← Meftun

Meftun

Bölüm 7☁️

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

☁️

Seninle hadsiz yollara giremem,
Seni mübah yollarda bulamam.
Ben yürürüm, adımlarım sele kavuşur; oysa zaman, inci tanelerini andıran minik su damlalarınındır.

Alnıma sızan su damlaları, beni rüyamda şiddetle yağan yağmur damlalarına eşit kılmıştı. Gök gürültüsünün ardından duyulan şiddetli ses yağmura ait değildi.

O, karanlığın ta kendisiydi.

Ben bir karanlıkla bu aydınlığa uyanmıştım. Sabahın camıma güneş vuran saatlerinde yeni bir korku; öyle ki beni yatağa hareketsiz mahkum etmişti.

Bu canhıraş halim bir yana, kabuslar arasında vakit kaybetmeden telefonuma uzanıp Vural’ dan bir haber gelip gelmediğini kontrol ettim. Son dokuz gündür bunu yapıyordum; uykularım daima bölünüyor, adı geçen oturmalara katılmayı canla başla bekliyor, göreceğim bir duruma saatlerce kapılmak istiyordum ama ona ulaşmadığım gibi Vural’ da bana hiç ulaşmıyordu.
O, yoktu ve bu yokluk; zaten azınlıkta hoş olan düşlerimin de bir kalemle silinmesi gibiydi.

Seni bir günün sakinliğinde bulmadım, ama seni kaybettiğimde bir sabahın ansızlığıydı.

Daimi hareketlerimle Vural’ a ait bir iz peşindeydim bunu kabul edeli günler olmuştu ama sürekli tökezliyordum.
Vural’ ın anne ve babasıyla sadece bir akşam oturmasında denk gelmiştim, daha sonra yoğunluktan iki aile de bir araya gelememişti. Yine de daimi saatlerimde, müsait vakitlerimde sürekli ekranım Vural diye açılmış; düşlerim onun hayaliyle kendini süslemişti.

Ben o patikadan hiç ayrılmadım.

Odamın kapısı yavaşça açıldığı vakit Alaz’ ın başını görebiliyordum. Üstüm başım ter içinde, alnımdaki damlalar saç diplerime akar halde, saçlarım nemli; beni böyle görsün istemezdim. Beni böyle kimse görsün istemezdim.

İçeriye girmiyordu, yalnızca kulpu tutup kapıyı biraz daha araladı “Günaydın, hazırlanacak mısın?” Aramızdaki mesafenin birkaç adım fazla olması umuyorum ki görüş alanını kısıtlıyordur. Aksi halde, ev beni terletecek kadar sıcak değildi ve bunun belli olmasını istemezdim.

Gözlerimi yumdum, “Bugün derse gitmeyeceğim.”

“İkinci günden kaytarıyor musun?” Bana neden şaşkın bir sesle cevap vermişti bilmiyorum ama hayır, sadece rüyanın etkisinden kurtulamamıştım ve bunun için hala çabalıyordum.

“Bak, eğer okula benimle gitmek istemiyorsan söyleyebilirsin.” Alaz’ dan hoşlanmıyordum ama sessiz geçen yolculuğu dert edecek kadar değil. O gün yemekte konuşulan konunun devamı gelmedi diye belki, onu içimde belli bir yere oturtmuştum ama henüz bir ad bulamamıştım. Konu Alaz değil, konu bendim.

Ben Vural’ ı o günden sonra arayamıyordum, özlüyordum ve sanki o özlem rüyalarımı sarsıyordu.

Belki de Alaz bunu görebildiği için konuyu bir daha açmadı. Kim bilir belki de korktuğumu anlamıştı ama beni zaten yeterinde endişe duyacağım bir konuyla yüz göz etmişti.

Oysa ben duygularımı sadece himayeye almıştım.

Yorgunca kapanan göz kapaklarımı açmaya çabaladım fakat bh mümkün olmadı. Ellerimi yüzüme örterken sadece fikirlerimin beni haksız çıkartmasını istiyordum. Zaten bu yüzden “Kapıyı kapat,” diyen sesim bıkkınlık taşıyordu.

“Güne puanım sıfır. Sessiz yolculuk pek hoş olmuyor,” Alay ediyordu, aramızda tek kelime konuşulmuyordu. Alaz’ a olan tepkim hiç değişmedi ama o, bu konuda konuşmayı kendine oyun biliyor.

Benden bir yanıt alamayınca çıkmış olmalı. Kapı kapanma sesinin ardından elimi bağrıma götürdüğümde ıslaklık avcuma bulaştı. Ekim ayında, havalar soğumaya başlamışken biliyorum ki normal değildi; ben sadece kabusumdan dakikalarca sıyrılamamıştım. Ve bir rüyadan uyanmaya çalışmak bence bu hayatta yaşanabilecek en ürkütücü olaylardan biriydi, neyse ki ben rüyalarımı pek hatırlamazdım.

Henüz birkaç saniye geçmişti kapı tekrar açılıp annem sessiz, sakin bir tonda “Nazenin, dersin yok mu kızım?” Deyince terimi nereye sileceğimi bilemedim. Bu konuda pek becerikli olduğumu söyleyemezdim ama sanırım pijamamı boynuma doğru çekiştirmek en doğdu karardı “Anne, tüm gece uyuyamadım biraz uyumak istiyorum.”

Annem işi için hazırlanmış, kırmızı ceketi üzerine boynuna mavi fularını takmıştı. Yavaşça yanıma oturdu “İyi misin anneciğim?” Onu endişelendirmek istemezdim ama sanırım pek iyi görünmüyordum. Yine de bunun bir problem olmadığını sergilemeye çalıştım. “İyiyim anne. Daha ilk günler belki de ders yapılmaz.” Hocaya göre değişen bir durumdu ama ben gerçekten iyi hissetmiyordum. Dün gece uyumadan evvel aldığım duşu tekrarlamam gerekirdi, geç kalırdım ve o şekilde çıkarsam muhtemelen tekrar hasta olurdum, bunu istemiyordum.

Annem uzun ince parmaklarını önce yüzüme koydu, ardından kelimeleri arasında yanağıma eğildi. “Pek iyi görünmüyorsun, yüzün bembeyaz. Uykunu gerçekten alamamışsın. Güzel dinlen.” Aksine, uykumu almıştım. Uykumda beni rahatsız eden her neyse yüzümün kanı çekilmişti demek, belli etmemek üzere başımı salladığımda gülümsüyordum. “Tamam anne.”

“Tamam o halde, baban çıktı. Ararsa söylemeyelim endişe etmesin. Sen biraz daha uyu, toparlan güzel kızım.” Elini yüzümde gezdirsin istemedim ama o bunu yapıyordu. Terlerim hala tam olarak temizlenmiş değildi, bu konu sebebiyle annemden kaçar gibi olup yerimde hareketlendim.

“Olur anne, merak etme.”

Annem ayaklandı, kırmızı ceketin kayan kuşağı yarıya kadar inmişti. Ona sürekli kırmızı ceket diyordum çünkü vasfından daha çok rengi ön plandaydı, bu ceketi seviyordum. “Alaz’ la birlikte çıkıyoruz, kapat gözlerini hadi.” Onun gidişiyle örtüyü baş ucuma kadar çektim ama bir gerçek ki; böyle bir sabahta, yeni bir kabus için uyumak istemiyordum.

Bu sebeple annem ve Alaz evden çıkar çıkmaz yatağımdan kalktım ama toparlanmak hiç bu kadar zor olmamıştı, çünkü tek konu hatırlayamadığım kabuslarım değildi. Rüyalarım için olmasa bile ona bir sorun diyemezdim, Vural benim için bir sorun değildi ben sadece her şeyi zamana bırakmayı tercih ettiğimden bir süredir görüşmüyorduk. Aklım karışık, kalbim karışık, problemler korkunç olmaya başlamıştı.

Duş almadan evvel, camın önündeki boşluğa matımı serdim. Güzel bir sabahtı, güneş hala tüm görkemini odama yansıtıyordu, kendimi şanslı bildim.

Telefonumu gün için ayarlanan meditasyon müziğimle kenara bırakmadan hemen evvel ekranda gezinmeye koyulmuştum. Vural’ dan hala bir haber yoktu, onu görememek canımı sıkıyordu.
Günlerden salı, saat sabah 08:32 idi.
Aylardan Ekim, hava sıcaklığı 17 derece ve hava genel olarak güneşli.

11 Ekim Salı,
Kasıma çeyrek kala.

Bağdaşımı güçlendirip ellerimi dizlerimin üzerine koyduğumda derin nefesim ciğerlerime ulaşmıştı. Sakinliği benimsemeyi umdum, güzel bir nefes terapisinin henüz başlarındaydım ve zihnimi bu konu için boşaltmaya çalışıyordum. Derin nefeslerim, önce ciğerime daha sonra solunum yoluyla dışarıya ulaşıyordu. Bedenim azar azar şekilleniyor, güneş gözlerimde kırmızı bir ton bırakıyordu ama tüm bunların aksine ruhumun yumuşacık olduğunu hissettim.

Sakin bir gündü, o rüyayı neden gördüm? Daha doğrusu rüyamda ne gördüm bilmiyorum ama ben bugünün güzel geçeceğini umuyordum. Evde uzun zaman sonra yalnızdım, kimsenin olmadığı koca bir gün boyu bir sürü aktivite yapabilirdim ve Alaz’ ın sesi olmadan neredeyse ilk yogamdı.
Ben sakinliği seven ama yalnızlıktan yer yer hüzünlenen biriydim. Neye ihtiyacım olduğu konusunda bir fikrim vardı elbet ama bu bana bir patika yol sonu bahçe kadar uzaktı.

Yaşadığım yerlerde hiç öyle patikalar yoktu. Aspen dağı, Danimarka yerleşkesi, Kuzey ışıkları… Her biri imkansıza yakın, yakına uzaktı. Ne garip, var olduğum hayatta öyle bir cennete ait olduğumu hissediyordum ama bu var oluştan öteydi.
Hiçbir zaman; Aspen dağında yaşayan bir kız olamayacaktım ben hep, bu dünyanın solgun yüzüyle var olacaktım.

İçe dönük bir an yaşayacak olsam zihnimi bir zaman makinası gibi geri sarardım. En derine, var oluşa… Ama ilk defa o kadar geriye gitmek istemedim. Ait olduğum mu bilemem ama huzuru elle turulur gibi yaşadığım tek yer;  Vural’ ın odasıydı.

O gece, Vural ile birkaç kelimeyi peş peşe kurduğumuz gece onun hırkasıyla onun yatağında enfes bir huzur vardı.

İç çektim, nefesim ciğerimi gıdıkladı.

Güneş yüzüme vuruyor, ısıyı hissedebiliyordum düşüncelerim iç çekip kendi dünyasında hem kavruldu, hem de eşsiz bir metotla savruldu. Aynı sabah odanın penceresine karşı aynı haldeydim, kaderime bir karma istemem ben kendi var oluşumu yaşamak istiyordum. Em çok da bu sebeple zihnim parlak mucizelere yol aldı ve birden kesi parçaların tümü misali onu hatırladığımda gözlerim ansızın aralandı.

Ben, rüyamı hatırlıyorum.

Ben rüyamı hatırlıyordum ama bu o kadar imkansızdı ki ellerimi yüzüme yerleştirip gözlerimi sıkıca yumdum.

Ben,
Bir cümle kuracak olsam ağzımı bıçak açmazdı. Bir yola çıkacak olsam hazırlığım tükenmezdi, bir şarkı söylesem notaları birbirine girerdi. Çünkü ben o patikanın sonunda Vural’ ı görmüştüm.

Kaşlarım çatıldığında anlamsız düşüncelerimin ortak bir paydada buluştunu fark ettim. Ben masallara inanan bir kızdım; yaşadığım olaya bilinç altı demek hüzünlü olurdu ama bunu düşlemek de henüz çok erkendi. Fakat neden uzun yıllardır yürüğüm o patikanın sonu Vural’ la buluşmuştu? Cenneti tasfir etmek zor, cennet gibi bir yerde onu gördüm bunu net hatırlayabiliyordum. Yüzüme vuran güneş şahit; bu hayal değildi.

……

Sarsak yogamın ve düşünce dolu esneme hareketlerimin ardından daha da terlemiştim, havlumu alıp banyoya geçtiğimde saat dokuz buçuğa yedi vardı. Uzun bir duş diyemem, ama çıktığımda açlığım kendini belli ediyordu.
Kendime bir gelişim dergisi beraberinde bir omlet yaparken kahvaltılıkları masanın üzerine yerleştiriyordum. Kırma yeşil zeytinim, siyah zeytinim, çeri domateslerim, fıstıklı ince salam dilimlerim. Tüm bunlar olurken, duvara monteli televizyondan kendime doğayı anlatan bir belgesel açmıştım.

Misal açelya çiçeği zarafet, güzellik ve sakinliği simgelerken sümbül yeniden doğmak demekmiş. Umut demekmiş, şansı da simgelermiş. Ki, kokusunun da hayranıyım bence sümbül en güzel çiçekti.
Krizantem çiçeği neydi, nasıl bir görüntüsü vardı bilmiyorum. Onu hiç görmedim, hatta adını da ilk defa duyduğuma eminim ama bilmediğime şaşmamak gerek ki zenginlik ve mutluluğun yanında inatçılığı da simgesiymiş.

Yani, pek benlik olduğunu söyleyemezdim.

Krepimi yuvarlak bir tabağa alıp kaynamasını beklediğim suya bir adet poşet çay bıraktım. Annem ve babam poşet çaylardan pek hoşlanmıyordu ama ben ne yazık ki vakit konusunda biraz sabırsızdım. Masamda yerimi aldım. Güneş hala evin pencerelerinden odalara sızıyordu ve bir pazar sabahını andıran gün benim için keyifli ilerliyor diyebilirim.
Krepimden uzunca bir dilim kesip onu çatalıma doladım, ikiye böldüğüm çeriye bastırdım ve… Kahvaltı yapmayı seviyorum, özellikle de sakin yerlerde.

Bugün, yine Şafak dahilinde kimseyle konuşmayı planlamıyordum. Doğrusu konuştuğum tek kişinin Şafak olduğunu varsayarsak sadece onunla konuşmak istemiyordum. Ve tabi akşam olduğunda Alaz’ la. Sadece kendimi dinlemeye ihtiyacım vardı biraz da rüyamı düşünecektim. Vural’ ı dinleyemediğim için sanki herkesle arama bir mesafe koymuştum.

Onunla konuşamıyor olmak, göremiyor olmak elbette içimde var ettiği hislerin silinip gitmesine neden değildi. Bilhassa, elim ekran üzerinde yeniden Vural’ ı aradı bulduğunda ise günlerin döngüsü yalnızca fotoğrafını bulmuştu.

Hala aynı karede yer alıyor. Ondan geriye demek istemem, onunla ilgili zihnimde sabitlenmiş bu pozu daha ilk günden ezberlemiştim. Saatlerce izlenmek, kadrajıma rastgele yakalanan dizini seyretmek ait olduğum birine yeniden bakışlarımla sahip olmak gibiydi.
Vural bana hem çok yabancı hem de çok tanıdıktı. Evvelden tanıdık.

Aramızda var olan kilometreler, hiç hesapsız kalp çarpıntıları, yaşadığı ana ve haline dinmeyen merak… onun safında muammaydım ama benden yana bunlar daima devam ediyordu. Tüm günüm, uyku aralarım, duş vakitlerim, derslerim… Beni tamimiyle düşüncelerimde de yalnız bırakmıyordu ama ona bir adım atacak gücü ailemden kaynaklı kendimde bulamıyordum.

Bu, bir başıma verebileceğim bir savaş değildi.

Aslına bakarsak, savaş da değildi.

Televizyondaki belgesel güzel sesli bir adam tarafından sunulmaya devam ederken ufak minik yaprakları olan çiçeğin ekrana yansıdığını fark ettim.
Farklı renkleri var mıydı bilmiyorum ben onu hep bu haliyle bilmiştim. Adı gibi, adı beni gülümsetti ve telefonumu çok hafif ekrana yaklaştırıp onun bir fotoğrafını çektim. Çok güzel, minik ve elbette sevecen çıkmıştı ben böyle şeyleri sever fırsatım varsa da kaçırmazdım. Hemen altına italik bir yazıyla Unutma beni’  yazıp hikayeme ekledim. O manidar bir Unutma beni çiçeğiydi.

Hemen ardından çiçekler ekrana bir bir gelmeye devam ediyordu. Zambak temizlik ve saflığı, gül aşk ve tutkuyu, menekşe ilkbaharı, orkide ise zarafeti ifade ediyormuş ve ben bunları zaten biliyordum. Çatalımı soslu yeşil zeytine batırırken kekikli yağa biraz daha gezdirdim, böyle daha güzel oluyordu. Ardından krepimden ufak bir parça daha alarak çayıma uzandım.

Telefonumun titreyişi lezzetli kahvaltımın arasına bir heyecan serperken ekranda gördüğüm ismin Vural olmaması beni hüzünlendirmişti.

Gönderen; Betül Teyzem
Mesaj; Güzeller güzeli teyzem sen de çiçek gibisin 😍

Alaz’ ın annesinden gelen bir mesajdı. Betül Teyze’ mi çok seviyordum, güzel görüşüne karşılık bol emojili teşekkür mesajıyla kahvaltıma devam ettim. 

Vakit sanki öğleden sonra daha hızlı ilerlemişti. Tüm gün şair ve şiir, şiirle edebiyatta yeri önemli yazarlarımızın hayatını araştırdığımdan vaktin nasıl ilerlediğini anlamamıştım. Ilımaya başlayan kupamı kenara bırakıp son cümleyi uçlu kalemimle not defterime aktardım, daha sonra da fosforlu kalemimle bazı yerlerin üzerini çizecektim ama bundan önce hızlı adımlarla mutfağa gidip fırının ayarını kapatmam gerekti.
Yeni yaptığım tarçınlı havuçlu kek epey kabarmış, mutfağa mis gibi kokusunu taşırmıştı. Bu akşam yemekten sonra hep birlikte çay içerdik, belki Firuze Teyze ve Ali Amca’ da gelirdi.

Firuze Teyze demişken, masama döndüğümde ekranda onun adını beklemiyordum aramayı hızlıca yanıtladım.

“Alo, efendim Firuze Teyze?” Döner koltuğuma oturmuş, kendi etrafımda heyecanlı yarım bir atmaya koyulmuştum. Acaba Vural gelmiş miydi?

“Nazenin, evde misin kızım?” Sesi kıpır kıpırdı, bu keyifli haline bir yanıt veremeden devam etti “Gel kahve içelim diyecektim.” Doğrusu çok hoş bir teklifi, işlerim de bittiğine göre ona eşlik edebilirdim. Hem böylece yaptığım kekten de götürmüş olurdum.

“Evet, evdeyim Firuze Teyze.”

“Hadi gel gel kahve içelim taze çekilmiş kahve aldım bugün mis gibi koktu.” Hayır diyebileceğimi zaten ummuyordum, yeni kıyafetler için dolabıma ilerlerken başımı beni görebiliyormuş gibi salladım. “Tamam Firuze teyze beş dakikaya geliyorum.”

Pembe bluzumu giydikten sonra saçlarımı güzelce tarayıp yüzüme birkaç fırça darbesiyle renklendirdim. Bugün biraz solgun görünüyordum, dudaklarım da sanıyorum ki havalardan hafif çatlamıştı. Mutfağa geçip henüz hala sıcak olan kekten kenarları gold yuvarlak tabağa birkaç dilim kek kestim. Harika kokuyordu, babam bu keke bayılıyordu. Son olarak anahtarlarımı alıp kekin üzerine geniş bir peçete örttükten sonra çıkmak üzere hareketlenmiştim ama kapıyı açmamla duraksamam bir oldu.

Kapının hemen önünde koca bir deste gül, tüm bu anı bir deyişle geri sarmama neden olmuştu. Tabağı mutfak masasının üzerine bırakıp yeniden kapı önüne ilerledim ve buketi yavaşça aldım.

Turuncu bir gül buketiydi, fazlaca var olan renkler o kadar şahane görünüyordu ki ondan gözlerimi almam hayli zordu diyebilirim. Yine de başımı uzatıp uzun koridorda birinin olup olmadığını kontrol ettim ama kimseyi göremeyince çiçekleri içeriye alıp kapıyı kapattım.

Üzerinde not yoktu ve kocaman bir demetti.

Bunu gönderen Vural olabilir miydi?

Acelem olduğundan ne yapacağımı bilemedim. Buketi mutfak masasının üzerine bıraktım ve Firuze Teyze’ yi daha fazla bekletmemek adına kekleri alıp evden çıktım.

Anneme gelme ihtimali de vardı. Belki de babam anneme hoş bir sürpriz yapmak istemişti ve bunun için turuncu gülleri tercih etmişti. Hem, biz Vural’ la dokuz gündür konuşmuyorduk konuşsak dahi bu hareketi ondan beklememin tam mantığı biraz abesti. Ne hakla, dedim kendi kendime. Hangi hakla birinden çiçek bekleyebilirdim ki?

Anneme gelmiştir,
Alaz’ a bile gelmiş olabilir ama bana gelmemiştir.

Bir elimde tabak, kapıyı çektikten hemen sonra telefonumu açıp bir web sitesinden turuncu gülün anlamına bakacaktım ki Firuze Teyze’ nin “Nazenin.” Seslenmesiyle duraksadım. “Gel kızım,” az ilerimde, yan komşumuzun kapısının önündeydi.

Bana gülümseyerek “Ben komşuya ilaç veriyorum sen in, kapı da açık.” Kurduğu cümle telefonu tekrar cebime koymama sebep oldu. O vakit kapı açıldı, ben de komşuyla karşılaşmamak için Firuze Teyze’ ye başımı sallayıp alt kata yöneldim.
“Tamam.”

Ev mis gibi kokuyordu, muhtemelen yeni temizlik yapılmıştı çünkü leylaklı deterjan tüm evde temizlik kokusuyla geziniyordu. Tabağımı mutfak tezgahına bırakıp kendime bir sandalye çektim. Firuze Teyze gelene kadar nerede oturacağımı bilemiyordum çünkü, ama o muhtemelen nerede oturmak istersem orada oturabileceğimi söyleyecekti.

Belki balkona geçerdim, ben onların balkon dizaynlarını ve köşe mobilyalarını çok beğeniyordum. Özellikte buranın manzarası izlemeye değerdi. Aslında bu konuda kararsızdım, çünkü hatırlayınca salonun da çok ferah olduğunu hatırladım. Mermer desenli bir masa, devamında bir koltuk takımı ve geniş cam önünde karşılıklı iki koltuk vardı.

“Hoş geldin Nazenin, ay bugün temizlik yaptım yoruldum.” Firuze Abla kollarını açmış bana geliyordu, ayaklanıp sarılınca neşesi benim de yüzümde güller açtırdı. “Annenle konuştuk evdeymişsin, kahve söylemiştim dedim gelsin de Nazenin’ i çağırayım birer kahve içelim şöyle. Ay yoruldum.” Kendine bir sandalye çekti, “Keşke haber verseydin Firuze Teyze ben de yardım ederdim.”

Elini otur der gibi hareketlendirdi. “Siz daha gençsiniz, bu yaşta bıkmayın öyle şeylerden. Ben çok yorulursam çağırıyorum bir temizlikçi hallediyorum kızım ne var sanki.” Kahve paketini kutusundan çıkarttı çekmeceye yöneldiğinde kendimi onu dinlemekten alamadım “Bizi annemiz babamız böyle korumadı, tükendik erken yaşta yaa.” Alamadığım gibi üzüldüm de.

“Evet, eskiler öyleymiş.” Herkes için söyleyemem ama genel durum ne yazık ki böyleydi. Elindeki kahve paketine uzanır gibi oldum “Kahveyi ben yapayım mı?”

“Olur kızım yap sen, bak fincanların yeri orası çekinme karıştır çekmeceleri bul bir şeyler. Ben şu çamaşır makinasını çalıştırıp geliyorum, alt çekmecede çikolatalar var hangilerini seviyorsan al ben Vural’ a söylerim o gelince alır yine.” Kalbim. Kalbim Vural’ ın adını duyunca çarpmaya başladığından yalnızca başımı sallayabilmiştim. Vural.
Vural’ ın bu eve bir şeyler alıyor olması, kim bilir belki de o çikolataları da onun almış olması… Biliyorum bunlar çok garip şeylerdi ama ben bu ufak detaylara konu Vural olduğunda bayılıyordum. Kahve paketini açarken aklımın tümüne sahipti. Vural’ ın bu evde bir yeri vardı, bir odası vardı. Bu bardaklarda bir izi, eşyalara dokunmuşluğu vardı rüya gibi…

Kahve makinasını çalıştırıp çekmeceyi araladım, neredeyse yarıya kadar çikolata ve abur cubur doluydu. Onun evinde, böyle bir çekmecenin olduğunu bilmek masallardaki gibi tatlı hissettirdi ki gülümsedim.
“Gelen giden oluyor, arada çocuklara da veriyorum bazen Vural yiyor ama o pek yemez.” Beyaz çikolataya uzanırken Firuze Abla’ ya öyle mi der gibi bakıyordum, “Çok tatlıymış, yani çekmece. Çocukluğumda hissettim kendimi. Biz bu kadar almıyoruz babam ve benim bu konuda pek sınırımız yok.”

Firuze Abla’ nın dudaklarından hatırı sayılır bir gülüş yükseldi. “İlahi Nazenin güldürdün beni. Sen ye de babanın şekeri sınırdaymış ondan saklayın çikolataları.” Şekeri sınırdaydı evet ama ben hiç kıyamam babama, canı çekerse üzülürdüm. Tabi bunu söylemek yerine kahve yanı bardaklarına ulaşırken başımı salladım “Bence de, annemle konuşayım bunu.” Tüm günün ardından buraya inmek ve Vural’ ı daha yakından hissederken bir şeylerin esprisinde gülümsemek çok güzeldi. Firuze Teyze iyi biri, benim için de kendimi yanında rahat hissedebileceğim bir teyzeydi. Ona teyze demeye karar vermiştim.

Kahveleri fincanlara boşaltırken Firuze Teyze balkon kapısını açtı, “Nazenin hava çok güzel burada içelim mi kahveleri?” Kahveler mis gibi koktu, “Oluur, ben sizin balkonunuzu çok seviyorum.” Bizimki de çok güzeldi ama Firuze Teyze’ nin pembe pembe küpeli çiçekleri de vardı.

“Ay canım, daha güzelleri senin olsun inşallah.” Sonra birden kıkırdayıverdi. “Söyleriz Ali Amca’ nla Vural’ a sana da yaparlar bir tane.” Bu konuda, bir şey söyleyecek değildim ama konu hoşuma gitmişti başımı salladım.

Tepsiyle birlikte balkona çıktım. Firuze Teyze masanın bir ucundaydı hemen çaprazına oturacaktım telefonunu alıp kamerasını silerken bir yandan bana bakıyordu “Gel Nazenin gel. Şöyle bir fotoğrafını çekeyim de.” Kamerayı bol köpüklü kahvelere çevirdi “Nazenin kızımla kahve keyfi diye paylaşayım whatsappımda.” Kasım kasım kasılırken pek bir mutluydu, ardından fotoğrafı çekip daha bir keyifle “Annen görsün kıskansın.” Deyince ben de sesli bir şekilde güldüm.

Vural’ da görecekti.

Görsün.

Benim çiçeğimi de görmüştü ama bir şey söylemedi.

“Olur Firuze Teyze paylaş,” Firuze Teyze fotoğrafı paylaştı. Bu konuda epey mutlu görünüyordu, Vural’ ın çok tatlı bir annesi vardı.

“Ay sen kek getirmiştin,” Firuze Teyze söylene söylene kalkınca ben de ayaklandım ama tekrar eliyle oturmamı sağladı. “Otur Nazoş. Kızım ellerine sağlık ben unuttum onları.” tabağı alıp masaya geldi, kahveme uzandığımdan kelimelerim daha sakindi “Afiyet olsun Firuze Teyze sen de seviyorum bu keki.”

Çatalı tabağın hemen kenarına bırakmıştı “Ben bayılırım tarçına, elimde olsa kaşıkla yerim.” Ben o kadar seviyorum diyemem bizde babam bayılırdı, ben de onun için yapıyorum diyebilirim. Tabi Firuze Teyze’ ye de verirdim, “Olsun yaparız böyle arada.” Kahvemden bir yudum aldım. “Kahvenin tadı güzelmiş.” Yumuşak bir içimi vardı, ağıza acının esamesini bırakmıyordu Firuze Teyze’ de kahveyi böyle seviyordu demek ki.

O başını sallarken bir yandan da “Evet Nazoş ben bunu seviyorum.” titreyen telefonuna baktı “Kız kardeşim afiyet olsun yazmış. Hani düğününe gittiğimiz oğlan var ya, onun annesi.” Telefonu bana uzatıyordu, “Benim kız kardeşim Nazenin bak.” Güzel bir kadındı ama Firuze Teyze daha güzeldi “Yaa.” Dedim düğünde çekildiği fotoğrafa bakarken “Çok tatlı kadınmış, evet hatırladım.”

“Siz o gece kalmadınız erkenden gittiniz bizim Vural’ lar ne horon oynadı ne oyda bir görsen.” İlgimi çekmişti, “Yaa.” Dedim nareli bir sesle “Vural Abi oynuyor mu öyle?” Hiç beklemiyordum doğrusu, keşke izleyebilseydim o anı kaçırdığım için üzüldüm.

Firuze Teyze kahvesini yudumlarken başını salladı “Oynar Vural oynar. Vural bana çekti babası gibi değil. Ali Amca’ n asla oynamaz oturur öyle sopa yutmuş belediye başkanı gibi.” Firuze Teyze komik kadındı, ona gülümserken kolunu tutup başımı yana eğdim “Ay Firuze Teyzee var mı videosu ne olur çok merak ettim.” Sadece Vural’ ı merak ediyorum, kim bilir ne kadar güzel oynamıştı, başka neler olmuştu.

Firuze Teyze beni kırmadı keyifli keyifli telefonunun kilidini açtı “Olacaktı bakayım, bizim çocuklar atmıştı bana.” Olmasını diledim, hatta bunun için sabırsızdım diyebilirim ama belli etmemek adına kahvemi yudumlamaya koyuldum.

“Hhh, buldum.” Firuze Teyze telefonu ikimizin göreceği şekilde tutuyordu, pek meraklı görünmek istemem ama kalbim hızla çarpmaya başlamış ve gözlerim hızlıca ekrana kilitlenmişti. Onu hemen gördüm, “Bak bu Vural.”  Biliyorum, ben. “Bu abimin oğlu, bu abimin kızı, bu büyük eltimin torunu, bu yengemin yeğeni.”

Firuze Teyze horonda olan olmayan kim varsa sıralamaya başlamıştı ama ben sadece kolları horonda inip kalkan, gerilen Vural’ ı izliyordum. O kadar keyifliydi ki ve o kadar güzel oynuyordu ki… Tüm vücudu, bilhassa bacakları müziğin ritmiyle hareket ediyor, beyaz gömleği özellikle de eğilirken geriliyordu. Fazla hareketliydiler, müzik beraberinde gür bağırış sesleri yükseliyordu ve bana göre inanılmaz bir görsel şölendi. Şahsen ben oynayamazdım, zaten onların olduğu tarafta hareketler daha hızlı ve sert olduğundan olsa gerek hiç kız yoktu.

“Ne oynadılar, deli gibi oynadılar.”

Gerçekten öyleymiş, onu dinlediğimi belli etmek için “Evet yaa, gerçekten.” Desem de tek ilgim Vural’ dı ama kendimi saklamak adıma horondan rastgele bir kadını işaret edip “Bu kim?” Diye sordum. “O benim dayımın oğlunun kızı.”
“Hmm.” Dedim Vural’ a bakarken. “Anladım, çok güzelmiş.”

☁️

Firuze Teyze’ de kahve içtikten sonra tekrar eve çıkmıştım. Üzerimi değiştirdim, kekimi güzel bir fanusa yerleştirdim ve çiçekleri mutfaktaki vazoya koyup yüzüme bir maske yaptım.

Turuncu güller.

Etrafı beyaz kağıtla sarılı, üzerinde turuncu kurdelesi kelebek şeklinde olan turuncu güller… Rengi yaprak uçlarında yoğunlaşıyordu, onları incitmeden saymak istediğimde bir deste bir yanda, bir deste diğer yanda kaldı. Aradaki güller ile yirmi dokuz taneydiler, gür bir demetti. Dalları yeşil, bazı yaprakları büyük bazıları ufak; hayal gibiydiler.

Firuze Teyze’ ye inmeden evvel anlamlarına bakacaktım. Hatırlayınca telefonumu çıkarttım ve aynı siteye sorumu yazıp ilk çıkan sonuca ulaştım. “Turuncu Gül: ikisinin arasındaki duyguları ifade eder.” Kaşlarım çatıldı, göz ucuyla bir an yanı başımdaki güllere baktım. “Turuncu güller arzu, heves ve gururu temsil ederken, verildiği kişiye büyülenmeyi ifade eder.”

Gururu temsil eder.

Verildiği kişiye büyülenmeyi ifade eder.

Büyülenmeyi ifade eder.

Gururu ifade eder.

Gurur, büyülenmek.

Yerimde dikleştim. Elimde telefon, güllere döndüm; turuncu güller.

Gülleri babam anneme göndermemişti.

Gülleri Vural bana göndermişti!

Hatta bence unutma beni çiçeğinden sonra, beni unutmadığını belli etmek istemiş ve bunun için gururu ifade eden bir çiçek seçip bana mı yollamıştı? Telefonu iki elimle kalbime bastırdım, bana göndermişti. Bana karşı duygularını bu denli açık ifade edebilecek bir adamdı Vural, öyle mi? Yani kimseden çekineceği, dolayısıyla geride duracağı bir sebebi yokmuş gibi hareket edebilir miydi? Söz konusu onun bana duyduğu his, beraberinde bu gül buketiydi.
Sahiden Vural cesur bir adamdı ve ben; onun bu cesur halinden içli bir nefes alacak kadar etkilendim.
Mutluydum, o kadar mutluydum ki mutluluktan etrafımda döner gibi oldum, Vural bana bir kucak dolusu gül göndermişti. Beni unutmamıştı, görüşmeyişimiz onda bir şey ifade etmemiş Vural beni unutmamış!

Kapının birden açılması boşluğuma geldi, yerimde sıçrar gibi oldum. “Alaz!” Ne zaman gelmişti? Kalbini tuttu “Bismillahirrahmanirrahim.” Derken de gözlerini sıkıca yummuştu “Kapıyı çalsana!” Hayıflanmama rağmen sözlerimi önemsemedi ki tek gözünü endişeyle açtığında ifadesi daha çok kormuş gibiydi. “Kızım bu ne hal?” Ardından hemen derin bir nefes alıp gözlerini tekrar kapattı. “Tövbe estağfurullah, çarpıldın sandım!” O kadar mı kötü duruyordu? Aslında ilk defa yapıyordum, bu kadar çirkin ve korkunç görüneceğimi bilseydim yapmazdım. “Abartma Alaz. Neden çarpılayım?”

Geçen gittiğim alışveriş merkezinden almıştım. Herkes yapıyordu, ben hiç maske yapmıyorum diye, öylesine.

“Neyse ki sesin aynı, hala yumuşacık. Bozuldun mu?” Bozuldum desem fark eden bir şey olur mu?
Elini bağrında gezdire gezdire gözlerini aralarken tüm dikkati bu defa güllere gitmişti, “Sen ne zaman geldin?” Geldiğini duymamıştım, muhtemelen sessiz hareket etmişti.

İnce lacivert trikosunun yakasını düzeltmeye koyuldu, “Şimdi geldim, seslendim duymadın bunlar nereden?” Gülleri kast ediyordu, hatta kast etmekle kalmayıp güllerin turuncu yapraklarına dokununca geciktirmeden “Şafak.” Dedim. “Yani Şafak yollamış, aramız bozuktu biraz.”

Evde konuşulan bir konu değildi, aramızın kötü olduğunu annem ve babama dahi söylememiştim. Tabi Alaz buna öyle inanmadı ki “Saçmalama, o oğlan sana çiçek miçek yollamaz.” Sözleri, ses tonuna kadar durumu küçümser haldeydi.

Ansızın verdiği cevapla sözlerime inanmışa benzemiyordu ama ben daha çok Şafak hakkındaki söylemine bozuldum. Bu yüzden de çiçekleri iki kolumla kucakladım, onları odama götürecektim. “Arkadaşım hakkında düzgün konuş Alaz!” Şafak oğlan değildi, belki o duysa bununla gurur duyardı ama benim hoşuma gitmiyordu.

Vazodan çıkarttığım için saplarından süzülen sular ayaklarıma damlıyordu ama ben onları şimdi kurutmaya karar verdim.

Geçmeme müsaade etmedi, sağa adımladım adımları beni taklit etti. “Tamam, Şafak sana çiçek yollamaz. O ne anlar çiçekten.” Hiç de değil.
Alaz’ ın yüzüne şaşkınlıkla bakıyordum, inatla yanından geçip ardımda kalışıyla sesimi yükselttim. “Çok kabasın, benimle iletişim kurma.” Gerçekten, onun bu sokak dilinden hiç haz etmiyordum, üstelik çiçeklerime kötü kötü bakıyordu.

“En azından yalancı değilim!”
Verdiği karşılık bu muydu sahi? Omzumun üzerinden dönmek yetmeyince yönüm tamamen bana ilerleyen Alaz’ a döndü. “Ben yalancı değilim!” Sadece, Alaz beni buna mecbur ediyordu. Çiçeklerimi bile bir yalanla odama taşıyordum, ki bu benim en mutlu anımdı. Öyle de kalmalıydı.

Ellerini umarsız bir tonda “Tabi tabi,” derken beline koymuştu, başını sallamaya devam etti. “Neydi adı? Vural mı?” Yüzüm kızaracaksa eğer, sırası değil kendimi bu şekilde ifade edemem. “Seni ilgilendirmiyor, bana bunları Şafak yolladı.”

“Ara Şafak’ ı.” O kadar inanmıyordu ki, sanırım bu konuda Alaz kadar yetenekli değildim ama bu ana uygun sebepsiz bir güvenle cebimden telefonu çıkartıp Şafak’ ı aradım.

Sesini ise ilk çalışta duydum, “Alo Nazenin, arıyorum neden açmıyorsun?” Muhtemelen her zaman olduğu gibi telefon elindeydi, ona bir cevap vermem gerektiğinin farkındaydım ama ne demem gerektiği konusunda gafil avlanmıştım. Neyse ki Alaz ilk defa beni bir durumdan sıyırdı.
Telefona eğilip “Selam Şafaak.” Dediğinde Şafak’ la aynı anda konuşmuşlardı.
“Alaz ben.”
“Alaz, senin ne işin var o telefonla?”

Şafak o kadar haklıydı ki Alaz’ a gözlerimi devirmeden yapamadım, tabi onun lakayitliğinin aksine. “Kuzenimin ya hani. Her neyse, çiçekleri sen mi yolladın?”

Normal bir vaktimde, bir insana kendimi bu denli kanıtlamaya çalıştığıma hayret ederdim.

“Ben yolladım? Sana ne birader?” Şafak, var sayıyorum ki babası gibi bir adamla büyüdüğü için bu konularda inanılmaz yetenekliydi. Hiç teklemedi, soruyu anlamamazlıktan gelmedi, sormadı bile. Sanki gerçekten bu gülleri bana o yollamıştı ama zannımca Alaz buna hemen inanmışa benzemiyordu.

Kaşları havalandı, dudakları gergin. “Hangi renk yolladın?”

Tavrı, bakışlarına indirgediği meraklı hali üzerimde böyle suçluluk duygusuyla gezinemezdi. Hayır, bunu kabul etmiyordum.

“Götüne sokunca renk değiştiriyor Alaz, o yüzden sana bu konuda net bir bilgi veremeyeceğim, deneyip gör. Evet başka soru?” Şafak biraz, yani epey… Tabirleri gözlerimi yummama sebep olmuştu, belki de yüzüm kızardı bunu hiç bilemem ama yine de Alaz ile karşı karşıyayken bunları duymak hoş değildi. Utandığım nadir anlardan birinde, gözlerimi kaçırdım.

“Terbiyesiz oğlan.” Alaz’ a tekrar öfkeyle baktım. Az evvelki küfür için biraz üzgünüm ama Alaz bunu gerçekten hak etmişti, zaten onun üstesinden de anca Şafak gelebilirdi. Bir zamanlar şu an olduğundan daha yakın olduklarını hatırlarsak da; pekala bu hiç hoş değil.

“Bana bak zevzek, Nazenin’ i rahat bırak yoksa oraya gelirsem seni parçalarım.” Şafak zaten zeki bir kızdı. Beni anlayıp sorgusuzca savunduğu için ona muhakkak teşekkür edecektim ama şu an, yüzünü ekşitip “Sen hiç değişmeyecek misin?” Diyen Alaz’ ı izlemekle meşguldüm.

Hayır, değişmeyecekti. Ben de değişmesini istemezdim.

“O yaylım ağzına bir çarparsam görürsün değişip değişmeyeceğimi.”

Bir başkası olsaydı Şafak’ ın bu kırıcı tavrının ardından ne yapardı bilmiyorum. Zannediyorum ki kimse Alaz kadar sakin kalamazdı, Alaz gerçekten zevzek bir insandı.

“Çiçekleri sen yolladın yani, kesin?”

“Şafak, girişe. Yeni misafirlerimiz geliyor!” O, iş yerindeydi ve tahminen yeni gitmişti çünkü Şafak işe tam da bu saatlerde giderdi.
Bir çırpıda “Parazit yapma da kapat şu telefonu işim gücüm var.” Deyip daha şimdi ona seslenen patronuna hitaben “Hallediyorum Ayla Hanım.” Belli ki bu akşam onun için epey yoğun geçecekti. Dudağımın kenarı hafif havalandı, Şafak’ ı özlemiştim ve ona zaten yeterince karmaşık olan hayatında bir de görüşmeyerek ben problem getirmiştim.
Her şeyiyle, şu an dahil değil.

“Akşam Nazenin’ i arayacağım, söyle baksın şu telefona.” Aramayı Alaz’ ın yüzüne kapattı, şaşırmamak gerek. Duruma gülümsedim ama bu kısa sürdü.

“Arkadaşın tam bir-“

Şafak hakkında konuşmasına müsaade edemezdim ama sesimi yükseltip “Bana bak.” Kurduğum cümle görüyorum ki onda bir etki sağlamamıştı. Aynı vakit kapı tokmağı çalarken dudakları benden daha fazla gerildi, “Üzgünüm, seninle yüzünü yıkadıktan sonra konuşalım şimdi kapıya bakmam gerekiyor.”

Gelen her kimse annem veya babam olmadığı kesindi ve yüzümü böyle görsün istemezdim. Hızlıca holde ilerleyip görünmeyeceğim ama sesleri net duyabileceğim kör bir noktada durdum.

Alaz kapıyı açtı, “Sen kimsin?” Tanıdık ses, beni ani bir hayretle gülümsetti. Üstelik hemen sorguya geçmiş gibiydi, çiçekleri bağrıma yaklaştırıp gülüşümün tadını çıkarttım.

“Vaaay, Vural sen misin?” Alaz onu nasıl da hemen tanımıştı? Telefonumu karıştırdığında profil fotoğrafını görmüş olmalıydı.

“Sen kimsin dedim?” Vural, onu hiç tanımadığım bir ses tonuyla konuşuyordu. Öfkeli ve ters köşe olacak biliyorum ama ürkütücü derecede sakindi. Yüzüm bu sebeple meraklı ifadesini benimsedi ve Alaz’ ın “Nazenin’ in kuzeniyim, Alaz ben.” Deyişine kulak kabarttım.

“Alaz ne lan? Top gibi bir şey mi?” Vural, benimle hiç böyle konuşmuyordu. O gösterdiği gibi bir adam değil miydi? “Yok,” dedi Alaz. Sesine kadar kasım kasım kasıldığını hissettim. Hatta yerinde gerindiğine emin gibiydim. Yoksa bu gururlu “Ateş demek.” Deyişinin başka türlüsü olabilir miydi?

“Bana bak,” Vural’ ın sesi daha da öfkeliydi, “Sana bir üflerim alevin kendine döner, turşu.” Alay, öfke, öfke ve yine öfke? Cümlenin tamamını bunlar var ediyordu ve ben hiç bilmediğim bir adamı en baştan tanıyordum.

“Hayırdır birader? Ne bu artist artist haller ne oluyor?” Alaz benimle konuştuğundan daha sakin, bir deyişle de erkeksi konuşmaya başlamıştı. Bunun bir sözü vardı, sidik yarıştırmak gibi mi?

“Lan bana bak, bak bakayım bende dik konuşulacak tip var mı? Bak bak iyi bak.” Vural… Çiçeklere bakıp gözlerimi yumdum, lütfen kavga çıkmasın.

“Ne istiyorsun?” Alaz kadar ben de neden geldiğini merak ediyordum ama açık açık “Nazenin nerede?” Diyeceğini hiç tahmin etmedim. Bu yutkunmama sebep olmuştu, henüz geldiğine sevinemeden bir hengamenin içinde var olmuştum.

Alaz ya burada deyip beni ortaya atarsa?
Yüzüme dokundum, ya bu korkunç halde kendimi Vural’ ın karşısında bulursam?

Ayaklarım banyoya doğru yön almıştı ki Alaz’ ın sesini duydum. “İçeride, uyuyor.” Duraksadım, Alaz’ a minnet duyacağımı hiç düşünmezdim.

“Mehmet amca?” Babamın gelmesine daha bir saat vardı, annemle birlikte gelirlerdi.
“Gelmedi daha.”

“Sen ne yapıyorsun o zaman evde? Ha?” Vural bunları söylerken içeriye meyletmiş gibiydi, sanki Alaz’ ın yakasına yapışıp ona hesap soracaktı bunu istemezdim ki. Korkmaya başladığımı hissettim,

“Kalıyorum, kendi odamda. Nazenin kendi odasında?” Tek tek, kibarca kurulmuş bir cümleydi daha ileriye gideceğini düşünmedim, neyse ki gitmedi de. “İyi. Ben akşam uğrarım,” Alaz’ ı sanki uyarıyordu; gözüm üzerinde, dikkatli ol. Aklıma gelmiyor, farklı sözcükleri hafızamda tutmuyordum ama sözlerinin hali hep bu tondaydı.

Ben Alaz kapıyı kapatır diye düşünürken Alaz acaba mı gibisinden “Çiçekleri sen mi?” Deyince tekrar duraksadım. Canına mı susamıştı? O, Şafak’ dan gerekli cevabı almıştı. Endişen kendini bastırdı, çünkü biliyorum Vural evet demezdi.

“Haa, ben aldım.” Dermiş, bayılacağım sandım.  “Beğendiyse yarın da sana dallarını yollarım.” Gerçekten, Vural yollamıştı.
Acaba bana ne söylemeye gelmişti?

“Çok kabasın.”

“Bak işine, hadi birader hadi. Kabaymışım, sen dua et. Hassbinallaaah. Kapat lan şunu.”

Kapının kapanma sesini duysam da o tarafa ilerleyemez haldeydim. Eşikte Alaz belirdi, şaşkındı. O şaşkınlıkla da kapıyı işaret etti. “Herif kapıyı kendi tutup çekti resmen. Manyak.”

O, tanıdığım gibi bir adam değilmiş.

Kalbim yerinden çıkacak, sanki başım dönmeye başladı.

Alaz omuz silkti “Neyse en azından biriniz doğruyu söylüyor.” Vural senden korkmuyor da ondan. Ağzımı bıçak açmazken Alaz hiç olmadığı kadar rahattı. “Sana göre olmadığını gördün zaten. Sen benimle yapamıyorsun, bu bin beteri. Bundan sana yar olmaz. Ben yatıyorum, ses yapma.”

☁️

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

İnşallah vurala seni bir güzel döver

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

Âmîn inşallah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

Got herif ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

Kes kes salak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 153

hel bide dan diye kızın odasına girdiğini bilse ooo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Vallahi onlar ile aynı yerde bile değilsin alaz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Hahajajaj
Adama ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

Bu kendini ne sanıyor ha

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

Ya halsiz ya bir kızın odasına dan diye girilir mi ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 111

Hele şükür nazeni

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Seni gidi seni kız az değilsin vallahi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 95

Âşıkı olmuş tur skskks

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 81

Ay o abur cubur çekmecesi
Herkesin hayali ola bilir
Skjsksk

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Oo bizim nazeni den güzel ataklar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 39

İmkansız değil nazeni

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

Sana ne

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 102

29 vayyy

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

O seningibi piç degil

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 158

Pzbzjshsixhux asssiri eğleniyorum suan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 153

Çok mantıklı sorular soruyor kurban olayım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Pudnisndjdnsjjdudhd kocam ya bu espiritüel kişiliği beni benden aliyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 144

Dağıt ağzını yüzünü cümleten rahatlayalim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Xknzjsnskmsks

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 127

Bacimiz ya valla bu kız çok zeki

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Sen bı yorum yapma Allah aşkına

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 111

Günaydın asko

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

BEN DEDİM KALALİM DİYE

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 86

İSTE BU BE İYEEEEEEEEHHHH

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

Başkasının hacmi yetmez almaya

Yorum için giriş yap