demek ki sadece anne vefat edince değil babanın ölümüyle de tüm dengeler bozulabiliyormuş.

Ruhumun karanlığa adım atmadan evvel gördüğü ilk çıkıştı babam. Böyle anları nicedir dinlemiyor, keza çok üzgünüm ama dinlemek de istemiyordum.

“Ne yapıyorsunuz bakalım?” Babam, ardında tarasa giriş yapam Ali Amca, kahvesini yudumlamaya devam ediyordu. Kalkar gibi olduğumda babam bize yaklaşıp yanıma bir sandalye çekti, “Gözün aydın Nazenin.” Kolunu omzuma atmıştı, ona döndüm “Alaz aradı, yarın geliyormuş.”

Söylediği ilk kelimeden beri, kurduğu cümlenin yüzüne yaydığı pozitifliğe kadar. Mutlu olmadım.
Hayır hem de hiç mutlu olmadım çünkü tarafımca bu mutlu olunacak bir şey değil, aksine öfke be hüzne sebebiyet verecek bir haberdi. Alaz’ ın adını duyduğum an şaşkınlıkla anneme dönmüştüm. Ciddi olamazdı, değil mi? Beklediğim ifadeyi annemin gözlerinde görememiş olmakla birlikte yeniden babama yöneldim.
“Baba, neden geliyormuş?”

“Burada iş görüşmesi varmış, olursa sanırım bizimle yaşayacak.” Isparta’ da gayet tabi mutlu olduğunu düşünüyordum. İyi bir işi, karışık ilişkilerle dolu hayatı ve haz etmediğim bir grup arkadaş çevresi vardı. Neden kurulu düzenini bırakıp çalışmak üzere buraya geldiğini merak ediyordum doğrusu.

“Öyle mi? Ne zaman aradı?” Annemin sorusu tam olarak yüreğime işlemiş, bu sadece acıya sebebiyet vermişti.

Hayır, insanlar var diye bunu belli edemiyordum. Doğrusu, onlar olmasaydı da bu konudaki kesin tutumumu aileme belli edebilir miydim emin değildim ama onu burada istemiyordum. Alaz ile aynı evi paylaşmak, alanımda hüküm sürmesi hiç haz etmeyeceğim bir konuydu.

“Az önce, mangalı ayarlarken konuştuk gelebilir miyim enişte dedi. Sanırım biraz çekiniyor.” Ben pek sanmıyorum, bence Alaz her zamanki gibi uyanık davranıp babamın yumuşak kalbinden faydalanmıştı ama onunla aynı evde kalmak akıl kârı değil.

“Neyiniz oluyor tam olarak?” Tam olarak, insanlara tepeden bakarken beni de el şakalarına maruz bırakan biri olduğundan bana göre bir şeyimiz olmuyor. Ama babam “Yasemin’ in en büyük ablasının oğlu.” Dedi. “Nazenin’ den büyük, sahi kaç yaşındaydı Alaz?” Benden altı yaş kadar büyük olduğunu varsayarsak, bekleyişle bana bakan yüzüne zoraki gülümsedim “Yirmi altı, yirmi yedi.”
Koca adam, başka bir şehirde iş baksa olmuyor muydu? Alaz gibi başına buyruk biri neden annem ve babamın gölgesi altında durmayı seçiyordu ki?

“E ne güzelmiş, teyzesi buradaa eniştesi var.” Firuze Abla’ nın neşesi beni ilk defa rahatsız etmişti ama onu asla ne kendi içimde ne de dilimde hadsiz bir öfkeyle suçlamadım. Sandalyemden kalkınca üzerime değen bakışlarla bir açımlama yapma gereği hissettim “Şu taraftaki çiçekleri çekeceğim.”

Sözünü ettiğimiz gibi, öfkeme değen bir konuydu diyemem ama rahatsız olmuştum.

“Gel Nazenin gel, sana bahçedeki bitkileri göstereyim.”

Ali amca iyi biriydi, bu kanaate de benimle ilgilenmesiyle, bana güzel davranmasıyla ve eğlenip mutlu olmam için elinden geleni yapmasıyla varmıştım. Dışarıya karşı nasıl biri olduğunu bilmiyordum, açıkçası bu umurumda da değildi. Ben Ali Amca’ nın yanına giderken gülümsüyor, onun beni bitkiler konusunda bilgilendireceği için heyecan duyuyordum.

Yanına vardığımda elindeki kerpeteni kenara bırakıp bahçedeki diz boyundan alçak, sık, şerit giden yeşilliği işaret etti. “Bak Nazenin, bunlar çay. Rize’ den getirdik.” Bana döndü, “Biz Rize’ liyiz ya.” Bununla gurur duyuyordu. Ben, insanların nereli olduğuyla ilgili bir yorumda bulunamıyor, bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğuyla ilgilenmiyorum ama Ali Amca dünyanın en güzel şeyinden bahseder gibiydi.

Yine de sevincine ortak olup başımı salladım “Evet biliyorum Ali Amca.” Ardından az evvel isaret ettiği yere dönmüştüm “İlk defa çay görüyorum, gerçekten güzel duruyorlar. Sen yeşilliği doğan gereği fazla seviyorsun sanırım.” Sanıyorum ki ben bu izlenimdeyken Ali amca Mardin’ li olsa hüzünlü bir hikayesi olurdu, düşününce ilahi Nazenin dedim kendi kendime; komik olmayan ne varsa aklıma gelmişti.

“Tabii seviyorum, benim güzel memleketim yemyeşil. İnsan göremeyince özlüyor, gözü arıyor Nazenin.” Bence insanın yeşili sevmesi için Karadenizli olmasına ihtiyacı yoktu, kendini seven herkes yeşili de severdi.

“Ben de seviyorum, insanı dinlendiriyor.” Herkesten uzak bir yerde, başımı çimlere koyduğumda yüzüm göğe bakarken tüm dertlerimin son bulacağına inanıyordum ama benimle bezeli bir derdim yoktu.

Yüzümü ele alan merakım hoşuna gitmiş olacak elini omzuma koyup biraz arkayı işaret etti, “Bak, arkasında da armut ağacı var, fidanı geçen sene köyden getirmiştik ne çabuk büyüdü.” Onun değil belki ama benim boyum kadar vardı. “Hemen solda da hurma ağacı var onu yeni diktim, bakalım tutacak mı.” Bir dönem ne çok yemiştim, şimdi canım istemiyordu ama elim üzeri yapraklarla dolu ağaca gitti “O hangi mevsimde oluyor Ali amca?” Pek hatırlayamıyordum ama Ali Amca elini beline koyup konunun hakimiyetini aldı. “Kışın olur kızım o, kasım gibi olursa yeriz.” Dudaklarımı onu anladığımı ifade eden şekilde birbirine bastırıp homurdandım.

Eliyle geniş bahçesini komple işaret etti “Tüm bunları Rize’ den getirdim Nazenin. Bizim oralarda bir meyveler var görsen bayılırsın. Kiviler, narlar, mandalinalar bu sene ekşiydi ama olsun.” Hiç müteahhit gibi değildi. Yani görünen o ki bağ bahçeyi çok seviyor, onlarla ilgilenirken bambaşka mutluluk duyuyordu.

“Ne güzel.” Dedim sakince ona dönerken. “Böyle şeylerle ilgileniyorsun, toprak insana iyi gelirmiş Ali Amca. Çok şanslısın kendine bu iyiliği yapıyorsun, herkesin vakti olmuyor.” Gerçi vakti olanın da bahçe yapacağını sanmıyorum. Misal babam, bahçeyle toz toprakla ilgilenmeyi pek sevmezdi o hep salon adamıydı. Hatırımda yer edinince Ali amcayla beraber ben de gülümsedim.

Yeşil bandanamdan sıyrılam saçlarım uçuşuyor, ara ara yüzüme ilişiyor ve geri gidiyordum. Bu havada yüzümü saçlarımdan korumaya çalışırken onu dinlemek hala keyifliydi. “Ben çok seviyorum Nazenin, sen de seviyorsan bir gün hep birlikte yine geliriz birlikte bir şeyler ekeriz.” Doğrusu çok isterdim, ne kadar rahatlatıcı olacağını az çok tahmin edebiliyordum. Memnuniyetle kurduğum cümle “Çok güzel olur Ali amca.” Aramızda dile getirilmeye gerek duyulmayan bir anlaşmaya sebep oldu.

Bunu sevdi, “Kivi fidanı getirtiyorum köyden, konuşuruz o zaman sana.” Göz kırptı, hevesli yanım gövdesini dövüyordu zira bunun için sabırsızlanabilirdim.

“Olur anlaştık.”

“Nazenin, hadi sana araba kullanmayı öğreteyim.” Babam, annemlerin yanından kalkmış yavaş ve emin adımlarla bize doğru ilerliyordu. Onu kırmak istemiyordum ama bunu istemiyordum, bazı konularda özgüvensizliğim yakamı bir türlü bırakmıyordu ve ne yazık ki uzun zamandır bu konuda onan tasrif ettiği bir evlat değildim.

“Baba.” Derken başımı yana eğdim. Bu konuyu ne zaman açsa onu kırdığımı düşünüyordum, aksi için elinden gelen her şeyi yapardı.

Beni taklit etti “Nazenin.” Anneme beni kurtarması için baktım, Firuze ablayla neşeli bir sohbetteydi ve beni görmüyordu bile. “Bak ne güzel açık arazi, korkacak çekinecek bir şey yok, yavaş öğreteceğim.” Burada öğrenmemin bir anlamı yoktu ki, ben hiçbir zaman birine çarpma korkusu yüzünden trafiğe çıkamayacaktım. Bu deneyimimiz de bize vakit kaybından başka bir şey getirmeyecekti.

Ali Amca’ da ikimiz arasındaki bu zıt kutuplaşmayı merak etmiş olacak “Neden kabul etmiyorsun Nazenin?” Babama ve ona bakarken dudaklarımı kemirmeye başladım, “Hoşlanmıyorum.” Korkuyorum diyemeyecek kadar korkaktım, beni böyle tanısın istemedim.

“Nazenin, sen bilirsin.” Bu öyle beni kendi fikirlerimle baş başa bıraktığı bir sen bilirsin cümlesi değildi, bana kırıldığını hissedebiliyordum. Gönül bir gün ona ansızın elimde ehliyetimle gitmeyi çok isterdi, ben istiyorum diye değil ama; sadece babam istiyor diye. Fakat sanıyorum ki bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, ileride de her daim bir pişmanlık, bir istek olarak kalacaktı.

☁️

Gönderen; Vural
Mesaj; Yazlığa mı gittiniz?

Saatler evvel,
Saatler evvel hikaye attığım fotoğrafa yanıt gelmişti ve ben buna o kadar hazırlıksız yakalanmıştım ki panele düşen mesajı defalarca kez okudum.

Ona hızlıca bir yanıt vermeliydim. İçeriğe dokundum, sol üstte kendini belli eden fotoğrafıyla birlikte ekran büyüdü.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Senin haberin yok mu?
Evet öğleden sonra geldik

Yatakta doğruldum, ellerim telefon ekranında heyecanla titriyordu. Zaten çevrimiçi olduğundan mesaj hemen gördü

Yazıyor…

Gönderen; Vural
Mesaj; Bizimkilerle konuşmaya zamanım olmadı

Gönderen; Vural
Mesaj; İyi yapmışsınız

Gönderen; Vural
Mesaj; Hala orada mısınız?

Firuze Abla’ lar hala uyanık, alt katta annemlerle çay içiyorlardı. Hali hazırda onu aramaya vakti varken benimle iletişimde kalmak isteyişi derin nefesimi kesti.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Evet, bu gece kalacakmışız ben odadayım annemler alt katta

Hırkası hala üzerimdeydi, Vural bana yazmadan evvel emlak ofisinde çektiğim fotoğrafta kadraja giren dizine uzun uzun baktığımı da unutmazsak; bu gece zihnimde onunla bir bütün olmuştum. Dünden bu yana, artık fotoğrafı ezbere biliyordum.

Gönderen; Vural
Mesaj; Sen neden yukardasın, canın mı sıkıldı?

Kelimenin tam anlamıyla böyle de denebilirdi ama ben daha çok, onun hırkasıyla ve fotoğraflarıyla baş başa kalmak istemiştim. Bana öyle geliyor ki içime çektikçe tükenen kokusunu ilk ve son defa göğsüme bastırabilecek, ve yine ona ilk ve son defa sarılarak uyuyabilecektim.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Evet dersem yanlış anlamazsın değil mi 🙁

Yine de bunu belli edememek hüzünlü, can sıkıcıydı. Eğer bir cesaretim olsaydı; tüm düzeni değiştirebilecek gücüm olsaydı belki bu kadar utangaç biri olmamayı dilerdim.

Gönderen; Vural
Mesaj; Hayır anlamam

Gönderen; Vural
Mesaj; Hangi odadasın?

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Bilmem

Bir fikrim yoktu, az ilerideki cama bakınca az çok bir bilgi sahibi oldum.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Pencere karşı yazlığı görüyor ama

Şu terk edilmiş diyebileceğim, camlarında saksı çiçekleri olmayan o hüzünlü yazlık.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Sen gittin mi?

Gittiğini biliyordum ama vardığına ve orada neler yaptığına dair bir haber almamıştım.

Gönderen; Vural
Mesaj; Sabah sekizde indim

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Neden gittin ki

Yanıtlar hemen geliyor, cevaplar bir bir diziliyor, o beni biliyor, ben onu hissediyorum…

Gönderen; Vural
Mesaj; İşlerimiz vardı burada, ortak proje yapıyoruz

Gönderen; Nazenin
Mesaj; İnşaat sanırım ne kadar sürüyor

Ne zaman geleceğini merak ediyordum. Bu ne kadar uzun sürerdi? Döndüğünde ne olacağını bilmiyordum, ben yalnızca dönüşüne odaklıydım.

Gönderen; Vural
Mesaj; Evet inşaat, gelirim iki üç gün sonra

Yazıyor…

Bekledim.

Gönderen; Vural
Mesaj; Sen eğer rahatsız olacaksan perdelerini şimdiden kapat güneş o odaya doğuyor

Bir an perdeleri sonuna kadar açık cama döndüm. Bu bana bir sevinçti, heyecana yenik kendimi belli ettim.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Yaaa cidden mii🥹

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Hayır olmam, güneşle uyanmayı çok seviyorum. Söylediğin için sağ ol güneşliği açık bırakırım

Sözünü ettiğine göre hangi odada kaldığımı anlamıştı, bu kadar detaycı olması çok güzeldi. Kendime bahane aramadan, üzerime sermek üzere olduğum hırkayı burnuma yaklaştırıp derin bir nefes aldım.
Sanki nefesim göğü kokladı.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Sen sevmiyor musun yoksa?

Gönderen; Vural
Mesaj; Pek değil

Gönderen; Vural
Mesaj; Perdeyi kapalı tut

Gönderen; Vural
Mesaj; Sinek girmesin diye söylüyorum

Bu mevsimde sinek mi olurdu? Hem, aceleyle yazılmış son mesaj bir paniğe eş değer olabilir miydi? Hem, neden bana açıklama yapıyordu ki?

Yine de kalkıp perdeyi çektikten sonra yatağa yüz üstü uzandım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Perdeyi kapattım, zaten sinek de yok bu mevsimde

Beklemiş, hep çevrimiçi kalmıştı mesajı görür görmez de yanıt verdi.

Gönderen; Vural
Mesaj; Haklısın

Gönderen; Vural
Mesaj; Belki böcek girer

Hızlıca sırt üstü döndüm,

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ne?

Odayı tarıyordum, endişeyle zemine bakarken bir mesaj daha geldi

Gönderen; Vural
Mesaj; Nazenin

Gönderen; Vural
Mesaj; Hayır korkutmak için söylemedim

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ne demek korkutmak için ya gerçekten burada böcek mi var?

Gönderen; Vural
Mesaj; Hayır yok

Gönderen; Vural
Mesaj; Öyle söylemek istemedim korkmana gerek yok

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Korkmuyorum tiksindim sadece hiç sevmiyorum

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ya böcek gelirse?

Emin değildim, aklıma böyle bir şeyi yerleştirmesi hiç hoş olmadı.

Gönderen; Vural
Mesaj; Gelmez gelmez tiksinme

O halde neden öyle bir mesaj vardı?

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Öyle olsun

Gönderen; Vural
Mesaj; Ben giderken hastaydın nasıl oldun?

Gittiğinde iyileştim, hasta olduğumu hatırlamıyorum dahi.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Gayet iyiyimm

Ama hazır konu açılmışken, benim aklımda farklı bir şey yer edindi.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ben sana bir şey sorabilir miyim?

Gönderen; Vural
Mesaj; Sor tabi

Yatakta dönüp duruyordum. Benimle birlikte hırka da dönüp duruyor, sırtım bir yatağa iniyordu bir baza başlığına değiyordu.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Giderken alacağımı aldım dedin ya
Orada ne demek istedin? Yani neyi kast ettin?

Cesaretim bazen beni de şaşırtıyordu ama aklımın kaldığı bir anda yanıt bulacağımı düşünüyordum.

Gönderen; Vural
Mesaj; Kast ettiğim şeyle şu anda yakından ilgileniyorum

Cesaret her daim işe yarar mıydı?

Yaramıyorsa yüreğimdeki bu deli heyecanın sebebi ne olabilirdi? Kast ettiğim şeyle şu anda yakından ilgileniyorum kast ettiği bendim, ben…

Elim kızarmaya başlayan yanaklarıma değdi,

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Yanlış anlamalı mıyım?

Bana kapı araladı,

BANA BİR KAPI ARALADI!

Gönderen; Vural
Mesaj; Buna yanlış diyemeyiz

Yutkundum, hayli sertti.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Doğru mu diyebiliriz?

Gönderen; Vural
Mesaj; Önemli olan senin açından ne diyebildiğimiz?

Ellerim titriyordu, bu defa yutkunamadım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; O zaman bana mı bırakıyoruz?

Gönderen; Vural
Mesaj; Her şeyi sana bırakıyoruz

Gözlerim büyüdü, satırlar arasında hızlıca gezinsem de algı mekanizmamın kapandığına yemin edebilirdim.

Gönderen; Vural
Mesaj; Nazenin
Bir de, sen o gün bana dedin ya ben gelmeli miydim?

Evet, evet hatırlıyorum.

Gönderen; Vural
Mesaj; Gelmeli miydin bilmiyorum, bu tamamen benim gelemememle ilgili.

Kaşlarım çatıldı,

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Bu ne demek?

Güzel bir şey söylediğine emindim ama şu anda bunu anlamakta zorluk çekiyordum.

Yazıyor….

Çevrimiçi

Yazıyor…

Çevrimiçi

Yazıyor…

Gönderen; Vural
Mesaj; İyi geceler Nazenin

Yazıp yazıp sildiğine eminim. Eminim, çünkü böyle sonlanacak bir konuya değinmemiştik. Kafası mı karışmıştı, benden aldığı cevapla tatmin olmamış mıydı bilmiyorum ama ona gönderdiğim son mesajla bu geceyi okuyarak tüketeceğim bir dizi yazıya sahip olmuştum.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Bir dahakine orada olacağım Vural, iyi geceler.

Ben orada olacağım, sen de orada ol Vural. Çünkü kast ettiğin şey de seninle yakından ilgilenmek istiyordu. Böyle sus pus kalacağım bir konu değildi Vural. Ateşe koştuğumun da farkındaydım ama ben zaten adımlarımı bugüne dek hep saklamıştım. Durup birden koşmayacaksam bunca birikimim nedendi?

Telefonumun ekranı yeniden aydınlandığında odaya yayılan ışık beraberinde titreşimle Şafak’ ın adını gördüm. Bu saatler onun iş çıkış saatleriydi ve eve gittiğinde eğer kardeşi Ege hala uyanıksa muhtemelen ona bir kaç sayfa kitap okurdu.

“Şafak.”

Arandığım muhtemel gecelerden biri, bu defa konuşmak üzere kendimi iyi ve verimli hissetmiyordum. Sesimden anlamış olacak “İyi misin?” Beyaz teninin üzerimde yer alan yay misali siyah kaşlarını çattığına emin olabilirim.

Şafak’ ın çok güzel bir yüzü, sekiz numaraya vurulmuş mis gibi yumuşacık saçları ve koyu kahve gözlerinin üzerine kıvrık kirpikleri vardı.

“Pek değil, yarın konuşalım mı? Sana anlatacaklarım var.” Önce tüm bu yaşananları kendim algılamam, kabullenirken de benimsemem gerekiyordu. Aklım hala Vural’ ın bana aktardığı kelimelerdeyken onunla verimli bir sohbet ilerletemezdim. “Müsait değil misin?” Aslında kelimenin tam anlamıyla müsaittim, ama ruhen “Değilim.”

Gözlerimi kapattığımda “Vural’ la mı ilgili?” Dedi, derin olduğu kadar sancılı bir nefes verdim “Evet,” Beni merak ettiğini biliyordum, Şafak her zaman ona konuyu açamasam da neyle ilgili olduğunu merak ederdi. “İyi bir şey mi?”

Göz kapaklarım titreyerek aralanmıştı, gülümser gibi olduğumda ise aklımda belirli cümleler vardı. Önemli olan senin açından ne diyebildiğimiz? Kast ettiğim şeyle şu anda yakından ilgileniyorumBir an önce, daha fazlasını tekrar okumak istiyordum. Zira tüm bu sözler yüreğimi körükleyebilir haddeydi. “Yüksek ihtimal, evet.”

Dudaklarım gergindi, “Kendine iyi bak, bana hep yazabilirsin.” İlk defa Şafak’ la bir konuşmanın sonlanacağına bu denli seviniyor olmam kırıcı sayılmazdı, değil mi? Umarım sesimin gülümsemiş olması onun tarafından sorun sayılmazdı “Görüşürüz Şafak.”

…….

O gece, artık vakit geçtiği için o gece kelimesini kullanabilir miydim? Zira hayatım boyunca o gece adı altında dünü hatırlayacak olmamın alıştırmasını yapacaktım.

Dün gece,
Mesajları ezberlenmiş bir konuşma yaşadıktan sonra iç çeker halde, hayaller kurup uykuya dalmıştım.
Vural’ ın da bana karşı bir şeyler hissettiğine mesajlar sayesinde emin olmuştum, zannımca bu eminliğim ailem sebebiyle beni bir uçuruma sürüklerdi fakat göz ardı edebilirdim.

Ben Vural’ ı tüm imkansızlıklar dahilinde yaşamak istiyordum.

“Seni eeeen güzel odada yatırdım Nazenin.” Yogamı az evvel bitirdiğimden fazla dingindim, iç huzurum bana bu konuda hayli yardımcı oluyordu. Yüzümde sakin bir gülümseme, bağdaş kurduğum cam önünde beni neşeyle karşılayan Firuze ablaya baktım. Elindeki katlı çarşafları yatağın ucuna bıraktı, bu sabah hayli enerjikti “Burası Vural’ ın odası, onun yatağı çok rahat. Bu evdeki en rahat yatak, rahatına biraz fazla düşkün bizimki.”

Kalakaldım.

Bir gülüş yüzümden nasıl bu kadar ani silinmeye meylederdi? Oysa aldığım habere kötü diyemezdim, yalnızca beklenmedikti.
Tüm tüylerim havalandı. Bu konuda midemde taş misali birbirine çarpıp yere düşen kelebeklerimin başı dönüyordu. Yoksa başı dönen ben miydim?

Firuze Teyze siyah fonları bir araya toplamaktan beni görmedi, o kadar keyifliydi ki görsün de istemezdim. “Bu kalın perdelerinde o yaptırdı, güneşi pek sevmiyor. Yatağımda da birinin uyuduğunu duysa cingar çıkartır, aman diyeyim Nazenin, sakın ağzından kaçırma kızım.” Evde başka oda yoktu ki, annem babam, Ali Amca ve Firuze Teyze bu kattaki diğer odalarda kalınca bir bakıma mecbur burada kalmıştım ama ben, ben ona bunu dün gece söyledim.

Beni seviyorsa neden bir şey söylemedi?

Toparlanmam kısa sürdü, “Yok, yok ben söylemem teşekkür ederim. Gerçekten yatak çok rahattı.” Hala kalkmak için bir harekette bulunmamış, odada gezinen orta yaşlardaki kadını izliyordum.

Bu defa yastığa yöneldi, acaba onun yastığında mı uyumuştum? Öyle olsa kokusu gelirdi bana, gelmedi? Ya da tüm gece sarıldığım hırka içime öyle denli sinmişti ki kokunun nereden geldiğini anlamamıştım “Ee ne gördün rüyanda?”

Rüyam, bunu şimdilik hatırlamıyordum ama uzun zaman sonra ilk defa kabussuz geçen bir gece geçirmiştim. Bu benim için daha önemliydi.

Dudağımı düşünceyle sarkıttım, “Ben, hatırlamıyorum.” Ben zaten, kabuslarım haricinde pek rüya gören bir insan değildim. Rüya görmek, pek haz ettiğim bir konu da değildi.

Ki takıldığım bu olmadı. Benim asıl kafamın içinde birbirine geçen konu; onun odasında uyuduğumu bildiği halde bir şey söylememiş olmasıydı. Onun hırkasını giydiğimi görmüştü, bir şey söylememişti. Nedenini merak etsem de tüm dikkatim bir an yatağın altından keyifle bir çift anahtar çıkartan Firuze Abla’ ya gitti. Anahtarları bana doğru salladı, “Hatırlamaya çalış.”

İnanamıyordum, “Firuze Ablaa.” Gözlerimi keyifle devirip yummuştum, kendimi ona kıkırdarken buldum. “Biz de gençliğimizde çok yapardık, ben hiçbir göremiyordum en sonunda Ali Amca’ nı gördüm.” Doğrusu ben buna pek inanmıyordum ama Firuze Abla’ nın düşünüp bana bunu yapmış olması çok hoştu.

Anahtarı avcuna aldı, tek omzunu hareket ettirdi “Senin de evlenmene çok var, daha okulun vaar işin var ama belki görürsün dedim.” Keşke onun gülüşlerini tama edecek bir karşılık verebilseydim ama ben de kimseyi görememiştim, demek ki evlenmeme çok vardı. Bu sebepten, inanmadığım bir kurmacaya dahi bir yanımın hüzünlenmesine mani olamadım.

“Demek ki öyle Firuze Abla, ben çok teşekkür ederim çok ince düşünmüşsün.”

Yastığı düzeltmeye durdu “Rica ederim kuzum,” Ardından bana baktı “Hadi ben iniyorum sen de gel, kahvaltı hazır herkes masada.” Biliyorum, meditasyon yaparken kapımın açıldığını işitmiştim, muhtemelen annemdi ama tüm odağımı doğanın ve kuşların sesinden almak istememiştim.
Çıkmak üzereydi, geri döndü “Kahvaltıda istediğin bir şey var mı?” Yeterince zahmet verdiğimi düşünüyorum, oma gülümseyerek bu yükü hafiflettiğimi düşündüm. “Hayır hayır, teşekkür ederim.”

Firuze abla çıktıktan hemen sonra telefonuma uzanıp Vural’ ın mesaj panelinde ona bir mesaj yazdım. “Senin odanmış neden söylemedin? Yazdım, sildim. Yazdım, “Senin odan olduğunu-” Sildim. Yazdım “Hıkra-” Sildim.

Ona ne diyebilirim ki? Bana neden hesap sormadın mı? Hangi oda olduğunu anladığı halde bir imada bile bulunmamıştı, bunu neden yapmıştı bilmiyorum ama keyfimin uzak diyarlara ışık hızında kaçtığını söyleyebilirdim.

Oysa ben dün aramızda dönen mesajları bu sabah ezbere biliyordum. Bana bir adım daha atabilirdi? Belki gecem daha farklı geçerdi diye mi? Buna neden bu kadar takılmıştım? O sebeple mi perdeden söz etti?

Telefonumu yatağın üzerinde bırakıp kahvaltı için odadan ayrıldım. Alt kata indiğimde Firuze Abla’ nın da söylediği gibi herkes kare masanın etrafına toplanmıştı.

Ali amcanın görüş hizasındaydım, son basamaktan bana döndü “Günaydın Nazenin.” Mis gibi ahşap kokan bir evdi. Az ileride bir şömine, mutfakta çıkılan koca bir balkon. Amerikan mutfağa girdim, “Günaydıın.” Babamın sırtı bana dönük olduğundan yüzüme bakıp “Babacık, günaydın.” Diyebilmesi için arkasını dönmesi gerektin. Döndüğü yerden onu öptüm “Günaydın babacık.”

Bu sabah babamın yanında, onun kolları altında olmaya ihtiyacım vardı. Bu sebeple kendime onun yanında bir sandalye çekip başımı göğsüne yasladım. Sebebi konusunda netliğim yok, gecenin aksine dokunulsa ağlayacağım bir sabahtı.

Babam beni sarmıştı. Dünyanın geri kalanına sırtıma dönmüş, hiç kimsenin sevgisine ihtiyacımın olmadığını içimden bir tekrara sarıyordum. Bunu çayımı önüme çekerken, babamın dudaklarıma değdirdiği patates kızartmasını yerken ve annem tabağıma bir şeyler koyarken daha kolay yapıyordum.

Ta ki Ali Amca “Rahat uyudun mu Nazenin?” Diyene kadar. Annem ve babam haricinde insanların benimle bu kadar ilgili oluşuna alışık değildim; yanaklarımın kızarma sebebiydi. Ona başımı sallarken Ali Amca’ nın keyifli hallerini izliyordum. “Buranın havası güzel, merkezden uzak ya Mehmet, gelince ben de dinleniyorum.” Babam onu onayladı, “Gerçekten havası mis gibi ama şu çit işini düşün, olur dersen ayarlarız güzel olur.”

“Vural gelsin de bir, bakarız. Firuze, Vural seni aradı mı?” Adı geçince duraksadım, ama bu çok donuktu. Kendimi sorguluyordum, ortada bir şey yokken moralimin bozulma sebebi her neyse-
Aşk olabilir miydi?
Ben Vural’ a aşık olduğumdan onun yaptığı en minik şey dahi beni üzüyor ya da aksi gibi göklere çıkartıyor olabilir miydi?
Dün göklerdeydim, aklım ondan karıştı.

Firuze Abla elinde çayıyla annemin yanına oturdu “Hayır, aradım ama gerçekten çok yoğun. Daha sonra mesaj attı.” Benimle konuşmuştu, bu içimi sardı. Gülümsemek üzere olduğumu farkındaydım Ali Amca’ ya baktım. “Ne diyor?”

“İşte diyorum ya, ben seni sonra arayacağım anne yoğunum dedi.” Masadan ufak bir kıkırdama yükselirken Ali Amca başını yukarıya kaldırdı “Hm. Doğru, Azat kolay kolay bırakmaz onu. Hele bir de Serdar oradaysa tamam, bir hafta ulaşamazsın bizimkine.” Sanırım gittiği yerdeki arkadaşlarıydı.

Ben babamdan ayrılıp yerimde dikleşirken merak ettiğim konunun yine babam tarafından sorulması içimi rahatlattı. “Arkadaşları mı?” Tabağımla ilgilenir gibi gözüküyordum, oysa fazla dikkatliydim, Ali Amca’ nin nefesini işittim. “Evet. Aşiret bunlar, Azat’ ın büyük bir inşaat şirketi var Serdar asker, ama biraz garip bir tip.” Yanlış anlamadıysam garip olan Serdar’ dı.

“Garip derken?”

“Garip işte, farklı, esrarengiz bir adam. Pek sözünü etmesem daha iyi, adamı konuşurken bile içim daraldı.” Ali Amca hem gerilmiş, hem de kurduğu cümlelerle derinden gülümsemişti. Önündeki maydanozlara uzandı, “Ye bak, bu yeşillikleri senin için topladım Mehmet.”

Gülüşüm derinleşti, onları izlemek gayet keyifli “Ah canım, bu sabah çok romantiksin Ali’ ciğim.” Babamla güzel anlaşıyor olmaları beni babam adına mutlu kılıyordu. Babam bu defa da “Vural için tehlikeli değil mi?” Dedi. Konuya bakış açım değişti, haksız değildi ama Ali Amca kendinden emin bir hale büründüğünde içim rahatladı. “Ha yook. Çok severler Vural’ ı. O konuda asla bir şüphem yok sıkı dostlar.”

“İyi madem, şunlara ufak bir sera yapalım bu sene.” Kıvırcık marullardan söz ediyordu, çıtır çıtırlardı ve bazen ben de yiyordum “Olur, biz Nazenin’ le sözleştik zaten yaparız.” Sözleri eşlinde bana göz kırpınca konuya dahil olmadan yapamadım. “Evet güzel olur.”

Sanırım bana da, biraz toprakla ilgilenmek iyi gelecekti.

“Nazenin kızım, Alaz ağabeyin aradı bu akşam geliyormuş.” Şu an kesinlikle bu konuyu konuşmak istemiyordum. Alaz bana göre anların en güzelinde durup durup önümüze ısıtılarak koyulan bir konuydu; gereksiz, mide bulandırı.
Başımı sallayıp geçiştirdim “Şekeri alabilir miyim?” Şekeri bırakamıyor, ama ıslattığım kaşığının ucunu şekerliğe bandırıp çekerek ucuna yapışanlar kadar kullanıyordum.

“Annem, teyzen bir şeyler yollamış bir bakar mısın neden açılmıyor?” Ben annemim telefonuna bakarken Firuze abla elimdeki tabağı bana uzattı “Nazenin yesene, bak senin için yaptım.” İçinde yeşillikler olan bir krepti, çatalım ucuna değince merak duygusu beraberinde “Bu ne oluyor,” deyiverdim. “Yani adı ne?”

Tabağıma birkaç dilim almıştım ki “Kaygana.” Adını duyunca dudaklarım munzurca kıvrıldı, “Kaynana gibi bir şey mi?” Onları gülümsetmiştim, Firuze Abla tabağı yavaşça yerime koydu. “Hayır, bu daha lezzetli bir şey.” Mimikleri çok güzeldi, halime bakarsak da kaynanasıyla pek arası yoktu. Şaka bir yana çatalımı pideye batırırken onu incelemeye başlamıştım. “Mücvere benziyor.” Ufak bir dilimin tadına baktım.

“Sever misin?” Beğenip beğenmeyeceğimi merak ediyordu. Çayımdan bir yudum alıp kaşlarımı havalandırdım, “Çok severim, bu da çok güzel.” Gerçekten beğendim, kendime has bir lezzeti vardı ve beğenmem Firuze Abla’ nın da hoşuna gitti “Afiyet olsun kızım.”

Bir yandan annemim telefonuyla ilgilendikten sonra onu masaya bıraktım “Uygulamaya güncelleme gelmiş anne, biraz bekleyelim indirme tamamlansın.”

Annem beni duymuş, onaylamış ama babamlarla olan sohbetini bölmemişti. Onlar apartman hakkında konuşurken ben konuya dahil olmadan sessizce kahvaltımı yaptım. Ardından mutfağı topladık, biraz bahçeye çıktık, seranın kurulacağı yere birer sandalye bırakıp güneşin alnında kahvelerimiz içtik, ayaklarım toprağa değdi, babam araba konusunu ilk defa açmadı ve ara sıra Vural’ ın adını geçti. Nerede, ne yapıyor, ne zaman gelir? Tüm bunların merakını duyan yalnızca ben değildim.

Evden ayrıldığımızda ise Alaz’ ın yolda olduğunu öğrenmiştik. Bu canımı sıkan, içimi yoklayan bir haberken onun burada olup Vural’ ın şehir dışında olması garip bir hüzünle yerimi sarstı.
O da burada olsaydı?
Vural burada olsaydı oturup konuşulan konular beni mutlu ederdi, belki de Alaz’ ı umursamazdım. Belki Vural’ la mutluluğa giden gözlerim Alaz’ a bile iyi davranırdı, ki bu öylesine mümkün değildi ki bir başkası tarafından lafı geçse görmezden gelirdim.

Hava turuncuydu, en sevdiğim renk. Gök mavisi turuncuya bulaşınca sanki bambaşka bir diyarın anahtarı gök yüzünde beliriyordu. Saçlarım da öyle; güneşte onlara bakmak her zaman olduğundan daha güzeldi, tıpkı lavanta kokan sokaklar gibi. İnsan dediğin; ufak bir mucizeyle farklı diyarlara göç edebilecek bir ruhtu. Mucize ise, bazen bir yağmur damlası, bazen bir çimenin yumuşak izi, kokusu… Gözlerim hızla gitsek de yeri değişmeyen göğe kapanıyordu. Yüzüme sıcaklık değmesi için bu yolculuğu öğle vakti yapmam gerekiyordu, hava kararmak üzereydi, bu günün de ardı arkası yokmuş gibi, bir masalın sonu gibi- Bunu Şafak’ a anlatmam gerekiyordu.

Saçmalamaya başladım, saçmalarken uyurdum ben, uyuyacağımı anladım. Bir telefon çaldı, saçmalıyordum, gözlerimin ardı düne açılıyordu, saçlarım yüzüme düştü. Bandanamı takmadım, çantamda olacaktı. Yarın belki tatlı yapardım, Şafak’ da yerdi. Saçmalıyordum, Şafak burada yoktu, ben saçmalınca uyurdum.

Ben saçmalayınca uyurdum, hayal görmezdim. Firuze Abla’ nın “Alo Vural?” Deyişi rüya değilse eğer?

Konu dikkatimi çektiğinden aracı kullanan babamın arasındaki koltukta dikleşip yüzümü ovuşturdum.

“A-aa?”
Firuze Abla, biraz şaşkındı yavaşça konuşmaya devam etti “Biz çıktık yoldayız.”

On beş dakika evvel, eğer dönüşümüz de gelişe göreyse yarım saat sonra evde olurduk. Firuze Abla bir an bana döndü, “Tamam, tamam oğlum. Yine dönecek misin? Ha bu gece kalıp döneceksin demek, tamam oğlum. Hıhı, tamam annem.” Anneme de bakıyordu, Firuze Abla sakin bir ifadeyle kapattığı telefonu tekrar çantasına koyarken bana bakıp usulca mırıldandı. “Vural yazlığa gidiyormuş, ben iki gün sonra yine gideceğim o zaman yaparım diye çarşafları değiştirmedim.”

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Ama güzel bir sürpriz bıraktık

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Ama sanırım orada değilsin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Nazos kesin senin için geldi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 205

Yazar Hanım acaba Bizim kızlarda bir araya gelir mi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 205

Bizimkiler he

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Kız üzülme Vural için hiç sorun olmaz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 181

O zaman Vural A böyle kokulu çok güzel bir sürpriz kskska

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 181

Öyle mi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Evet evet nazeni doğru anladın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

Senle ilgileniyorum diyor nazeni

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

Seni diyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Haha bizim böcek korkumuzu kullanmayın lütfen

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 109

Ayn yan kesin öyle dir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Evet gelecek mısın ki

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

Evet ve sen yoksun vural

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Hiç merak etmiyoruz inanin ki

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Hahah bizim fotoğraf aşkı jsksms

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Üzülme nazeni gelecek ve çok güzel olacaksınız

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 224

Canına minnet

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 139

Ayyy yyy ayyyyy

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 109

Tabi canım bizde yedik

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 34

Çakkkaaaalll

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 33

Ooooo zekiceeew

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Ohh mis gibi nazoş kokulu çarsaflarad sefa sürer artik

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Kızlar düsünsenize bütün kocalarimiz arkadas

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Kızlar da bir araya gelse tadından geçilmez

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Miss gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 205

AAAAAAAAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞ üç kocam da bir arada

simos
¶ Paragraf 205

Canım dev adamlarim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Neyse ki bizlik bir sorun yok

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 181

Ve Vural yatağında başka birini yatırmaz değil mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

EVLENİN

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

AAAAAAAAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Gel gel bekliyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

İnan gelmese de olur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Paylaş kız paylaş görsün

Yorum için giriş yap