← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 11

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

“O zaman önce pastaya başlanacak, çünkü sos için kekin soğuması lazım. Birimiz keki çırparken diğerimiz sarma içine başlasın. Salatalar sabah olur zaten, böreği bilmiyoruummm, kurabiyeler en son artık.”

Elimdeki kağıda dikkatle bakıp karşımda, yemek masasında oturmuş Oktay’ la muhabbet eden Yeliz’ e gazel okuyordum ki gelmeye yanıtlara başımı kaldırdım.
Hafif yüksek sesimle uyarıcı bir tonda “Ya kime diyoruuuum!” Derken bakışlarımı çoktan kağıttaki listeden almış ve hâlâ birbirine bakarak bir şeyler konuşan ikilinin arasında hızla gezdirmiştim.

Yeliz, Oktay’ ın anlattığı askerlik anılarından herhangi birine gülmeye devam ederken mutfak kapısına ilerleyip kapı kasasına  tutundum ve başımı karanlık hole doğru çıkarttım.
“Hatice Teyzeee.” Dedim seslenir bir tonda. “Ya bunlar kaytarıyorlar!.”

Seslendikten hemen sonra eski yerime dönüp ellerimi belime koyarak gözlerimi kısık bir vaziyette karşımdaki ikiliyi yeniden izlerken Serdar yavaşça mutfak balkonundan mutfağa doğru bir adım attı.

Onu izlemek bir yana, hafif dönük sırtıyla balkon kapısını kapatışına ufak bir göz atmakla yetinirken kasılan sırtı özgürce bakabildiğim tek alan gibiydi. Zaten uzun olan boyu evin içindeki dar alandan mıdır bilmem ama bana daha da uzun gelirken topuklularımın olmayışı da cabasıydı. Aramızdaki boy farkı bana daha tatlı gelen bir halde artarken kapattığı kapıyla yeniden Yeliz’ e döndüm.
Serdar, ikiliden en uzak konuma, yani masanın çıkış tarafındaki başına geçip yavaşça bana doğru dönük olan sandalyeye oturduğunda benim aksime bakışlarını bir an bile çekmemişti üzerimden. Oturuşundaki dik duruşu ve bu kadar bariz bir şekilde izlenmemin verdiği gariplik tüm bedenime yayılırken bocalamamaya özen göstererek derin bir nefes aldım.
Sakinim.

Hesap sorar vaziyette duran belimdeki ellerle masanın diğer ucuna sahte bir sinirle bakıyorken aralık mutfak kapısının sonuna kadar açıldı.
Hafif soluk soluğa kalmış bir sesle “Geldim kızım geldim.” Diyen Hatice Teyze Serdar’ ın yanından içeriye girdi ve elindeki uzun ince oklavayı  Oktay’ a doğru uzatıp ucuyla kolunu dürttü.

“Kalk len eşşoğlusu.” Derken oldukça samimi görünen Hatice Teyze’ ye sırıtarak izliyordum ki Oktay’ ı dürten oklava yere inmişti.
“Ablama derim vallahi..” dedi. “Derim ki, benim yarın günüm var. Senin oğlun benim kızlardan birini almış kıstırmış mutfakta bize engel oluyor.”

Belimden keyifle indirdiğim ellerimle bu defa arkamdaki mutfak tezgahına doğru gerilerken hararetle konuşan Hatice Teyze benim aksime ikiliyi çoktan ayırmıştı.
Oktay oflayarak soludu.
“Amaaan teyzem ya..”

Onun bu sitemli hali bana hiç cazip gelmezken görüş alanımdaki Serdar’ ın sakin bakışları annesi ve kuzeni arasında geziniyordu. Tabi bu arada Yeliz oturduğu yerden çoktan sessiz adımlarla kalkmış ve yanıma gelmişti.
Birkaç saniye sonra Hatice Teyze Oktay’ a söylene söylene elindeki oklavayı masaya bırakarak bize döndü.

“Evet kızlar nasıl başlıyoruz.” Derken ellerini nefes nefese beline koydu. Temizlik, yemek, çamaşır derken bu akşamdan beri sürekli bir koşuşturma içindeydi fakat tüm bunların içinde yarınki altın gününü de asla ertelemiyordu.

Bize doğru ciddiyetle bir adım atıp ikimize teker teker bakarak “Bakın nispetliklerim de gelecek..” dedi. “Kurban olayım size kuzularım.” Derken ise yalvarır bir tondaydı.

Karşımda kıvranan kadına gülerek kendimi yavaşça arkamdaki tezgaha tamamen bırakırken on dakika evvel elime sıkıştırdığı listeye tekrar bakmaya başladım.
Gözlerim bu defa hızlı bir şekilde listede dolaşırken işaret ve orta parmağımı Yeliz’ e yönelttim.

Ciddi bir sesle “Sarma içini sen yap.” Derken kendimi çoktan birkaç saat sürecek serüvene hazırlamıştım.
“Ama bu sefer içi kavuralım.”
Başımı yavaş yavaş sallarken gözlerim hâlâ kâğıttaydı.

Hatice Teyze aradığı gibi üzerimi değiştirmeden hemen önce tırnaklarımı kesmiğim için hiç gocunmadan “Kurabiyeleri ben hallederim.” Dedim.

Bu defa, o her zaman uzun ve ojeli olan tırnaklarımı bilen Hatice Teyze’ nin “Tırnak.” Demesiyle başımı eğdiğim listeden kaldırmadan “Kestiim.” Diyerek sağ elimi hafif yukarı kaldırdım.

Görsün diye yüzüne fazla yakın tuttuğum parmaklarımı tatlı tatlı hareketlendirirken “Afferin kızz sana.” Naralarına gülümsemeden edemedim.

“Börek var birde.” Derken başımı kâğıttan almış bu defa Hatice Teyze’ ye bakmıştım. “Elde mi açacağız?”
Liste o kadar kalabalıktı ki şu an oturup börek açmak bana hiç de cazip gelmiyordu. Yoksa sorun değildi elbette. Başını sallayarak “Evet.” Diyen kadına başka zaman olsa bir şey demezdim ama şu an gözlerimi kısarak “Hazır yufkadan yapalım Hatice Teyze.” Demekten başka çarem yokmuş gibiydi.

Düşen yüzüyle “Olur mu ki öyle?” Deyişine gözlerimi hevesle yumup açarak “Geçen size getirdiğim böreği çok sevmiştin.” Dedim. Tabi o zamanlar şu an beni izleyen Serdar yoktu. Bende kendi kendime boş beleş yaşıyordum.

“O hazır yufkadandı. Ben bir sos yapıyorum ona, anlaşılmıyor hiç.” Derken tüm arzum oturup saçma bir şekilde börek açmamakken havalanan kaşlarıyla “Aaa. Bizde sen açtın sanmıştık.” Diyen kadının birkaç saniyede çoktan ikna oluşunu izliyordum.

Hatice Teyze yüzüme bakarak “E yufka yok. Bu saatte nereden buluruz?” Dediğinde “Benim evde var.” Diye atıldım.
Ben üzerimdeki yükü atışıma sevinirken “Biz birazdan gider  alırız.” Diyen Yeliz’ le Hatice Teyze çoktan ikna olmuştu.

Börek meselesi böylelikle kapanırken mutfaktan çıkan Hatice Teyze’ nin ardından buzdolabına yönelen Yeliz “Kaç limon sıkıyoruz içe?” Deyince bilmeyip dudak büktüm. “İki falan.”

“O limon niye ki? Üzerine sıkılmıyor muydu o?” Bu defa sesin geldiği yöne şaşkınca dönerken bu ikilinin neden hâla burada durduğunu aşırı merak edişimi kenara bırakarak Oktay’ a “Tadı daha güzel oluyor.” Diye cevap verdim.
Bana dönen bakışlarla fazla haşır neşir olmamayı seçip tekrar kağıda eğilirken devam ettim. “Öğren, ilerde lazım olur.”
Yeliz’ e sarma falan sararsın Oktay.

Yeliz sesli bir şekilde gülerek elindeki limonları tezgaha bıraktıktan sonra listeyi elimden çekip alınca gülerek göz gezdirdim.
Sağ elinin tersini çenesinin altına koydu.
“Aa tatlı çok fena.” Derken yüzüme baktı. “Bunu sen yapıyorsun değil mi?”

Başımı olumlu anlamda sallayarak alt dudağımı sarkıttığımda bant yüzünden hareketlerimin kısıtlanmış olduğunu bir kez daha fark ettim. Aslında çok da rahatsız edici değildi sanki. Henüz birkaç saat olmuştu fakat bu duruma şimdiden alışmış gibiydim.

Çenemle ve hafif kaldırdığım kaşlarımla tezgahın sağ tarafını işaret edip “Bak, soğanlar orada.” dediğimde Yeliz işaret ettiğim yöne ilerlerken bende daha evvel tezgaha çıkarttığım dört yumurtaya yöneldim.

Daha önce bu mutftakta bir şeyler yaptığım için çoğu şeyin yerini biliyor olmamla mutfak dolabının alt kapaklarına yönelerek bulduğum kek çırpma kabını tezgaha koydum.
Daha önce de dediğim gibi, ilk gün buraya sarma getirmemin tek amacı Serdar değildi. Yani benim yaptığımla o gün Melis’ in yaptığı şey arasında dağlar kadar fark varken kendimi en başından beri onunla kıyaslayamaya sokmayışım en temel nedeni de buydu aslında.
Melis’ in asıl amacı her nereden bakılırsa bakılsın Serdar’ a çıkarken onun aksine benimkini anlamak epey güçtü.
Zaten Servet Amca’ya da dediğim gibi, rekabet sevseydim esnaf olurdum.

Tezgâha bıraktığım kaptan sonra üst taraftaki mikseri almak için bu defa bir adım geri gittiğimde mutfaktaki tek sesi ben ve Yeliz çıkartıyorduk. Açtığım ve bana yalnızca biraz yüksek gelen dolap kapaklarıyla parmak uçlarımın üzerinde yükselerek hafif yukarıya sıyrılan tişörtümü umursamadan yukarıya uzattığım tek elimle mikser kutusunu rahatça aldım.

Ne öyle boyum yetmeyecek, Serdar gelip mikseri verecek falan. Ya da sandalyeye çıkacağım. Malım ya ben hani, bu yüzden inerken düşecek gibi olacağım sonra Serdar tutacak kucağına alacak falan filan. Yook yaaa. Klişe miyiz biz burada? Adam gibi hayat yaşıyoruz.
Boyum da yetiyor.
Yetmezse alırım bir sandalye adam gibi çıkar aslanlar gibi de inerim. Aksine lüzum yok.

Daha sonra seri hareketlerle kapta birleştirdiğim malzemeleri mikser yardımıyla çırpmaya başladığımda Yeliz doğradığı soğanları tavaya bırakmıştı.
Sırtımın Serdar’ a dönük olması ve kalçalarımı yalnızca bir miktar kapatan salaş tişörtümle her an izleniyor olduğumu bilmek bana bir süre sonra fazla garip gelmeye başlamıştı.
Oktay neyse de, Serdar’ ın neden hâlâ burada olduğu beni büyük bir meraka ittirirken dakikalardır çalıştırdığım mikseri kapattım.

“O nasıl bir mikserdir.” Dedi Oktay. Fakat daha çok kendi kendine söyleniyor gibiydi. “En son Suriye sınırında bu kadar sikildi kafam.”

Oktay’ ın bu haline ben değil ama Yeliz gülerken tek kaşım havalanmıştı. Çünkü Oktay’ in küfürleri beni böyle bir ortamda rahatsız etmişti nedense.
Tamam, benim de ağzım çok bozuktu ama şu an bu, hele de mutfakta fazla eğreti gelen bir erkek sesinden böyle bi küfür duymak zorunda da değildim bence.
Arkamdaki ikiliye omzunum üzerinde dönerek kaçamak bir bakış attığımda Serdar oturduğu sandalyede başını Oktay’ a çevirmiş ve çattığı kaşlarıyla ona bakıyordu.

Onları izlediğimi fark etmediklerini görebiliyorken aynı zamanda Serdar’ ın Oktay’ a sessizce “Birde ben sikecem şimdi senin kafanı.” Diye mırıldandığını da duyabiliyordum.

Onun tüm bu haline, sessiz sedasız fakat bir o kadar da uyarıcı tonda Oktay’ a yönelmiş olmasına da bu defa ben gülerek önüme döndüğümde mutfak iyice sessizleşmişti.
Adam sikmeye meyilli, sikmekle derdi vardı.

Az evvel çırptığım pembe kapla arkamdaki masanın üzerindeki dikdörtgen borcama yöneldiğimde Serdar’ ın tam karşı çaprazında oturuyor oluşu beni istemsizce daha ciddi biri yapıyordu. Bu halimin tek sebebi onun tarafından izleniyor oluşumdu ve aksi bir hamleyle rezil olmayı asla istemiyordum.

Tepeden yaptığım ev topuzunun rahatlığı vardı üzerimde. Keki borcama dikkatle dökerken malzemeleri aklımdan bir bir geçiriyor ve birkaç saat evvelden aşina olduğum Serdar’ ın kokusunu istemsizce çekiyordum ciğerlerime.
Gerile gerile oturduğu sandalyeden ve masanın üzerinde duran siyah telefonunda tam olarak buraya ait olduğu belliydi.
Bu akşam bu mutfaktan kolay kolay da gitmeyecek olduğunu anlayabiliyordum ki Yeliz iç çekip “Yağlı kağıt koymadın altınaaa.” Diyerek ortama ufak bir panik havası verdi.

Elimde kahverengi karışıma bulanmış sıfatulayla önce tamamen borcama döktüğüm kek hamuruna, daha sonra yerimde dikleşerek panikle bana bakan Yeliz’ e bakarak gözlerimi kıstım. “Aynen.”

Benim aksime o oldukça panik bir halde “Ee ne olacak? Yapışır kalır oraya o.” Dediğinde omuz silkerek kabı iyice borcama sıyırmaya başladım.
“Çıkartmayacağız ki zaten.”
Cevabımla sessizleşen Yeliz’ e bakarak sıyırdığım kabı tutmaya devam ettim.
“Aşkım sütü dökeceğim ya çıkartmadan?”

Uzun uzun sorular sormak yerine önce “He.” Diyerek başını salladı. Daha sonra elindeki kaşığı tencerenin kenarına hafifçe vurdurup yapışan piriçlerin dökülmesini sağladı ve kaşığı tencerenin kenarına bakıp “Buna su katayım mı aşkım?” Dedi.

Boşalan kabı tezgaha koymak için dönüp aynı zamanda cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki Oktay arkadan ciddiyetle atladı.

“Ben nerden bileyim aşkım?”

Bu defa şaşkına uğrayan Yeliz olurken ben başımı arkaya atıp gülerek sağ elimi bel oyuğuma koydum ve yavaş bir şaşkınlıkla yeniden o tarafa döndüm.
Gözlerim, anlamayan bakışlarla bize bakan Oktay’ a giderken gerilen dudaklarımda gülüşüm genişlemişti.

Kaşlarımı çatarak manasızca ona baktığımda keyifliydim aslında.
“Sen asker olduğuna emin misin ya?”
Oktay bu defa bana bakıp “Nasıl yani?” derken söylediğimi anlamamış olmasına gülüşümü soldurmadan sağ tarafımda duran Yeliz’ e baktım. “Çok az koy aşkım.”

Masadaki borcamı aldığımda ben hâlâ gülüp başımı istemsizce yana yatırırken Serdar Oktay’ a ciddi misin bakışı atıp “Sikimin malı..” diye mırıldandı.

Adam sikini seviyordu herhalde, yani sürekli dilinden düşmemesinin tek nedeni bu olmalıydı. Yoksa neden her fırsatta söze onunla girsin ki?
Hayır işin garibi ben Oktay’ ın küfrünün aksine bundan fazla da rahatsız olmuyordum.

Siyah taytımla yere çökerek iki yanında tuttuğum borcamı yavaşça iki üç kez yere vurduğumda Oktay yeniden mırıldandı “O niye? Niye vurdun?”
“Sana ne oğlum, niyeyse niye.”

Hayır.
Oktay asla aptal bir çocuk değildi sadece keyifliyken şebeklik yapmayı seviyordu bence. Üstelik şimdi birde Yeliz’ de var diye ortamı yumuşatmak istiyor. Birde üzerine aramızdaki o küçük ama gereksiz gerginliği bu şekilde bitirmekti asıl amacı. Yani en azından ben böyle anlıyordum ve gayet de mantıklı geliyordu.
Aksini düşünürsek Oktay’ ı sevmezsem bu onları kötü etkiler diye de düşünüyor olabilirdi. Çünkü Yeliz’ le olan samimiyetimin o da farkındaydı.
Bu yüzden sakin bir tonda keki bir iki kere daha halının üzerine vurup “Uzun uzun anlatmayayım. Ama daha iyi oluyor.” Diyerek cevap verdim.

Sonra dizlerimin üzerinde tekrar ayağa kalktım ve borcamı buzdolanının yanındaki fırına yerleştirdim.

“Hmm.” Diye ses çıkarttı Yeliz. “Baya efso olduu.” Derken elindeki iç dolu kaşığı bana uzatırken kapattığım fırın kapağıyla ağzımı hafif açmadan hemen önce mırıldandım.

“Yara bandına gelmesin dikkat et.”

Başını sallayarak uzattı içi ağzımın içinde birkaç çiğnemede tadına vardığımda “hıı” diyerek onaylarcasına başımı salladım.
“Aynen çok güzel olmuş.”

Yeliz sırıtarak elindeki kaşığı lavaboya attı.
“Ben sarmaya başlıyorum o zaman.”

Lavabonun üzerindeki boş paketleri çöpe doldururken başımı sallayarak cevap verdim. “Sosları yapıp geliyorum bende.”

Yeliz yaprakları ayarlarken Oktay masada titreyen telefonu alıp bana “Hazan bu senin telefonum mu?” Diye seslenirken ellerimi yıkıyordum.

Arkamı dönerek elindeki telefona bakıp “Evet.” Dediğimdeyse Yeliz Oktay’ dan aldığı telefona bakıp çatık kaşlarıyla yanıma getirdi.
“Gizli numara.” Dediğinde Serdar’ ın ayağını diğerinin dizinden indirerek ciddi bir tavırla yerinde dikleştiğini görebiliyordum.

Aramayı yanıtladıktan sonra telefonu omzumla kulağımın sabitlerken sandalyede asılan havluyu ilerlemiş ve bu sayede Serdar’ a daha da yaklaşmıştım.
Adamla aramızda en fazla bir metrelik mesafe vardı.

“Efendim.” Dedim uzandığım havluyla ıslak ellerimi kurularken.
Fakat üzerinden geçen birkaç saniyenin sonunda gelmeyen sesle bu defa kaşlarım çatılırken meraklanmıştım. Yeniden “Alo?” Dediğimde karşı taraftan sadece bir hışırtı yükselince alt dudağımı dişlerimin arasına alarak yeniden sabırla soludum.
“Alo.”

Kuruladığım ellerimle havluyu yerine bırakıp telefonu sağ elimle tuttuğumda nihayet karşı taraftan “Abla.” cevabını duymuştum.

Arkamı dönerek gitmek değildi amacım. Bulunduğum ortamdan kaçmakla ilgili en ufak bir pürüzüm olmadığından tanıdık gelen sese “Efenim Tuğrul?” Diyerek yanıt verdim.
Sessizce beni izleyen üçlünün teker teker sebepleri varken beni en çok ilgilendiren kısım belliydi aslında. Kabul ve itiraf etmek gerekirse Serdar tarafından sürekli büyük bir ilgiyle izleniyor olmak hoşuma gitmiyor değildi.

Bu defa kalın erkeksi sesi bir yana, tatlı bir telaşla “Ablaaa.” Diyen kuzenimle kaşlarımı çatarak telefonu kendimden uzaklaştırıp ekrana baktı.
Cidden gizliydi.

“Bir şey sormam lazım.” Derken telefonu yeniden kulağıma götürmüş ve masanın üzerindeki sürahinin duruşunu düzeltmiştim.

“Sor ablacım.” Serdar, abla lafını duyduğunda tuttuğunu bilemediğim nefesini tek solukta bırakarak yeniden arkasına yaslanmış ve bir ayağını diğerinin dizine atarak eski haline dönmüştü.

“Abla Büşra diye bir kızla konuşuyorum bir süredir. Kız büyük ihtimal sizin buradaki sitede oturuyor.”

İmayla “Yaa.” Diyerek gülümserken kaşlarım biraz sonra duyacaklarım için istemsiz bir merakla havalanmıştı.
Sol elimi tuttuğum sandalyeden alıp kırmızı ojelerimi incelerken Serdar beni izliyordu. “Ee başka ablacığım?”

Merak ettiğim kısım beni ilgilendiren alanken böyle bir şeyi benimle paylaşıyor olması gururumu okşuyordu.

“Abla bee, sizin evin adresini versen de bir çiçek yollasam kıza.” Dediğinde bunu bekliyormuşçasına sırıttım.

“Tamam tamam.” Derken başımı ufak hareketlerle sallayıp elindeki malzemelerle Oktay’ ın karşısına oturan Yeliz’ e baktım.
Sarma saracaktı.

Pişen ve yavaş yavaş kabarmaya başlayan keke ilerlerken “Söylüyorum yazacak mısın?” Diyerek devam etmiş birde üzerine sağımda oturan adama kaçamak bir bakış atmıştım. Fakat bana bakan gözleri buna engel olduğundan yalnızca siyah tişörtüyle yetinmiştim.

Tuğrul’ un üstelemeden sevindiğini “Söyle abla ses kaydı alıyorum ben.” Derken keyifli çıkan sesinden anlayabiliyordum.

Sırıttım.
“Kalkınma Mahallesi……. Ortahisar Trabzon.” Cümlem bittiğinde Tuğrul teşekkür edip kapatmaya yönelince  tatlının sosu için tencereye döktüğüm sütle yeniden “Tuğrul.” Dedim.

Tamam.
Ona her şekilde ablalık yapıyordum. Ki, sonuçta kuzendik ve bunun lafı dahi olmazdı. Ama gerek maddi gerekse manevi olarak sürekli yanında oluşum bir yana, ona kendimce doğru olan yolu da yer yer göstermem gerekiyordu.
En azından bence bunun usulü böyleydi.

Bu yüzden tencereyle ilgilenmeyi bırakarak arkam Serdar’ a ve diğerlerime dönük bir taziyette “Tüm bunları yapana kadar telefonunu gizliden çıkart da kızı adam gibi ara.” Dedim. “Sapık gibi çiçek yollama, kız ailesiyle papaz olmasın ablacım.” Tüm bu söylediklerimde haklılık payımın olduğuna adımdan daha çok eminken bana nasıl bir tepkiyle yanıt vereceğini merak ediyordum ki “Yaa.” Diyerek güldü.
“Ya abla süloya mı çektin? Ajan mısın nesin? Nereden anladın?”

Kesinlikle ajan değildim ama hiçbir kan bağımın  olmadığı başkana bir nebze de olsa benzediğim kesindi.
Başkan şöyle bir yana dursun, şaşırmamıştım tüm bu olan bitene.
Topaklanmasın diye tek elimle karıştırdığım sosla beraber keyfim de yerine gelmişti.  Gözlerimi kıstım. “E beni de gizliden aradın, tahmin ettim.”

“Hadi yaa.” Derken sesinin bozulmasından beni yanlışlıkla bu şekilde aradığını anlamıştım.
“Ne yapayım ben şimdi? Yollamayayım mı bir şey?”

Cidden ne yapacağını bilmez sorusuna karşılık “Önce kızla konuş. Yollama bir şey.” Derken daha fazla uzatamadım muhabbeti. Baş başa olsak saatlerce konuşur akıl verirdim fakat şu an ne yeriydi ne de zamanı. Bu yüzden “Anladım abla.” Diyen kuzenime bir vakit ayırmam gerektiğini fark ederek soludum. “Ararım seni sonra. Öpüyorum hadi, teyzeme selam söyle.”

Sandığım gibi olmuştu. Beni daha fazla konuşturma gereği duymadan bu kısa ve ani vedama neşeli bir şekilde “Tamam ablam.” Demiş ve telefonu kapatmıştı.

Bende bununla beraber sosu çırpı yardımıyla daha hızlı karıştırmaya başlamıştım ki “Velede bak sen.” Diyen Yeliz’ le gözlerimi kısarak gülümsedim.
“Demek gizliden kız arıyormuş. Ne fenaa. Ablasına çekmiş.”
Yeliz kıkırdarken arkamı dönmeden tenceredeki kakaolu karışıma bakarak sol elimi belime koydum ve karıştırmaya devam ederken sırıttım.

“Zekâ konusunda Sena’ yla ters orantıdalar maalesef. Sena on dokuz yaşındayken üniversitenin yurduna meyve suyu kutusunda viski sokuyordu.”

Yeliz kahkaha atarken Oktay’ ın “Ohaa lan.” Diyerek bize eşlik etmesiyle keyiflenmiş ve ilk defa girdiğim ortama ayak uydurmaya başlamıştım bile. İlk dakikalara nazaran kendimi daha iyi hissediyor, pişen keke bakarken kendi kendime Serdar neden kek yapmıyor, yapmayacaksa neden burada tarzı şeyler konuşarak salak saçma, boş beleş eğleniyordum. Sonra acaba mutfakta nasıldırın sonu yatakta nasıldıra gidiyor ve hiç alakam olmayan yerlerle kendimi bağdaştırmak üzere kalıyordum.
Saçmalıyordum.
Saçmalıyorum evet ama bunun kendi iç dünyamda olduğunu bildiğimden fazla ileri gitmeyecek şekilde kendimce eğleniyordum. Fırından çıkarttığım kekle ilgilenirken de kurabiye hamurunu yoğururken de sürekli beni izleyen bir adamın varlığında böbürleniyordum sebepsizce.
Mutfağın iyi olduğum konuların başında geliyor oluşu beni bu akşam daha özgüvenli biri yaparken bir süre sonra arkamda dönen ufak sohbetlere tek tük kelimelerle katılıyordum.
Serdar, Oktay ve Yeliz’ in aksine sessizken aslında kendimi iyi hissettiğimin de farkındaydım.
Burada olmak güzeldi bu gece. Hele ki böyle bir günün akşamında, onunla ilk defa iki insan gibi konuşarak belli değerlendirmeleri elden geçirdikten sonra bir ortamda bulunmamız gayet güzeldi.
Artık beni çözmek istediğini biliyordum mesela. Ya da bugün ki itirafına ve şu anki gözlemime göre gözü sürekli bendeydi.
Bunun bana elbette bir ziyanı yoktu. Yani şimdilik öyle bir tehlike söz konusu değildi fakat işler ilerlerse ne olacak onu da bilmiyordum.
Muhtemelen istemezdim.
Ki ben zaten Serdar’ la aramızda bir şeyler olsun diye de delirmiyordum ama en azından daha insan olabilirdik. Sonuçta birbirimizi kırmadan da bazı şeyleri düzene sokabilirdik. Zaten söylenen şu ki, her yaz gelir bir süre kalır ve gidermiş. Yine öyle olacak olması yüksek bir ihtimalken bir daha kolay kolay denk gelemeyeceğim biriyle kedi köpek gibi olmamız artık manasız geliyordu.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Kız sen de istemem yan cebime koy diyorsun haa

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 78
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 62

Rahatladı adam

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 55

Kıskanç kobra

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 52

Alık bu da

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 45

Serdar serdarrr

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 43

Aajahahahaj

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 37

Sevdiceği izlerken insan heyecanlanır tabi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 33

Bayılıyo bu da sikmeye

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 31

Salak oktay

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Slsksnd d

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 41

Mal oktay

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 34

Asksjsjsgsfakshs

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 32

Hemen de anladı siyah dev

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 30

Mis gibi manzara niye durmasın ahahaha

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 16

Ah hatice vah hatice

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 6

Adam aşık

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 78

Sena bu yapar

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 62

Bi gençleşti sanki

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 41

Gerzek

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 30

Seni çözmeye uğraşıyor

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 12

Bizi sen kaybettin be hatcik

mervetuzun8
¶ Paragraf 12

Her şey çok farklı olabilirdi ben hatcikk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 66

Satırların üstüne basılı tuttuğumuz zaman okuma moduna geçebiliyorum ama okuma modunda yorum yapamıyorum O yüzden kitabı bitirdikten sonra diğer uygulamadaki gibi zevkine vara vara okuyacağım sarı ekranda okumaya alışmışım çünkü

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Bir keyiflendi adam ne yapsın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

Sakin Ol aslan parçası

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 45

E diyorum ya herkes kendi ekmeğinde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Ya mal kdksnsisnsjsnajahshsh

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Mfksnsisusuqn yaparsın sen inanıyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 30

Herkes kendi ekmeğinde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

Jdjfbdisnissn olsun olsun klişe milise siz temas edin de gerisi bizi bağlamaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 12

Seninle kaynana gelin olabilirdik Hatice

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Adamı saklayacak bir şeyi yok

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Aşkı ne yapicaksin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Meraklı ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Oha ciddn

Yorum için giriş yap