← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 84

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

2 Ay Önce/ Geçmiş

“Aynen başkanım ayneeen.” Başkan birkaç dakikadır bir akrabamızdan bahsediyordu. Sonunda “Neyse boş ver Hazan bırak şunu.” Deyince kıkırdayarak onu onayladım, “Bence de, olan olmuş zaten.” Uzun muhabbetler, beni sıkan ama konuşurken ara ara keyifli olan konulardı. “Kapatmam lazım, annen arıyor Hazoş.” Zaten son yirmi sekiz dakikadır onunla konuşuyordum, ondan evvel de annemle. Yani şimdi gitmesinde hiçbir sorun yoktu. “Öpüyorum çook.” Derken hem ocağın altını hem de çağrıyı kapattım.

Kıymalı bir iç yapmıştım, birde patateslerin içini oyup kızartmıştım. Birazdan harcı patateslere koyacak, daha sonra onu fırına verecek ve pişmeye yakın üzerlerine kaşar rendeleyecektim.

Telefonu tezgahın diğer ucuna iterken kulaklığımı düzeltip yarıda kalan şarkım için ekrana tekrar dokunmuştum bile. Bazen bir şarkı beğeniyor, onu günlerce bıkana dek dinliyordum; sonra da sürekli aynı yemeği yemişim gibi soğuyordum. Tabi bazı nakaratlar yıllar geçse de o hissi yaşatıyordu.

Güzel bir gündü, hava buz gibiydi ama ev beni yarı çıplak gezdirecek kadar sıcaktı. Reglimin ikinci günü olmasına rağmen ağrım yoktu, hal böyle olunca da kendimi mutfakta bulmuştum.

Normalde böyle günler… Başımı iki yana sallayarak tüm bu bitene, zihnimi istila etmek isteyen anlara bir nevi güçlü bir barikat kurdum; bugün babamdan söz etmek istemiyordum. Artık onları istemiyordum, bu yeni bir mevsimdi; yeni bir ayaz. Evliydim, gerekiyordu ki gün içinde defalarca tekrarlıyordum.
Benim bir Serdar’ ım vardı.

Bir yandan şarkıya eşlik ederken bir yandan da tezgahı toparlamıştım. Pilav için pirinci ayırdım, salata malzemelerini suya bıraktım, çorbanın tuzuna baktığımda sesim evde ne kadar çıkıyordu bilmiyorum ama sanırım epey yüksek sesle söylüyordum.

Yeni keşfetmiştim, daha doğrusu zaten yeni yayınlanmıştı hal böyle olunca kendimi bulduğum ilk andı. Yakın tarihte bu şarkıyla ibre sağa kayarken ufak bir yolculuk yapmalıydım. Kaderim benim ellerimde gibi şekillenmeli ve ruhum sıyırdığım rüzgarda beni bulmalıydı…
Bunu istiyordum, koca dünyayı dolduracak kusursuz bir soluk.

Elimde bir kaşık, kıyma harcını karıştırırken gözlerimi kapattım ve huzurla “Baaaak ne kaldı inadından.” Diye diye başımı keyifle arkaya attım. Bunu kesinlikle Serdar’ la da dinlemeliydim, hatta ona söylemeli, onunla kendimden geçmeliydim.

“Seni soludum dumanındaan
Sen benim yanlışım ool.”
Yeniden hareketlendim, saat neredeyse altıya geliyordu. Tüm gün salondaki masada ders çalışmış, bir saat evvel de mutfağa girmiştim ama çoğu zaman mutfakta kalmak ders çalışmaktan daha keyifliydi.
Bugün her şeyden yeterince keyif almıştım. Akşama da bir planımız olmazsa, plandan ziyada Serdar yorgun değilse belki dışarıya çıkardık. Ya da umuyorum ki reglimi sunmaz, ikinci gün deyip beni zorla evde tutmazdı.

Dakikalardır aynı şarkı, aynı nakarat ve aynı hisler. Bende o dağ evi, sözler dudaklarımda bir duyguya gebe ve heyecanım kalbimde. “Belki sen varsın diye, belki duyarsın diye.” Başımı ağır ağır sallıyorken buz dolabına ilerleyip kaşarı çıkarttım. Rendeleyecektim “Buradan kaçabilenler gitmiş çok göç oldu.” çekmeceye ulaşmış ve bir kaşık almıştım.

Topuzumdan saçı kulağımın arkadaşına ittirip tencereye uzandım, patatesler için kare borcamı seçmiştim bile. Patatesleri dizdim, tencereyi hemen yanına bırakıp kaşıkla kıymalı harcı tek tek doldurmaya başladım.

Salçalı iç, pembe saten takımıma atlamasın diye dikkatle çalışıyor bir yandan da üzerimi kontrol ediyordum ama şarkı o kadar güzeldi ki çoğu an söylerken her şeyi unutup kendimden geçiyordum. İçim kelimelere akıyor, cümleler benimle şekilleniyordu resmen.

İki kişiydik diye çok yapmamıştım, toplasam dört yarım patatesti. Sonuncuyu da doldurduktan sonra borcamı ileriye itiyordum ki bir şey oldu. Şarkıya eşlik eden dudaklarım gerildi, derin bir nefes aldım, içimdeki kıpırtı dudaklarımı yavaşlatırken o… Serdar arkamdan belime sarılıp başını eğerek boynumu sıkıca öptü.
Gelmişti.

Ona sırnaştım, tek elimle kulaklığımı çıkartsam da müzik devam ediyordu. Elim karnımın üzerindeki eline indi, çıkarttığım kulaklığı ona takarken kendimden geçmiştim. Taktım, içim akarken sesim keyifle duyuldu; “Geel saklanacak bir yeer bulalım
İkimiz biiir, sen benim sırdaşım oool
Baaak ne kaldı inadından
Seni soludum dumanımdan
Sen benim yanlışım ooo oool.”

Huzurla eşlik ediyordum şarkıya, sanki bizim için yazılmıştı da Serdar tam zamanında gelmişti. O gelmeden evvel kokusundan anlamıştım ben de.
Sırtım göğsümde, bakışları bende o kadar huzurlu bir hali vardı ki bu biraz da gözlerimi utançla kapamama sebep olmuştu. Sesimden değil, bakışlarından. Anımızdan değil halimizden…

Nakarattan sonrası gelsin istemediğimden ufak bir dokunuşla müziği kapattım ve Serdar’ ın da yönlendirmesiyle ona döndüm. Sessizdi ama bakışları hiç susmuyordu bende. Yüzümü izler hali, gözlerime bakar hali… Bedenimi kucaklayıp tezgahın ilerisine oturttuğunda sarılmış, ben de sarılışına büyük bir ihtiyaçla karşılık vermiştim.

“Hoş geldin, erkencisin.” Başını salladı ama ayrılmıyorduk. Burnum saç diplerine sürterken kokusunu içime çekerek kollarımı boynuna doladım. “Seni özledim.” Ben de, evlilikle alakası yok insan sevince her an her yerde gözü sevdiğini arıyormuş.

“Korkmadın.” Öyle, sessiz gelmişti demek ki o da farkındaydı. Gülümseyerek “Cık.” Dedim. “Korkmam,” derin bir nefes aldım, içim rahatladı. “Senden önce kokun geldi çünkü.” Nerede duysam bilirim o kokuyu, geldiğini anladım. “Belki daha erken geldin bilmiyorum ama yaklaşınca anladım.” Serdar bu, belli de olmazdı.

Siyah kaşlarını, dudaklarını, gözlerini ve yüz hatlarını büyük bir sevinçle izliyordum. Geniş omuzlarına tutunarak onun bu halini içime çektim.
Dudakları gerilmişti “Biraz daha uzaktan izlemeliyim.” Kendi kendime homurdanışına kıkırdayarak ondan ayrıldım, ellerim ellerinde başım arkaya gitti. Yorgun görünüyordu ama bir o kadar da huzurlu.

“İyi misin?” Uzanıp yüzünü kavradım, onu kendime çekişime itiraz etmeyince dudaklarımızın kavuşması çok kısa sürdü. Sakin birkaç öpüş, Serdar’ ın ileriye gitme isteğine hafif geri çekilip mani oldum ama onu öpmekten asla geri durmadım. Öpüşlerimizin arasında, eli bacaklarımda “Serdar’ ım.” Diyerek gözlerinin içine baktım. “Ne oldu iyi misin?” kaşları kalktı.

“Yorgunum sadece.” Sesi de biraz garipti, sanki hem üşütmüştü hem hali yoktu. “Yaa.” Diyerek ciddileştiğim sırada ne yapacağımı bilemedim. “Hasta mı oluyorsun?” Bu beni korkutmuyordu, sadece çok üzülürdüm lütfen ona bir şey olmasın.

Bu defa gözlerini devirir gibi “Yavrum.” Diyerek bana sarıldı, başımı “Yorgunum sadece, uzanalım biraz geçer.” Derken öpmüştü. Birlikte mi? O halsizdi ama, birlikte uzanınca mı geçerdi?
Sorgulamadım bile.
Onun yerine başımı sallayıp mırıldandım. “Şunu fırına atayım gidelim.” Hiç önemi yoktu ama kalkınca acıkırdı, beklerken de aç kalmasına dayanamazdım.

Varla yok arası beni onayladı, “Fırına mı?” Evet, başımı salladım ama benden beklemedi. Kendi gitti, barcamı alıp fırına koydu ve istediğim ayarları yaptıktan sonra tekrar bana ilerledi.

“Aç mısın?” Endişeli hissediyordum, Serdar’ ı böyle pervasız görmek bana berbat hissettiriyordu.
Façalı kaşı kalktı, “Sana açım sana.” Derken yanıma ulaşmış ve beni tekrar kucağına çekmişti. Bacaklarımı beline dolayıp ona sıkıca sarıldım. Vardığımız yer salondu. O açılan L koltuk bizim için yatak olmuşken birlikte uzandığımızda Serdar’ ın başını bağrıma çekip öptüm.

“Uyu hadi biraz, uykusuz kaldın kesin.” Çok da konuşmak istemiyordum zaten başı ağrıyordu. Sesim bunun bilinciyle hayli kısık, dokunuşlarım ise onu rahatlatacak türdeydi.

Bir cevap vermek yerine elini kasıklarıma uzatmıştı. “Karnın ağrıyor mu senin?” Sıcak ve kocaman olan avcuna gülümsedim, sonra fısıltım duyuldu. “Hayır ben iyiyim, sen de iyi ol.” Onu öptüm, defalarca alnını, şakağını, saçlarını öperken Serdar’ ın yüzünü göremesem de dudaklarını bağrımda hissediyordum.

“Ben iyiyim zaten yavrum.” Fakat yorgundu, çok yorgundu hatta. Keyfim kaçtı, yüzüm değişti haline “Bir yerin ağrıyor mu?” Susacaktım söz, bir iki kelime daha konuşayım onu biraz uyutacaktım sonra karnı açsa doyuracaktım, sevecektim, ne isterse yapacaktım.

Boğuk sesiyle “Başım.” Der demez kaşlarım usulca “Hii.” Diye havalanmıştı. Tek kelime daha etmeden elimi başına götürdüm, parmaklarım şakağında usul usul dolanmaya başladı. Hiç konuşmadım, ağzımı açıp tek kelime etmeden başının ağrısının geçmesini beklerken onu sevdim, soluğunu boynumda hissettim hissi içime körükledi.

Uzun uzun şakaklarında, siyah saçlarında ve başında gezinen parmaklarım nihayet onu dinlendirmiş olacak ki sakin soluklarından uyuduğunu anlayabiliyordum. Öpüp kokladığım adamın başı ağrıyormuş, sevdiğinin canı yanınca ne kötü hissediyormuş insan. Şimdi öyle net anlıyorum ki onu; bende neler hissettiğini.. Canım sevgilim, bu haline dahi kıyamıyordum.

Çıplak bacaklarım pantolonuna karışmış, belim ortada, başı göğüslerime doğru, kollarım ona dolaşıktı. Ben ona dolaşıktım, bedeninin tenime temas etmesini her zaman çok seviyordum.
Kusursuz yüz hatları bendeyken koynumda oluşuna gülümseye gülümseye dokunuşlarımla onu uzun uzun sardım, sevdim, öptüm.

Ona sarıldığım yerde kokusunu içime çeke çeke severken bir ara gözlerim kapanır gibi olmuştu. Hal böyle olunca da yavaşça kalktım, mutfağa geçip sessizce pilav yaptıktan sonra pişme süresi dolan patateslerin üzerine kaşarları bıraktım. Ufak bir salata yaptığımda saat yedi buçuk civarıydı, masayı hazırlayıp yeniden salona geçtim.

Serdar uyanmış, uzandığı yerden çatık kaşlarla telefonuna bakıyordu. Birkaç saniye sonra dudakları arasından çıkan küfürle telefonu halıya doğru fırlatıp elini alnına kapattı. Bunalmış bir halde ayılmaya çalışıyordu belli. İlerleyip sessizce yanına oturdum, oturduğum gibi de yavaşça elini tutup yüzünden aldım. “Günaydın.”

Öfkesi beni görene kadardı. Tuttuğum eli yüzüme çıkarttı, yanağıma dokunarak boğuk sesiyle “Yavrum.” Deyince benim de tüm halim yumuşadı. Onu böyle görmek güzeldi; yeni uyanmış ve öfkeden yeni yeni soyutlanmış.
Eğildim, dudağının kenarını öptüğümde bana dolanan kollar aksine müsaade etmedi. Kalkamadım, ki bu kalkamamaların da en güzeliydi. Sanki zorla onda hapsolmak dahi bambaşkaydı.

“İyi misin Serdar’ ım geçti mi ağrın?” Burnum yüzünde, dudaklarım çenesinde sesim bana bile yumuşacık… Başını sallayıp dudaklarını yanağıma bastırdı. “Senin ellerime kurban olurum ben.” Ona yaptığım masajdan söz ediyordu, tatlı tatlı homurdandım. Ne olacak sanki canımı mı verdim? Ki bir an tereddüt etmeden verirdim de.

Derin bir nefes aldım, elim ince siyah kazağının dokusunda geziniyordu. Serdar sıcak bir adamdı, öyle çok üşümüyordu, hatta genelde üzerine bir şeyler giymesini ben söylüyordum. Bugün de deri ceketini geldiği gibi koltuğa fırlatmış ve yanımda bitmişti belli.

Onu tekrar öptüm, “Acıktın mı hadi yemek yiyelim?” Bu iri bedenle ilgilenmek hoştu. Onun yanında olmak ise ayrı bir haldi.
Kaşlarını çattığını hissedebiliyordum “Yapma şunu, benim seninle ilgilenmem gerekiyor hale bak.” Reglim diye mi? Oysa o dün benimle yeteri kadar ilgilenmişti bugün de iyiydim.

Bir heves “Saçmalama.” Derken doğrulmuş, yüzüm sakin yüzünü bulmuştu. Onunla ilgilenmek hoşuma gidiyordu, içim yumuşuyordu. Başımı yana eğdim, “Hadi yemek yiyelim kendine gel.” Acıkmıştım, eminim o da açtı.

“Hazan.” Deyip durunca gözlerim façasında, kaşlarında ve gözlerinde gezinip durdu. Bir adam nasıl bu kadar etkileyici olabilirdi? Normal duruşundaki katılık artık beni nasıl kokutmazdı ya da?

Bakışlarım efendim der gibiydi, yerinde doğruldu ve elimi tutarken başımı öptü. “Yavrum üzerini değiştirir misin?” Dizi çıplak dizlerime değiyordu. Bir an bize baksam da “Ben böyle, dokunamıyorum biliyorsun adetin bitene kadar yapmasan mı?” Deyişiyle ona döndüm.

Üzerimdeki açık pembe sateni çok seviyordum oysa, tabi elbette haklı olabilirdi. Dudaklarım kıpırdandı, “Serdar.” bana bakmayı ısrarcı ifadesiyle sürdürdü. “Hadi, üşüme hem. Bunların yarısı yok karnın ağrımasın.” Karnım ağrımıyordu kendimi iyi hissediyordum. Hem, dediğim gibi. “Ev sıcak üşümüyorum.”

Başını eğdi “Olsun, seni böyle gördükçe ben üşüyorum.” Anlayabiliyordum, benim için sorun değildi ama ona sorundu. Cinsel dürtülerden yana canı yansın istemediğimden haline gülümsemedim değil.

Ona biraz daha sokuldum, başım arkaya gitti. “Yanıyorum olmasın o?” Bilmiş halim ve alaycı yanım sadece ufak bir oyun oynuyordu. Bu oyun Serdar’ da ne kadar işe yarıyordu bilemem tabi ama “Yok,” derken boynuma eğilişiyle işe yaradığını fark ettim. “Biz onu seninle yapıyoruz. Sen yokken üşüyorum ben.” Serdar…
Birlikte derin bir nefes aldık, bu sırada dudakları boynumla omzum arasında gidip geliyordu. Kokumu içine çekti, bir elini yüzüme kapatıp beni sakince sevdi. Dakikalarca hoyrat diyebileceğim bir hamleyle öptü, kokladı, dokundu…

Dudaklarım ondaydı ve aylar geçmiş ama tenine değmek hala enfesti. İlk gün gibi deli bir heyecanla onda kendimi buluyordum. Bu heyecanlar biter mi, bittiğimde bizi ne bulur bilmiyorum fakat bitse dahi kollarında bulduğum güvenli huzuru bir ömür bilecektim o kesin.

“Ben gideyim üzerimi değiştireyim o zaman.” Saçları bana temas ediyordu. Varlığı, ondan bana geçen bir his, sahiplenme, benimseme içgüdü ve tamamen benim oluşu… Başını salladığı an kalkıyordum ki elimi bırakmadı.

Bir karışlık mesafemiz vardı. Dudaklarımız birbirine ufak bir adım kadar yakınken onu izliyordum, ne yaptığı konusunda bir fikrim yoktu ama “Tek başına nereye gidiyorsun?” Deyip boğuk sesiyle beni kucağına alınca keyifle şakıdım. “Serdaar.” Ayaklanırken beni kucaklaması hayli hoştu.

Daha ne olduğuna dair bir yorumda bulunamadan merdivenlere yönelmişti bile. Bedenimi dudaklarına doğru kaldırıp boynumu sıkıca öptü. “Ben giydireceğim seni.” Öyle mi.. Her zamanki gibi ilgiliydi, ki bu hoşuma gidiyordu. “Hmm, Serdaar.” İlk defa yeni evliler gibiydik, ki yeni evliydik zaten? Yani ilk defa bir düzene oturmuş gerçek evliliğimizin tadını çıkartıyorduk. Merdivenlerden çıkarken usul usul salladığım bacaklarım ve ben bunun keyfini yaşıyorduk.

Üçüncü kata çıktık, kıyafet odasında beni yere bıraktığında “Güzel bir şeyler giymek istiyorum ben.” diyordum. Gerçi dolabımda çirkin bir şey de yoktu, güzelden kastım; güzel.

Kolunu omuzlarımdan çekmeden tam önümüzde duran civcizli pijama üstümü çekip aldı. Bu güzel değildi işte tatlıydı ama Serdar seçince itiraz etmeden gülümsedim.

Bana uzattı, aldım “Altıma tayt istemiyorum daralıyorum çok sıcak oluyor.” Şimdi de daha pijama tarzı bir şeydi istediğim. Serdar “Tamam yavrum.” bu defa pijamamın altını çıkarttı. Gözlere biraz daha baktı durdu, sonunda bana dönüp satenimin uçlarını tuttuğunda hareketlerine ayak uyduruyordum.

Kollarımı kaldırdım, satenimi çıkartıp pijamamı giydirdi ve daha sonra şortuma uzandı. Birlikte çıkarttık, sarı civciv desenli pijamamı giydirdi ve bunu yaparken eli sürekli bende, ben ise dizlerinin üzerine eğildiği yerde sırtına tutunur vaziyetteydim.

Sonunda sessizce yukarıya kalkarken elleri bedenimde gezindi durdu. Bana dokuna dokuna doğrulduğu yerde ona kollarımı uzatmamla tekrar kucağındaki yerimi almıştım.

Alt kata indik, inerken merdivenlerde beni kendine bastırdı durdu. Başımı öptü, dudakları burnuma gitti, şakaklarım, benim dudaklarım onun yüzünde… O kadar huzurluydu ki konuşmadık, tek kelime etmeden uzun uzun birbirimizi sevdik. Sonunda ikimiz de mutfağa gelmiştik.

Keyifle “Ne yaptın?” Derken üstü kapalı tenceredeki çorbaya doğru ilerlemişti. “Gerçi patatesi yaparken gördüm ama.” İzlemiş işte belli ama dert değil. Ondan artık utanmıyordum, umursamadım, hatta keyiflendim. “Beleş konser diyorsun yani?” Masadan aldığım kaselerde onun yanına geçmiştim.

Yan yanaydık, usulca bana döndü, “Herkesten bir farkım vardır diye düşünüyorum.” Diye diye elini yanağıma çıkartmıştı. Tenimi okşadı, sırıttım “Elbette, kocam olduğun için durdurup dinleme ve başa sarma özelliğin var.” Benim aksime bu tabir onun çok da hoşuna gitmemişti belli.

Burun kıvırır gibi oldu, kaşları çatıldı. “Senin hakkında böyle düşünmek,” arkama geçip kollarını karnıma doğru sardı, “Pek hoş değil yavrum.” Başımı öptü, ardından derin ve güzel bir nefes. “Ama evde böyle bu hallerini izlemek çok güzel.” Biliyorum ben kendimle alay edebiliyorken onunla bunu yapamıyordum çünkü Serdar için kendime olan hislerimden daha değerliydim.

Karıştırdığım çorbayı kaselere boşaltmaya başladım. “Evde yemek yapman gerekmiyor.” Kaseyi doldurmuştum, onaylayan ama çok da oralı olmayan mırıltım eşliğinde elimdeki dolu kaseyi alıp kenara koydu. Ben de diğerine geçtim. “Tabi yemeklerine bayılıyorum o ayrı.” Biliyorum sevgilim biliyorum.

Kendime daha az koyduğum kaseyle onu da diğerinin yanına bırakmıştım “Seviyorum.” Deyip başımı arkaya yasladığımda ona bakmam güçtü, gözlerimi kapattıp sadece gülümsedim. “Seni seviyorum, senin için bir şeyler yapmayı da çok seviyorum.” İnsan sevince her şeyi yapıyormuş, nasıl en yakın arkadaşın için çabalıyorsan kocan ve ailen için de aynıydı.

Eğildiğini hissettim, ardından dudakları sıkıca yanağıma inmiş ve beni daha da sarmıştı. “Sana kurban olurum lan.” Isırmaya başladı, dişlerini yanağımın üzerinde hissedince “Yaaa.” Dedim ama geri çekilmeden ona daha da yaslandım.

Isırması da bir ayrı hoştu, canım da yanmıyordu dudaklarının üzerinde gezinmesi içimdeki haylazı dürttü. Kıkırdadım, “Serdaaar.” Uzun uzun sevdi, sonra ısırdığı yeri öptü, o bunu tekrar tekrar yaparken ben kendimi dünyanın en şanslı kadını gibi hissediyordum. Mis gibi kokuyordum, evrenin en güzel en hoş kadınıydım sanki; tekmiş gibi, bambaşka gibi… Ve bunu bana Serdar hissettiriyordu, her şeyin farkındaydım; ben çok güzel bir adama aşık olmuştum.

Daha sonra birlikte masaya ilerledik. Yemek yedik, mubahhet ettik, sürekli ona temas halinde olduğum bu anlar her zamanki gibi beni mutlu ederken keyifle “Başkan nasıldı?” Deyiverdim. “Normal.” Bu ara herkes Serdar’ ın da dediği gibi normaldi, tek düzeyde güzel bir hayat sürüyorduk. Annem keyifli, babaanne ve dede keza öyle. Sena ve Azat bir tartışmanın içinde normal ilişkilerini sürdürüyordu.

Çorbamdan bir kaşık daha aldım, “Emir sanki keyifsiz gibi. Var mı bir bilgin?” Ara ara gidip geliyordu, tıpkı Dilan gibi tarafımca onu da çözmek pek mümkün değildi. Yine de Serdar’ ın bu konuda bizden iyi olduğunu düşünüyorum, yani en azından bir fikri vardır.

Biten tabağına uzanıp hareketlendiğimde “Otur yavrum sen.” Diyerek ayaklandı. Kendi yemeğini kendi alacaktı, “Emir’ le ilgilenmiyorum.” Derken borcama yönelmişti bile. Tabağa patatesten aldı.

Onu izlerken kaşlarımı çatmıştım. “Neden?” Emir’ le neden ilgilenmiyordu araları düzeldi sanıyordum?

Sırtının bana dönük oluşunu izliyordum. Koca vücudunda kolları bu defa da pilav için hareketlenmişti. “Çünkü ilgilenirsem bir pislik çıkacak Hazan biliyorum. Sen de sorma bence, konu hiç açılmadan kapansın.”

“Neden sinirlendin ki şimdi?” Oysa az evvel gayet keyifliydik, sadece bir soru sormuştum.

Bana döndü “Kapat konuyu.” Kendi tabağını bırakıp benimkini aldığında sadece ne yaptığını izliyordum. Ona ulaşmak bazen zor oluyordu, düşüncelerini kendi için benimle paylaşmıyordu ve ben böyle anlarda tam olarak ne yapacağımı pek bilemiyordum.

“Konuşamayacak mıyız bir şey?” Bu onu olduğu yerde durdurmuştu. Bana yan dönüktü ve böylece çenesinin düşünceyle oynadığını görebiliyordum. Haklıydım, Serdar’ la konuşamayacaksam kiminle konuşacağım?

Yeniden hareketlenip masaya yöneldiğinde onun aksine gözlerim üzerindeydi. Tabağı masaya koydu, “Yavrum.” Diyerek de yanıma oturdu. “Gel böyle.” Hep böyle oluyordu, gel böyle diyerek beni kendine çekiyordu ve ben o güzel tonlamayla ona gidiyordum.

Yan yana olmamızla sıkıca sardı beni, “Ben seninle her şeyi konuşurum da… Bu mevzu; konusunu açmak istemediğim bir şey. Çünkü altından ne çıkacağını tahmin edebiliyorum tahminim doğruysa da çok sinirlenirim. Sorma lütfen.” Onu, sakin sakin kurduğu cümleleri ve kelimeler arasında dolanan zihnini anlıyordum. Muhtemelen tahminlerimiz birbirine yakındı ama Serdar’ ın tepkisi bana göre değildi. Yani tüm bu olan bitene karşı -ki doğruysa- ben aynı şeyleri düşünmezdim.

Başımı ufak bir “Tamam.” İle salladım. Ne olacaksa olsun zaten yakında kokusu çıkardı.
“Seni seviyorum, sana bakınca sinirlenemiyorum ama başkası için gerilmek de istemiyorum.” En aza, minimuma yani… Öyleyse onu anlayabiliyordum, başımı tekrar bir anlayışla salladım, “Tamam sevgilim.”

Konuyu kendi içimde de dilimde de kapatırken tabağıma dönmüştüm. “Çok koymuşsun Serdar.” Eli hiç aza gitmiyordu ki. Yerinden kalktı, yanağımdan bir makas alıp çaprazımdaki sandalyeye geçti, “Yersin çok değil o.” Epey çoktu, “Pilavın yarısını sana veririm.” Tabağımdan yemek yiyordu, keza aynı şekilde onun yemeklerinden yiyordum, aynı bardaktan bir şeyler içiyordu. Aksiyle ilgili bir sorunumuz olmadığından bu kadar rahattım.

“Sen önce bir ye de.” Deyip tabağımı işaret edince yanaklarımı şişirir gibi oflayıp tabağa döndüm. “Annemlere köfte et falan yollamışsın. Tutturdu hafta sonu gelin birlikte yiyelim.” Serdar’ ın özel kasabı vardı, etden de anlayınca konu bu hali alıyordu.

Yemeğiyle ilgileniyordu, birkaç yudum ayran içip bana döndü. “Onlar bize gelsin mangal yapalım.” Hava çok soğuktu ama epey keyifli olurdu. Bir heves başımı salladım, “Sena’ yla Azat’ lar da gelir.” Hep birlikte güzel bir gün geçirirdik. Serdar’ da beni onaylayınca “Aa.” diye doğruldum.

“Hamza’ nın annesiyle babası da gelsin.” Ben kalabalık ortamları severdim, hatta gelme imkanları asla babaanne ve dedeyi de çağırırdık ama onlar gelmez bizi konağa beklerlerdi.

“Ayarlarız yavrum.” Çok garipti. Evlenip bir aile olmuştuk ve insanları evimize çağırıyorduk, birlikte planlar yapıyorduk. Ki bunlar bana çok öte anlardı, şimdi Serdar’ ın da dahil olduğu, hatta onun düzenlendiği bir mangal planının ortasındaydım, karısı olarak.

“Ama ben çıkmam hava çok soğuk Serdar.” Bu kar kış kıyamet asla eve gir çık yapamam o soğukta.

Yemeğini yiyordu, kaşlarını çatıp kaşığındaki patatesle kıymaya baktı. “Bu ne güzel olmuş böyle kız?” Kız mı? Serdar beni bazen cidden şaşırtıyordu.

Ona gülümserken kolunu omzuma dolayıp beni kendine çekti ve alnımı öptü, “Mis gibi olmuş, çok güzel.” Şımardım, utandım, başımı keyifle arkaya yaslayıp onunla göz göze kaldım. “Hııı.” Böyle beni izleyince de bir garip oluyordum, biri yemeklerimi beğenince utanıyordum çekiniyordum.

“Afiyet olsun.” Kaşları kalkar gibi oldu, utandığımı anlamış olacak ki “Ayrıca seni dışarıya çıkartan kim?” Diyerek konuyu değiştirdi, bu süreçte birkaç saniye boyu gözlerime bakmıştı. Gülümseyip dudak büktüm, kimse?

Baktım olacak gibi değil “A aaa Serdar ye hadii,” diyerek kolunu üzerimden indirdim. “Bakma bana öyle.” Hala nasıl bakıyordu akıl işi değil. Keyifle gülümsedi, eliyle yanaklarıma uzandı ve dudaklarımın büzülmesine sebep olan bir tutuşla “Kızardın, kıyamam sana.” Deyip bir araya gelen dudaklarımı öptü.

…….

Gönderen; Özkan
Mesaj; Gülü anladık, Alper’ i duyduk hadi Yelizle aran neden bozuldu?

Gönderen; Özkan
Mesaj; Hazan bu kadar yakınken birden ortadan kayboldun. Aramadın sormadın bir de üzerine bizden kaçar gibi numaranı değiştirdin.

Gönderen; Özkan
Mesaj; Bizim bir dostluğumuz vardı farkında mısın abi? Evlenmişsin haberimiz yok. Taşınmışsın falan bir vedayı da çok mu gördün?

Gönderen; Özkan
Mesaj; Bize karşı nasıl bu kadar vefasız olabildin aklım almıyor seni o kadar seviyordum ki gerçekten aylardır şoktayım

Gönderen; Özkan
Mesaj; Seni bir dostum olarak çok seviyordum Hazam. Hala seviyorum, seviyoruz o başka

Gönderen; Özkan
Mesaj; Arayıp rahatsız etmek istemedim ama dayanamadım bari yazayım dedim. Onca anımız varken insan böyle habersiz çekip gidemez

Haklıydı.
O kadar haklıydı ki Özkan’ a karşı hiçbir şey diyemezdim ama o da yaşananları bilmiyordu, Serdar’ ı tanımıyordu. Özkan gerçekten haklıydı vefasız olan bendim ve şimdi ne yapsam olmazdı. Aylar geçmiş, ekrana bir bir düşen mesajlar beni geçmişe götürüp vefasızlığımla ezmişti.

Serdar kızar diye ulaşamadığım tüm dostlarım için üzgündüm, bunları onlara anlatamazdım ve eminim ne yapsam da affedilmezdi. Tabi şimdi tüm dengelerin bozulduğunu düşünüyordum, Serdar daha anlayışlı bir adamdı. Müsait bir zamanda onunla bunu konuşurken umuyorum ki arkadaşlarımla görüşmeme aksi bir tavır sergilemezdi.

Bacak bacak üzerine attım, parmaklarım klavyede gezindi.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Haklısın Özkan özür dilerim gerçekten çok üzgünüm.

“Ne oldu?” Bir başkası seslense cevap vermezdim ama Serdar’ ın tınısı beni anında ona çevirmişti. “Ne oldu?” Dedi tekrar düz sesiyle. Kaşı ellerimdeki telefonu işaret etti, “Kim yazıyor?” Bunu ona söylemek istemiyordum. En azından henüz, çünkü ardını biliyordum ve tartışacak halim yoktu.

Gözlerimi gözlerinden kaçırmadım, “Sena, bir şeyler anlatıyor.” Sesim bana bile sıkıntılı gelmişti ama elimde değildi Özkan’ ın yazdıkları haklı olarak içime oturmuştu.

Televizyonun sesini kısmış, tüm dikkatini bana vermişti. Neyse ki otururken gelen mesajları görüp koltukta biraz ileriyi tercih etmiştim. O memnun değildi tabi, kaşlarını çatmış ve elindeki kumandayı “Niye oraya oturdun?” Derken hafif sallamıştı. “Gel yanıma.”

Dudak büktüm, “Konuşuyorum ama Sena’ yla.” Biz hiç ayrı oturmazdık ki, ben de istemiyordum ama işte… Kaşları kalktı, ayrı oturmama sinirlenmişti biliyorum.
“Bakmıyorum mesajına gel dedim.” Bir an bir sorun çıkmayacağı konusunda eminleştim. Sena diyordum, özel olduğunu düşünürdü illaz ki Serdar hiçbir zaman Sena ve benim özelime giren bir adam olmamıştı.

Sonunda yerimden kalkıp yanına oturdum. Yan yana olmak bana her zaman çok güzel bir güven getiriyordu. Yine her an, aklımın aldığı bir duygu değildi bu.

Böyle yan yana sakin bir çifttik, ilerideki televizyonda penaltı atışı yapılıyorken başımı bağrından hareketlendirip ona bir kedi misali sokulmuştum. Dakikalarca sakin kaldık, ben bir yandan arar ara Özkan’ la mesajlaştım.

Kolunu omuzlarımdan geçirip beni çoktan sarmıştı, bacaklarını açıp daha rahat bir hal aldığındaysa onu duydum. “Ne karıştırıyorsun sen?” İnan ki hiçbir şey.
Omuz silkerek inkar ettim, “Ne alaka ne karıştıracağım?” bu onu bir an duraksatsa da irdelemeyip maçın sesini açtı. O yine televizyona yöneldi, ben parlaklığı minimuma indirip mesaj gelen ekrana.

Gönderen; Özkan
Mesaj; Yazman bile büyük şeref ßaşardım hayret nasıl oldu da yazdın?

Utanıyordum, mahçup hissediyordum.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Özkan haklısın ama yapma beni biliyorsun. Olmadı yazamadım işte.

Yazıp yazıp sildim, yazıp yazıp sildim. Bir dönem çok karışıktım dedim sildim, kocamı bilmiyorsun dedim vaz geçtim. Ne yapsam olmadı, ne yazsam bilemedim ama onun gönlümü almak istiyordum.

Gönderen; Özkan
Mesaj; Herkes değişirdi de sen değişmezdin sanıyordum. O mahallede yaşadıklarımız unutulmazdı bence çok erken satışa geldik

Ben kimseyi satmadım. Hem, elbette unutulmazdı her biri aklımdaydı. Özellikle de son dönenler; balkonda oynadığımız okeyler, sokaktaki voleybollar. Üstelik her biri yeniydi, Serdar varken yaşanılan şeylerdi. Biz yirmi küsür yaşındaki bir grup arkadaş çok güzel anılar biriktirmiştik.
Sadece ben ait kalamamıştım.

Gönderen; Özkan
Mesaj; neyse yolun açık olsun eyvallah

Ben onları unutmak istemiyordum. Aramızdaki bağ böyle kopsun istemiyordum çünkü her birini çok seviyordum. Okulda da en çok bu yüzden kimseyle arkadaşlık yapmıyordum; Bursa’daki anılar, gerçek dostluklar bende bambaşkaydı.
Hiç kimse onlar kadar güzel ve gerçek değildi.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Özkan söyleme şöyle yaa. Yarın ararım konuşuruz söz

Neyse ki bu gece maç vardı, en azınsan Serdar’ ın aklını oyalayıp tüm dikkatini üzerine çekecekti. Bir yanım dikkatliyken öbür yanım fazla aceleciydi, aceleci yanım ise insanların kırılgan yanına koşuyordu.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Sizi unuttuğum yok, inan her gün illa aklımdan geçiyorsunuz ama bir adim atamadım hiç

Kocamı sevmekten, özlemekten vaktim kalmadı.

“Neden yalan söylüyorsun?” Serdar’ ın sesiyle birden başımı kaldırıp mesaj kısmından refleksle çıktım. O ise hala televizyona bakıyor ama hafif çattığı kaşlarla da benden bir cevap bekliyordu belli. Yavaşça bana döndü, ona fırsat vermeden kendimi aklar gibi “Çünkü tepkinden korkuyorum.” Dedim.

“Özkan benim çok eski arkadaşım. Onu, onları seviyorum ve özledim. Kırılmış haklı olarak, konuşmak istiyorum ama tepkinden korkuyorum.” Patır patır dizdim sözleri, o da yüzüme ifadesizce baktı durdu. Sanki söylediklerim onun için bir şey ifade etmiyordu ama yine de beni dinliyordu. Tüm bunların yanında ise duygusuzluğu beni sonralardan bir miktar korkutmuştu.

Sonunda sakin sakin “İyi.” deyip yeniden televizyona döndü. “En azından nasıl bir tepki vereceğimi biliyorsun.” Anlaşılan ne yazık ki sözlerim onda bir etkiye sebep olmamıştı. “Konuşacağım.” Diye devam ettim, başını salladı. “Olur.” Öyle bir diyordu ki gel de konuş şimdi.

“Bunları konuşmuştuk Serdar, değişeceğini söylemiştin. Alt tarafı arkadaşlarımla görüşeceğim.” Birkaç erkek arkadaşım, kız arkadaşım.
O kadar ifadesizdi ki, sanki öfkesini kontrol altında tutmaya çalışıyordu. “Ben sana değişeceğim dedim gavat olacağım demedim. İlla arkadaş istiyorsan Emir var, Tuğrul var, hatta Azat bile var.” Ama onlar aynı şey değildi ki… Derin ve sıkıntılı bir nefes aldım, bu konuda fazla kararsızdım.

O sırada telefonum yeniden titremeye başlamıştı fakat bu defa ses daha uzundu, bir aramaydı belli. Birlikte ekrana döndüğümüzde Tayfun’ un adını gördük. Aynı refleksle telefonu karnıma kapattım. Hiddetle kıpırdandı, “Hazan.” kolunu üzerimden çekti ve telefonuma uzandı “Ne lan bu biri duruyor biri arıyor.” Sesi bir şeyi, bir sebebi ve bir anı azarlıyordu. Öfkesinin farkındaydım, onu ileriye götürecek ne varsa şu an yaşanıyordu.

Telefonu ona vermemek adına iki elimle tutup “Ya okuldan,” dememle daha da bağırdı “Ben yokken de böyle mi bunlar?” Zaten kabaydı sesi, bu hali beni korkutuyordu.

Kaşlarım hafif çatıktı ama bu onunkinin aksine öfke değil başka bir şeydi. Yardım diliyordum, anlayış… Kendimi almadım, “Hayır ya.” Sesimle telefon titredi, Serdar zorla telefonu çekip aldı ellerimden, kilidi açıp peş peşe gelen mesajları açtığındaysa ekranı ben de görebiliyordum.

Gönderen; Özkan
Mesaj; Tamam bakarız.

Gönderen; Özkan
Mesaj; Senden beklemiyordum. Vefasizlığın da özrü olmazmış koca meraklısı çıktın resmen

Gönderen; Tayfun
Mesaj; Hazan yanlışlıkla aradım kusura bakma

Özkan iyi bir arkadaştı ben bunu biliyordum. Bazen uçarıydı ve ne dediğini tam da bunun gibi bilmez, insanı sinir ederdi. Ben öyle diyordum ama Serdar aksiydi işte, birden. “Öldürürüm.” Diyerek sancılı, kaba bir soluk verip bana döndü.

Telefonu elime kıstırmış, işaret parmağını yüzüme kaldırdı. “Lan bak Allah belamı versin öldürürüm bunları Hazan. ” Bana asla bir şey yapmazdı biliyorum ama konuşması bile can sıkıydı.

Hadi Özkan’ ı geçtim Tayfun, “Yanlışlıkla diyor.” Dememle kısık ve tedirgin sesimin aksine telefonu koltuğa atar gibi bırakıp bana döndü. “Koca meraklısı ne lan! Sikerim senin arkadaşını! Ben neden yanlışlıkla kimseyi aramıyorum!” Bir de Özkan’ ın ağzı da çok bozuktur, şansa bakalım ki daha açık seçik bir şey yazmamıştı.

Gözleri beni yeterince korkutuyordu. Yanıma atar gibi bıraktığı telefonu alıp birden ayaklanmamla sesi daha gür çıktı. “Otur şuraya!” Arkamdaydı, bana değen bakışları neyse ki görmüyordum.

“Hazan cevap vermiyorsun, bak senin için duruyorum zaten. Bir kelime daha ileriye giderse giderim, komalık ederim onu.” Gidişimden mi bilmem ama daha sakin geliyordu sesi. Yine de konuşmak istemiyordum sağlıklı bir iletişimimiz olmazdı.

Adımlarımı hızlandırıp odaya çıktım, yatağa yatıp yorganı başıma kadar çektiğimde gelmediğine eminim. Bir süre ayrı kalırsak ikimize de iyi gelecekti bence, ona kırılmamıştım ama moralim bozulmuştu.

Ayrıca yatınca anladım ki hem yorulmuşum hem de dinlenmeye ihtiyacım vardı. Aklımdan bir şey geçmiyordu, küs de değildim. Ben şimdi kalkıp aşağıya gitsem ve kucağına uzansam biliyorum ki bir şey demeden sarılırdı ama mesele o değildi işte.
Mesele tam olarak neydi hoş onu da bilmiyorum ya.

Sağıma döndüğüm yerde yastığın ucuna kıvrılmışken uzun uzun düşündüm. Kendimi onun yerine koydum, ne hissederdim bilemedim ama ben de çok kıskanç bir kadındım bu netti. Serdar ise öfkesi sonucunda ağır şeyler yapabilecek kadar kıskanç bir adamdı bunu artık iyice kabullenmem gerekiyordu ama işte insan bazen başka yönlere gitmek istiyordu.

O kadar daraldım ki konudan bir yerden sonra aklımdan uçup gitti ve geriye sadece kasıklarımdaki sızı kaldı. Midem de sanıyorum ki stresten hafif bulanmaya başlamış, içim sıkılmıştı.

Kapı açıldı, Serdar’ ın gelişini anlasam da ne gözlerimi açtım ne de yerimden kıpırdandım. Birkaç saniye sonra yatağın bir tarafı hafif çökmüştü, aynı saniyelerde elini karnıma dolayıp beni kendine çekti.

“İyi misin?” Sanki hiç o anları yaşamamışız, biz o masadan kalkıp buraya gelmişiz. Soruya gelecek olursak sadece yorgundum, uzun uzun dinlenmek ve sabahında derse gitmek istiyordum.

“Karnım ağrıyor, hafif midem bulanıyor.” Eskisi gibi değildim önceden saklardım şimdi bir sorunum olduğu gibi Serdar’ a gidiyordum ve aramızda ne olursa olsun ona sadece bir adım kadar uzaktaydım.

Beni iyice kendine çekip şaşırmış halde “Ne zamandır?” Deyince mırıldandım. “Yeni, az önce.” Sırtım göğsündeydi, bacaklarım bacaklarına karışıyor, eli yerini yokluyordu. Birazdan illa ki geçerdi çok da sorun etmiyordum ama can yakıyordu işte.

O başımı öperken ben derin bir nefes aldım, diğer eli alnıma çıktı. “Bir şey yapmamı istiyor musun?” Ne yapabilirdi ki? Kaşlarımı olumsuzca kaldırdım. “Cık.”

Soluğunu işittim, kasıklarımdan neredeyse kadınlığıma inen sıcak eli beni okşuyor, seviyor ve sarıyordu. Dediğim gibi iyi hissediyordum öyle büyük bir şey değildi, bu sebeple yavaşça ona dönmek istedim, anlayınca elini kolunu çekip yardım etti.

Döndüğümde beni tekrar sarmıştı, ki ben zaten bunun olacağını biliyordum. Elini belime yerleştirdi, sanki sancım oradaymış gibi hareketlenen parmakları hoşuma gitti.

“İyi misin? Hastaneye götüreyim seni Hazan.” Sürekli bu seçenek, “Bakkala götürür gibi hastane diyorsun Serdar, istemiyorum daha beter yollarda perişan olacağım.” Gittiğimizde sıra beklemiyorduk ama oranın havası ve yolu bile yoruyor insanı.

Göğsünü kabartan derin bir nefes, ardından oflaması.. “Tamam yavrum.” Boşta kalan eli bu defa da yüzüme çıkmıştı. Elinin tersiyle ateşime baktı, sonra alnımı sıvazlayıp öptü. “Sana kızmıyorum ben, tepkim sana değildi. Üzdüm mü seni?” Biliyorum, beni böyle seven bir adam öyle kıramazdı zaten. Üzerime de alınmadım eskiden olsa bunu epey dert eder, alınır ve kahrolurdum ama şimdi sadece duruma biraz üzülmüştüm o kadar.

Dert de değildi, konuyu açmak istemedim, belki daha sonraydı. Onun yerine mırıldandım. “Midem bulanıyor, sonra.” Ne kadar az konuşursam o kadar iyi olacaktım. Biraz sessizlikle birlikte üzerimde gezinen el bana iyi gelecekti.

💎



17 Nisan Cumartesi/
Urfa

Toprakla uğraşmak çocukken de içime iyi gelirdi. Sanki bilmediğim bir yönümü açar, beni bambaşka bir dünyaya dertsiz tasasız yolcu ederdi. Ölüm gibi, yeniden doğuş ve tüm sızılardan kurtuluş gibi.

Hele yağmurdan sonra gelen o yumuşak kokusu… Genelde olduğu gibi benim da can alıcı noktamdı, bahar yeni başlangıcı bana bu kokuyla anlatırdı ve ben bu kokuyla dünyaya neden nasıl geldiğimi anımsardım. Nisan ayı, kasım ayı; hayatımın en uç en güzel aylarıydı ama bu sevginin sebebini asla anlamlandıramıyordum.

Nisan baharı getirirdi, kasımda da aşk başka derlerdi, ben başka bir sebep bilmezdim.

Yine bir nisan ayı, ömrümün yirmi dördüncü baharıydı. Ya da düzeltiyorum; yirmi beş olmuştu artık. Fakat o kadar umursamıyordum ki birkaç gün evvel deyim yerimdeyse eve hediyeler yağana kadar bunun farkında değildim.

Sekiz nisan, tam dokuz gün önce hep beraber doğum günümü kutlamıştık Ayça bile gelmişti o gün. Sena, Azat, Dilan, annem, Ayça, Ayça’ nın kuzeni Batu ve annemlerin sitede oturan birkaç kız arkadaşım daha. Tuğrul gelememişti okulu vardı.
Serdar yoktu.
Emir yoktu.
Başkan yoktu.

Bu konuda hiçbir şey söylemek ve düşünmek istemiyordum çünkü zaten özlemim burun direğimdeydi.

“Ya her yerim toprak oldu ölecek miyim toprak ana mı oldum belli değil.”
Dilan… İsyan eden sözleri beni bir kıkırtıya iterken küpeli çiçeğimin toprağımı düzeltip güle oynaya yanına doğru ilerlemeye başladım. Sena hemen yanında gülerek kendine zeminde bir yer edinmişti bile. “Ben sevdim bu toprak işini. Tüm negatifi çekti aldı üzerimden, bir süre Azat’ cığıma cırlamam.”

Hali hoştu, Dilan bir şeyler söylerken Sena’ ya tatlı bir mimik yaptım.

Biraz sonra yaprakları üzerinde bir defne ağacı dikecektim, bu ara ilgimi fazlasıyla çekiyordu içimden bir ses bu ağacı dikmem konusunda fazla ısrarcıydı, bir de son dönemler garip hissediyordum. Sanki bir felaketi…-

Gözlerimi kendi devirip derin bir iç çekerken düşüncelerimden kaçıp dikeceğim yerin hemen yanına oturmuştum. Kızlarla aramızda az bir mesafe vardı, onlar da renkleri belli olmayan ve açtıklarında bize sürpriz olacak gül fidanları dikiyorlardı.

Haliyle üstümüz başımız batmış, her yerimiz toprak olmuştu ama bir yerden sonra umursamamaya başlamıştık. Hatta Sena tüm bahçede çıplak ayakla geziniyordu.

Dilan tam karşımda benimle birlikte yere oturup elinin tersiyle alnını sıyırdığında bakışlarımız ondaydı. Başını göğe kaldırdı, “Ne güzel, benim fayda görmem için gömülmem lazım.”

Buralarda kimse olmadığından saçı açıktı ve üzerimde tatlı bir tulum vardı. Birkaç saattir bahçede olduğumuzdan da epey yorulmuştuk ama çok güzel şeyler dikmiştik.

“Gömelim.” Diyerek avcumdaki toprağı ona doğru savurdum. “Şu yana yat ziyaret etmesi kolay olsun.”

Başını salladı, “Güllerin arasında olayım, arada cesur gelip üzerime işesin.” Hafif gülüyordu, bu konuda bir ciddiliği yoktur umarım ama Sena “Allah korusun. Cesura gerek yok ben işerim.” Deyince ona epey güldü. Ben de birden “Senaa.” Diye yükselip biraz ot yoldum, sırıtıyordum. “Salak kız.” Kelimeleri aykırıydı, ona şaşırıyordum. Yoksa komikti şimdi ne diyebilirim.

Dilan derin bir nefes aldı. Elinde bir yaprak, omuzları düşmüş yavaşça bize döndü. “Ya ben size ne diyeceğim.” Dudakları hafif gerilmişti, söyleceği her neyse hoş bir konuydu belli.

Bacaklarımı uzattığım çimlerde bir bacağımı diğerinin üzerine attım, Sena da o sırada kalkıp ikimizin arasına doğru üçgen olacağımız şekilde oturmuştu.

Bakışlarım yeniden kendine güneşin bağrında her edinen Dilan’ a kaydı, ofladım. “De artık kurbanın olayım, kaç aydır babaannenin üzerine yemin mi ettin kızım yaa.”

Aylardır asla tek kelime etmiyor, ısrarımıza rağmen bize neyi olduğunu söylemiyordu. Tabi bu süreçte biz de anlamıştık ki Dilan’ ın ağzı herkes için fazla sıkıydı, ona korkmadan bir sır verebilirdik. De işte bizde de sır yoktu herkesin her şeyi ulu orta meydandaydı.

Bize yönelmişti, sakin sesi duyuldu. “Ben birini unutmak için başka biriyle sevgili oldum, cinsel olmayan bir ilişki yaşadım.” Evet biliyorduk, günler önce de doğum günümde ayrılmışlardı.

Sena atıldı “Biri kim?” Gözlerimi Dilan’ dan almayıp hızla cevap verdim “Birikim.” Sonra yüzümü ekşittim. “İğrençti sory. Ee.” Daha ciddi olmam gerekiyordu, çünkü zor da olsa kendini açacaktı Dilan.

“Bakın size güveniyorum, aramızdaki samimiyete çok güveniyorum. Bunu o kişiye söyleyip beni utandırmayacağınıza emin olduğum için anlatıyorum.” Sözünü kesmemek için bir cevap veremiyorduk ama mimiklerimizle bunu belli ediyorduk. Başımı elbette der gibi hareketlendirdim, asla onu üzecek hiçbir şey olmazdı.

Derin bir nefes aldı, “Ben bir buçuk sene önce gördüm onu.” Onu derken o kadar zorlanmıştı ki kaşlarımı çatmıştım. Hali çok garipti, bir sıkıntıyı içinde büyütüyordu atamıyordu sanki. O sıkıntı öyle bir yer edinmişti ki Dilan’ a, kendi için yer açmıyordu sanki.

Gözleri çimene daldı, sesi boğuklaştı. “O görmedi, gördü ama görmedi. İlgisini çekmedim. gölge gibi gelip geçtim her seferinde yanından. Ama ben onu metrelerce öteden gördüm hep. Çok önceden beri seviyorum yani. Ki seviyorum da diyemiyorum bakın haddim değil ağzıma sığmıyor, gerçekten haddim değilmiş gibi geliyor, sadece durumu belli etmek için diyorum.”

O kadar sessizdik ki çıt çıkmıyordu aramızda. Sena’ yla pür dikkat Dilan’ ı izliyorken kelimelerini zihnimde iyice yoğuruyordum.

Onu anladığımı fark ettim, bir nevi.

“Serdar abimin yanında gördüm defalarca. Azat abimin yanında gördüm, alışveriş merkezinde gördüm. Onun kaldığı apartmanda arkadaşım oturuyor apartmanda gördüm. Hepsi çok öncedendi, ellerimde doğum günü pastasını üflemeden çok önce.” Son cümlesiyle bende eksik kalan o koca taş büyük bir gürültüyle yerine oturmuştum ki Sena birden “Hiii!” Dedi. Öyle bir hal ama, sanki bir yeri yanmıştı. “Ay Emiiiir.”

Elleri ağzına kapanmış, gözleri olabildiğince açılmıştı. Sena çok şaşkındı, benim ise içime öyle bir oturmuştu ki olay şaşıramıyordum bile. Dilan’ a o kadar üzülmüştüm ki gözlerim doluvermişti birden.
Demek çok önceden…
Yeliz’ den de önce, Emir ilk Urfa’ ya geldiği zamanlar.

Bir şey yapmalıydım sanki. Dilan susarken bizim için açtığı o boşluğu can sıkan birkaç kelime dizisiyle tamamladım. “Sonra o seni görmedi, başkasıyla birlikte oldu. Yeliz’ le.” Aslında ona ne söylemem gerektiğini bilemiyordum ama donuk sesimden sadece bunlar çıkmıştı ve Dilan da başını hafif sallayıp daldığı yerden beni onaylamıştı.

“Görülmemek çok kırıcı bir duygu, yani gözünün önündeyken.” Tabi ki tabi ki öyle. O hisler aşksa hele, ki hala bitmediğine göre sağlam duygulardı.

Dalıp gittiği çimen yetmedi de tırnaklarıyla oynama başladı. “Siz bilmezsiniz belki, fark edilmemek fazla gurur kırıcı.” Biz bilmeyiz çünkü ikimiz de aşık olduğumuz adamlar tarafından kocaman kocaman karşılıklar görmüştük. Büyük fedakarlıklar, duygular, sahiplenmeler ve aşklar yaşamıştık.
Biz yaşamamıştık, yaşamamışken anlıyordum onu.

Öyle oturduğu yerde utana sıkıla bir başına konuşuyordu. Dilan sanki kimse tarafından sevilmemişti, o şen halinin yanında karşı cinsle hiç güzel bir duygu paylaşımı yaşayamamıştı.

“Şimdi bir şey beklediğimden değil, sadece etrafımda pervane oluyorsunuz aramız da bu kadar iyiyken sizinle paylaşmak istedim. Bir daha konusu açılmayacak bir şey.” Açılmaz olur mu? İnsan üzülür. Ki biz her zaman bir grup halinde dolaşan insanlardık.

Daha evvel defalarca mangal yaptık, aynı arabada bağıra çağıra Urfa gecelerinde şarkılar söyledik. Sabah okula giderken yolda karşılaşıp arabalarla uzun bir konvoy yaptık, sığmadık cadde kapattık. Yetmedi yollarımızı uzattık, hatta hiç unutmam Serdar gözümün önünde ol deyip önüme Azat’ ı kattı, o da arkamdan ayrılmadı.
Annemde toplaşıp akrabalarımızı çekiştirdik, Serdar ve Azat tanımıyordu ama hiç yabancı gibi davranmadılar gırgır şamata diye muhakkak bir yorumları oldu.

Oturduk bir grup salata yaptı bir grup annemin sarma sarışını izledik. Akşam yemekten sonra hep birlikte çaya çıktık. Her birinde Serdar keyifliydi, her birinde Emir Dilan Sena Azat ve ben vardık. Bazen Tuğrul oldu, bazen görüntülü konuştuk.
Bir gece Dilan’ ın ödevi için yollara düştük hep birlikte, deli gibi eğlendik kahkahamızdan sokaklar inledi de bu hisler nasıl bu kadar anda kendi kabuğunda durabildi, durmak zorunda kalabildi?

Bir gece canım lahmacun çekti Serdar’ ı gece on ikide sokağa çıkarttım diye bizimkiler dökülüp geldi. Hatay’ a gittik dürüm yedik, konakta herkesin içinde büyüklere saygı diye kahkahalarımızı bastırdık. Rüya gibi bir iki ay yaşadık, ne hisler paylaştık.
Azat severken deli oldu Sena’ ya, Sena vaz geçmedi rujundan da Azat yine deli oldu Sena’ ya.
Biz…
Bilmiyorum onlarca anı, ben onlarca anıyı onlarca anı Serdar’ la aynı ortamda durup ondan uzak kalarak yaşayamazdım.

Bir gece sokakta cenaze pilavı yerken yeni aldığım beyaz ojelerimi sürmek istedim, ojemi Azat açtı Serdar dökülmesin diye tuttu, asetonum Emir’ deyken öyle kahkahalarla sürmüştük ojemi. Sonra Dilan’ a vermiştim, aseton yine Emir’ de kalmıştı ama Dilan’ a hiç lazım olmamıştı. Bile bile mi olmamıştı sahi? O gün ojem kurusun diye Serdar uzun uzun tırnaklarıma üflemişti, sabaha karşı da evlere dağılmıştık.

Bir gün bizde oturup hep birlikte benim ezberlerimi yapmıştık, onlara konu anlatmıştım sınıftaymışım gibi. Bana sorular sormuşlardı, birkaç gün sonra birlikte sınav sonuçlarıma bakmıştık.

Serdar’ ın neşesi yerine gelmişti, neşemiz yerine gelmişti. Demek ki bazılarımız eksik yaşamışız, oysa akışa uyup gülerlerken her şey çok güzel duruyordu. Her şey yerindeydi. Belki de o zamanlar sadece aynı ortamda durmak bile yetmişti onlara.
Azla yetinmeyi mi öğreniyorlar bilmiyorum ama şu son iki ay, rüyadan da güzeldi işte.

Yine de güzel yaşanmışlıklar güzel kalsın “Gaz vermek gibi olmasın ama çok haklısın, ben asla yüzüne bakmazdım.” Diyerek daldığım yerden sıyrıldım. Serdar beni görecek ama başkasıyla birlikte olacak… Yok artık.

“Benim bir şey dememe gerek yok diye umuyorum. Gittiğin yoldan dönme.” Sena haklıydı da, bu çok onur kırıcı bir şeydi. Emir’ i de canım kadar severdim ama Dilan’ a ayıp etmişti sanki.
Sonradan sevilmeyi kim kabul eder?

Dilan yukarıya kıvrılan dudağıyla “Dönsem ne olacak?” Deyince Sena başını yana eğip Dilan’ ın eline uzandı. “Bence aslaaa belli etmese de Emir’ in sana hisleri var. Tamam duygularını mükemmel ötesi çok iyi tutuyor ama arada fire vermişliği de var. Tabi biz konuyu bilmediğimiz için…” hiçbir zaman tam olarak bu diyemedik, çünkü bir bir sağ gösterdi bir sola gitti. Başka bir kız değil, kastım başka. İnsan kendini bir mimiğiyle bir bakışıyla belli eder, etmedi hiç.

Dilan sessiz kalırken tüm bu olan bitene “Üzüldüm.” Dedim hüzünle. Sena eski halini alıp karşılık verdi. “Ben de.”
Ne sormam ya da ne yapmam gerektiğini o kadar bilmiyordum ki bir süre uzun uzun sustuk.

Dilan çok evvelden seviyormuş Emir’ i…

Sonunda konuşup kendini açan yine Dilan olmuştu. Belli ki çok tutmuş içinde, ki insan deli olur nasıl paylaşamaz böyle bir derdi? Bizim yanımızda durup nasıl tek kelime edemez? Kıyamam, geçirdiği vakitlere üzgünüm keşke anlık heyecanlarını bizimle de paylaşabilseydi.

“Yeliz’ in yerinde olmayı çok istemiştim o zamanlar. İlişkileri bittiğinde de benim gözümde hak etmemişti Emir’ i.” Hala dalgındı ve içini sakince döküyordu. Oturduğum yerden yavaşça kalktım, ona gitmek istiyordum çünkü bu hali beni etkiliyordu. Dilan’ ın içten içe bu duyguları bir karmaşayla yaşaması ne acı, onu anlayabiliyordum.

Ben sağına oturduğumda Sena’ da soluma geçmişti. İçimdeki abla içgüdüsüyle birleşen sarılma isteğini bastıramayıp Dilan’ a sıkıca sarıldım, verdiği karşılık ise onu bu defa ağlatmıştı.

Başı omzumdaydı sesi titrediğinde, “Hala neden bunları hissediyorum çok sinir bozucu. Beni böyle ağlatıp üzen birini sevmem çok saçma, nefret ediyorum yaa.” Tertemiz, mis gibi bir kokusu vardı. Upuzun saçları, biçimli kaşları ve dolgun dudaklarıyla bakılası bir kızdı Dilan. Kapalı olduğunda başka, açık olduğunda bambaşka bir kızdı. Şimdi Emir’ in onu görmeyişi beni bile çok üzmüştü. Tüm bu olanlarla elimden ne gelirse Dilan için yapmak istiyordum ama bir fikrim yoktu.

Sırtında gezinen elim ensesinin altında durduğunda dudaklarım yavaşça ayrılmıştı “Bazen doğru insanlar yanlış insanları seçebiliyor. Bir de Emir’ i dinlemek lazım ama tabi o da böyle anlatmadığı sürece asla. Biz sormayız, kendi bilir.” Güneşin bağrında hafif serin bir havada böylesine bir konuya denk gelmek beni de afallatıyordu.
Bir insanın duygularına böylesine bağ çözmesi ne garipti.

Burnunu çeke çeke “Yine de aynı ortamda olmak bile çok güzeldi çok başkaydı.” Dedi. “Ne bileyim hani olmayacağını anladım bari bununla yetineyim dedim ama her gelişimde farkında olmadan onun için hazırlandım. Sonra da her gecenin sonunda çöp gibi hissettim.” Bu çok yanlıştı, kendini böyle değersiz görmesi kabul edeceğim bir şey değildi Emir tarafından da neler olup bittiği konusunda bir muammamız vardı çünkü.

Bilemeyiz belki Emir’ in da adım atmasına engel bir şeyi vardı. Belki aynı duyguları o da yaşıyor, aynı hislerle o da arada kalıyordu bunu hiç Emir’ le konuşmamıştık ki.

Uzun siyah saçları parmaklarıma dolaşıyordu, “Öyle söyleme.” Deyip onları sevdim. “Belki o da bir şey hissediyordur bilemeyiz. Hissetmiyorsa da siktirsin, erkekler aptal oluyor genelde.” Kardeşim bile olsa kusura bakmasın başka bir kızı gönül davasında üzemezdi.

Gerçi bu konuda biraz kararsızdım, sevmiyorsa sevmek zorunda da değildi. Tabi seviyorsa da tepkimde sonuna kadar diretirdim. Gelip konuşması gerekirdi, her ne olursa olsun benimle bile konuşsaydı konu hallolurdu.

Dilan başını olumsuzlukla iki yana salladı. “Bilmiyorum, artık görmeye tahammülüm yok onu. Bir daha sizinle o varken buluşmam yani. Bana o an iyi geldikçe sonrasında kötü hissediyorum çünkü. Gitti mesela özlüyorum salak salak. Ne yapıyor acaba diyorum, düşünmekten uyuyamıyorum yemek yiyemiyorum sürekli midem bulanıyor stresten.” Burnunu çeke çeke geri çekilmişti. Ellerini yüzüne kapatıp başını eğdi, Sena’ yla ellerimiz sırtında buluştu.

Çimenlerin arasında onu böyle bir günde ağlar halde görmek çok garipti. Üstelik Dilan’ ın bu hali mevsime o kadar aykırıydı ki onu durdurmak istiyordum; umut vaad eden şeylerden söz etmek istiyordum, nafile…

“Saçma bir işin içindeyim çıkamıyorum. Mal gibi kendi kendime gelin güvey oluyorum ne haddime yani ne aptalım. Başkasıyla geçer dedim olmadı iyice boka sardı. Kimseyi istemiyorum, sene sonu başka şehire geçeceğim. Serdar abim gelsin konuşacağım onunla da Azat abimle de. Azat abim sorgular durur rahat bırakmaz ama Serdar abim izin verir üstelemez onu da susturur. Birkaç yıl görmezsem geçer, ben geldiğimde de o gitmiş olur başka bir ile. Sonra belki yurt dışına giderim ben, o gitmezse de ben yine giderim yine görmem onu.” Kıyamıyorum bir yandan ağlıyordu bir yandan neler düşünmüş neler söylüyordu.

Sena’ nın da haline bakarsak o da en az benim kadar mutsuzdu bu durumdan. Dudakları açılıp açılıp kapandı, bir şey söylecek olup sürekli sustu.

Bunlar olmazdı, söylediği şeyler olmazdı Sena ve ben elbet bir şeyler yapardık. Dilan’ ın haberi olmadan Emir geldiği gibi gider onun ağzını arardım mesela. Bir şekilde bir şey yapardık bu böyle olmazdı. Dilan’ ın böyle bir sebepte bunları yapması hepimizi çok üzerdi, bir nevi benim de geçtiğim yollara onu böyle bir başına itemezdim.
Biz vardık, onca günü yaşamışken birimizi bu halde bırakmazdık.

“Bitanem sakinleş, önce sakinleş bak hallolur her şey sen bunları düşünme. Gitmek istersen yine gidersin ben de konuşurum Azat’ la ama önce bir Emir’ in gelmesini bekle, o da uzak kaldı sevmek gibi bir ihtimali varsa muhakkak özlemiştir o da. Baktık olmuyor o zaman hep beraber düşünürüz.” Kesinlikle, sarı ince sesi ve Dilan’ ın yüzüne eğilmiş haliyle doğru söylüyordu.

Sena’ yı pek bilemem bunu daha evvel hiç konuşmamıştık ama benim Dilan’ a hissettiğim şey arkadaşlıktan ziyade ablalık gibiydi. Tabi onu kimsenin yerine koymuyordum; Yeliz’ in hele asla. Dediğim gibi ben onda bir ablaydım ama bu Berrak gibi de değildi. Berrak yüreğimde o kadar başkaydı ki başkasını onun yerine koyabilme ihtimalinin düşüncesi dahi beni öfke krizlerine sokardı.
Berrak benim kardeşimdi, kimse onun yerini alamazz niyetini dolduramazdı.

Şimdi tüm bunlara da öfkelenmedim değil. Birden dikleşip yanımdaki ufak taşı ileriye doğru savurdum. “Ağlama kızım sikerler şimdi Emir’ i de. Amına koydurtma ortalığın, sevmiyorsa sevmesin bir kemik atar geçeriz senden iyisini de bok bulur. Gördük sevdiği aman aman Yeliz’ ini de, söveceğim şimdi.”

Tavrım onları şaşırmıştı biliyorum.
Dilan elinin tersiyle gözlerini silerken “Sövdün zaten.” Diyerek bana dönmüştü. Ona bakıp kaşlarımı çattım “Öyle mi?” Hiç haberim yoktu oysa. “Farkında değilim.”

Başını salladı, elini kontrol edip “Bu arada bu rimel ağlarken hiç akmıyor aşırı iyi siz de alın.” Deyince “Cık.” Dedim “Ben uzun süredir hiç ağlamıyorum kocam izin vermiyor.” Bana doğru yattı, başı koluma indi. “Sizin ilişkinize imreniyorum zaten.” Sonra Sena’ ya döndü. “Abim olduğu için sizin ilişkinize imrenemiyorum kusura bakma aşko ama sana hastayım.” Umuyorum ki daha güzelleri Dilan’ ın olur, herkes her şeyi kalbine göre yaşar.

Sena tatlı bir mimik eşliğinde başını salladı, “Aynen canım.” Onlar da iyiydi, güzel ve eğlenceli bir ilişkileri vardı. Hemen hemen her şeyleri hallolmuş, sorunsuz keyifli zamanlar geçiriyorlardı. Ki genelde vakitlerimiz birbirleriyle çakışıyordu. Ayrı kaldığımız akşamlar nadir oluyordu, bu süreçte ya Serdar beni eve malum konulardan kapatıyordu ya da Azat Sena’ yla biraz yalnız kalmak istiyordu onun dışında hep birlikteydik.

“Ee.” Diyerek az evvel öfkeyle kapattığım konuyu bu defa içinde bir şeylerin yarım kalmasını istemediğimden tekrar açtım. “Nasıldı Emir? Nasıl hissediyorsun?”

Dudakları sorumla büküldü, “Bazen bana bakarken yakalıyordum o zamanlar ümit ediyordum mutlu oluyordum ama sonra insan insana bakar dedim. Ben de bakıyorum sürekli. Serdar abime bakıyorum Tuğrul’ a bakıyorum size bakıyorum. Yoldan geçene bakıyorum bu mal nasıl giyinmiş diye.” Az evvelin aksine daha umursamaz ve vurdumduymazdı, sanırım biraz rahatlamıştı.

Sena’ nın gülüşüyle bir an sessiz kaldım. Ona ne söylemem gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu boş yere ümitlendirmek istemiyordum. Ya yanlış bir şey söylersem ve sonradan kalbi kırılırsa diye çok korktum.

“Eee.” Deyip derin bir nefes aldı Dilan. Gözlerini kapattı, başını yukarıya kaldırdığımda kaşları çatıktı. “Evleneceğin kişiyi anlıyorsun hissediyorsun derler.” Evet bunu ben de duymuştum, halini bozmadan hafif gülümsedi.

“Sen anladın mı?” Benden bahsediyordu aramızda tek evli bendim.

Konu Serdar olunca haliyle biraz gülümsemiştim. Elim kolum usulca birbirine karıştı, o anlar, geçmiş, ilk gittiğimiz yayla evi, Bursa.. tüm bunlar usulca dudak bükmeme sebepti. “Bilmem, anladım galiba.” Birden sesim aceleyle gülümsemişti. “Ya ben anlamaya fırsat kalmadan biz evlendik zaten Serdar sağ olsun.” Çok hızlı gelişmişti her şey, bazen onunla Sena ve Azat gibi uzun uzun sevgili kalmayı çok istiyordum ama aramızdaki bu çekimle imkansızdı.

Başını bana çevirdi, “Pişman mısın?” Öyle bir bakıyor öyle gülüyordu ki pişman olmadığımı o da biliyordu. “Deli misin?” dedim kıkırtıyla. “Aslaa.” Serdar’ ım, canım kocam, canım sevgilim…

Halim onu tatmin etmişti. Derin bir iç çekişin ardından önüne dönmesiyle konu tekrar Emir’ e ulaştı ve biz üç kız uzun uzun kardeşim de olsa bir erkeği çekiştirdik.

Sohbet bir yerden sonra bıçak gibi bölünmüştü çünkü midem bulanmaya başlamıştı. Sağ elimi bir hışım defne ağacı için açtığım çukurun sağına koydum. Kusmuyordum ama bulanıyordu, düşmüyordum ama tökezliyordum her defasında.

Sena az ileride Dilan’ la çimenlerin üzerinde bağdaş kurmuştu. Birkaç saniye içinde yanıma ulaşıp hızla alnıma koyduğu eliyle “İyi misin?” Derken sesini bir uğultu gibi algıladım. Varla yok arası sözleri kulağıma değip geçiyordu da onu zorla anlıyordum.

Onlar muhabbet ederken biraz sonra kalkacağız diye son dakikaya bıraktığım defneyle ilgileniyordum ben. Halimden de memnundum, tabi dünden beri ara ara beni zora sokan bu halimi saymazsak.

Dilan hemen arkama gelmişti, gözlerimi yumdum. “Üşütüyorsun sürekli bak, hava sıcak diyorsun üzerine bir şey almıyorsun Hazan. Hadi gidelim bir serum taksınlar düzelemedin bir türlü.” Azarlıyordu, onun azarı bende her zaman işe yarardı ama bu defa sanmıyorum, hastanelerden nefret ettiğimi o da biliyordu gitmeyecektim.

“İyiyim.” Deyip yutkundum. Dün de böyle olmuştum boğazıma kadar gelmişti de kusamamıştım, berbat olduğumun bilincindeydim derin bir nefes aldım. Ayrıca üşüttüğüm konusunda ona hak veriyordum, atletle yattığım sabahlar çok kötü uyanıyordum. Serdar yoktu, koynuna sokulup ısınarak uyuduğum, hatta çoğu gece sıcaktan daraldığım adamın olmayışı beni fena etkiliyordu.

Gözlerimi geçmesi için yumduğumda Sena dizlerinin üzerine çökmüştü, diretti. “Serdar geldiğinde seni böyle görürse çok, üzülür.” Doğru kelimeleri bulma konusunda biraz acemiydi bu yüzden onu bir iki saniye kadar beklemiştik ama hali beni böyle bir anda dahi gülümsetmişti.

Doğrusu bir yandan haklıydı; Serdar geldiğinde onunla vakit geçirmek istiyordum, hastane köşelerinde sürünmek istemiyordum. Bildiğim kadarıyla da iki üç hafta kadar sürecek bir görevdi, ki iki hafta dolmuştu bile. Yani yıl geçmiş gibi dursa da aylarca uzak kalmayacaktık ama ben her an o gelecekmiş gibi yola, kapıya, etrafa bakıyordum.

Başımı ani bir kararla salladım ve önümdeki defneyi gösterdim, “Ekeyim, toprağını da düzelteyim de gidelim.” Minik yapraklarıyla ufacık, çok güzel bir fidandı. Onu hemen süs havuzunun biraz aşağısına, salıncağın ise çaprazına dikiyordum. Güzel bir yeri vardı, evden bakınca görünüyordu ve sanki büyüdüğünde tüm bahçenin kalbi olacaktı.

Neler olup biteceğini tahmin edebiliyordum; yıllar sonra herkes gibi hayatım son bulduğunda bu defne büyüyecek ve kocaman dalları olan güzel bir ağaç olacaktı. O kocamanken onu ben dikmiş olacaktım ve aklımda, kalbimde sevdiğim adam varken diktiğim bu ağaç var olduğu sürece benim aşkımı taşıyacaktı gövdesinde.
Serdar’ a olan aşkımı…

Sena elini yüzümde gezdire gezdire çekti. Onlara iyi olduğumu defalarca söyledim, sadece üşütmüştüm.

Ellerim o sırada toprağa bulanmış, dizlerim ise kendine daha rahat bir yer edinmişti. Defne için oyduğum yere avuçlarıma bastırırken derin bir nefes daha aldım. Dizlerim toprak olmuş toprağın kokusu da tozu da her yerime bulaşmıştı, hastaneye gitmeden evvel üzerimi değiştirsem iyi olacaktı.

Fidanı kahverengi kabından yavaşça çıkarttığımda bir sarmaşığı andıran köklerini görebiliyordum. Onu doya doya izleyip çukura dikkatle yerleştirdim. Garip bir andı, ne olursa olsun tüm bulantımın aksine kendimi çok iyi hissediyordum. Şöyle ki bir ağaca can vermek çok başka güzelmiş, onu gelecek için hazırlamak, yıllar sonra sırtını gövdesine yaslayacak olmak ve en önemlisi bu dünyada kalıcı bir iz bırakmak çok özel bir duyguymuş.

Onu istediğim gibi yerleştirdikten sonra etrafını toprakla kapatmıştım. Buradaydı, o şimdilik ufak bir fidandı; bu yaz gelip gidip kontrol edeceğim ve sürekli heyecanla Serdar’ a göstereceğim küçük bir dünyaydı.

Ellerimi fidanın köküne koydum, nemli toprağın tam üzerindeydim onu hissedebiliyordum. Küpeli çiçeklerimden sonra heyecanla ektiğim ilk bitkiydi bu ağaç. Üstelik içimde ona karşı var olan umut o süslü çiçeğin zarifliği kadar da diriydi.

Hemen yanımda duran şişeden ilk can suyunu kendi ellerimle verdim, yapraklarında gezinen parmaklarım her biri için bir tebessüm bıraktığında içim hiç olmadığı kadar güzeldi. Bugün kendimi iyi hissetmiyordum ama ruhum güzel hissediyordu. Buna ihtiyacım vardı, babamdan sonra ya da Berrak’ dan sonra hiçbir vefat yeniden doğuşa yakın olmamıştı. Defne ağacı da bana o hissi veriyordu; bir bitişin kahırsızca doğumunu.

💎

“İyi gelir.” Dilan elindeki bardağı masanın üzerine koyarken tam olarak bunu söylemişti evet; iyi gelir. Aslında sorun şu ki bu tam da bu raddede ne içsem ne yapsam iyi gelmezdi.

“Evet teyze gittik. Yeni geldik şimdi üşütmüş, hıhı bir şeyi yok ilaç yazdı düzelir dedi. Birkaç güne geçermiş, toparlanır yani önemli değil sen merak etme.” Midesini üşütmüş birine ilaç verilir miydi daha bunu bile bilmiyorduk. Serum mu takılırdı? O kadar bilinçsizdik ki daha Sena’ nın anneme söyleyeceği yalanları bile oturtamıyorduk. Bilmiyordum, dakikalardır hiçbir şey bilmiyordum ben sadece…
Midemi üşütmemişim.
Geçecek bir şey de değildi.

Gözlerim çok uzun dakikalardır kantinin mermer zeminine dalmıştı. Zihnim sanki bir boşlukta uzun uzun salınıyor da içim bu dertten kurtuluyordu.
Göz yaşlarımdan ıslanan dudaklarım kıpırdandı “Serdar çok üzülecek.” Bunu kendi kendime o kadar alçak sesle söylemiştim ki ağlayışıma karışan sesimle ben bile tam duyamamıştım.

Saatlerdir buradaydık, vakit akşamın dokuzuydu ve biz bir hastane kantinindeydik. Yapılan testleri böyle beklemiştik, önce korkudan ağlamıştım sonra korkumun gerçekleşmesi içimde büyük bir bombaya sebebiyet vermişti.

Her şey bitti, tüm hikaye birden elimde patladı sanki.

İnsanların ortasında bağıra çığıra ağlayamıyordum ama gözlerimden süzülen yaşların da ardı arkası kesilmiyordu. Kendimi daha evvel hiç bu kadar çaresi hissetmemiştim. Çaresiz, korkak, ileriyi bu denli düşünür… İçimdeki gariplik ve ne yapacağı bilmemezlik beni mahvediyordu. Tutmak zorunda olduğum hıçkırıklar boğazımı parçalayacak raddedeydi, bunu hissediyordum.

Bir gün tüm düzenimin alt üst olacağını hesaplayamadan sürekli gelişi güzel yaşamıştım ve şimdi hiç olmadık bir anda, Serdar’ dan yoksun bir zaman diliminde yüzüme bir tokat inmişti.

Yanımdaki sandalye çekildi, onun gıcırtısı tüm kantinden duyulurken “Abimi arayalım mı?” Dilan’ ın sorusuyla kaşlarımı kaldırdım. Azat geldiğinde illa sorgulayacaktı ama ben bunu henüz kimsenin bilmesini istemiyordum, önce kendim kabullenmeliydim daha sonra da Serdar’ a anlatmalıydım. Her şey yeterince karmaşık ve saçmaydı ki bir an elimi yüzüme “Okulum vardı benim.” Diyerek kapattım. Derdim okuldu sanki, tek derdim okuldu tek düzelmeyen oydu şimdi.

Serdar ne yapar?
Serdar ne der?
Serdar…

“Gidecek zamanı buldu adam.” Sena’ nın oflayan haliyle alt dudağım elimde olmadan iyice sarktı. Sanki ben farkındaydım ama biri dillendirince canım daha da yanmıştı. Bu beni silkeleyen haberden öylesine etkilendim ki ellerimi çaresizce Serdar diye diye yüzüme kapattım. Kendimi tutamıyor, bir hıçkırıkla her zaman yüz göz oluyordum.

Burada olmalıydı, bu vakitte.

Kelimelerim hep eksik, içimin bir yanı hep yarımdı ve ben şimdi sadece onu istiyordum; Serdar’ a hiç olmadığı kadar ihtiyacım vardı çünkü buna tek başıma dayanacak gücü kendimde bulamıyordum.
Gerçi onu da sürüklemek istemiyordum ama maalesef, eninde sonunda o da bunun içine girecekti.

Çok korkuyordum, o kadar çok korkuyordum ki aşık olduğum adamın bile sanki bu durumda bana bir faydası olmazdı. Zaten olmazdı da, işte bunu hissedecek kadar ürkekti kalbim. Şimdiyi, sonrayı, daha da evveli düşünürken olabilecek şeyler içimi düğüm düğüm ediyordu. Serdar…

Ben hayatın akışına o kadar alışmışım ki; onunka bir düzeyde evli ve mutlu kalmaya o denli alışmışım ki aksi bir oyunun bizi dumur edeceğini hiç düşünmemişim. Biz bu düzene devam ederiz, bir ömür böyle kalırız demişim, halt etmişim.

Omzumda bir elin olduğunu Sena şaşkınca “Aa.” Deyince fark ettim. Anında başımı kaldırıp ona bakmıştım, bakışları telefonunda bana döndü “Emir arıyor.” Elimi hızla boynuma sardım, hareketime karşı Sena aramayı bana baka baka yanıtlamıştı.

Dilan’ ın eli o sırada hala omzumda bana dokunuşlarıyla da olsa destek oluyordu. Sırtımı sıvazladığı dakikalarda kısılan gözlerimle karşımda oturan Sena’ yı izliyordum.

“Geldin mi?” Dedi heyecanla “Neredesin?” Zihnimin tekrar tekrar donduğunu hissettim çünkü bu da çok ani bir gelişmeydi. Tam olarak ne düşüneceğimi bilmiyordum, düşüncelerim aksi gibi bir boşlukta volta atarken Sena aramayı bir an sessize alıp hızla soludu. “Nerede olduğumuzu soruyor, söylüyorum.” Bana fark etmezdi, haftalar sonra onu görecek olmam bu anların yanı sıra hoş da olabilirdi.

Tepkisizliğimle elini sarı saçlarına sokup alel acele “Hastanedeyiz.” Dedi. “Hazan biraz midesini üşütmüş de.” Yalan söylerken yüzü değişiyordu, bu konuda en az benim kadar acemiydi çünkü biz sevdiklerimize yalan söyleyemiyorduk.
Onu dinledi, hastanenin adını verdi ve birkaç cümlenin ardından telefonu kapattı. Aslında ondan beklediğim şeyi biliyordu, Emir gelmişse Serdar’ da muhtemel bir ihtimal gelmiş olurdu. Gelmiş miydi?
Peki ben bunu sormaktan neden korkuyordum?

Serdar Serdar diyorum da hala koca bir adımın korkuyla gerideydi. Tüm bunları taşımak zorunda olduğum gerçek ise hiç bu kadar dirençli olmamıştı.

Telefonunu masaya bıraktı, avuçlarını dizlerine sürttü, bana döndüğünde mimiklerini ifade edemem ama hoşnutsuz ve panikti. “Soramadım,” deyip kendine kızdı. “Soramadım, ben gelmişim siz hala Serdar diyorsunuz bir kere de Emir deyin der diye soramadım.” Başımı karanlık caddeye çevirirken usulca sallamıştım, elbette doğruydu. Ben zaten Serdar Serdar diyordum ama kendim sindirememişken onunla yüzleşemezdim.

Nasıl derdim?
Diyemezdim, önce benim kabullenmem gerekiyordu.

Merkezde bir yerdeydik çok geçmez Emir’ de gelirdi zaten, onun gelmesiyle de tahmin ediyorum ki kalkardık, burada şimdilik bir işimiz kalmamıştı. Sena önümdeki çaya bakıp derin bir nefes aldı. “Kahve alayım mı sana?” İstemiyordum, gram bir şey yiyecek halim yoktu kendi kendime yenilenen göz yaşlarımı elimin tersiyle silip sessizce “Cık.” Dedim.
Serdar ne diyecek…

“Kalkalım mı üşüme?” Kalkmak istemiyordum, adım atacak halim yoktu zaten mümkümse burada yatabilirdim. Bir de hastane diye kendimi güvende hissediyordum, sanki eve gidip o yatağa yattığımda tek kalacaktım da ölecektim hüzünden korkudan acıdan.. Ama gitmem de gerekiyordu, bununla yüzleşmem gerekiyordu böyle bir yere uzun uzun dalarak bunu aşamazdım.

Dakikaların sessizlikle kapandığı vakitte masada oluşan o ufak kıpırdanma beni bir farkındalığa itmişti. Emir, gelmiş olmalıydı ki duyulan derin nefeslerin ardından Sena masadan kalkmıştı.

Göz yaşlarımı kollarıma silmekten kolum epey ıslanmış, onlu paket peçete bitmiş ve gözlerim artık sızlamaya başlamıştı. Bugün o toprakla oynamıştım uzun uzun, bir defne ağacı dikmiştim bahçenin en güzel yerine. Toprak kokusu tırnaklarımda kalmış, yüreğimi sanki defnenin köklerine bırakmıştım.

“Sana bakıyor.” Dilan’ ın sesiyle gözlerim uzaktan bu tarafı izleyen Emir’ e kaydı. Sena’ dan yeni ayrılmış, hem ona bir şeyler soruyordu hem de bana bakıyordu. Buğulu gözlerimle onu uzun uzun süzecek halim yoktu ama sakalları uzamış, yüzü ifadesizdi. Kalkıp yanına koşmayı çok isterdim, yani eskide olsa bunu muhakkak yapardım ancak şu an tek adım atamıyordum, atamadıkça da halimi düşünüyordum göz yaşlarım yanaklarıma süzülüyordu.

Ben ne zaman böyle bir kadın oldum?

Burnumu çektim, iyice kötü oldum elimin tersiyle yüzümü sildiğim anda kızgınca bir şeyler söyleyip büyük adımlarını bana yönlendirdi. Onu izledim, birkaç adımda gelip yanımdaki sandalyeye oturdu.

“Ne oluyor lan?” Tınısı tanıdık geldi birden, garip hissettim bilmiyorum. Emir kolay kolay böyle bir adama dönüşmezdi ama bu dönüştüğü adama sarılmak için kollarımı uzattığımda beni anında sardı. Sarılacak gücüm de yoktu, bu korku canımı ellerimden çıkartıyordu.

“Emiir.” Mırıldandım, tükenmişim sanki biri bana yardım edebilirdi. “Güzelim ne oldu?” Eli başıma gitti, Serdar yoktu ama Emir vardı ona da aynı yakarışla sarılabilmek bana bir nebze de olsa iyi geliyordu.

Kollarını sıkılaştırdı, başım omzundayken o Sena’ ya dönmüştü, “Bir yeri mi ağrıyor ne oldu? Serum takmadılar mı?” Onunla paylaşmayı çok isterdim ama dilim buna çok uzaktı. Ben söylemediğim sürece de kimse bir şey söylemezdi.

Sena Emir’ i yanıtsız bıraktı anlaşılan. Onun yerine “Eve gidelim mi Hazan? Emir de bizimle kalır sen de dinlenmiş olursum.” Yalnız kalmak istemiyordum zaten, Emir’ i yanımda yöremde görmek de bana iyi hissettirirdi.

Başımı sallayıp ondan ayrıldım, “Serdar nerede?” Göz göze geldik, bir şeyi çözümlemek ister gibi bakıyordu gözlerime. Ellerimi tutunca emin oldum ki yoktu, “O hep benden sonra gelir, alış artık.” Gelmemiş, bu duygu karmaşasında ne hissedeceğimi bilemediğimden mimik bile oynatamadım.

Gelmemişti, onu hem yanımda istiyordum hem de ondan bir suç işlemişim gibi kaçıyordum. Bunun sebebi ben miydim?

“Kalkalım.” Zaten tahmin ediyorum ki bundan sonra ben buraya sık sık gelecektim.

Herkes bu anı bekliyormuş gibi ayaklanırken Dilan çantamı almış ve bana bir yük bırakmamıştı. Emir beni kolunun altına çektiğinde ona sarılacak gücü kendimde bulamadığımdan kollarımı pervasızca birbirine doladım. Biraz merdiven inecek, ardından asansöre binecektik, dakikalar sonra da evdeydik. O güzelim yatak odası bu defa derdimi çekerken kendimi her şeyden soyutlayacaktım ben biliyorum.

Kapıdan geçtik, bu sırada üzerimdeki bakışları hissedebiliyordum. Muhtemelen bizi gören herkesin gözünde ağlak bir kızdım, sabahtan beri ağlayan ve susmayan bir kızdım. Bir derdim olduğunu görebiliyorlardı değil mi? Umurumda değil.

Sena önümüzde ilerliyorken dönüp dönüp bana bakıyordu, Dilan ise diğer yanımda sanki yere yığılacakmışım da tutacakmış gibi temkinliydi. Fakat Emir bunların yanı sıra beni öyle bir tutmuştu ki sanki buna hiç ihtimal yoktu.

Sonunda geniş koridoru ufak adımlarla tükettiğimizde hastaneden çıkmak üzereydik. Emir tok bir solukta “Sena.” Deyip önümüzde ilerleyen kuzenimi durdurdu. Sena adını duyar duymaz bize dönmüştü, adımlarımız durur gibi olduğunda Emir kolunu yavaş yavaş benden çekti. “Hazan’ ın yanında dur, siz çıkın geliyorum ben şimdi.”

Nereye gidecek ya da ne yapacaktı hiç bir fikrim yoktu ama anlaşılan o ki bu fikirsizlikte olan yalnızca ben değilim. Sena anlamaz bir halde koluma girince Emir bizi bırakıp geldiğimiz koridorda hızlı adımlarıyla ilerlemeye başladı.

“Neyi var?” Sena tepkisinde haklıydı, Emir’ i böyle çok öfkeli göremezdik aşırı nadirdir ama şimdi yürüyüşü bile bir garipti.

Geri döndüğünde kızmasın diye çıkışa yönelir gibi yapsak da gözlerimiz daima bir şekilde üzerindeydi. Koridorda insanlar vardı ve Emir ilerlerken sanki birini arıyor gibiydi. Bakışları hızla herkesin üzerinde geziniyor, adımları buna rağmen gittikçe hızlanıyordu. Koridorun sonuna geldiğindeyse sağdan aniden çıkan adam Emir’ le çarpışır gibi oldu.

Çok uzaktı, araya giren insanlar da buna bir nevi engeldi ama yine de olan biteni görebiliyorduk. Emir hızla ona çarpmak üzere olan adamın yakasını kavrayınca dudaklarımı şaşkınlıkla konuşmak için ayırdım ama henüz cümle kuramamışken yumruğunu adamın suratına geçirdi.
Sanki aradığı adam oydu.

“Kantinde oturan adam.” dedi Dilan. Hiç şaşırmışa benzemiyordu, hatta sesi göz deviriyordu sanki “Bakıp duruyordu, fark etti demek ki.” Öyle mi? Ben hiç etmemiştim. Gerçi ağlaktan önümü göremiyordum adamı mı görecektim sanki.

Sena elini omzuma koydu, “Hadi çıkalım bir şey demesin şimdi.” Haklıydı, başımı sallayıp çıkışa doğru hareketlendim. Zaten Emir de o sırada bir yumruk darbesiyle adamın yere kapaklanmasına sebep olmuş bize doğru geliyordu.

Garip bir gün geçiriyordum, duygularımın içe içe geçtiği yetmezmiş gibi bir de bu anlar hayatımdan asla eksik olmuyordu. Neyse ki bu konularda artık hissizdim, genelde tek yaptığım durumu gördükten sonra başımı sessizce çevirmek oluyordu.

Kapılar iki yana açıldı, dışarıya ufak bir adım attım. Baharın kokusu bir esintiyle gerdanıma doluyordu. Saçlarıma karışan hava yerini bende belliyor, beni seviyor ve içine alıyordu sanki. Bu ayların güzelliğinden yanaydım hep, çocukken dahi baharın gelişinde ayrı bir heyecana süratle koşardı kalbim.
Bir çiçeğin ilk tomurcuğuna her daim yüreğimi bırakırdım da ben hep kara kışa sonbahara esir dururdum.
Yalnız bu defa değil yani, her bahar vaktinde adım gibi Hazan’ ı yaşıyordum ben. Duygularım oldum olası hep bir Hazan vaktine gebeydi…

Gözlerimi bu karanlık, dibi hoş esintiye eğdim; saçlarım dalgalandı, kalbimin acısı boğazıma kadar erişip iliklerime doldu.

Nisan ayındaydık, ömrümün yirmi beşinci nisan ayı…

“Dilan.” Dedi bir ses, Emir’ e aitti çok belli. Bize yetişmiş, bizimle ilerleyecekti demek ki. Ben başımı gök yüzünden aldıktan sonra, ellerimi bir mevsimden ayırdıktan sonra duran tüm zaman benim aksim devam edecekti.

Kıpırdamadım, kapalı gözlerimle tüm havayı içime çekerken yalnızca olan bitene kulak kabarttım. Emir birkaç saniye arayla tekrar konuştu “Seninle konuşalım bir ara.”

Gülümsedim, öyle ki hastane önünde dikildiğim noktada kocaman kocaman ümitlerle delice mutlu oldum. Demek ki beni zora sokan hayat bazılarının kaderine sırma değneklerle dokunmaya başlamıştı. Bazı gönül davaları görülmek üzere sözler alınıyor, bazı duygular kaçanı kaçtığı yerde kıstırıyordu. Her şeye rağmen duyduğum ses beni gülümsemişti ama hemen ardından duygularım beni rahat bırakmadı, sıkıştığım yerde başımı asfalta doğru eğip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 283

Yaaa kıyamıyorum lan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 261

Bu iksinin kardeşliği beni bitiriyor ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 234

Şşşş yok öyle bir şey düşünme bunları

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 177

Yaaaa melek teyze ile dedikodularını okuyabilseydik keşke

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 172

Malesef evet

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 158

Hahhahdfjknglf deliler ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 97

Daha kötü olacak

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 94

Hazan yapma işte söyle

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 84

Ya Özkan sen nerden çıktın şimdi ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Bazen de böyle şoka uğratıyor işte ahhahaşbkgfnşv

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 71

Serdar ın neden sinirleneceğini tahmin edebiliyorum ama yine de nedeni ondan duymak onu anlamak için daha iyi olurdu

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 66

Tabi reis taa o gün çözmüştü

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 62

Kız sanki konuşmadın

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 44

Yaaaaa ericem şimdi tatlılığınıza

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 41

En azından söyüyor açıklıyor hahahahsdnkrjl

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 5

Evet ben de öyleyim

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 284
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bölüm soylu ailesi için yeni bir başlangıçtı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 284
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 272

Dilan'la mı alakalı acaba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 230
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 214

Kocusss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 206

Abi ben şimdi Serdar Serdar diye ölüyorum ama serdar'la yola girebilir miydik emin değilim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 205

Jdjdnsjksnsak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 191

Onlar kendiliğinden alacaklar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Abi kıyamam ya o kadar iyi anlıyorum ki onu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Ohaaaaa abi ben bunun böyle olduğunu unutmuşum ohaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 158

Nfjsnsish o sırada cesur hak ettiysem eyvallah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 150

Ndjsnsusjsusjn bardodan azatçığıma teşrif etti

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Oyyyyyy

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Afferin kiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Yapmayın işte bunu zaten kavga etmeniz ikiniz de üzüyor sonra hemen sırlaşıp barışıyorsunuz gerek yok yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Yok diyor ki illa Serdar gelsin beni anamınkine geri göndersin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

Niyeyse aşırı komik geliyor bu sahne

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

Azat var derken beni bir gün mü aldı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Ndisnjsna olur derken bile olmaz diyor adam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 97

Aynen bakmıyorsun aynen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Oğlum Serdar bir görürse ananın şeyine geri gönderir seni

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Biliyorum kiyamadigini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Sgkhrkdhkehj serdar'dan hiç beklemezdim ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 71

Bizim iaimiZe gelir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 70

Hiç de kıyamıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 66

Reis şüphelenmedi reis direkt anladı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 60

Ye serdar en çok senin hakkin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Adam hiç bir sekilde kendini asagilamasisnaa izin vermiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Kız her şekilde çok ttali

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Civciv hazan tavşan Hazan hazaannn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

Ya hem girmek istiyor hem etkileniyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Kdjsiajau kuduruk hayır kıymıyorum da

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 36

O eller daha neler neler yapıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Abi serdar'ın uyanışını ilk defa görüyorum Allah'ın huylusu yine huylanmış bakin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 30

İkisinin bu birbirlerine kıyamayan hallerini ölüyorum ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Ayyyy assssiri hoslaral

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Çok onlarlık bir şarkı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 12

Belki sen varsın diye belki duyarsın diye abi bu şarkıyı Bu kitaptan görüp yüklemiştim aşırı huzurlu hissettiriyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 284

Sen hep gül hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 234

Ya hazanım ya kim bilir ne düşünüyorsun

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 213

Ahaa daha ne olduk demeden
Nikâh masasına

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 179

Ya ne güzel
Okumamak üzdü ama o iki ayı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Ama işin çok zor bebeğim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Ya Dilan
Kıyamam san

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 154

Hazanım geldi her yer güzelleşti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

En önemli kişi yok

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Ay keşke orayı okusak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

Yani hazon
Onun kız arkadaşı yoksa senin de
Olmasın
Eşitlik

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Kız mı
Serdar
Kendini aştin ya
Akakakak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 66

Reis kilandi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Yani Hazan bin kocası olma farkı bu dur Serdar çim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Kız adamı cıldırtma

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Senden önce konun geldi
Ne güzel bır söz

Yorum için giriş yap