← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 16

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

“Burada duruyorsun!” Dedi yüzüme bakarken.
Elini kaldırıp işaret parmağını tehdit amaçlı yüzüme yakınlaştırdığında V yaka siyah tişörtünden göğüs tüyleri belli oluyordu.
Tişörtü kol kaslarını sarıyorken yüzünde fazlasıyla ciddi bir ifade vardı. Faça olan kaşı çatıldı.
“Sakın geleyim deme.” Derken ses tonu normaldi fakat çok ciddi bir hali vardı. Devam etti. “Yemin ediyorum gebertirim seni!”

Dudaklarım ne diyeceğimi bilmez bir halde sinirle aralanırken cevabımı beklemeden bileğimi bırakıp hızla arkasını dönerek sert adımlarla sokakta aşağıya doğru ilerdi.
Şaşkınca olan bitene baktım.
Olduğum yerde kalıp etrafa toplanan insanları izledim. Kadın, adam, genç, yaşlı derken binanın önünde fısıldaşıp bir yandan da polisi arayan en az yirmi kişilik bir kalabalık vardı.
Ben insanları ve bu olan biteni büyük bir şokla izlerken Serdar sakin fakat uzun boyundan ötürü büyük olan adımlarla eve ilerlemiş ve tereddüt etmeden büyük bir rahatlıkla, hatta bakkala girercesine açık olan demir kapıdan içeri girmişti.

Ellerimle yüzümü sıvazlayıp binaya yeniden göz attım. Zeynep Abla kendini balkona atıp ağlayan bir sesle “İMDAT!” Derken elinde topladığı yazmayla sokaktaki insanlara bakıyor ve “BIÇAĞI VAR İMDAAAAT!” Diye devam ediyordu.
O, yerinde öylece debelenirken gözyaşlarını elindeki örtüye sildi. Sesi alçalmış fakat gücünü yitirmemişti. “YARDIM EDİN NE OLUR.” Derken ise içimde sebebi belli olan bir rahatlama belirdi çoktan.

Yutkunarak kaskatı olan bedenimle ellerimi dua edercesine çenemin altında birleştirdiğimde nefes alış verişim düzene girmişti. Çünkü içeride her ne oluyor bilmiyordum ama Serdar oraya gitmişti ve bu hiç yoktan iyi bir haberdi.

Serdar’ ın az önce muhabbet ettiği adamlar ve Oktay biraz arkamda öylece dikilip benim baktığım yere bakıyorken Yeliz’ in annesi balkonda durup bir eliyle kalbinin hemen üzerini tutmuştu.

“Ne oluyor?” Ellerimi çenemin altından alıp yanımda duran Alp’ e baktım. Kim bilir ne zaman gelmişti.

Bakışlarım anlamsız bakışlarına fazla takılmadı.

“Bilmiyorum ki.” Derken sakin olmaya çalışıyordum. Yüzümün sol profilini dikkatle izleyip kolunu omzuma koydu ve beni yavaşça kendi yanına çekti bu defa.

Dudaklarımı kemirirken Serdar gideli yaklaşık iki dakika kadar olmuştu.
Ellerim buz keserken bu süreçte kanım dondu sanki.
İki metrelik boyuyla ve cüssesiyle Serdar’ a asla bir şey olmazdı ama o kadının çaresizliğine kanım dondu…
Serdar olmasa ne olurdu, düşünce kanım dondu…
Gözlerimi çaresizliğe kapattım. Daha önce defalarca bu tür olayların benzerlerini yaşasam da tüm bu leş döngüye asla alışamamıştım. Zira ne zaman bir kavga görsem, duysam kanım çekilirdi. O hengameden nasıl kurtulacağımı düşünüp sivri fikirler türetsem de çoğu zaman gücüm yetmez, işe yaramazdı.
Yıllarca bu tür kavgaların ve korkuların arasında büyümüş bir kız çocuğu olduğum için komşum Zeynep Abla’ yı anlayabiliyordum. Feryatlar içindeki şaşkın çaresizliğini, yalvarışlarını buradan bile hesaplayabiliyordum.

Ben ona bakarken Zeynep Abla susarak içeriye koşturduktan birkaç saniye sonra Serdar omzundaki baygın adamla kapıdan dışarıya çıktı.
Elindeki sapı kopmuş bıçağı iki parça halinde kenara fırlatıp üzerinde atlet olan genç adamı boylu boyunca yere uzattığında tuttuğum tüm nefesi verdim.
Zeynep Abla susmuşken Serdar yere bıraktığı adamdan sonra hızlı adımlarla tekrar binaya daldı.
Kalabalık artmış, konuşmalar çoğalmışken  Serdar bu defa tahminen bir dakika sonra kucağındaki diğer adamla yine sokağa çıktı.
Gördüklerim karşısında şaşkınlıkla kaşlarım kalktı. Ellerimi bu defa aralanan dudaklarıma kapattığımda Alp sessizce “Ne oldu?” Dedi.
Hayretle “Kardeş bunlar.” Dedim
Afallamıştım da açıkçası.

“Kardeş mardeş dememiş birbirlerine bıçakla mı dalmış mallar?”
Alp’ in sesini duydum fakat cevap vermeyip sadece başımı olumlu anlamda sallamıştım. İçeride ne olabileceği hakkında hiç düşünmemiştim belki ama bu da düşünsem aklıma gelmeyecek olan bir ihtimaldi.
Bundandı ya tüm şaşkınlığım…

Serdar kucağındaki adamı diğerinin yanına yatırdıktan sonra binadan ağlayarak çıkan Zeynep Abla ilk çıkan adama sarılıp Serdar’ a bakarak hıçkırıklarının arasından teşekkür etmeye başladı.
Serdar karşısında duran kadına tek kelime etmedi. Elini bir şey yokmuş gibi siyah pantolonunun ceplerine sıkıştırdı ve başını çevirip etraftaki kalabalığa bana her zaman baktığı gibi ürkütücü bakışlarından yolladı.

“Komutan bayıltarak paketlemiş.” Arkamda duyduğum alaycı ve yabancı sese dönmesem de o kalabalık gruptan geldiğine emindim.

Sessizce dururken bu sessizliğim aksine  Serdar’ ı izleyip gururla ve rahatla nefesimi verdiğimde daha iyiydim. Fakat Alp bu hareketimle sanırım korktuğumu düşünmüş  ve bundan dolayı bedenime iyice sarılmıştı.

Salık saçlarıma dudaklarını bastırırken destek almak için elimi beline sarıp hafiften dönen başımı omzuna koydum.
Ne zaman çok stres altında kalsam tehlike geçtiği zaman bu tür şeylere rastladığımdan bana artık yabancı gelmeyen bu sancıya sadece yoldaşlık etmekti niyetim. Onu kabullenmek gibi bir derdim de vardı.

Bedenim Alp’le birleşmişken başım sağa dönüktü. Olay yerini net bir şekilde görebiliyordum ki sokağın başından gelen polis siren sesleriyle Serdar ellerini cebinden çıkartıp yavaşça bize doğru döndü.

Gözleri ilk beni arayıp anında bulunca tepkisizce yukarı doğru ilerledi. Dik yürüyüşü ve uzun boyuyla o kadar güzel duruyordu ki aslında.. Kendini asla bozmayıp karşısında ona doğru yürüyen Oktay’ a bakarak ona ilerlerken ben yavaşça Alp’ den ayrıldım.

Oktay ve Serdar biraz aşağımda birleştiğinde Serdar yüzündeki o büyük ciddiyetle arka cebinden çıkarttığı cüzdanı karşısında duran Oktay’ a verip sessizce “Hallet.” Dedi. Oktay başını sallayıp Serdar’ın uzattığı cüzdanı kavradığındaysa Serdar tekrar bir şey olamamış gibi arkamda duran adamlarla ilerledi.

“Ayakların neden çıplak.”  Alp’ in meraklı sesiyle kaşlarımı şaşkınlıkla havalandırmış ve başımı eğerek cidden çıplak olan ayaklarıma bakmıştım. Alelacele çıktığım evden bir şey giymeden kendimi sokağa atmıştım ve bunu şimdi ayağıma batan ufak taşlardan daha net anlayabiliyordum

“Şey.” Diyerek beni izleyen Alp’ e baktım. Başımı hemen sağımdaki kapalı kapıya çevirdiğimde Yeliz koşarak yanımıza gelmişti.
“Ay.” Dedi endişeyle. “Banyodaydım. Ne oldu öyle?” 

Yeliz’in telaşlı sesiyle az ileride polislerle konuşan Oktay’ a doğru başımı kaldırarak işaret ettim.

“Zeynep Abla’ nın kocasıyla kardeşi birbirine girdi. Seninki hallediyor.”

Tüm enerjim çekilmişti ve ölü gibiydim.
“Gördüm gördüm.” Diyerek beni süzüp çıplak ayaklarımda sabitlendi. “De, senin ayaklar neden çıplak.”

Alp bir eli sağ kulağındaki küpedeyken “Aynısını bende sordum.” Diyerek omuzlarını silkti.

Gözlerimi devirdim.
“Çığlık sesine koşunca her şeyi unuttum.” Yanaklarımı oflarken şişirip kapattığım kapıya tekrar baktım. “Kapıyı da kapattım amınakoyim.”

Alp ve Yeliz gülerken başımı yere eğip altı batmış olan ayaklarıma baktım. Önüme gelen saç tutamlarını sol elimde toparlayıp arkaya savururken olduğum yerde dikleşip tek kelime etmeden ve kimseye bakmadan aşağıya doğru yürümeye başladım bu defa.
Arkamdan “Nereye lan?” Diye mırıldanan Alp’e hafif gülümserken elimdeki telefonumu şortumun cebine koyarak “Evime.” Dedim.

Yeliz bana doğru şaşkınca ilerlerdi.  “Oha saçmalama.”

Ellerimle boş olan birinci katın gri korkuluğunu sıkıca kavrayıp sertçe salladığımda sağlam olduğunu anladım. Sonuçta köyde ağaçlara tırmanıyorsam bunu da hallederdim.

Alp gülerek ellerini kucağında birleştirirken Yeliz hemen arkamda beni ikna etmeye çalışıyordu. Tahminen bu eforu günler önce balkonuma tırmanmak isteyen kuzenime de harcamıştı fakat benim şuan tek çarem bu gibiydi.
“Düşersin.”
Arkamı dönmeden, kimseyi görmüyorken dudaklarımın arasından “Cık.” Diye olumsuz anlamda ses çıkartıp tutunduğum demirleri iki elimle iyice kavradım.
Burayı halledersem gerisinin kolay olduğunu varsayarak zayıf olan kol kaslarımı ve tüm bedenimi hareket ettirip olabildiğince en tepeden kavradığım korkulukla kendimi hafif zıplayarak yukarıya doğru çektim.
Dizimin biri korkuluğa oturunca gülümseyip diğerini yanına aldım. Ellerimi bir üst demire atıp yavaşça ayağa kalktığımdaysa ilk düzlüğü geçmiştim ve yerle aramda yalnızca bir buçuk metre vardı.
Yeliz’ in sessizliğinden beni ikna etmekten vaz geçtiğini anlayabiliyordum ki bence bu artık olması gereken bir şeydi.
Başımı kaldırıp yukarıya baktım.
Tamamlanması gereken bir buçuk metrelik bir pencere korkuluğu sonrasında yaklaşık bir metrelik duvar boşluğu vardı. En sonunda da balkon demiriyle karşı karşıya kalacaktım.

Neyse ki balkon demiri zeminden bir karış yukarıdaydı ve onu zemine sabitleyen ayaklara sahipti bu yüzden buradan bakınca oldukça kolay gibiydi.

Bir ayağımı yukarı doğru sağ demire diğerini sol demire attığımda korkuluklara tutunarak dikkatle ve yavaş yavaş ilerliyordum.
Serdar’ ın az ileride yanındaki adamlarla dönmüş beni izlerken içten içe düşerim diye endişe halinde oluşunu henüz bilemesem de yine de izlendiğimi bilmek garip hissetmeme sebep oluyordu.

Hafif sivri demirler ayağıma batıyorken aşağıda panikle beni izleyen Yeliz’ e başımı eğip bu sayede bakarak güldüm.
Korkulukta tırmanmak zaten çok basitti.
Demirlere tutunarak merdiven çıkar gibi ilerlediğimde balkon zeminine nerdeyse ulaşmıştım. Zemine aramda bir metrelik boş ve düz duvar varken elimi balkonun demir bacağına attım. Şu an tam yarıdaydım ve burası oldukça zordu. Araya giren bir metrelik duvar beni zorlayacak gibi duruyorken içten içe sakinliğimi korumaya çalışıyordum.

Olduğum yerde durup nefes aldım. Kendimi yukarıya nasıl atacağımı bilemiyorken telefonum arka cebimde titreyip bedenimi gıdıklamaya başlamıştı ki sinirle “Ee eeeh.” Dedim. “Sikecem ama hee.” Tam da zamanıydı çünkü.

Serdar’ ın kalbi deli gibi atıyorken bana doğru bir adım attı. Benden nefret etse dahi ya da her türlü yanlış anlaşılmayla bezenmiş olsak da en ufak bir yardım istememde koşup geleceğini hal ve hareketlerinden anlayabiliyordum.
Bu, tıpkı az evvelki Zeynep Abla olayı gibiydi..

Ayaklarım birinci kattaki korkuluğun en başında, sol elimle balkon demirinin bir karış olan ayağına sıkıca tutunmuşken sağ elimi şortumun cebine atıp telefonumu çıkarttım.

“Yuh Hazan! Muhabbet mi edeceksin!.”  Yeliz’ in sesine cevap vermeden telefonun ekranında gördüğüm isimle az evvel küfreden ağzıma naralar atıp aramayı yanıtladım ve normalmişim gibi kulağıma götürdüm.

“Efendim başkanım.” Derken sesim gayet keyifliydi.

“Hazan, nasılsın kızım?”
Bastığım zeminde ayaklarımı sabitleyerek sağlamlığından emin olurken Süleyman Amca’ nın sesini duymak sebepsiz bir güven getirmişti bana.

Keyifle soludum.
“İyiyim başkan sen nasılsın?”

“İyiyim iyiyim, sesini duydum daha iyi oldum güzel kızım. Ee ne yapıyorsun bakalım?”

“Eee şey.” Derken başımı eğerek bulunduğum konumu öylece inceledim.
Harika..
Ayaklarım altındaki demirden ötürü sızlamaya başladığından dişlerimi acıyla sıkıp elimden kaymak üzere olan demiri sıkıca tuttum.
Sesimi düzene sokup cevapladım bir çırpıda. “Oturuyorum başkan ya ne olsun evdeyim işte, aynı.”

Gülerek “Güzel güzel.” Derken onu göremesem de başını olumlu anlamda salladığına emindim.
“Hazan birileri geldi. Benim şimdi kapatmam gerekiyor kızım, sonra konuşsak olur mu?” Dünden razı olduğum bu mesele beni şu konumda minnet duygusuna sürüklerken kısa bir vedanın ardından telefonu kapatıp rahat bir nefes aldım.

Başımı yorulmuş gibi geriye doğru yatırdığımda dalgalı saçlarım kalçalarımın hemen üzerinden dökülüyordu ve böylelikle insanlara şahane bir görüntü sunduğumun farkında değildim. Hoş, olsa da şu konumda umurumda olmazdı.

“Ya yuh cidden. Düşeceksin, lan elin kayıyor manyak!”

Tam altımda telaşla bana bağıran Yeliz’e cevap vermeden başımın hemen üzerinde balkon ve korkuluk arasındaki boşluktan telefonumu içeriye fırlatıp fırlattığım elle demir korkuluğa alttan tutundum.
Bastığım yeri kesinleştirirken sağ elimde tutunduğum yeri bırakıp yorulan kolumu aşağıya sarkıtıp hafifçe sallarken alnımı duvara dayayıp kısa bir an gözlerimi kapattım.
Zor değildi sadece güçsüzdüm.

Üç saniye sonra bıraktığım demiri tekrar tutup sağlamlığına güvendiğim balkon demirine asılıp tüm gücümle kendimi yukarı çekmeye çalışırken ayaklarımı evin duvarına koyup bir iki adım tırmandım.
Sağ elimi balkon demirinin biraz daha üste attım. Bu sefer sağ kolumla kendimi yukarı çekip sol kolumu onun hemen yanında yer verdim. Görüş alanımı engelleyen saçlarımı başımı iki yana sallayarak geriye savurdum.
Sonunda tek ayağımla balkon zeminine dıştan basınca gerisi çorap söküğü gibi gelmişti.
Biraz zorlayıp diğer ayağımı onun yanına attım ve ellerimle balkon demirinin en başını sıkıca tuttum.
Sırıttım.
Kenarlara sıkı sıkı tutunup önce sağ daha sonra sol bacağımı balkon demirinden içeri attığımda Yeliz ve Alper aşağıdan beni alkışlamaya başlamıştı.

Arkamı dönerek ikiliye bakarken ellerle balkon demirini tuttum ve alt dudağımı dişlerimin arasına alıp gülümsedim. “Gelecek misiniz açayım mı kapıyı?”

Yeliz sessiz kalırken Alp kucağında birleştirdiği kollarıyla sırıtarak başını olumlu anlamda salladı. “Ben zaten sana gelmiştim.”

Dudaklarımı bu haliyle birbirine bastırdım. Daha fazla konuşmadan kapıyı açmak için balkonda bir adım geri gittiğimde Serdar’ ın sinirli ve gayri ihtiyar adımlarla karşımda abasına ilerlediğini fark etsem de yapabileceğim herhangi bir şey olmadığından arkamı döndüm ve parmak uçlarımla odama ilerledim.
Henüz odamdayken Serdar’ ın arabasının güçlü bir motor sesiyle sokaktan ayrılmışını duymuş ve bu duruma ifadesiz kalmıştım.

                                                                       💎

Saat akşamın yedisi. Gözkapaklarım uykuya yenik düşmeden evvel oturduğum koltuğun sağ tarafında duran ufak yastığı almak için bedenimi o tarafa yatırarak kolumla yastığa uzandım.
Osman Amca yan odadaki işlerini yarım saat içinde halledip yanıma gelecekti ve ben bu süreçte uyanık kalmakta zorlanıyordum.
Sıcak olan ev ve günün tüm yorgunluğu bedenimi mayıştırırken aldığım yastığı kolumu dayadığım yere koyup başımı o tarafa yatırdıktan sonra o şekilde ne kadar uyudum tam olarak bilmesem de Osman Amca’ nın seslenmesiyle gözlerimi araladım.

“Hazan kalk, uyan artık kız, haydi.”

Ellerimi gözlerime götürüp ovuşturmaya yeltendiğimde rimelli olan kirpiklerim aklıma gelmesiyle hareketsiz kalarak uyku mağruru halimle yaslandığım koltukta dikleştim.

Başımı yere eğip ayılmaya çalışırken gülerek “Günaydın.” Dediğimde karşımdaki koltukta oturan Osman Amca aynı tonda karşılık verdi.
“Günaydın günaydın.” Uyandığımı ve ayılmaya çalıştığımı gördükten sonra ellerini dizlerine yerleştirip koltuktan kalkarken devam etti. “Ben getireyim senin şu ilaçlarını da iç.”

Başımı Osman Amca’ ya kaldırmayıp yalnızca olumlu anlamda sallarken kendime gelmeye çalışıyordum. Odanın kapısı yavaşça kapandıktan sonra boynumu kaşıma isteğimle elimi oraya götürmemle hissettiğim garip ıslaklıkla yüzümü buruşturmuştu.

Kaşlarımı daha evvel yaşamadığım bu garip hisse ve ne olduğunu anlayamadığım olaya çatarken sadece yerimde dikleştim. Kulağımın biraz aşağısındaki bölgeyi parmak uçlarımla dikkatli bir şekilde yoklarken ne olabileceğini düşünmeye başlamış fakat bir sonuç bulamamıştım.
Kaşlarımı çatıp parmak uçlarıma baktım. Kan yoktu.
Uyumadan önce böyle bir şeyin olmadığına adım kadar eminken Osman Amca’ nın tekrar odaya gelmesiyle boynumu omzuma yatırıp anlam veremediğim o ıslaklığı göğüs dekolteli beyaz tişörtüme sildim.

“Al bakalım.” Önüne gelerek ellerime tutuşturduğu kupayı kavramamı sağlayan ve tebessümle bana bakan adama oturduğum yerden başımı kaldırdım.

“Teşekkür ederim Osman Amca.” Derken gözlerimdeki yorgunluğu bir teşekkür uğruna hareketlendirmiş ve tatlı bir hale bürünmüştüm.

Bir şey demedi. Gülerek ve göz kırparak karşımdaki koltuğa ilerlemeye başlayınca iki elime tuttuğum sıcak kupaya gergince eğildim. Yutkunmadan hemen önce kırmızı sıvıya baktığımda yüzümü buruşturmuştum.
“Kötü kokuyor.”

Yavaşça eğilerek dudaklarımı porselen bardağa sürterek yapıştırdım.
Güldü.
“Koklamadan iç.”

Her zaman verdiği bu fikre yeniden göz gezdirerek boşta kalan elimle burnumu tuttuğumda ilk değildi fakat her seferinde çok yeni gibiydi.
Nefesimi tuta tuta içip bitirdiğim sıvıyla yerimden kalkarak elimdeki bardağı sol tarafımdaki masaya bıraktım.
“Nasıl hissediyorsun?”
Arkamı dönerek hâlâ aynı yerde oturan adama dudak sarkıtarak göz devirdim.

“Bugün çok halsizim.” Kolumu yavaşça kaldırıp düşercesine indirdim. “Kolumu kaldıracak halim yok ve sürekli uyumak istiyorum.” Baygın bakışlarıma üzgün bir yüzle karşılık verip oturduğu yerden kalktı.

İlerleyip yanımda durarak elini sırtıma koyduğunda istemden gerilmemin tek sebebi elinin tam altında hüküm sürem sütyenimdi.
Ne olursa olsun bedenime bu şekilde dokunulması ve iç çamaşırımın başka biri tarafından hissedilmesi beni irite ederken bugün aynı hareketi Alp’ de yapsa rahatsız olurdum. Osman Amca değildi yani sorun. Sorun bedenime izinsiz değen ellerdi.

Yüzüme bakarak “Her şey geçecek.” Dediğinde son birkaç aydır zaten sadece buna inanmak istediğimi yeniden hatırladım. Gözlerimi kapatıp yorgunca yanaklarımı şişirdikten sonra ciğerlerimdeki tüm havayı derin bir soluk verdim.

“Umarım.” dedim. Yorgun ve kısık çıkan sesimle kopçamın üzerinde tuttuğu elini yavaşça sırtımda gezdirmeye başladığında o yüzüme bakıyordu ben ise gözlerimi yerdeki halının motiflerine bağlamıştım.

“Yorgunsun, yatıp uyumak ister misin?”
Konuşacak halim olmadığı için önümde birbirlerine kenetlediğim ellerimle başımı olumsuz anlamda salladım. “Yo hayır.” Burada kalamazdım ve zaten evim yürüyerek bile sadece onbeş dakikamı alıyordu.
Meraklı ve beni anlayan yüzüne döndüm.
“Eve giderim ben Osman Amca. Bana bir taksi çağırır mısın?”

Bu isteğimle başını sallayarak elini sırtımdan çekti ve yanımdan ayrılıp tam karşımızdaki vitrinin kenarında duran telefonuna yöneldi.
Osman Amca durağı ararken bende derin bir nefes alarak az önce kalktığım koltuğa yürüdüm.
Üzerinde duran telefonumu ve ufak sırt çantamı alarak kapanmak üzere olan gözlerimle odada dikilen adama baktım.

“Ben sitenin önüne ineyim Osman Amca. Taksi gelir şimdi.” Bana doğru gelen adama bir adım atıp minnetle tebessüm ederek bir kolumla sırtından bedenine doğru sarıldım.
“Her şey için teşekkür ederim.”

Elleriyle bedenimin iki yanına sıkıca sardığında gülümsedim. Çünkü o, bana kimsenin veremediği koca bir umudu bahşediyordu
“Her zaman canım benim.” Dedi sakince. “Sen sıkma canını, bir şey olursa beni ara.”
Başımı sallayarak yavaşça bedenimi bedeninden ayırdım. “Ararım ararım. Hadi iyi akşamlar Osman Amca.”

Binadan sessizce çıktığımda hava kararmıştı ve saat akşamın on biriydi.
Orada fazlasıyla uyumuştum fakat üzerimdeki halsizlik ve deli gibi uyuma isteğim bedenimde sürüp gidiyordu. Başım dönerken bacaklarım hafifçe titremeye başladığını hissedebiliyordum.
Osman Amca’ ya göre bunlar normal şeyler olduğu için derin bir nefes daha alıp titreyen parmaklarımı yırtık dar kotumun ön ceplerine sokuşturdum.
Adım atacak halim yokken olduğum yerde beklediğim taksiyle başımı yere eğip gözlerimi sakince yumdum sonra. Neredeyse iki dakika sonra gelen taksiye ilerleyip bindiğimde titreyen bacaklarımı rahata kavuşmuştu ki bu sayede yüzüne bakmaya halim olmayan taksiciye aralanan gözlerimle mırıldandım.
“Sen düz git abi, ben tarif edeceğim sana.”

Başını sallayarak beni onayladı.
Dört dakika sonra sokağa giriş yaparken kapımda oturmuş sokaktaki küçük kızlarla çekirdek yiyen Yeliz’ i gördüğümde daha fazla aşağıya gitmeden mırıldandım.
“Sen sağda bırak beni abi.”

Adam başını sallayıp olduğu yerde durunca parasını ödeyerek yavaşça arabadan indim.

Olduğum yerde dikleşip ellerimle yüzümü kapatarak düz yolda yavaşça ilerlemeye başladığımda tek derdim kendimi bir an önce eve atmaktı.
Ellerimi yüzümden çekerek iyi olduğumu gösterircesine yere indirdim. Arabada çıkartıp cebime sıkıştırdığım anahtara eve yöneldiğimde Yeliz mahalle direğinin altından kalkıp ağzındaki çekirdek kabuklarını yere tükürdü. Ne halde olduğunu bilmediğim yüzüme şaşkınca baktığında Serdar elindeki sigarayla balkona çıkmıştı.

“Lan ne oldu?” Dediğinde aslında tüm bu olan biteni biliyor oluşuna gözlerimi devirdim. “Ne bu hal?”
Adımlarımı tamamlayıp sırıtarak karşımdaki kıza baktım.
Saçlarını güzel bir topuzla toplamıştı ve parlatıcısına  yapışan çekirdek tozlarının farkında değildi.
Güldüm, çünkü tatlıydı.
Gözlerimi kapattığımda gülüşüm yüzümde, Serdar’ ın bakışları üzerimdeydi.

“Yorgunum.” Dedim halsiz bir sesle. “Konuşacak halim yok…”

Olayı anlayarak başını salladı bu defa.
“Tamam git dinlen sen.”

Başımı tekrar salladım. Sağ tarafımdaki kapıya yöneldikten sonra ilerleyip dönen başımı demir kapıya yasladığımda Yeliz koşar adımlarla yanıma geldi.

O “İyi misin?” Derken zaman ve mekân kavramları zihnimden silinmiş gibiydi.
Öyle yorgun, öyle halsiz ve öyle bitkindim.
Tepeden topladığım saçlarımla yutkunarak başımı salladıktan sonra yutkundum fakat gözlerimi asla açmadım.
“İyiyim. Uyumam lazım.”

Elleriyle elimde tuttuğum anahtara yönelip aldı ve hızla kapıyı açıp koluma girdi.

“Gel ben yatırayım seni.” Dediğinde tek kelime etmeyip kapanan gözlerimle elimi tutan Yeliz’ in peşimden ilerledim.
Demir kapıyı kapattığında her şey ve tüm gösteri bitmişti.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 76

Yav yine yaw yine yanlış anladı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 66

Pislik adam

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 64

Sinir

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 56
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 50

Şpv yaptın kızım kıskandı adam

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Kızım adamın içi gitti

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 42

Sıpa

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 41

Ahahahah

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 40

Deli kız

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 35

Ödünü koparttın adamın

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 15

Piç alp

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

Bak bak laflara bak

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 76
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 66
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 64

Ay gerçekten aynısı ya

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 2

Afkurma it

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 76

Al bi yanlış anlama daha

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 44

Serdarın içinin yağları eriyor

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 41

Duvara tırmanıyor ama sizin bilmenize gerek yok başkanim

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 35

Adam tetikte düşmene izin vermemek için

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 29

Sen yaparsın

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 15

Offff ff alp bi siktir git ya daha sabah yanlış anlaşıldık sende mum dikiyorsun üstüne

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 2

Aşko tamam adam öldü koşsana

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 35

Işte bunun için SERDAR SOYLU

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 15

Çarpacam şimdi çekil lan yırtık dondan çıkan sik gibi her yerde

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 7

Bir şeyden de eksik kal Alp zırtapozu

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

Tamm ayol sakin sjsjsjjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Kuduruyorum burada kuduruyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Burada bizi acayip yanlış anlıyor şu an

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 44

Senin umurunda değil ama Serdar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Şimdi şöyle ki

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Nefret ettiğinden Emin miyiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Hfrvsdxc biz alışkınız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Oğlum tamam git lan

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Ah ya yaparımi yapar gibi

Yorum için giriş yap