← Meftun

Meftun

Bölüm 6☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

O uzun bir yoldan gelmiş olabilirdi, ben uzun bir yola gitmek istiyordum. Sessiz, kimsesiz, çalılıkların patikayı örttüğü; güneş batarken isli dumanların eteklere yayıldığı bir yer olmalıydı. Yürümekle bitmeyen yol sonu bir bahara açılmalıydı ve rengarenk bir köşe cennet varisi sayılmalıydı. Geçmiş bir masalı andırsa, diyarların tümü kadar sonsuz olsa..

Ne mümkün,

“Alaz, eşyalarını dolaba yerleştir oğlum.”

Hiç mümkün değil.

Ben o patikaya sanıyorum ki ömrüm boyu ulaşamayacaktım. Masallara hep çok uzak kalmanın yürek sızlatan yanı içimi ömür boyu yakacaktı; bunu hatırlamak istemiyorum.

“Hey, ne bu hal?” Bana sesleniyordu, ona dönünce yüzündeki hoşnut ifade giderek genişledi. “Senin keyfine damper mi attılar?” Alaz benim aksime mimiklerini epey iyi kullanan bir adamdı. Yine de onun yerinde olmak istemezdim, kaşlarımı çattım. O ne demekti öyle? “Ne diyorsun Alaz?” Bu konuyla ilgili aklımda hiçbir ifade yer almıyordu; kullandığı kelimenin telaffuzunda bile şaşabilirdim.

Salondan içeriye girdi, koltuğa ilerlerken bir yandan da çenesiyle yüzümü işaret ediyordu “Yüzün diyorum, göreni cennete götürür ama sen çoktan cehenneme ortak oluşsun gibi. Ne iş?” Gülünecek ne vardı? Hem Alaz, bilemiyorum tabirleri her daim canımı sıkıyordu. Üslup konusunda da onunla hiçbir zaman anlaşamıyorduk. Konu cehenneme gelecekse de; gelmesin, bu benim saf yanımı korkuyla zedelerdi.

Ayaklandım, “Uykum var.” Az evvel kucağımda olan minderi koltuğun kenarına bırakmıştım. “Daha yeni geldim, otur muhabbet edelim.” Onunla aynı fikirde olmadığım bence epey netti. “Ben sabahları erken kalkıyorum Azal, sana iyi geceler.” Alaz işi olmadığı sürece geç uyur geç uyanırdı.

“İyi o zaman iyi geceler, sabah görüşürüz.” Zaten sanıyorum ki birlikte muhabbet edeceğimizden daha uzun bir zaman dilimini birlikte tüketecektik. Yani, bahsi geçen sohbet için acele etmeye gerek yoktu. Kapıya bir adım kadar uzaktım “İyi uykular.”

Alaz gelmeden evvel ne diyordum?
Hah, o patikadan söz ediyordum.
Alaz’ la muhabbet etmektense yatağımda o patikanın hayalini kurmayı yeğlerdim, yine de zihnimin bir köşesinde canımı acıtıyor olması hiç hoş değildi.

Odama girmeden evvel hemen yan tarafımda, annemin Alaz için hazırladığı odanın önünde duraksadım. Yastık kılıfını düzeltiyordu, omzunun üzerinden “Nazenin.” Dedi. Oda bitmişti. Babamın da Alaz için kahve yaptığını hatırlarsak; pekala sanıyorum ki Alaz için güzel bir ortam sağlayabilmiştik. Anneme doğru gülümsedim “Anne, ben yatıyorum. Biraz Şafak ile konuşup uyurum. Size iyi geceler.” Babamın yanına gitmeyecektim, o nasıl olsa yanıma uğrardı.

Annem yatağın bitmiş haline derin bir nefes aldıktan sonra soluğunu bana sarılırken verdi. “Tamam kızım, iyi geceler.” O da yorgun olmalıydı, ben dün gece çok rahat uyumuştum ama söz konusu bu gece olduğunda ne diyeceğime karar veremiyordum.
Muhtemelen Şafak’ ı da aramazdım, biraz kendimke kalıp uzun uzun olanları düşünmek istiyordum.

Düşlemek var olmak gibiydi ve çoğu defa yaşanmışlıklar kadar iyi hissettiriyordu.

“Alaz’ la iyi geçinmeye bak Nazenin.” Annem bana rica ediyordu ama bilmiyordu ki ricası dahi bu konu için kendimi baskılanmış hissetmeme sebep oluyordu.

Ondan ayrıldığımda başını yana eğmişti, dudakları şekillendi, lütfen dediğini anlayabiliyordum. Başımı salladım, “Deneyeceğim anne.” Kimseye kin gütmezdim, geçmişte yapılanları aklıma doldurmazdım, kendime bir set örmezdim. Alaz için sıfırdaydım diyemem, sözünü ettiğim gibi sade bir yol izleyecektim.

Annemi odada bırakmamın ardında kendi odamın kapısını kapattım.
Teyzemi seviyordum, fakat Alaz’ la ne zaman bir araya gelsek ikimizim arasında enerjilerin birbirini sömürdüğü bir güç gösterisi meydana geliyordu. Gösteride baş rol Alaz oluyordu, çünkü benim ona gösterecek bir gücüm yoktu. Aradan pek zaman geçmeden her şey unutuluyor, aralarına bir yenileri hep ekleniyordu, Alaz’ ı bu yüzden sevemiyordum. Ben kaba, lakayit, bencil, ukala kısaca… içime sinmeyen tüm kötü huyları sevmiyordum ve Alaz bunların bir çoğuna sahipti.

Kapıya yaslamaktan olduğum başımı usulca hareket ettirdim. Saç diplerim bunu istiyordu, ihtiyacım olan kapanmış göz kapaklarımın bir sahil boyu dizelere karışıp uzun adımlarla dinlenmesiydi. Aklımın karışık yani, sevdanın boynu bükük hali, o düşlerimdeki patikanın hiçbir zaman çiçek bahçesine çıkmayışı, fütursuz… Cümlelerim hep bu sebeple yarım; ben kendimi bir gecenin kollarında hiç bu denli yalnız hissetmemiştim.
Yalnızlık ne zamandan beri cesaretsizliği beraberinde getiriyordu?

Bilmiyorum.

Dünden beri.
Vural’ı yatağında uyuduğumdan beri.
Ve bugün, Vural’ ın yatağında uyurken aynı zamanda onun kollarında olduğumu hayal ettiğimden beri.

Az zaman, az gitmiş uz gitmiş gibi. Ne garip; insan utanır mıydı hislerinden? Bana bunu hiç öğretmediler, ben babamdan sevmeyi öğrendim ama aşık olmaya dağlar kadar uzaktım.

Gardrobumdan pijama takımımı çıkarttım, giyindim, yatağa uzandım, üzerimi örttüm ve her birini bir dudak bükmesiyle göz yaşlarına itilmek arasında gerçekleştirdim. Burun direğim sızlıyordu, burnumun direği en son ne zaman sızlamıştı, hatırlamıyorum.

Ben bir tabirle ailesi tarafından prenses gibi yetiştirelen, kaba duygulara kapalı olan o kızdım. Kendimi bu hislere yabancılayışımın yanında var olan çaresizlik en çok benim canıma değiyordu, acıyordu.
Bir yola çıkmıştım, elimde değil yok çok karışık.

Vural bana dünü bugünü yarını.. Yatakta döndüm durdum, telefonumun bildirimsiz ekranına kilitlendim, ona bakmak istedim… Bir fiilim, dizi çıkmış bir fotoğraf karesi, onun bende bana ait ilk haliydi.
Bana ait.
Bana ait olmasını ister miydim? Korkuyordum, bunu korkuyla isteyemezdim ama Vural elimle kalbimi yoklama nedenimdi. Nasıl da çarpıyor kalbim? Sanki evvelden tanıdığı birine yıllar sonra kavuşmuştu.

Vural bende bir boşluktu, o boşluk dolmuştu

Bana bakışı, duruşu, gülüşü, sesi, omuzlarından ellerine kadar. Tüm bunlar bir yana; gözlerinin ardında kalbimi görebiliyormuş hissi o kadar tanıdıktı ki inkar edemezdim. Bir erkeğin gölgesi altında var olmak istemek utanılacak bir his miydi? Ben ömrüm boyu kendimi tüm hislere kapalı tuttuğumdan hem her şeyden utanıyor hem de onu fazlaca istiyordum. Dünyalar, benim dünyam… Vural.

Kendime sarılırken kollarımı değiştirebiliyor olsaydım eğer; onun beni sarmasını dilerdim. Bu gece onun olduğu yerde, dün gece benim olduğum yerde şimdi, yan yana… Günah gibi? Günah değil, ayıba karşı ben Vural’ a sadece sarılmak istiyordum. Bir kere sarılsam geçecek bir his değildi ama ben yine de sarılmak istiyordum.

Bir kere sarılsam devamı gelecek bir histi.

Kapım, ardı sessizliğe bürünen birkaç darbeye uğradığında kendime bir yer edinmiştim. Yönümü kapıya çevirmemle aralanan ve içeriye yaka paça sızan ışık gözlerimi aldı. “Uyudun mu?” Geleceğinden emindim, o bunu hep yapardı “Hayır.” Bana adımlarken kapıyı kapatmış, ben de pikemi kaldırıp ona yanımda bir yer açmıştım. Uzanınca sarıldım, pikeyi üzerimize sardı “Alaz’ la anlaşamadığını görebiliyorum.” Öyle mi? Buna sevindim diyebilir miydim? Üzgünüm ama ona dudak bükmek istemezdim “Biraz ukala, bilirsin sevmiyorum.” Sesim duyulmasın diye bilhassa kısıktı ve babam beni gayet tabii anlıyordu.

Gülümseyince beni anladığını tahmin ettim. “Biliyorum ama o misafir.” Bir problem yoktu, gözlerimi yumdum. “Sanırım, buna katlanabilirim.” Oysa gayet açık bir dille ifade etmiştim, kaba olduğumu ise asla düşünmüyordum ama anlaşılan tabirim babamı rahatsız etmişti.

“Katlanmak, sevdiğim bir kelime değil. Sen de bunu biliyorsun. Anlaşmayı dene, bunu tercih ederim.”

Sanırım onu daha iyi anlıyordum, kalbimde Alaz için kötü bir emel yoktu ben sadece sorun var saydıklarımı babamla paylaşmak istemiştim. Omzumu hareketlendirip “Bunu deneyeceğim.” Dememle hareket eden pikenin kenarı açıldı. Onu omzumda sabitledi, “Açma kendini, yeni iyileştin.” Sarılmasına bakarsak kendimi iyi hissediyor olmam babam için yeterli bir sebep değildi. Bununla hasta olmam ya?
Beni gülümsetti.

Gözlerimin ardı karanlık, yarım ve tebessümü andıran bir solukla ona günü açmak istedim. Dünü, bugünü ve tahminsiz yarını. “Güzeldi bugün.”

Başını sallayınca çenesi saçlarıma değiverdi “Yorucu bir gündü, bir o kadar da keyifli.” Ben daha çok keyifli ve bol özlem dolu demeyi seçerdim.
Konunun bende Vural’ a geleceğini anlayınca değiştirdim “Öğrencilerin nasıl?” Babamın en çok da öğrencilerini sormayı seviyordum. Her biri çok özel çok eğlenceli çocuklardı, yer yer anılarını dinlemenin beni rahatlattığını da söyleyebilirim.

Yastığını düzeltirken en az benim kadar eğleniyordu, onu başının hemen altında sabitledi ve “Haylazlar, komikler, içleri kıpır kıpır, yaramazlar.” Bakışları gayri ihtiyar beni buldu “Sen öyle değildin.” Ben öyle değildim, bir öğretmen çocuğu olarak sessiz, kendi halinde kendi dünyasında bir çocuktum.
Bazen öyle olmak istemezdim.

İçim buruldu da, “Ne güzel.” Fısıldadım, bu aramızda bir sır olarak kalabilir miydi? Yoksa uykum mu geliyordu?

“Sen; sarı saçlı, yeşil gözlü, naif, çıtı pıtı, hassas bir kızdın Nazenin. Çok güzeldin, hala öylesin. Sen farklı güzelsin.” Biliyor musun? Ben bazen bu kadar hassas olmayı sevmiyorum baba. İçimde özgür olabileceği dünyasını bulamadığı için yavaş yavaş tükendiğini hisseden biri var. Bu çok bilinmeyen, gizli kalmayı en çok hak edendi.

Yine de bocalamadan “Alaz’ da öyle.” Diyebildim. Bu defa ikimizi de gülümsetmiştim fakat bu konuda umarsızdı “Alaz işte, boş versene.” Konu ne olursa olsun onu seviyordu, ki ben de zaten sevmesini isterdim; herkes sevilmeyi hak ederdi. Aksi kalp kırar, hoş değil.

Başımı yeniden onun göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattığımda çiseyi aşan yağmur damlaları camıma vuruyordu, tüm bunları duymamak ne mümkün?
“Ali ve Firuze’ yi sevdin mi?” Elbette, homurdanışımın ardından ona ne kadar tatlı insanlar olduklarından söz edip cümlemi “Çok sevdim.” Diye sonlandırdım.

“Birkaç gün sonra derslerin başlıyor. Heyecanlı mısın?” Değilim. Daha doğrusu kalbim başka bir konuya o kadar heyecan duyuyordu ki bu okul talaşı aklımdan uçup gitmişti. Hoş, diğerinin yanında ona telaş da diyemeyiz. Babam beni tanıyordu, huyumu bildiğinden zoraki bir dille ona heyecanımı vurgulamak durumunda kaldım. “Evet, yeni ortamlar. Bilirsin.” En çok o bilir, bahsimiz öğrencilik değil beni en çok babam bilir.

“Seni derse benim götürmemi ister misin?” Bu konuda ciddiydi, benim aksime. “Benimle alay etme.” Bunun olmayacağını biliyordu, inan baba derdim o değil. Derdim iki kelama kavuşup her konuda aklına danışırken sana aşktan söz edemem.
Sen bana bunu hiç öğretmedin.

“Seninle alay etmiyorum, ama sen bilirsin.” Pekala, içim dalıyordu ona homurdandım. “Hmhm.” Birazdan sabah olacaktı, sabah olduğunda ne olacaktı bilmiyorum ama en azından gün bitecekti. Uyuyacaktık, yeniden uyanacaktık ve bunun defalarca yaptığımızda Vural gelecekti.

Çocuk mu kandırıyordum? Evet. Peki ben çocuk muydum? Değildim.

Vural gelecekti, geldiğinde her ne olacaktı tam olarak bilmiyorum ama bir şey olmasına da gerek yoktu. En azından onu görecektim, aynı ortamlarda bulunacaktık, birbirimizden kaçmayacaktık bu benim için yeterli bir sebepti.

Gözlerimi araladım, uykum vardı da uyutmayan bir derde de sahiptim. Ona dert diyebilir miydim? Diyemezdim ki, kalbim üzüldü Vural benim derdim değildi zihnimi parçalayan hoş bir duyguydu. Sanrı, var oldu, o, gözlerimi yumdum. Saçmalıyordum, uyucaktım.
Acaba o da uyuyor muydu? Yazlıktaydı, nerede uyuyordu yatağında mı? Aramamıştı da, sabah gelir miydi?
Ben düşüncelerle boğuşurken babam uyumuştu, ben de biraz daha Vural’ ı düşünüp uyuyacaktım ama önce uyuşan kolum sebebiyle yönümü değiştirdim.

Dünki yatak çok daha rahattı. Bilseydim, Vural uyumuş muydu? Benim de kokum sinmiş miydi yatağa, yastığa? Sinmiş olmalıydı, bence sinmiştir. Sinmiştir, o da beni düşünüyor muydu? Kokum ona beni hatırlatmış mıydı?
Telefonum titremeye başladı, şiddeti üzerinde bulunduğu komodini titretirken babamı uyandırmadan hızlıca ona uzandım. Hafif dikleşmiş haldeydim ve bakışlarım babam ile telefonum arasındaydı, kenardaki tuşa dokundum. Bu esnada ekranda Vural’ ın adını görmüş olmam beni ani bir heyecana uğurlamıştı fakat korkum heyecanımı örtmüştü.

Vakit akşam üzeri 23.16 ekranda onun adı, arama devam ediyordu ve ben… Kırmızı yuvarlağı kenara kaydırıp ona hızlıca bir mesaj yazdım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Babam uyuyor üzgünüm açamam

Babam soluna döndü, üzerini örtmek için hamle yaptığımda ekrana hızlı bir mesaj daha düştü.

Gönderen; Vural
Mesaj; Başka oda?

Nasıl yani, kaçamak ilişki gibi mi?
Zihnim yüzümün kırmasını sağlamıştı mesajı yanıtladım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Birlikte uyuyoruz çıkamam ki

Hadi ama, açsaydım neler konuşabileceğimizi düşünemiyordum ama bu konuda kimseye bir suç bulamazdım. Babama sarılır gibi olup suratımı astım.

Gönderen; Vural
Mesaj; Seni ben mi uyandırdım?

Mühim değil inan. Yirmi yaşındayım; bu uyanmalarımın en güzeliydi.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Önemli değil ki
Acil değilse seni sabah arasam olur mu?

Seninle konuşmak istiyorum Vural. Sesini duymak bana her koşulda iyi gelirken aklımın karışması hiç önemli değil. Ben sadece her saatte sana gelebilmeyi, bana bir adım atmanı ve koşul ne olursa olsun hayallerimi bu konuyla süslemeyi seviyordum.

Gönderen; Vural
Mesaj; Olur Nazenin sabah konuşuruz

Gönderen; Vural
Mesaj; Uykunu bölmek istemezdim bunun için özür dilerim

Gönderen; Vural
Mesaj; İyi uykular

Uykumu bölmemişti, bir haberi yok ki bana yeni bir uyku bahşetmişti. Aslında parmaklarım ona uzun kelimeler ulaştırmak, tüm bunlarla sabahı etmek istiyordu. Bir yanım engel, bir yanım korkuyla bulanmış çarpıntı. Ona veda etmeden bir dilek diledim.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; İyi geceler Vural

Telefonu bırakırken gözlerim babamı buldu. Bu gece birlikte uyuyacağımızı bilememiştim. Elimi evvela sırtına iliştirdim. Hoş, bilsem de ondan ve bu andan geçmezdim. Başımı yasladığım beden benim ilk kalkanımdı, o kalkan bu gece benimle kalmak istemişti, aksi çocuk ruhuma ihanetten başka bir şey olamazdı.

Gözlerimi yeniden kapattım. Bir şölenin ortasında, topaç çeviren çocuklar arasında yalın ayak ilerliyordum. Mevsim ilkbahar, koşuşturmaca arka sokakta bir pazarın kurulduğuna işaretti ben o koşuşturmadan uzak kalmayı seçtim. Bir elma şekeri, bir topaç, bir saklambaç… Tekrar saçmalamaya başlıyordum, biliyorum uyuyacaktım dünü düşledim. Dün bilseydim yastığa daha sıkı sarılır, bir hırkayla tama ederken o yatağın defalarca Vural’ ı ağırladığını da hayallerime kavuştururdum.
Bu, hayalin de ötesiydi.
Çarşafları yıkanmamış, tenimin geçtiği nevresimlere değenin o olması… Ben de olabilirdim. Ben de, onun teninin bulaştığı çarşafa kendimi katabilirdim. Nitekim öyle olsun istedim, anda hatırı kaldı kalbimin.

🧡

Sabahı zor ettim, dar ettim, vah ettim.
Uyuyamadım, ben neden o anahtarı koyulan yatakta Vural’ ı görmedim.
Ben neden Vural’ ı görmedim bilmiyorum ama babam evden çıktığı gibi Vural’ ı aradım; gözlerimle, elimle, dilimle. Şimdi, gece düşünmekten ve düşlemekten uyuyamamak mı, yoksa ona “Merhaba.” Diyebilmek mi daha zordu bilmiyorum. Ama uykumun arasında sürekli uyanıp yeni bir mesajın gelip gelmediğini kontrol etmek de çok sancılıymış.

İlk kez düşledim.
Tüm duyguları ilk kez tadıyordum da bu halimin kıvrak bir dönme dolapta ahugüzarla pembeleşmesi kadardı. Geceyi kaça böldüm? Kaç anı beraberinde bir mesaja gebe bırakmak istedim bir haberim, gerçek olmasını dilemiştim…

“Günaydın.” Onunla günler sonra ilk defa konuşuyor, telefonda ise ilk defa sesini duyuyordum. “Günaydın, gece konuşmuşuz. Ben de çevrimiçi olduğunu görünce…” Dudaklarımı ısırmak stresime mani değildi, parmaklarımı sıkmak da öyle.

Her halükarda, gülümseyişini hissetmek… “İyi yaptın, o kadar mı kendinde değildin?” Kendimde sayılırdım, sadece sana ait olanlar aklımı uç noktaya taşıyordu.
Onunla çatışamam.

Sorusuna karşılık başımı iki yana hareket ettirdim, “I ıh.” Sanki beni görüyormuş gibi, beni görsün ister miydim? Ben onu görmek isterdim.

Vural derin bir iç çekti. Bunu duyduğumda kalbimi tuttum, sebepsizdi onun hareketleri işte beni böyle zelzeleye uğratıyordu. “Sen neredesin?” Dedim konudan uzak, konuya en yakın. “Hala yazlıkta mı?” Hala bana uzakta mı?
Ya da o yatakta mısın?
Sen de bu sabahki o mükemmel gün doğumunu izledin mi?

“Ben, sen iyi misin?” Bir cevap verecekken vaz geçmişti ve meraklıydı. İç güdümle kapıya bakıp orada birinin olup olmadığını kontrol ettim; yoktu, “İyiyim,” sadece beni heyecanlandırıyorsun. Öyle ki karşımdaki bulut desenli ufak aynadan yüzüme bakamaz haldeydim. Yanaklarım kızarmış, kurduğum bağdaşta bacaklarım gerilmiş, ellerim titremiş…

Bir varmış,
Hep kalmış…

“Sesin?” Beni merak ediyordu, hala beni merak ediyordu oysa zannımca konuşmamız gereken bir konu vardı. Gözlerimi yumdum, “Yorgunum biraz.” Sabah konuşacağız diye, seni düşüneceğim diye, anımsayacağım diye uyuyamamıştım. Hali bambaşka güzeldi Vural, sancısı anlatamayacağım kadar güzeldi.

“Çok erken uyanmışsın ama daha saat yedi, uyusaydın biraz daha?” Sesi. Sesi bana hiç olmayan kadar rahatlatıcı hissettiriyordu, bunu ne zamandan beri kabullenmiştim bilmiyorum. Belki de Vural çevremde bana yakın, beni etkileyen tek erkek olduğundandı; emelimin onu görmek oluşu.

Hiç bir zaman çemberime bir erkeği dahil etmedim, şimdi bir sesin dünyamı infilak etmesini hoşgörüyle karşılıyordum.

Ben zaten sabahları erken uyanıyordum ama bugün, perdesi aralık cama döndüm “Yani, bilmem alışkanlık.” Güzel bir alışkanlık, ona daha erken kavuşmak.

Kalbim ne zamandır ona karşı uçsuz bir çayırda bayır aşağıya koşuyordu?

“Tamam o zaman, kapatınca uyursun.” Tonu içime bulandı, renkler patladı kalbimde. Düşüncelerini açıkça ifade ediyordu, dudaklarıma nahoş bir baskı uyguladım “Hıhı, olur uyurum.” Vural’ ı dinleyecektim, sözleri benim için kıymet taşıyordu.

Boğuk bir halde, “Güzel.” Mırıldanınca da gülümsedim, “Yeşil bandana, senin mi?” Ben? Elimi hızlıca saçlarıma götürürken bunu dile getirmiştim. “A, benim.” Yüzümün ifadesini görebilseydi eğer, bu konudaki pişmanlığımı da görebilirdi, “Odaya da bakmıştım aslında ama unutmuşum. Nerede buldun?” Oysa yokluğunu hiç fark etmedim, kimse fark etmedi. Savrulan saçlarımın yüzüme inişi hoş hissettirmişti. Üstelik sadece hoş değil; dünkü düşüncelerim o kadar güzel birbirine karışmıştı ki ben neyin nerede, kimin nereye ait olduğunu unutmuşum.

Şimdi,
Bandanam kime aitti?

“Baza başlığıyla yatağın arasında.” Pişmanlığım onun sakin, hatta halinden memnun sesini duyunca geçti. Yerini de iç çeken, başını omzuna yaslayan o halim aldı. “Yaa,” Aramış mıydı? Yoksa elini ilk attığı yerde miydi?

“Güzel kokuyor,” Beklediğim kelimeler arasında kokum yoktu. Onun mest hali bundandır yanaklarıma kan pompaladı, hücrelerimi hissettim her biri karıncalandı.

Öyle mi?
Bandanam burnuna mı değmişti? Onu koklamış, kokusunu da içine mi çekmişti? Kendime edindiğim bu utanç beni kaldırıp uzun ve heyecanlı bir yola sürükleyecek gibiydi. Bir cevap veremedim, çünkü ona nasıl bir cevap vereceğimi bilemedim ama bir an sonra mırıldanmadan edemedim. “Ben, sana bir şey söyleyecektim.” Vural, ben sana bir şey söyleyecektim..

Cesaretlendim, kelimelerimle değil belki ama ona karşı pırpır eden yüreğimle.

“Seni dinliyorum.” Kelimelerini özellikle mi seçiyordu? Kendimi daha nasıl özel hissedebilirdim? Bu mümkün müydü?

Başımı yana eğdim, dudaklarım nemli “Firuze abla dedi ki, yani sen odanda kimseyi yatırmazmışsın bana söyleme dedi.” Çıplak bacağımı okşamaya koyuldum, işaret parmağım beyaz tenime kalp şekli çizer haldeydi, utanmadım. “Ben de dün sana belli etmiş bulundum. Acaba diyorum, sen Firuze Abla’ ya söylemesen? Bandanayı falan da hatta.” Hiç görmemiş, Vural o odada kaldığımı hiç anlamamış gibi.

Ayak bileğime daha hoş bir kalp çizdim, çizgiyi aşağıya doğru çekip onu V’ ye tamamladım. Kimse görmüyor diye, utanmadım.
“Nazenin.” Dedi iç çekişle, mırıldandım “Hım?” Tekrar gülümsedi sanki, “İçin her konuda rahat olsun. Söylemedim, söylemeyeceğim. Bandanan da bende, gelince onu sana vereceğim.” Ait olduğu yerde kalmalı; belki de bandanam iki ele aitti.

Onun bir evi daha vardı, saçlarımın uzak diyarında…

İçim kıpır kıpır olduğundan bu hissi sevdim, hiç geçsin istemedim. Ufak tebessümlerimin arasında, manzarayı aşan güneş bağrıma sızarken “Ne zaman geleceksin?” Onunla tekrar karşı karşıya gelmekti mesele, kalbim o anı kovalıyordu diyebilirim.

“Yoldayım, havaalanına gidiyorum. Tekrar Urfa’ ya dönmem gerekiyor, işlerim daha bitmedi. Bir iki hafta uzar gibi duruyor,” Giderek değişen ses tonuna bakarsak Vural’ da bu gidişten pek memnun değildi ama beni asıl meraka iten başka bir konuydu. “E o zaman dün neden geldin?” O kadar yolu bir gece için mi gelmişti?

“Sadece, uyumak istedim.” Sanki gözlerini kapatmış bir rüya. Bir umarsızlık değil de kafesini aşmak isteyendi. Kelimelerini hür bırakıyordu, ben de bırakmak istedim. “Orada rahat mı uyuyorsun?”

Aramızdaki iletişimin enteresanlığı bir yana, ses tonlarımıza kadar sanki kafesten kurtulup birbirini kovalayan iki insanı andırıyorduk. “Evet, dün gece en iyi uykularımdan biriydi.” İmalı sesinin keyifli yanı beni tekrar tekrar utandırdı, yüzümü olabildiğince eğdim. “Anladım.” Demek rahat uyumuştu, kim bilir neler olmuştu? O da benim kokumu tanımış mıydı?
Elbette tanımıştı, bunu daha şimdi dile getirmişti.

“Sen de uyu hadi, henüz çok erken Nazenin.” Haklıydı, ona haksız diyemem ama haklılığından çok ilgisi hoşuma gidiyordu. Işığa gözlerim kısıldı, sanki sözlerimle bir bahara koştum “Güneş doğdu ama, çok güzeldi turuncu turuncu.” Babamla uyanmıştım, onun gidişini beklerken gün doğmuştu ve ben; bir yıldızın kayışında değil, bir güneşin doğuşunda dilek dilemiştim.

“Seviyorsun.” Bunu dün de konuşmuştuk, konunun güzelliği beni heyecanlandırdı “Evet,” dedim heyecanla başımı kaldırırken “Senin odandan çok daha güzel görünüyor.” Vural’ la konuşurken kendimi rahat ifade edebilen biriydim. O, benim utanç kapımı örtüyordu, neşem hiç bölünmüyordu.

“Mesajı aldım ben tamam.” Neden böyle alacaydı, anlayamadım. Kaşlarım hafif bir kavis aldı, ben yine de gülümsedim. “Ne mesajı?” İç çekişi… Onu hayal ettim; ama bir gün olacak, hayal etmek yetmeyecekti biliyorum. “İyi uykular Nazenin.” Bu sesi, yüzünü yakından görme isteği utanç yanımı ezip geçecekti. Henüz vakit varken üzerine gitmek istemedim “Sana da iyi uçuşlar.” Anlaştık, bugün bana defalarca kez gülümsemiş oldu. “Teşekkür ederim.” Bugün ona defalarca kez gülümsemiş oldum.

Günler evvel, birinin sözünü dinleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Doğrusu, düşlerim arasında ikimizi böyle bir konumda hiç düşünmemiştim ama şimdi telefonu komodine bırakıp örtüyü uyumak üzere üzerime çektim. Hiç bir şey yapmayacaktım, biz az evvel Vural’ la bir şeyler konuşmuştuk ve o bana uyumam gerektiğini söylemişti.
Ben de uyuyacaktım.
Vural’ a ait bir şeyler beni heyecanlandırıyordu. Bandanam ondaydı, sanıyorum ki bu şımarık hayal beni daha mutlu bir insan yapardı.

Yatağında uyumuştum, yatağında en iyi uykularından birini almıştı. Bana ait olana dokunmuş, kendine ait kılmıştı. Vural, sana sarılmak istesem tüm bu düşüncelerimle beni kendine çeker misin?
Kelimelerinin sevdası hiç yabancı değil, sen yabancı değilsin.
Aramızda bir şeyler var, belli.

☁️

“Aramızda bir şeyler var, belli.”

Ben, çok ama çok heyecanlıydım. Ona olanları defalarca anlatmak; anlatırken keşfetmek, neşelenmek ve tüm güzel hisleri bir araya toplamak arzusundaydım.
Hayat boyu duygularım ilk kez bu denli var olmuş, beni tamamlamıştı. Renkleri severdim, renkler zaten çok güzellerdi ama şimdi; sanki her biri daha parlak ve hiç olmadığı kadar anlamlıydı.
Ben sevgi dolu bir kızdım; ben sevgiyi bulan bir kızdım.
Acaba hepsini kucaklayabilir miydi?

İçine çektiği derin soluğu verirken dudakları arasında adımı işittim “Nazenin.” Şafak, bana bir şey söylemek istiyordu ama ben o kadar sabırsızdım ki bunun için ona fırsat dahi vermedim. “Şafak, o da bana karşı bir şeyler hissediyor eminim.” Hayalperest değildim, çoğu zaman nasıl biri olduğum konusunda tereddütlerim olsa da hayır, kesinlikle hayalperest değildim.

Kısa saçları parmakları arasına doldu, başını hafif salladı, “Elbette,” Fakat daha sonra çatılan kaşları bu ana ait değildi. Gözlerindeki yadırgar tavırla kısıp “Çok büyük.” Dediğinde tam olarak bahsettiği neydi anlayamadım ama gözlerinin ardında var olan endişe tohumlarını ilk kez “Çok büyük Nazenin, dokuz yaş.” Deyişinde fark ettim.

Vural’ dan söz ediyordu.
Tam olarak bir odaya kapatıp üzerine kilit çevirdiğim problemleri bir çırpıda çekip çıkartması tarafımca ne kadar adil bir davranıştı bilmiyorum. Bu anı, bu sızıyı bana böyle vurması beklenmedik.

Bana bilmediğim bir şey söylemeliydin Şafak.

Siyah saçları henüz hala kısaydı ama onlardan rahatsız olduğu aşikardı. Başını hareketlendirip savurduğu teller eşliğinde iki eliyle telefonunu kavradı. Saçları, alnına kavuşmuş saçları… “Seni kırmak istemiyorum ama, seninle konuşmaya utanmıyor mu?” Saçları, alnına inmiş saçları…
Onu dinlemiyordum, çünkü kalbim kırılmakla meşguldü ve bu sancı tüm dikkatimi dağıtıyordu.

Bunu dile getirmek istemem, düşünmem de ama sözleri; dostluğa eş olmuş yüreğimi arsızca ateşe vermeye eşti.

Telefonumu bilgisayarıma yasladığımda sesimi aramaktaydım “Bu kadar sert olmasan?” Ve onu bulduğumda bir pamuk ipliğinde, bir vitrin kenarında kopmaya ve paramparça olmaya eşti.

Öfkeli bakışlarıyla boynundaki fuları çekiştirip etrafı kolaçan etti. Isparta gecesi, rüzgarların lavanta ve gül kokularını dağıttığı akşamlardan birindeydi. Molada olmasa, evinin çatısında oturuyor olsaydı ona şanslı diyebilirdim. “Hayır!” Keskin bir kelime, o keskinlik beni kesebilir bir keskinlik.

Yeniden bana döndüğünde gözleri fal taşı gibi açılmış, “Adam yirmi dokuz yaşında Nazenin. Utanmıyor mu? Sen ona denk misin, haddi mi?” Hayır, Şafak. Sandalyemden inkarla doğruldum, “Daha onu görmedin bile!” Hayır hayır hayır! Bu çok kırıcı, ben bu sözleri kimseye söylemezdim. Beni defalarca kıran insanlara dahi, had ve denk kelimesini yakıştırıp kendimi üstün görmezdim.

Şafak bugün çok kırıcıydı.

Şafak bu gece çok kırıcıydı ve benim kalbim Vural için ilk kırgınlığını yaşıyordu.

Ben onu severken zaten bir savaşa gireceğimi biliyordum, sadece bu kadar erken olacağını tahmin etmemiştim. En azından herkese hayatın aksi duruşunu gösteren Şafak’ ın yanımda olacağını sanmıştım.

Yanılmışım, tüm bunlardan sağ çıkamam.

Telefonunu bugün Ege için aldığı masal kitaplarına yasladığında gözlerindeki öfkeyi serbest bırakmıştı, hiç yakışmadı. “Görmek de istemiyorum!” Onu masal kitaplarıyla bir karede, dilinde böyle acı sözlerle görmek hoş değildi. Başını inkarla iki yana savurdu, “Baştan anlattın tamam, senin adına sevindim. Bir şeyler hissetmene, birini sevebilmene çok sevindim ama bu kadarı fazla.” Yüzü tiksinir hal aldı, “Yani bir karşılığı olması,” Duygularımın mı? Bu yüzden mi midesi bulanmış gibi bakıyordu?
Benim güzel hislerim onda bir bulantıya mı sebep oluyordu?

“Toparlan Nazenin!”

Toparlanacak neyim vardı?

Hepsini kucaklayamazmışım.

Odama her an biri girecek korkusunu ilk defa bir kenara ittirmiştim ama ona “Abarttığın kadar değil.” Derken başımı eğdim. Korkudan değil, insan çok sevdiklerinden korkmaz onlara sadece kırılırmış ben bunu ilk defa yaşıyordum. Vural öyle bir adam değil. Şafak beni ona denk kılmadığı için utanıyordum. Vural, ben onunla kötü bir kelimeyi değil aynı cümlede aynı kitapta denk düşüremezdim; yüzüm kızardı. Ben en çok kalbimin derinden kırılma hissine üzüldüm.

Ama o hiç üzülmedi “Abartmak mı?” Siyah kaşları çatıktı, bana sesini yükseltti. Oysa ahizem bunun için fazla yüksekti; birinin bizi duyabilecek olma ihtimaliyle elimi hoparlörün üzerine kapatıp sözlerime kulak verdim. “Nazenin abartmak mı? Adam, yirmi dokuz yaşında mimar. Meslek sahibi. Yani okumuş, okulu çoktan bitmiş sen daha okuyorsun. Yirmi yaşındasın Nazenin. Hayallere kapılma!”

Onu tanımıyordu.

Kollarımı bir küs gibi birbirine dolayıp başımı tekrar eğdim, pembe eşofmanımı annem yeni almıştı. “Konuşmak istemiyorum.” Kalbim kırılıyordu, canım acıdı. “Bak, şanslı bir kızsın, iyi bir ailen var. Seni seven bir baban var annen var. Her şeyi mahvetmeden önce düşün.” Birini sevmek her şeyi mahvetmek değildi ki? Ben birini seviyorum diye ailem bana sırtını dönmezdi ki, sadece çok üzülürlerdi; ben biliyorum. Hem, Şafak’ ı öfkelendirmek ya da bu konudaki yarasına teğet geçmek istemem ama konunun aileme gelmesi kaldırabileceğim bir denge savaşı değildi.

Onunla yüz yüze geldim,
Beni kırıyor, beni öfke dolu bakışları dahi kırıyordu.

Başını sallayıp kendini aklamak ister gibi “Baban ne kadar üzülür biliyor musun?” Deyişiyle ekrandaki kırmızı yuvarlak simgeye uzandım “Konuşmak istemiyorum.”
Boğazım acıyordu, hayır üşütmedim.

“Konuşacağız!” Ben hiç bu kadar kırılmamıştım, yüzüne bile bakamıyordum çünkü canım yanıyordu. Gözlerim kaçamaktaydı, yeniledim “Kapatmak istiyorum.”

Zaten o da meşguldü, çalışıyordu ve bana molasını heba etmişti. Yüzüne kapatmak istemezdim, “Görüşürüz.” Sakinleşmek üzere derin bir nefes aldı “Önümüzdeki ay takip ettiğim bir sokak dövüşçüsünün maçı var, ayarlayabilirsem oraya geleceğim. Gelince yüz yüze konuşuruz bunu.” Hayır konuşmayacaktık, yine de uzatmak istemedim başımı sallayıp “Olur, görüşürüz.” O kırmızı yuvarlağa dokundum.

Onunla bu konuyu bir daha konuşmayacaktım. Bir yol vardı; tek taraflı değildi ama benim tek başıma yürümem gerekiyordu.

Hiçbir şey düşünmedim. Hiçbir şey düşünemeyen insanlar çok şanslı olurmuş; çünkü kafalarında onları meşgul edecek birçok dert olmazmış. Ne hoş; ben de hiçbir şey düşünmeden kalabiliyordum. Böyle anlarda gerçekten rahatladığımı hissedebiliyordum ama asıl rahatlamak istediğimde elimde değil; onu düşünüyordum.
Şirkete gittiğim günü, tüm günü, dünü, geceyi ve artık bu sabahı…

“Nazenin, anneciğim yemek yiyoruz tatlım haydi.”
Annemin sesiyle sandalyemde dalgın dalgın oturmayı sürdürdüm ama indirdiğim bacağım salınmaya başladı.

Şafak; o zaten çok öfkeli, genel olarak herkese hesap soran bir kızdı ama bana ilk defa böyle davranmıştı. Oysa tüm gün ona, akşam olduğunda Vural’ ı anlatacağımı söylediğimde konuya bu kadar yargılı değildi.

Dokuz yaş, biliyorum. O güzel masa akşamlarını ziyan edecek bir rakamdı ama ben sadece anı yaşamak istiyordum. Anı, anları, bizi, o ufak kelimeleri. Neden her şey planlı ve büyük bir sorumlulukmuş gibi görünsün ki?

Ben hayatım boyunca ilk defa birine hislerimi yoğunlaştırmış, geceleri ve günün kalan kısmını düşlemekle geçirmiştim; Şafak bana bu kadar asi davranmasa da olurdu.

“Gelmiyor musun? Seni bekliyoruz.” Kapımın aralanıp Alaz’ ın odama kadar girdiğini yeni fark ediyordum. Yakası aşağılayan salınan bluzumu toparlayıp oturuşumu düzelttim “Dalgınsın.” Dolabıma yaslandı, kollarını birbirine kavuşturdu. Böyle yapınca babam hep çiçek oldun derdi, Alaz çiçek değildi. Kötü bir tabirde bulunmak istemezdim, sadece o çiçek değildi ama bir mevsimdi diyebilirdim; ya da durum. Ayaz, Alaz beni soğutan bir ayaz olabilirdi.
Onun asimetrik ve yine ona has, hoş bir gülüşü vardı. Tabii böyle bir anda dudaklarında onu görmeyi planlamıyordum. “Hayır, değilim.”

Dudağının bir kenarı daha da yukarıya şekil aldı, “Öylesin.” Neden daha gülümsüyordu, komik bir halim mi vardı?

Sandalyemde hareketlendim “Sana öyle gelmiş Alaz.”

Uzun boylu. Alaz’ ı betimleyecek olsam onun için sadece uzun boylu kelimesini kullanabilirdim, onu betimlemek istemiyordum. Sadece, Vural kadar uzundu. Bilmek istedim, gözlerim kısıldı “Senin boyun kaç?” Ani sorum karşısında şaşkınlığını görebiliyordum, yine de beni cevapladı “Doksan bir.” Aşağı yukarı, az çok bir tahminim vardı bunu Vural’ a da sorabilirdim, soramazdım.

“Nereden çıktı?” Başımı bilmem der gibi hareketlendirdim “Öyle, merak ettim.” Konuyu uzatacaktı, Alaz’ ı tanıyordum sandalyemden kalkıp ardında kalan kapıma yöneldim. “Ellerimi yıkayacağım.” Madem yemek yiyecektik; yıllardır bozulmayan bilindik kurallara bir süre ailemden ayrı kalsam da devam ediyordum.

Banyodan çıktıktan sonra onun hala odamda olabileceğini beklemiyordum, mutfağa geçer sanmıştım. Sandalyemde oturmuş, uzun bacakları sayesinde etrafında bir çocuk gibi dönüyordu. Eğleniyordu, öyle ki eğlencesi “Vural kim?” Derken sesine yansıdı. Ayakları durdu, omzumun üzerinden bana döndü ve şaşkın “Sen beni mi dinliyorsun?” Deyişimle kendini sandalye beraberinde yavaşça ileriye itti.

Ne demişti?

Ona öfkelendim, anlayamadım, bir hışım laptopumun üzerinde duran telefonuma uzandım. “Sabah lavaboya geçerken duydum.” Kelimelerini işitirken hiç bu kadar karmaşık- Bir dakika.
Ben daha evvelinde hiç böyle bir ana sıkışıp kalmamıştım. Kimseden bir şey saklamamış, öğrenildiğinde ise paniğe kapılmamıştım, kendime hayret ettim.

Görünürde sadece Şafak’ dan gelen bir mesaj vardı, bir arama yoktu ama ne fark eder, bu sabah beni dinlemişti. Yüzüne öfkeyle baktım “Alaz!” Yüz yüzeydik, beni ciddiye almasını isterdim. “Mesajlarımı mı okudun sen? Telefonumu mu karıştırdın?” Telefonu ona sallıyordum, ellerini suçsuzmuş gibi havaya kaldırıp indirdi “Kilit yoktu, son uygulamaları kapatayım şarjı bitmesin dedim. Bir de ufak mesaj, panelden gördüm ama.” Öyle umarsız, kendine bunu öyle hakmış gibi görüyordu ki ona olan öfkemin hiçbir anlam ifade etmediğini fark ettim.

Elbette telefonumda kilit bulundurmuyordum. Çünkü benim ailem telefonumu karıştırmak bir yana dursun izinsiz dokunmuyorlardı bile. “Ne saçmalıyorsun sen Alaz!”

“Abartma.” Umarsız.
Egosu her zaman olduğu gibi kendini üstün kılıyordu.

Üzerine yürümek değil de, ona minik bir adım attım “Alaz sen,” Kötü bir şey söylemek istemiyordum, ne diyeceğimi de bilemedim. “Ne hakla?” Elini sanki bir düzleme kaldırdığında bunun benim için bir anlamı yoktu “Sakin ol, sadece bir mesaj.”

Normal bir mesaj değil, içinde Vural’ ın olduğu ve sorun var sayılan dokuz yaştan söz edilen bir mesajdı. Üstelik tek sorun mesaj da değildi, özel alanımda özel anlarımı duymuştu bunu hiç dillendirmiyordu. “Beni dinlemişsin Alaz!” Annem ve babamın duymaması gereken konuyu kendi içimdeki çığlıklardan esirgeyip şiddetle fısıldamak çok zordu. Ne kadarını duydu, ya da ne duydu, Vural ile olan mesajlarımızı gördü mü..
Alaz nasıl bu kadar kötü olabiliyordu?

Cevapları beni asla tatmin etmeyecekti. Alaz bu yaptığından hiç utanmayacaktı, onun yüzüne bakarken bir özür beklemek dahi çok anlamsızdı. Bunu fark ettiğim an  arkamı dönüp kapıya yöneldim.
“Beni yanlış anlama ama eniştemin bir yaş sınırı var diye biliyorum. Şafak dokuz yaş falan yazmış, Vural’ dan söz etmiyor umarım. Pek anlayamadım ama.” Bunu ben de biliyorum. Gözlerimi yumdum, kapı kulpu avuçlarımda onu sonuna kadar açarken omzumun üzerinden Alaz’ a meylettim. “Çık odamdan, hemen.”

Bir daha da girmesini istemiyordum, bunu ona söylemek üzere hareketlendiğimde aheste adımlarını attı. “Tamam tamam abartma.” Yanıma geliyordu, “Bir daha telefonuma dokunma Alaz. Ben seninkine dokunmuyorum, insanların özel alanlarına girmek çok ayıp.” Anlayacağını sanmıyordum, bakışları dahi hala benimle alay ediyordu. “Kuzeniz diye düşündüm.” Elini kaldırdı, odayı işaret ederken gözleri eşlik ediyordu “Odan güzelmiş, tatlı bir kız odası.” Sonunda bana baktı, “Çok fazla tatlı.” Odamdan söz ediyordu, elimi çıkışa yönelttim “Bir daha giremeyeceğin tatlı oda.”

“Hayhay, ben seni kovmuyorum ama sen benim odama gelebilirsin.” Senin odan zaten benimdi. Bu ev benimdi, bu aile benimdi duzenimi bozmaya çalışan ve bunun için uğraşan sendin. Hadsiz olan sendin, Vural’ a erişen yine sendin. 

Ona bir cevap vermeden mutfağa geçtim. Annem ile babam masadaydılar “Sonunda gelebildiniz.” Onlar şu anki duruma bakarsak bizi iyi anlaşıyor sanıyorlardı; muhtemelen sohbet ettiğimiz için masaya bu kadar geç gelmiştik. En azından kaseme çorba koyarken neşeli haliyle gülümsemesini belli eden annemin kastı bunun üzerineydi.

Birlikte masaya ilerledik ve Alaz kendine ayrılan sandalyeyi çekip çaprazımda yerini aldı. Sanki asırlardır kurulan bir masa düzeni bozulmuştu. Her ne olursa olsun, bizim evimizde herkesin bir yeri vardı ve masanın başında hep ben, karşımda ise babam otururdu. Bunun sınıfsal ya da belli tabirlerle bir yeri olduğunu düşünmüyordum, sadece herkes rahat hissettiği köşeye çekilmeyi seviyordu. Bu yüzden annem hep ikimizin ortasında, dikdörtgen masanın uzun kenarında otururdu.

Suyuma uzanırken; Alaz’ ın varlığının süre gelen düzende bir değişikliğe sebep olmamasını umdum.

“Ne konuşuyordunuz bakalım?” Babam sormuyordu, çünkü bence o hala Alaz’ ı sevdiğimi düşünmüyordu. “Nazenin’ in odası çok güzeldi, ona baktım biraz teyze.”

“Öyledir, cıvıl cıvıl ama pek de rahatlatıcı.” Konu odaya geldiyse ve cidden Alaz tarafından bir art niyet barındırmıyorsa evet, babamın söylediği gibiydi odamı ben de çok seviyordum.

Sadece şu an içinde bulunduğum durum odama çok uzaktı. Ard arda darbeler indirilmiş bir konuya arkamı dönmek istemiyordum, konu Vural. Önce Şafak tarafından bir bozguna uğratılmış, ardından Alaz’ ın destursuz ve vicdansız insafsızlığına gebe kalmıştım. Şimdi ise sırada ne var, az çok tahminimde.

Babamın Alaz’ a yaptığı servis arasında Alaz beni hiç beklemeden “Enişte.” Dedi “Arkadaşım evleniyor, iki gün sonra düğüne gideceğim.” Domates çorbamın buharı tütüyor, üzerinde rendelenmiş kaşar peyniri erimek üzereydi. Onu kaşık yardımıyla ılıması için karıştırmaya koyuldum, kaşar kaşıya yapıştı. “Ne güzel, ee?” Dedi babam, Alaz çorbasını biraz ileriye itti, “Gelin çok tatlı, yirmi bir yaşında bir görsen.” Anladım.

Anladım Alaz.

Ben onun niyetiyle birlikte gözlerimi yumarken babam beklediğim tepkiyi vermek üzere içeceğinden bir yudum aldı “Öyle mi, ne güzel. Arkadaşın kaç yaşında? Yirmi iki değildir ya.” Alaz’ a yaşıt olacağındandı “Ha yok,” bir inkardı “Arkadaşım yirmi sekiz yaşında.” Bana yapılan bir… Lugatımı zorluyordum, kelime haznem ilk defa bu kadar zorlanıyor.

Babamın yüzüne bakamıyordum ama arkasına yaslandığını görebiliyordum. Bu konudaki görüşünü tepkisiyle belli etti “Çok, o ne öyle. Nasıl izin vermiş ailesi?” Başımı kaldırıp kimsenin yüzüne bakamadığım bu masa bana ilk defa yabancı oldu, kast ettiğim buydu; düzenim bozuldu.

Alaz düzenimi bozdu.

“Bilmiyorum, sevmişler.”
Alaz.
Sen bu dünyada bana kötülüğü dokunan tek kişisin.

“Olmaz öyle şey,” Babam üzerine mısır serpilmiş tabağa uzandı, “Nazenin salata al kızım.” Ben severim diye, tabağa uzanıp onu kendi önüme koydum ama boğazıma oturan yumru sebebiyle hiç tadına bakmadım “Çok yaş farkı var, en fazla üç olmalı.” Kalkamayacağım masada boğazımda bir yumruyla yemek yiyecektim ve bunun tek sebebi Alaz’ dı. Unutmam, ben unutsam kalbim unutmaz.

“Ben bu konuda çok netim, kızın babasını tanımak isterdim doğrusu.” İnsanların fikirleri doğruluğunda verdiği kararları merak edebilirdik ama onları bu konu sebebiyle suçlayamazdık.
Bir sorun var baba, bir sorun var ve konu Vural değil tamamen bendim. Sana bunu açmayı çok isterdim ama hiçbir zaman karşımda bu konuları konuşabileceğim bir baba yoktu. Yanlış anlama, sana bu konuda asla kırgın ya da kızgın değilim. Çünkü babaların en azından bu konularda bir çizgisi vardı, biliyorum. Neticede ben senin karşına geçip kendi yaşıtlarımı kardeşim olarak görüyorum baba, diyemezdim.

“Ben diyorum ki düğüne Nazenin’ de gelsin değişiklik olur.” Anlamadım, Alaz’ ın her şeyi bir tehdit olarak lanse ettiği yetmezmiş gibi bir de düğüne beni mi çağırıyordu?

Sesimi bulduğumda çatallıydı, sanki onu bir harabede kaybetmiştim “İstemiyorum, yani düğün sevmiyorum ben.” Düğün sevmiyorum değil, Alaz’ ı sevmiyorum bunu hiçbir vakit hoş karşılamamıştım ama artık içimde ona karşı sadece net bir öfke vardı.
Alaz, çiçek değildi.
O gerçekten sadece ayazdı.

Babam, “E Alaz abinle başka bir yerlere gidin,” derken onunla göz göze geldik, bana gülümsedi “Güzel olur.” Alaz’ la artık sadece cehenneme giderdim ama onun için yanmaya değmezdi, kendi ateşimi var etmeliydim.

Önüme dönüyordum, “Yok baba,” dedim bozgun bir gülüşle. Kimse anlamasın diye çorbamı yudumlamaya koyuldum “Dersler başlayacak, zaten yeterince yoğun olacağım enerjimi hiç bozmayayım. Planlarına beni dahil etme Alaz Abi.” babam bunu sorun etmek yerine başını salladı, o her zaman fikirlerime saygı duyardı. “Doğru haklısın, nasıl istersen.”

“Öyle olsun.” Bu durumdan hoşnut olan bendim, Alaz’ ın ses tonu aksini belli etmese de bugün tüm tuşlara ben basmıştım. Sabahın ardı mutluluk tüm güne yayılmıştı da akşam vakti zehir zemberek boğazımdan iniyordu.

“Vural’ ı aradım bugün bende.” Babam, heyecanla yutkunsam da içinde bulunduğum heyecanlı durumu belli etmemek için bariz bir harekette bulunmadım. Elbette ki Alaz’ ın merakla “Vural?” Deyişine kadar.

Gözlerimi eyvah der gibi yumdum. Telaşım kime, neyeydi. Korkumun sebebi tam olarak neydi bilmiyordum ama endişemin bir kısmı Alaz’ ın Vural’ ı tanıyacak olmasıydı.

“Komşumuzun oğlu, Urfa’ ya gitti de.”

“Nasılmış Mehmet?”

“İyiymiş iyi, biraz havadan sudan sohbet ettik çok tutmadım. Yoğundu, sesler falan geliyordu arkadan.”

Sabırsızdım, neye bilmem ağlamak üzereydim. Sorgulayınca sebebi ona duyduğum özlemle bir tehdit arasına sıkışıp kalmamdı. Kalkıp gidemeyeceğim yerden dalıp gittim.
Alaz bir sorunun cevabına koşar gibi; “Kaş yaşında bu Vural?” Kurduğu cümleyle tüm camlarımın büyük bir taşla kırılmasına sebep oldu. Bu taşı da eline, “Yirmi dokuz, senden iki yaş büyük.” Babam verdi.
Yemek benim için burada bitti,
Hiç başlamamıştı ki.

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Mey mesnetsiz ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Of alaz geri zekalı mal

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Of ya çok hat siz birisi y

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Saygısız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

Ama inşallah çok tepki göstermezler

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

Dost bazen acı söylüyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Hel bir tanış kız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 106

Bir birini seviyorar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 106

Ya NİYE utansın ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 102

Doğur his ediyorsun nazos

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Senin için ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Yicek yicek ha

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Bunlar bırlıkte olduğun da Vural bu kız ne yapar Allah bilir yaaa

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Hata yine yatman için her şeyi yapar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Hiç söyler mi kız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Bence sen den bir parça
Birşey ardı ve buldu da

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Ay bir ana kendimi gördüm ahHhHa

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 27

Bizim masum ve Minos düşüncelerimiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

Ah bu kadını çok iyi niyeti Yâ

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Uf geldi meymenetsiz

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 27

Hasandan sonra oek bi masum geldi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 158

Bu hikayenin sonunda Biz vurala kaçıyoruz sanırım bdjsndkxmdkdmdk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Komik değildi. Gülmedim. Şakan o kadar kötüydü ki kafamın üstünden gitmesini tercih ederdim. Dürüst olmak gerekirse beni güldürmek için berbat bir deneyimdi. Kıkırdamadım akciğerlerimde ufak bir hava akışı olmadı. Bilime göre güleceğimiz zaman, yüz kaslarımız gülmeden önce gevşemeye hazırlanırlar, en küçük bir oynama bile hissetmedim. 0/10 şakan o kadar kötüydü ki sana yasal olarak yaratıcılı olmana kim izin verdi inanamıyorum. Bu şakaya harcadığım beyin gücü dünyadaki bütün evlerin enerjisini karşılamaya yeter sanırım. Bi kişilik sahibi, ol şaka yapmayı öğren, kitap oku. Bunu komiklik için söylemiyorum, içtenlikle söylüyorum ki bu mizahın gelebileceği en kötü nokta olabilir. Az önce dünyadaki bütün mizahi ve komedik şeyleri tek elle yoketmiş bulunuyorsum. Toplumun seni bütün olarak bu komiklikten aciz bıraktığından dolayı büyük bir utanç içerisindeyim.

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Bunu bir ara vurala dovdurelim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 120

Şafak'cığım her ne kadar mantıklı konuşsan da şu an işimize gelmiyor lütfen susar mısın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 106

Şafak Seni kınıyoruz topluca

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 103

HANİ BERABERDİK NURULLAH SEN BENİM KANKAM DEGİLMİSİN

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Alt mesajı konumuzla uyumak istemesi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Yememek için zor duruyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Abi bak bu kız beni çok zorluyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 83

Sen bide bizi gör

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Asssiri tatlilar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 27

Kücuk bocukum nazenin abi bu kızı yer yutar hupletirim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

Eve şafak yerine kocamızı arariz

Yorum için giriş yap