← Meftun

Meftun

Bölüm 14☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

Zamanın birinde,
Zamansız biri yaşarmış…

☁️

“Vural, şu kapıyı tutsana oğlum.”

Babam ne zaman gelmişti ya da ne zamandır Vural ile bu kadar anlayışlı bir dilden konuşmaya başlamıştı bilmiyorum. Henüz tam uyandığım da söylenemezdi yalnızca neler olup bittiği konusunda birkaç fikre sahiptim. Anladığım ve anlamak konusunda didindiğim şudur ki, babamlar gelmişti ve babam beni kucakladığına göre eve gidiyorduk.

Birkaç adım beraberinde Vural’ ın sesini duydum “Mehmet Abi, zorlanacaksan ben alayım.” Sesi arkadan geliyordu ve, beni mi alacaktı? Ben paket miydim ki? Vural sen bu koliyi al eve çıkart gibi bir şey mi?
Sesi epey tedirgindi, ne için bu kadar tedirgindi bir fikre sahip olamamakla birlikte babamın beni ona vermeyeceğinin de bilincindeydim.

Fikrimce epey gülümsedi babam, bunu “Yirmi kilo kızım, neyinden zorlanayım oğlum. Hallederim ben.” Derken sözlerinden de anlayabiliyordum. Bu sırada adımların yavaşlığına bakarsak epey dikkatliydi.

“Bak ben dedim, halletmiş Vural abisi, ne kadar gerildiniz. Yemek de yemişler oh.” Firuze Teyze’ de buradaydı demek ki, “Ay Vural’ cığım canım benim çok teşekkür ederiz.”  Annemin sesini ilk defa duyuyordum, bir yanım hala uyuyorken ailemin sesi bana ninni gibi geliyordu. Ve evet, Vural Abim bana iyi baktı, o kadar iyi bakti ki bir de öptü beni anne, tabi ben de onu.

Vural annemin ve Firuze Teyze’ nin sözleri karşısında sessizdi, mimikleriyle bir karşılık veriyorsa bunu görmek isterdim ama hayır, bu anı bozmayacaktım babamın kucağında yatağıma kadar gitmek istiyordum.

“Enişte, ver ben taşıyayım.” Alaz, her neredeyse gelmişti ve kapıdan çıkmak üzere olduğumuzu soğuktan anlayabiliyordum. Kaşlarımı çatmak istedim, eğer Alaz beni kucağına alacak olursa ayılır ve evime kendim yürüye yürüye giderdim. Ona olan öfkem uzun bir süre dinmeyecekti; çünkü Alaz hadsiz bir adamdı.

“Sen işine bak zurna. Git kapı falan aç.” Vural… Takriben çatık kaşları ve öfkeyle şekillenmiş yüzü arasında onun bu kaba olduğu kadar da kısık sesini duymak bana iyi geliyordu. Neyse ki babam ufak gülüşü Alaz’ a bir yanıtta bulundu “Kızımı ikinize de vermeyeceğim.” Oysa hafif bir kızgınlık da söz konusuydu, yerinde bir şaka yapıyordu elbette.

Bu kısa konuşmanın sonunda babam beni yavaşça eve çıkarttı. Yatağıma bırakıp üzerime polar battamiyemi örttüğünde yarı uyanık olduğum anlaşılmasın diue yüz üstü dönmüştüm.
Üzerimde hala kokusu sinmiş bir adamın eşyasını taşıyordum. Sağım, solum ama en çok da bağrım; Vural kokan bir cennetin ilk soluğuydu, kendime bu yüzden bu denli net sarılmıştım.

Babam başıma bir buse bırakıp odamdan çıktığında kendimi daha çok sevdim. Her ne olursa olsun ben sevilen ve sevildiğinin farkında olan bir kızdım. Her ne olursa olsun ben; Vural tarafından her anlamda korunan bir kızdım. Az evvel, aşağıda anne ve babamın varlığına rağmen susmamıştı Vural, aksi gibi bilhassa beni Alaz’ a karşı korumak için kendi dilinde bir savunma üretmişti.
Biliyorum, mümkünü yok babam kabul etse de Vural beni bırakmazdı Alaz’ a. Ama babam beni benden dokuz yaş buyük o adama da asla bırakmazdı.
Velhasıl kelam; her ne maddede olursak olalım bir gün batımı bir gün doğumu, bir gece sancısı, bir bahar kokusu;  Vural her daim benim içimi kıpırdatan o adamdı, ben ise Vural’ la ilişkimiz konusunda birçok fikrin sahibi olan o kızdım…

☁️

İçimde hıçkırıkla karışmış bir sevinç,
Korkudan titreyen bir gölge vardı.

Parmaklarım; bir ayıbın örttüğü, bir utancın konduğu ve bir busenin değdiği dudakladımda usulca geziniyordu. Gözlerim kapalı, kalbim yine rampa aşağı feveran ederek iniyordu.

Yüreğimde saklı tüm sancının yansıması beni son zamanlarda olduğumun aksine bir kız yapmıştı. Hayatımda ilk defa, bir düşünce eşliğinde kalp çarpıntıları yaşıyordum. İzlediğim tüm o romantik filmlerdeki genç kızlar gibi acı çekiyor, uyuyamıyor ve uyanmakta güçlük çekiyordum.

Tüm bu serzenişlerin ise temelde iki sebebi vardı ruhumda;
Bir, akşam Vural’ a sarılarak uyumak istiyordum.
İki, sabah Vural’ a sarılmış halde uyanmak istiyorum.

Dahası, Vural’ la gülmek, Vural’ la yürümek istiyorum. Vural’ la bir konu hakkında fark etmeksizin bir cadde boyu uzun uzun konuşmak istiyorum. O filmi Vural’ la bitirmek istiyorum, filmin yine aynı yerinde Vural’ ın dudaklarını yeniden dudaklarımda hissetmeyi istiyordum…

Evet, gerekirse her halükarda Vural’ la utanmak istiyorum. Ne olursa olsun Vural’ ın yanında, başım Vural’ ın göğsünde olsun istiyorum ama bana ulaşmadığı için Vural’ la henüz okula dahi gidemiyorum.

Hoş, Vural bana ulaşsa da onunla bir yolculuğa çıkacak kadar güvenemiyordum kendime. Dün, akşam, dudakları, dudaklarım, kokusu, utancım, hissettiğim güven, hislerimiz, an; yanaklarım kızardı…
Ben Vural’ ı istediğimi dün gece kabullendim. Saat üçe doğru uyku tutmadığı vakit tavanı izleyip alt katımda yatan adamı hayal ederken kendimi, onun kollarında düşledim. Onun yatağında, birbirimize muazzam bir açıklıkta sarılırken…

Vural, ben hayatımda ilk defa böyle hissetmenin mahcubiyetini her zerremde taşıyorum.

Evvela her şeyden önemli olan neydi? Derler ya; ben dün bir ateşin, barutu nasıl tutuşturabildiğini gördüm. Adı konmamış hikayemizde kendimi ateş yerine koymak istemiyordum doğrusu, fakat doğruluktan ileriye bir adımda da varamıyordum.

Vural ile yaşadığımız yakınlaşma bir deprem etkisi yaratmıştı bende. İçimde, iliğimde, ruhumda.. Sözleri beraberinde bu özlemi ne kadar taşıyabilirsem de o kadar taşırdım.

Birbirimize iki cümleyle nasıl da yaklaşmıştık öyle? Beni gülümseten manalı bir delilikti oysa; bundan söz etmiştim. Ardından gelen reklamlara takılmama kararını gece aldım; nihayetinde Vural benim için bambaşka bir adamdı ve onun yanında bazı tabuları yıkmak istiyordum. Ne bir ped reklamı, ne de prezervatif. Kabul ediyorum, şu an bile bunu düşlediğimde utanıyordum ama yanımda Vural varken bu his farklı metodlarla eşleşiyordu. İnsan birini seviyorken başka bir şeyden utanınca, her şey farklı bir tatta daha heyecan verici olabiliyormuş.

Ben kendimi Vural’ ın yanında güvende hissediyordum. Misal aynı reklam Alaz’ ın yanında çıksa… Hayır, bunu kesinlikle hayallerim arasında dahi var etmeyecektim.

Telefonumun ekranına bakar oldum. Acaba o da uzun saniyeler boyu benimle aynı hisleri paylaşmış mıydı? Ya da dün gece, uyumuş muydu? Öyleyse nerede uyumuştu? Bandanamın kaldığı yerde, bir gece yarısından gün ağarana dek mi?

Annem tabağıma bir şeyler bırakırken mutfağa giren babamla “Nazenin.” Deyiverdi. “Annecim, bu ara saçların çok fazla dökülüyor farkında mısın?” Öyle miydi, anneme hüzünle baktım “Hayır anne,” bir yerlerde, yeri olmayan konumlarda saçlarımın bulunması benim için de hiç hoş değildi. Bunun için şaşkın olmakla birlikte üzgünüm de.

Neyse ki elimi dudaklarımdan çoktan çekmiştim.

Benimle aynı fikirde olmayan annem hafifce gülümsedi. “Anneciğim, acaba diyorum vitaminlerine mi baktırsak? Bugün bir tahlil verelim.” Babam beni öpmek üzere meyillenince yerimde yükselir gibi olup ona bir karşılık verdim “Günaydın babacık.” masanın diğer başına ilerledi.

“Günaydın baba, anne bilmiyorum.” Babamın ardından Alaz’ da masada yerini almıştı, babam saatine bakar oldu “Olur, bir baktıralım genel. Ben alayım seni saat iki gibi gidelim kan verelim kızım. Olur mu?” Aslında bugün olmasa da olurdu, zaten kendimi çok da zinde hissetmiyorum.

Şu son birkac gündür, sadece evde durup düşünmek istiyordum. Ara ara ağlayabilirdim de.

Alaz’ ın çarpıcı ifadeleri arasında bana gülümseyen babama yönelmiştim. Ona bu durumdan muzdarip bir tonda “Acelesi mi var?” Dedim. Annem kendine bir çay almış, çenemi sevmek üzere avcuna aldı “Hayır ama ertelemenin de anlamı yok anneciğim. Hafta sonu gelmeden, hazır vaktimiz de var. Sonuçları göstermeye de yarın birlikte gideriz.” Bir yandan babamdan destek bekliyordu. Haksız da diyemem ben sadece olayların birden gelişmesi yönünde hemfikir olamıyordum.

Babam kahvaltını yapmaya başlamıştı ama keyfinin yerinde olduğunu söyleyemezdim. Bu sabah biraz huzursuzdu “Sonuçları da biz gösteririz, değil mi kızım?”

Göz ucuyla bana bakışını sakince onayladım. “Tabi baba.”

Babam bu defa anneme döndü, “Sen işlerini hallet hayatım, biz gideriz tahlile.” Ben de halledebilirdim tabi fakat babamın gelmesini daha fazla tercih ederim.

“B12 ve demir Nazenin.” Geçen yıllarda da değeri düşen vitaminlerim için babamla gitmiştik hastaneye, anneme başımı salladım, “Biliyorum anne.” Dün sabah Vural’ la birlikteydik. Bambaşka hislerle bambaşka bir ana odaklıydım. Ne garip; oysa ben çocukken, sevince her şey hallolur sanıyordum ama Henry der ki; zaman beklerken çok yavaş, korkarken çok hızlı, kederliyken çok uzun, sevinçliyken ise çok kısa.
Severken kısaymış, biz gittikçe kısaldık. Dün vardı, ondan önce sanki hep oldu, şimdi ise yok.

Konudan ayrılmak istediğimda masadaki sessizliği “Isparta nasıldı?” Diyerek tükettim. Keyifle ilk soluklanan Alaz oldu “Berbat.”

Oysa hali bunun aksini anlatıyordu. Doğrusu ilgimi de çekmedi diyemem. “O niye?” Halbuki her şey yerinde ilerliyordu, babamın şu anki hali dışında.

Annem gözlerini devirme edasıyla bana döndüğünde gülümsüyordu. “Baban işte Nazenin. Isparta çok güzeldi, Firuze Teyzen bayıldı bayıldı. Şahaneydi.” Öyledir, yani eminim ki Isparta’ yı çok sevmiştir Isparta güzel bir şehirdi ama ben daha çok babamı merak ediyordum.

Alaz tabağına peynir aldığı sırada “Damat, yani kaçırdığı kız ondan epey küçüktü diye eniştem dumur oldu.” Alaz, benimle alay etmiyordu ama sözlerinin kalbimi acıtan bir yanı da vardı, bunu biliyordu.

Ben, ne diyeceğimi bilemeyerek babama baktım. Soluğunu başını iki yana sallarken huzursuzca verdi. Bu olay onu etkilemişe benziyordu. “Anlayamıyorum. Neden kendilerine bunu yapıyorlar, neden okuyup kendi özgürlükleri ile dünyayı gezmek varken bunu yapıyorlar anlamıyorum.” Ona haksız diyemem, ama gönlü birine yönelmiş birini de yargılayamazdık.

Nazenin, baban Vural’ ı ömrü boyunca kabul etmez…

“Gelene kadar da arabada bize seni övdü durdu.” Babamla gözlerimiz tam da Alaz’ ın sesinden sonra buluşmuştu. Bana olan gülümseyişini ise gözbebeklerinde dahi görebiliyordum, “Benim kızım yapmaz öyle şey.”

Yapmam, doğru.

Üç değil, beş değil, dokuz yaş; yapamam.

Fakat bunu etmeye hiç de niyetli değildim. “Baba.” Dedim gözlerimi devirirken. Bu konuları konuşmayı sevmediğimi biliyordu. En azından dillendirmesek bu utancı gözler önünde yaşamayacaktım.

Babam uzanıp masada olan elimi tuttu, ona karşılık verdiğimde en derin hisleriyle bana gülümsüyordu.
“Evet aşkım, hadi sen kahvaltını yap güzelce. Sonra da çıkalım, bugün okula seni ben bırakacağım.” Doğrusu babamla vakit geçirmek epey hoşuma giderdi, özellikle bugün Alaz ile bir araya gelmemeyi tercih ederim.

Annem önce babama, ardından “İçerledi seninki,” diyerek bana bakmıştı. “Gece senin yanına gelecekti birlikte uyumak için ama sen yorgunmuşsun sanırım, tıpış tıpış geri döndü.” Bu durum annemin de epey hoşuna gitmişti tabi. Kendimi kandırmam istemem, aksi benim için de söylenemezdi. Şu sıra, özellikle de dün gece yalnız kalmak istemiştim bu bana daha iyi geliyordu. Yoksa gece gözlerimi tavana dikmek babam varken pek mümkün olmayabilirdi.

Zihnimdeki düşüncelerler yanımda biri varken savaşamıyordum.

Tabi yine de, babamın geldiğini hiç duymamıştım yoksa her ne olursa olsun elbette ki onun için bir yer açardım. Düşününce, daha doğrusu babam sakinliği beraberinde “Rahatını bozmayayım dedim.” Deyince bir fikirle sorguladım kendimi.
Ben, Vural’ ın esaretinden çıkıp babamla uyuyamazdım ki. O sebeple bazı anlar iyikiydi, iyi ki babam gelip Vural’ ın kokusuna karışmamıştı.

Alaz içli içli gülüyordu, düşüncelerim arasında gözüme ilişen halini yok saymayı onu görmezden gelerek denedim.  Muhattabım ailemdi. “Dün dışarıda biraz üşümüşüm, yorucu bir gündü.” Yalan da söylemiyordum üstelik, her koşulda bedbaht bir güne sahiptim ve Vural olmasaydı sanırım bir otele gitmek durumunda kalacak, karanlıkta bir başıma yürümekten korkacak ve uzun bir vakit taksi bulmaya çalışacaktım. Belki o an kendime güvenebilirsem, site girişindeki güvenlikten de yardım alabilirdim.

Her neyse, yersiz düşüncelere sahiptim.

Babam konudan hoşnut değildi, çatalını yavaşça tabağın kenarına bırakırken anneme yöneldi. “Vural’ ı gördüm az önce, apartopar çıktı bindi arabaya gitti. Otoparkta değildi arabası, site önünden bindi. Herhalde şey unuttu geri geldi.”  Öyle mi?
Adı geçince yutkunuşa karışan halim Alaz tarafından öyle hoşnutsuz izleniyordu ki kendimi olduğumdan da kötü hissettim.

“Belki Nazenin biliyordur.”
Alaz! Cesareti hoş diyebilirdim, sözleri patavatsızca olmasaydı eğer. Bu kadar ileriye gideceğini tahmin etmemiştim ama üzerimde toparlanan bakışlar eşliğinde kendimi savunmaya çalıştım. “Ben bilmiyorum. Nereden bileyim Alaz?” İmaları sınırını aşmış, göz göre göre benimle, benim üzerime oyunlar oynuyordu. Yaşadığım duyguları aileme karşı kullanması hiç hoş değildi, Alaz kötü bir insandı.

Neyse ki bu konu üzerinde durulmadı ve annem umarsızca kahvaltısına devam etti. “Vural bugün yoğundu. Belediye başkanıyla buluşacaklardı ama bu saatte de değildir herhalde.” Saat sabah sekizdi, muhtemelen. Bilmiyorum ama onu merak ettim.

“Başı mı dertte?” Alaz hala, bundan keyif aldığı o kadar netti ki hayret verici hali midemde kramplara yol açtı. Alaz’ ın gülümseyen yüzüne nispeten “Yoo,” dedi annem sakince. “Aksine, gayet iyiler. Bir arsa varmış, yeni proje için. Onu görüşecelerdi eksik bilmiyorsam.” Alaz’ ı değil belki ama bu beni gülümsetmişti bu haber.

Vural’ ı seviyordum.
Onun başarılı olmasını, iyi yerlere gelmesini ve başarılı insanlarla çalışması elbette ki çok isterdim.

Çatal bıçak seslerinin birbirine karıştığı masada babamın sesi duyuldu “Bugün ne yapacaksın?”

“Ofisteyim hayatım, normal. Bir işim yok, senin?”

“Okulda olurum, öğleden önce bir toplantı var daha sonra Nazenin’ i alırım söz ettiğimiz gibi.” Benim de dersim o saatlerde bitmiş olurdu, babam bana göz kırpıp “Vakit kalırsa sinemaya gideriz.” Deyince başımı bir heves salladım. “Çok güzel olur.” Belli ki babam dünki düğünü fazla içerlediği için birlikte vakit geçirmek istiyordu. İtiraf edeyim, yüksek bir varsayımla bu bana da iyi gelirdi.

“Alaz sen ne yapacaksın oğlum?”

Alaz bu sabah beni çok germişti. Onunla ilgili bir şeyler duymak istemiyordum ama kahvaltımı yapmaya devam ederken kulak misafiri oldum.

“İşteyim enişte, standart.”

“Eve geleceksin çıkınca, değil mi?”

“Evet evet, yedi sekiz gibi olurum evde.”

Onlar konuşmaya devam ederken ben ayaklandım, “Hazırlanayım ben.” Daha saçlarımı kurutacaktım, hazırlanmam biraz uzun sürüyor diye babam ara ara yakınıyordu, en azından bu sabah onu bu dertten kurtarabilirdim.

“Saçlarını güzel kurut Nazenin. Elbise giyme hava serin, üşürsün güzel giyin anneciği.” Annem haklıydı ama zaten bugün elbise giyecek neşem yoktu. “Tamam annem.” Mutfak kapısını yarıya kadar çekip banyoya ilerledim.
Bana dünü hatırlatsın diye güzel bir bandana takacaktım, belki güzel bir flar. Yeşil bir gömlek giyecektim planımda bu vardı. Sonra sıkı giyinecektim bir kere, istediğim her an Vural’ ı bulamazdım neticede.

🧡

“Çok da bastırmamak lazım, morarmasın.” Bilemiyorum, belki de tam aksini yapmalıydık ve kolumdaki pamuğu etime biraz daha bastırmalıydık. “Baba.” Dedim düşünceli bir hitapla “Böyle de acıyor ama, bırakalım bence.” Sanırım hemşire ablanın eli biraz ağırdı.

Babam elini pamuğun üzerinden çekti. “O zaman bastırmayalım, sadece tut.” Böylesi ikimiz için de daha rahat olacaktı. Koridor boyu ilerlerken dirseğime kadar sıyırdığım badimi pamuğun üzerine doğru indirmeye koyuldum “Önemli değil,” Ama keşke bir bant alsaydık, en azındam daha rahat olurdum. Elbette düşününce bunu da sorun etmedim, şu anlık tek derdim bir an evvel bu havası yetersiz hastaneden çıkmaktı.

Babam elini omzuma atıp beni kendine çektiği sırada kapılar iki yana açılmış, havanın ılık yönü yüzümle birleşmişti. Nihayet güne kavuşmuştuk ve derin, beni mutlu eden bir nefes aldım. “Hamburger yiyelim mi?” En son ne zaman yediğimi hatırlamıyorum bile, epey oluyordu. Üstelik babam da seviyordu, fikrim hoşuna gitmiş olacak keyifle “Oo.” Dedi “Yiyelim tabi kızım. Sonra da güzel bir film izleriz.” Bunun için heyecan duyabilirdim. Dünden sonra bugün, babamla ortak bir aktivitede bulunacak olmak bana ilaç gibiydi. “Çizgi film.” Diye devam etti arabanın kapılarını açarken. Bu konu üzerinde benimle şakalaşması çoğu zaman, kendimi bir çocuk gibi hissettiriyordu.

Ona bir fiil burun kıvırdım, “Neden? Çizgi filmi sadece çocuklar mi izliyor?” Babam hala severdi, yer yer benimle izlerdi fakat bu konuda beni bahane etmesine gerek yoktu. Çünkü ben daha çok belgesellerden veya romantik filmlerden hoşlanıyordum.

“Hayır,” dedi kapısıni çekip “Ama sen hala çocuksun Nazenin. Yaşına uygun olur diye düşündüm.” Oysa yirmi yaşındaydı, babama göre ise bir sıfır her daim fazlalıktı. Onunla yol boyu bu konu üzerinden konuştuk diyebilirim. Hatta bir film seçip sinema salonunda yerimizi alana kadar.

Babam, vakit geçirmeyi çok cok sevdiğim bir adamdı. Özellikle de böyle bir anda; araya sıkışmışken varlığının daha iyi hissettirdiğini fark ettim. İlk defa, ben ilk defa bu denli hüzünlüydüm çünkü ilk defa birine yoğun duygular besliyordum. Bu yoğum sancının aksine de sanki attığım tüm adımların, aldığım her nefesin bir anlamı vardı.

Beni kolunun altına çekmesiyle babama sarılıp başımı göğsüne yasladım. “Alaz’ la aranız nasıl?” Hiç düşünmedim, “Onunla anlaşamıyoruz baba.” Öyle öfkeliyim ki onu sevmediğimi bile dile getirebilirdim.

Başını salladı, kolumu okşarken “Farkındayım.” Farkında olduğunu biliyordum, ben sadece kimsenin zarar görmemesi için oldukça çaba veriyordum ama Alaz sürekli bana gülüyor, içinde olduğum durumlara imada bulunuyor ve benimle alay edip duygularımı yaralıyordu.

“İleri gidemez Nazenin, gerektiğinde durması gerektiğini yeri o da biliyordur. Bunun için onunla konuşacağım.” Açık seçik bir konuşma yapmasına gerek yoktu, anımsayınca gülümsedim. “Sadece bazı anlarda ona kaşlarını kaldırsan yeter bana.” En azından annem ve babam dahilinde benden birkaç adım uzak kalırsa daha iyi hissederdim.

Görünen o ki sözlerim ikimizin de gülümsetmişti. Babam keyfini “Peki Vural’ la?” Derken devam ettirdi.
Doğrusu bunu beklemiyordum, babama bir an yeri belli şaşkınlıkla baktım “Vural Abi mi?” Neden sorduğunu merak ediyordum, beni onaylamasıyla önüme yöneldim. “İyiii, bana Alaz’ dan daha iyi davranıyor. Dün de çok yardım etti biliyorsun. Hiç çekinmedim, duş aldım, çorba içirdi zorla, bir şeyler yedim sonra yine yattım. Neden sordun?” Aslı buydu, iyilik bir yana dursun Alaz’ ın aksine Vural bana her zaman çok güzel davranıyordu ve ben onun abim olduğu hususunda babamın yanında daha dikkatli davranıyordum.

“Öylesine sordum, merak ettim. Vural iyi çocuk.” Karakterinden söz ediyorsa, Vural iyi bir adamdı evet. Bu ben yokken de, Vural henüz beni tanımıyorken de ailemle kurduğu iletişimden bu yana öyleydi.

“Ve fark ettim, çok güzel anlaşıyorsunuz seni kardeşi gibi görüyor.” Bunu söylemek istemezdim ama, gözlerimi devirdim. “Alaz’ dan iyi.” Babamın hoşuna gitti, hafif göbeği gülüşüyla hareketlendi. “İlahi Nazenin,” O henüz Alaz ile olan sorunumun bir parçasından dahi bir haberdi ve aramızdaki sorunlar ilerlerse bunu babama yansıtmak istemezdim. Çünkü bazen konu ben olduğumda sonuçları şaşırtıcı olabiliyordu.

🧡

Filmin ardından bir şeyler yemiş ve saat çok da geç olmadan eve gelmiştik. Sitenin önüne geldiğimizde, annem babamı arayıp onu almasını rica ettiği için babam geri dönmüştü ama ben lavabo ihtiyacım sebebiyle eve gidiyordum. Asansöre hızlıca bindim ve yedinci kata çıkana kadar fazla sabırsız davrandım. Nihayet kapılar açılıp karanlık koridor aydınlandığında rahat bir nefes almıştım. Adımlarımı hızlandırıp çantamdan baabamın anahtarlarını çıkarttığım sırada kapıya takılan pembe poşet beni aceleme rağmen yavaşlattı.

Kapıda karton bir poşet asılıyordu ve pembe poşetin içindeki pamuk şekerlerin minik kısmı dışarıdaydı. Ne olduğunu anlamam oldukça kısa sürdü, onu kapı demirinden ale acele çıkartıp hızlıca eve girdim. Oturup seyirde bulunmam gerektiğinin de farkındayım ama bundan evvel onu odama gelişi güzel bir halde bırakmak durumunda kaldım.

Birkaç dakika sonra, rahat bir zaman diliminde odama geçip pamuk şekerleri poşetinden çıkartmıştım. Üzerinde bir kaç cümleyle iliştirilmiş herhangi bir notun olup olmadığını kontrol ettim. Vural, bu defa ondan bana bir yazı dizisi yoktu ama beni geçmiş bir yaşanmışlığın anısıyla gülümsetmişti. Yine de ona bu konuda az da olsa kızmak istiyordum, kendime bir sebep bulmam zor olmadığından telefonuma ulaştım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Ya annemler görseydi?

Ya babam annemi almaya gitmeseydi, daha da fenası ya Alaz görseydi bu poşeti? Aklıma gelenlerde nahoş bir ifade belirdi yüzümde, bunu silmeye henüz yeltenememiştim. 

Çevrimiçi

Yazıyor…

Mesajımı anında görüyor olması çok hoştu. Daha sonra yazıyor oluşu, benimle bir iletişim dengesi kurması ise eşsiz değerliydi.

Gönderen; Vural
Mesaj; Evde kimsenin olmadığını biliyorum

Öyle mi?
Kaşlarım merakla havalandığında yapacağı açıklamayı daha da merak eder olmuştum.

Yazıyor…

Gönderen; Vural
Mesaj; Babanla geldiğini ama Mehmet Amca’ nın siteye girmediğini de

Bizi takip mi ediyordu? Sanmıyordum, bir şekilde biliyordu ama aklıma ilk gelen seçenek değildi.

Gönderen; Vural
Mesaj; Ben seni düşünmeden hareket etmiyorum Nazenin

Gönderen; Vural
Mesaj; Hiç bir şekilde

Her anlamda beni düşünüyordu yani, öyle mi? Peki ne zamandır? Yani dudakları dudaklarıma değdiğinden beri mi? Yoksa daha evveli de var mıydı?

Aklım tamamen bu ikilemdeyken ona pamuk şekerler için bir şeyler yazmayı denedim.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Teşekkür ederim

Beni düşünmeden hareket etmediği için mi? Böyle düşünsün istemezdim, neticede altında yatan bir utanç duygusunu sarıp sarmalamak en istemeyeceğim şeydi.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Yani pamuk şeker için

Birbirimize dün bir nevi açılmış, en azından bazı duyguların getirisini birlikte yaşamıştık ve ben şimdi tüm bu hummalı karmaşanın içinde yönümü bulmaya çalışıyordum. Vural bana bu karmaşada bir adım atsa, ben yönümü bulamam.
Attı da, ona hayır diyemem ama evet diyebileceğim bir hal de yoktu ortada. Çünkü Vural’ ın mesajında tam olarak “Konuşalım mı?” Yazıyordu.

Konuşursak her şey bir açıklığa kavuşacaktı ve ben, babam; bilmiyorum. Babamı bu konuda hüzne boğmak istemiyordum. Doğrusu, Vural’ la da konuşacak cesaretim yoktu. Eğer olsaydı, dün ikimiz çoktan biz olurduk. Ben kaçıp gitmezdim bir utançla. Cesur bir kız olsaydım eğer; o reklamlardan utanmazdım, Vural’ a açık olurdum. Bir sürü sebep vardı ve ben her birine bir kulp değil bir neden daha verebilirdim.

Vural’ a hayır demek istemiyordum, ben daha çok özür dileklerimin doldurduğu bir panel hayal ettim.
Özür dilerim Vural.
Özür dilerim Vural babama bunu yapamam.
Özür dilerim Vural, ben daha önce hiç ilişki yaşamadım ve bu nasıl olur hiç bilmiyorum.
Özür dilerim Vural, benim daha evvel hiç sevgilim olmadı; ben biri nasıl sevilir, sevgiliyle ne yapılır bilmiyorum.
Özür dilerim Vural, ben ailemden bir şey saklayamam, sonrasında onları üzemem.

Telefonu iki elimle kavramış, ekrana bakarken tam olarak bunları düşünüyordum. Hislerimi ne yazık ki bir kenara itmiş, olasılığı hissederek ilerliyordum. Elimde olsaydı ömrümün geri kalanını çiçek dolu, güneş gören bir bahçede seni severek geçirirdim. Bir bulut ardında sen, ben ve güneşle büyüyen duygularım…

Kapım birden açılıp Alaz gür sesiyle “Oho ooo merhaba hanım efendi.” Diyerek odama girince aklımda tükendi her şey. Telefonu hızla yatağa bırakıp pamuk şekerlerime bir an takılı kaldım. “Ne oldu Alaz?”

İlgisini çeksin istemezdim, keşke onları kaldırsaydım.

“Seni merak ettim, göremiyorum bayadır.” İşten yeni gelmiş, elini yüzünü yıkamadan odama bir nevi dalıvermişti. Çalışma masama yaslanıp kollarını göğsünde bağlayınca gömleğin kolları gerildi. Hoş bir görüntü diyebilirdim, karşımda Vural olsaydı. Alaz ilgimi asla çekmeyen bir adamdı, her anlamda bana öylesine uzaktı ki bizi birbirime bağlı kılan tek şey kan bağımız ve bununla beraber göz rengimizdi.

Alaz’ a bir cevap vermek istemiyordum, ona karşı yalnızca oturuşumu düzeltip mimiklerimi harekete geçirdim.

“Sen bilerek gelmedin Isparta’ ya. Değil mi?” Alaz yine ne saçmalıyordu? Ona burnumdan soluyup yerimde dikleştiğimde bunun beni güçlü göstereceğini düşünüyordum, Şafa olsa böyle yapardı. “Hiç de değil.” Gerçekten böyle bir planım yoktu, bu konuda suçlamayı da hak ettiğimi düşünmüyorum.

Yine de, kuzenim benimle alay eder halde başını salladı ve uzanıp yatağımın üzerindeki pamuk şekerlerden birini aldı. Sözleri neyse de, benim kalbim ilk defa o an kırıldı; onları bana Vural almıştı.
Paketini açtı, ucundan bir miktar kopartıp dudaklarına götürdüğünde göz göze geldik, gülümsedi. “Yemezler.” Yedi.
Pamuk şekerim Alaz’ ın ellerindeydi ve ben ona bir şey söyleyemiyordum, bu konuda kilitlendiğime eminim. “O adam neler istiyordur şimdi senden?” Bir parça daha koparttı, “Yattınız mı?” Benimle bu şekilde konuşmasa olmuyor muydu? “Fotoğraf atıyor musun ona?” Tüm bu sözler dudakları arasından dökülürken o kadar keyifliydi ki, bir hışım “Alaz!” Diye yükseldim. “Yeter, sus. Öyle bir şey olmadı. Şunu söyleyip durma. Bana da öyle bakma.” Kendimi berbat hissediyordum.

Sanki.
Sanki Alaz’ ın karşısında çıplaktım ve bu beni yaralayıcı bir şekilde utandırıyordu. Vural’ ın yanında utandığım gibi değildi ama. Ben, Vural’ ın yanında kendimi güvende hissederken utanmıştım Alaz ise bambaşka bir bulantıydı.

Parmaklarını dudakları arasında temizliyordu. Bir çocuk gibi; yaramaz, uslanmaz ve pis bir çocuktu Alaz.
“Seni uyardım Nazenin.” Dedi nahoş bir sakinlikle. Koca pamuk şekeri avcunda sıkıp yiye yiye yarıya indirmişti neredeyse. “Benimle derdin ne!” Göz bebeklerim sesimle beraber titredi, oysa derdim daha anlaşılır olmaktı.

Doğruldu, gitmesi için ona uzun uzun bakıyordum. Her ne diyecekse, tek cümle sonra onu bir daha görmek istemiyordum. “Ben senin abinim, uyarıyorum. Eniştem duyarsa çok üzülür adam kahrolur. Bir şey yapmadıysanız uzak dur.” Yapmadık zaten. Ve babamın çok üzüleceğini ben de biliyordum. Zaten kendimi bu sebeple birkaç adım geride tutuyordum ama üzerime hep bir manalar yerleştiriliyordu.

Alaz pamuk şeker paketiyle yüzüme güle güle arkasını dönüp odamdan çıkınca peşinden gidip kapımı kilitledim. Üç paketti, birini Alaz yemişti. İki tane kaldı, birini bu akşam yesem yarına bir tane kalacaktı. Elimin tersiyle göz yaşlarımı silip yatağıma ilerledim. Pembe poşet de çok şıkmış, onu bir kenara kaldırıp kullanmayacaktım ama şimdilik içine pamuk şekerlerimi koyup dolabımın içine yerleştirdim. Nemli gözlerimden önümü göremiyordum. Yatağıma uzandım, yavaşça üzerimi örttüm, dudağım büküldüğünde içimde bir şeyler sızlamaya başlamıştı. Kendime sarıldım, gün kararıyordu. Turunculuk perdenin ardından sızıp gözümü almıyordu, ben sadece onu izleyebiliyordum.

Bazı sabahlar ve bazı akşamlar gün böyle şekilleniyordu bu kentte. Bazen de kasfeti içimi dağlıyordu. Bu akşam güne güneşe mana yok, benim yüreğim varlığına sızlıyordu.

Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki; bir ihtiyacın sakinliğini içim çıldırırsacına bulmak istedim. Kendimi hiç bu kadar birine, bir hisse muhtaç hissetmemiştim. Ait olmayı, Vural’ a sarılmayı daha evvel hiç bir akşamın darında istememiştim.

Yattığım yerden kalkıp önce odamda, daha sonra dolabımda Vural’ ın tişörtünü aramaya koyuldum. Bir yerden sonra bulamayınca hareketlerim çabuklaşmış, panik eşliğinde yol almıştı. Tişörtlerimi bir bir karıştırdım, düşmüş olma ihtimaliyle yatağımın altına dahi baktım ama yoktu. Bakılabilecek her yeri iki gözüm iki çeşme, yüreğimde derin bir acıyla aradım durdum. Bir yerden sonra, ki bu öyle bir yerdi ki ben hayatım boyunca bu şekilde ağladığımı hatırlamıyorum ama elimi hıçkırıklarıma bastırmak zorunda kaldım.
Vural’ ın kokusu yoktu çünkü.
Ben aşkından deli olmuş bir divane;
Yeğledim kendimi bunca dermansız derde. Var olduğunu bildiğim bir hisse, kendimi kaptırdım oldum pervane..

Yeniden yatağa uzandığımda kendimle ilgili tüm düzenin bir çift cümleyle nasıl ters düz olduğunu anlamaya çalışıyordum. Biz çözüm bulmaktı derdim fakat sorun şu ki;
Ben Vural’ ı çok seviyorum.
Babam kendimden büyük biriyle birlikte olmamı asla istemiyor.
Ve Alaz bunları biliyor.

Hayatım boyunca babamı kırmaktan çekindiğim kadar hiçbir şeyden çekinmedim belki de. Tüm yaşamım onun güzel gölgesi ve güzide anlayışları içinde büyümek oldu. Bazı idealleri, bazı kuralları ve bazı istekleri vardı benden. Bunlar tabi ki benim iyiliğime yönelikti, babamın tek arzusu daha iyi birey olup topluma karışmamdı. Gerekirse yıllar boyu ülke ülke gezmem, kendimi geliştirmem ve mutlu olmadı. Yani ona göre benim Vural’ a olan duygularım yaşlarımızdan ötürü sapkınlıktı ve ben tüm bunların bilincindeydim.

Zaten tam olarak bu sebeple zordu Vural’ la aramdaki her şey. Ben babama olan sevgimden hep birkaç adım geride duruyordum ama şimdi Alaz’ ın hadsizce kurduğu cümleler içimi yakıyordu. Üstelik farkındayım, ben canım yandıkça daha çok kayıyordum Vural’ a. Ona sarılmak istiyordum, ona sığınmak istiyordum, omzunda ağlamak istiyordum. Oysa bir felaketten kurtulmaya çalışan dengesi karışmış bir kızdım, Alaz’ ın tek yaptığı iğrençlikle üzerime gelmekti.

Annemlerin geldiğini duydum. Kapı kilidini açıp tekrar yatağıma döndüğümde annem içeriye adımladı. “Kızıım.”  Eve girer girmez yanımda almıştı soluğu “Annesinin güzeli, yattın mı? Uyuyacak mısın?” Uyumazdım ama bu gece odamdan çıkmak istemiyordum.

Yatakta sırt üstü dönerek anneme mırıldandım. “Uyuyacağım anne, çok yoruldum.” Odanın ışığı yanmadığı için yaş geçmiş gözlerimi göremiyordu. Beni öpüp “Tamam annem.” Dedi mutlu mesut.
Anneme bir şey sormam gerekiyordu, “Anne.” Dedim hafif kalkar gibi olup. “Firuze Teyze’ nin eşyaları nerede?” En son sabah odamda çıkartmıştım ve evden çıkarken yatağımın üstünde olduklarına eminim.

“Yıkadım annecim ben bugün onları. Siz çıktıktan sonra kurutmaya da attım bir güzel, işe giderken de verdim Firuze Teyze’ ne.” Başımı salladım. Kalbimin kırıkları odaya dağılsaydı eğer, binbir parça olurdu canımın yarısı.

“Hadi yat sen biraz, ben de üzerimi değiştireyim yemek yeriz. Gerçi siz babanla yemişsiniz zaten.” Ben, ben… Anneme başımı salladım, konuya odaklanmakta güçlük çekiyordum. “Ben bir tekrar yapıp uyurum anne. Yemeyeceğim.” Muhtemelen biraz müzik dinlerdim ardından canımın acısı geçer mi bilmem, bir film izlerdim. Yani bir şeyler yapardım muhakkak ama Vural’ ın olduğu gönlü nasıl sakinleştirirdim bilmem.

🧡

O kadar çok ağladım ki gözlerim acıyordu.
O kadar çok ağladım ki; peçetem kalmayınca banyodan tuvalet kağıdı getirdim odama. Göz yaşlarımı en son duraksayan müzikle sildiğimde internetin kesildiğini fark ettim.

Önce yüzümü, daha sonra akan burnumu temizledim, bu konuda kendimi oldukça kırgın ve hüzne boğuk hissediyordum. Yeni hayallerin peşinden koşmam, bir anı onlarca kez tekrar etmezdim. Ben hep, evvelden beri arzularımı tek bir cümlede yaşar, hep bir cümleyle onlara kavuşurdum. Şımarık değildim, en azından öyle olmadığımı düşünüyordum. Ben sadece; kalbim kırık.

Başım ağrıyordu, buna halim yoktu fakat ağa yeniden giriş yapmaya çalıştım. Kablosuza bağlanamıyordum, kaşlarım çatıldı. Tekrar denedim, şifreyi girdim olmadı. Olmayınca anladım ki Alaz, zannediyorum içeriye gitmediğim için internetin şifresini değiştirmişti. Ona bu haddi kimse vermemişti üstelik. Ben şimdi içeriye gitsem onu görecek ve istediğini eline verecektim, bunu yapmayacaktım.

Saat henüz çok erkendi ve ben ağladıktan sonra film izleyemeyi planlamıştım. Bir süre sonra alt katın; yani Vural’ ların internetinin benim odamdan çektiğini fark ettim. Yatağımda ilk defa bu sebeple doğrulmuştum, yüzümü elimle ilk defa bu sebepten silmiştim.

Sonucu için düşünmedim, hızlıca bir esaretten kurtulur gibi ona bir mesaj attım.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Vural bana internet şifreni verir misin

Çok geçmeden mesajı gördü, çok kısa bir an;

Yazıyor…

Gönderen; Vural
Mesaj; JYsd83Teh_83KM

Vural’ a ait herhangi bir şey beni gülümsetebiliyordu işte. Böylesine bir histi yüreğimdeki, bana hiç hesapsız yardım etmişti üstelik ben onun sorusunu cevapsız bırakmışken.

Mesajı kopyalayıp WI-FI ‘ ye bağlandığımda Vural dan bir mesaj daha geldi. Yalnızca bir fotoğraftı. Görseli açtım, fotoğrafta bir film sitesine ait üyelik bilgilerinin ekran görüntüsü vardı ve bilgiler Vural’ a aitti. Vural Gümüşkan, bir alt satırda da şifresi, bu beni biraz daha gülümsetti.
Vural, her ne olursa olsun beni düşünen bir adamdı bunu görebiliyordum. Sanki onca haksızlığa maruz kalmıştı da yine beni aklamıştı.

Konuşmak isterdim, bana bir sual sormasa. Vural’ a kendimi anlatmak isterdim, ardından bir kıyamet kopmayacaksa. Ona ulaşmak isterdim fakat korkum o ki bilmeden daha fazlasını isteyecekti ve benim daha fazlasını verecek halim yoktu. Bu yüzden ona yalnızca ufak bir teşekküde bulundum.

Gönderen; Nazenin
Mesaj; Teşekkür ederim

Mesajımı görmüş ama bir cevap vermemişti. Buna sevineceğimi düşünmezdim ama beni zor durumda bırakmadığı için Vural’ a olan duygularım hoşlukla artmıştı.

Gönderdiği bilgileri kullanarak film sitesine girdim ve kendime güzel bir film seçtim. Bana bu gece için daha ne kadar yardımcı olabilirdi bilmiyorum ama ben, her geçen dakika yüzümde Vural için, Vural sayesinde var olan tebessümü taşıyordum.

Romantik olduğu kadar sakin bir film seçmiştim ama yine de erotik sahneler barındırıyordu. Hatta yer yer gözlerimi ekrandan kaçırdığımı söyleyebilirim, çünkü aklım karışıyordu ve ben, biri tarafından izleniyormuşçasına utanıyordum. Tabi yine de son sahneye kadar filmi izlemeye devam ettim. Sonu hüzünlü bitmedi, hatta etkileyici bir finali vardı.

Siteden çıktığımda saat bire geliyordu, uyumak istemiyordum ama yeni bir film de izlemek pek cazip gelmedi. Belki sandviç yapma oyunu oynayabilirdim, level ilerledikçe hoş bahçeli bir evin tadilatını gerçekleştiriyordum ve oyunda her yer pembeydi.

Oyunun ortasındaydı, kapım aralandı ve Alaz elindeki meyve tabağıyla odama girdi. “Uyumadın mı?” Muhtemelen meyveleri babam soymuştu ve Alaz bunu bahane edip yanıma gelmek istemişti. “Hayır.” Dedim telefonuma dönerken. Oyun oynayacaktım ve hayır, canım meyve yemek istemiyordu.

“Ne yapıyorsun?” Şimdi de hiç bir şey olmamış gibi benimle konuşmaya mı çalışıyordu? “Pamuk şekerlerin bitti mi?” Ona bir cevap vermeyecektim, Vural’ ın aldığını anlasın istemiyordum.
Tabağı masama bırakıp tıpkı bugünki gibi oraya yaslandı, varlığı beni rahatsız ediyordu. “Yattınız mı?” Alaz, kurduğu cümleden daha yoksul bir herifti. Nefret edilesi bir karakteri vardı, hadsizdi. Benim kurmaya dahi dilimin varmayacağı o kelimelerin sahibiydi, “O çocuk seni kullanıyor.” Demesiyle gözlerimi yumdum.

“Ha pardon, adam diyecektim. Yirmi dokuz yaşındaydı değil mi? Benden bile iki yaş büyük.” Oyunun yeni bölümü yükleniyordu, sözlerine aldanıp ona sesimi yükseltmeyecektim çünkü babam duysun istemiyordum ben sadece oyunumu oynayacaktım.

Alaz keyifli güldü bir an “Eniştemi düğünde görecektin, nasıl öfkeli nasıl senden umutluydu. Benim kızım yapmaz benim kızım okuyacak. Ah, bir bilse.” Bir bilse ne? Bir bilse ne ki? Ben bir şey yapmadım. Alaz’ a bakar olup dudaklarım arasında öfkemi savurmak istedim “Aramızda bir şey yok,” Tek yaptığı beni kışkırtmak, vicdanımı sızlatmaktı. Ben bir busenin hesabını kendime veremiyordum. Hoş, hesap da sormuyordum pişman değildim.

“Oradan bakınca salağa mı benziyorum?” Alaz yerinde dikleşip bana doğru adımlamaya başlamıştı, göz kırpınca “Evet.” Dedim tereddütsüz. Nereden bakarsam bakayım Alaz salaktı.
Elini savurdu birden, “Ne diyorsun lan?” Kelimeleri beni ürkürüp geriye savurmuştu ama yine de gözlerimi üzerinden almadım. “Düzgün konuş, elimin tersindesin.” Berbat bir andı, tehdit eden bakışları eşliğinde her an yüzüme inecek eli havadaydı, “Çık odamdan.” Diye bağırdım ona. “DEFOL!” Üzerime eğildi, geri cekildim, tısladı. “Seni hep şımartıyorlar böyle!”

Nefesim hızlanmıştı, Alaz’ a karşı kendimi savunabileceğim bir şey yoktu ama babamın gür sesini duyunca rahatladım “Ne oluyor orada!” Alaz bana baka baka geriledi, gözlerimi üzerinden almadım “ALAZ BENİ RAHATSIZ EDİYOR BABA!” Kendimi avazla ifade ettiğim bir andı, babamdan yardım istiyordum ve garip ki bunu yalnızca ben biliyordum.

Babam odama kadar girmiş, “Alaz.” Dedi uyarıcı bir tonda. Ona kapıyı işaret ettiğinde aynı hizadaydılar “Geç odana.” Alaz bir an babama bakıp söylene söylene odamdan çıktı. “Enişte, meyve yemeyecekmiş neden diye sordum yükseldi hemen.” Yalan söylüyor desem babam sorgulayacaktı ama öyle görünüyor ki o da Alaz’ a inanmamıştı.

Bana meyillenince soluğumu verdim, omuzlarım düştü. “Baba benimle alay ediyor.” Babam bana doğru eğildi, elini yüzüme götürdü saçlarımı öperken “Sabrediyorum.” Dedi hoşnutsuzca “Sabrım tükendiğinde kendine delik arar.” Herhangi bir sözle babamı da arada bırakmak istemezdim, ona sarılıp annemi sordum. Evde yok muydu, yoksa o da gelirdi eminim.
“Firuze Teyze’ ne indi, evde tekmiş. Ali Amcan ve Vural işteymiş sanırım. Bu saate kadar gelmediklerine göre yoğunlar demek ki.” O yoğunlukta bana cevap vermişti Vural…

Babama başımı sallayınca burnuma dokunup gülümsedi “Hadi iyi geceler simberellam, bölme uykunu.” Hoş bir anımızdı, babama el sallayıp kapıyı kapattığı anda gözlerimi tekrar silmeye başladım.

Bir süre sonra telefonum ışıkla titredi.
Gözlerimin yaşını elimin tersiyle sildim.
Saat gece 01.22

Vural’ dan bir mesaj var.

Gönderen; Vural
Mesaj; Sana ihtiyacım olduğunu seni korkutmadan nasıl söyleyebilirim bilmiyorum

Parmağımı mesajın üzerinde kaydırdım. Benim de sana ihtiyacım var, çok ihtiyacım var. Benim sana, senin bana olduğundan daha çok var hemde. Benim sana, sana bir ömür ihtiyacım var. Benim sana; bir ağacın gölgesi, bir fırtınalı günün sıcak evi, bir çölün su kuyusu kadar ihtiyacım var. Benim sana sarılmaya o kadar çok ihtiyacım var ki bunca sorunun ardından özlemine kavuşamayınca canım daha çok yandı.

Onu aradım.

Aramam çok geçmeden yanıtlandı ve ben sesimin buğulu olduğunu “Alo Şafak.” Derken fark ettim.

“Nazenin? Sen ağlıyor musun?” Onu endişelendirmiştim, oysa sadece ne yapmam gerektiği konusunda bir fikir alacaktım. En azından Alaz konusunda eminim ki Şafak’ in bir çözümü vardı. “Lan, sen iyi misin? Birine mi bir şey oldu?” Sesi bile daha iyi hissetmemi sağlıyordu, gözlerimi yumdum ve başımı arkaya yasladım.

Ona yalnızca bir soru soracaktım, ihtiyacım sualden daha derin hissettirdi, sonra göz yaşlarıma sözlerim karıştı. “Ne zaman, geleceksin?”

Burada olsaydı hiç bir derdin yükünü bana taşıtmazdı Şafak. O burada olsaydı, bu gece odalara kapanan ben değil Alaz olurdu ve zannediyorum ki çok geçmeden benim yapamadığımı Şafak yapardı, Alaz’ ı bu evden gönderirdi.

“Kapat lan!” dedi dolu dolu bir öfkeyle. “Kapat şu telefonu, bileti öne alacağım!” Demek ki çoktan alınmış bir bileti vardı, söylemediğine göre de sürpriz bir geliş olacaktı. Telefonu hisli bir gülüşle kapattım, Şafak’ın burada olma ihtimali bile benim için baharın gelişine denkti. Hem özlemimden, hem gücünden.

Çok geçmeden Şafak beni tekrar aradı ve kurduğu ilk cümle “Ne oluyor o kodumun şehrinde?” Oldu. Onun küfürlerine anne ve babam dahi alışmıştı, çoğu zaman fark etmiyordum bile ama bu defa dolu dolu kendini belli ediyordu.

Derin bir nefes aldım, titredim “Alaz’ la tartıştık, bana elimin tersindesin falan dedi.” Oysa bana bugüne kadar kimse vurmadı, ailem sesini dahi yükseltmedi. Çok ağırıma gitti, bugün hayatımın en berbat günüydü diyebilirim çünkü ben ömrüm boyunca böyle bir muameleyle karşı karşıya kalmamıştım.

“Sana, ne? Bir dakika, o sana vururum gibi bir şey mi söyledi?” Şafak bile inanamıyordu, cümleyi kurarken dile gelen ses tonu tamamen afallamıştı. Gözlerimi yumup başımı hüzünle salladım “Hmhm!” Vururdu da, belki babam gelmeseydi vuracaktı.

Ben ne yapardım o zaman? Haykırarak konuşur muydum, yoksa hayatımda Vural bir ihtimal diye susar mıydım?

Biraz düşününce, Vural’ a giderdim dedim kendi kendime. Onu Vural’ a şikayet ederdim, anlatırdım. Madem yokluğunda sızıydı, varlığıyla yaram olsun da bir nedeni olsun bunca kahrın.

“Nazenin! Ağlama ben geliyorum. Sabah sekizde otobüsüm var, öğlen on iki gibi oradayım. Gelince o iti anasının amına geri sokacağım. Yat sen uyu şimdi. Ya da dur, konu Vural mı?” Hızlı hızlı konuşuyor, bir yanda da sokakta bir yere yetişmek ister gibi yürüyordu sanki.

Elimi dudaklarıma örttüm, “Evet, yattık sanıyor.” Canım acıyor, bunu hak etmedim. Kimseye verecek bir hesabım olmamasıyla herkesten korkan halim savaşıyordu.

“Tamamdır, eyvallah. Ben yarın yatırıcam onu imamın- Neyse. Eve gidip valiz hazırlayayım ben, taksiye bineceğim şimdi, sende uyu hadi. Sabah görüşürüz, O piçi bir sikeyim de görsün.” Bu saatte işten çıkmıştı demek ve ben onu öfkelendirmiştim. Olsun, bu konuda kendime kızmıyordum; Şafak öfkelenmeyi seven biriydi, öfkelenmek her daim hoşuna gidiyordu. Bir de sonucu bir öfke patlamasıyla çözebilecekse bu onun için bir nimetti diyebilirim.
Ben, ona güveniyorum. Şartla ne olursa olsun, Şafak’ a herkesten çok güveniyorum. İçim rahatladı, başımı salladım. “Tamam, dikkatli ol. Uyuyacağım şimdi söz.”

☁️

“Nazeniin, annem bugünde mi gitmedin derse?” Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Başım çatlıyor, üzerimde koca bir halsizlik “Hı ı.” Sabah annemler çıkarken onlara bir saat sonra kalkacağımı söylemiştim ama şu an saat on ikiyi geçiyordu.

Elbette annem bunu sorun yapmadı “Vitaminlerin yerlerde kızım. Sen o yüzden kaç gündür sürekli uyuyorsun, odandan çıkmıyorsun demek ki.” Vitaminlerim yerlerde evet, ben Vural’ ı özlüyorum. Uyuyorum Vural, uyanıyorum Vural. Sabah oluyor Vural. Bir de bende bir fotoğrafı var, yüzü görünmüyor dizinin bir kısmı çıkmış, galerimde korkusuzça saklayabildiğim tek fotoğrafı.

“Vural, bu dosyayı da al oğlum, ıslak imza.”
Duyduğum sesi zihnimin bana bir oyunu sandım ama arkadan Vural’ ın sesini duyunca hayal olmadığını fark edip gözlerimi araladım. Vural annemin yanındaydı, kalbim hızlandı.

“Geleyim de sonuçları gösterelim annem.” Vural’ ın adını duyunca gözlerimi araladım ama hem hiç halim yoktu hem de Şafak gelecekti ve bunu annemlere söylememiştim. Mırıldandım, “Anne çok yorgunum, bugün olmaz.” Sesim yankı yapıyordu, aramayı hoparlöre aldığı konusunda anlık bir tedirginliğe kapıldım ama daha sonra annem bana uzaktan “Olmaz öyle kızım.” Diye seslenince emin oldum.

“Anne, istemiyorum.” Vural tahminen bitkin sesimi duyuyordu, kim bilir ne hissetti…

“Anneciiim. Hıh, efendim Vural? Bir saniye kızım.” Vural bir şeyler söylüyordu ama ben duyamıyordum, birkaç saniye sonra annemin sesini tekrar duydum “Hm öyle mii?  Vural, çok sağol.” Benimle değil Vural’ la konuşuyordu ama bu kısa sürdü. “Alo, Nazenin. Vural Abin halledecekmiş o da buradaydı da şimdi öğrendi. Bir arkadaşı doktormuş annecim tamam, ilaçları ben getiririm, tamam. Sen yat dinlen bir güzel.”

Vural…
“Tamam anne, kapatıyorum.”
Hoşnutsuzca veda ettim, keşke ben de orada olsaydım.
Ya da, buraya hiç gelmeseydim. Vural’ ı tanımasaydım eğer, her şey daha kolay mı olurdu?
Buna kolay diyebilir miydim?
Bu kadar acımasız olabilir miydim? Değildim, olamazdım da; zira muhtemelen aklım ve fikrimin arasında kalan o ince çizgi kalbim, benimle serap oyunu oynuyordu.

Yataktan çıkıp banyoya gittim, üzerimi değiştirdim, biraz dışarıya izledim derken dış kapıya güçlü bir el birkaç defa vurdu.
Ağır, hoş, kendinden emin tok bir sesti. Her birinin arasında iki saniye kadar bekleme süresi vardı. Bu ses, beni olduğumdam çok daha hızlı adımlarla kapıya ulaştırdı.
Kapıyı hızlıca açtım, onu gördüğümde ceketini parmağına takmış omzumdan sarkıtıyordu. Elinde bir çiçek, dudağında bir şarkı mırıltısı, kaşları benimki kadar çatık. Yavaşça kapıya yaslandı diyemem, doğrusu “Mezarda bile vaar çiçeek.” derken bedenini kapıya bıraktı.
“Beni neden sevmediii?” Beni izliyordu, duraksadı. “Selam.” Görmeyeli saçları biraz uzamış, siyah giyinmiş. Bir elimi bel oyuntuma yerleştirdim, onu taklit etmek istemezdim ama başım bir yana düştü “Selam.”

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 9

Sen ne alak got herif

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 7

Ayn Vural abicigi

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 143

Gerçekten çıldırmalık

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

İstersen onu vural'a söyleyecektin ki bak bakayım yaşayabiliyor muydun o evde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 153

Gelişine yardır askim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Abi patlıyorum.sinirden biri alsın şu caocugu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Ya bı siktir git surdan Ben fıttırıyorum nazenin nasıl dayanıyor ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 130

Oyyyy aşk bahçem ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Uyuz oluyorum şuna ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 94

Yerim lan

Yorum için giriş yap