← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 67

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Dünden bugüne çiselemeye devam eden yağmur bu defa da üzerime iniyor ve sanki zihnime dokunuyordu. Sise düşmüş buhranlı hava daha izlenilesi bir an bırakıyordu bize. Bu balkonda bana, tahminen birazdan gelecek olan Serdar’ a.
Kuruyan kirpiklerimin arasına karışan damlalarla yuvarlak demir korkuluğa tutunup yağmurda gezinen Cesur’ u izlemeye başladım. Az ilerideki kulübesine girmiyor, başını kaldırmış vaziyette ağlar gibi sızlanıyordu. Sonra biraz duruldu, bedenini güçle iki yana silkeleyerek ahşap kulübenin arkasına yol aldı.

Sakin bakışlarım üzerinde tama oluyor, hisli içim bu durgunlukta havayı dinliyordu. Sessizliğin yanı sıra böcekler, hışırdayan ağaç dalları, az ilerideki çinkoya inen yağmur ve Cesur… Köy havasının ortasında, huzurun tam da kollarındaydım. Ki az evvel Serdar’ ın koynundan çıktığımı da hatırlarsak… Gönlümce her şeyim tamamdı.

Bakışlarım kulübeye daha da daldı. Bu sakinlikte içime ilişen anılar göz doldurabilir vasıftayken bir yanımın huzuru yakamoza çeviren anı da yakamı bırakmıyordu. Ne göz dolmasına yenik, ne huzura düşkün…
Yıllar evvel yağmurlu bir gün değil de, sıcakla soğuğun karışarak bedenimize iliştiği bir yaz gününde, Trabzon’ da.
Cesur değil Bulut.
Serdar değil dedem.
Ben, ben hep aynı ben…
O zamanlara aklım gidiyordu ve bunun tek sebebi bahçedeki kulübeydi. Cesur bile değildi yani, bana bizi hatırlatan o an çok başka bir yerde yıkılmış bir anıydı.

Arkamdaki mermere bırakılan bardak sesiyle o tarafa dönemeden Serdar’ ın kolları bedenimi sardı, başı sağ şakağıma indi, öptü. “Yavrum.” Bu ses beni her defasında gülümsetiyor, böyle boğuk ve dolu dolu oluşu içimde tahminsiz huzura ol açıyordu.

Kapattığım gözlerimle başım arkaya giderken eline uzanıp gerilen dudaklarıma bastırdım. “Ne zaman çıktın banyodan?” Hiç duymamıştım, benden sonra duşa girmişti hala orada sanıyordum. Ben avucunu dudaklarımdan çekmeden usulca devam ederken Serdar’ ın dudakları bu defa az evvel makinayla kuruttuğum saçlarıma indi. “Oluyor biraz.”

Balkona yayılan kokuyla o sırada mutfağa inip kahve getirdiğini anlıyordum. Serdar’ ın bedeniyle benim yüzüm ıslanıyor, bağrımdaki ateşi yağmur damlaları dindiriyordu. Ardından yükselen toprak kokusunu derin bir solukla içime çektiğimdeyse sanki tüm bedenimi saran ferahlatıcı damlalar bu hayatın asıl anıydı. Yaşam bu andı, dünya tam da buydu, hayat dediğimiz bu kadar umuttu.

Çıplak kollarıma çarpan serin havaya gözlerimi araladım. Tabi tüm bu güzelliğin yanı sıra ürkütücü bir huzur vardı. Bu, tıpkı Serdar gibiydi bana.
Onun kadar yarı karanlık ve onun kadar güvendi baharıma..
Soluklarının üzerimde hareketlenmesi eşliğinde sarhoş misali usulca mırıldandım. “Toprak kokusu Serdar.” derin bir nefes daha aldım, heyecanlı bir umutla verdim. “Ne kadar huzur verici, değil mi?” Başımı göğsüne sürttüm. Serdar zaten bende soluklanıyordu. Kokudan bahsedince fark ettim, fark etmemle dudakları saçlarımda hareketlendi, o boğuk sesi aramızda duyuldu. “Senin kadar değil.”

Benim kadar değil miydi cidden… Nitekim kokumu içine çekmelerine bakarsak Serdar’ a göre öyleydi.
Dudağım haylaz bir çocuk gibi yukarı kıvrılırken beni daha da kendine çekti. “Neye daldın gittin sen öyle?” Kısık sesi o kadar huzurluydu ki yalnızca bu halinden bile omzunda hiçbir yükün olmadığını var sayıyordum. Sanki Serdar’ da en az benim kadar huzurluydu.

Hiç der gibi omuz silktim. Sırtım göğsünde, bedenim yeniden kollarındaydı ve eminim ki önünde küçücüktüm.
Kenarda toparlanmış camlardan birine uzanıp önümüze çekmeye başlayınca “Yapma.” Diye sızlandım. Daha da ıslanmak istiyordum, “Hasta olacaksın yeter bu kadar.” Koyu camı önüme çekti, “Hava sıcak ama.” Desem de bu onu vaz geçirmeyince başımı yana eğip mırıldandım. “Bari beş dakika daha.” O kadar mayışmıştım ki ağzımı açıp tek kelime etmeye halim yoktu aslında. Hissetmek istediğim tek şey Serdar ve üzerimize inen yağmurdu.

Eli bir an camda duruldu, sonra “Sadece iki dakika.” diyerek camı yeniden usulca açtı. İtirazlı kabulleniş hali yüzümde bir tebessüme daha yol açtı. Serdar’ la rahatlamak, onun bedeniyle onda soluklanmak ve sonrasında onunla bir çiseye kalmak eşsizdi. Ki bence dudakları başıma inerken bunu o da biliyordu.

“Ne düşünüyordun?” Sessizliğimizi bozan ılık sesiyle bakışlarım yeniden kulübeye gitti. Bir anım vardı Serdar.. Anında gözlerimi dolduran, boğazıma bir yumru indiren ve tüm bu tezatlığın aksine güzel bir anıydı.
Ona bunu açmak istedim. Ki ben Serdar’ a artık her şeyimi anlatmak istiyordum, bu hoşuma gidiyordu.

Belimi saran kollarını severken tereddütsüzce gülümseyip soludum. “Ben çok küçükken dedemin de bir köpeği vardı; ama o beyazdı, çoban köpeğiydi. Adını ben koymuştum, Bulut. Çünkü o beyazdı vee bulutlar gibi nereye gitsem arkamdan o da oraya geliyordu.” Nasıl düşünmüştüm aklım şimdilerde almıyordu. Halime göz devirerek kollarımı kollarının üzerine sardım. “Çocukluk işte.” O yavaş ve mağrur sesim bu havaya o kadar eşti ki; nereden geldi bilemem kendimi bir anın doksanlarında, elinde şemsiye, üzerlerinde uzun elbiselerle İstanbul caddelerinde gezinen kızlar gibi hissettim.

Ne garip…
Serdar başıma indirdiği buselerle sessizliğini korurken tüm o anlara gittim bir an. Bu kulübeyle yarım yamalak hatırladığım o güne, dedeme, Bulut’ a… Yüzümde buruk bir tebessüm, buğulu gözlerim boşlukta.. “Kulübesini birlikte yapmıştık, sonra bir yaz gittiğimde ne kulübe vardı ne köpek. Ölmüş.” Derin bir nefes almak yetmeyecekti, dudağım bükülürken  buhranla verdim o soluğu. “Dedem de kulübeyi söküp atmış. Ondan sonra hiç köpek almadı, hatta hiç hayvan beslemedi. Ben de hiçbir köpeği sevmedim.”

Bulut tatlı bir köpekti. Bunu bakışlarından bile anlardık ama Cesur ketum ve ne yazık ki korkutucuydu. Tabi bu onu sevmemem için bir sebep değildi ama Bulut çok daha özeldi bende. Yine de Cesur’ un az evvelki yalnız hali kalbimi kırmış, beni ona itmeye yetmişti.

Kolunda duraksayan ellerimle onun bahçede gezinişini izlemeye devam ettim. “Şimdi Cesur’ u izlerken aklıma geldi.” Usulca omuz silktim. “Garip. Yani sen, dedem.. Bilmiyorum bana sizinle ilgili çok şey ortak geliyor. Sanki…” Ortak bir dilde buluşamıyordum bile. Hislerim kendini öyle bir kaçırıyordu ki tüm o benzerliklerin içinde en net kelime zihnime dolmuyordu. Bu yüzden de gözlerimi devirerek başımı masum bir çocuk edasıyla iki yana salladım. “Adlandıramıyorum bile ama sende dedemi görmek çok güzel.” Dudaklarım “Ketumluğunuz bile aynı.” Derken gerildi. Serdar ne çok dedemdi böyle?

“O herkese sert bana başka oluşunuz… Bazen duruşun bile bana onu hatırlatıyor. Ki bunu dayım bile yapamıyor.” Burnumun direği birden daha da sızladı, bu güzel havada kolları bedenimi sarmışken usulca mırıldandım. “Güzel…” Ona hem çok yakın hem de çok uzak olmak..

Sessizce beni dinlerken yerinde kıpırdamayışı hareket alanımı arttırıyordu fakat ben ona tutunmaktan başka bir şey yapamıyordum. Niyetim ona beni açmaktı, tüm duygularımı güvendiğim adamla yalınlaştırmaktı.

Dudaklarım yeniden acı bir tebessümle gerildi, “Benim için çok da özel.” Başımı ona yaslayıp gözlerimi yağmur damlalarına yumdum. “Böyle hayran olduğum birine benzemen, bana onu hatırlatman paha biçilemez. Her an doğru yöne ilerlediğimi hissediyorum.” Dedeme benzeyen bir adamla çıktığım yolda doğru adamı bulmuş gibi hissediyordum. Dedem de bizi onaylardı, Serdar benim için en güzeliydi. Yine de içimdeki o ukde, yüzüme inen hüzne yelkendi.

Kaş çattım. “Sizi tanıştırmak isterdim, yani daha önce de demiştim bir gün birini seversem sevdiğim adamı…” Doğrusu bu ihtimalin hiçbir zaman olacağını düşünmemiştim ama yine de hayal kurmanın hayata bir manisi yoktu. “Ben tanıştıramadım ama sizin zaten tanışıyor olmanız o ukdemi yok ediyor sanki. Ki bizi gördüğüne de eminim…” Yutkundum, yani anlatacak anılarımın arasında belki ilkiydi ama bu ne beni gülümsetmiş, ne de hüzne boğmuştu. Öyle dikleşerek derin bir nefes alınca ne varsa bitmişti içimde.

Önce uzanıp camı kapattı. Sonra elimden tuta tuta yavaşça arkamızdaki koltuğa oturup o sessizlikle de beni kucağına çekti. Anlattıklarımın üzerine bir şey söylenmezdi, zaten bir şey demesini de beklemiyordum, ben sadece anlatmak istemiştim. Serdar’ ın benimle ilgili bir şeyleri bilmesi hoştu derken kaşlarım aklıma gelen bir şeyle daha çatıldı. Bunu artık unutmamalıydım.

Kolları belimi sardı, başımı göğsüne yaslayarak dudaklarını alnıma indirdi. “Sana sürekli bunu hatırlatacaksa o kulübeyi söküp atarım oradan.” Gülerek elimi yüzüne koydum. “Aklın sürekli yakıp yıkmakta.” Ki sadece bir andı, kulübenin bana asla bir zararı yoktu.

Kaşlarını çakarken göz göze gelmemizi sağladı.  “Başka türlü nasıl yapılır bilmiyorum.” Sesi donuktu. Yani cidden bilmiyordu, bu konuda hem fikirdik ama yine de “Gerek yok, sakın öyle bir şey yapma.” Derken yüzünü sevmeye devam ettim, sonra yerimde yükselerek dudaklarını usulca öptüm.
Beni böyle sevmesi, onu böyle sevmem delilikti. Anlattıklarımın içinden bunu çıkartmasıysa, bilemiyorum Serdar’ dı işte aksini bekleyemezdim.

Dudakları dudaklarımda gezinirken hafif geri çekilerek şakağımı öptü, oradan alnımı, boynumu derken benim kıkırdayıp “Serdar.” Dememle bedenime sarıldı, boynumda soludu. “Söyle yavrum.” Şu içi içine sığamayan sesi bana taşıyordu… Bu yüzden cümlelerim hep yarım, kalbim hep boğazımda…

“Sana bir şey söyleyecektim ben hep unutuyorum.” Tenimden usulca doğruldu, göz göze gelince gülmeye devam ettim. “Şimdi de söylemezsem birkaç hafta daha unuturum.” O kadar olaydan buna zaman kalmamıştı ki. Serdar’ a söylemeyi geçtim ben bile unutmuştum.
Üzerine oturduğum bacaklarını iyice araladı, arkasına yaslanırken yanağımı okşayıp yeniledi. “Söyle yavrum dinliyorum.”

“Urfa’ ya geldiğim akşam Bursa’ da bir adamla konuştum. Bana bir şey vermeye gelmiş, dedem vefat etmeden önce ayarlamış.” Konuşuyordum ama bir gariplik vardı. Serdar’ ı tanıyordum bir kere, adam dedim diye ne kaşları havalanıyordu ne de sinirleniyordu.
Onun bu haline kısılan gözlerimle devam ettim. “Adamın adını unuttum. Ben de bakmadım ama dedem bana para bırakmış, bir milyon sanırım. Böyle her şey ani ilerleyince aklımdan çıktı.”

Bağrında elim, yüzümü izlerken “Cahit.” dedi düz sesiyle. Mimik oynamadı yüzünde “Adamın adı Cahit.” Bir an yüzüm değişti, elim yüzünden indi. Hayretle yerimde dikleşsem de ayaklarım yine de yere değmiyordu. “Nass-?” Dedim afallayıp. Serdar? Kaşlarım daha da çatıldı “Sen biliyor muydun?” İyide bu mümkün değildi ki?

Yavaşça yüzüme doğru eğilerek dudaklarını kulağıma sürttü, yutkunuşumla tenimi öptü. “Sana söylemiştim.” Kokumu içine çekti. O, saç tutamımı kulağımın arkasına bırakırken gözlerimi derin bir nefesle yumdum. “Çok güzel uçuyorsun ama benden habersiz kanat dahi çırpamazsın.” Dudaklarımı ufak bir hamleyle ıslatıp alnımı çenesine doğru yasladım. Nitekim bu ses beni her daim benden alıyordu. Bu dokunuş, üzerimde gezinmeden beni saran elleri, teni… Üstelik bana böylesine yakın olup her şeyimi bilmesi kendimi tamamen güvende hissetmemi sağlıyordu. Aksini düşünmüyordum, Serdar’ dan gizli bir şeyim yoktu ki neden bundan rahatsız olayım?

Bir elim ensesine gitti. “Kızmadın mı? Yani sana söylemedim diye?” Tenini sevmek, kokusunu içime çekmek beni daha da mayıştırıyordu. Onunla böyle dip dibe olduğumuz her anı seviyordum.

“Neden kızayım? Para senin paran.” Bu konuda hem fikir değildik işte. Para ikimizin parasıydı ve tabi takılarda. Her şeyimiz ortaktı, kaşlarımı çatma sebebim de bundandı. “Öyle şey mi var Serdar?” Hafif sertleşen sesiyle konuyu kapat der gibi soludu “Hazan.” Şaşırtmıyordu, bana para harcatmamak gibi bir gayesi de vardı zaten ama ben bazı şeyler eşitlensin istiyordum.

Hafif geri çekilerek ensesindeki elimi bağrına koydum. “Bağış yapalım diyorum.” Bunu epeydir istiyordum, bu kadar para harcamakla bitmezdi zaten. Hem para konusunda da sıkıntımız yoktu, sadece istemede takılan takılar bu paradan da çoktu bence. Dedem adına bir şeyler yaptırmak istiyordum.

Serdar’ ın kaşları hayretle havalanırken tek odağı bendim. “Yapalım, nereye istiyorsun?” Muhtemelen bu beklediği bir şey değildi. Usulca omuz silktim, olur mu der gibi baktım. “Su kuyusu?” Daha güzel bir şey olamazdı bence.

Bir an bakışları değişti, dudakları varla yok arası kıvrıldı sanki. “Tamam.” Kabul edeceğini zaten biliyordum ama bu konuda tamamen ona ihtiyacım vardı çünkü ben tek başıma yapamazdım. Ciddileştim “Ben hiç bilmiyorum ama nasıl oluyor? Nasıl yaparız?” Birlikte bir şeyler yapma fikri hiç bu kadar hoş gelmemişti. Daha niceleri dedim içimden. Daha neler neler…

Serdar benimle birlikte konuya odaklanıp başını usulca salladı. “Ben biliyorum hallederiz.” Araştırmış olmalıydı, yine de her detayı bildiğini sanmıyordum. Kucağında hareketlendim. “Sen nereden biliyorsun?” Ama sonra o durgun bakışıyla birden tüm ciddiyetim gitti, duraksadım. “Yaptın mı?” Gülümseyişim daha da büyüdü, yüreğimde sanki bir merhamet daha filizlendi. “Ciddi misin?” Hevesle, heyecanla bir cevap arar gibi gözlerine bakıyordum. Bakışıyla kalbim tekledi bir an.

Serdar Afrika’ da su kuyusu mu açtırmıştı cidden? Oysa buna ihtimal vermezdim. Serdar başka bir adamdı, anlat deseler beceremezdim belki ama o çok güzel bir adamdı ve bu güzelliği biliyor olmak yüreğimi okşuyordu.

Suskunluğuyla, o sakin bakışıyla cevabımı alınca alt dudağımı ısırarak hayretle ona doğru meyillendim. “Sen nasıl bir adamsın ya?” Hislerim sesime yansımış, üzerimde gezinen ellerim onu bana itmişti.
“Nasıl görünüyorum?” Derken alnımı öperek yanağıma geçti “Şerefsiz gibi mi?” Sesi ciddiydi ama bu hali beni üzüyordu. Ona bunu hissettirecek ne yapmıştım ki? Oysa fevri hallerini saymazsak Serdar tanıdığım en güzel adamdı.

“Aşk olsun.” Diye sızlanıp göz devirerek kollarımı boynuna doladım. Böyle hissetsin istemiyordum, eğer öyleyse aksi için elimden geleni yapardım. Başını çevirip boynumu öptü, belimi tutarak beni kendinden hafif itti ve “O oldu zaten, başka bir şey söyle.” Diyerek yanağımı ısırmaya başladı.

    
💎

Veda sahnesindeydim.
Her defasında olduğu gibi bu defa da gözlerimden sicim gibi akan yaşları elimin tersiyle siliyor, yetmiyor tişörtüme bırakıyordum. Yine hiç ummadığım bir anda şu yürek söken ayrılığın  ortasında Asya’ ya neden diyordum. Belki çok daha güzel olabilirdi hayatı? Ki İlyas değildi kastım. Emelim İlyas onu seviyor diye ona gitmesi değildi, Asya seviyor diye İlyas’ a gitmesiydi. Çünkü zaten sevda seni seviyor diye değil de, onu seviyorsun diyedir.
Cemşit’ le uyumak zorunda değildi Asya, İlyas dururken.. İlyas dururken Cemşit’ le uyanmak zorunda değildi, onunla yaşlanmak zorunda hiç değildi. Hayata bir kere geliyorken yüreği nerede, nereye uçuşursa oraya gitmeliydi insan. Yürek bu ya, Asya İlyas’ a gidemiyorsa eğer Cemşit’ de de kalmamalıydı.
Arkada ezbere bildiğim o hüzünlü melodi, karşımda Asya’ nın dokunsan ağlayacak hali.. Sevgi neydi derken çocuğunun babası diye bildiği Cemşit’ e koşup sarılışını izliyordu. Oysa aklında İlyas olduğu o kadar belliydi ki, tüm o yaralara rağmen hala onu sevdiği gün be gün ortadaydı. Nitekim Asya sussa gözlerindeki o derin hüzün İlyas diye avaz avaz konuşuyordu. Öyle bir aşktan, böyle bir acıya…

Sahne başa sarıyor, Asya, İlyas’ ın bakışları eşliğinde Cemşit’ e yöneliyordu. Evet Cemşit şefkatti, Cemşit babaydı, Cemşit çok merhametli bir adamdı ama hepsi o kadardı. Merhamet aşkı talana çeviren bir ala değildi. Her ne olursa olsun gerçek olan aşk her zaman İlyas’ tı. İlk görüşte birbirlerine bakarken hissettikleri şey aşktı. Asya henüz hiç tanımadığı adama tüm kalbiyle kaçarken çok aşktı. Kaçarken coşkuyla bağıra bağıra doğaya selam verişleri aşktı. Sevişmeleri aşktandı.. Yaşadıkları her şey aşktı da, İlyas’ ın yaptığı o aşkı viraneye çeviren bir zemheriydi.

İlyas yara olmasa yardı, keder olmasa kaderdi. O açtığı en derin yaranın en ağır ağrısıyken Cemşit sadece o derin yarayı saran kabuk olmuştu. İlyas’ ın açtığı sızıyı örten bir şefkat bile değildi Cemşit. O sadece bir kabuktu. Yaradan sonra yer edinme umuduyla eti sıkıca saran bir kabuk.
Bu bakış, bu sahne, bu fon… Ben mümkün değil inanmıyordum Asya’ nın Cemşit’ e aşık olacağına. Ömrünün bir yerinde ona bakarken dünyasının duracağına, tutkuyla birbirlerine sarılacaklarına, kışın ayazında üşürken Cemşit’ e sığınacağına ve onunla sevişirken yüreğinin bir yangına karışacağına asla ihtimal vermiyordum. Asya elbette seviyordu Cemşit’ i ama herkes gibi, öylece..

Ben her zaman aldatma konusunu yüreğimde yok sayıp İlyas’ dan yana olan taraftım. Tamam, Cemşit’ de bırakılıp gidilmezdi ama İlyas’ a bakarken kalbinin aldığı sızıyla da bir ömür yaşanmazdı.
Sevgi neydi cidden? Sevgi iyilik miydi? Yoksa bir kalbin göğsünü döverek seni alalen dumura uğratması mı? Bakınca dünyanı değiştiren miydi aşk?
Aşk uzun bir hikayeydi bence.
Zaten bu yüzden çoğu yerde konuşulmaz, konusu geçince derin bir iç çekişle susulurdu. Aşk başka bir alemden gelme yegane uğurdu sanki, bendeki aşk da Serdar’ dı..

Ki arkasını dönerek o uzun ömre kalbi yarım giden Aysa.. İnsan ne kadar yorulursa yorulsun bir kez daha kalbinin ritmini değiştirene koşmalıydı bence. Bıkmadan, usanmadan, bir şeyleri halletme umuduyla…

“Kimi seçerdin?”

Daldığım sahneden beni sıyıran anahtar şıngırtısının ardından Serdar’ ın sesiydi. Gözyaşlarımın aktığı sahneye öyle bir dalmıştım ki geldiğini de duymamıştım. Tabi yine de Serdar’ ın bu sakin haline şaşkındım. Ben daha çok elimdeki kumandayı alarak televizyonu kapatmasını beklerken o sessizce yanıma yönelip yeniden, usulca “Kimi seçerdin?” Demişti.

Tereddüt etmedim. Burnumu hafif çekerek kumandayı kenara ittirirken “İlyas.” Dedim düz bir sesle. O oturunca omuz silktim. “Aşık olmadığım biriye uyuyamam bile.” Bu sözüm onaydı. Ona ve ona olan sonsuz sevgime. Serdar’ a dönerek “Mantığım uyuyor ve çok iyi bir adam diye biriyle olamam.” Dediğimdeyse o çoktan çapraz bir şekilde birbirine bağladığı kollarıyla başını bana çevirmişti.
“Ya sen?” Diye devam ettim. Cevabımı biliyordum aslında. Mevzu bahis üçüncü kişiler değilken bir sebepten oluşan ayrılıklardı. “Sen ne kadar kırılırsan kırıl aşkı mı seçerdin sevgiyi mi?”

İfadesiz bakışları birkaç saniye sadece gözlerimde dolandı, sonra dudakları hafif aralandı. “Aşık olmadığım kadını koynuma almam ben.” Serdar’ ın benim gibi böyle irite konulara göz yumduğunu görebiliyordum. O aramıza girecek bir başka insan bize o kadar yabancıydı ki, biz başka sebeple ayrılıklardan söz ediyorduk.

Bulutlanmış gözlerimi tararken yüreğime ilişen karıncalanmayla iyice bana döndü “Kırk kere de kalbimden vuracağını bilsem.” Kollarını yavaşça çözüp omzuma sardı ve beni iyice kendine çekti. “Kırk kere, bir an düşünmeden sahip olduğun yere alırım seni.” Hayatım boyunca kendimi ait hissettiğim ve koynuna gitmek için her an heveslendiğim tek adamdı Serdar.  Bu yüzden yeniden ona yönelmek, koynuna çekilmek ve kapattığı televizyonla kollarımı boynuna dolamak hissettiğim tüm kırılmışlıklara inat yeni bir heyecandı.

Kaşları çatıldı. “Ne bu halin?” Arkasına yaslanırken beni de kendine çekerek başımı öptü. “Televizyonu mu kırayım ne istiyorsun?” Bilmiyorum garip bir halim vardı. Sanki tüm neşen bir filmin son sahnesiyle yitmişti ama yine de şu televizyonu kırma fikri gülümsememi sağlamıştı.
Gözlerimi devirerek başımı omzuna yasladım. “Sonunda şu bir şeyleri kırmaman konusunda oturup seninle uzun uzun konuşacağım.” Ciddi ciddi karşılıklı konuştuğumuzu hayal ettim de… Nedensiz komikti. Serdar’ ın da hoşuna gitmiş olacak gerilen dudakları bu defa burnumun ucuna indi. “Benimle uzun uzun konuşacaksan birkaç şey daha kırabilirim.”

Yavaşça omzuma vurdum. “Serdaar.” Yapma der gibi çıkan mayışık sesimi seviyordum. Ben böyle dinleniyordum onunla, ara ara aklım başka yerlere sıvışıyordu da iyi geliyordu böyle, ikimiz.

Façalı kaşına takıldım bir an. Onunla göz göze gelmek hala bana farklı duygular tattırıyordu ve ben hala onunla olmayı delice seviyordum. “Biraz böyle kalalım mı?” Zihnimi, kalbimi, bedenimi… Bana ait, bana rağmen ne varsa biraz dinlenmek istiyordum. Belki yıllarca, belki aylarca, belki yeni evliydik haftalarca bilmiyorum ama Serdar bana iyi geliyordu. Kendimi ruhen de bedenen de güvende hissediyordum.

Bir an koltuğa uzattığım bacaklarımı üst üste koyuşuma baksa da yeniden bana dönüp belime daha sıkı sarıldı. “Niye soruyorsun?” Niyetim, pekala aslında kocama dokunmayı seviyordum. Gözlerine bakarken gülerek omzunu öptüm, elim diğer omzuna gitti. “Belki başka işlerin vardır. Biri geldi ya kapıya az önce.” Balkonda yanağımı ısırdıktan hemen sonra, benim onu ittirip, Serdar diye gülmeye başlayışlarımdan önce. Sonra Serdar inmişti, ben de onu beklediğim yarım saat salona inip film izlemiştim.

Üzerime meyillenerek dudaklarımı alnıma değdirdi. “Senden başka işim yok. Ki ona da iş denmiyor.” Laf cambazlığı yapmayı, dilinden türlü kelimeler kopartmayı yer yer seviyordum. Bu da o anlardan biriydi.
Parmaklarımı yavaş yavaş omzundan koluna doğru hareketlendirip mırıldandım. “Ne deniyor?” Güzel bir iki kelime duymak içim heyecanlanan benliğim sert bir duvara çarpmış gibi, Serdar’ ın bu defa uyarıcı tonda “Hazaan.” Deyişiyle olduğu yeri kabullenip geriledi.

Serdar öyle bir adam değildi işte. Ne hoş ki bende onun bu sert halini seviyordum. Kendimi bu anın tebessümüyle tamamen kucağına bıraktım. “Tamam tamam.” Kısılmış sesimle masum bir kabullenişim onun da hoşuna gitmişti, bunu tenime çarpan soluklarından bile anlayabiliyordum.

Sessiz oturuşlarımız, sessizliği inat birbirimize  dokunuşlarımız, öpüşlerimiz arasında önce cebinde titreyen telefonuna baktı, sonra televizyonu açıp bir haber kanalı buldu. Sesini kıstı, sırtımdaki ve belimdeki koluyla beni kendine sabitlerken gözlerimi kapatıp kendimi ona bıraktım. Spiker konuşuyor, Serdar tek kelime etmeden haberleri izliyor, benim ufak soluğum boynuna çarpıyordu.

Koynunda mayışmıştım. Ki bunu kabullenmeyi de yaşamayı da hep çok severdim, haber dinlemek beni her zaman mutlu edip uyutuyordu. Haber her neyse Serdar’ ın dikkatini sessizlikle çekmişti, bende tek kelime etmeden kendi halimde duraksamayı seçtim.

Spiker uzun uzun konuştu, o bitince başka kanalda aynı habere geçip sessiz göz yumuşlarıma karşılık alnımı öptü. “Uyu hadi biraz, erken kalktın.” Bir yandan muhabir bir yandan Serdar’ ın kadifemsi sesi beni zaten uykuya itiyordu.

Doğrusu çocukluğumdan beri haberleri dinlerken uyumayı seviyordum. Dayımlarla, amcamlarla, hatta babam varken bile yer yer yaptığım bir şeydi bu. Çocukken akşam altı gibi okuldan gelirdim, o zamandan beri severdim uykuyu. Salonda babam haberleri izlerken koltuğun kenarında öylece kıvrılır uyurdum biraz, tabi sonra uyuduğumu görünce bağırarak uyandırmasını saymazsak çok da güzel oluyordu. O gittikten sonra bu yaşıma kadar ara ara yaptığım şeyler arasındaydı. Bazı geceler gözüme uyku girmezken bir haber kanalı açıp öyle uyurdum. Kimse de ne uyuyorsun diye bağırmaz, beni o daldığım keyifli uykudan korkuyla uyandırmazdı.

Şimdi böyle daha bir iki ay evvele kadar hiç tanımadığım, ilk gördüğümde üslupsuzca tartıştığım bir adamın kucağında, saçlarımda dudakları, bedenimde eli… O küçük kızdan bugüne çok şey yaşanmıştı ve ben her ne yaşandıysa o zamanlar altında kalacağıma inanmıştım. Bilemezdim…

Kokusunu içime çeke çeke yerimde kıpırdandım. “Hazan.” Dudakları alnımda gezinmeye başlamıştı, saç diplerimi örten dokunuşlara gözlerimi araladım. “Saat kaç?” Çok olmamıştı eminim, en fazla yarım saat gözlerimi kapatmıştım. “Dört yavrum.” Deyişiyle de emin oldum.
Koynunda olmak iyi gelmişti ama daha fazla yatmak istemiyordum. Omzuna sardığım kolumla yükselerek yüzünü öptüm, homurdanarak soludum. “Serdar.” Bana sokuldu, ki bu bizim birbirimizi tamamlayan halimiz benim bir türlü tatmin etmiyordu. Tatmin etmek de demişken, Bir iki saat evvel Serdar’ la birbirimize sürtünerek tatminlerin en güzelini birlikte yaşamıştık. Kadınlığımın erkekliğini sardığı o an ve ona sürtünmemle teninde hareketlenen göğüslerim.. Her bir an utanç, utançtan ziyade yeni yeni heyecandı.

“Söyle?” Altımda sertleşmeye başlayan erkekliği sesine yansımıştı ama henüz değildi. Daha yeni duş almıştım birkaç saat arayla kendimi yeniden suya atamazdım. Bu yüzden üzerinden kalkarak yanına kıvrıldım ve araladığım gözlerimle kolumu ona sarıp beline yaslandım. “Akşama ne yiyeceğiz yapayım mı bir şeyler?” Ben acıkmaya başlamamıştım ama Serdar’ ı bilmiyorum o da illa acıkırdı.

“Sen uğraşma şimdi. Ne istiyorsun çıkalım mı eve mi getirsinler?” Dışarı çıkarsak bu saatten sonrası ziyan olurdu evde kalmak istiyordum. “Cık.” Diye omuz silktim. “Çıkmayalım.” Sonra başımı Serdar’ a kaldırdım. “Acısız olan Adana mıydı Urfa mıydı?” Et istiyordum ama böyle ocak başı gibi lavaşlı mezeli. Bir an beni izlerken tek kaşı havalandı, sonra “Urfa.” Deyişiyle onun gibi keyifli sesimle yükseldim.

“Ocak başına gidelim bir gün. Bugün değil ama.” Nasıl özlemiştim. Daha da geriledi, hatta yüzümü net görebilmesi için kolumu ondan çözmek zorunda kaldım. “Senin içinde bir doğulu mu varmış?” Vardı şimdi yalan yok, ben kahvaltıda bile et verdim. Başımı sallayıp onu onaylarken üzerime eğilmesiyle sırıtarak karşılık verdim.

Dudaklarıma iner sandım ama konumuz et olduğundan sanırım, ensemden kavrayarak keyifle alnımı öptü. “Kızım ölürüm ben sana. İstediğin ocak başı olsun.” Kıkırdarken yüzüne gitti elim. “Serdar şunu söyleyip durma şimdi.” Sevmiyordum, dilinde sürekli bir ölüm meselesi. Hayır saatine denk gelecekti Allah korusun. İnatlaşmadan “Tamam yavrum.” Deyişiyle kolunu kavrayıp boynunu öptüm.

Siyah devim…
Hallerine şaşırıyordum elimde değildi. Keyiflenerek elini kolunu tutup gözlerime odaklanması için aramıza aldım. Ki kaslarının aksine bu çok da kolay oldu. “Nasıl değiştin ama Serdar?” Yüzü olmasa da gözlerinin içi benimle birlikte gülüyordu bu da bana yetiyordu işte.

Derin bir nefesle gözlerimde susarken bir an aklıma gelen anla devam ettim. “Dursun Amca’ nın dürümcüsünde bir bakışımla gelmiştin ya hani, dışarıda konuşmuştuk.” O geceyi hatırlar gibi başını salladı sadece. Gözlerimi ondan almıyor, ara ara kirli sakallarına baksam da tüm dikkatimi koyu kahvelere bırakıyordum.
“Bir bana mıydı bu sinirin dedim o gece. Hiç bitmeyecek diye düşündüm.” Sesim kısılmış, içime bir şeyler çöreklenmiş ve sözlerimle gözlerine bakacak cesareti kaybetmiştim.

Aramızdaki ellerimi okşadı usulca. “Korktun mu?” Asla. O anı hatırlıyorum aklımdan geçenler hep aynıydı, bununla başımı iki yana salladım. “Korkmadım. Sen vardın diye hiç korkmadım çünkü biliyordum.” Başımı kaldırıp yeniden yüzüne baktım. “Orada bir şey olsa sen korurdun beni.” Her ne olursa olsun, her ne olursak olalım…

Bir eli yüzüme çıktı. Avcu yanağıma kapandı, tenimi okşayarak sözleri eşliğinde geri indi. “Seni kendimden koruyamadım. Asıl mevzu benim.” Serdar bana bir şey yapmamıştı ki? Yaptıysa bile bende derin yaralara yol açmadığından olsa gerek umurumda değildi. Bu andı önemli olan, bu anı seviyordum.

Kaşlarımı çattım. “Çok saçma.” Sonra yüzü biraz gevşesin diye gülere başımı yana yasladım. “Kocam hakkında doğru konuş.” Ona ilk defa kocam diyordum, yani normal bir zaman diliminde ve bu işe yarıyordu. Serdar’ ın yüzü benim yüreğimi hareketlendiren biçimde değişirken dudaklarımı yeniden ama bu defa alayla araladım. “Ömer’ i okeye getirmiştin ya resmen. Çok komikti Serdar.” Gözümün önündeydi o akşam; kucağında çocuk, önünde okey masası.

Gözlerini bir an sıkıntıyla yumdu. “Ne yapayım yavrum ben ne anlarım çocuktan? Zaten gram sevmiyorum çocuk mocuk.” Keyiflenerek yerimde hareketlendim. “Ama Ömer’ i seviyordun?” Başını hafif yana eğdi, tek kaşı havalandı. “O istisna.” Yani evet birkaç istisna dışında ben de çocukları pek sevmiyordum.

“O gece sana sarılsaydım. Öyle durduk yere. Ne olurdu Serdar?” Biraz ciddileştim, biraz duruldum, ılındım ve bir ihtimalle daha bizi birlikte bıraktım. O ihtimal Serdar’ a değdi, yüzü yeniden değişirken tamamen bana döndü. “Ben o ihtimalleri sürekli düşünüyorum. Her şey çok başka olurdu. Bir daha asla bırakmazdım seni. Kafamdaki tüm o saçmalıkla  gider sadece sen kalırdın.” Doğruyu söylüyordu, bu anlık bir şey değildi ben bu dediklerini o an da hissetmiştim. Gitsem dünyası dururdu sanki, öyle bir ihtimal.

Yüzümü izlerken ellerimi okşadı, “Çiçek geldiğinde de.” Çiçekler.. Fitili ateşleyen masum güzellikler yine de bana göre her şeyin en masum haliydi. İyi ki o çiçekler bana gelmeye devam etmişti de ben kim olduğunu öğrenecek gücüm varken kaderin beni bağladığı yerde durmuştum.

Serdar “O gün de, yani elimde çiçekle kapına geldiğim gün Serdar deseydin.” Deyip derin bir nefes aldı. “Kendini bir iki cümleyle bana açsaydın o gün de her şey değişirdi, birden.” Biliyorum sevgilim, değiştirirdin ama ben bunu yapamazdım. Omuz silkip “Karakterime tersti.” Deyişimle başını salladı usulca. “Biliyorum.” Önüne döndü sonra. Küsmüş gibi, en çok da kendine kızmış gibi. “Bana da ters olduğu için o hale geldik zaten.” Ağzının içinde küfür gibi mırıldanışı hiçbir şeyi değiştirmiyordu halbuki.

Ben de onun gibi önüme döndüm, kollarımı kucağımda bağladım. “Ben yaşananlardan pişman değilim biliyor musun? Oturup düşününce çok güzel, uzun bir hikayemiz var. Her bir anı seninle saatlerce konuşabilirim mesela.” Koltukta yan yana öyle sakin, onun aksine ben keyifli. “Öyle mi?” Diye bana dönünce parkeye dalıp onu onayladım. “Öyle.”

Yerinde hafif kıpırdandı “O zaman şu balkonda o heriflerle okey oynadığın zamanları konuşalım. Ya da voleybol.” sesi kabalaşıp değişmişti. O günleri yad eder gibi  “Ooohhh.” Diye yükselerek oturduğum yerden kalktım ve mutfağa doğru adımladım. Durursam sinirlenecekti, hem ondan hem de biraz abur cubur yemek istiyordum.

Birkaç adım sonra ona döndüm, şaşkın bakışları eşliğinde bilmiş bir ifadeyle nispet yapar gibi geri geri adımladım. “Ne güzel de arabanın içine topu atıp batırmıştım koltukları.” Ellerimi belime koydum. “Biliyor musun sırtına falan atmayı da düşündüm.” Dizlerine doğru eğilip kalkacak gibi olunca arkamı dönüp gülerek mutfağa ilerlemeye devam ettim.

“Yerinde olsam birde fark etmeden önümde eğilişini hatırlardım. Daha ilk günlerden.” Birkaç adım kala sesiyle duraksadım, eskiden olsa bu söylediğiyle  utanırdım ama şu an ona dönüp alayla “Ben de senin yerinde olsam benim için dövdüğün adamların listesini tutardım. Aşıktın bana, daha ilk günlerden.” Diyecek cesareti kendimde buluyordum.

Yeniden mutfağa yöneldim ama devam etti. “Tuttum zaten. Liste bayadır donuk, yeni kurbanlar arıyorum.” Elimi kapı kasasına koydum, sesim arkamda kalan adama yükseldi. “Kaos mu arıyorsun Serdar?” Sonra dayanamayıp sahte bir şaşkınlıkla ona döndüm. “Aa ne kadar da ben?”

O koltukta oturan adam havalanan façalı kaşıyla oturduğu yerden usulca kalktı, kalkarken de gururla soludu. “Bu konuda aynı potansiyelde olduğumuzu düşünmüyorum yavrum.” Ayakta daha da belli olan uzun boyunun, geniş omuzlarının ve cüssesinin beni etkilemesi bir yana kendimi tutamayıp onun gibi havalanan kaşımla ciddi ciddi “Doğru.” Dedim. “Sen biraz hayvansın. Vurduğun elinde kalıyor.”

Daha şaşkın bir ifadeyle “Çok ayıp.” Diye adımlamaya başladı bu defa da. Nesi ayıpmış?
Serdar’ ın aksine “Hiç dee.” Diye seslenerek ufak bir adımla mutfağa kaçtım. Peşimden geldi, kapansın diye ittiğim kapıyı açarak önümde durmasıyla ona baka baka geniş mutfakta geriledim.

Serdar’ ın bir adımı benim iki küçük adamıma eşit olduğundan ondan kaçmam pek de söz konusu değildi. Hele ki alan mutfaksa.
Tezgahın L kısmına gerileyip kaşlarını yeniden kaldırışını izledim. “Ayıp dedim.” Sesiyle omuz silktim. “Niye ayıp olsun ya? Asıl senin yaptığın ayıp.” Alanım azalınca yavaşladım, ben yavaşlayınca o da adımlarını küçülttü. “Ben ne yapıyorum?” Birde anlamamazlıktan geliyordu.

Halini çenemle işaret edip “Üzerime geliyorsun.” Dememle belim tezgaha değdi, Serdar’ da vaz geçmeyip “Gelirim.” Deyip adımlarını tam önümde tamamladı. “Karımsın.” Yutkunarak dudaklarımı ıslattım. Daha kelimeyi hazmedemezken eğilerek beni tezgaha oturtmasıyla dudaklarıma kapanması bir oldu. Başımdan aşağıya dökülen kaynar sular, içgüdüyle ona doladığım bacaklarım ve sevgili alt dudağım… Düzeltiyorum- dudaklarının arasında kalan alt dudağım.

Derin bir iç çekişle kollarımı boynuna sardım. Serdar.. Birkaç saniye evvel bana karım demişti, ben daha bunun yürekte kanat çırpışını aşamamışken dudaklarıma kapanması içten bile değildi.

Dudakları dudaklarımda, bedenim bir nevi kucağında  büyük bir hisle birbirimizi öperken ağzıma yol alan diliyle yavaş yavaş geri çekildim. “Yapma.” Öpüştükçe içim ona akıyordu, yüreğim ona gidiyordu henüz çok erkendi, duştan yeni çıkmıştık bu gidişle sabahı zor ederdik.
Nemli dudaklarını dudaklarıma sürttü. “Bir şey yapmıyorum.” Boğuk sesiyle yüzü sakin, yanağıma giden sert elinin verdiği his yumuşacıktı.

Bu kez dudaklarına sürtünen bendim. “Neyi kast ettiğimi biliyorsun.” Devam edersek bir şey yapmış olacaktık… Yeniden öptü, kokumu içine çekti “Doyamıyorum.” Bu dediği sesinden de anlaşılıyordu. Ben de doyamıyordum, yeniden sevişmeye hazırdım ama doğru değildi biraz daha vakit geçirebilirdik.

“Serdaar.” Diye mırıldanırken ona sırnaştım. Gözlerini yummuş, beni kıskıvrak sıkıştırdığı yerde dudaklarını sürekli üzerimde gezdiriyordu. Sarhoş gibi soludu. “Hm?”

Yeniledim “Yapma.” Bu halimiz dahi hoşuma gidiyordu. Yapma deyişimdeki tını daha çok lütfen yap gibiydi. Bir kez daha öptü, “Tamam.” Dese de davranışları sözlerinin aksiydi. Çıplak bacaklarımı ondan çözüp temasına mırıldanarak karşılık verdim. “Şimdi değil.” Geri çekilmedi, amacı dudaklarımdı. “Tamam.” Kendinde değil gibiydi tamam diyordu ama geçiştirir gibi bir hali de vardı.

Onunla birlikte soluklanarak gözlerimi yumdum. Saatler evvel erkekliğine sürtünürken kendimi ona o denli açık sunmam ve bana dokunması gözlerimin önüne geliyordu.
Dudaklarıma sürtünen tenini umursamadan ellerimi tezgaha indirerek başımı hafif eğdim. Soluğum beni imleyişlerime itiyordu ve normal bir anda buna karşı koymam pek mümkün değildi.
“Utanıyor musun?” Derken ellerimi kavradı. Beni izliyordu, başımı yüzüne kaldıramıyordum ama yanaklarım kızarmıştı.

Ellerimi ondan alıp kucağıma çektim. “Utandırıyor musun?” Böyle giyinik ve normal halde, göz göze, yüz yüze ne bileyim aklıma gelince olmuyordu işte. Nasıl inliyordum öyle.. Eminim bunu hatırlayan sadece ben değildim.  
Alnı başıma indi, elleri belimi kavradı. “Sanırım hoşuma gidiyor.” Keyifli hali onun aksine beni çok da memnun etmiyordu. Gözlerimi devirdim “Gıcıklık yapma.” Günlerdir yaptığım şeyler.. Pişman değildim ama insan bazen bir anısını hatırlayıp utanırdı ya, işte bu oydu.

“Seni utandırmak istesem bunu çok güzel yaparım ama istemiyorum. Sen kendi kendine düşünüp yapıyorsun her şeyi.” Ne diyebilirim ki doğruyu söylüyordu. Bugüne kadar ne yaşadıysak beni utandıracak tek kelime etmemişti Serdar, etmiyordu da.

Sessiz kalışımla mırıldandı. “Sen neden geldin mutfağa?” Ufak bir omuz silktim “Çikolata yiyecektim.” Hareketlendi, önce eğilerek yanağımı öptü sonra yan taraftaki buz dolanına yöneldi. Tezgahta oturmuş onu izliyordum, yüzünü olmasa da halini, tavrını, dolabı açışını ve raflara bakıp “Hangisini?” Deyişini.

Dağılan topuzumu tek elimle düzelttim. “Fark etmez.” Uzanıp raftan aldığı çikolatalarla yeniden bana yöneldi, araladığım bacaklarımın arasına girerek çikolataları yan tarafıma bıraktı. O içlerinden birini alıp sessizce açışımı sonra ilk ısırığı alışımı, ne diyeceğimi bilemediğimden paketi inceleyişimi sessiz sedasız izlerken ben ne diyeceğimi bilemiyordum. Ki aramızdaki enerji o kadar başkaydı ki sanki konuşmaya bile gerek kalmıyordu.

Sonunda soludu. “İsterken kendine bir hesap aç.” Ağımdaki çikolatayla başımı Serdar’ a kaldırdım. Ne hesabı? “Ama benim adımla açacak ve asla kendi fotoğraflarını koymayacaksın.” Deyişiyle neyden bahsettiğini anlayıp gülmeye başladım. “Sadece kız arkadaşlarını takip edersin.” derken ciddiliğini koruyan halini hevesle “Yaa.” Diye izledim. “Senin adını kullanıp insanları dolandırayım mı Serdar?” Kıstığı gözleriyle başını iki yana sallarken ben onun aksine aynı şeyi düşünmüyordum. Bu nedenle yüzüm istemsizce ciddileşti, tek kaşım halandı.

“Serdar şaka mısın? Susuyorum falan ama o kadar da değil.” Beni anlamayan bakışlar eşliğinde tezgahtan atlayarak indim, buna müsaade etti. “Canım isteseydi kendime bir hesap açardım zaten siyah dev. Tasmana ihtiyacım yok.” Ona arkam dönükken kurduğum her cümle daha da sinirlenmeme sebep oluyordu. Serdar izin verdi hesap aç, Serdar izin vermedi kapat, Serdar kızar onu yapma bunu yap. Bu neydi ya? Seviyordum ama her şeyin bir ölçüsü vardı.

Hayretle “O ne demek şimdi?” Deyip gürültüyle peşimden gelmeye başladı. “Kullandığın tabirin farkında mısın sen?” Umursamadım, ağzımı açsam kalbini kırardım o yüzden birkaç saniye içinde koltuğa oturarak bacak bacak üzerine attım. Salonun ortasında anlamsız ama bir o kadar da öfkeli gözlerle beni izliyordu.

Kaşlarımı çattım. “Ne o, şimdi de üslubuma mı karışıyorsun?” Kaşları hayretle havalanırken bana bir adım attı. “Tasma diyorsun?” Pekala, kendime bir nevi köpek dedim diye kızıyordu ama bu benim için önemli değildi. Ne var der gibi omuz silktim. “İnsanlarda kullanıyor.” Sonra bir ihtimal dudak büktüm. ”Fantezilerinde.”

Bana komik gibi gelen o birkaç saniye öylece yüzüme baktı, sonunda dişlerinin arasından “Komik değil.” Demesiyle mimik oynatmadım. “Senin de bana bunu söylemen etik değil.” İstersen hesap aç… Bu ne demekti? “Ben isteseydim açarım zaten Serdar.”

Baktı baktı baktı, tam bir şeylerden vaz geçip arkasını dönmüştü ki “Evlendik, sahibim olmadın.” diye devam etmemle birden “Hazan!” Diye bana döndü.
Haklı olmam bir şey değiştirmiyordu çünkü üstüne gidemeyeceğim kadar öfkeliydi. Kaşlarını çatıp elini hayırdır der gibi kaldırdı. “İki dakikada güncelleme mi geldi ne bu şimdi?” Beni de öfkelendiren onun sözleriydi.

“Ben hep aynıyım.” Çıkışmamla sesini daha da yükseltti. “Belli!” Sesindeki ve gözlerine yansıyan öfke bu defa beni korkutmuyordu. İçini bilmek böyle bir şeydi işte. İnce bir ipte yürüyordum, tek sebebi ipe güvenmemdi.

Bacağımı indirip “Haklıyım ya! Ben sana diyor muyum-”  diye yükselsem de sonra ne diyeceğimi bilemedim. Serdar’ ın laf söyleyebileceğim bir hayatı yoktu. Bunu o da fark etmiş olmalı ki gözlerime baka baka başını olumlu anlamda salladı. “Söyle, söyledin de yapmadım mı? Söylenecek bir şeyim yok çünkü.” Yine de bunu bana yapmaya hakkı yoktu. Onun yok diye bana bu kadar müdahale etmesi, üstüne bir de istersen hesap aç demesi haksızlıktı.

Sözlerimi dudaklarımı kemire kemire yutarken cebindeki telefonu çalmaya başladı. “Kim?” Dedim. Hemen sonra arkam yaslanıp başımı sağa çevirerek elimi afedersin der gibi kaldırdım. “Pardon meraklı dersin şimdi?”

İzlendiğimi hissederken telefon birkaç saniye daha çaldı, sonra sessiz bir sabır dileyiş ve küfür eşliğinde adımları çelik kapıya yöneldi. Gidişini izlemeye cesaretim yoktu da adım seslerinden sonra gelen gürültülü kapanmayı çok net duymuştum.

…..

Sanki kusurlu olan benmişim de o yarım saat evvel çarpıp çıktığı kapıyı hak etmişim. Sanki beni bilmiyordu da o halimi ilk kez görmüş gibi şaşırmıştı birde.

Her şeyin dozu vardı, istersen hesap aç demek de bu dozu aşan bir iritelikteydi. Tamam zaten bugüne kadar hep bir ortak nokta aradım, buldum da ama bu bahsettiğim tabir gibi olmuştu; tasma.
Şimdi bu yüzden gidişine de, hala gelmeyişine takılmıyordum. İşin güzel yanı iyi mi diye merak da etmiyordum, koca adamdı. Nereye gideceğini ne yapacağını biliyordu ama yine de oturmaktan canım sıkılmıştı.
Salonda gezinmek, bahçeyi izlemek, arkadaşlarımla mesajlaşmak sıkıntımı gidermeye yetmiyordu. Üstelik yarın evleneceğimiz gibi bir gerçek de varken bir yanım problemi çözme taraftarıydı. Ki bana göre çok da büyük bir problem yoktu gelse konuşurdum.

Gitmiş miydi emin değildim, dışarıyı kontrol etmek için ilerleyip çelik kapıyı açmamla gözüme ilişmesi bir oldu.
Birkaç adım ileride, saçak altındaki merdivenlere oturmuştu. Sigarasını tuttuğu sağ eline nefret dolu bakışı ve başka bir izmariti ayağının altında ezişiyle öfkeden geçen gözleri bana döndü.

“Nereye?”

Üzerimi inceliyor, sigarasını kenarda tutuyordu. Hala içtiğini bilmiyordum, demek ki bırakmamıştı. Yeni yaktığı belli olan sigarasını izlemeye son verip yüzüne bakınca emir verir tonda “Gir içeriye.” Dedi. “Sigara içiyorum.”
Omuzlarımı silktim. Olduğum yerden gitmek istemiyordum, ona küs de değildim sadece içeri gelmesini istiyordum ama görünen o ki bu halde gel desem de gelmezdi. Şartlar başka olsaydı, o sigarayı hiç yakmamış olsaydı gelirdi de şimdi bu imkansızdı.

Ona gidemezken içeriye de girmek istemedim. “Olmaz bir şey.”

Gözlerini ilk defa benden çekti, solundaki sigara paketine yönelirken cebinden çakmağını çıkartıp paketin içine koydu. “Gir dedim.” Başını kaldırdı, çattığı kaşlarıyla yüzüme baktı. “Tıkanacaksın.” Basamaklarda oturuşu omuzlarını daha da belirginleşirmiş, siyah tişörtünün gerilmesine sebep olmuştu. Uzun boyu oturduğu halde buradan bakınca bile belliyken gözlerimi heybetinden alamadım.

Tıkanmaktan söz ediyordu ama umurumda değildi hatta bu yüzden geride durmak canımı sıkıyordu. Ona doğru attığım ufak adımla oturduğu yerde dikleşti, ciğerlerine dolan dumanı dışarıya vermeden hemen evvel sinirle soludu. “Hazan!” Dumanı izleyip sesiyle durdum.

Çenesiyle evi işaret etti. “Gir içeri dedim.” Tıkanma olayım olmasa gider yanına otururdum, o da beni geri çevirmezdi biliyorum. Hastalığım bana eksiklik, ona öfkeyi işliyordu.

O da gelirdi ama ben Serdar’ ın huyundan ötürü şimdi mecbur gidecektim, düşününce burada durmanın ne yazık ki bir anlamı yoktu.
Onun bu hareketsiz ve öfkeli halini izleye izleye ellerimi arka cebime iliştirdim, sonra birkaç adım gerileyip açtığım kapıyı onun aksine yavaşça kapattım.

Bazen kendimden emin olsam da bu inadım işe yaramıyor, yer yer böyle bazı şeylere mecbur kalıyordum işte. Yoksa elli kere de git dese gitmezdim. Hoş, tıkanmam olmasa git de demezdi ya.
Birazdan gelirdi, bir şeyleri bildiğimden değil Serdar’ ı tanıyordum. O öfkesine yenikken de düşünen bir adamdı, bu en fazla bir saat sürerdi.

Salonda ilerliyordum. Birden sağ tarafımda beliren sancıyla orayı kavrayıp koltuğun birleşme noktasına oturdum. Ara sıra gelen sancılardan biriydi bunu kendime pek dert etmiyordum ama ağrıyı her hissettiğimde mental olarak ölüme bir adım daha yaklaşmış gibi hissediyordum.
Çok kötü bir şey olsaydı röntgende çıkardı diye düşünerek ayaklarımı koltuğa uzattım. Sonra ya birden geliştiyse diye vesveselenmeye başlayıp bacaklarıma doğru eğildim. İyi de bu ağrı hep vardı. Uzun zamandır vardı ve hale bakarsak hala hayattaydım.

Varsayımları öteleyip anda kalırsak sanki biri içerde bir yerimi eline almıştı da sıkıyordu. Sonra birden kalp gibi atmaya başladı, o tarafa doğru meyillenip başımı koltuğa yasladım. Dün gece burada sevişmiştik, bugün o dışarıda, ben burada böyle.

Bacaklarımı kendime çekip biraz daha bekledim. Hiç önemi yoktu, beklerdim ve o da geçerdi. Zaten alışık olduğumdan panik de yapmıyordum ama içime düşen kurtlar canımı bir ihtimalle yakıyordu. Ya olurda ameliyatlık duruma gelirsem? Bunu hayatım boyunca yaşamaktan hep çok korktum ve daima kaçtım. Hatta öyle kaçtım ki çoğu zaman kendime düşünme konusunda yer bile vermedim fakat yine de bu hal beni ona itiyordu. Serdar bu sabah da olduğu gibi her sabah uyandırıp bir şeyler yediriyordu gerçi, saçlarımdaki hassaslık da geçmişti ama ötesini bilemiyordum işte. Yeniden umursamadım çünkü düşünerek kendimi buna hazırlamak istemiyordum.

Bacaklarımı kendime çekip oturduğum yerde gözlerimi bir an kapatmıştım ki kapı yavaşça aralandı. Bakmama bile gerek yoktu eminim Serdar’ dı ve bana hiç yönelmeden üst kata adımlamaya başladı. Tahminim gibi henüz bir saat bile olmamış, birkaç dakikanın ardından eve girmişti. Onu birazcık tanıyorsam muhtemelen önce bir duş alırdı sonra yanıma inerdi. Ki öyle de oldu. Ben o sancıyla salonda gezindikten sonra mutfaktaki çikolataları toplayıp yerime oturana kadar Serdar yeniden merdivenlerde görünmüştü.

Başımı çevirip o tarafa bakmak istemedim canım hala yanıyordu. Hatta düşününce ona sinirlenmem gerekiyordu çünkü ufak bir sorunu büyüterek öfkeye sarılan oydu. İki şey söyledim diye hemen sinirlenmesi dinmeyecekse işimiz işti çünkü ben değişmeksizin buydum.
Adımları az da olsa duyuluyordu çelik kapıyı açtı, kapattı poşet hışırtılarıyla mutfağa geçtiğini hissederken gözlerimi yumup kollarımı kucağımda bağladım.

“Üşüyor musun?” Bir araya gelmemden bahsediyor olmalıydı ama hem mevsim yazdı hem de ev asla soğuk değildi. Kaşlarımı kaldırdım. “Cık.” Ağrı sanki sırtıma vuruyordu, elim uzansa biraz ovardım ama yapamazdım.

“Niye bu haldesin o zaman?” Git gide yaklaşan düz sesiyle sonunda tepemde durdu, sıcak eli bir an alnıma gidince gözlerimi araladım.
Ateşime bakıyor olmalıydı, uzanıp ayaklarımı tuttu. “Ne oldu?” Konuşmak istemiyordum, omuz silkince belime destek olur gibi arkama oturdu. Ön tarafta ağrımın olduğu yerdeki ağrı aynı hizada sırtımdaydı, Serdar’ ın eli de tam oraya gitti. “Hazan?” Sesi eskisi gibi değildi, arada bir mesafe vardı ama ilgisi değişmiyordu. Serdar beni şaşırtacak hiçbir şey yapmıyordu.

Elini indirdi, kesilen temasla içim bir garip oldu. “Kalk hadi bir şeyler ye.” Ağrım varken rahat rahat yemek yiyemezdim. Bu gerçekle birlikte boğazıma bir yumru oturdu, tüylerim diken diken oldu ve aksi gibi de dolmaya hazırlanan gözlerimi kırpıştırdım. Sadece bu hastalık beni biraz daha acınası yapıyordu, hissettiğim buydu.
Ofladı, “Hazan hadi.” Arkamda olduğundan yüzünü göremiyordum ama varlığındaki sıcaklık tüm bedenime ulaşıyordu.

Az evvelki konudan ona küs değildim, bu ağrım olmasa her şey çok başka olurdu ama beni psikolojik olarak aşağıya çekmesine mani olamıyordum. Ona küstüğümü sanıp yanlış anlamasını istemediğimden varla yok arası mırıldandım. “Ağrım var.” Birden dikleşti, “Ne?” Sesi panikle yükselirken arkadan doladığı eli boşluğuma gitti. “Ne zamandır?” Saate bakmamıştım ama on beş dakika oluyordur. “Bilmem.” Diye omuz silktim.

Elleri karnımı sardı, beni kendine çekmesiyle başımı yasladığım koltuktan kaldırmadan “Sırtım.” Dedim. “Ovar mısın biraz?” Rica ediyordum ama ovacağını da biliyordum.
Eli anında sırtıma giderken yerinden kalkıp önüme doğru geçti, yanıma oturup başımı göğsüne çekti. “Neden söylemiyorsun?”
Sırtımda dairesel hareketlerle gezinen eli iyi geliyorken onunla birlikte sağ yanımı tutuyordum. Altta onun eli, üstte benimki..

Eğik başıyla bana baksa da eli durmuyor, hızla çarpan kalbini yanağımda hissedebiliyordum.
Ben acaba hastalığım ilerleyip sırtıma mı vurdu diye düşünürken Serdar “Duştan çıkıp balkona gittin. Hava da yağmurluydu çarptı kesin.” Diyerek zihnime mani oldu. Hiç aklıma gelmemişti ama bu da olabilirdi.
Tahmin ettiğim gibi duştan çıkmış, nemli saçlarından erkeksi şampuan kokusu ve bağrından parfümü buram buram geliyordu. Tüm o kokularla bir nevi kendimden geçerken “Bilmiyorum.” Diye mırıldandım. Bu her neyse şu an ki dokunuşları bana iyi geliyordu.

Serdar’ ın büyük eli benim ona göre ufak olan sırtımda geziniyor, boynunun sıcaklığı neredeyse alnıma değiyordu. Arada sütyen kopçama çarpan parmakları bir düzensizlikle beni bile rahatsız etmeye başlamıştı ki sonunda “Açsam sorun olur mu?” Deyişiyle başımı iki yana salladım. “Neden olsun?” Hiç halim de keyfim de yoktu, acıkmaya da başlamıştım ama böyle Serdar’ ın benimle olması her şeye bedeldi.

Elini tişörtümden içeriye sokup sütyen kopçamı açtıktan sonra çıkartmadı, öyle tenime dokuna dokuna tenimi sıvazlamaya devam etti. O kadar iyi hissettiriyordu ki sütyenim gevşediğinden boşta kalan elimi göğüslerime kapatıp kendimi iyice Serdar’ ın göğsüne bıraktım. Ona attığım bu adım dudaklarını omzuma bastırmaya yetti. Yetti de sanki son olaylardan sonra çekiniyordu, dokunuyordu ama bir garipti.

Ona her şeyin yolunda gittiğini gösteren bir adım daha atmak için elinin üstündeki elimi beline sardım bu defa da. Kırgın ya da kızgın değildim o mesele benim içimde kapanmıştı ve bence Serdar’ da aynısını düşünüyordu. Şu an canım yanıyordu, bu acıyla sadece sakinlik istiyordum. Onunla bir şeyler yapmak, hatta yapmadan öylece durmak bile yeterdi bana. Ben sadece Serdar olsun istiyordum, hep.

Sessiz sarılmamla bizi daha iyi hissettiğim bir anda kendimi parmaklarına bıraktım. Sırtımda gezinen ve sıcaklığını bana bırakan eli ağrıyı dağıtmış, içimi rahatlatıştı. Sıvazladığı yerler rahatlıyor, rahatladıkça da havanın çarpmış olduğu konusunda ona hak ediyordum.
Yüzümü bağrına bırakarak beni ovmasını bekledim. Durmadı, yeter demeden dakikalarca sırtımda geniş daireler çizdi. Parmakları- Birden duruldum. Kaşlarımı çattım, kendimi garip hissettiğim ilk an sırtımı hareketlendirip geri çekilerek “Tamam yeter.” Dedim.

Yüzüne bakamıyordum sırtımdan giden elle karnını izlemeye başladım. Beni okşarken yaralarıma dokunuyordu, o kadar fark edememiştim ki bir anlık gerçek yüzüme bir anda fena vurmuştu. Bana Osman’ da dokunmuştu, aynı böyle. Üstelik parmaklarına dahi his bırakan iç kamaştırıcı izlerim vardı.

Gerilememle oralı bile olmadı, bu kaçışı üstüne alınmadan “Gel.” Diyerek beni yeniden kendine çekti. Sakin sesi şaşırtıcı ve bir o kadar da halden anlayandı.
Boşluğumu bırakmadan yüzümü göğsüne yasladı. Ben de hafif artan ağrımla kendimi eline biraz daha bastırdım. “Neyden kaçtığını biliyorum, bunu yapma.” Derken sırtıma dokunmuyor, omzundan tutmuş beni kendine sabitliyordu. Sahiden biliyor muydu? Biliyordu elbette ama parçaları birleştirip anlamak bu kadar kolay mıydı?

Yüzüm asıldı. “Tuhaf hissediyorum.” Başını itirazla iki yana salladı. “Tuhaf hissedeceğin bir şey yok.” Eğildi, dudakları şakağıma değdi. “İnan bana yok.”  Vardı. O görüntüyü, ufacık da olsa bir yanığın ele bulaştırdığı hissi biliyordum ben ve ne yazık ki o izlerden bende çok vardı.
“Hazan.” Deyişiyle başımı daha da eğdim. Bazı anlarda insanın beni sevebiliyor olması çok da mantıklı gelmiyordu ya, öyle bir andaydım fakat Serdar itirazla soluyordu. “Çok güzelsin.”

“Bana bak.” Yüzü yanağıma sürtüyor, dokunuşları bedenimi seviyordu. Çeneme koyduğu elle yüzümü ona kaldırdım. “Beni tanıyor musun?” Sakin sesi  kadar netti ki ben bu soruyla afallarken kaşlarını hafif kaldırarak bir kez daha soludu. “Dışarıdaki beni tanıyor musun?” Az çok, o da ben varken. Aksini bilmiyorum Serdar bu konuda hep kapalı kutuydu.

Beni onaylayan gözleri çekingen gözlerimde, çenemdeki eli yanağımı kavradı. “Tanımıyorsun, tanıyamazsın da.” Doğru, tanıyamazdım. “O adamla şu an burada duran adam aynı mı Hazan?” Dışarıdaki adamı bilmiyor oluşumla bile buna kesinlikle hayır derdim. Benim yanımda o kadar başkaydı ki, sanki Serdar’ ın iki karakteri vardı.

Başımı usulca iki yana sallayıp “Değil.” Dememle beni onayladı. “Değil.”  Öyle bir baktı, yüzümü dikkatle  izleyip severken sanırsın kalbim çıkacaktı yerinden. “Sen bende o kadar güzelsin, o kadar değerlisin ki ben senin için elimde olmadan değişiyorum.” Gözlerindeki o ketum samimiyet bunu bana zorla kabullendirecek güçteydi. Ki onu biliyordum, içinden geçenin aksini ifade etmezdi.

Boşluğumdaki ve yüzümdeki eli beni ona sabitlerken yalnızca dudaklarından çıkacak sözlere gittim. “Ben böyle şeyleri söylemeyi sevmiyorum biliyorsun ama seni aklımın almayacağı, hatta belki inanamayacağın kadar çok seviyorum.” Öpsem ya seni şimdi, tüm utancım dudaklarımızda kaybolup yüreğimdeki hislere örtüşse..

Başımı eline yaslamamla dudakları tekrar aralandı, buğulu sesini zihnime kazıyıp içime işledim. “Sen benim gözümde ne kadar güzelsin bilmiyorsun. Bu yüzden düşünme öyle. Düşünüp kendini de beni de üzeceğin bir şey yok.”  Öyle olunca o da üzülüyor muydu sahi? Neden bana bu biraz garip gelmişti? Sanki Serdar duyguları olmayan bir adamdı da.. Hayır, Serdar çok güzel seven bana kocaman yüreği olan bir adamdı. Yine de bir ihtimalle daha orayı eşmek istedim.

“Göze batmıyor mu? Dürüst ol.” Öyle ufak çocukların umut beklediği gibi bir hal, yüzüm.. Ne halde olduğumun farkındaydım da bu elimde değildi.

“Hayırr.” Diye çıkışmasına da susmadım. “Cidden mi? Dokununca falan?” Yeniden gördüğüm o öfke uzun sürmedi, birkaç saniyede derin bir solukla eski halini alırken kelimeleri bastıra bastıra “Hazan hayır.” Dedi. “Ben askerim, sen kime ne diyorsun?” Neyi kast ettiğini anlıyordum. Böyle, hatta bundan daha pürüzlü şeylere alışkın olmalıydı. Sonuçta lüks mekanların bebeksi çocuklarından değildi, kim bilir neler görmüştü.

“Aynı şey bende olsa gözüne batar mıydı?” Kurduğu cümle birden taş olup içime oturdu sanki. O ne demekti öyle? Yüreğim almazdı ne demek dokunamamak, öpememek, tiksinmek? Birden bunu yaşamışız da onu kırmışım gibi “Hiii!” Deyip yerimde yükselerek kollarımı boynuna sardım. “Aslaaa, Serdarr. O nasıl söz?” Kokusunu içime çektim, onu çok kırmışım gibi ensesini öperken kolları belime dolandı. “Hayır neden batsın gözüme olur mu öyle şey sen kafayı mı yedin?” Hızla çarpan kalbimle anlıyordum, ödüm kopuyormuş onu kıracağım diye. Ödüm kopuyormuş sevgimi veremem diye..

“Bak sen öyle konuşurken benim içim de sana böyle tepkiler veriyor.” Başını çevirip boynumu öptü, eli sırtımda hareketlendi. “Yapma kurban olurum sana, ne kadar boş bir şey gördün mü?” Öyleymiş, konu aşksa kusur diye gördüğün ne varsa anlamsızlaşıyormuş…

Sarkan dudağımla başımı salladım. “Gördüm.” Bu görmelerin en güzeliydi. Çünkü başka türlüsü daima içimi kurcalayacaktı. Şimdi o kırıcı ihtimal beni koşa koşa geri kaçırıyordu.
Dudakları erimde gerildi, “Küs müsün bana?” Kalın olmasına rağmen yumuşak sesi beni de gülümsetince omuz silkip yüz yüze geldim. “Asıl sen bana küs müsün?” Bu muzip gülüşüm her şeyin en güzel, en neşeli yanıydı. Anlıyordum, anlıyordu. Bu yüzden keyifle gülerek dudaklarıma inerken usulca mırıldandı. “Sıpa.”

….

Kıkırdayıp “Serdaar.”  Derken dişleri yanağımda, kolları bedenimi kıskıvrak sarmış asla bırakmıyordu. Tabi bu onu durdurmaya yetmediğinden daha sonra yüzüne gitti elim.

Elbette canım yanmıyordu ama biraz daha sıkarsa bu konuda netliğimi yitirebilirdim, ki sıkmaya başlamıştı. “Yapmaa.” Diye daha da güldüm. “Bak yarın nikah var izi kalacak Serdar.” Sözlerimle dişleri tenimden ayrılsa da yerini dudakları aldı. Boğuk ve bir o kadar keyifli sesiyle “O zaman görünmeyen yerlerinde deneyelim bunu.” Derken aynı zamanda bağrımdaki parmakları göğüslerime doğru iniyordu.

“Çok ayıp.” Diye yükselip yüzünü öptüm. Yüzünü bir an olsun yüzümden çekmiyor, parmakları göğüslerimin arasına kıvrılıyordu. “Değil, artık ayıp değil.” Evet ayıp değildi ama utanıyordum. Elini izlemeye çalışıp omuz silkerek bu defa da boynunu öptüm. “Masadayız ama, günah Serdar çarpılacağız bak.” Az evvel yemek yiyorduk, şimdi geldiğimiz anın sebebi de tamamen Serdar’ dı. Çünkü eli dursa ayağı durmuyor, hepsi dursa resmen gözleriyle yiyordu beni.
Boynunu iki yana kütletip göğüslerimdeki parmağa kilitlendi. “O zaman yatak odasına geçelim.” Bu yakın temas beni de onu da keyiflendiriyordu. Arzulu halimiz bir yana içimizin kıpır kıpır olduğuna emindim.

Yüzümde mutlu bir kıkırtı, ensesinden sırtına uzanan ellerimle onu okşamaya başladım. “Krizi fırsata çeviriyorsun demek?” Birbirine sürten tenlerimizle bakışları yeniden yüzüme değdi, dudakları dudağımın köşesinde oyalandı. “Elimde değil, seni istiyorum.” Derken yumduğu gözleriyle alt dudağımı ısırınca belimi sıvazlayıp devam etti. “İnkar mı edeyim?”

Yan yanaydık ama o neredeyse üzerimdeydi. Bu hafif geri yatmış bir nevi halimle aşağıdan onu izliyor, benimle birlikle çarpan kalbini göğüslerimde hissediyordum.
Sırtındaki eli durdurup “Hayır da..” diye yutkundum. Belimdeki elini sıkılaştırıp burnunu burnuma sürttü. “O zaman?” O zaman… Ben pek böyle müstehcen cümlelerin kadını değildim, hoşuma gitse de aynı zamanda garip geliyordu.

Gözlerindeki suskunluğumla dudakları hafif gerildi, göğüslerime değen elini çekerken bakışları az evvel ısırdığı yere kaydı. “Yanaklarını seviyorum.” Buna şaşırmamak gerek, o yüzden bu sıra sürekli beni ısırıyordu.
Bu defa imalı sesimle gülümseyip ona biraz daha sarıldım. “Senin sevme şeklin biraz…” Sert? Onun yerine hard kelimesini kullanmayı tercih ederdim ama bakışları zaten öylesine derdindi ki dile getiremedim.

Neyse ki beni anladı, boğuk sesiyle “Biraz…” Deyip başını usulca sallarken belime sarılı kollarını sıkılaştırıp çenemi öptü. Çenesini öptü. “Serdaar.” Sonra biraz yanını, yukarısını… Derken onu öpmek için şartlandırdığım dudaklarım “Yavrum.” Deyip yönlendirmesiyle dudaklarına indi.

Ona göre ipince olan kollarım boynunda, bedenim bedeninde önünde küçücük kalmanın mağrur sevgisini yaşıyordum. Serdar’ ın altında ya da kollarında, fark etmeksizin cinsel manada ona muhtaç kalmayı seviyordum.

Kavuşan dudaklarımla başım arkaya giderken omzuna yasladı, yaslandığım yerden yüzünü seve seve beni öpmesine müsaade edip onu emdim. Dudaklarımda gezinen dili, dudakları, sıcaklığı ve bu koca bedeni.. Masal olamayacak kadar gerçek, gerçek olamayacak kadar masalsıydı.  Dudaklarımızdan çıkan sesler önce kulaklarımızı, sonra sessizleşen mutfağı dolduruyordu. Bizim mutfağımız, bizim evimizi, bizim odamızı…

Arkamdaki camdan odaya dolan akşam güneşinin en koyu turuncusu baharın huzurlu tonlarını bize sunuyordu. Böyle bir anda, başımı yasladığım omuzda onu öpmek gibisi yoktu. Daha ilerisi yoktu… Sadece uzun uzun öpme isteğim, böyle naif bir zamanı bütünlerken kendimi kollarına bırakmış olmam onun da hislerini tamamlıyor gibiydi. Nitekim öpüşürken aynı zamanda yüzümdeki eliyle saçlarımı ve yüzümü sevişinden bunu çıkartabiliyordum.

Dudaklarımı okşayan kıyamaz gibi usul usul öpüşleri, beni hissediyormuş gibi dokunuşları bu gün batımıyla yüreğime dokunuyor, içimdeki coşkuyu bir gece ayazından günün berrak saatlerine kavuşturuyordu. Böyle saatlerce, kapalı gözlerimin ardındaki kocamla gittiği yere kadar vardım ben. Tükenmesini istemediğim öpüşlerimiz birbirine karışırken bağrımda gezinen ellerim onu bana akıtıyordu. Onu seviyordum, benim olan bedenine hesapsızca ve yüreklilikle dokunuyordum. Seviştiğim bu adam, benimdi. Tıpkı her zerremin onun olduğu gibi.

Dakikalar geçti, turunculuk dağların arasına gizlendi, gün bizim için, doğmak için, yüreğimizi sabaha erdirmek için batarken Cesur’ un her zamanki havlamaları dışarıdan duyulmaya başladı. Kollarımdaki adam beni her halükarda severken saçlarımda gezinen parmaklarla sonu istemeden sessizce dudaklarını emmekten vazgeçmedim. Öptüm, onu ne kadar sevdiğimi anlasın diye, onun için çarpan yüreğimi hissetsin diye kendimi ona adarken dokunuşlarımla bunu ona hissettirmek istedim. Yüzünü okşarken, ensesini ve güçlü omuzlarını sıvazlarken ağzıma kayan diliyle ona bunu hissettirdim de…

Dudaklarımdan yavaşça ayrılan etli dudakları alnıma kaydı, tenimle bütünleşen o yumuşak hisle “Yavrum.” Deyip yüzümü boynuna bıraktı. Eli ensemde, beni kendinde tutup şakaklarımda soluklanıyordu.
Sesindeki o fütursuzluk, saçlarıma karışan parmakları, soluğunun aksine hızlanan kalbi.. Öylesine belliydi ki boynunu öperken kendimi tutamayıp mırıltıyla “İçin sanki bana gidiyor Serdar.” Dedim. “Kalbin.” Benim için böylesine hızlı atıyor..

Başını usulca sallayıp derin bir nefes aldığında ensesini okşuyordum. “Bana öyle bir his bırakıyorsun ki, elimde olsa içimde taşırım seni.” Bende… Bunu bende yapmayı o kadar isterdim ki, zira yanımda oluşu artık bana yetmiyordu. Kalbime bastırsam sanki geçecekti sızım.

Kaşlarımı hüzne gebe çattım. “Senden farksız değilim.” Ufak bir solukla hareketlenen adem elmasını öptüm. “Öyle bir geldin ki artık sadece sen ol istiyorum. Yarın nikah var, o bile umurumda değil ben sadece seninle olmayı istiyorum.” Böylesi delilikti ama kendimi ona bağlı bir kadın olarak görmekten haz ediyordum. Ki bu ona kurduğum nadir sevgi cümlelerinden biriydi. Serdar kadar dile getiremediğim aşkın peşinden pervane olmuştum o ayrı.

Hafif çekilerek dudaklarını yeniden alnıma bastırdı, öptü, öptü, öptü… Bu delice tekrarın ardı sıra gözlerine inen hevesli sakinlik ikimizi de yanına çağırırken tepeden gözlerime baka baka çatılan kaşlarıyla “Deli oluyorum sana.” Diye soludu. Gözlerindeki o heyecan.. “Sensiz nasıl yaşamamışım bir sik anlamıyorum ama sanki senin için yaşamışım.” Gözlerini yumdu, alnını alnıma bırakıp rahatlar gibi soludu. “Bu anlar için.” Senin için yaşamışım… Ya benim yaşadıklarım? Günün birinde siyah atlı prensin ellerinde büyülü bir can bulmak için mi vermişim onca canı? Kollarında olduğuma göre cevap netti..

Hissettiğim şey… Onca hastalık, ölmek için yalvarmalarım, sürekli ruhen dibe çöküşüm, kaybettiklerim, şu içimi delip beni sağ bırakan çocukluğum… Bilmiyorum içim o kadar garipti ki yüz yüzeyken, birbirimizde soluklanıyorken sadece söylemek istedim. “Seni çok seviyorum.” Başını usulca salladı, “Biliyorum.” Fısıldayışıyla gerilen dudaklarım aslında bir sebebe bağlıydı, en azından ona olan sevgimden emindi. Yüreğini böyle temiz bırakmış olmam beni daha da mutlu ederken benimle birlikte yerinde dikleşip başımı bağrına koydu, saçlarımı öptü.

“Geçti mi ağrın?” Bunu dakikalar evvel de sormuştu ve ondan önce de. Cevabım hep aynıydı, “Geçti.” Deyip başımı sallıyordum.
Saçlarıma inen yeni buselerle kollarımı beline sarıp dişlediği yanağımı tişörtüne sürttüm ama sonra izi kaldı mı diye başımı geriye atıp Serdar’ a baktım. Göz göze gelince kocaman gülümsedim, ufak bir tebessüm etti. “İzi kalmış mı?” Derken yanağımı ona doğru çevirmemle yanağıma baktı. “Çok değil.” Sonra eğilerek yavaşça öptü ama ben emin olamadığımdan geri çekilerek doğruldum. “Versene telefonunu bakayım.” Yine de bazen çabuk moraran bir tenim vardı kötü görünmek istemedim.

Masanın diğer ucundaki telefonunu alıp bana uzattığında ekran karanlıktı, yan taraftan kameraya dokunup yanağıma baktım. “Kızarmış Serdar.” Ama sabaha bir şey kalmazdı. Serdar’ ın “Sana başka yerlerini ısırayım demiştim ben.” Deyişiyle telefonu masaya bırakıp gülerek devirdim. Bana komik geliyordu ama eminim ki ciddiydi, neticede bu konuda cinsel arzularını hala netliğe kavuşturmuş değildim. Ki bence korkmamam için saklıyordu da. Neyse ki az çok tahminlerimle kendimi bunlara hazırlıyordum.

Çalmaya başlayan telefonla ikimiz de o tarafa dönerken Serdar uzanarak Fatih ismini meşgule aldı. Yemeğin başında da iki kişi aramıştı onlara da aynısını yapmıştı. “Yarın.” Diye bana dönüyordu ki telefon yeniden çalmaya başladı ama bu defa arayan Fatih değil Burcu’ ydu.

Refleksle ekrana giden eli üzerinde durdu, o duraksayınca ben dudağımı öfkeyle ısırarak başımı cama çevirdim. Dünde aramıştı. Bugün neden arıyordu? Üstelik Serdar’ ı arayacak kadar yakınsa ben neden bilmiyordum?

Sıkılmış gibi “Yavrum.” Deyince kalkacağını anladım. Sanırım buna bakması gerekiyordu, sorun değildi. En azından iç dünyamdaki karmaşayı güne taşırana kadar. “Bak Serdar tamam.” Deyip kararan havada bahçeyi izlemeye koyuldum ama aklım beni izleyen Serdar’ daydı.
Bir kaç saniye daha durdu, sonra “Anlatacağım.” Diyerek boynumu öptü ve yavaşça havalandı. Ne konuşabilirdi? Bir kere konuştun tamam, ikinciye neden gizli saklı köşelerde bir başına o kadınla?

Mutfaktan çıkışıyla gözlerimi bir kere daha devirip dışarıyı izlemeye devam ettim. Her güzel anı bozan biri vardı işte, beni asıl sinirlendiren de bizimkinin bir kadın olmasıydı. Daha düne kadar ben bile Serdar’ ı arayıp aramamak için gerilirken kan bağının dahi olmadığı bir kadının onu her gün araması elime değil sinirlerime dokunuyordu. Kıskanıyordum, bu zaten sakladığım ya da saklamak istediğim bir şey değildi. Susuyordum, susmaya çalışıyordum ama olmuyordu, o öfke benim içimde yine bana patlıyordu.

Birlikte topladığımız masaya son bir kez göz gezdirdikten sonra bulaşıkları makinaya dizip zaten düzgün olan rafları yine düzenledim. Bunları yaparken de hem benim hem onun için o kadar da yavaş hareket ettim ki, ama bu süre zarfında asla sesi çıkmayınca çattığım kaşlarla onu bekler oldum. Lambaları kapattım, salona ilerleyip kapıyı çekişimle merdivenlerden inip bana yöneldiğini gördüm.

Adımlarının yavaş olması bir yana büyük oldukları için benim birkaç saniye onu izlemem önümde durmasına yetti. Yüzümü izliyordu, elini uzattı. “Gel.” Gidip gitmemek konusunda net bir fikrim vardı da, yüzümün aldığı tatsız ifade beni ona zoraki itiyor gibiydi. Yine de uzun boyuna başımı kaldırmadım, elini tutmayıp ona adım atışımla kolumu omzuma indirerek beni kendine çekti ve bizi koltuğa yönlendirip oturttu.

“Niye bakmıyorsun yüzüme?” Başımı çevirdim, ona değil omzundan sarkan ve alyans olan eline bakıyordum. “Çok uzunsun boynum ağrıyor.” Doğruyu söylüyordum Serdar’ ın boyu bana göre o kadar uzundu ki yakınındaysam ona bakmak için başımı arkaya atmam gerekiyordu bu da beni yoruyordu.

Verdiği solukla gülümser gibi olduğunu hissettim, o hisle de omzumdaki eli yanağımdan makas aldı. “Dön hadi, seninle konuşmam gereken bir şey var.” Çatılan kaşlarımla bedenimi Serdar’ a çevirdim çünkü sonlara doğu ciddileşen sesi bana buna itmişti.
“Ne oldu?”

O yerinde rahatsız bir şekilde hareketlenince benim yüreğime bir şeyler oturdu sanki. Terslik vardı, yüzünden anlıyordum. Öfkem tek bir cümlesi ve hareketiyle yiterken tamamen ona dönüp elimi dizine koydum. “Serdar ne oldu?” Ellerimi tuttu, eğilip alnımı öptükten sonra geri çekildi.

Bu ifadesiz yüze böylesine tedirgin bakmak ve bakışlarındaki derinlikten etkilenmemek elimde değildi. Serdar’ a karşı hala ürkek bir yanım, utanan bir yönüm vardı ama bu beni rahatsız etmek yerine hayli tahrik ediyordu. Hala ona tam olarak ulaşamamak, hislerine utanmadan kendimi bırakmak ve kelimelerimle sevmek… Henüz mümkün olamayan en güzel mesafeydi.

“Buradasın.” Dedi tok sesiyle. Dediği an yüzündeki olgun ifade zihnimde birkaç şeyi ansızın belirtti. Duruşundaki, bakışındaki, sesindeki olgunluğu, benden altı yaş büyük oluşunu, bu gizemli ve ürkütücü yanını… Tüm bunlarla birlikte kocam oluşumu… Tutamadım, yüreğim yeniden ona aktı.
“Melek Teyze izin verdi, çünkü bir sebebi var.” Daldığım yerden annemin adıyla sıyrıldım. Doğru, annem buna nasıl izin vermişti? Başlarda anlamamıştım sonra da işime gelmediği için düşünmemiştim, ne de olsa halimden memnundum.

Durgun bakışlarının karşısındaki sessizliğimle dudakları tekrar benim afallayan halime aralandı. “Hatırlıyorsan dedem bir düğün yapar buna mani olamam demiştim.” Evet ama neyden bahsettiğini anlayamıyordum. “Yarın düğün olmayacak, sadece ailelerin girebileceği bir nikah olacak.” Neden? Yani umurumda değildi benim derdim zaten hiçbir zaman düğün olmamıştı ama şimdi işler başkaydı. İşler sanki terse dönüyordu.

“Sonra da herkes dağılacak.” Deyişiyle “Serdar.” Diye araya girdim. Gözlerime uzun uzun baktı, o sakinlik, o doluluk… Sanki bir özleme gebeydi yüreği de benimle sabaha çıkıyordu.

Nihayet dudakları aralanınca, aralanıp “Çünkü ben iki gün sonra göreve gidiyorum.” Deyince o terse dönen işler benim yüreğime koca ve güçlü bir ok sapladı…

Nefesimi gözlerinde tuttum, ellerimi bana güç verir gibi sıkıca kavrayıp devam etti. “Burcu’ da görevde yer alan binbaşı. Operasyonla ilgili konuşuyoruz. Senin haberin olmadığı için yanında konuşamıyordum.” Gözlerimi sıkıca yummak istediğim gerçek boğazıma oturmuş, geri kalan sesleri bana uğultuyla getiriyordu.

Gidiyordu..
Ne demek gidiyordu?
Burun direğimi sızlatan ani birikim ona kendini vermemde zorluk çıkartıyordu. Aklım gidiyordu, gerçekler yerine oturuyordu. Annem bu yüzden izin vermişti. Başkan da biliyordu Emir’ de Azat’ da… Herkes biliyor muydu? Herkes biliyordu da bir ben mi her şeyden habersizdim?

Başımda dönen uğultuyu kenara sıyırıp Serdar’ gittim yine. “Geldiğimde istersen formaliteden bir nikah daha kıyacağız. Yeniden gelinlik giyeceksin, her şey daha sakin ve açık işleyecek. Neyi nasıl istiyorsan öyle olacak ve tabi bu defa dedem de o düğünü yapacak.” Bunları istemiyordum, hiçbir şey umurumda değildi ben sadece Serdar’ ı istiyordum. Düğün olmamış, insanlar gelmemiş, gelinlik giymemişim… Hiç de umurumda olan şeyler değildi.

Birden araya girip “Ne zaman döneceksin?” Diye mırıldandım. “Kaç hafta?” Kalbim tüm bedenimde atıyordu, bu yüzümü izleyen hali, o gelecek cevap.. Donuk ifadesi kendini korudu “Tahminen birkaç ay.” Tüylerim diken diken oldu ama ağlamak istemiyordum, ben böyle yetişmemiştim. Giderse aslanlar gibi dönerdi ama mani olamadığım yüreğim de onunla gidiyordu.

Nasıl baktıysam, ellerimi bırakıp beni sardı. “Özür dilerim.” Buğulu sesiyle başım göğsünde, “Hayır.” Dedim kaşlarımı çatıp. Özür dilenecek bir şey yoktu. Göreve gidiyordu tatile değil. “Özür dilemelik bir şey yok.” Kollarımı boynuna dolayacak gücü bulamadığımdan beline sarıldım, göğsünü öptüm. “Bunu ikimiz de farkındaydık zaten Serdar.” Kokusunu içime çektim, sanki boğazım yandı. “Sen döneceksin biliyorum ben.” Sayılı gün çabuk da geçerdi. Nasıl geçerdi bilmiyorum ama geçerdi.
Çok zordu, çok özlerdim, o yokken çok ağlardım ama yapabilecek bir şey yoktu. Şimdi yanında ağlayıp sızlanarak onu da kendimi de üzemezdim. Ki kabul edersek her şey bana değil ona zordu, kocama.

“Döneceğim tabi yavrum.” Derken saçlarıma inen dudaklarla burukça gülümsedim. Elbette, elbette dönecekti. “Dönene kadar da gözüm arkada kalmayacak.” Başımdaki dudakları gerildi. “Çünkü her şeyi halledebilecek güçlü bir karım var.” Gururlu sesinin ardından kokumu içine çekti. “Yavrum var.”
Sırtını sıvazlayıp başımı olumlu anlamda salladım. Gidiyor diye kendimi güçsüz hissetmiyordum, aksine sanki daha güçlüydüm çünkü sığınağım gidiyordu ve ben şimdi ikimiz için vardım. O gidecekti, aksi duygulara yenilmeden okuluma gidip o sırada sakince kocamı bekleyecektim.

“Sana söz veriyorum döndüğümde her şey çok daha güzel olacak.” Evet her şey rayına oturmuş olacak, biz çok güzel bir çift olacağız.. Usulca “Biliyorum.” Deyip başımı yeniden salladım. “Senin olduğun yerde ben her şeye eminim Serdar, çok güzel olacak.” Umudum vardı, içime taşıyordu ama bizim için çok güzel beklentilerim vardı. Her biri de mümkün olabilecek şeylerdi.

Erkeksi sesiyle “Yaşamak istediğin ne varsa yaşayacaksın.” Derken benim umutlarımı o da hissediyordu sanki ama umutlarımın hepsinde o vardı. 
Ona biraz daha hareketlendim, yanağım göğsündeyken daha sıkı sarıldım. “Yaşayacağız, benim isteklerimin hepsi senin üzerine kurulu.” Biraz gülümsedim, hafif geri çekilerek elimi yüzüne koydum. “Hepsinde sen varsın, sadece sen.” Gerçek şu ki, bize ne kadar zaman varsa hepsinde doya doya ona bakmak istiyordum. Gidene dek sarılmak, kokusunu içime çekmek, öpmek, onu hissetmek…

Yüzündeki elimi tuttu, kaşları çatıldı. “Sana kurban olurum.” Eğilip alnımı öptü. “Senin sesine kurban olurum ben.” O dolu dolu dolu kurduğu her cümleyle iç çekişi tüm bedenimi sararken boynuna sarıldım. “Serdar’ ım.” Dudağının kenarını öptüm, tok sesi daha da boğuklaştı. “Söyle yavrum. Söyle ne istiyorsun?” O ses tonu, dolu dolu söyle deyişi kalbinle oynuyordu.
Hafif çattığım kaşlarla “Hiçbir şey.” Dedim dudaklarını öpüp “Tek istediğim sensin, sen de zaten benimsin.” Sesimle, daha doğrusu cümlelerimle afallarken tek kelime etmedi. Serdar’ ın hamlesiyle birden kavuşan dudaklarımız yine onun bana doğru yükselmesiyle bizi yeni bir ana sürükledi.

Kollarımı sıkıca boynuna sarıp usulca inledim. Ne demek istediğim, neyi arzu ettiğim o kadar belliydi ki hoyratlaşan öpüşleriyle beni hissettiğini anlayabiliyordum. Madem gidecekti, gidene kadar sevişmeliydik. Madem birkaç ayımız ayrı ayrı kaybolacaktı birlikte olduğumuz her an tenlerimiz birbirine değmeli, birbiriyle sevişmeliydi.

Ayrılmayan dudaklarımızla Serdar üzerime doğru hareketleniyordu ki kendimi ondan alıp yüzüne bakarak soludum. “Hayır.” Kaşları çatıldı, soluk soluğa inip kalkan göğüslerimle yeniden dudaklarına yönelip devam ettim. “Yukarıya çıkalım.” Yatak odasını daha çok sevmiştim. Koltuktaki dar alan yatağa göre daha rahatsız ediciydi. Sözlerimle dudakları gerildi, bedenimi kucaklayıp ayağa kalkınca bacaklarımı beline dolayarak onu öpmeye devam ettim. 

Adımları öpüşlerimizi kovalıyor, bedeni beni kendine çekiyordu. Sırtını okşayan ellerim, kalçalarımı avuçlayan ellerine denkken arkamızdan kapanan kapıyla ayaklarım yeri buldu. Oda bir nevi karanlıktı, yalnızca balkondan gelen ay ışığı ve sokak direğinin aydınlatması vardı.

Arkaya doğru attığım başımla Serdar’ ın cüssesini izliyordum ki onun tişörtüme giden elleriyle kollarımı yukarıya kaldırıp çıkartmasına müsaade ettim.
Sonumuz ne olacaktı, biz bu odadan nasıl bir birleşmeyle çıkacaktık bilmiyordum ama ben her şeye hazırdım. Korkum yoktu, beklemek anlamsızlıktı. Hayat akıyordu ve bu gerçek ne yazık ki yüzüme az evvel çarpmıştı.

Benim çıplaklığım ile Serdar’ ın bedeni loş ışıkta ortaya çıkarken yere attığımız tişörtlere bakmadan pantolonunun kemerine uzandım. Yeniden, yeniden bu kemere dokunuyor olmak içimi gıdıklıyordu ve bu halimiz yüreğimdeki heyecana heyecan katıyordu.

O uzanmadı, kemerini bana bırakıp penye şortuma yönelince metal tokası olan kemerini çözdüm, fermuarını indirip ona bakarak yere düşen şortumdan kurtuldum.
Henüz belli yerlerde geride, hala utangaç ve çekingendim. Korkudan ona bakamıyor, bunu kendimde aşamıyordum ama bana sürtünmesini, ya da dokunmasını çok seviyordum.

Serdar’ ın tüm çıplaklığının aksine vişne rengi sütyenim ve külotumla yatağa uzanırken üzerimdeki varlığına soluk yeniledim. Büktüğüm bacaklarımın arasına girip dudaklarıma kapandı, elleri külotumun içinden kalçalarımı bulduğundaysa sertleşen erkekliği külotumun önünden kadınlığıma değiyordu.
Sırtını okşayarak sevmelerim, sırf seviyorum diye arzuya koşup ıslanmalarım, sızlanmalarım, yüzüne inen dudaklarım, yüzüme inip göğüslerime yol alan dudakları, soluklarım…

Elleri bel oyuğumda durunca omzuna dokunup ensesini sevdim. Geniş omuzları, saçları, üzerimde şekillenen sırtı.. O kadar güzel görünüyordu ki, tek eliyle sütyenimi aşağıya çekiştirip göğüs uçlarımı ağzına almasını nefes nefese izlememi sağlıyordu.
Bunu biliyordum, beni dakikalarca emecek ve kendimden geçene dek durmayacaktı ama ben o kadar sabırsızdım ki zonklayan kadınlığımla neredeyse ağlar gibi “Lütfen.” Diye mırıldandım.
Sağ göğüs ucum dudaklarında, emerek sesli bir şekilde bıraktı ve ciddi suretiyle bana baktı.

Kaşlarımı çattım, elimi yüzüne uzattım. “Dayanamıyorum Serdar lütfen, çok sızlıyorum. Sonra emersin.” Daha sonra, bir sonraki sevişmemizde istediği kadar dokunabilirdi bana ama şu an boşalmak için kendini şartlayan bedenim buna izin vermiyordu. Ki bu gece bunun ilk olmadığı gibi son da olmayacağına emindim.
Göğüslerimi bırakıp bana doğru hareketlendi, “Yavrum.” Önce yanağımı, sonra dudaklarımı öptü. “Kıyamam sana.”

Islak göğüs ucum göğüslerime değiyor, tenim usul usul tenine sürtünüyordu. Göğüs ucum bedeninde hareketlenerek canlanırken dilim pürüzsüz dişlerinde gezinip diline kavuşuyordu. Sırtına daha sıkı sarıldım.  İstiyordum, ona doğru hareketlendirdiğim kadınlığımla bunu ifade ederken elini aramıza götürdü.
Dudaklarımdan ayrılmadan külotumun içinden kadınlığımı avuçladı, sıkıp bıraktıktan sonraysa hayli sertleşen, sertliği içimi titreten erkekliği ufak bir hamleyle külotumun kenarından kadınlığıma aldı.

Hissettim, tüylerimi diken diken eden bu kavuşma uzuvlarımı okşarken kaşlarım zevkle çatıldı, ona dahası için iyice yer açtım. Eliyle sabitlediği organını bana bastıra bastıra yukarıya doğru sürtmesiyle gözlerimi sıkıca yumdum. “AHH!” Sırtını sıktım. “Serdar!” Çok güzeldi. O kadar güzeldi ki sanki bedenim yeni bir mevsime kabuk atıyordu.

Uzvu ıslak ve kaygan bedenimde bir kez daha ilerledi, gerilerken dudaklarımdan ayrılıp başını boynuma bıraktı. Solukları boynumu okşuyor, dudakları tenime değiyor, göğüslerim altında hoş bir hisle eziliyordu. Bir kez daha geriledi, girişime doğru yönlendirdiği erkekliğini klitorisime çıkartıp bastırarak daha da inlememe sebep oldu.

Tekrar geriledi. “Kısa zamanda bu kadar dolman.” Her bir sinir ucuma dokunarak yukarıya çıktı. “Bu kadar istekli olman…” Boğuk sesi o kadar farklıydı ki kendini zor tutuyormuş gibi kavruluyordu sanki. Bir kez daha geriledi, sonra dudaklarımın arasından kendini yukarıya kaydırdı. “Senin de doyumsuz olacağın konusunda artık netim..”
Soluklarım yükseliyor, gözlerim zevkle kapanıyorken sırtını avuçlamaya çalışıp başımı olabildiğince salladım. Haklıydı, doğrusu bunu bende kendimden beklemiyordum ama o kadar güzeldi ki asla geride duramıyordum.

Dişlerinin arasından tıslayarak devam etti. “Ki bu işime gelir.” Sonunda onunla hareketlenmeye başlayıp Serdar’ a sürtünmeye devam ettim. “Çünkü sana böyle dokunmak…” Kaşları çatıldı, boynumu emerek geri çekildi. “İçini doldurmak benim de asla doyamayacağım bir an.” Ah o an… Eminim ki bundan daha zevk verici bir durumdu, ki bence hayal gücüm onu düşünebilecek kadar gelişmiş değildi.

Boşta kalan eli yüzüme gitti, baş parmağı dudaklarımın üzerine inince gözlerimi yumdum, onu öperek sızlandım. “Serdar bu çok güzel.” Hareketleri hızlandı, içimi okşayan sürtünüşü utanan halime siper oldu.
“Güzel olan ne?” Daha da hızlandı, kendimi aştım. “Bana sürtünmen.” Boynumda gerilen dudakları tenimden ayrıldı, koyulaşan gözleriyle gözlerime bakarak kendini de sesini de kadınlığıma bastıra bastıra soludu. “Seni bu gece bu yataktan çıkartanı siksinler.” Bu halim hoşuna gidiyordu.
Çıkartmasın, lütfen bunun bir sonu olmasın. Kaba sesi içime işlerken yüzüme dokunup zevkten çattığım kaşlarla soludum. “Sabaha kadar.” Gözlerinde gördüğüm…

Dudaklarıma eğildi, “Sabaha kadar, bundan sonra her gece.” Alt dudağımı emerek geri çekildi. “Serdar’ ım.” Dedim bu defa tutunma isteğiyle boynuna sarılırken. Hızlandı, “AHHH Serdar.” Sallanan bedenimle başım omzuna gitti.
Daha da hızlandı, artık yetişemezken “Söyle yavrum.” Dedi dolu dolu. “Söyle ne istiyorsun?” O kadar güzeldi ki bu an bozulmasın diye başka bir şey istemiyordum.

Kuruyan boğazımla yutkundum. “Sadece devam et, lütfen durma.” Durmadı, asla geri çekilmeden erkekliğini ucunu yumuşak etli organımda bastırarak sürtündü. “Böyle mi?

Gözlerimi sıkıca yumdum. “Ahh!” Odayı dolduran inleyişlerim, soluklarımız, çıplaklığımız, yarıya inmiş süytenim, külotumun bana sabitlediği erkeklik…

“Çok güzelsin.” Deyişiyle dudaklarım onun için duruldu. “Kadınlığın.” Yutkundu, titrek nefesi tenimi yaladı. “Bu gece seni emmeme izin ver.” Sona yaklaşıyordum, durmamasını istediğimden değil, yenisini ve daha fazlasını istediğimden yastıkta kapanan gözlerimle soludum. “Ta- tamam.” Onu da istiyordum. Ellerini de, dudaklarını da, erkekliğini de…

“Söz mü?” O his, sırsıklamlığımın içindeki arzu.. “Söz.” Dedim netlikle. Söz ne istiyorsa, ne istiyorsa yapabilirdi bana. Sona geldiğimizi anlıyordum, yalnızca birkaç hamle daha vardı. “Serdar.” Dedim titrerken “Çok seviyorum.” İçimde kayan organ beni bu dünyadan soyutlarken sıkıca tutunup bir kez daha soluk soluğa sayıkladım. “Çok seviyorum.” Onun sert sessizliğiyle kalçalarım havalandı, erkekliği onun için gerilen kadınlığımda tüm sertliğiyle kaydı ve son hareketinde tüm bedenimi geren o rahatlık Serdar’ la beraber ikimizi de buldu.

Soluklarım, iki yana açtığım kollarım ve titreyen bacaklarımla Serdar’ ın yanıma uzanmasını takip ettim. Bir sığınma iç güdüsü, bir sarılma meselesi yüreğimi kemiriyor, kendi halsiz çaresizliğimle ne istediğimi bilmeden sadece kendime gelmeye çalışıyordum. Jel gibi yumuşayan bedenim bir yana kadınlığım ve kasıklarım ıslaklık içinde, üzerimden yatağa akan sıvılar az evvel zevkle kendinden geçen bize aitti ve ben bu ıslaklık hissini seviyordum.

Serdar’ ın oturur hale gelmesiyle utansam da hareket edemediğimden kendimi kapatamadım ama o da bana bakmadı zaten. Önce baza başlığının ardındaki ışığı açtı sonra ayak ucumuzdaki pikeye alıp açarak yanıma uzandı.

Aydınlanan odada tüm çıplaklığım netliğe kavuşmuştu. “Gel.”  fısıldayışıyla hareket etmemi beklemeden omzumdan tutarak beni kendine çekti. Bunu istiyordum işte, tüm mesele seviştikten sonra vakit kaybetmeden beni sarması, bedenime sardığı kollarla beni öpmesi.

Utancımdan olsa gerek, üzerimi örtüp neredeyse başıma kadar kapattığı pikeyle kendimi onun gövdesine bıraktım. Hala soluklanmaya, kendime gelmeye biraz zamanım vardı ve bu zamanı böylesine değerlendirmek içimi okşuyordu.

Uzun geçen vaktin ardından yaklaşık bir on beş dakika sonra sakin sesiyle “İyi misin?” Dedi. Sırtımı okşamaları, göğsünü öpmelerim haricince dinlenirken  hiç iletişime geçmemiştik. Sadece ilk an aşağıda kalan sütyenimi yukarıya çekip göğüslerimi kapatmıştı.

Başımı salladım. “İyiyim Serdar’ ım.” Başım göğsüne gitti, onu öptüm. Utangaçlığım kenara dursun zaten sevgisine karşı yumuşacık olan içim beni böyle sarışıyla daha başka bir hal alıyordu. İstediğim buydu, bunu da misliyle alıyordum.

Bir kolu başımın altına geçip yastık görevini alırken diğer eli belime gitti. “Yavrum.” Sırtımı sıvazladı, ona sokuluşumla kendime gelirken gözlerimi bir an kapatıp açarak yüzüne baktım. Onu görmek istiyordum. Yüzüne bakmayı, gözleriyle konuşmayı…

Belimdeki eli kızardığını hissettiğim yanağıma çıktı, tenimi okşarken gülümsedi biraz. “Güzelim.” Ne haldeydim bilmiyorum ama sözlerini aşıp göz bebeklerine bakarsak güzel olduğumu düşünüyordu. 

Ben de sırtından sıyrılıp elimi yüzüne koydum. “Serdar’ ım.” İçime sığmayan sesimle hafif yükselerek dudaklarını öptüm, alnıma gitti teni ve sonra kaşları hafif çatıldı. Yanağımı severken eğilerek alnını alnıma bıraktı. Bu hali bana birçok şeyi ifade ediyordu. Zihnini, bende benim için çarpan kalbini, mutluluğunu, şu bir zamanlar imkansız görünen şeyin yaşanmasını..

Ağzından tek kelime çıkmadı ama üzerimdeki kollarını sıkılaştırıp beni iyice kendime çekti. Doğrusu ben de pek bir şey söylemek istemiyordum. Ne diyebilirdim ki sevişmiştik ve boşalmıştık. Sevişmek demişken… “Serdar.” Diye mırıldandım usulca. Başını omzumdan kaldırmadı. “Hı?” Sırtını sevdim. “Neden şey değil?” Bunu nasıl ifade edebilirdim ki? Az evvel olsa açık açık sorardım ama böyle olunca sorulmuyordu.

O susup soluklanmaya devam ederken devam ettim. “Yani biz neden tam olarak şey-” Gözlerimi yumdum. Neden içime girmiyorsun mu? Bu kadar iğrenç bir tabir yoktur herhalde. “Neyi bekliyoruz ki?” Dememle ne demek istediğimi anlamış olacak boynumda boğuk sesiyle mırıldandı. “Gelinliği bekliyorum.” Kaşlarım çatıldı, soluklanıp “Yarın.” Diye ayrıldı omzumdan ve bakışları gözlerime değdi.
“Sen yarın o gelinliği giyeceksin.” Yanağıma dokundu, usulca sevdi. “Ben ellerimle çıkartacağım.” Hızlanan kalbimle yutkundum. “Sadece bunu bekliyorum.” Fısıldayışındaki ağırlığa bir anlam yüklemem gerekiyorsa bunda kararsız kalırdım.

Omzunu okşaya okşaya göğsünde duruldum. “Ne zamandır gelinliğe bu kadar önem veriyorsun?” Serdar zaten farklı bir adamdı bunu bana dokunmayışından bile anlayabiliyordum ama gelinlik de bir hayli ilgimi çemişti.

Eğilerek burnumun ucunu öptü ve geri çekildi. “Senden sonra, seni gördükten sonra, sana geldikten sonra.” O gelinliği giymemi çok istiyordu ya, benim içim Serdar’ a akıyoru sanki. O kadar özeldi ki bende bunu istemesi, sadece çok şanslı ve mutlu hissediyordum.
“Sen o gelinliği giyeceksin.” Diye devam ederken yanağımda eli hareketliydi. “Biz evleneceğiz, ben asıl o zaman dokunacağım sana.” Yarın…

Bu defa façasına bakarken dahi çekinmeden  gülümsedim. “Çok mu istiyorsun?” Beni öyle gelinlikle… Başını usulca salladı. “Çok istiyorum.” Gözleri gözlerimi taradı. “Benim gelinim olmanı, o gelinliği benim için giymeni, seni öyle görmeyi her şeyden çok istiyorum.” Bakışlarla ve yüzümde gezinen elle daha da kızardım, utandım, yüreğime işleyen cümlelerle de ben de onun için bir şeyler yapmak istedim. Direkt aklımda beliren o sürpriz beni hem utandıracak, hem de mutlu edecekti ama bunu yarın yapacaktım, istiyordum.

“Senin için giyeceğim.” Diye gülümsedim. Bağrını okşarken yeniden dudaklarına yönelip ekledim. “Senin gelinin olacağım.” Yeniden birleşen dudaklarımızla eli sanki hiç sevişmemişiz gibi kalçama indi, daha sonra iki parmağıyla külotumun lastiklerini kopartınca gülerek hafif geri çekildim. “Bana külot borçlusun.” Bir bacağımı bu sabahki gibi üzerine attım.

Pikenin altından kenara sıyırdığı ıslak çamaşırımla “Bunun için çabalıyorum.” derken o da keyifliydi. “Sana iç çamaşır seçmek kadar keyifli çok az şey var.” Öyleyle hepsini yırtabilirdi, zevkini merak ediyordum.

Üzerine attığım bacağımı uzun uzun aşağı yukarı okşayıp boğuk sesiyle soludu. “Bunu mu istiyorsun?” Keyifle gözlerime bakıyor, ona sunduğum pozisyondan bahsediyordu.
Yaramaz bir çocuk gibi başımı sallayıp “Hıhı.” Diyerek yeniden dudaklarına yöneldim. Eli kalçamı tamamen kavradı, uzun parmaklarını organıma uzatırken gerilerek gülümsedim. “Yapma.” Çok ıslaktım, kasıklarım ve kadınlığım o kadar ıslaktı ki temizlenmeden bana dokunmasını istemiyordum ama bu halle bir boşalmaya daha kendimi verebilirdim.

“Neden yavrum?” Diyerek parmaklarını o ıslaklıktaki kadınlığıma bırakınca dudak büktüm. “Islak.” Şakağımı öperek benimle oynamaya başladı. “Ölürüm lan ben o ıslaklığına.” Bu sözlerden sonra, tam da bu noktada kendimden geçecek konuma gelmiştim. Çünkü Serdar sularımla sıvazladığı erkekliğini kadınlığımla birleştirip sütyenimi yeniden aşağıya çekiştirmişti.

Avcunu dolduran göğüs ucum dokunuşuyla yeniden tomurcuklaşırken kendini dudaklarıma bırakarak uzun emişlerini bana bıraktı. Göğsümü sevmesi, erkekliğini hareketsizce bana dokundurması ve ağzımın içinde gezinmesi beni bize hazırlıyor, benimle birlikte sertleşen erkekliği yüreğimi yeniden kabartıyordu.

Göğsümdeki eli bile yetiyordu beni yeniden ıslatmaya. Bana dokunması, öpmesi, hassas göğüs ucumu avcuna sürtmesiyle uzun uzun yüzünü sevdim. Ona dokunmak, aksini bilmeden, düşünmeden yalnızca bu ana odaklanmak yaptığım en güzel şeydi. Nitekim aksi beni üzerdi. Yalnızca bu an ve yarın. Yarın içimi dolduruşu, onu içime almam… Şimdi bana hoş gelen bu tabirin dahası için zihnim kendini kovalarken onun için ıslanan kadınlığıma değen sert organla gülümsedim. Yeniden, hiç bitmeyecek bir zevkle, sırılsıklam…

Üzerindeki bacağımla ona daha da yaklaşıp elini kalçama koyuşunu bekledim ve bizim için ileri geri hareketlendim. Serdar kendini bana iterken avuçladığı kalçamı da kendine çekiyor ve aynı ritimle geri çekiyordu. Islaklığım erkekliğinde, nefesim teninde, kaşlarımı çatarak onunla hareketlendim. Kendimi aynı ritme hesapsız kattım ama yetmiyordu. Dahasını istiyor, artık sürtünmesini değil içime girmesini ve öyle hareket etmesini istiyordum.

Bedenlerimiz birbirine çarparken bacağımı indirerek “Dayanamıyorum artık.” Diye sızlandım. Anlamadan kaşlarını çatıp “Neye?” Dedi soluk soluğa. Ensesini kavradım. “Daha fazlasını istiyorum, içimde istiyorum Serdar.” Yarın böyle olmasın, onun için genişlemek isteyen kadınlığım yarın da böyle sızlamasın.

Hiç düşünmedi bile. Şakağımı öperek “Arkanı dön.” Demesiyle anında diğer tarafa yüz üstü döndüm ve bacaklarımı bu aydınlık odada onun için araladım.

Havalandı, kenardaki yastığı kasıklarımın altına aldıktan sonra belimi hafif aşağıya bastırarak erkekliğini yastık ve kadınlığımın arasında hızla sürtmeye başladı. Kalçalarım yastık sayesinde havadaydı ve öylesi çok daha güzel, çok daha zevk veriyordu. En azından onun daha net hissediyor ve daha hızlı sürtünüyordu.

Çözdüğü sütyen kopçamla onu üzerimden çıkartıp inleye inleye çarşafı avuçladım. Gözlerim sanki gerçek birleşme gibi kapanıyor, çıplak göğüslerim çarşafa sürtünüyor, her hareketinde, her çarpışında bedenim hızla sallanıyordu. “Serdaar.” Diyerek erkekliğini daha da hissettim. “Serdar’ ım.” Arkamdaydı, nasıl görünüyordum bilmiyorum ama umurumda da değildi. İki yana ayırdığı kalçalarımla zaten artık her yerimi çok net izliyordu, görmüştü.

Kasıkları kalçalarıma hızla vuruyor, çarpışan tenlerimizle çarşafı sıkarak daha da inliyordum ki erime eğilip alttan göğüslerimi kavradı, yanağımı öptü. Hiç konuşmuyordu ama hızlanan solukları ve sırtıma denk kalbinden onun da benden farksız olduğunu anlayabiliyordum.

Büyük ve sert avuçlarını dolduran göğüslerimi sıktı, inleyişlerimle hareketlerini arttırırken göğüslerimi yoğurarak uçlarını çekiştirdi. Boynumu öpüşü, beni okşayışı, hızla kadınlığıma kayışı benim hoş sızlanmalarımla birleşiyordu. Tenimi öpüp kokladıktan sonra geri çekilerek daha da hızlandı. Seslerimiz, bedenlerimiz, erkekliğine her çarpışımda yankı buluşumuz.

Gözlerimi yumarak bu defa onun bıraktığı göğüslerimi ben avuçladım. Yastıkla aramda gidip gelen organı zihnimi parçalıyorken “Lütfen.” Dedim bu defa da. “Beklemeyelim yarını.” İstiyordum her şeyden çok istiyordum…

Bir an yavaşladı, hatta durularak erkekliğini sıvazlayıp girişime yerleştirdi. Tek bir hamle, kendimi ona itmemle her şey son bulacakken yeniden üzerime eğilerek sakağımı öptü. Kendimi ona itmek istedim ama olmadı, girişimde hareketlenen organıyla “Serdar lütfen.” Desem de soluklanıp yeniden şakağımı öptü. “Bunu benden şimdi isteme yavrum.” Gözlerini yumdu, erkekliğini girişimden alıp sıkıntıyla nefes verdi. “Canın acıyacak kıyamıyorum.” Acımazdı hayır. Başımı lütfen der gibi arkaya atıp onu dönüşümle dudaklarımı öptü vs geri çekildi. Belimi yeniden kalın yastığa bastırarak arkamda benim sızlanmalarımla hızla gidip gelmeye devam etti.

Bağırdım, zevkten ağlayacak gibi oldum, yalvardım, kendimi ona daha da açtım, hiç olmayacak hareketler yaptım ama beni sabitlediği yerde bir an olsun durmadı, konuşmadı ve her defasında kadınlığımda hızlanarak bize ait seslerin sebebini oluşturdu. Durmadı, ben konuşurken asla sus demedi, canımı yakmadı ve kendiyle birlikte beni de bir kez daha büyük bir zevkle kendi yastığına boşaltıp sessizce yanıma uzandı.

Yüz yüzeydik. Gözümü açsam göz göze gelirdik ama soluklanmaktan açamıyordum. Bulunduğum hal… Yastık hala altımdaydı ve eminim çok kötü görünüyordum. Uzanıp alabilsem alırdım ama halim yoktu.
Benim yoktu da Serdar bu defa yastık için doğrularak yavaşça çekip aldı ve tekrar yanıma uzandı. Yanağımı öptü, eli yüzüme indi. “Yavrum.”
Sesi ve yanağımda usulca hareketlenen dudakları… Parmakları beni gülümsetmiş, ona kaymama sebep olmuştu. Benim mecalim yoktu da, o yeniden açtığı kollarıyla bedenimi bir kez daha sıkı sıkıya koynuna çekti.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 176

Ne denir ki görev hele ki vatan görevi ne zaman olacağı belli olmaz Allah'ım tüm askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 145

Yani en mantıklısı hahajlwnesldb

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 123

Öncekiler bu kadar sürmemişti sanki ya bu niye bu kadar uzun sürdü

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 98

Kaos kaos dediniz al işte sana kaos

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 39

Ya şu filmi bir türlü izleyemiyorum içimden hep sonra izlerim deyip hiç izleyemiyorum bazen acaba içten içe evlilik yoluna gideceğim bir ilişkim olur da onunla izlemek için özel bir anımı bekliyorum diye çok düşünüyorum

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Kızmış gibi mi güzelim

Susko

Hazan’a da komando dirayeti lazım, daha altı bu kızı kurtarmaz.

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 2

Serdar tembih ediyor

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216

Var bir hayalimiz bizim de Hazo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 184

Yaşamak istemediklerini hepsini yaşayacaksin desene sen şuna

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 183

Söz verme bari

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 182

Sen merak etme Serdo buralar senden sonra Hazodan sorulur

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 177

Kesss burcu deme hazan bir erkek adı anda kıyamet koparırsin binbaşı de geç amk

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 164

Kıskançlık en sevdiğim tabi daha çok karşı cins yaşadığında

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 159

Siyah atlı prensimiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 147

Yokkk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Serdar ve Hazanın aşkı bana o kadar geciyoki yazarım her okuyusumda iscime işliyorlar ellerine sağlık

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 233

Kitabın ilk bölümündeki hazanla şimdiki arasındaki farkı gordunuzmu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 227

Hezandan.beklenmeuem.ataklar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 223

Serdar bunu umursuyirmu sence

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 220

LAN Bİ SOLUKLANSATDİBİZ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 216

EVLANİN ARTIK

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 198

Tencere kapak misali

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 194

Harbi kiyamiyo hiçbir konuda

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 187

Aynen ferah ferah koklasim iste

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 185

Yaa oyke şok olursun bizde daha neler var bı bilsrn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Aşklarım yaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 183

Halledeceksinizzzz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 182

He wolllaaa kicis taş gibi hatunun var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Bekle bekleyebilirsen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 179

Hatırlatma sinirleniyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 125

Kulunçtur kulunç kırıver bize serdo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 177

İyi halt ediyordun serdar

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 122

Oflama lan acı cekiyoruz acı acı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 176

Abi dahaha ilk gün gidiyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Offff

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 115

La daha biz tiribimizi atacaktik şimdi gelecek yine ilgilenecek biz de eriyip unutucaz yaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Hehhh dene ya nolur mutluyuz biz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 169

Ebtabi aralarında 30 kusur santim var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 165

Dua et asker arakadasin

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 104

Çok yüz verdik sjsjsjsjjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 159

Abi ölüyorum bunlara

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 156

Sankisi fazla gidiyor

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

Hahahhahahaha unutmayız sakince zamanını bekleriz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 154

He wolllaaa bizim kocisimiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 100

Tıkandık ya ama şimdi adamın da bir kusuru yok ki sjsjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 98

Canımız kavga istedi sanane Allah Allah

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 96

Hazo susman gereken yerdesin aşkım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

Hazan da az degil

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 95

E ama haklı kız serdooo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 150

Gelimm duravaginiz yer burası zaten ne nazlaniyonuz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Geçin canım nolcak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Çok mantıklı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

Senin sipan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Kalbinizi yerim.sizin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Ayyy biz bu günlere kolay gemledik

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 123

Ahbe hazoş soylesydin ya

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 90

Her işimizi kendimiz hallderiz broo scsjsjsj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Kız bagirsana serdar'a

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Çok disunuyosan içeme kral

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 81

Bir nefes aldir bee sjsjsjsjsj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Anani arıyoruz serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Dkdindidnsu afferin kiz şok lafini

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Hahahahhahahahahah sesli güldüm

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 77

Sjsjsjsj koydu

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 70

Onca çocuk arasında sen kalk sevda oruspusunun çocuğunu sev hey Allahımm

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 70

Görecez seni ilerde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

Yok diye her halata laf yapamazsın kocis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Serdar ve hazn anlık
Balkona çıkayım ben de çıkayım tuvalete gideyim ben de gideyim böyle götle don gibi de olmaz ki bdhsbsbsnsn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Utanma kız daha bunlar hic

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Hee tamamdır o kesin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Serdar hava yıllari iftiharla sunar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Ohh yarasın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 63

Yok lan ilk bölümlerde hiçte et sevmiyordun Hazo yalan atma ssjsjjssj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Ndjsnsushs assiri yakışmıyorlarmi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 77

Ağa o konularai acmayalum lutfen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 75

Nsjsjsjsjsjsj kaç hazo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 46

Ne kadar aşık olursan ol saygı sevgi ilgi görmediğin bir yerde kalmayın kardeşim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 71

Keskeler hiç bitmeyecek

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 46

Ulan İlyas Asya'yı aldattı bee ne ilyasi sonuna kadar Cemşit

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 67

Siyah devim bizde değilken bile bizdeyfi

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 35

Wayy beee helal olsun Dayıoğliiii

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 28

Doğru demişti şahidim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 64

Hep böyle hanımcı ol tamam mı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 60

Aga benim böyle bir koca bulmam lazım gerisini kabul etmiyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 58

O***** çocuğu ne olacak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

Var ya Ne uyunur orada

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Ne Hazan oğlum söylesene

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Kdkfjsjsj adam örnek gösterirken bile kırıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Bebiş istiyoruz o zaman

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 36

Sen bir şey yapmadın aslında adam kendini sevmiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Abi serdar'ın merhamet boyutu çok başka ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Aşşiri gıcık oluyorum Bu huyuna ndkdndjdmf ne yapsak haberi var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Galiba aile boyu zengoyuz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Jshejansjdi.hatbi adama a diyoruz vurayım mı b diyoruz döveyim mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Tabi güzel ada sadece bize değişiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Cesurda bizim oglusumuz öyle deme hazos

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Yiaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Assssiri huzurlu hissettiriyorlar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 219

Serdar ya bu konuda hep hazmı dusunuyor ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 183

Ah Serdar ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 183

Keşke buna inan bilsem ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 178

Kendi şahsi fikrim
Herkesin bilip te benim bilmemem beni çok sinir eder

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Neyse en azından gönlünü alıyorsun da içimiz rahatlıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Ah Serdar ah bu kız artık üzme dicem de daha çok üzecek sin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

Çabuk üste çıkalım Hazosum çabuk

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Acayip manyak bir çift jsksk

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Ya bir kere de Hazos bir şey söyledigin de şaşır

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Bu serdar'ın da bilmediği bir şey yok ya

Yorum için giriş yap