← Meftun

Meftun

Bölüm 3☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

Eğer yağmurun peşinden bir rüzgar savrulsaydı bana doğru, kirpiklerime vuran damlalar yanağımdan süzülürdü. Bu defa saçlarıma inişi omuzlarımda bir ıslaklık meydana getirirken; eylülün sonunda oluşumuz hatırı sayılır bir sevinçti. Şiir ayları, her şiiri sevmem ama. Türkü zamanları, yalnızca babamla keyifli olurdu. Bir de nostalji kasabası, onu hiç yaşamadım benim gördüğüm yalnızca uçsuz gül tarlalarından ibaretti.

Ana dönersek elimde yarısı ıslanıp şekerlenmiş bir pamuk şeker, bana göre iki bin yirmilerin en sağanak günündeydim. Buraya kadar yürüdüğüm için değil ama onu bir şemsiye altında saklayamadığım için fazlaca üzgündüm. Attığım adımların sonu beni kedere getirmişti; zaten hiçbir zaman hayallerimin ötesine gidememiş, ona erişememiş olmak fazla hüzün vericiydi.

Ben sadece, elimde pamuk şeker sahil boyu yürümek istemiştim ama şimdi bir telefon uzaklıktaki anneme sesleniyordum. “Alo, anne.” Kaybolmadım, sadece eve dönemiyordum sesimdeki huzursuzluğun sebebi buydu. “Ben alışveriş merkezinin ilerisinde bir yerdeyim dolmuşlar durmuyor taksi de yok.” Dokunulsa ağlar mıydım emin değilim, kızardığını tahmin ettiğim burnumun ucuna yağmurlar yağıyordu ve ben bunu his sanıyordum.

“Nazenin, tam olarak neredesin? Alışveriş merkezinin hangi tarafındasın kızım?” Endişeli sesi eşliğinde başımı kaldırıp etrafıma göz gezdirmeye başladım, ona yönümü nasıl tarif edecektim bu şehri hiç bilmiyordum? “Yolun karşısında bir otel ve petrol ofisi var. Bu tarafta çok ileride bir üst geçit, bir de yüksek bir plaza görünüyor.” İyice ıslanıyordum, bu ilk defa hoşuma gitmiyor hatta kasveti aksi gibi beni korkutuyordu.

Yirmi yaşında bir kız bu havada eve gidemiyor diye korkar mıydı? Kendimde bunu bulmam inanılmaz şaşırtıcıydı ama “Tamam anneciğim o plaza Vural’ ın şirketi.” Deyince geçti. “Sen şimdi oraya git ben hemen Vural’ ı arıyorum.” Ben, annemin gelip beni almasını beklerdim ama yine de adımlarımı sanki can havli plazaya yönlendirdim.

Düşünmeli miydim? Bu şehirde tanıdığım iki üç insandan biriydi Vural, ona denk gelmiş olmam beni böyle mutlu ediyordu normal olduğunu kabullensem hata mı ederdim?

“Tamam anne gidiyorum şimdi.” Yersiz buğuyu, gri gök yüzünü sevmezdim, nisan ayına girdiğimiz ilk günlerin heyecanıyla ekimin soğuk yüzü birbirine karışamazdı, ben boğuk zaman dilimine, koyu göğe karışamazdım.

Annemin telkinleri sonrası telefonu kapatınca daha da erimiş pamuk şekerime baktım, beni hüzünlendirdi. Bu şekilde oraya girebilir miydim? Parmaklarıma bulaşan yapış yapış hisse rağmen onu atmak istemiyordum, hem ortalarda atacağım bir çöp kutusu da yoktu. İçine koyabileceğim bir poşetim vardı ama şekerlerin yeni aldığım elbiseye yapışmasını da istemiyordum temizlemek mümkün olmayabilirdi.

Dünden bugüne, bu vakte kadar Vural aklımdan defalarca geçmiş ve her birinde gönlüm hislerime ters nota koşmuştu. Aracın tekerleklerini onun kestiğine inanıyordum, aynı zamanda kibar bir bey efendi olduğunu da. Tüm bunların elbette bana bir artısı yoktu fakat onun hakkında bilgi sahibi olmak bana güzel hissettiriyordu.

Kısa sürer sandım, şayet kaçar gibi çıktığım yolda öyle olmasını istediğimden mi bilmem ama değilmiş. Yani başımda trafik vızır vızır işlerken bir yanım sakinlik, diğer yanım ise bir kazaya kurban olacakmışım korkusunu ele almıştı; bu ikilemle dakikalarca yürüdüm. Belki de yürüdüğüm mesafe heyecanıma karışınca çok uzun geldi, kalbimin süratinden bitmek bilmedi.

Öyle veya böyle şimdi bir kapı eşiğindeydim, içeriye attığım iki adım sonrası resepsiyonist bana bakınca paspasın üzerinde duraksamayı seçtim. Muhtemelen çatılmış kaşlarının sebebi yere damlayan sular, elimdeki şekerlenmiş pamuk şekeri ve yağmurdan nasibi almış saçlarımdı.

Göründüğü kadarıyla burası, içeride nezih insanların sakince hareket ettiği büyük bir şirketti. Tüm hol lavanta sularıyla yeni silinmiş, kokusu her yeri sarmış ve ferahlığı adeta sessizlikle taçlanmıştı. Bakışlarım zihnime inat etrafta biraz daha gezinirken saçları sıkı bir topuzla bağlanmış genç kadının bana doğu yöneldiğini fark ettim. Sanıyorum ki neden burada olduğumu sorgulayacak, adımı soracak ve ne gerekiyorsa yapacaktı, ama ben ona nasıl bir cevap vereceğimi bilmiyorum.

“Sonra!” Bu, ikimizi de durdurmuştu. Gür sesinin ardından onu çok ani gördüm. Hızlı adımları olduğum yere doğru, eli kolu hareket halinde ardında kalan genç adama omzunun üzerinden öfkeyle bir şeyler söylüyordu. Başını adımladığı yöne çevirdiği vakit onunla göz göze geldik. Telaşı neydi, öfkesinin sebebi kimdi benim için bir muamma ama an olarak kabullendiğim tek gerçek zamanlamamın hiç doğru olmadığıydı.

Yavaşladığını fark ettim, ifadesi değişti, derin bir nefes verdi. Oysa daha şimdi sanki birini arıyor, bir yere aceleyle gitmiyor muydu?
“İyi misin?” Bu halinin sebebi ben miydim? Emin olamamakla birlikte başımı utançla hareketlendirdim. “İyiyim.” Bir adım mesafede durmuştu, elini omzuma koydu “Gel.” Resepsiyonistin yerine geçtiğini görebiliyordum Vural geldiği yöne meyillendi “Üşüdün mü?” Doğrusu üşüdüğümü fark etmeyecek kadar gerilmiştim, Vural sorunca aklım adımlarıma karıştı ve ona net bir cevap vermekten çekindim. “Hava buz gibi,”

O takım elbise giymiş olabilirdi ama insanların bakışlarının ben bu haldeyken üzerimizde olması fazla utanç vericiydi. Ayaklarım bile sırf bu yüzden gergin, başımın eğikliği ise yerleri biraz ıslatmış olmamdı. Her zaman kıyafetime özen gösteren biri olarak bugün ne yazık ki yağmura gafil avlanmıştım.

Birlikte asansöre ulaştık, az ileride bizi izleyen kadına dönüp “Kübra’ ya söyle odama iki çay getirsin.” Dediğinde aynadaki suretime göz gezdirdim. Güzel görünüyordum, abarttığım ya da hissettiğim kadar nahoş bir halim yoktu sadece biraz ıslanmıştım o kadar.

Kapılar kapanınca hareketlenmesi dikkatimi çekti, ceketini çıkartıp omuzlarıma yöneltiyordu ki geriledim “Islanacak.” Sözlerimi dikkate almadı, onu omuzlarıma bıraktı “Islansın.” Sıcacıktı biliyorum. Bunun sıcaklığını daha çok küçükken babamın ceketlerinin üzerime bırakılmasından hatırlıyordum. O günden bugün öğretmen ceketi hep başka sıcak derdim, Vural’ ın ki de öyleymiş.

Ellerini omuzlarımdan çekerken mahcup bir edayla gülümsemiştim, üstelik bunu ona değil zemine bakarak yapmıştım. Bedenim ona dönük, elleri cebinde ve ben yirmilerinin başında, utanmış bir genç kız. Kendime açık olmam gerekirse onun yanında susmak konuşmak kadar heyecan vericiydi. Tabi tüm bu heyecan kapılar yirmi birinci kata açıldığı an daha katlanılır bir hal aldı.

Elini cebinden çıkartıp dışarıya doğru uzattı, önden geçmemi istiyordu davranışlarına uyum sağlayıp sessiz koridora ilk adımı attım. Kırık beyaz fayanslar, boylu boyunca aynalar ve koridorun sonuna kadar erişen kırmızı halı buraya lüks bir hava vermişti. Odanın yanı başındaki sekreter ayaklanıp bize selam verirken Vural birkaç adımla önüme geçti.

Ufak bir selam, ardından açılan ve yeniden geçmem için işaret edilen oda. Tüm bunlar koca bir sessizlikle işlerken kendime tanıdık bir kitabın sayfalarında rastladım; hoş olmayan, karışık bir resitaldi.

Güzel bir odaydı ama koridorun aksine burada büyük saksılara dikilmiş iri yapraklı çiçekler yoktu, dizaynı daha çok sadelikten yanaydı. “Oraya oturabilirsin, başındakini de çıkart.” Ardımda kalan kapıyı kapatırken bana tam olarak böyle söylemişti ve ben onu dinlerken bir meraka yenik düşüp ilerlemeye devam ettim. İzmir ne kadar büyüktü bilmiyorum, fakat bana göre şu an tüm İzmir camları yere inen manzaraya hapisti. İşaret ettiği koltuğa ilerlerken “Bandana.” Diye iliştirdim.

Neyden söz ettiğimi anlamıştı, masasına yöneldiğini görebiliyordum bu sırada beni keyifli sesiyle onayladı. “Bandana, tamam çıkart bandananı.” Elimi uzattım, yıkanmış kadar ıslaktı, bu beni hasta eder mi düşüncesi bir yana; buranın akşam vakitleri, sabah turuncusu ve gece ışıklarını merak ediyordum. İnsan bir beşeriyi bu denli merak eder mi? Yoksa asıl merak yerle gök arasındaki o ince çizgi mi?

Çekmeceden klimaya ait olduğunu düşündüğüm bir kumanda çıkarttığı vakit etrafa gezdirdiğim bakışlar haylaz bir çocuk misali söz dinlemiyordu. Alanını merak ettim, sevdim de diyebilirim. “Ayakların ne durumda?” Spor ayakkabı giydiğim için biraz ıslanmıştım ama problem değildi, kenardaki koltuğa yöneldim. “Bir şey yok ıslanmadım.”

“Tamam çıkart onları da,” Oda zaten sıcaktı klimayı da açmıştı, birkaç dakika içinde kalkacağımı düşünürsek bunu yapmayacaktım. “Böyle iyiyim.”  Yeşil bandanamı avuçlarımda tutmak yerine elbisemin olduğu poşete bıraktım. Bir elimde hala sıkı sıkıya tuttuğum pamuk şekerim, ötekinde çantalarım.

Benim burada ne işim var?
Günlük planlarım arasında burası yoktu.

Masaya bıraktığı kumandayla bana doğru gelirken ayakkabı konusunda ısrar etmek yerine başını  hareketlendirmeyi seçmişti “Sen bilirsin, aç mısın?” En son sabah kahvaltı yapmıştım ama eve kadar idare edebilirdim.

Yeni fark etmiş olacak, ya da tepkisini göstermeye yeni fırsat bulmuştu. Eridiği için çubuktan düşmek üzere olan pamuk şekerime gülümsedi; böylece ona tarafımca içler acısı olan durumu açıklama gereği hissettim. “Eridi.” Gayet tabi üzgündüm, henüz bir kere tadına bakabilme fırsatım olmuştu şimdi ise elime yapışan koyu pembe şekerlerle bakışıyordum. “Çöp var mı burada?” Bana yaklaşıp elini uzattı, tuttuğum çubuğu ona verdim. Odada çöp yoktu, onu birkaç adım ilerideki masasına bıraktı.

Muhtemelen erimiş şekerler yüzünden masada ve elinde yapış yapış bir iz kalacaktı. Kendimi bu konuda yeniden mahcup hissetmeye başladığımda konuyu değiştirebileceğimi umdum. “Bu arada şirket gerçekte yakınmış.” Gelirken görme fırsatım olmamıştı buradan bakınca o koca manzara içinde alışveriş merkezini de görebiliyordum.

Gittiği yönü tekrar etti ve ellerini hafifçe iki yana açtı “Söylemiştim.” Sonra merakla alnını dokundu. “Sen, nasıl?” Sabah elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bendim, şimdi onu bu şekilde görmek içimi gülümsetse de bunu yüzüme yansıtmadım.

Karşımdaki koltuğa geçti, başımı hafif yana eğdim. “Alışveriş merkezinin ilerisinde pamuk şekerci görünce gidip almak istedim, sonra biraz yürüyeyim dedim. Hava bozuktu bu kadarına ihtimal vermedim ama yağmur birden bastırdı, taksi de geçmedi. Birkaç otobüs geçti ama bilemedim başka bir yere giderse iyice kaybolmayayım dedim.” Tabi o sıra geri dönmek istemeyeceğim kadar çok yürümüştüm, yağmur yağmasaydı dönerdim de.

Vural anlattıklarım karşısında ellerini önünde birleştirmişti “Başka bir şey oldu mu?” Ne gibi? Ona başımı sallayıp olmadığını dile getirdiğimde ise dudakları memnuniyetle gerildi “Günümüzde kaybolan mı varmış ki?” Kelimelerimi unutmamış tekrar ediyordu, aklına böyle kazıması ne garip.

Ben, mimiklerim yüzümde utanca daha yakındı, başımı eğip bakışlarımı zeminde gezdirdim. “Büyük konuşmuşum.” Gerçekten bunu yaşadığıma inanamıyordum, insan bazen yapmam dediğini de yapabiliyormuş. Şafak bilse benimle alay ederdi ama ben yine de ona bugünü anlatmayı iple çekiyordum.

“Sen bana bakma, şehirde yenisin olur böyle şeyler. Kaybolduğunda.” Ona döndüm, gayet sakindi “Gelebilirsin.” Güven veren bir bakışı vardı ve ayrıca durumu başıyla onaylamıştı ama ben bir daha buralara geleceğimi sanmıyordum. En azından uzun bir süre.

Kapı tıklatıldı, Vural’ ın “Gel.” Deyişi elindeki tepsiyle çay getiren kadını aramızdaki masaya kadar getirmişti. Fincanları bırakırken tabaktaki tostun önüme koyulması beni Vural’ a çevirdi. “İstersen başka bir şey de söyleyebilirim, en hızlı tost olur diye düşündüm.” Hayır hayır ben bunu yapmasına gerek yoktu diye ona bakmıştım.

“Afiyet olsun.” Genç kadına teşekkür edip bakışlarını yüzümde sabit tutan Vural’ a döndüm. “Gerek yoktu gerçekten.” Kapı kapandı, çayına uzanıp tostu işaret etti “Ye hadi acıkmışsındır.” Ayakkabımın aksine bu konuda fazla ısrarcı olacağa benziyordu, doğrusu tost önüme gelene kadar ben de acıktığımı düşünmemiştim ama şimdi onu yiyebilirdim.

Çayıma uzanacağım vakit telefonum hoş bir melodiyle çalmaya başladı. Çantamın içine uzandım ve aynı saniyelerde Vural’ a “Annem.” Dedim. Haber vermeyi unutmuştum, merak etmiş olmalıydı. “Efendim anne?”

“Alo Nazenin gittin mi kızım? Vural’ ı aradım açmıyor.” Öyle mi? Başımı kaldırıp kaçamak bir edayla ona baktığımda gözlerimiz yeniden buluşmuştu. Oysa niyetim de, duygularım da bu kadar cesur değildi kaçırdığım bakışlarımı alnındaki yaraya çevirip “Geldim anne.” Dedim.

Ufak bir yarıktı, çok bakıp dikkati o noktaya çekmek istemedim. “Yanımda o da, duymamıştır.” Cebindeki telefona uzandı, ekrana şöyle bir bakıp onu yerine koyarken biraz umarsız görünüyordu. Telefonunu sessize mi almıştı? Aksi olsa duyardık.

“Tamam kızım tamam, Vural sana bir taksi çağırır öpüyorum akşam görüşürüz.” Aklım Vural’ da kalmıştı, annemin söylerini onaylayıp telefonu kapattıktan sonra onu tekrar çantama bıraktım. “Aramayı unuttum merak etmiş.”

“Ben de unuttum, neyse ki sana ulaştı.” Elbette, bu bir problem değildi. Fincanı dudaklarıma götürürken omuzlarımda, neredeyse varlığını unuttuğum siyah cekete göz ucuyla baktım. “İstersen alabilirsin, ben ısındım.” Tam olarak öyle de diyemezdik, neyse ki Vural almak yerine kalabileceğini ifaden eden bir hamle yaptı. “Dursun.” Bana fazlaca büyüktü ama onu sevmiştim, en azından ceketin kokusu alışagelmişim dışında sert notalardan oluşuyordu.

Başımı hareketlendirdim “Ali Amca nerede?” Şirkette yoktu, doğrusu onu görmek de isterdim bu gerginliğimin yanında bir amcayla sohbet etmek daha iyi hissettirirdi. Tabi Vural “O yok,” diyerek bakışlarımı üzerine çekti. “Kendi şirketinde yani.”

Şaşırdığımı söyleyebilirim, “Birlikte çalışmıyor musunuz?” Ben öyle sanmıyordum, Vural oturuşunu düzeltirken bir eli beyaz gömleğinin yakasındaydı. “Hayır, ben mimarım ama babamın işlerine de bakıyorum. Bazen ortak çalışıyoruz.” Şimdi daha iyi anlıyordum, tüm taşlarım bu sözlerle dizayn ediliyordu da diyebilirim.

“Tostunu ye hadi.” Bendeki gayri ihtiyar bir gülümsemeydi, utangaçlığım yüzüme vuruyorken “Senin işin varsa ben seni tutmayayım, birazdan kalkacağım zaten. Bana bir taksi çağırır mısın?” Beyaz fincanıyla ayaklandı, masasına geçerken sanırım bana alan tanıyordu “Tostunu bitir istediğin zaman çıkarız seni ben bırakacağım.”

Artık fazla yük olduğumu hissediyordum, ona dönüp dudaklarımı araladığımda bende erken davrandı “Benim de eve uğramam gerekiyor.” derin bir nefes, susmayı seçtim. Yine de kendimi hala bir yük olarak görüyordum, onu tekrar bekletmek istemediğimden tostuma yöneldim. Bugün ikinciydi, ona karşı aynı olaylara bağlı duyguları, endişeyi ve telaşı ikinci defa yaşıyordum.

“Acele etme.” Pekala, bunu derin soluğum eşliğinde deneyeceğimi düşündüm ve elbette onu bilgisayarı başında bir şeylerle ilgilendiğini görmek beni bu konuda rahatlatıyordu. İkinci çayım geldiğinde ilgisi hala bilgisayarda, tostumu bitirdiğimde ise elindeki kalemle masadaki evraklardaydı.         
              

Peçetemi katlayıp fincanımın altına yerleştirdim “Kalkalım mı?” En azından benim işimin bittiğini bilmeliydi. Sesimle başını evraktan kaldırdı, bir şey düşünüyor olmalıydı oflar gibi çıkan soluğun ardından “Olur.” Diyerek ayaklandı.

Üzerinde kolları katlı beyaz bir gömlek ve siyah pantolon vardı. Kalkarken gerilen kolları sebebiyle gömleğin yırtılacakmış gibi gerilmesinden spor yaptığını anlayabiliyordum, yine de bu konu üzerinde fazla düşünmemeyi seçtim.

Ceketi ona vermeliydim, sandalyesini ileriye ittirirken “Kalsın.” Diye uzattığı eli ceketin iki yanından tutup onu omuzlarımda sabitlememe sebep oldu. Sanırım eve gidene kadar bende kalacaktı, en azından ona nispeten küçük omuzlarım sebebiyle yere düşmesine engel olabilirdi.

Vural’ ın açtığı kapıdan tekrar ilk önce ben çıktım, hemen ardımdaydı “Tuğba Hanım.” Diye ilerleyip sekreter masasındaki kolonyayı aldı. “Ben çıkıyorum, şu masamdaki 2021 evrakını Haldun Bey’ e mail at. Arşiv de düzenlensin ben biraz dağıttım orayı.” Gayet sakindi, açtığı kolonyayı bana uzatırken hiç emrivaki bir duruşunun olmaması ilgimi çekmeye başladı.

Kolonyadan bir miktar benim elime, daha sonra kendi elime döküp kapağını kapattı. “Bir de yarın sabah benim işim var toplantıyı saat on ikiye çek,” O annemle olan işinden söz ederken ben ellerimi birbirine sürtüp parfümlü kolonyanın güzel kokusunu içime çekiyordum.

Etrafı incelemeye koyuldum fakat etraftan ziyade gözüm çıktığımız odanın girişindeki gri plakette takılmıştı. Onun adı büyük harflerle yazıyordu; Vural Gümüşkan.

“Peki Vural Bey, başka bir isteğiniz?”

“Yok, olursa ben ararım sizi.”

“İyi günler dilerim efendim.”

Konuşmaları duyuyordum ama yazı ilgimi daha çok çekmişti. Çok güzel bir soy adı, ben hiç hayalini kurmamış hep mütevazi bir hayat yaşamak istemiştim ama onun çok güçlü bir duruşu vardı.

“Nazenin, hadi.” Plakete bakmayı bırakırken başımı iki yana sallamak istesem de bunu yapmadım. Daha sakin olabilirdim “Gidelim hadi.” Elbette, onaylayıp peşine takıldığım sıra kendi hayallerime kaç adım kaldığını hesaplamak istemiştim.

Yanlış bir hayale kapılmadıysam öğretmen olmak istiyordum, çünkü sanıyorum ki bir neslin çocuklarına dokunmak böyle bir ruha sahipken bana da onlara da iyi gelecekti.

Dışarıya çıktığımızda yağmur durmuş, hava iyice kararmıştı. Araca doğru sessizliği ilk ben bozdum “Sitede zarar vermiyorlar mı?” Güvenliği hatırlayacak olursak biraz saçmalamıştım, kendime dudağımın kenarını havalandırdım ama Vural’ ın diline düşmekten kurtulamadım “Onu genelde site otoparkında tutmuyorum ama durduğunda da, hayır olmuyor. Güvenlikle ilgili endişen mi var?” Benimle alay edip etmediğini anlayamıyordum, öyleyse neden sesi gülüyordu? Yoksa sohbet mi hoşuna gitmişti?

Arabaya yaklaşıyorduk “Hayır.” Konuyu değiştirdim “Neden sürekli kullanmıyorsun?” O bir adım kadar solumda, benim aksime yavaştı ve şöyle bir arabaya bakarken kurduğu cümle fikirlerime garip geldi “Bir zarar gelsin istemiyorum,”

“İnsanlar sevdiği şeyleri kullanır ama?”

Bana dönünce bakışlarımız birleşmiş oldu ama ikimiz de duraksamadık, arabanın iki yanına ilerleyen ayaklarımızın aksine ilgimiz birbirimizdeydi “İnsanlar değer verdikleri şeyleri saklar Nazenin, bu bazen bir insan olur, bazen de araba.” Eli aracın tavanında, ona anlamsızca baktım. “İnsanlar insanları nasıl saklayabilir ki?” Neden bana bu kadar mantıksız gelen şey onun inancı gibiydi?

Önce gerilen dudakları eşliğinde bir şey söyleyecek sandım ama kapıyı açıp “Gidelim hadi.” Deyince konunun sessizliğe gömüldüğünü anladım. Bana bir cevap vermemeyi seçmişti, arabaya binerken bir gün onu anlamayı diledim.

Saçlarım hala tam manada kurumadığından onları kulağımın arkasına sıkıştırıyordum “Ceketini ıslattığım için üzgünüm.” Üstelik kokum da üzerine sinmişti, bir ihtimal bu sebeple onu bir kuru temizlemeye verecekti. Araç çalıştı, anayola çıkıyorduk dikizi kontrol ederken bakışları bana yöneldi. “Bu üzüleceğin kadar önemli bir şey değil.” Yine de bunu yapmayabilirdi, ona kendimi ifade etmek istedim.

“Ben alışkın değilim böyle, vermeyebilirdin.” Ben daha önce babamdan başka bir erkeğin eşyasını kullanmamıştım, babamdan başka bir erkeğin iyilik gölgesi üzerime düşmemişti. Sanıyorum ki tüm bu utanç dolu halimin sebebi biraz da ilk kahramanım olan babamdı. Anımsayınca gülümsedim.

“Ama vermeyi seçtim,” Böbürlenmek değildi de, bunu söylerken gurur verici bir duruşa sahipti. Tabi, devamında her ne söylemek istediyse onun yerine derin bir nefes aldı. Hal böyleyken ben de pek uzatmak istemedim, yol boyu İzmir’ i izlemek nedense daha sakinleştirici gelmişti. Bu sıralar her şey olağan dışı ama bir o kadar da yolunda ilerliyordu.

Dakikalar sonra eve ne kadar kalmıştı bilmiyorum ama terlediğime emindim, oflar gibi olup hareketlendim “Sıcak oldu.” Ceketi çıkartmak istiyordum, sadece onu nereye bırakacağımı kestiremiyordum.

Bu konuda yardımcı olması için Vural’ a döndüm “Arkana bırakabilirsin, çok mu sıcak oldu?” Arada bir dikiz aynasına bakıyor ama ilgisinin de bende olduğunu belli ediyordu. Doğrusu çok değil, sadece onu omuzlarımdan indirip sırt tarafıma asar gibi bıraktım “Hayır güzel, ceket fazla sıcak tutuyor.”

Geçmem için öncelik tanıdığı kapılardan ısınayım diye açtığı klimaya kadar çok düşünceliydi, davranışlarını görmezden gelemezdim evet ama kendimi birden “Hep böyle düşünceli misin?” Derken bulmak da fazla utanç vericiydi. Yüzümü hoşnutsuz bir ifadeyle bütünlemiştim ki onu gülümsettiğimi fark ettim “Öyle miyim?” Bilmem, değil misin? Ne diyeceğimi bilememiştim, elimde direksiyon gözleri yolda, ofladı. “Sanırım değilim.”

Cevabı beni tüm anların gerginliğinden kurtarmış ve bir o kadar şaşırtmıştı. Bence öyleydi, ya da onu başkalarının yanında görmediğim için böyle düşünüyordum.

“Sen peki, hep böyle utangaç mısın?” Utangaç olduğumu anlamış mıydı? Başımı hafif yana eğdim “Sanırım, yani ben pek kimseyle iletişim kurmuyorum.” Ne düşündü bilmem ama aklına gelen her neyse onu gülümsetmişti, o gülümseyince ben de gülümsedim.

“Anladım.” Bizi birlikte anladık, sonra da birlikte sustuk. Tüm bu dakikalara sığan sessizlik bir nedenden aramıza sızmış ama yine de bir gerginliğe sebep olmamıştı. Siteye girdiğimiz an yerimde kımıldanıp telefonumdan saate baktım, akşam altıya geliyordu anlaşılan havanın bu denli bozmasının sebebi vaktin geç olmasıydı. Oysa dün peri masallarını andıran bir havası vardı.

Aracı apartmanın önüne park ediyordu, babamı görsem de Vural’ a döndüm “Otoparka inmeyecek misin?” Eli direksiyonda, hamlesi onu kaldırımın kenarındaki yeşilliğe sıfır yanaştırdı. “Fark etmez, seni de sürüklemeyeyim oraya dedim.” Oysa beni burada indirip otoparka inebilirdi, yine de tercihini sessizlikle yanıtlayıp ceket için doğruldum. “Onu ben alırım.” Ben alacaktım, Vural öyle söyleyince ona minik bir hamleyle yardımcı olup araçtan indim.

Babam Vural tarafından arabaya kadar gelmiş, eli araçta bize bakıyordu “Çocuklar.” Bu sanıyorum benim için geçerliydi, ona gülümsedim. “Merhaba Mehmet Amca.” Babam Vural’ la el sıkışırken boşta kalan kolunu altına girmem için bana uzatmıştı. “Demek kayboldun?” Benimle alay ediyordu, sarılırken dudağımı kıvırdım “Kaybolmadım, araç bulamadım.” İkisi de bana bakıyordu.

Açıklamama yalnızca gülümseyince kendimi ispat edememenin yerli hüznünü hissettim çünkü bugün herkes tarafından beceriksiz bir kızmış gibi görünüyordum. Yine de onun kolları altında bunun benim için bir sorun olmadığını hatırlarken buldum kendimi, ne yaparsam yapayım babamın gözünde hep aynı kızdım.

“Sağ ol Vural.” Sesi gayet samimiydi, bana dönüp “Nazenin, kızım Vural Abi’ ne teşekkür ettin mi?” Demesiyle her şey bir andan değişirken mahcup halimi ele aldım. “Teşekkür ederim Vural Abi.” Sanırım bugün onu abim olarak görmeyi unutmuştum.

Rica ederim kelimesi dudaklarına erişmemiş, onun yerine başını hafif sallamıştı. Bugünün aksine yüzünde bir gülümseme belirmeyince üzüldüğümü hissettim, sanırım gerilmişti. “Sitede toplantı var, sen mi geleceksin Ali’ mi uğrar?”

Arabanın anahtarlarını cebine koyuyordu, yüzü de gelirken sirkeciye uğramış “Babam yoğun biraz, benim de pek keyfim yok eve geçerim.” Öyle mi? Bunu ne yol boyu ne de şirkette hiç fark etmemiştim ama şimdiki haline bakacak olursak sözlerinde büyük bir gerçeklik vardı.

“Arabadan ses var mı? Kim yapmış?”

“Yok Mehmet Amca, bulunmaz diyorlar.”

Konuşmalar arasında babamın merakı, Vural’ ın konuyu kendinden emin silmeye çalışması derken hep birlikte apartmana doğru hareketlendik. Aramızda babam olduğu içini onu göremiyordum ama muhabbete kulak kabarttım “Hadi ya. Neyse eve gidince dinlen Vural, bu akşam bizdesiniz derbiyi birlikte izleyeceğiz.” Kaşlarımı havalandırdım, o halde ben de biraz dinlenmeli ve onlar gelmeden önce Şafak’ la konuşmalıydım.

Babam “Tamam. Ben toplantıya geçiyorum.” Deyip beni bıraktı “Siz çıkın, akşama görüşürüz Vural.” Öyle görünüyor ki toplantı giriş katta olacaktı, babamdan ayrıldıktan sonra asansöre birlikte geçtik, katlara Vural dokundu.

Onunla konuşacak bir şey bulamıyordum ama konuşmayınca da rahatsız hissediyordum, kendimi bu ikilemden ayırmak adına bir şey yapamayışım beni daha da gerdi. Asansörün dört yanı ayna, ben Vural’ a dönmeyi seçtim.

Kızarmış burnum, kurumuş saçlarım, gülümsediğim için gerilen yüzüm, dudaklarım… “Bugün için teşekkür ederim.” En azından bu defa yüzüne bakabilecek, onunla göz göze kalabilecek kadar cesaretliydim.

Hoş bir an; parmağına tutturduğu ceketini omzuna atmıştı, diğer elinin cebinde oluşu ona rahat bir hava katsa da keyifsizliği yüzünden okunuyordu. Gözlerini kaçırır bir hali vardı desem yalan olur, bu konuda cesareti yüklüydü, o sadece bana “Rica ederim kardeşim.” Derken fazla normaldi.

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

Atak he severiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

Ooooo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Rica eder bebek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Yakında daha samimi söylersin cnm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Adam önlemini alıyor hshhss

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Hahah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 64

Çeket sana Feda olsun kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 60

Kıymetli misafirler

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Bnc arabayı sevdiğini gördüğü için hoşuna gitmiştir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Nazeni Gümüşkan

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 39

Sen bar iken ne yapsın telefonu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Vurala gittmen için geçmediler

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Tam bir kız çocuğu gibi ama çok tatlı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 23

Bıraksın orda sen de cebine at

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 23

Jsksksk

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Ay bir da tam minik bir kız çocuğu gıbı ksjsjs

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Senin için nazeni cim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Haha
Hazanın annesi
Gibi bu da Vural damadı olduğun da mutlu olacak her hâlde
Jsjsjjs

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Oy kıyamam ya

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 85

Karışcak vuralar vaziyet alınnnn

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 76

Vural ŞOOOOOooookkkkl

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 64

E yani amaç o zaten sinsinnnn

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Şüfööörrr beeeeyyy

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 32

Şerrooo

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 6

Ulan varya şanslı köpkeee

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 85

Vural abi denmesinin öcünü aldı

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 76

Vural abi hahahah

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 64

Kokunun sinmesi vural'ın işine gelir

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Oğlanı şahsi şoförümüz yaptığımız evren

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 22

Vural bandana ile tanışıyor

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 6

Vural başka bir şey isteseydi kabul olurdu bence

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

He he kesin kardeşi dir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Abi deme lazım olur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 64

İnan o ceket Kuru temizlemeye gitmeyecek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 44

İşini şansa bırakmıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 32

Serefsiz herif odndjsnqns

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 23

e bandanamız kaybolabilir ‍↕️‍↕️

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Anacığımız dünden razı bizi vural'a vermeye

Yorum için giriş yap