← Meftun

Meftun

Bölüm 2 ☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️


Dün olanlardan sonra düşünmekten bir türlü uyuyamamıştım, uyuduğumda ise rüyalarımı kabusa çeviren tanıdık anlar beni sanki feveran eden bir kuyuya hapsetmişti. Kabuslarımın yaşadığım ille, özlemle ya da uyuduğum yerle bir ilgisinin olmadığını dün gece saat 03:40 sularında kabul etmiştim.

Şafak, onunla bu konuyu daha net konuşamamıştık ama hatırladığım kadarıyla sözlerinde ufak da olsa haklılık payı olabilirdi.

O da belki,

Farklı boyutlarda olan rüya kapanlarımı işte tam olarak bu sebeple, bu sabah itibariyle duvarlarımdan çıkartmış ve büyük bir poşete koymuştum. Onları annemin emlak ofisine giderken yolumun hemen üzerinde olan çöp konteynırının kenarına bırakacaktım.

Açıkçası zaten tarzımı pek yansıtmayan ama bir inanca ihtimal yükleyip aldığım yuvarlak, süslü halkalardı. Meğer kabuslarımın rüya kapanına mahkum olmasını düşünmek başlı başına bir hayatmış. Ne yapacağımı bilememekle birlikte artık bunun iyi bir fikir olmadığını da kabullenmiştim. Rüyalarım, beni uzun süredir gecenin bir saatinde esir alan fakat neyse ki sonrasında kendini unutturan türdeydi. Unuttuğumdan, hatırlasam dahi korkmadığımdan bunu şu anki zaman diliminde pek problem etmiyordum.

Zaman dilimi demişken bileğimdeki saate göre saat öyleden sonra bire geliyordu. Bu sabah da erkenden uyanıp camın önünde taptaze havayla yogamı yapmış, güzel bir kahvaltının ardından biraz alışveriş için dışarıya çıkmıştım. Bu şehirde yeni olmam sebebiyle daha fazla gezmek için cadde boyu uzun uzun yürümek istiyordum ama ne yazık ki bir alışveriş merkezine gitmek durumundaydım. Tabi bunun için önce anneme uğrayıp hem bir kahvesini içecek hem de ondan bir miktar harçlık alacaktım.

Yersiz bir varsayımın içindeydim, dün olanlar hayatımın o kadar aksi yönüydü ki anları şaşkınlıkla hatırlayan yanım sakin tarafıma darbeler indiriyordu. Akşam Vural’ dan sonra bir telefonla o gidişin ardından olan bitenin haberdarı olmuştuk. Söylemlere göre annem bir şey söylemeyince gelen misafirler de Vural’ a karşı gelememiş, sen kimsin diyememişler. Ama o sen kimsin diyemedikleri adamla sözünü ettiği gibi şehir dışına kadar gitmişler.
Doğrusu, öyle alenen bir ailede yetişmemiştim insanların bunu bile bile gösterdikleri cüretkar davranışlar kutlanmaya değerdi, yoksa kim babamın karşısına böyle bir teklifle çıkabilirdi ki?

Dünden beri garipti, Vural’ ın bizim için böyle bir adım atması; özellikle aracın tekerleklerini çakıyla kesmesi hayli garipti. Babam eve geldiğinde ondan dinlemiştim ve dinlerken dahi biliyordum ki bu olay beni kendime saatlerce esir edecekti. Bir tesadüf değildi, en azından hislerim o yöne akmıyordu. Vural dün bir sebeple o aracın tekerlerini patlatmıştı.

Hem de sakin duruşunun aksine.

Tüm bunları olağan bir varsayımı silmek üzere elimdeki rüya kapanlarını konteynıra bırakırken düşünüyordum. Onların yerine duvarıma daha güzel, daha canlı süsler asabilirdim. Tarafımca hasır veya kumaş iplerin diş kamaştırmak ile tozlanmak gibi bir sorunları vardı.

Yaklaşık yarım saatin sonunda ofise gelmek üzereydim. Hava yol boyu, git gide iyice kararmış, gökyüzü ise açık griye kısa sürede bulanmıştı. Belli ki yağmur yağacaktı, renkleri alacaya dönen bulutlar buna o kadar müsait duruyordu ki fikrimde bir eminlik hissettim. Su taneciklerinin zemine düşecek olması beni mütemadiyen mutlu ediyordu. Düşünüyorum da; kışın gergin yüzü kendini belli ederken yağmurun naif soğuğu saçlarımı okşayıp boynuma dolacaktı, bu yaşayacağım en iyi anların yalnızca biriydi.

Üç beş basamağı çıktım, ağır kapıyı ittirip içeriye girdiğimde ortalarda kimse yoktu. Annemin masası hemen ileride sağ tarafta, masanın önünde dosyalar ve bilgisayar açık haldeydi. Koltuklara doğru yavaşça ilerlemeye başladığım vakit ardımda kalan kapının tekrar açılmasıyla yönümü değiştirmiştim. Vural, hemen ardımdan gelmiş “Nazenin” Derken birkaç parmağıyla kapıyı kapatıyordu. Onun bu halini gören kapıyı hafif sanırdı, oysa ben az evvel hayli zorlanmıştım.

Üzerinde dünün benzeri bir takım vardı ve elinde birkaç adet a dört kağıdı tutuyordu “Merhaba.” Dudakları hafif gerildi; beni gördüğüne biraz şaşırmışa benziyordu, tıpkı onu burada gördüğüne ani hisler dolduran ben gibi.

Burada ne yaptığını bilmiyorum ama merakım bir saat gibi işlemeye tam da bu saniyelerde başlamıştı. Onu ufak bir tebessüm ve yüksek çıkamayan sesimle selamladım “Merhaba.” Bana doğru ağır birkaç adım atmıştı bile, ifadesine bakacak olursak gizlemek istemediği bir mutluluğu da vardı.

“Hoş geldin.” Nedendir bilmem, belki de daha evvel hiç konuşmadığımızdandır benimle normal insanlar gibi iletişimde bulunması güzel hissettirmişti.

Bugün dünün aksine varlığı ellerimi birbirine kavuşturmama ve kollarımı ne yapacağımı bilemediğim bir heyecanla birbirine dolamama sebep oldu. İşte tüm gece bunları düşünmüştüm, varlığını ve tarafıma alenen sürdürdüğü etkileri. Düne ait en ufak bir detay gece dağ olup önüme serilmişti, zihnimi bu konuda kesinlikle durduramıyordum.

“Nazenin?” Annemin aramıza katılışıyla göz temasımız kısa sürdü. “A a tatlım hoş geldin, mutfaktaydım.” Burada o tarafta bir mutfağın olduğunu bilmeyecek kadar yeniydim, ofisin önünden yalnızca bir defa geçmiştim.

“Geleceğini söylememiştin ne güzel bir sürpriz.” Kime daha çok sürpriz oldu bilmiyorum Vural’ ı burada görmeyi beklemiyordum. Başımı utanan bir çocuk misali eğer gibi olurken sessizliğimi sürdürüp tamamen anneme yöneldim. Vural var diye sanki her kelimeyi on defa düşünüp öyle konuşmam gerekiyordu, ondan da sanki saçmalayacaktım. Bu sebepten susmak bana daha kıvamlı hissettiriyordu.

Annemin elinde bir kupa, benden aldığı keyifli gözleri hemen arkamda kalan Vural’ a ilişti “Gel Vural, çektirdin mi?” Ardından yeniden bana döndü. “Fotokopi makinası arıza yapmış da fotokopi gerekti tatlım, otursanıza.” Onu anlıyordum, tüm bu anlarda masanın üzerini toparlamaya çalışması da ayrı izlenilesiydi.

Vural masanın solundaki koltuğa, ben ise sağına oturdum. Annem kendi düzenini oluşturmuş, döner sandalyesini kendine çekiyordu. “Vural’ la bazen ortak çalışıyoruz, Ali Amca’ n müteahit olunca bazı evlerin satışı orta-” Onun sözünü bölen masada titreyen telefonu olmuştu, “Bir saniye.” Benim için problem değildi, hale bakarsak Vural’ da bu duruma alışıktı. Dürüst olmak gerekiyorsa takıldığım tek yer annemle Vural’ ın yer yer ortak çalışıyor olmalarıydı, aralarındaki samimiyeti artık daha iyi anlıyordum ve ortak bir paydada buluşmaları ayrıca hoşuma gitmişti.

Vural’ ın hareketlenmesiyle kaçamak bakışlarım halini kovaladı. Bir bacağını ötekinin dizine atmış, benim aksime sakin ifadesini yüzüme çevirmişti. Nasıl oluyordu da bana bu şekilde bakabiliyordu? Hayır hayır rahatsız olduğumdan değil sadece çekinmeyişi beni şaşırtıyordu.

“Evet hayatım, burada evet evet geldi.” Annemin keyifli sesiyle anladım ki arayan babamdı. O bu sabah kahvaltıda yoktu, yazlık pragman için erkenden kalkıp okula gitmiş ve akşama kadar da orada olacaktı.

Annem konuşmasını sürdürürken kendimi bir başıma hissediyordum. Arkama yaslandım, kollarımı birbirine sardım, çözdüm, parmaklarımı tek tek çıtlattım, gerildim, bacaklarıma kadar gerildim. Tüm bunları dikkat çekmemek için yavaşça yaptım fakat göze battığım konusunda fazla emindim. Özellikle Vural’ ın sessizliği beni ağacın arkasına gizlenmiş bir file benzetiyordu, oysa bana bakıp iyice utanmamı sağlamasa zaman kolay geçerdi.

Sonunla onunla göz göze gelmiştik bana gülümseyerek babama “Görüşürüz.” Diyordu, telefonu kapattı. “Baban seni soruyor Nazenin, aramış ama duymadın sanırım hava yağmurlu şemsiye alsaydı dedi. Almadın mı kızım?” Doğrusu yağacağını tahmin etsem de şemsiyeyi kendi isteğimle almamıştım, muhtemelen bir taksi çağırır ve bunu birkaç yağmur tanesiyle sorunsuz hallederdim.

Karşımda o varken bu ne kadar sağlam olurdu bilemiyorum ama rahat olma isteğiyle arkama yaslandım. “Gerek duymadım anne, taksiyle giderim dedim.” Kahveyi daha sonra içsek de olurdu, belki akşam yemeğinden sonra babam da bize katılırdı.

Neyse ki annem “Nazenin sen alışverişe gideceksin ya kızım,” derken çantasına uzanmış ve yeşil bir tüp çıkartmıştı, “Bana bundan alır mısın?” Her zaman kullandığı kremiydi, ellerine çok iyi geldiğini biliyordum “Tabi.” İncelen sesim eşliğinde kreme uzandım, aynı zamanda fotoğrafını çekmek için telefonumu çantamdan çıkartıyordum “Anne bana bir taksi çağırır mısın?” Kremin fotoğrafını çektiğimde açı Vural’ ın takımına kadar erişmiş, dizinin bir kısmını da içine almıştı, telefonumu kapatıp çantama bıraktım.

“Bir de biraz para.” Dudaklarımı ıslattım, onu biraz da dişlerimin arasında ezdim. Anneme başını sallayıp telefona uzandığı vakit çekmecedeki cüzdanından aldığı kartını bana uzatıyor, bunu yaparken de hiçbir şey yokmuş gibi taksiciye adres tarifi yapıyordu.

Arama sonlandı, “Şifreyi biliyorsun, taksi gelene kadar bir kahve içer miyiz?” Ben aslında kararsızdım ama annem bakışlarını benden alıp Vural’ a dönünce çaresiz bir kabullenmişlik hissettim, “Vural?”

“Hiç zahmet etme Yasemin Abla, ben şirkete geçeceğim zaten.” Ses tonuna kadar tam bir bey efendiydi. Duruşu, bakışı, oturuşu, elini kolunu bir yerlere koyuşu dikkatimi ısrarla üzerine çekiyordu. Ona dalmamak için hayli çaba sarf etmeliydim, silkelenir gibi olup anneme yöneldim “Aslında ben de kalkacağım anne, taksi gelir zaten hiç uğraşma.” Kahvem yarım kalacaktı şoförü de bekletmek istemezdim “Öyleyse başka zaman içeriz yine gelirsiniz. Vural zaten hemen hemen her gün uğruyor yanıma illa bir işimiz oluyor.”

Annem o kadar keyifliydi ki sanki Vural bir bakıma onun da oğluydu, bu hevesli halini sessizlikle izleyip kaşlarımı öyle mi der gibi kaldırdım. “Yasemin Abla şu Foça’ da ki evlere gitmemiz gerekiyor, yarın sabah uygun mu sana? Ben daha sonra pek ilgilenemem yeni proje araya giriyor.”

Annem bir an duraksayıp “Tabi,” dedi “Tamam Vural yarın gider bakarız ben de bir bilgi sahibi olayım. Fotoğrafları Cengiz mi gönderecek?” İşleriyle ilgili pek fikrim yoktu. Kendimi bildim bileli bu konulara bir merağım olmadığından annemi sorgulamıyordum ama daima babamın yakasındaydım. Ona sürekli öğrencilerini soruyor, aralarının nasıl olduğunu öğrenirken kopya çeken komik hallerini de keyifle dinliyordum.

Vural hafif öksürdü, “Onu hallederiz abla sen evi bir gör de, sekiz gibi çıksak?” Annem tekrar başını sallayıp kalın kabuklu not defterini açtı, “Evden geçeriz o zaman sonra açarım ben burayı.” Ben de muhtemelen evde olurdum, yeni geldiğim için sıkılmıyordum sıkılacağım vakit de umuyorum ki derslerim başlardı.

“Akşama doğru Karşıyaka’ da ki apartmanlardan birini müşteriye göstereceğim.” Pekala, belli ki Vural ve babası Ali Amca’ nın müteahhitliğini yaptığı evlerin satışını annem yapıyordu buraya kadar her şeyi anlamıştım. Dikkatle onları dinlerken asıl amacım konuyla alakalı biraz daha bilgi sahibi olmaktı.

Vural annemi onayladı, “Konuştuğumuz gibi kendinden komisyon bırakma Yasemin Abla oranın müşterisi belli zaten.” Demek ki daha evvel böyle bir şeyle karşı karşıya kalmışlardı yoksa Vural bunu söylerken neden bu kadar ciddi görünsün?

“Yok yok tamam Vural o bir kere olur.”

Taksi birazdan gelirdi çıkmadan bir su içmek için ayaklanır gibi olduğumda annemin “Nereye tatlım?” Deyişine döndüm. “Su içeceğim.”

“Dur tatlım sebil de sorunlu, ben getireyim üzerini ıslatırsın.” Annem kalkınca ben mecburen oturmak durumunda kalmıştım, mutafa ilerleyişini izledim. “Nazenin yağmur da başlamış kızım ıslanma bak gittiğin yerde.” Kim bilir belki dönerken yağmur altında biraz yürürdüm bu yüzden anneme bir cevap vermek istemedim.

Baş başa kalmak benim için fazla heyecanlı bir andı, hem baş başa, hem suskun süren vaktimiz bakışlarımı Vural’ dan kaçırmaktan yana ilerliyordu. Tüm bunların yanında kendimi hoş hissettiğimi de inkar edemezdim; bakamadığım yerde gönlüm heyecanlı dönme dolaplar gibiydi. Dönüp duran vagonlar güneşte sarıya çalan, böyle buğulu havalarda ise buğdayın koyu turuncusuna andıran saç tellerime iç titreten bir dokunuş bırakıyordu.

Taksinin kapının önüne yanaşmasıyla o tarafa döndüm, sandığım gibi kahve içebilecek kadar vaktimiz olmayacakmış. Vural benim aksime oturduğu yerden kalkıp kapıya yönelince ardından ayaklandım, sanıyorum ki beklemesini söyleyecekti, hemen suyumu içip çıkardım ama gözüm haline takıldı. Çıktığı sırada kapıyı çekip kapattı ve elini hafif kaldırdı, “Devam et.” Taksi benim için gelmemiş miydi? Şimdi ona neden gitmesini söylüyordu?

Taksici araçtan inip ellerini birleştirdiğinde olanları izleye izleye mutfağa doğru bir iki adım attım. “Abim ama geldik o kadar.” Durum onu kızdırmışa benzese de bunu yalnızca sitemle belli ediyordu. E haksız da sayılmazdı. Vural cebinden çıkarttığı parayı şoföre uzattı, o sırada ne dediğini duyamamıştım ama sözleri her neyse adamın yeniden taksiye binmesini sağlamıştı.

“Al kızım.” Annemle mutfak kapısında birleştik, elindeki suyu bana uzatıyordu birkaç yudum aldım. “Ne güzel olmuşsun, bu geçen yaz birlikte aldığımız bandana dimi?” Bir yandan elimi saçımda dolaştırıyor bir yandan beni izliyordu. Gülüşü yüzünde iyice yayıldığı vakit iç çekip mırıldandı “Nazenin, gözlerine pek bir yakışmış kızım. Yeşil iyice belli etmiş kendini.” Evet öyleydi, en çok da bilhassa bu sebeple saçlarıma yeşil bandana takmayı, ya da yeşil giyinmeyi seviyordum. Babam da annem kadar dile getiriyordu bunu, gözlerim daha bir yeşil oluyormuş sanki.

Annem elimdeki boş bardağı almıştı, ona bir teşekkürle gülümseyip Vural’ a döndüm. “O taksi bana gelmemiş miydi?” Taksi yeni gitmiş, kendisi kapıyı kapatıyordu. “Aa taksiyi mi yolladın Vural?”

Vural benden ziyade annemin sesiyle ona dönerken kaşlarını bir an af diler gibi çattı. “Ben bırakırım yolumun üstü, yani eğer isterseniz.” Eli arkaya gitti, “Sorun olursa çağırayım?” Kendinden o kadar emindi ki bu mahcup olmaya çalışan hali annemi bilmem ama beni pek de ikna etmemişti. Annem henüz bir şey dememişken omuzlarımı “Yani.” Diye kaldırıp ona bilinmezlikle baktım. “Madem yolunun üstü.” Bana fark etmezdi, ayrıca söz ettiğinin aksine bir sorun da olmazdı.

“Evet Vural’ ın şirketi de oradaydı, sağ ol Vural.” En azından yalan söylemiyordu, sadece bunu taksi gelmeden önce de söyleyebilir, ya da benim için taksiciye bir ücret vermeyebilirdi.

Onu bekletmek istemiyordum. Masanın üzerinden çantamı aldım, annemi öptükten sonra kapıya ilerlediğimde Vural ve annem işle ilgili birkaç cümle kurmuş yarın için ise sözleşmişlerdi. Vural geçmem için kapıyı açarak anneme başını eğdiğinde yanından geçip çıktım. “Görüşürüz Yasemin Abla.” Yağmur yağmış ve dinmiş, ufak su birikintileri asfaltta yer edinmişti. Ufak göller, yanlarına gidip yansımaya baksam başka bir dünyaya geçeceğim göller.

Merdivenlerden inerken az ileride siyah klasik araba dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Kapının kapanmasıyla omzumun üzerinden ona döndüm. Ne tarafa gideceğimiz konusunda fikirsizdim çünkü görünürde o klasikten başka araçlar da mevcuttu. İlerledi, “Gel hadi.” bir an keyifli sesiyle beni yönlendirdiği yere baktım. O klasik araba, tam olarak bahsettiği, ya da bahsetmek istediği şey buydu “Vaz geçersen taksiyi çağırabilirim.” Sesi tavrına göre daha ciddi çıkıyordu, arabasına binmeyeceğimi mi düşünüyordu?

Ne haddime?

Düşüncesinin aksine şaşkınlıkla gülümseyip araca doğru birkaç adım attım, “Bu gölge senin mi?” Ona birden gölge demiştim çünkü gün ışığında dahi bana bunu anımsatmıştı. O kadar ihtimal vermemiştim ki hayranlığa bütünleşen sesime mani olamıyordum. “Çok güzel duruyor.”

İnanılır değil; çok güzel bir siyahtı. Kaput dahi parlıyor, yağmur damlaları sanki yeni cila atılmış gibi üzerinden bir bir süzülüyordu.
Yürürken ne ara onu geçtiğimi farkında değildim, bir anlığıma duraksamış olmalı. Arkamı döner gibi oldum, yanıma ilerliyordu “İçinde kasetler de var mı?” Bu onu gülümsetmişti, dudağının kenarında kendini belli eden çizgiler yaşından ziyade ona hastı ve gayet hoş duruyorlardı.

“Maalesef, sever misin?” Doğruyu söylemek gerekirse.. Gözlerimi kıstım, “Yani, aslında pek değil sadece görüntüsü…” Dediğim gibi eskiler içimi dağlıyordu, onu bilmem de ben daha çok günümüz insanıydım. Tekrar araca dönmüştüm, tabi ona araç demek ne kadar doğruydu bilmiyorum. Daha çok eski anılar, eski zaman ve eski insanlar gibiydi. Hatta tam anlamıyla yaşayan tarihti, araç demek bir an saygısızca hissettirdi. “Tarihte nasıl geçiyor?”

Eskileri severdim ama isim konusunda, özellikle de araba markaları konusunda hayli kötüydüm. “64 model chavrolet impala.” İlk defa bir klasiği bu kadar yakından görüyordum. Üstelik birazdan onunla kısa bir yolculuk yapacaktım. Bu kesinlikle hayatımın en ama en güzel anlarından biri olabilirdi, Şafak klasiği pek sevmez ama eve gidince ona bu anı anlatmalıydım.

Yanına geldiğimizde kapısına nasıl dokunmam gerektiğini bile bilmezken Vural’ ın davranışlarına göre hareket etmek oldukça keyifliydi. Kaçamak sayılmayan ama bir o kadar da özgür olmayan gözlerim bunun üzerinde yalpalıyordu.

Arabaya bindiğimizde bahsettiği gibi içeride kasetler yoktu ama sadece kaset değil arabada hiçbir şey yoktu. Sanki jelatini az evvel sökülmüş, araca ilk defa biz oturmuştuk. Deri koltuklarına kadar her şey milimetrik hesapla muazzam duruyordu. Şaşkın bakışlarımı fark etmiş olacak dudağının kenarı yeniden hafifçe kıvrıldı, “İlk defa mı?” Elbette, derin bir nefes alıp “Yollarda görüyordum sadece.” Deyiverdim. Çok da güzel kokuyordu, araba gibi değil de daha çok; Vural gibi.

Aracı sessizlikle çalıştırdı ama mimikleri ve bıyık altı gülüşü onun aksine konuşuyordu. Araç çalışırken çıkan gür ses ise daha bir hayretle “Şaşırdım, beklemiyordum.” dedeme sebep oldu, “Düğünde de otoparkta böyle bir araba görmemiştim.” Haylazca ona döndüm, eli kontakta bana bakıyordu.

“İmpalayı o kalabalığa sokmam, zaten garajdan nadir çıkartıyorum sana denk geldi.” Öyle mi? Kendimi bu denk geliş an için şanslı hissedecek kadar sevindim. Belli ki onun için fazla değerliydi, bir an onu bugün çıkartmasının sebebini merak etsem de ona bu soruyu soracak kadar yakın olmadığımızı hatırladım
.
İnsanlara canımızın istediği her soruyu öylece soramazdık, değil mi?

Hevesli gözlerle etrafı inceliyordum. Sanki doksanların da gerisindeydik ve sadece dışarısı bunun aksiydi. Güzel bir andı, bana fazla anlamlı hissettiriyordu, dün baloyu düşündüğüm bir düğün bugün doksanlardan kalma bu araba… Her şey o kadar şahane ilerliyordu ki bu dar sayılan alanda Vural’ la baş başa kaldığımızı bir anlığına da unutmuş, vakit bana kendini inceleme anı bırakmıştı. Fakat bu yalnızca birkaç saniye sürmüştü, ardından ne olduğunu yüzümdeki hadsiz koca gülüşle farkına varıp toparlandım.

Boğazımı temizler gibi olup başımı onun yönünde akan yola çevirdiğimde daha sakindim. “Bir adı var mı? Yoksa sadece araba mı diyorsun?” Şahsen ben kendi kendime konuşurken rahatsız oluyordum da, bu klasiğin bir ismi olmalıydı bence.

Başını ağır ağır salladı, sağ avcu direksiyonu kavramış ve başı bana döner gibi olmuştu ama bunu yapmadı. “Teneke.”

Kaşlarımı çattım, gözlerim aksi gibi afalladı. Kendimi deri koltukta ona tamamen yönelmeden alamadım. “Anlamadım, adı teneke mi dedin?” Gerçekten böyle eşsiz bir arabaya teneke mi diyordu? Başını sallayıp beni onaylayınca yanılmadığımı anladım, ne garip adamdı; insan bu arabaya hurda bozgunu gibi teneke der miydi?

Teneke, beni kendi halimde küskün bir çocuk gibi kollarını birbirine bağlayıp uzun sayılabilecek bir süre susturmuştu. Bu süre boyu hem arabanın içini incelemiş hem de şehri izlemiştim. Sahile yakındık, insanlar yol boyu yağmur var demeden yürüyorlardı, belli ki havanın kapalı olması bazı insanları benim gibi durdurmuyordu. Dönerken ellerimde ağır poşetler yoksa eğer ben de uzun uzun yürüyecektim, hatta bunun için şimdiden sabırsızlanıyordum.

“Eve nasıl döneceğini biliyor musun?” Sorusuna karşılık bu defa sessizce gülümser gibi oldum. “Günümüzde böyle bir sorun var mı ki?” Bu problem hiçbir zaman aklımın ucundan bile geçmemişti, şimdi Vural gibi adamdan duymak da garipti tabi ama hala sorusunu savunup havalanan kaşıyla “Belki adresi unutursun?” Deyince bir an düşünür gibi oldum. Sanki mümkün olmayan her yolu deniyordu, denerken de bu fikre mümkünmüş gibi inanıyordu.

Uzunca soludum, “Unutursam.” Ona dönmüştüm, Unutursam ne yapabilirdim ki? Dudaklarım biçare bükülü verdi “Babamı ya da annemi ararım.” Benim aksime görüş alanında şeritlerin kesik çizgileri vardı. Sözlerim hoşuna gitmiş olacak, kaşlarını beni onaylar halde kaldırdı, keyifle “Güzel fikir.” öyle bir gülümsemişti ki bunun bir inkarı olamazdı.

Nihayet arabanın yavaşlayarak durmasıyla bana döndü. Geldiğimizi görebiliyordum, buraya daha evvel hiç gelmemiştim ama Avm’ nin adı kocaman harflerle üzerinde yazıyordu, insanlar yoğunlukla burada ya da etraftaki kafelerdeydi.

“Zahmet ettin” Beni bırakmayı kendi istemişti, bu konuyla ilgili ağzımı açmamıştım ama yine de ona karşı mahcup hissetmiştim. Kendimi ne ona bakacak kadar cesur ne de yüzüne bakmadan inecek kadar kaba hissediyordum. Duygularımı keşfedemediğim bir andı, başımı kaldırıp gözlerimi yüzünde alenen gezdirdim, “Teşekkür ederim.” Bunu yaparken dudaklarım hafif kıpırdamış, yerini belli eden tebessümüm bakışlarıyla birleşmişti.

Tam olarak bu noktada başını eğer gibi olup “Dikkatli ol.” Demesi benim içim bir kaçıştı. Sohbetin burada bittiğini varsaydım, ortak alanımızdan ayrılırken ne yöne döneceğini şaşıran gözlerim de kalbimin en güzel yankısı oldu.

☁️

instagram; kullenmishikayeler

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 40

Ay ay ayy

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 63

Benc Vural da ekle listeye

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 63

Vural seni ararım demesini bekledi bence hahaha

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 9

Vural bu hareketine düştük kardeşim

Candygirl 1 Kitap Tutkunu

Sizin naif aşkınızı ben yirim yirim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 63

Çok istersen seni ararız aslan parçası

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 40

Vural ekmeğinde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Bişey istiyordur belki senden‍↕️

Yorum için giriş yap