← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 57

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Kapıyı sertçe kapatıp sesiyle evi inletmek istedim, fakat Serdar hemen arkamdan geldiği için bunu yapmam asla mümkün değildi.
Hemen girişte ayakkabılarımı yan yana çıkarttıktan sonra arkamı dönmedim, ona bakmadan ilerlediğim salonda telefonumu arka cebime iyice yerleştirerek saçlarımı ufak bir hareketle arkaya attım. Ne konuşacağımdan daha çok ne konuşmayacağımdı sorun. Onunla hiç konuşmayacaktım, tıpkı gelirken tek kelime etmediğim gibi. Şey hariç tabi, Emir’ i evine bırakmadan hemen evvel Emir’ in arkasındaki koltuktan dışarıyı izlerken düz bir sesle ‘dürüm istiyorum‘ demem.
Gerçi Serdar’ da hiç konuşmamıştı. Emir’ i bıraktıktan sonra arka koltuktan inmemiştim, o da öne gel dememişti. Dürüm almıştı birkaç tane, ama arkası döndüğü halde al bile dememişti, sadece koltuğa doğru uzatmıştı. Meseleleri araba konuşmak mı istememişti yoksa gergin neydi bilmiyorum ama bu durum bir bakıma hoşuma gitmişti. Zira onunla konuşmak istemiyordum şu sıra benden ne kadar uzak durursa o kadar iyiydi.

“Hazan.” Dedi, bunu yaparken benim düşüncemin aksine kapıyı sessizce kapattı. Bu benimle kurduğu ilk iletişimdi ve ben ona cevap vermemek konusunda hala nettim. O serin sular akıp giden sesi de, beni ürküten havası da umurumda değildi. Zira ben sinirliyken onun yıkılmaz gücünü görmezden gelebiliyordum. Tüm gece kızlarla mesajlaşacak, kestane şekeri ve kestaneli pasta yiyecektim. Belki kendime bir kahve de yapardım, hüzünlü değil de vay be diyebileceğim bir bilim kurgu filmi izlerdim. Ama Serdar’ a asla bakmazdım.
Arkamı dönmedim, duraksamadım dahi. Hatta adımlarımı hızlandırmıştım ki anahtarları kenardaki cam fanusun içine fırlattıktan sonra yeniden “Hazan.” diyerek birkaç adımla kolumu kavradı.
Moraran kolumu.
O soğuk sesi bir an kulaklarıma doldu, canım yandı, içim ezildi. Etimde hissettiğim güçlü elle yüzümü buruştururken dudaklarımı acıyla araladım. “Aaa!” Bu sırada kendimi kurtarmak için Serdar’ a dönmüş, kolumu usulca kaldırarak geriye çekiştirmiştim. Tepkimle telaşlı bir “Ne oldu?” Deyip kolumu bırakması bir oldu.

Sağ elimle sızlayan sol kolumu tutamadım bile. O kadar acıyordu ki sanki dokunursam daha kötü olacaktı. Aslında gayet normal bir güç uygulamıştı, fakat Serdar’ ın elleri mengene gibi olduğundan benim canımı biraz fazla yanmıştı.
Kaşlarımı çattım, tüm gecenin sinirliyle kendimi tutamazken azarlar bir tonda “Sıktın işte, ne ne oldu?” Diyerek ona arkamı dönüp ilerlemeye devam ettim. Uzaklaşmak istiyordum.

“Hazan sıkmadım. Saçmalama.” Kızar gibi olsa da bir an duraksadı, ama hemen sonra düz sesiyle “Çıkart hırkanı.” Deyince bir hışımla ona döndüm.
“Ne çıkartıyorum ya? Hayvan gibi sıkıyorsun sonra çıkart hırkanı?” İki yana açığım ellerimle öylece yüzüne bakıyordum, hesap sorar gibi, itiraz eder gibi, onu suçlar gibi. Oysa zekasından ve yapabileceklerinden korkuyor, kendimden kaçıyordum. Kolumla ilgilenmemesini istiyordum kendini suçlamasını değil. Konumuz bu değilken bu olmasını istemiyordum. Konu kolum değildi, ona sinirliydim. Ama o kendini suçladı…
“Hazan.” Dedi tüm o suçluluk duygusuyla. Öyle bir dedi ki, ifadesizleşen yüzünde koca bir pişmanlık gördüm.
Hazan özür dilerim.
Hazan bir daha olmaz.
Hazan nasıl oldu anlamadım.
Ve Hazan..
Oysa o yapmadı.
Kabullendi, bana hırka çıkarttırmadı ama ben o mağrur ve yıkıcı bakışta kendimle yüzgöz oldum. Serdar üzülmüştü. Bakışları bile afallamışken nasıl olurdu da tüm yükü ona atardım? Atamazdım. Bu konuda en suçsuzu oyken, üzerime titrerken hak etmediği halde kötü hissetmesini sağlayamazdım, zira kalbim bunu kaldıramayacak kadar onunla doluydu.

İki yanda tuttuğum ellerimi indirdim. Gardım düşmüş, tüm ifadem bir çift koyu kahvenin hüzünlü bakışıyla değişerek yerini burukluğa bırakmıştı. Ellerimi pişman bir çocuğun edasıyla birleştirip tırnaklarımla oynamaya başladım. “Serdar.” Ona bakıyor, bakışlarımla dahi özür diliyordum sanki. Aramızdaki metrelere karşın usul usul bir kaç adımla önünde durdum. O da gidene kadar, başımı yüzüne kaldırıp “Sen yapmadın.” Diyene kadar beni izledi.

Adem elması yutkunuşuyla oynarken gözleri koyulaşmış, çehresi sertlikte bütünleşmişti. O birbirine bastırdığı dudaklarını gözlerime baka baka araladı. “Çıkart hırkanı.”
Bu defa da öfkesinin doğrudan sebebi ben olamazdım değil mi? Çünkü bu bakışları hak edecek bir şey yapmadığıma, aksine onları yöneltenin ben olacağıma nettim. Yine de bazı sonuçlardan kaçamayacağımı bile bile bakışlarımı yere indirdim ve sol kolumu dışarıya çıkartmaya yöneldim. Ondan bu morluk geçene kadar kaçamazdım, gördüğümde ayaklarımıza dolanan öfkeyi de üsteleyemezdim ama en azından bendeki ketumlukla yerinde dur demesini bilirdim.

Hırkamın bir kolundan kurtulur kurtulmaz aynı anda gördüğümüz morluk kolumun epey bir kısmında koyu bir alana sebep olmuştu. Avuç içim kadar, neredeyse siyah.
Serdar’ ın sessizliği, hatta nefesi bile kesilirken dudak bükerek o koca morluğu izledim. Ben bu duruma bir miktar alışıktım, ama sadece bir miktar. Kan verdiğimde kolum zaten morarıyordu, tabi asla bu kadar değil.

Sonunda tuttuğunu düşündüğüm nefesini canı tek bir solukla çıkar gibi “Bu ne lan?” Diyerek verdi. Erkeksi kalın sesi yerini almıştı fakat bana demiyordu, sanki kendine küfrediyordu.
Elini uzattı, dokunmak istedi ama dokunamayıp geri çekti. Yeniden uzattı, dokunamadı, geri çekti. Ona bakamıyordum ama ayakları hareketlendi, gitmek istedi gidemedi. Yapamadı, sonra o buz yutmuş sesiyle “Diğer kolunu da aç.” Deyince sakince Serdar’ a baktım. “Onda bir şey yok.”
Koluma odaklanmış, yüzüme bakmıyordu. Yüzü o kadar şaşkındı ki o sinirin ardından dokunsam yıkılacak gibiydi.
“Aç.” Diye diretti. Sanki biri ensesine bıçak saplamış da o şoktan ve acıdan konuşamıyordu, öyle bir gecedeydik. Onun bu nahoş tavırları donuk sesi beni yeniliyordu. Umurumda değildi, ama içinin ezilişini izlemek de kalbimi kemiriyordu.

Önüme döndüm, en fazla ne olabilirdi deyip hırkamı tamamen çıkarttım ama beklediğimin aksine o kolum da mordu. Soldakinin dörtte biri kadardı, ama mordu. Yalan söylemişim gibi hissettim. “Ben.” Diyerek kolumu hafif çevire çevire biraz daha baktım. “Bunu görmemişim hırka var-” “Kim?” Diyerek sözümü kesti. Görmüşüm görmemişim biliyormuşum bilmiyormuşum umurunda değildi. Tek derdi sebebiydi, sonuç iliklerine bulaşan tek olguydu.

Arkasını döndü ve sıkıntılı bir nefesle yüzünü sıvazladı. Sakin olmak istiyor gibiydi, fakat sanki öfkesini bu defa tutamadı. Aniden sesini yükseltip “KİM LAN KİM HANGİSİ?” Diyerek az evvel anahtar fırlattığı cam fanusu eliyle ittirdi. Fanus duvarda bim bir parçaya ayrılırken onun sesiyle sıçrayıp bir adım geriledim.
Bu onun bir diğer yanı, başka bir yüzüydü. Sinirli hali dokuz köyü yakacak kıvamdayken yanında durmaktan korkmuyordum. Onu tanıyordum, öfkesi bana olsa da zararı bana olmazdı. Ki şu an ki öfkesinin sahibi de ben değildim.

“SEN BUNU NASIL SAKLARSIN LAN BENDEN? SEN BUNU BENDEN NASIL SAKLARSIN?” Diye diye nevrini çevirir gibi bana döndü. Öfkeyle siyahlaşan gözleri gözlerimi buldu, sanki bir bakışımla onu bize çevirdim. Yutkundu, sakinleşti, kırmaktan korkar gibi devam etti. “Ben üzerine titriyorum senin. Sen beni kandırır gibi hırka mı giyiyorsun?” Ona kandırmak demeyelim de olacakları sezmek diyelim. Nitekim yanılmamıştım da, öfkesi ikimizi de yakacak türdendi.
Ne söylenir bilemiyordum. Gerçi bir şey söylemek de istemiyordum belki bundan kaynaklıydı. Gözlerimi bıkmış gibi yere çevirerek sıkıntılı bir nefes verdim. Ben onun kadar gerilmemiş, bunu kendime dert etmemiştim. Fakat Serdar sanki susuşumla daha da sinirlendi, yanıtsız kalan sorularıyla birlikte arkasını döndüğü gibi sertçe çarptığı kapıyla beni bu koca evde bir başıma bıraktı.

Yerlerde camlar, ayaklarımın üzerine minik kırıklar, sessizlik. Çıt çıkmıyordu, Serdar’ ı arabası çalıştı, badanaj yapan lastikler gürültüyle hareketlenirken Serdar’ ın nereye nereye gittiğini bile bile evde gezinmeye başladım. Bir süpürge, bulamam ama bir de kürek lazımdı. Camları temizlemem, kırıp döktüğü yerlerden izleri silmem gerekiyordu. Gelecekti biliyorum, birkaç saate gelirdi ve ona sinirli olsam da gelince bir yerini kesmesini asla istemezdim.

….

Kürek bulamamış, büyük kırıkları elimle topladıktan sonra ufak kırıkları süpürgeye çekmiştim. Yerleri silmiş, bugün bana aldığı gülleri mutfaktaki çöpe atmıştım. Kısaca, saat neredeyse gece yarısını geçmişti ve ben güzel bir temizlik yapmıştım. Salondaki koltuğa bir yastık ve battaniye atarak uzandım. Duştan az evvel çıkmış, saçlarıma doladığım havluyla mayışmıştım. Duştan sonra ısınma isteğim çocukluğumdan beri hiç geçmiyordu, ne zaman üşüsem o yumuşacık battaniyeme sarılıyor, hatta kışın kendime sıcak bir su torbası alıyordum. Petekleri açmıyor, battaniye altında ısınarak mutlu oluyordum.
Şimdi de öyleydi, giydiğim uzun kollu, yeşil, siyah çizgili badimle polar battaniyeye daha da sarıldım. Ayağımda pembe çilekli çoraplarım, siyah taytım, ıslak saçlarım, suyla ferahlayan yüzüm, gevşeyen tenim… O kadar huzurluydum ki bu huzurda tek bir eksiğim vardı, o da şu an sinir küpüydü. Hoş, öyle olmasa dahi yüzüne bir süre bakmayı düşünmüyordum. Başımı battaniyenin altına sokarak bir buçuk saat evvel Serdar’ dan gelen mesajı açtım.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Yerleri elleme ben gelince hallederim

Görmemiştim ama görsem de değişen bir şey olmazdı, yine toplardım. Bu konuda, hatta bu gece için o kadar kırgındım ki kin bile tutamıyordum. Böyle tepeden tırnağa kırmıştı beni, ne o anları unutuyor ne de Serdar’ ı haklı çıkartacak bir şey bulamıyordum. Benim için sinirlenmesi, endişelenmesi, gidip birilerini dövmesi yüreğimde hiçbir ifade barındırmıyordu. Benim için önemli olan başkaydı çünkü.. Bana verdiği değerdi, Eylem’ di.

Grup mesajlarına girerek kızlara iki hafta sonra evleneceğimizi söyledim ama annem sağ olsun teyzeme, teyzem Sena’ ya Sena da Yeliz’ e çoktan vermiş haberi. Konuşulacak bir sürü şey varken telefonu kenara koyarak zaten bitmek üzere olan internetimi kapattım.
Düşünmek istiyordum, meylettiğim her ana Eylem sahipken bu gece hissettiklerimi gönlümde yitiremiyordum. O masada oturuşumu, duruşumu, ayrı oluşumuzu, donuk donuk düşündüğüm ve moralimin bozulduğu anları… Her şey çok başka, çok daha güzel olabilirdi. Bunu kim yitirdi, benim hevesimi böyle kim bitirdi bilmiyorum ama kalbi sadece kırıktı. Serdar’ ı hala çok seviyordum, sadece kalbim ona çok kırıktı…
Gözlerim ağır ağır kapanırken koltuğa ve yastığa sarılarak huzurlu bir uykuyla kucaklaştım. Sağıma döndüm, bacaklarımı hafif bükerek kendime çektiğimde zihnim saçma sapan düşüncelerle dolmaya başladı. O an anladım, uyuyordum.

…

Telefonum titriyordu, duyabiliyordum. Uykulu gözlerimi karanlık salonda aralamadan hemen yanımdaki telefonu açıp sesi hoparlöre verdim. “Ne var?”
“Alo Hazan uyuyor muydun ya? Bu saatte uyumazdın mekandasındır diye aradım ama ku-” Gözlerimi açmadan uyumaya devam ettim. “Efendim Esma?” Sesimden anlaşılıyordur sinirlenmiştim. Saat kaçtı bilmiyorum ama tahminen bir ya da ikiydi. Bu saatte insan aranır mı? Gerçi Esma benim sabaha kadar ayakta akşama kadar yatakta halimi bildiği için bir şey de diyemiyordum.

“Ayyy Gökhan evlenme teklifi etti bana. Fotoğraflarımı şoplar mısın diyecektim? Birkaç fotoğrafta göğüslerim belli de kapatabilir misin? Bir de burnum yandan yamuk ya.” Esma Sena’ nın üniversiteden arkadaşıydı. Sena’ da bana böyle bir dedikodu aktarmamıştı. Keyifsiz bir sesle “At bir bakarım.” Diye mırıldanarak koltuğa doğru olan yüzümü ovdum. Ayılayım da fotoğraflara bakayım merak etmiştim.
“Tamam kuzuum çok çok sağol öpüyorum seni kusura bakma uyandırdım atardım şimdi.” “Ok.” Diyerek aramayı yüzüne kapattıktan sonra oyalanmadan Sena’ yı aradım. O arada da internetimi açtım.

“Hello sokuk?” Keyifliydi, uyumamıştı ve dalga geçiyordu ama ben onun aksiydim. Uykulu sesimle soludum. “Selam amınakoduğum. Sen Esma’ yla konuşuyor muydun?” Henüz tam aralayamadığım gözlerimle ekrana baktım, saat ikiye geliyordu ve Serdar’ dan ne bir ses ne de mesaj yoktu.
“Ne? Oha ne alaka? Konuşmuyoruz bir aydır, aramız bozuk engelledim ben onu?” İnmeye başlayan fotoğraflarla kaşlarımı çattım. “Lan ne diye beni arıyor o zaman bu götveren?” Fotoğraflar ard arda hızla gelmeye başladı. “Amcık ağazlı oha oha.” Video atmıştı, videonun inmesiyle internetimin bittiğine dair mesaj ekrana düştü, oflayarak alnımı ovdun. “Ya internetimi bitirdi. Göt fotoğraf at dedim de elli sekiz tane atmış.”

Sena kahkaha atarken ben fotoğraflara gitmiştim. “Ay salaaaaak. Yüklerim ben sana aşkım. Nerede çekilmişler?” Kaşlarımı “Yok be.” Diyerek çattım. “Ek paket alırım ben birazdan. Kız kulesinde çekilmiş salaklar. Gökhan’ da ne tipsiz. Yeşil bir elbise giymiş Esma.” Sena tepkilerimle iyice keyiflenmişti ama benim aklım Serdar’ daydı. Hala gelmemişti, acaba ne oldu diye düşünürken “Ay merak ettim varyaaa.” Diyen Sena’ yla dudak büktüm. “Göğüslerimi şopla diyor birden. Ya gerizekalı madem şoplatacaksın niye dekolte giyiyorsun?” Daha çok kendi kendime söyleniyor gibiydim, hiç keyfim yoktu. Aklım başka yerdeydi, bende aklımın olduğu yere neredesin diye mesaj attım. Anında gelen mesajla da birden kalakalırken sakince “Şarjım az aşkım.” Deyiverdim. Çünkü mesajda ‘buradayım’ yazıyordu.

Sena’ nın “Yarın haberleşelim ara beni sabah.” Deyişine varla yok arası bir “Olur.” Derken koltuğun diğer ucunda hareketlenen Serdar’ la yeniden diğer tarafıma döndüm. Buradaydı, kaçta gelmişti bilmiyorum ama görünen o ki başından beri beni izliyordu.
Serdar sessizce koltuğun birleşme kısmına otururken ben de tek kelime etmeden ona sırtımı döndüm, gözlerimi kapattım.
Omzuma dokundu, battaniyeyi sırtıma çekip ilk iki parmağını ensemden içeriye soktu. Ateşim var mı diye kontrol ediyor olmalıydı, yoktu. Bir şey demiyordu ama gitmiyordu da. Ne ben, ne o tek kelime etmezken bendeki isteksizlik aramıza yeni yeni duvarlar örüyordu, her birinin farkındaydım ama tüm gece olanlardan sonra elimle değil Serdar’ la konuşmak istemiyordum. Zaten o da bence konuşulacak sakinlikte değildi.

“Kolun ağrıyor mu?” O boğuk ses aramızda yeniden bir iletişim sağlarken bakışlarının aksine eli üzerimde değildi. Sorusuyla kolumu yoklayarak “Cık.” Dedim. Dokununca sadece, dokunmadığıma göre sorun yoktu.

Doğruldu, benden sıyrılıp oturduğu koltukta geriye yaslandı “Gülleri çöpe atmışsın.” Derken bana bakmıyordu, hissedebiliyordum. Belli ki kırılmıştı, benim kırıldığım kadar kırılmış mıydı acaba? Belki, bilmiyorum.
“Toplama dedim, neden topladın?” Soru soruyordu ve bu soru ona cevap verebileceğim bir mesafedeydi. Sesi o kadar uzaktı ki başımı yastıkta hareketlendirip usulca “Geç gördüm mesajı.” Diyebildim.
Sustu. Ben sustum, o sustu. O yıkıcı sessizlik aramızda uzarken arkamda duran adama dudak kıpırdattım. “Ne yaptın? Gittin adamı bir güzel dövdün, kadını da işinden ettin geldin değil mi?” Sormuyordum, bilakis kendimi doğrulamaktı tek niyetim. Serdar’ ın tam olarak bunu yaptığına adımdan daha çok emindim çünkü.

Pürüzsüz bir “Çözmüşsün.” Diyerek beni onayladı. Öyle sakin, duygusuz ve umarsızca. Yattığım yerde gözlerimi devirdim, sıcaklamıştım da. Battaniyeyi belime kadar indirirken imayla soludum. “Seni çözmemek için aptal olmak falan gerekir. O kadar kolaysın ki, sinirle kaplısın. Şiddet de kaçınılmaz oluyor tabi.”

Bir an durdu, sonra bana döndüğünü hissettiğim bakışlarla iğneleyici bir tonda “Seni de çözmek çok kolay.” Dedi. “Sırf o salak insanları düşündüğün için canını yakmalarına müsaade ediyorsun. Sana sunduğum imkanlar belli, verdiğim değeri görmüyor musun? O kolu tüm gün benden nasıl saklarsın? Hadi sakladın, hala onları savunuyorsun?” Git gide sinirlenmiş, bir cevap bekler hale gelmişti. Hem öfkeliydi, hem de öfkeme sakinlik kat ediyordu.

Gözlerimi yeniden devirdim. “Abartı-” Anında “Sikerim abartmasını.” Diyerek sözümü kesti. “Abartmıyorum, abartıyorsam da götü yiyen karşıma geçip abartıyorsun desin.” Bu götü yiyen kısmı elbette ben değildim işi genele vuruyordu. Bir hışımla diretmek için başımı yastıkta ona çevirdim. “Abartıyorsun.” Karanlıkta suretini görmek hayli zordu, fakat yanımda oturmuş üstten üstten bana bakıyordu.
Birbirine bağlamış olduğu kollarıyla iyice bana döndü. “Abartmıyorum, sadece sen benim için çok değerlisin ve ben, senin canın yanınca gerçekten dayanamıyorum. Bu elimde değil.” Siniri bir bakışımla, ona en ufak bir hamlemle tuzla buz olmuştu ve ben bunu görebildiğim halde yeniden arkamı dönerek sinirle soludum. “Git bunları Eylem’ e söyle sen.”

“Tamam.” Deyip beni onayladı. Tam şaşıracaktım ki “Benim Özkan’ ım neydi?” Diye devam etmesiyle yüzüm asıldı, bir çırpıda kendimi savundum. “Ben o anlamda demedim.” Deniz öyle bir an anlatınca kendimi tutamamıştım sadece, ne dediğimin farkında bile değildim ama anlaşılan Serdar aklına bunu o an kazımıştı. “Ben de o anlamda demedim. Dön bana konuşalım.” Ona dönmek istemiyordum, bu koca adamı reddediyordum ki devam etti. “Bak sana sesimi yükseltmek bile istemiyorum, şunun yapıp durma.” İstemiyordum. O kadar istemiyordum ki daralmaya başlamıştım.

Derin bir nefes aldım. “Serdar hala çok sinirliyim sana. Konuşmak istemiyorum uzatma git yat.” Sakince konuşabilirdik, gerçekten kavga edecek bir şey yoktu ben sadece kırgındım.
Oturduğu yerden üzerime doğru eğilerek badimin üzerinden omzumu öptü. “Senin tiribini yerim ben.” Dese de omzumu kendime doğru çekerek ondan kaçmak istedim. “Ya çekil ya.” Hiç istemiyordum, ilk defa böyle istemiyordum. Aklıma Eylem’ lerle muhabbet edişi geliyordu, ona staj ayarlayışı geliyordu, öylece oturuşum geliyordu.

Dudakları bu defa havludan saçılan saçlarıma gezindi, kokumu içine çekti. “Hazan.. Kavga etmek istemiyorum, gerçekten tartışmak istemiyorum. Seninle sürekli savaşmak istemiyorum artık. Yetmedi mi? Haftalarca yedik birbirimizi.” Yetti. Bana yetti de anlaşılan sana yetmemiş. Öyle bir geceden sonra bir şey olmamış gibi davranamazdım.
Yüzü başımdayken sakin bir nefes daha aldım. Sıcaktan bunalmıştım. “Bak, kavga yapmıyoruz. Tartışmıyoruz da, sana sesimi yükseltmiyorum. Sadece gerçekten sana sinirliyim konuşmak istemiyorum.” Burnunu ve dudaklarını başımda sürte sürte saçlarımı öptü.

“Trip mi atıyorsun sen bana?” Diyen sesi boğuklaştı, sanki beni bir solukta yüreğine alacaktı. Trip çocuk işiydi, bu trip değildi “Sinirliyim diyorum.” Diye yeniledim ama sanki duymuyordu. Hiçbir şey yokmuş gibi bir de “Yatalım mı?” Deyince başımı öne alarak ondan uzaklaştım. “Seninle uyumak istemiyorum.” Biraz bensiz uyu da gör. Belki Eylem’ le uyursun.

Serdar derin bir nefes aldı. “Hazan saçmalama.” Bunalmıştı, ama ben de bunalmıştım. “Evli değiliz bir şey değiliz niye sürekli birlikte uyuyoruz? Yok öyle bir şey. Ben burada uyuyacağım git yat.” Uyumazdım, film izlerdim.
Sesi sertleşti, kaşları muhtemelen çatılmıştı. “Buna izin vermeyeceğimi biliyorsun.” İzin istemiyordum, yalnız kalmazsam delirecek gibiydim. Kaşlarımı başka bir imayla çatıp hesap sorar gibi “Zorla mı dokunacaksın bana?” Deyince daha da sinirli bir şekilde soludu. “Saçmaladın.”

Öyle bir şey yapmazdı biliyorum, sadece gitsin istiyordum. O kadar sinirliydim ki, yüzünü bile görmek istemiyordum ama bunu ona asla söylemezdim. “Sen saçmaladın.” Diyerek ondan kaçarken koltukla bütünleştim. “İstemiyorum dedim uzatma! Git gerçekten kalbini kıracağım sinirliyim diyorum neden anlamıyorsun? Siktir git Eylem’ e mi gideceksin ne bok yiyeceksin ye Serdar.” Nasıl yükseldiysem artık, ağzımdan çıkanı kulağım nasıl duymadıysa tek kelime etmeden oturduğu yerden kalkarak vazgeçti. Benden mi, yoksa şu andan mı bilmem, ama sinirle üst kata giderken de, kapıları kırar gibi kapatırken de belliydi, vazgeçti.


💎

Öfke beni daha mı çekilmez biri yapıyordu? Olabilirdi. Peki öfke beni suçsuz bir hale bürüyor muydu? Sanmıyorum.
Herkes öfkeleniyordu, küfrediyoruz ya da ani tepkiler veriyoruz diye suçlu biz olmuyorduk ya? Haklı bendim, öfkemi sere serpe yaşadım diye neden suçlu olayım? Haklı bendim.
Susup ağlamadım, dün salak bir gurursuz gibi gidip Serdar’ ın koynuna sığınmadım diye suçluysam eğer, varsın suçlu olayım. Nitekim gurur haktan, adaletten daha mühimdi.
Pişman değildim, ne dün söylediklerime ne de tüm gece televizyonda film izleyip tatlı yerken onun yanına gitmediğime. Hatta gece ona biraz kinlenmiştim, sosyal medya hesaplarımı sildiğini yeni öğrendim. Çok da mühim değildi, ama uygulamaya girerken kullanıcı bukunamadı deyince bana bir kal gelmedi değildi. Çıkıp yeniden kavga çıkartacaktım, ne hakla silersin sen kimsin diyecektim de muhattap olmak istemediğimden sustum.
Tabi tüm bunlar birleşimde de bu sabah ona yazmadığıma da hiç pişman değildim, yazmayacaktım da. Serdar dün gece evden gitmedi, o halimden, sözlerimden sonra gider sandım. Beni bu koca evde bir başıma bırakır sandım ama gitmedi. Doğrusu ne düşündü, bunu neden yaptı merak da ettim. Ki gitseydi o sinirle arkasından bulduğumu atardım.
Aksini yapıyordum hep, öfkem hala diriliğini koruyordu. Sabaha karşı öylesine uyuyakaldığım şu koltukta uyandığımdan beri aklım dündeydi. Aklım o masada öyle bir kalmıştı ki öfkemi daima tazeliyordum. Beni yalnız bırakırken o kızla nasıl muhatap olmuştu? Bana tek kelime etmeyen adam nasıl olurdu da onun sorularına cevap verirdi artık aklım değil de kalbim almıyordu.

Saate bakarak yanıtsız mesajlarla, aramalarla dolu olan telefonumu kenara koydum. Emir olsaydı onunla buluşurduk ama o da yoktu. Aslında o olur derse akşam altıdan sonra buluşabilirdik. Hem epeydir görüşmüyorduk, hem de ben Serdar’ ı görmezdim iyi olurdu. Aslında annemlere de gidebilirdim, bir daha gelmezdim ama onu da istemiyordum Demir Abi’ ler vardı. Emir’ i aramak istesem de işi vardır diye oflaya puflaya mesaj attım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Akşam buluşalım mı

Hiç yoktan onunla olmak bana keyif verirdi. Serdar belki sinirlenirdi neden gittim diye kızardı ama umurumda değildi, aksine ona ters gitmek istiyordum. Çok geçmeden Emir’ den yanıt geldi.

Gönderen; Emir
Mesaj; Adama ne yaptın Serdar bizi sikiyor?

Boş boş ekrana bakarken kendimi tutamayıp bir an gülsem de sonra ne yapıyorum ben diyerek ciddileştim. Umurumda değildi evet, beni güldüremezdi bile, beter olsundu.
İkinci mesaj geldi.

Gönderen; Emir
Mesaj; Şunu bir arar mısın belki yumuşar iflahımızı sikti sabahtan beri

Gönderen; Emir
Mesaj; Allah rızası için ara ya vallahi daraldım yapmadığımız işleri yaptırıyor her yerim yağ içinde

Yüzüm asıldı. Emir’ e kıyamazdım ama böyle bir şey için de Serdar’ ı asla arayamazdım ki. Derin bir iç çektim.


Gönderen; Hazan
Mesaj; Konuşmuyoruz konuşmayacağım da özür dilerim ama idare et bebim 🙁

Yazarken detaylı bir düşündüm de, asla aramazdım. Mesaj dahi atmazdım Eylem atsın çok da umrumda.

Gönderen; Emir
Mesaj; 😑 Yorgun olmazsam buluşuruz

Gönderen; Emir
Mesaj; Komutanım kızmasın? 😂

Gönderen; Hazan
Mesaj; Nah kızar. Söyleme ona, ben yazarım. Duruma göre haber verirsin

Gönderen; Emir
Mesaj; Tamam ❤

Koltukta geri yaslanarak boş boş evi izledim. İnternetim yoktu ek paket bile almadım. Canım öyle sıkkın, öyle daralmıştı. Bahçeye çıkmak istiyordum ama çıkamıyordum Cesur vardı, ısırırdı. Onun dışında dışarı çıkmak istemiyordum tek ne yapacaktım? Tüm gün yatmıştım yatmak istemiyordum, yeni bir diziye başlama kararıyla oturduğum yerden kalkmıştım ki evde internetin olmadığını hatırlayıp ağlama isteğiyle geri oturdum.
Her şey o kadar sıkıcıydı ki cidden ağlamak istiyordum. Çıkıp biraz valizimi düzelteyim, yeni oje süreyim bari deyip koltukta yeniden ayaklanmıştım ki bu defa kapı çaldı. Ben bir şey söylememiştim, kimse de gelmezdi diye diye koşar adımlarla kapıya yöneldim.
Karşımda bir orta yaşlı bir adam, ellerinde çantayla bakışlarını benden kaçırarak “Selamun aleyküm.” Deyince kaşlarımı çattım. “Aleyküm selam.” Kapıyı iyice açtım, yine de bana bakmadı. Hoş, bu haline de pek şaşırmadım ama “Eve internet bağlamaya geldim. Serdar yolladı girebilir miyim?” Deyince bir miktar gülümsedim. Aramız bozuk da olsa, ben ona küfür etmiş de olsam beni düşünüyordu. Ne yalan söylemeliyim ki konu ben olunca pireye yorgan yakmayan huyunu seviyordum.

Kır saçlı adam benim aksime yüzüme bakmıyordu bile. Hoş, Serdar’ dan da başka bir tip bekleyemezdim. İçeriye geçmesini için salonu işaret ederek “Buyurun.” Dedim. Neyse ki üzerimde uzun bir tişört vardı da ne kendimi huzursuz hissediyordum ne de adamcağızı sıkıntıya sokuyordum.
Bir adım kadar önümde olan adam salonu tararken “Nereye kurulmasını istersiniz?” Diyerek çantayı elinde değiştirdi. Yatak odalarından çeker miydi bilemiyorum ama salon uygun gibiydi. Standartı bozmadım ve televizyonun yanını işaret ettim. “Burası olsa üst katlardan çeker mi?” Çantasını yere bırakarak başını salladı. “Ev baya büyük ama ben şimdi bir cihaz takacağım buna, o zaman bahçeden bile çeker.” Tebessüm ederek teşekkür ettim. Aslında bu teşekkürü başka birine etmem gerekiyordu ama o henüz bekleyebilirdi.

“Kahve içer misiniz?” Diyerek adamın prizi söküşünü izledim. Bel hizamdaki üniteyi kaydırmış, siyah modemi kutusundan çıkartmıştı. “Yok abla teşekkür ederim.” Benden yaşça büyüktü, tahminen de Serdar yüzünden abla diyordu. Üstelik benimle pek muhatap olmak istemediğini de anlıyordum. Yapabilecek bir şey olmadığı için tamam deyip dakikalarca sessiz sessiz işini bitirmesini izledim.

Adam sonunda “En fazla yarım saate internet gelmiş olur, bir sorun olursa Serdar beni arar zaten. Hayırlı olsun.” Derken eşyalarını toplamaya başlamış, kapattığı prizle üniteyi eski yerine getirmişti. Yeniden teşekkür ederek olduğum yerde durmaya devam ettim. O manyak Allah bilir ama adamın üzerine ses dinleme cihazı falan takmıştır şimdi, birde benim yüzümden olay çıkartmasını istemezdim.

Adam ufak bir baş selamıyla “İyi günler abla.” diyerek çıkışa yürüyünce gülümseyerek peşinden ilerlemeye başladım. O sessizce gitti, asla yüzüme bakmadı ben de kapattığım kapıyla sırıta sırıta salona döndüm. Modemin ışıkları yanıyordu, tahminen birazdan kendine gelirdi. İnternete bağlanmak için komodindeki telefona yöneldim. Ekranda bir mesaj vardı. Mesajda da yeni tanımlanmış bir internet paketi hakkında bilgiler yazıyordu ama bunu ben yapmamıştım. Anlaşılan Serdar telefonuma da ek internet paketi almıştı ama tüm bunlar olurken hiç mesaj atmamıştı. Ben de atmayacaktım, teşekkür de etmeyecektim umurumda değildi.

İnternet kendine gelene kadar evi topladım, valizimi bir dolaba yerleştirmedim ama düzenledim. Kahvaltı yapmadım biraz çikolata yedim, belki biraz pasta. Türk kahvesi içtim, falımı Sena’ ya attım ve iki hafta kadar sonra evleneceğimi söyleyip dalga geçi. Tabi birde şey dedi; niye demedin götveren. Sohbet oradan açıldı, film izlemek yerine saatlerce muhabbet ettik. Uzun zaman olmuştu, Serdar’ ın varlığıyla arkadaşlarımı öyle bir yok saymıştım ki Yeliz ve Emir’ in ilişkisinin detaylarını bile yeni öğrenmiştim. Neyse ki her şey yolundaydı. Sena’ yla konuşurken Tuğrul’ u da görmüştüm ve açıkçası Sena’ dan ziyade onun komikliklerini özlemiştim. Yeliz işte olduğu için onunla konuşamamıştım ama bir aksilik olmazsa nikaha geleceklermiş. Kısaca, her şey olması gerektiği gibiydi, yani genel olarak ama konuşurken Sena’ da bir farklılık sezmiştim, sanki durgundu. Kafasına takılan bir şeyler var gibiydi ama tam olarak çözememiştim. Israrla sormuştum, neyin var demiştim ama bir şey yok sana öyle geldi deyince fazla da üzerime gitmek istememiştim. Zaten o ara da araya Tuğrul gelmişti.

“Öpüyorum abla.” Diyerek kameraya el sallayan Tuğrul’ a öpücük yolladım. Tuğrul gitti, Sena’ yla odada baş başa kalınca yeniden ciddileştim. “Bir şey olmuş sana belli. Anlatsana kızım ne var?” Yeniden bir şey yok der gibi omuz silkti. “Ya kankam sıkıldım. Bunaldım biraz annemler falan biliyorsun. Vural geldi sıkıyor biraz.” Vural, Sena’ nın abisi benim de normal olarak kuzenimdi. Hemen hemen Serdar’ la yaşıttı ve biraz öküz bir tipti. Dudak büktüm “Ne zaman gidiyor?” Samsun’ da mühendisti arada geliyordu, gelince de Sena’ ya sarıyordu. Onu giyme, bu saatte dışarıya çıkma, telefonla oynama, o kim derken iyice bunaltıyordu. Bizce tek vasfı da buydu.

Keyifsiz keyifsiz “Ne bileyim yıllık izine çıkmış.” Diyerek ofladı. “Dayımla toplantılara gidiyorum bende. Bu salaktan kaçmak için.” Dudak büktüm. “E gelsene buraya manyaaak. Vural Abi seviyor beni bir şey demez.” Genel olarak sanırım, başta Serdar olarak tüm öküzlerle anlaşabiliyordum.
Gülerek başını salladı. “Haftaya geleceğim zaten şu işlerimi bir halledeyim de.” Gelirse çok gel olurdu. Gezerdik, sürekli olarak gezer ve yemek yerdik. Sırıta sırıta “Yaaa eveeeet çok güzel olur.” Diye yükselirken ekrana düşen aramayla “Emir arıyor.” Dedim. “Buluşacaktık ya aşkım.” Sena “Tamam tamam.” Deyince kapanan görüntüyle Emir’ in sesini hoparlöre verdim.

“Selaam.” Dese de bir şeylerin ters gittiğini yorgun gelenden sesinden anlayabiliyordum. Kaşlarım çatıldı. “Alo? Emir naber ya?” Buluşalım dese bile bilmiyorum bu saatten sonra ben buluşur muydum? Zira bir şey olmuştu belli, Tüm gün çalışıyordu zaten, sesi de çok yorgun geliyordu. O “İyi güzelim. Bir saat sonra merkezde buluşalım mı?” Derken ben mutfağa ilerleyip “Ay hayır yaa.” Dedim. “Emir sesin çok yorgun geliyor eve git dinlen.” İtirazlı bir onla “Ya bir şey olmaz.” Diye soluyunca direttim. “Yarın buluşuruz. Gerçekten sesin bile yorgun kıyamam. Yarın buluşuruz ben hep müsaitim.” Hiç önemli değildi oturur film falan izlerdim. Açtım ama o onu da bir şekilde hallederdim.

“Ya olmazdı bir şey ne yapacağız sanki oturacağız.” Bardağa su doldururken gözlerimi devirdim. “Ama yorgunsun.” Söz verdi ya illa tutacaktı. “Eve gidip uyu yarın buluşalım lütfen.” Acaba Serdar da böyle yorgun mu gelirdi eve? Sanmıyorum ya.
Aklım bir an ona giderken hiç düşünmeden “Serdar nerede?” deyiverdim. Birine selam verdi, sonra yeniden bana döndü. “Bilmiyorum ki, ben çıktım o hala içerdeydi.”

“Konuştunuz mu bugün?” Bardağı kenara koyup salona ilerledim. “Tabi canım. Adam sabahtan beri iş veriyor. Her yerim simsiyah, kapkarayım şopar gibi.” Dalga geçen sesine dudak bükerek o kaderim olan L koltuğun ortasına oturdum. Ev çok güzeldi de, sıkılıyordum işte. Serdar ne zaman gelirdi acaba diye diye derin bir nefes aldım. Gelince konuşacağımdan değildi merak ediyordum. “Anladım Emir tamam, sen dinlen aşkım yarın buluşuruz öpüyorum çok.” Gelsin bakalım biraz da biz iş verelim şu komutana…

…..



Nick’ in Sabrina için endişelendiği sahnedeydim. Onun endişesi bende ikisi için yeni bir umuda ve heyecana yer verirken sahneyi başa sararak Sabrına’ nın halini, Nick’ in ise yüz ifadesini bir kez daha izledim.
Sabrina… Neredeyse bir senedir beklediğim son sezon geçen hafta yayına girmiş ama ben o kadar yoğundum ki büyük bir heyecanla izlediğimin filmi daha yeni fark ediyordum. Saat akşam ona geliyordu ve ben koltuğa yayılmış yedinci bölümü izliyordum. Serdar gelmemişti, onun yerine bana yemek göndermişti ama yememiştim. Tüm günümü bu filmle harcadığımdan asla sıkılmıyordum, hatta kalan bölümleri de bu gece izleyip bitirecektim.

Nick’ i gördüğüm her sahnede aklıma Serdar geliyordu. Tip olarak pek benzemiyorlardı, ama Sabrina’ ya olan endişeli hali bana ufak bir nebze de olsa onu hatırlatıyordu. Hayır, tabi ki Serdar daha çok seviyordu. Ben sadece Nick’ i kendi içimde biraz abartıyordum. Şey diye; yakışıklı ve ilgi çekici.

Yüz üstü dönerek bacaklarımı yukarıya kıvırdım. Yan yatmaktan ya da oturmaktan sıkılmıştım, elimdeki telefonla sürekli pozisyon değiştiriyordum. Rahat olur sandım, dirseklerimden güç alıp koltuğa koyduğum telefona bakmaya başladım ama bu defa da gözlerime fazla yakındı. Oflayarak telefonu parkeye indirdim, çok değişik bir pozisyona bürünerek başımı koltuktan sarkıttım. En azında artık rahatsız değildi ve ben saçma bir şekilde başımı koltuktan sallandırıp yerdeki filmi izliyordum. Rahattım, en azında şu anlık bir on dakika kadar iyiydim.
Sabrina’ nın kurtuluşuyla evin kapısı yavaşça açılırken Serdar’ ın geldiğini anlayabiliyordum. Kıpırdamadım, bir elimle parlaklığı hafif açarken çelik kapı yavaşça kapandı. Tahmin edebiliyordum, girişte durmuş, eminim şaşkın bir ifadeyle bu garip halime bakıyordu.

Bir şey yokmuşçasına kendimi bozmadan filme odaklanmaya çalışsam da olmuyordu. Topumuzum önüme düşüyor, göğsüme baskı yaptığımdan olsa gerek nefes almam biraz zorlaşıyordu. Sabrina’ ya baktım, sahnelerdeki konuşmaları tam algılayamıyordum ama Nick’ le aralarının iyileştiğini görebiliyordum. Serdar salonun ışığını açarak bir süre daha öylece durdu, beni izliyordu. Bir şey demiyor, sadece susarak bana bakıyordu. Sonra sakince mutfağa yöneldi, poşet seslerinin ardından mutfak kapısının önünde durup bana baktı. “Neden bir şey yemedin?” Sen sor diye. Sanane?

Bunu ona diyemedim tabi ki. Konuşmak istemiyordum ki. Ben mesela, ona soruyor muydum neden geç geldin diye? Umurumda değildi. Bakışlarımı sahneden almadan susmaya devam ederken o mesafeli sesiyle tekrar soludu. “Başka bir şey mi istiyorsun?” Hayır, hiçbir şey istemiyordu.
Moraran kolumu telefonu sarkıtmıştım, gördüğünü biliyordum. Siyah parlak taytımla kalçalarım ortadaydı, gördüğünü biliyordum. Umurumda değildi, bundan rahatsız olmuyordum.
Sarkıttığım kolumla ensemi kaşımaya başladığımda derin bir nefes aldı. Sanırım ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Ona cevap vermeyişimle sinirleniyor muydu bilmiyorum ama buna hakkı yoktu zaten. Sinirlenmesi gereken biri varsa o da bendim sonuçta bu saate kadar eve gelmeyen oydu.

Böyle yatmaktan da sıkıldım. Baş aşağıya durduğum için de hiç rahat değildim, telefonu alarak sırt üstü döndüm ve telefonu önümde tutarak başımı koltuğun kenarına yasladım. Serdar konuşmuyordu, gelmiyordu, orada öylece beni izliyordu. “Televizyona bağlasana şekilden şekle giriyorsun.” Sözlerin bile kaşları çatıktı. Doğru söylüyordu ama istememiştim, ne gerek var demiştim.

Filme odaklanamadığım anlardan birinde, bana doğru adımlarken bacaklarımı bükerek kendime çektim. Ayağım lila babet çorabımla kayıyor, belim kenardan açılmıştı. Serdar ayaklarımın önüne oturarak belimin görülen kısmını çekerek kapattı, sanki kelimeleri ağzında büktükten sonra derin bir nefes alıp “Hazan.” Dedi. Cevap vermeden koltuğa doğru döndüm. Konuşmak istemiyordum ve eminim bunu o da farkındaydı ama yine de geliyordu.

Yani ne konuşabilirdik ki? Bana ne diyebilirdi? En fazla yapma Hazan, benimle konuş Hazan, sana diyorum Hazan, özür dilerim Hazan… Ben bunları ezberlemiştim ve hiçbiri de bir işe yaramıyordu ama bunların aksine başını koltuğa yaslayıp bana bakarak usul usul “Gel hadi yemeğe gidelim.” demesini beklemiyordum.
Neden?
Onca konunun aksine yemek mi? Serdar beni şaşırtmadığın tek bir gün olacak mıydı acaba?

Kaşlarım çatılırken ayak bileğimi okşayarak devam etti. “Sabahtan beri aç mısın cidden?” Evet. Demek ki keyifliyken dürüm dürüm desem de gerektiğinde yemeyebiliyordum. Şaka bir yana, tek kelime geçmiyordu boğazımdan. Sakin bir “Hadi ama.” Diyerek bir defa bacağımı sıvazlayınca omzumu silkerek “Cık.” Dedim. Film devam ediyor, gözüm ekranda olduğu halde izlemiyordun. Nefes aldı, ofladı, “Tamam eve söyleyeyim ne istiyorsun?” Zıkkım. Gebermek istiyorum oldu mu? Zehirli tavuk falan çok makbule geçer Serdar. Sen de gider Eylem’ i yedirirsin.

Elini kaldırıp koluma dokundu bu defa. Parmakları morluğumun üzerimde gezerken müsaade ettim, kendimi çekmedim. Varla yok arası bir “Acıyor mu?” Deyince dudaklarımı ıslattım, yeniden “Cık.” Dedim. Yumuşamıyordum, yumuşamayacaktım da. Elini çekti, koluma baka baka yeniden ayak bileğime dokundu, tenimi okşadı. Ben sustum, o beninle birlikte sustu.
“Bir şey istiyor musun?” Gülümsemek istedim, ama ahmakça. Tüm gün insanlara emir veren adam benden emir mi istiyordu bir nevi? Ne desem yapacak mıydı sahi? Yapardı, ama benim canım bir şey istemiyordu. “Pasta istiyor musun?” Çikolata yemek istemiyordum sabahtan beri tatlı yemiştim midem bulanmıştı açtım. Sabaha kadar böyle durabilir miydim ki? En fazla salamlı ekmek yerdim.

“Hazan iste artık bir şey, yapma şunu bak sinirleniyorum.” İsterdim, çekinmiyorum yarın bir gün barışırdık açlığım da yanıma kâr kalırdı ama elimde değildi ne yesem bilmiyordum. Büktüğüm dudakla “Canım bir şey istemiyor.” Diye mırıldandım. Cevabımla dahi yumuşadı. İyi veya kötü, ona bir yanıt veriyor olmam yetiyordu. Bileğimi ovmaya devan ederken az evvelin aksine sakince “Düşü biraz.” Dedi.

Düşündüm, sustum, durdum, o sustukça ben düşündüm ama bir şey istemiyordum işte. Ben sununca o da sakin sakin beni izledi, ayağımı ovdu. Bir süre sonra izlesin de istemedim, ona bunu bile fazlalık gördüm bir yerden sonra. Tek kalsın dedim, ben kimdim ki beni görecekti dedim, o suskunlukta kendi kendimi doldurarak “Dokunma yeter.” deyip ayağımı kendime çektim. Eli kalakaldı, bana bakakaldı…
Bacaklarımı iyice kendime çekerken Serdar’ a dönmedim. Onu bensizlikle mi cezalandırıyordum, yoksa kinimi mi atıyordum bilmiyorum ama yetmiyordu. Onu özlesem de bedeninden uzak durmak istiyordum. Ayrılmıyordum, koynuna da sokulmuyordum.
Kendi kendimi sarmanın en muntazam yolu değildi elbet, fakat iç soğutmanın en sadesi buydu. Bende bu yolu seçmiştim, zehrimi akmada da dinmeyecektim.

Serdar bir şey demeden sakince yanımdan kalktı, varlığı alanımdan silinirken onu böyle itişim içimi acıttı, ama kendime dur demedim. Güzel bir söz hacetmedim, varlığında oluşan baharımı yokluğuyla güze çevirmedim. Bir mevsim geçişiydi; gelirdi, geçerdi.
Merdivenlere doğru bir kaç adım atarken peşinden bakmadım bile. Bakarsam, baktığımı görürse kötü hissederim diye meyletmeyişime “Şu amınakoduğumun Demir’ ini dövseydim, o kadar insanın içinde geceyi rezil etseydim aynı halde olacaktın. Yine bakmayacaktın yüzüme, ben senin için ne yapayım?” Diye yükseldi. Söylenirken bana dönmüş, gür sesiyle de ona bakmamı sağlamıştı.

Merdivenin önünde, gitmekte durmak arasındaydı. Bana bakıyordu, sorusunun ardındaki çatık kaşlarıyla bir netlik arıyordu. Onun aksine yattığım yerde durağan bakışlarımla sakin sakin soludum. “Niye kızla konuşuyorsun?” Neden bunu yapmıştı? Bizi bu hale o getirmişti.

Şaşkınca “Lan Demir sordu.” Diyerek kollarını hayırdır der gibi iki yana açtı. “Bildiğin restoran var mı dedi var dedim. Sonra kız araya girince de yok diyemedim.” Elleri beline gitti, göğsü kabarmış durduğu yerde aklınca bana meydan okuyordu. Belli ki işin içinden çıkamamış, konuşmadan duramamıştı ama sadece yükseliyordu.
“Bak tüm gece sadece senin moralin bozulmasın diye sessiz sessiz oturdum. Sen üzülme diye ben o itin sana dokunmasına göz yumdum, o veletle konuşmana dayandım. Ailen orada diye tek kelime etmedim.” Bana akıl verir gibi bakışları öfkesini yüklenmişti. Kendini anlatırken havalanan kaşlarıyla bunu kafana iyi sok der gibiydi, ki dinliyordum. Cidden onu anlamaya çalışıyordum.

“Lan ben çok mu memnundum orada olmaktan? Benim ne işim olur o tiplerle? Kızı diyorsun banane kızdan?” Diye bağırırken kaşları öyle bir çatıktı ki benim alnım uyuşmuştu. Sessizce onu izlemekten başka bir tepki vermedim, o da sinirle alnımı sıvazlayıp devam etti. “Hazan sabrımı sınıyorsun. Bak cidden sabrımı sınıyorsun sinirleniyorum artık bir şey de.” Ne diyebilirdim? Olabilirdi. Bazı fedakarlıklar yapmış olabilirdi, bunları görmemiş olabilirdim ama ben kötü hissetmiştim. O kadar berbat hissetmiştim ki onun öfkesiyle uzaktım biraz da.

Umarsızca başımı iki yana sallayarak banane der gibi omuz silktim. “Ben gördüğüme bakarım.” Derken de kaşlarım havalandı. Onun aksine bende sinir yoktu, sakindim. Zaten bence Serdar’ ı da bu sakinliğim delirtiyordu. Muhtemelen onsuz nasıl durabildiğimi düşünüyordu. Şöyle ki, it gibi.

Başını olumlu anlamda “Bakmaya devam et.” diye salladı ve arkasını dönüp daha sinirli bir sesle “Otur orada bakmaya devam et.” Derken merdivenlere adımladı.
Hareketiyle birden yükseldim ve “Ya bi siktir git ya.” Deyip oturur hale geldim. Anında bana döndü. “Kız ağzının içine düşüyordu hala konuşuyorsun.” Kaşlarım çatılmış, yüzüne karşı öfkeyle soluyordum.
Çıktığı basamakları inmedi, olduğu yerden o da bana kaş çattı. “Gelseydin o zaman, yanıma otursaydın.” O öyle olmuyordu işte. “Demir yüzünden bir yerlerini yırtmasaydın gelirdim. Bok vardı her şeye sinirleniyorsun.” Böyle oluyordu.

Gocunmadı, çekinmedi. Sesini yükseltip aklıma kazımak ister gibi açık açık “Kıskanıyorum.” Dedi. Elimde bir şey olsa atardım, yoktu. Onun yerine ben de dikleşip bağırdım. “Ben de kıskanıyorum gerizekalı. Ama sen, sanki kendin çok temizmişsin gibi bana ahkâm kesiyorsun. Demir diyorsun boş boş, kendine bak.” Bağıra çağıra tartışıyorduk. Ki bunu istemezdim ama her şey yolundaydı.

Gözlerini önce çok kısa bir an sinirle yumdu, daha sonra burnundan soluyarak açtı ve bakışlarını gözlerimde sabitledi. “Ne yapsaydım? Neden benimle konuşuyorsun diye kızı mı dövseydim?” Yüzüm kelimelerle değil de, anlamlarıyla asıldı bu defa. Dudaklarım hafif aralık kaldı. Bunun bendeki ifadesini o da biliyordu, değil mi?
Serdar’ ın sözleriyle sanki birden, arkada çok hüzünlü bir şarkı çalmaya başladı. Bize çaldı, ikimiz için tüm hüzünleri ağırlığıyla bir araya toplarken ben sırtımdan koca bir rıhtım indirdim ayaklarıma. Bir ufak sarsıldım, doğru dedim. Doğru, kimse bir Hazan değil. Beni sokak ortasında defalarca hıçkırıklarla ağlatan hayat, Eylem gibilerinin parmağına yalnızca kıymık batırırdı…

Ne halt ettiğini anında anladı. “Hazan.” Diyerek bana yönelince üzüldüğümü fark etmesin diye daha da şiddetli çıkışıp “Yapsaydın da şaşırmazdım zaten. Öküz.” Diyerek yeniden koltuğa uzandım. “Hayvan.” Tepkimle gelmekten vazgeçti, derin bir nefesle yeniden arkasını dönünce tehdit eder gibi “Bundan sonra da eve geç gelirsen giderim.” Dedim. “Nah geri gelirim. Sen de gidersin Azat’ la evlenirsin.” Sözlerimle gülümsedi mi bilmiyorum, ama ağır adımlarını bozmadan üst kata ulaştığında aheste aheste sakin bir dille soludu. “Yemek ye. Senden başkasıyla evlenmeyeceğim, yerken de bunu düşün.”


💎

Gün yeniden doğmuştu, hatta batmak üzereydi. Ben dünden sonra filmi bitirmiş, sonunda da ağlayarak dürüm yemiştim. Serdar’ la konuşmak, daha doğrusu tartışmak iyi gelmişti. En azından artık ben onu, o beni biliyordu. O andan sonra aşağıya inmemişti, ki aşağıya hiç inmeyerek en iyisini yapmıştı. Zehrim biraz dinmişti, ama sadece biraz.
Bugün Emir’ le buluşacaktık ve saat beşe geliyordu bir iki saate çıkardı tahminen. O “Alo.” Derken ben de ne giyeceğime bakmak için yatak odasına geçtim. “Alooo naber güzelim?” Keyifliydi, Serdar’ dan uzak bir yerde olduğu sesinden belliydi. “İyiyim Emir sıkıldım. Sen?” Beyaz badimi kenara attım, bu olmazdı. Hava sıcaktı salaş bir şey giymeliydim. “İyiyim iyi. Yoruldum sadece ama çok az. Bir saat sonra çıkıyorum ve açım. Nerede buluşalım?” Ben de açtım ve canım tavuk burger çekiyordu. Hatta tüm gün Serdar’ dan kalan vakitlerde patates kızartmasını barbekü sosa banmayı düşünmüştüm.

“AVM’ ye gidelim mi Emir? Hamburger yemek istiyorum ben.” Bej rengi salaş gömleğimi çıkartarak mavi kotuma uzandım. “Ya pis pis şeyleri yiyorsun hiç sağlıklı değil güzelim ya.” Gözlerimi devirdim, Serdar olsa böyle demezdi belki. Ya da sağlıksız diye o da kızardı bilmiyorum ki… Kola içirmiyordu sonuçta, ama hamburgerin nesi kötüydü ki?
“Sen salata yersin o zaman.” Diyerek yerimde doğrulurken Emir güldü. “Yok yok. Bak keyfine, takılıyorum ben.” Biliyordum, gidince o benden çok yiyordu.

Dudak büktüm, düşüncemle gerilirken çok da keyifli olmayan sesimle çekine çekine “Serdar ne yapıyor?” Dedim. Genel olarak merak etmemiştim, sadece aklıma gelmişti hepsi bu.
“Çıktı o, büyük başlarla genel bir toplantı var. Sikti bütün gün bizi. Gerçi her zamanki hali seninle bir ilgisi yok sanırım, normalde de yumuşacık değil adam.” Yani, benim ne suçum vardı canım kendi etti kendi buldu. “Yapacak bir şey yok.” Diyerek sabah düzelttiğim yatağın yanındaki komodine oturdum. Evet, sabah uyandığım gibi Serdar’ ın odasına gelmiş, biraz da burada uyumuş olabilirdim ama zaten toplu değildi. Dün topluydu ama bu sabah toplamadan gitmişti, muhtemelen acil çıkması gerekti. “Aynen. Konuşuruz buluşunca duşa gireyim de çıkarım.”

“Ben de hazırlanıp çıkarım birazdan. Sen gelene kadar birkaç kıyafet bakarım kendime.” Serdar’ la karşılaşmak istemiyorum diyemiyordum tabi. Emir tamam deyip telefonu kapatırken ben de annemi arayıp valizimdeki makyaj çantama ilerledim. Bugün beni hiç aramamıştı, dün iki kere aramıştı ama bugün bir sesli mesaj bile atmamıştı.

Makyaj bazımı elimin tersine sürerken yanıtlanan aramayla ağlama seslerini duyabiliyordum. Birden afallasam a korkmadım, sakince kaşlarımı çattım. “Anne ne oluyor?” Ağıt yakılıyordu, bir sürü kadın sesi geliyordu. Tüylerim birden bir an diken diken olurken annem ağlamaktan kısılmış sesiyle “Buket vefat etti Hazan.” Deyince yutkunamadım bile. O geçen, hastanede yanında kaldığı kızdı. Gözlerim doldu, elimde değil burnumun direği “Ne zaman?” Diyerek sızladı. “Sabah, şimdi evdeyiz annem. Gelecek miydin? Var mı anahtarın?” Yüzüm değişirken başımı beni görebilecekmiş gibi iki yana salladım. “Yok. Yok anne öylesine aradım sen aramayınca merak ettim.” Sesleri duymak bana iyi gelmiyordu. Ağıt yakan kadınların ağlayışlarıyla yüzümü buruşturarak mırıldandım. “Kapatıyorum ben orası fena.” Duymak istemediğim, alışamadığım, hakkında yorum yalamadığım bir olaydı. Annem de “Tamam hazoşum. Öpüyorum ararım ben seni.” Diyerek telefonu kapatınca bir süre öylece durdum. Hiçbir şey düşünmedim, bu defa kelam geçmedi zihnimden.

….

Mesaj atmamıştım.
Aramak bir kenara dursun Serdar’ a basit bir mesajla Emir’ le buluştuk bile yazmamıştım. Hala o kadar sinirliydim, o kadar istemiyordum. Koymuştum bir kere kafama, iki gün önce olanları bugün unutmayacaktım. Öfkem ve kırgınlığım geçene kadar bu böyle devam edecekti. Eve kim bilir ne zaman gidecektim bilmiyorum, istersem gecenin bir vakti giderdim kime ne? Kavga yapmazdım, kavga yapmak istemiyordum sadece biraz onsuz olmayı, biraz bensiz olmasını istiyordum. Başkalarıyla vakit geçirmek, olaydan uzaklaşmak istiyordum. Öyle de yapıyordum. Karşımda oturup bana Yeliz’ i anlatan Emir’ i dinlerken gülümsüyor, ara ara da aaa deyip keyifle şaşırıyordum.
On dakika evvel Yeliz’ le kısa bir an görüntülü konuşmuştuk ama fazla uzun sürmemişti onlarda misafir vardı. Bizimkiler baya sevgili olmuşlar, Yeliz’ de işlerini yoluna koyup kesin olarak nikaha gelecekmiş. Her şey güzel gidiyordu. Herkes kendi yolunda sorunsuz ilerliyor canım Emir mutlu görünüyordu.
“O abim varya tam şerefsiz.” Deyince maalesef der gibi dudak büktüm. “Bu kadarını ben de beklemiyordum Emir. Seni resmen madde kullanmakla suçladı. Ya bu senin kardeşin yaa, öyle olsa bile denir mi milletin içinde? Çekersin kenara konuşursun.” Derken kimsenin bizi duymaması için sesimi alçaltmış, Emir’ e eğilmiştim. Kafedeydik, yemekten sonra benim canım tatlı istiyor diye gelmiştik ama hala gelmemişlerdi. Sufle istediğimden olsa gerek biraz geç geliyordu.

Bir ayağını diğerinin dizine atmış, elindeki şeker kağıdını ufacık katlarken burnundan soluyordu. “Söylemesen haberim de olmayacak. Yüzüme de nasıl gülüyor gavat.” Doğru, Demir Abi’ nin ne kadar karaktersiz olduğunu şimdi daha net anlıyordum. Çünkü Emir’ in söylediğine bakarsak yüzüne gerçekten canım kardeşim deyip gülüyormuş.

“Derdi miras onun.” Diyerek benim aksime ağzındaki baklayı ortaya attı. Canı sıkılmıştı, Emir böyle şeyleri sevmiyordu. Onu onaylar gibi başımı salladım. “Başkanla aranızı bozup ben daha hayırlıyım ayağına yukardaki tarlayı üzerine alacak değil mi? Ben de onu düşünüyorum az evvel.” Emir sessizce başını sallarken çöpü masaya atarak çayından bir yudum aldı. Konu canını o kadar sıkıyordu ki konuşmak bile istemiyordu. Ki bahsettiğim tarla trilyonluktu.

Gözlerimi kinle kısarak “Keşke başkan beni üzerine yazdırmak istediğinde itiraz etmeseydim.” Dedim. Sonra da sırıtarak Emir’ e baktım. “Ne güzel sizin mirastan ben de hak alırdım sonra da sana verirdim. Onlar da kudururdu.” Sözlerimle beni izleyen Emir saçmalama der gibi göz devirip kıkırdarken ben de banane diyerek omuz silktim. Şeytanlıksa şeytanlık, alasını yapardık.
O gülse de bir şey demedi, ben de önemsizmiş gibi devam ettim. “Boşa uğraşıyor kendini rezil ettiğiyle kalıyor millet gerçek yüzünü görüyor.” Emir baş sallayıp beni onaylarken ufak bir küfürle derin bir soluk aldı. “Neyse siktir et ya, başka konu mu yok? Sen anlat emin misin evlilik falan? Sana karşı davranışları nasıl?” Şimdi tutup Emir’ e Serdar’ ın koynunda olmak beni heyecanlandırıyor diyemezdim. Ya da onunla sevişecek olmak. Bunun yerime gülümseyerek kendimden emin bir şekilde başımı salladım. “İyiyiz iyi.” Yaramaz bir çocuk gibi dudaklarımı ıslattım. Emir keyiflenmiş can kulağıyla beni dinliyordu “Bana o kadar başka ki anlatsam inanmazdın.” Yerinde dikleşti, konu ilgisini çekmişti. Kaşları kalkarken inanamıyormuş gibi “Hadi canım.” Dedi. “Harbi misin ya hiç öyle değil.”

Demir sandalyede keyifle geriye yaslandım. “Yemin ediyorum dört dönüyor etrafımda. O kadar düşünceli ki anlatamam Emir. Gecenin bir vakti pasta diyorum getirtiyor dürüm diyorum ikiletmiyor. Bugün internet bağlattı eve. Röntgene gittim çıkışta kucağında taşıdı.” Daha neler derdim, neler anlatırdım da olmazdı işte. Serdar duysa kızardı, biraz mahremiyete girdiğinden susarak hayretle beni izleyen Emir’ e sırıttım.
Elleri cebinde bana doğru eğilmiş “Lan harbi misin sen? Aynı adamdan mı bahsediyoruz?” Derken asla inanamıyordu. Bilmediğin daha neler var Emir… Gözlerimi kapattım, alt dudağımı ısırırken sırıtarak başımı iki yana salladım. Ballandıra ballandıra “Daha neler nelerr.” Demiştim ki Emir’ in kendi kendine “Burayı da bulacak kadar mı ya?” Demesiyle gözlerimi anında açtım.

Arkama bakıyordu, kaşlarıyla işaret etti. “Seninki geliyor.” Kalbim hızlandı, birden arkamdaki cama dönerek kafeye doğru yürüyen Serdar’ a baktım. Çok da sakin görünmüyordu, olay çıkacağını sanmıyordum ama buraya kadar gelmesi de çok az bir miktar hoşuma gitmede değildi.
Bize bakmıyordu, onun yerine bakışlarını yan taraftaki spor mağazasında gezdiriyordu. Sanki kafasına kazımıştı yerimizi de öyle geliyordu. Yanından geçip giderken ona selam veren adamlara bakmadan bize gelmeye devam ederken önüme döndün.
“Sakin ol kanka kasma.” Emir’ in rahat tavrıyla dudaklarımı kemirirken hemen yanımdaki çantama baktım. Düşünüyordum, Serdar gelince çantamı alır onu yanıma oturturdum. Emir’ e kızmazdı, sadece ona haber vermedim diyedir tüm bu hali.
Emir ve bazı insanlar kafeye giren Serdar’ a dönerken ben kollarımı masada birleştirdim.
Kıyafetimde sorun yoktu, açık değildim. Saçlarım güzeldi, rimelim akmamıştı. Rujum yoktu ama dudaklarım epey kırmızıydı derken masanın başında durup Emir’ e ufak bir selam veren Serdar bana döndü ve elleri beline giderken düz sesiyle “Kalk.” Dedi.
Kalkmayacaktım. Bacak bacak üzerine atarak geri yaslandım, Serdar’ a dönerek yanımdaki sandalyede duran siyah çantamı aldım ve öylesine bir “Tatlı yiyeceğim.” Dedim. Çantamı diğer sandalyeye koydum. Ona, ben tatlı yiyeceğim sen de yanımda otur demekti bu. Serdar’ da bunu anlayacak kadar zekiydi. Sinirliyken böyle bir ortamda üzerine gidemezdim. Emir sessiz sessiz bizi izlerken Serdar bana bakmayı sürdürdü. Sinirli değildi, sadece bana bakıyordu.

Önüme dönerek dudaklarımı ısırmaya başladığımda telefonuna uzaman Emir’ in “Ben kalkayım.” Demesiyle kaşlarımı çattım. “Saçmalama ya.” Emir yine de ayaklandı. Bu defa da Serdar sakin sesiyle “Otur Emir.” Diyerek derin bir nefes aldı. Bana döndü, “Üst katta yarım saat işim var, döndüğümde tatlını yemiş ol gideceğiz.” Oturmuyordu? Nasıl oturmazdı otur diyordum? Ona el uzattığım halde gidiyor muydu? Daha da sinirlenip “Kendim giderim.” Diye yükseldim. Tatlı da istemiyordum kalkardım şimdi.
“Hazan.” Diyerek ortamı daha da gerince oflayarak çantamı alıp ayaklandım ve kasaya ilerledim. Resmen turşu suyu sıkıyordu, resmen mahvediyordu… İki parmağımda tuttuğum kartı adama uzattığımda genç adam önce bana, daha sonra peşimden gelmiş olan Serdar’ a baktı. Almayacaktı anlamıştım. Kartı yerine koydum, cüzdanımdaki yüz lirayı adamın önüne bıraktıktan sonra daha da sinirli bir halde topuklu ayaklarımı yere vura vura mekandan çıktım. Bugün Emir’ i beklerken almıştım bunları, sporlarımı da otoparktaki arabama koymuştum.

Arkamda iki koca adam, ben sinirli sinirli alışveriş merkezinde otoparka ilerlerken sinirden bir yerin camını indirmek istiyordum. Hayvan herif ne olurdu iki dakika otursan, sonra da işim var halledip geleyim desen? Ne olurdu normal bir adam olsan? Görüyorsun sinirliyim sana, ne diye üzerime geliyorsun?
Topuklularım zeminde o hoşuma giden güçlü sesi çıkartıyorken bir elimle omzumdaki çantamı tutarak saçlarımı arkaya doğru ittirdim. Salaş demir bilekliğim çantama değiyor, geçip gittiğim mağazaların camından güzel yansımama bakıyordum. Uzun zaman sonra ilk defa kendimi bu kadar güzel hissetmem bir yana, Serdar’ dan mı bilmem ama kadın gibi hissediyordum. Bu, güzeldi. Beni kendi içimde daha güçlü ve çekici yaparken ilk defa giydiğim gömleğimin tenimde bıraktıği hissi de, tayt gibi olan mavi kotumun duruşunu sevmiştim. Bu Serdar’ ı sinirlendirse de, yuvarlak kalçalarımı daha da güzel gösteriyordu.

Serdar arkamdan “Hazan.” Diye seslenirken ben yürüyen merdivenlere ilk adımı atmış öylece duruyordum. Kaçmıyordum kaçmaklık bir durum yoktu sadece gidiyordum. Serdar bu defa “Yavrum.” Diyerek arkadan kolumu kavrayınca merdivenler birden durdu. Serdar arkamda, Emir merdivenlerin başında, ben öylece ortada…
“Ya bırak ya.” Diyerek kolumu geri çekiştirince diğer bileğimi de tuttu. Az ileride, merdivenlerin başında anahtarla merdivenleri durduran görevliyi görebiliyordum.
“Hazan lütfen ama.” Diyen Serdar’ a bakmadan görevlinin yanındaki Emir’ e döndüm. Sakince bizi izliyordu, daha çok Serdar’ ı. Ona gözlerimi devirirken derin bir nefes aldım. En alt kat olduğundan mı bilmem etraf fazla kalabalık değildi. Olanlar da orta yaşlı kesimdi ya da aileydi.
“İşim var dedim, niye tiribe giriyorsun?” Bir tane indireceğim şimdi göreceksin tiribi. Ayrıca, bu neden şimdi bu kadar yumuşak konuşuyordu?

“Bulaşma sinirliyim bak.” Diyerek terse döndüm ve aşağıya doğru bir adım attım. Belimi kavrayıp Emir’ e döndü, “Emir.” Bırakmıyordu, öyle bir tutuyordu ki ben de gidemiyordum.
Emir Serdar’ ın hamlesiyle yanımıza gelirken Serdar bana ufak bir bakış atıp derin bir nefes aldı. “Otoparkta bekleyin geliyorum. Yalnız bırakma.” İtiraz ederek “Eve gitmek istiyorum!” Desem de beni umursamıyorlardı. Emir “Tamam abi.” Deyince Serdar çalmaya başlayan telefonunu yanıtlayarak geldiğimiz yöne yürümeye başladı. Giderken de telefondaki kişiye “Geliyorum.” Dediğini duymuştum.

“Öküz ya yemin ediyorum davar.” Merdivenler yeniden çalışırken Emir kolunu omzuma atarak güldü. “Değişik bir davar.” Başımı salladım. Çok değişikti evet. Emir bu defa eğlenir bir halde “Ne güzel posta koydun sen öyle?” Deyince gözlerimi kıstım. “Dua etsin ona koymadım.” Hayır zaten sinirliyim ona, geldi akşamımı zehir etti gitti. Beni de sinir hastası etti.
Merdivenlerden inip otoparka yürürken sessiz ortamda yine sadece topuklu ayakkabılarımın sesi duyuluyordu. “Birde merdivenleri durdurttu o mal değil mi?” Ne ara yapmıştı bilmiyorum ama o yapmıştı. Emir keyifle başını sallarken epey ilerdeki arabama yürüyorduk. “Görevliye işaret etti sen görmedin.” Aman ne marifet.

Merak ediyordum aslında, o halini yani. Emir’ le yan yana giderken kendimi tutamayıp soludum. “Bir şey dedi mi arkamdan?” Emir gülerek bej stilettolarımı izlemeye devam etti. İlgisini çekiyordu, sesi şekli falan. “Yok, baktı öyle. Ama sinirli değildi bir görsen nasıl anlatayım.” Bana döndü, “Aranızda ne geçiyor tam olarak bilmiyorum ama bence de seviyor seni. Yani ben bile o bakıştan anladım.” Sesi o kadar güzel geliyordu ki bize inanmıştı belli.

Elimi beline atarak “Seni kıskanmıyor.” Dedim. “Bir de Azat’ ı.” Bu durumu seviyordum. Gerçekten hoşuma gidiyordu, zaten başka kimseyi istemiyordum. Emir bu durumdan hoşnuttu. Gururla “Adam maldan anlıyor.” Diyerek birlikte hareket ettirdiğimiz adımlarımızı izledi. Ben de bacaklarımın güzelliğine odaklanmıştım ki Emir daha da keyiflendi. “Fazla süründürme barışın. Az kaldı evleneceksiniz.” Başımı iki yana salladım. Henüz sinirim geçmemişti. “Daha değil.” Diyerek yavaşladım, çünkü gelmiştik.

“Arada bana fotoğraf atsana.” Derken arabama yaslandım. Onu merak ediyordum, üniformalı halini sevmiştim. Emir telefonunu çıkartıp birine mesaj atarken gülümsedi. “Atarım ama yakalarsa siker beni kanka.” Yani, kızar mıydı ki? Dudak büktüm. “E bir kere attın ya?” Telefonunu cebine koydu, kollarını kucağında bağlayıp bana baktı. “O ilk ve sondu daha götüm yemez, cidden bir anlarsa siker beni. Hatta bence.” Deyip dudağını ısırınca iyice dikleştim. “O gün de anladı ama bir şey demedi.” Kaşlarım “Hadi be.” Derken havalandı. Yok canım nereden anlayacak videoda o tarafa bakmıyordu bile.
Emir itirazla beni onayladı. “Yeminle bak, kesin anladı da sana atıyorum diye bir şey denmedi. Çünkü sonraki gün eğitimde herkes telefonunu kenara koysun bu defa da bir şey görürsem o telefonları alıp götünüze sokarım dedi. Bana mı dedi bilmiyorum soramadım da.” Anlatıyordu ama gülüyordu da. Ben şaşkın şaşkın Emir’ i izlerken aramız düzelince bunu ona soracağımı hesaplıyordum. Bir de şey diyecektim, yalvarırım çeksin Serdar..

“Başkası olmayacağına göre kesin bana dedi.” Deyince “Ayyy.” Diye kıkırdadım, Emir’ in kaslı kollarını sıvazladım. “Üzülme yapmaz bir şey ben kızarım ona.” Emir güldü, ben güldüm Emir alayla “Sağol gülüm.” derken çalan telefonuna bakarak sakince “Efendim Abi.” Dedi. Durdu sonra, “Tamam abi.” ile telefonu kapatıp bana baktı.
“Serdar diyor ki arabasını aldıracağım benimkiyle gideceğiz öne gelin.”

Fark etmezdi, bunun için kavga yapmayabilirdim. Omuz silkerek gidelim der gibi bir adım atarken Emir başını sallayarak beni takip etmeye başladı. O telefonuyla ilgileniyor ve bir adım arkamdan geliyordu. Saatin ilerleyişinden olsa gerek arabalar sürekli gelip gidiyor, insanlar otoparka inmeye başlıyordu. Sevgililer, çiftler, arkadaş grupları derken otopark kalabalık sayılırdı.
Serdar az ileride telefonla konuşurdu, bir eli Kuzey Tekinoğlu gibi belindeydi ve aramızdan geçip giden insanlara inat sadece bana bakıyordu. Kuzey’ i hayal edince sırıtmadan edemedim, Serdar güldüğümü görmesi diye de başımı yere eğdim ama eğmemle önümden geçen kaba bir erkek sesinin “Hatuna bak. Çatur çutur ne yiyor ama herif.” Deyişini duymam bir oldu. Anında başımı kaldırdım, az ilerideki çiftten bahsediyordu ama onlar ya duymuyordu ya da kimsenin umurunda değildi.

Olduğum yerde birden adama bakarak durdum. Afallayan halimle tam önümde durmuş arka tarafta kalan arkadaşına seslenen adamı izliyordum ki keyifle gülerek devam etti. “Harun, bak bak adam nasıl öpüyor karıyı.” Benim sağımda, o adamın ise arkasında kalan Harun’ a baktım, gülerek “Ohh.” deyip gibi dudak ısırıyordu. Önümdeki adam devam etti. “Bak da sulan, arkadan ne sikilir lan bu karı.” Harun devam etti. “Şuradan bir karı kaldıralım da ikimiz birden gömelim be Yusuf.”
Önümde.
Önümde?
Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü, Emir anlamaz bir halde “Yürüsene bebek ne oluyor?” Derken ben bir an gözlerimle Serdar’ ı aradım. Emir duymamıştı, telefonuyla ilgileniyordu. Serdar duymuş muydu diye ona baktım. Bakarken de korunma içgüdüsüyle kollarımı göğüslerime doğru çapraz sarıp lütfen duymuş olsun dedim. Umduğum gibi oldu; Serdar’ ın telefon kulağında, aramızda metreler ve adam varken o korkunç, buz gibi bakışları bendeydi.

Ona nasıl baktım bilmiyorum. Muhtemelen mağrur bakışlarımla dahi ona sığınmıştım. Benim için her şey ağır çekimde yaşanırken bir adımla bedenimi tam arkamda olan Emir’ in gövdesine dayandım. Bir yere tutunmak istiyordum, adam o kadar iğrençti ki midem bulanıyordu. Benim Emir’ e gitmemle Serdar’ ın telefonu bıraktığı gibi Yusuf denen adama ilerleyip suratının ortasına güçlü bir yumruk atması bir oldu. Etraf birden karıştı, Emir kollarını bana sararken “Ne oluyor lan?” Deyip bedenimi kendine çevirdi, korur gibi başımı tuttu.
Gelen darbe seslerini dinliyordum. “Küfretti.” Dedim. Ve ben o küfrü hayal ettim. Ben o sözleri istemeden de olsa kendimde bile hayal ettim…

Serdar’ ın “ÖLDÜRÜRÜM LAN SENİ!” Demesiyle yeniden o tarafa döndüm. Aynı adamı yere yatırmış, üstüne bir de bayıltmış kan içinde kalmış yüzünü yumrukluyordu. Anında AVM’ nin güvenlikleriyle, polis aracı otoparka giriş yaparken insanlar etrafta durmuş izliyordu. Birkaç teyzenin “Ellerine sağlık.” Dediğini duyabiliyordum. Muhtemelen konuşulanları o da duymuştu.
Emir “Sana mı küfretti?” Deyince adamın yüzünü yumruklayan Serdar’ la başımı hızla iki yana salladım. “Sakın bunu Serdar’ ın yanında da sorma Emir.” Serdar hayal ederdi şimdi, bana dendi diye düşünürdü daha da sinirlenirdi.

Etrafımızı insanlar sarmıştı ama kimse ayırmıyordu. Serdar sonunda dizlerinin üzerine eğildiği yerden başını kaldırarak Harun denen adama baktı, hala gitmemişti. Harun Serdar’ a bakıp bir adım gerilerken ellerini gelme der gibi kaldırıp soludu. “Abi Allah belamı versin ben demedim abi. Abi Yusuf dedi.” Serdar sakince ayağa kalktı, elleri kana bulanmış, burnundan soluyordu. Polisler araçtan inse de indikleri yerde durup öylece Serdar’ ı izlemeye başladılar.
Harun bir adım daha geriledi, ellili yaşlardaki adamın yüzü ağlamalı bir hal almıştı. Adam “Serdar Abi sabaha çıkamayayım ki ben bir şey demedim.” Derken kadınlar itirazla “Sen de aynı boksun lan.” Diyordu. Benim yaşlarımda bir kız araya girdi. “Serdar Abi bu da aynı bok inanma. Milleti taciz ediyor bu ikisi. Benim arkadaşımı da rahatsız ediyorlar sürekli.” O an daha net anladım ki adamlar tescilli sapıktı. Bunla da yetinmeyenlerdendi.

Serdar, Harun’ a ilerledi. Kimseye bakmadan sol elini kaldırdı ve sertçe Harun’ un boynuna indirerek yakasını tuttu. Sağ elini de yumruk yapıp “Seni sabaha çıkartanı siksinler lan Harun.” Diyerek adamın yüzüne kaba bir tabirle, geçirdi.
Harun yere düşerken Emir elini gözlerime kapattı. “Rüyana girecek bakma.” İtiraz dolu bir panikle “Emir.” dedim. İzlemek istiyordum ama yüzümdeki elini sıkılaştırdı. Harun bağırıyordu, sesi otoparkta yankılanıyordu. “Komutanım kızar yapma. Ben anlatırım sana, adamın şeyine basıyor, tekmeliyor.” Yutkundum. Ne oluyordu tam olarak bilmiyorum ama Emir değişen sesiyle “Sanki benimkine vuruyor amınakoyim.” Diyerek başını bana eğdi. “Parçalanır lan o.” Yüzünü buruşturmuşu ensemden hissedebiliyordum.

Uğultuları duyabiliyordum. Darbe seslerinin ardından gelen konuşmaları, Serdar’ ın hemlelerini. Mırıltılar, sıfıltılar, çığlıklar, kargaşalar… Gariptir, garip midir bilmem… Ona karşı tüm sinirim böyle bir gecede asfalyalarını attırırken geçmişti. Duyduğum küfürde ilk ona sığınışım, aklıma Emir değil de onun gelmesi bile bende büyük bir histi. Serdar bende uzun zamandır Serdar hallederdi. Amaan Serdar vardı, Serdar olsa ne söylerdi, Serdar olsa ne yapardık, Serdar’ ı özledim ve Serdar’ a sinirlendimdi. Tüm dünyam oyken, ben az evvel o sinirin, kırgınlığın ardından onu aradım. Sanki beni o andan kurtaracakmış gibi bir hisse kapıldım, kurtardı da. Onun varlığıyla kendimi dünyanın en korunaklı insanı olarak görüyordum. Serdar varsa bana bir şey olmaz, bedenime laf gelmezdi. Serdar bende büyük bir yerdi… Şimdi öyle arkamda, bir nevi benim için birilerini döverken, ki adam bile diyemiyordum onlara.. Böyle bir anda Serdar’ a küs kalamıyordum. Kalbim ona gidiyordu, kırılsam da onunla geçiyordu.

Ben düşünürken birden “Ne oluyor lan?” Diye yükselen güçlü ses Serdar’ a ait değildi. “Kim lan o?” Adamın deyişiyle kalbim hızlandı, Serdar’ ı mı soruyordu? Daha da şiddetli bir sesle bize doğru yaklaşarak “Kim o kim?” Deyince Emir’ in elini yüzümden çekerek arka tarafa baktım. Önce göremedim ama sonra Emir’ in sakin sakin “Korkma Azat geldi.” Demesiyle tuttuğum nefesini verdim.
Görüş alanıma girdi, bakışları önce beni buldu ve şaşkınca “Yenge?” Dedi. Kaşları çatıldı. “Ne oluyor?” Siyah takım elbisesiyle bu defa tam olarak hızla bize geliyordu. Polis arabasının yanından geçip bir bana bir de kanlı elleri belinde, adamın önünde dikilmiş Serdar’ a baktı.

İçeriye aynı zamanda giren ambulansla bir sessizlik olurken ben dahil herkes dönmüş Serdar’ ı izliyordu. Dik duruşunu bozmadı, siyah kıyafetleriyle o kadar asil duruyordu ki tüm hayranlığım gözlerimden okunasıydı. İfadesiz bakışlarıyla olan biteni izliyor ama başını asla bana çevirmiyordu.
Ambulans hemen yan tarafta dururken Serdar’ da kapıları açılan ambulansa odaklanmıştı. Biri kadın toplamda dört kişi olacak şekilde görevliler arabadan indi ve Serdar’ a baktıkları gibi Serdar “Müdahale edilmeyecek.” Diyerek polislerden birine döndü.

Azat’ da bir şey demeden Serdar’ a ilerlemeye başladı. Serdar bu defa kıpırdamadan elleri belinde polislere döndü. “Nevzat ilgilen.” Yeniden yerde yatan adamlara bakan görevliye döndü ve işaret parmağını tehdit eder gibi kaldırdı. “Müdahale ederseniz hepinizi yakarım Tayfun.”
Ben şaşkın şaşkın olan biteni izlerken “Ne olacak şimdi? Ne oluyor ya?” Diye mırıldanmaya başladım. Tama bu durum hoşuma gitmişti. O sapıkların yaşaması onlarca insanın, daha doğrusu kadının hayatına mal olabilirdi, ama bunun bu kadar… Ne denir bilmiyorum, kolay olması inanılmazdı.
Ben etraftaki kalabalıkla Azat, polis ve Serdar üçlüsünü izlerken Emir eğlenir bir tonda gülümsedi. “Urfa’ ya hoş geldin Hazan’ cığım, güzel kardeşim… Yeni hayatında başarılar diliyorum.” Bunu kast ediyordu, Serdar ve Azat’ ı.

Yeni hayatım.. Serdar’ ı izlerken kendimi tutamayıp ben de tebessüm ettim. Yeni hayatımın eskisinden daha güzel olacağına o kadar emindim ki hiç kuşkusuz aksini düşünmüyordum bile. “Ben halimden memnunum.” Diyerek polislerle konuşan adamımı izlemeye devam ettim. Kimlik göstermiyordu, çatık kaşlarıyla sadece bir şeyler söylüyordu. Azat başını sallayarak ellerini beline koyunca Serdar elindeki su şişesiyle yanına gelen on aldı on yedi yaşlarındaki çocuğa bakıp bir şeyler dedi. Çocuk gülümsedi, Azat Serdar’ ın bakışıyla cebinden cüzdanını çıkartıp çocuğun cebine para koydu sonra da polislere dönerek tamam der gibi başını salladı. Onları izlerken kollarımı birbirine sarıp burukça gülümsedim. Neden bilmiyorum, bu bana iyi hissettiriyordu. Böyle olaylar, naif düşünceler her daim içimi okşuyordu.

Serdar bakışlarını polislerden ayrılıp bana doğru baktı. Nihayetinde, gözlerimi bu defa ondan kaçırmadım. Zira o çocuğun cebine sıkıştırılan para kadar naifti kalbim. O anın verdiği huzur kadar temizdi yüreğim, çocuğun mutlu tebessümü gibiydi bize ait umutlarım. Hüzünlü bakışlarımdan anlamış olacak, beni bilmiş olacak ki onlardan sıyrılıp bana doğru bir adım attı. Serdar’ ın bana yönelmesiyle Emir’ i arkamda bırakarak koşar adımlarla Serdar’ a gittim. Ellerimi uzattım, başımı hüzünle yana eğerken kollarımı onun aksine beline sardım. Biz yeniden birleştik, ben onda bağladığım umutla yeşerdim, dinlendim, bahçeme gölge diye, güven diye koca bir çınar diktim…

Başımı öpmedi, sarılmadı, dokunmadı… Elleri havadan öylece kalırken tepeden bana bakarak “Ellerim kanlı.” Diye mırıldandı. “Bu ellerle sana dokunamam. Üzerimde o kansızların izi varken sana sarılamam.” Sonra birden mağrurlaştı sesi. Sanki yapma, benden gitme, senden gitmeme müsaade etme der gibi “Hakkımı bu geceye saklasam olur mu?” Dedi. Ona bakıyordum ama duyabiliyordum da, arkadan sesleri gelen ablalar “Ay sevgilisi miii? Ya ne güzel kıız maşallah. İnşallah mutlu olurlar.” Diyordu. Sadece ben duymuyordum, aynı zamanda bakıştığım adam da bunu duyuyordu. Ben edilen dualarla, o güzel sözlerle gülümserken Serdar’ ın kalbi elimin altında çarpıyordu. Yüzü yumuşadı, onun yüzü yumuşarken ben usulca başımı salladım.

Başımı hafif eğdi, beni onaylar gibi bakışı içime işlerken gözbebekleri üzerimde titredi. “Ellerimi yıkamam gerekiyor. Bir de üzerimi değiştirmeliyim.” Gitmem gerekiyor diyordu. Yukarıya kaldırdığım başımla bukleli saçlarım sırtımda süzülürken kollarımı belinden çözdüm. “Beklerim.” Sesimin tonundan dahi ne dediğimi anlarken ablalar susmuyordu, arkada hala mutlu mutlu “Ay ne çok yakışıyorlar kıııız.” Diyen vardı.

“Arabaya geçsene.” Diyerek ön cebini işaret etti. “Anahtarı al, durma burada.” Başımı sallayarak iki parmağımı cebine soktuktan sonra anahtarı alıp arka taraftaki Range’ ye ilerledim.

Emir açık bıraktığım kapıyla yanımda durmuş “Oha.” Derken yüzümü buruşturarak bize doğru gelen Azat’ a baktım. Elimde nereye atacağımı bilmediğim bir ıslak mendil, üzerimde kan lekesi arka koltukta öylece oturuyordum. “Şerefsizler işte Allah’ ın belaları.” Yerde yatan adamlar az evvel ambulansa kaldırılmıştı ama giderken siren çalmamıştı, kimse de müdahale etmemişti.
“Sen nasıl duymazsın ya dediklerini?” Diyerek beni izleyen Emir’ e baktım. Elimdeki ıslak mendili alarak dudak büktü. “Kanka vallahi Yeliz’ e yazıyordum hiç anlamadım ne oldu.” O az ilerideki çöpe giderken arkasından gülerek seslendim. “Aptal.” Sonra da yanıma gelen Azat’ la ona döndüm.
“Nerede kaldı?” Kol saatine bakarak başını salladı. “Gelir şimdi on beş dakika oldu daha.” Sanki geçmiyordu zaman. Bir an evvel eve gitmek istiyordum.
Hayırdır der gibi bakışlarımı gömleğimde gezdirdi. “Ne oldu?” Eğilerek önüme baktım, silince dağılmıştı leke. “Serdar’ a sarıldım ya üzerinden kan bulaşmış, Emir fark etti.” Emir yeniden yanımıza gelirken Azat “E deseydin ya alırdık bir şeyler.” Deyince Emir “Dedim o kadar.” Deyip araya girdi. Ne gerek vardı kim uğraşacaktı eve gidince hallederdim. Serdar’ ın peşinden mi gideyim bir de?

Azat ah be der gibi “Kızacak şimdi bize.” Diyerek elini arabanım tavanına koyduğunda otoparka giren Serdar’ la kalbim hızlandı. Emir Azat’ a ” Sen nasıl geldin?” Derken ben Serdar’ ı izliyordum. Azat “Oğlum toplantıdan çıktım üstten geçiyordum güvenlik önüme atlayıp dedi altta kavga var. Bir sinirle girdim bende, gerizekalı demiyor ki içeride Serdar var.” Deyince tepkisiyle Serdar’ a baka baka gülümsedim.
O beni göremiyordu ama ben ön camdan onu net görebiliyordum. Kabadayı gibi yürüyor, Azat’ a ve Emir’ e bakıyordu. Biraz da onun bu haline gülümseyerek önüme dönerken Serdar’ ın yanımıza gelmesiyle ben hariç herkes ona döndü. Ben utanıyordum, onun yerine topuklu ayakkabımla oynamaya başladım.
Serdar’ ın sesini duydum. “Hallettin mi?” Azat sakin sakin soludu. “Tamamdır hacı hallettim.” Ayağımı kaşır gibi yaptım, önümde konuşuyorlardı. “Emir arabayla mı geldin sen?” Topuklu ayakkabılarım çok güzeldi. Ayağımı da vurmamıştı. Biraz bir emekli maaşı vermiş gibi oldum ama olsundu.
Emir “Aynen abi arabayla geldim.” Diyerek Serdar’ ı onaylayınca Serdar “Bak doğruyu söyle bırakırım eve.” Diye diretti. Gülümsedim, “Yok komutanım harbiden arabayla geldim.” Serdar bu defa “Tamam.” Diyerek Azat’ a döndü. “Senin benimle bir işin var mı?”
Kaşıya kaşıya ayağım acıdı, ne bitmez muhabbetti. Biraz da diğer tarafa geçerek Azat’ ı dinledim.
“Yok aga dün akşam senden sonra hallettim ben her şeyi. Tastik işi var birkaç imzan gerekiyor ama onu yarın hallederiz. Ben gelirim alaya. Dedem de şu, şeyle Serdar ilgilensin dedi.” O şey neydi bilmiyorum kendi aralarında anlaşıyorlardı. Ki ilgilenmiyordum ama anladım ki Serdar dün Azat’ laydı. Zaten başka bir şey de geçmemişti aklımdan.

Serdar oflar gibi kendi kendine “Yıktınız başıma amınakoyim.” Diyerek bana yöneldi. “Hazan öne geç sende.” Sesi çok sakindi ama yavrum yok, güzelim yok, Hazan’ ım yok. Çünkü neden, Emir ve Azar vardı.
Başımla Serdar’ ı onaylarken anahtarı da alıp aşağıya indim. Öne biri oturur diye oturmuştum halbuki.
Emir’ e yönelerek sağ yanağından yükseldim. “Görüşürüz bebem.” Diğer yanağına geçtim. Elini belime götürüp “Görüşürüz.” Diye karşılık verince başımı salladım. “Haberleşiriz.” Boyu benden uzundu, topukluyla anca yükseliyordun. Serdar bir şey demiyor, sakince vedalaşmamızı izliyordu.
Ön tarafta Serdar’ ın açtığı kapıya geçerken başıyla bana ufak bir selam veren Azat’ a sadece gülümsedim. Onunla henüz yeniydik, Serdar’ la da gerginken onun çevresinden biriyle samimi samimi konuşamazdım.

Azat Serdar’ la tokalaşırken “Öğrenince bize kızma. Değiştirmedi, üzeri kan.” diyerek beni işaret edince Serdar birden Azat’ dan ayrıldı. “Ne?” Bana dönmesiyle neden der gibi Azat’ a baktım, o da yapacak bir şey yok der gibi kaşlarını havalandırdı. “Ya ama Azat.” Demese ne olurdu şimdi?
Serdar çatık kaşlarıyla bana doğru gelirken bakışları üzerimdeydi. Başını hafifce üzerime eğdi. “Benden mi geçti? Niye gelmedin peşimden?” Aynı yere bakarak soludum. “Sanırım. Gidince değiştiririm ne gerek var?”

Serdar “Yenge seni de sattım gibi oldu an sen bilmiyorsun mahveder bu beni kusura bakma.” Diyen Azat’ a dönerek sinirli sinirli baktı. İkisi de hala gitmemiş belli ki bizim gitmemizi bekliyorlardı. Serdar’ ın sıkıntılı bir sesle “Kaybolun tamam.” Demesiyle ikili güle güle giderken Serdar bir süre arkalarından bakıp bana döndü.
“Gel üzerini değiştirelim.” Gözlerimi “Ay hayır ya.” Diyerek devirdim. “Eve gidiyoruz zaten.” Yani bende meraklı değildim ama gerek yoktu. İstemememle doğruldu ve yeni aldığı siyah tişörtü çıkartıp kucağıma koydu. Üzerini çıkarttı. Üzerini? İlk defa? O yarı karanlık alanda tam seçemesem de, bakmaya uzansam da bakmak istiyordum ama yapamıyordum. Serdar’ ı ilk defa üstü çıplak bir şekilde görüyordum. Daima sarıldığım o beden bu defa kıyafetsiz ve burnumun ucundaydı.
Bana bu kadar yakınken bakışları sadece önünde toparlayabiliyordum, esmere yakın teni sert duruyor, göğsündeki hafif siyah tüyler yukarıya doğru çıkıyordu. Çok tüylü değildi, kollarında ya da başka bir yerinde kıl yoktu, karın tarafında da biraz vardı o kadar. Neticede ona dokunmak isteyeceğim kadar güzel bir bedeni vardı.

Ben onu izlerken Serdar’ ın elleri gömleğimin düğmelerine gitti, hızlı hareketlerle düğmeleri açtıktan sonra yavaş sayılmayacak hareketlerle çıkartmamı istedi. Üzerimi birlikte çıkarttık, gömleğimi yere attı. Ten rengi atletim ve aynı renklerdeki sütyenimle kaldığımda rahattım. Neticede bir zamanlar böyle balkonlarda dolanıyordum ben. Ki bugün evden çıkmadan içim belli olmasın diye renkli bir sütyen giymemiştim. İstemeden de Serdar’ ı düşünmüştüm yani.

Kucağımdaki tişörtü başımdan geçirerek içeride kalan saçlarımı çıkartmama yardımcı olduktan sonra yere attığı gömleğimi aldı ve arabanın arkasına bıraktı. Arkamı dönüp onu izlemek istesem de yapamadım. Çekiniyordum, üstelik sarılmıştım ama bilmiyordum aramız tam olarak düzelmemişti sanırım. Bunu sessizce arabaya binişinden ve tek kelime etmeden arabayı çalıştırışından dahi anlayabiliyordum. Konuşmuyorduk, hala bozuktuk ama neden? Emir’ e sarıldım diye değildir, başka bir şey olduğunu da sanmıyordum. Belki arabada konuşmak istemiyordur?

O konuşmayınca ben de bir şey demedim. Sessizce otoparktan çıkışımızı izlerken bu sıkıcı anın ortasında çantamda çalan telefonum aramıza ses oldu. Daha çantamı açmamıştım ki Serdar’ ın “Kim?” Demesiyle gülüşümü bastırdım. “Daha bakmadım ki.” Çantamın içimden telefonumu buldum, ekrana bakınca Serdar yeniden sakince sordu. “Kim?” Bu defa daha da gülümsedim, ölecekti meraktan. Aramayı yanıtlarken sakince “Annem.” Dedim.
“Efendim anne?”

….

“Anne tamam.” Diyerek derin bir nefes aldım. Yol boyu biraz cenazeyi konuşmuşuk, ardından da susmadan iki gün sonra Demir’ ler gidecek eve gel eve gel eve gel demişti. Gitmeyecektim, Demir Abi’ ler gitse de gitmeyecektim gitmek istemiyordum. Biteceğimizi sanıyordum ama Serdar’ la aramı iki güne anca düzeltirdim zaten.

Kararmış havada yaprakların salınışını izlerken arabanın farları evin duvarını aydınlatıyordu. Eve giden yolda sağlı sollu adını bilmediğim ağaçlar, ufak çitler vardı. Bu giriş yazın ilk zamanları güneş tepedeyken eminim daha güzel görünüyordu. Kulağımda telefon annemi dinlerken Serdar arabayı park ederek bana döndü. Bakışlarımız birleşmişti ama ben hala “Gelinlik bakmaya gidelim.” Diyen annemi dinliyordum.
Konu gelinliğe gelince yeniden önüme dönerek başımı sıkıntıyla omzuma eğdim. “Darlatma beni anne, vallahi bıktım kapat ya.” Ne gelinliği ya? Ne gelinliği, asla giymezdim sade bir nikah olacaktı ne alaka? Serdar bile demiyordu gelinlik diye, ben kendi kendime ne yapayım adamla barışmadık daha.
Ona yükselişime sinirlenmedi, onun yerine gülerek “Çan çan çan çenee. Cadoloozzz. Kapatıyorum hadi.” Dedi. Annemin gülüşüyle ben de gülümsedim ve “Öpdüm.” Diyerek arabadan inen Serdar’ ın peşinden indim.
Arabanın ön tarafında dikilmiş kapıyı kapatmamı izlerken tutmam için gel der gibi elini uzattı. Çıplaktı, bedenine bakmadan yanına giderek elimi tutmasına müsaade ettim. Parmakları elime ilişince günlerin ardından kendimi hem mağrur, hem de garip hissediyordum. Bu beden sanki hem benimdi, hem de benim olamayacak kadar uzaktı.
O önde, ben bir adım gerisinde sessizce eve ilerledik, cebinden çıkarttığı anahtarla kapıyı açtıktan sonra “Sen geç ben bir Cesur’ a bakayım.” Deyince duraksadım. Tüm gün havlamıştı keyfi yerindeydi ama ben hiç yemek vermemiştim ki ona? Zaten veremezdim korkuyordum ama geldiğimden beri bir kez olsun yemek vermemiştim, Serdar’ ın da verdiğini görmedim.

Sessizliğimle arkasını dönüp bahçeye ilerlemeye başladı. Neyse ki geri geleceğine emindim, zaten o yüzden bu kadar rahattım. Bu yüzden o çıplak bedenini, geniş omuzlarının yanı sıra daha ince olan belini ve geniş sırtını sakinlikle izliyordun. Kaslarının aldığı şekli sokak lambasının altında çok net olmasa da görebiliyordum. Üçgen bedenine yakışan siyah kotuyla sakince arka taraftaki bahceye yürüyordu.

Bir ayağım içeride, gittikçe ilerleyen Serdar’ ın peşinden bakarak kaşlarımı çattım. “Sen o hayvana yemek veriyor musun?” Bana dönmedi ama yavaşlayarak onu net duymam için sesini yükseltti. “Arka tarafta buz dolabı var. Oradan veriyorum her sabah.” Kaşlarımı daha da çattım. Sinirlenmiştim, öyle şey mi olurdu? Hem her sabah vermek yetiyor muydu? “Ne var dolapta? Brokoliyle ıspanak mı veriyorsun hayvana?”
Yürümeye devam etti, arayı döndü ve dönerken de sakin sakin soludu. “Dolabı et dolu Hazan. Ayrıca yemediğin dürümleri pizzaları da o yiyor.” Dudaklarım gerilirken bu defa ona kıkırdamak istedim. Bunu böyle düşünmemiştim, hatta hayvana az evvel üzülmüştüm ama şimdi görüyorum ki onun da beslenme konusunda benden farkı yoktu.

Serdar’ ın arkasından kapı kapatarak hiç oyalanmadan üst katta kullandığım banyoya girdim. Duş almam gerekiyordu o adamın kanı tenime değdi diye hiç rahat değildim. En azından Serdar gelene kadar girip çıksam daha rahat olurum diyerek önce valizimden kıyafetlerimi aldım, sonra odadan çıkarak hızla banyoya geçtim.

Saç kremimi durularken neredeyse çıkmak üzereydim ki tıklanan kapıyla Serdar’ ın sesini duydum. “Hazan?” Sesini tam alamıyordum ama tonunda dahi beni merak ettiğini anlayabiliyordum. Suyu kapatarak heyecanla sesimi yükselttim. “Efendim?”
“İyi misin duş mu alıyorsun?” Çırılçıplaktım, bir elimle göğüslerimi kapatmaya çalışarak “Evet.” Dedim. Girse girerdi kapı kilitli değildi ama lütfen gitmesindi. İstemiyordum asla olmazdı öyle bir şey yaparsa oturur ağlardım yapmaması lazımdı. Bir şey yokmuş gibi “Tamam.” Deyince birkaç saniye daha öylece durarak duşakabinin kapılarını tuttum. Bir elim hala göğüslerime, diğeri bacak aramda tereddütteydim ama biliyordum gelmezdi. Gelmedi de, kesilen sesiyle anladım ki gitmişti.
Bana gelmişti? Bir şey mi diyecekti yoksa konuşacak mıydı bilmiyorum ama bana gelmiş olmasıyla içim ferahlarken hızla duşumu bitirerek dikkatle çıkıp banyoda üzerimi giyindim.

Kremlendim, banyoyu temizledim, saçlarımı suyunu havluyla aldım ve banyodan çıktığımda Serdar yoktu. Kapısı kapalıydı ama kapının altından gelen ışıktan hala uyumadığını anlayabiliyordum. Duraksayarak iki kapı arasında gidip geldim, hatta üç. Ya sağ tarafa girerek kaldığım ilk odaya gidecektim, ya salona inecektim ya da Serdar’ ın yanına. Serdar’ a gidemezdim gururum buna müsaade etmiyordu. Her ne kadar az evvel bana gelmiş olsa da ben gidemezdim. İçeriye girip ne diyecektim ki? Az evvel bana geldin ne diyecektin mi? Meraklı gibi… Zaten konuşmak isteseydi çıkmıştım, gelip konuşalım derdi. Ya da odasının kapısını kapatmazdı. En olmadı, banyodan çıkışımı duymuştur kapıyı açıp yanıma gelebilirdi.

Ona gitmek isterken kendimi alt katın merdivenlerinde buluverdim. Salona iniyordum. Ellerim mini şortumun cebinde, havlu sardığım saçlarımla basamaklara baka baka yavaşça alt kata indim. Uyurdum her halde, uykum yoktu ama uyurken duygularımı hissetmiyordum kırgınlığım da giderdi. Televizyon izlemezdim biraz müzik dinlerdim, sabah da uyanır uyanmaz annemlere giderdim Serdar’ la düzeleceğimiz yoktu boşuna adamın evinde kalıyordum.

Kendimi günlerdir oturduğum koltuğa bırakarak bağdaş kurdum, başımı da biraz kenarına yasladım. Saat on ikiye geliyordu, günler bende bu ara geçmiyordu. Hiç keyfim yoktu, içim sıkılıyordu ot gibi yaşıyordum sürekli ağlamak istiyordum. Üstelik resmen kalabalığın içinde yapayalnızdım. Kendimi bulamıyor değildim, ben mutlu olacak şeyi bir türlü denk getiremiyordum sadece. Derin ve sıkıntılı bir iç çekerek beyaz bacaklarımı kaşıdım, kaşınmadığı halde. Sonra kolumdaki morluğu elimin tersiyle okşamaya başladım.
Sonuçları merak ediyordum, kesin çıkmıştı ve Serdar biliyordu. Gerçi ben de bilsem ne olacak? Ne değişecekti hayatımda? Hiçbir şey. Yarın sabah erken kalkıp annemlere gideyim bari, kahvaltıya yetişirdim. Gerçi gitmek de istemiyordum annem çok sıkıyordu beni. Tek bildiği kalk, uyuma uyuma uyuma, yatma, viledayla mutfağı sil, yerleri süpür, ütü yap, bulaşıkları yıka, ocağı sil demekti. İstemiyordum, orada daha mutsuzdum. Gerçi burada da mutsuzdum, tek yaptığım yatmaktı.
Burada birkaç arkadaşım vardı onlarla da görüşmek istemiyordum. Kızlara bile zor yazıyordum başkalarıyla nasıl görüşeyim?

Babet çorap giydiğim halde ayaklarım üşüyordu. Gözlerim mayışmışlıkla kapanırken duyduğum adım seslerine aldırmadım, su içmeye inmiştir. Konuşacak olsak arabada konuşurduk, barışmış olsak anlardım. Ona orada sarıldım ama neyin nesiydi bilmiyorum, öylece asılı kalmıştı o an. Boşmuş.
Sakin sakin nefes alıp verirken koltuğun kenarı çökmedi, ama önümde hissettiğim gölgeyle Serdar’ ın eli yavaşça bacaklarımın altına ve belime dolandı.

Beni kucağına alışıyla gözlerimi aralarken alnımı öptü. Tüylerim anında diken diken olmuş, kalbim hızla çarpıyordu. “Niye gelmedin yanıma?” Kollarındaydım yeniden? Bunu düşünmüyordum fakat beklediğim hamlenin içinde oluşum garip hissettiriyordu.
Omuz silkerek çenemi omzuna koydum, o yürüyor ben de evi izliyordum.
İlk basamağı çıkarak “Duştaydım.” Diye ufak bir açıklama yapınca alt dudağımı hüzünle sarkıttım. Saçları nemliydi ve şampuanı kokuyordu doğruyu söylüyordu. Bu defa ben gitmemiştim, o gelmişti. Gidecek cesaretim yoktu, geldiğimde bile ona sarılamayacak kadar utanıyordum ama geldi diye şu an hıçkırarak ağlamak istiyordum.

Adımlarken şakağımdan öptü. Üst kata çıkmış, onun odasına ilerliyorduk. Çıplak kollarımı kucağımda bağlamış küskün bir çocuk gibi öyle sessizce duruyordum. Savunmasız olduğumu kabullenebilirdim, zira kolumu kaldıracak halim yoktu. Bu savaş halimizden artık yorulmuş, akşamdan biraz gerilmiştim.
Bedenimi yavaşça yatağa bırakarak benimle birlikte arkama uzanınca bu defa tereddütsüzce Serdar’ a döndüm. Kenardaki pikeyi tutarak üzerimizi örttü, kolunu belime sardı, beni iyice kendine bastırdı ve “Kurban olurum sana.” Deyip yanağımı öptü. Boğuk sesiyle gözlerimi yumarken koynuna daha da sokuldum. O kadar özlemişti ki burnumda tütüyordu, kokusuyla burun direğim sızlıyordu…

Konuşmak istemiyordum, sadece bedenimi sarışıyla kalmak isterken ona sadece neden demek istiyordum. Neden o gün öyle yaptın?
Serdar eğilerek yüzünü omzum ve boynum arasına gömünce zihnimin aksine kasılarak gülümsedim. “Yapma.” Gıdıklanıyordum bunu onda biliyordu. Vazgeçmedi, durduğu yeri sıkıca öperek çeneme doğru yol aldı ve bu mutlu halimizin aksine “Bazen seni hak etmediğimi düşünüyorum.” Diye durgunlaştı. Tenime değen kaşları bu defa kendine çatılmıştı, hafif geri çekildi.
Onunla birlikte benim kaşlarım da bu anlamsızlıkla çatıldı. Kalbim çığlık çığlıya hayır derken sessizce yüzünü kavradım. Nereden çıkmıştı şimdi? Üstelik o nasıl sözdü?
Alnı çeneme, yüzüme bakmıyordu. Derin bir nefes alıp yutkundu. “O gün, hesaplayabilseydim yapar mıydım sence? Bu kadar kırılacağını bilseydim yapar mıydım?” İçime dolan hüzünle onu dinlerken başımı usul usul iki yana salladım. Yapmazdı, biliyorum. Üzerime titriyordu bilerek yapmazdı. Ki sonradan Eylem’ i birçok defa terslemişliği de vardı ama ben en başından bozulmuştun işte, haklıydım da.

“Serdar saçmalama olur mu öyle şey?” Diyerek ensesini sevdim. Sessizce beni dinliyordu. “Bunlar normal şeyler ne demek hak etmiyorum? Biz hiç mi kavga yapmayacağız?” Beni Serdar hak etmiyorsa bence kimse etmiyordu. Her ilişkide kavgalar oluyor, hatta geneli aileye dayanıyor. Serdar ben üzülmeyeyim diye beni ailesinin içine bile sokmuyordu.

Durağan sesiyle başını iyice boynuma gömdü. “Öyle mi diyorsun?” Onun bu ne yapacağını bilmeyen haline gülümseyip ensesini sevmeye devam ettim. O kadar karışıktı ki, kendi içinde doğruyu bulamıyordu sanki. Saçları parmaklarımda dolanıyorken bedenini okşar gibi omzuna indim. “Öyle.” Sanırım, abartılmadığı sürece bir sıkıntı yoktu. Yine de “Ama ben haklıyım.” Diye kendimi yeniledim. Yaptığı çok yanlıştı aynısını bir daha yapsa daha büyük olay çıkartırdım.
Bel oyuğumu okşarken çıplak omzumu öperek dudaklarını yanağıma yöneltti. “Haklıydın, ama gitmedin ya. Kaldın ya benimle Hazan… İstersen bir hafta daha ağzıma sıçsaydın umurumda olmazdı.” O kadar rahattı ki sesi, sanki kalışımla bir felaketi önlemiştik. Aynı duyguları paylaşıyorduk, bu o kadar güzeldi ki kendimi ona açmaktan çekinmedim.

Başımı koynunda hareketlendirdim, “Gitmek istemedim.” Derken gözlerimi sakince yumdum. “Ne olursa olsun seninle kalmak istedim. Annemlerde kalsaydım olay daha da büyürdü. Bitsin istemedin, sadece…” derken omuz silktim. Burnun sürtsün istedim.
Kokumu içime çekti. Kalbi hızla çarpıyor, sıcak teni beni iyice ısıtıyordu. “Biliyorum yavrum.” Aklım, yüzümü yasladığım siyah tişörtünün altındaki bedene giderken bir gün o bedene dokunabileceğim geçiyordu kalbimden. Ne alaka bilmem, Serdar varken aynı anda on sekme açılıyordu zihnimde. Ve hemen hemen yarısı cüretkât şeylerden oluşuyordu.

Başımı hareketlendirip yastıkta iyice yer yaparken Serdar’ ın kirli sakallarını okşaya okşaya sessizce şakağını öptüm. Ayaklarım hala tam ısınamamış, saçımdaki havlu çıkmak üzereydi. Umursamadan “Nasıl buldun beni?” Dedim. Konuyu değiştirmek istiyordum konuşacak bir şey kalmamıştı, biz dün bunun üzerinden geçmiştik ve bana yetmişti.
Dudaklarını sertçe yanağıma bastırıp kokumu içine çeke çeke seslice öptü. “Bulurum ben.” Anında keyiflenmişti.
Beline sarılırken yaramaz bir çocuk gibi “Kızdın mı?” Diye cıvıldayarak devam ettim. Dudakları itirazla hareketlendi “Cık.” Diğer yanağımı öptü. “Başka bir erkekle buluşsaydın kızardım ama.” Daha da gülümsedim, Emir’ i kıskanmıyordu. “Bana bir sufle borcun var.” İçimde kalmamıştı ama laf olsundu. “Sufle senin köpeğin olsun yavrum.” Diye mırıldanarak dirseğinin üzerine doğruldu, başını avucuna alıp kendini bana sabitleyişini izlerken
dudaklarımı ısırarak devam ettim.
“Bir dört yüz liraya topuklu ayakkabı aldım ben.”
Gözlerinin içi parladı “Haberim var.” Diyerek yeniden yüzüme eğildi, bu defa alnıma. “Ne istiyorsan al.” Parasını harcamam hoşuna gidiyordu, bende ona sinirlendim diye almıştım.
Sağ elini yanağıma koyarak yüzümü bağrına bastırdı, başımı öpünce rahat bir “İyi ki geldin Serdar.” Dedim. Yoksa ben o an o adamlarla ne yapardım bilmiyorum. Küfür de edemezdim Emir oradaydı daha büyük olay çıkardı karakolluk olurduk.
Neyi kast ettiğimi anlamış gibi beni göğsünde tutarak “Dışarıda senden neden uzak durduğumu anladın mı şimdi?” Dedi. Şimdi anlamıştım, ama zaten ben de öyle çok yapışık iki gibi duralım istemezdim. Bağırmasın, sinirlenmesin, yeri geldiğinde elimi tutmayı bilsin yeterdi.
Yine de olanlarla kaşlarım çatılırken Serdar yeniden sinirlendi, başımdaki eli sertleşti. “O orospuçocukları hayal ediyor, bak ben böyle böyle her gün birini öldürürüm Hazan. Hele sana-” küfreder gibi nefes verip devamını getirmedi, onun yerine bana doğru hareket edip sıkıca başımı öptü.

Birbirinizin içinde sayılacak gibiyken geniş sırtını bir şey olmadı der gibi sıvazladım, niyetim onu sakinleştirmekti. Dudağının kenarını öptüm, kokusunu içime çektim.. “Tamam boş ver şimdi onu, bitti gitti.” Düşündükçe geriliyordu gerginlik istemiyordum.

Tüm özlemimi bir yatakta giderirken ayaklarımı bacaklarının arasına alarak mırıldandı. “Ayakların soğuk.” Yani biraz zor ısınıyordular. Ev sıcacıktı ama ayaklarım duştan sonra ısınamıyordu. “Geçer birazdan.” Diyerek alnımı göğsüne bırakırken itiraz etti “Yok.”
Yavaşça yataktan kalkıp yatağın dibindeki valize gidişini pikeyle göğüslerimi sararak izledim. “Sana şunu yerleştir dedim.” Omuz silkerek sırtı bana dönük heybetli adamımı izlemeye devam ettim. Valizime eğildi “Yarın geldiğimde de böyle görürsem birlikte yerleştiririz.” Gülerek sağıma döndüm. Sorun değildi. “Şu satenlerini daha yakından görürüm hem.” Diyerek pikenin ucunu açınca yüzümü kolumla kapatıp utançla buruşturdum.
Yeliz’ in koyduğu geceliklerdi.
Elindeki uzun çorabı ayaklarıma giydirirken sessizce yatmaya devam ettim. Yarın Serdar gelmeden onları çöpe atsam iyi olurdu.

Ayaklarımı örttü, yanıma gelip yeniden arkama uzandı. Elini belime koyarken ensemi öpünce başımı yukarıya kaldırıp gülümsedim. Pikenin üzerindeki koluma uzandı “Acıyor mu?” Morluğu kast ediyordu. Omuzlarımı silktim, “Hissetmiyorum bile iğnede çok acımıştı sadece.” Ayaklarımı bacak arasına alıp küfretti. “Amınakoduğumun götverenleri.”
Elimle omzumdaki başına vurarak hafif sinirli bir sesle kaşlarımı çattım. “İğneyi kadın yaptı ne biçim konuşuyorsun sen?” Arkamda olduğu için yüzünü göremiyordum ama sakin sakin “Ne bileyim söylemedin ki.” Demesinden ona vuruşuma sinirlenmediğini anlayabiliyordum.

Kaşık pozisyonundaydık ve ben belimin altından bana sardığı kola tutundum. “E sormadın mı? Gittin dün?” Neler olmuştu kim bilir, acayip merak ediyordum.
Normalmiş gibi “Konuşmasına fırsat vermedim ki.” Diyerek atletimden çıplak kalan omzumu öptü. Kaşlarımı çattım, yavaşça ona dönerek incelen sesimle elimi göğsüne koydum. “Kovdurdun kadını değil mi?” İstemiyordum bunu, ama yapmıştı biliyorum.
Hiç teklemedi, yüzümü tararken “Kovdurdum.” Deyip beni onayladı. Kaşlarım daha da çatıldı, tam dudaklarımı araladım ki “Kapat konuyu, insan olsaydı.” Demesiyle sustum. Yani, bana öyle davranan başkalarına nasıldı Allah bilir.

Sonra birden bakışları yumuşadı, boğuk sesiyle “Çok özledim lan seni.” Diyerek yüzüm eğildi. Dudaklarımı öpmeye meyledişini keyifle “Sürtündü mu burnun?” Diyerek engelledim. Ben iyiydim, bana bir şey olmamıştı sadece az evvel biraz üzülmüştüm o da kısa sürmüştü.
Başını hafif sallayarak sanki kaçmayayım diye ellerini arkamda bağladı, bakışları keyifsizce “Ağzıma sıçtın ya ne burnu?” Derken keyif veren bakışları gözbebeklerimde geziniyordu. “Sen cidden benim yavrumsun. Bunu biliyorsun değil mi?” Alt dudağımı bilmem der gibi sarkıttım. Öyle miydim? Bu yavru dediği şey ufak minik bir şey miydi? Yani, dış görünüşe bakarsak yavrusu gibiydim evet. O da benim siyah devimdi, ama mutluydum. Serdar’ ın yavrusuyken ben çok mutluydum…

Sağ elini çözerek sessizce yanağımı okşamaya başladı. Öyle bir bakıyordu ki ben ilk defa yakın bir temasında bu kadar çekiniyordum. O siyah gözleri o kadar heyecan vericiydi ki gözlerimi ondan kaçırarak göğsüne indim, V yak tişörtünden görünen tüylere.
“Yarın ne yapalım?” Diyerek sessizliği bozarken dudaklarını şakaklarıma bastırdı. Omuz silktim. “Bilmem.” Hiçbir şey istemiyordum Serdar olsun yeterdi. Dudaklarını alnımdan çekmeden boğuk sesiyle devam etti. “Gitmek istediğin bir yer var mı?” Omuzlarımı yeniden silktim. “Evde olsak olmaz mı? Biraz huzur istiyorum sadece.” Başını usulca sallayıp beni onayladı. “Sen nasıl istersen yavrum.” Gülümsedim, bundan sonra böyle mi olacaktı? Ben istersem mi olacaktı her şey?
Derin bir nefes alarak omzuna tutundum, Serdar’ ın sakallarını öperken elini yeniden belime götürdü, belimi araya kıstırarak boğuk sesiyle üzerime çıkmadan evvel soludu. “Gel bakalım buraya.”

Hamlesiyle saç havlum yastıkta dağıldı, siyah saçlarım beyaz yastığa karıştı. Serdar usulca bacak arama girerken dudağımın kenarını öpmeye başladı. “Hiç hesaplayamadım.” Dedi, elleri iki yanımda sabitlediğim ellerimi buldu. “Bir gün bu kadar güzel bir kıza köpek gibi aşık olacağımı hiç tahmin edemedim.” Dudaklarım gerildi, “Ben de..” diyerek bir itirafa yöneldim. Madem Serdar bile bir şeyler söylüyordu.. “O bakışından bile ürktüğüm adamın altında olacağımı, ve bundan deli gibi keyif alacağımı.” Dudakları dudaklarıma değiyor, uzun kirpiklerim tenine sürtünüyordu.
“O ürktüğün adam sana ilk günden beri deli oluyor.” Diyerek usulca dudaklarıma dokundu. Ben daha da gülümsedim, bu beni heyecanlandırdı. Serdar’ dan kaçmadım, özlemiştim. Onu öpmeyi o kadar özlemiştim. Ki, dilerse sabaha kadar öpebilirdim. Dilerse koynunda sabahlayabilirdim…
Bana yöneldi, sözlerinin ardından etli dudakları yumuşak dudaklarıma kapanırken ellerimi sıkıca tutarak uzun zaman sonra o anları yeniden başlattı; saatlerce beni emdiği zamanları…

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 150

Aynen öyle

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 146

Serdarin bu konuyla ilgili tutumunu destekliyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 144

Sıçarız şimdi ama kıymayız

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 143

He yaaa Walla öyle

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 142

Biz hep haklıyız

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 139

Ya sen adama açık kapı bıraktın Hazo hiç o kapıdan gitmez mi sence

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 135

Sakin ol gelmiyor tamm jsjsjssjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 113

Hazo çok tatlı yaaa

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 100

Sanane canımız tirip istiyor

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 83

Ah ulan siktir git Serdo walla

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 82

En azından iletişim var

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 80

Sjsjsjjsjjsjjssjjs dururuz biz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 72

Deve kinimizi kimse sorgulamasın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 34

Saçmaladın hazo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 31

Hakettin Hazo böyle bir erkekle ilgilense ortalığı ateşe verirdin

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Evet git ona söyle

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 21

Ok kelimesinden nefret ediyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

Dürüm kırmızı çok çizgimiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Baştan okumaktan hiç sıkılmadım bir kitap böyle giderse ezberleyeceğim de galiba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 149

İyice birbirlerine benzemeye başlıyorlar korkunç ndjdbrbwnbdjrhr

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Daha güzellerini alırız bence de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Biz anlıyoruz seni siyah devim sen rahat ol

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Bitiyorum bunlara

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 128

Kfjdvdjsndhdbdh abi huylu işte huyluu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

Alanh memnun satan memnun kardeşim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

İsteee geliyoooooooo azooi hatekat

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 111

Emir djxjndicndjsk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Analarina geri şok aslanim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 108

Serdar'ı anladığımız dakikalar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Heeeehhh gel hide buradan yak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 105

Jsufndjdndndk abi adam çok fena ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 97

Benimki geliyor O da biliyor kalbimi yerden yere vuruyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Bence de bunu düşün dhdujdfinfnc

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 75

Serdar'ın Hozan bağımlılığı olduğunu göze önünde bulundurursak Serdar için büyük bir ceza şu an

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

E tabii bize bir şey söyleyemeyince

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Ohannesss yani hazan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

Her türlü zaafından yararlanıyoruz hshshsjsbah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Abi kıyamam ya serdar'ın karakterini düşününce o saç çekme olayından sonra bir daha böyle bir şey yapmak onu aşırı kırmıştır

dilaa.09 Kitap Tutkunu

Ben de size bu kadar bağlanacağımı tahmin etmezdim

Yorum için giriş yap