Hazan Vakti
Bölüm 81
💎
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Azat ve Sena, onları haftalar sonra görmek beni çok uzun zaman sonra ilk defa böyle keyiflendirmişti. Birliktelikleri bir yana her ikisini de dost olarak ayrı ayrı çok seviyordum. Şimdi habersiz gelişleri ise beni anın en mutlu insanı kılmıştı.
Başımı yana eğip iç çeker vaziyette “Yaa.” Dememi Serdar’ ın gürültüyle var oluşu bölmüştü. Azat ve Sena’ nın bakışları arkama gidince ben de kapı kolunu tutmaya devam edip o tarafa baktım.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Merdivenleri öfkeyle iniyor, üzerinde yalnızca siyah kotuyla bu tarafa bakıyordu. Tam son basamaktan aşağıya adımlamıştı ki Azat’ ı gördü ve bu onu olduğu yerde kaba sesiyle “Hay sikeyim seni oğlum.” Diyerek durmasına sebep oldu.
Sena var diye sanırım tam inemiyordu, olan biten beni gülümsetirken Serdar üzerinin çıplaklığıyla arkasını dönüp geldiği yönde ilerledi. Çok da umursadı diyemem, Azat’ ı görünce yüzünde daha çok bir rahatlama hali mevcut olmuştu.
“Hadi.” Dedim başımla salonu işaret edip “Hava buz gibi geçin çabuk.” Azat önde Sena bir adım arkasında içeriye girince kapıyı kapatıp kuzenime sarıldım. Azat o sırada ilerlemeye başlamıştı. “Mutfak müsait mi?” Elbette, Sena’ nın yanağını öperken soludum. “Geç geç müsait.” Çok özlemiştim, böyle bir arada durmayı başka özlemiştim Serdar’ ın yokluğunda da sürekli birlikte vakit geçirmekle ilgili hayallerim vardı, sanırım bunlar daha ilk sabahtan yavaş yavaş gerçek oluyorlardı.
“Kuzum nasılsın.” Sena… Sanki onu aylardır görmemiştim. İnce ve yatıştırıcı sesine gülümseyerek ona bir kez daha sarıldım. “Aşkıım, iyiyim sen de iyisin. Değil mi?” Öyle çok konuşamamıştık ama bana kırgın olduğunu sanmıyorum bizim öyle bir ilişkimiz yoktu. Hergün konuşsak özlerdik de haftalarca konuşamazsak zorun etmezdik.
“İyiyim iyiyim.” Başını sallarken kırmızı montunun fermuarını aşağıya çektim. “Üşüyor musun bir şeyler getireyim mi sana?” Sena üşümediğini belirtirken mutfaktan çıkıp “Yenge.” Diye seslenen Azat’ a döndüm. “Efendim Azat?”
Siyah kazağının kollarını yukarıya doğru çekiyordu. “Bu çay yetmez. Kaçak nerede?” Yani, ben az demlemiştim hem de kaçak değildi o. Elimi üst rafta olduğunu belli eder gibi kaldırdım. “Şeyde ya, üstte en sonda, bulamazsan ben gelirim.” Nerede olduğunu anlamış gibi mutfağa yöneldi, “Bulurum.” Yani, zaten çok bir şeyin yerini değiştirmemiştim neyin nerede olduğunu elbette biliyordur.
Sena montunu çıkartırken eli ellerime değdi, temasımla ima eşlinde gülümsedim. “Ellerin sıcacık hayret.” Genelde buz gibi olurdu çünkü. Bembeyaz teni, buz gibi kansız gibi.
Sözlerim onu keyiflendirmiş olacak ben montunu kucaklarken o utana sıkıla gülümsedi. “Özel olarak ısıtılıyor.” Tahmin etmiştim, yine de hayali bana derin ve ferah bir nefes aldırdı.
“Sek erkek.” Bu defa ikimizi de kıkırdadık, “Hadi sen de mutfağa geç ben montunu asıp geliyorum. İstediğiniz bir şey varsa.” Mimiklerimden ne demek istediğimi anlıyordu zaten, ev onlarındı. Sena “Tamam askım tamam.” Diyerek mutfağa ilerlerken ben elimdeki montla arkamda kalan gömme dolaba yöneldim. Çok da kullanmıyordum, daha doğrusu bu evde yaz ayında kalmıştık o zaman da ihtiyacım olmamıştı ama şimdi işe yarıyordu, ayrıca tasarımı çok hoştu.
Montu astım, üzerimi değiştirme gereği duymadan biraz düzelttim. Serdar hala ortalıkta yoktu, muhtemelen o da birazdan inerdi. Çok geçmeden Sena’ nın arkasından mutfağa girdiğimde Azat ve Sena kettlenin önündeydi. Azat çay kabını tutuyor Sena elindeki kaşıkla dikkatle demliğe çay alıyordu. Onların hali beni olduğum yerde öylece durdurdu. “Barzocum kaç kaşık koyacaktım?” Azat gülümsedi, kolunu kaldırıp Sena’ nın sırtından omzuna koyarken bu defa bakışları yüzüne dönmüştü. “Üç daha at sarı.”
Nasıl güzel duruyorlardı. Sena sarı saçlarıyla Azat’ ın omuzlarına geliyordu, aralarındaki fark Serdar’ la benimkinden daha kısaydı ve çok uyumlulardı. Siyaha karışan sarıyı sevmiştim.
“Tamam bu.” Onlar birlikte çayı demlerken bölmek istemedim hareketlenip masaya birkaç şey daha çıkarttım. Mesela ben öyle çok peynir yemezdim ama Azat ve Sena yerdi, bu yüzden masaya birkaç çeşit daha ekledim. Ya da Serdar reçel sevmiyor diye koymamıştım ama bizimkiler severdi diye diye aklımda ne varsa sıraladım. “Aşkım bunları koymaya tabak nerede var?” Sena börek kutusunu işaret ediyordu. Kutuyu tezgaha koyup üzerindeki bandı söktü, ben tam yönlendiriyordum ki Azat Sena’ nın başını tutup üzerindeki kapakları açtı.
“Kocan nerede kaldı yenge?” Azat’ ın sesine Serdar denk geldi. “Sana hazırlanıyordum.” Hali şaşırtıcıydı, Serdar ilk defa biraz komik biri gibi mi olmuştu. Omzumun üzerinden bir an ona baksam da aynı gülüşle üzerimde hissettiğim bakışa döndüm. Azat keyifle bana bakıyordu, gözlerimi kıstım. “Başladı bizim mesai.” Azat keyifle Serdar’ a yönelirken kumam olmaya devam edecekti belli ki.
Görmüyordum ama sanırım tokalaşıyorlardı. “Evlilik yaramış, ağzından bal damlıyor şaşırtıyorsun komutanım.” Onlara ne oluyordu bilmiyorum. İkisi de o kadar ağır insanlardı ki, Azat da Serdar’ da şu anki halleriyle bambaşkaydılar.
Peynirin strecini keserken sesimi Azat’ a duyurdum. “Sulanma kocama.” Bana inat olsun diye yapıyordu biliyorum. Sakinliğini koruyarak böbürlendi. “Sonradan gelen sensin.” Ben mi? Kuma ben miydim yani?
Peyniri kestim, tabağa aldım. Yüzümde hafif bir gülüş, aklıma ilk gelenle “Senin için dürümcü açmadı ama. En çok beni seviyor.” Sena bir yandan gülüyor, Serdar’ ın sesi gelmiyordu Azat tezgaha doğru ilerledi. “Bir dürümcüye kandın mı? O kadar kolay mıydı?” Peyniri dolaba koydum, Serdar hala görüş alanımda değildi ama “Dürümcü bahanem oldu.” Derken hislerimden dahi gurur duydum.
Senin artık Senan var

Kuma nis yapma sena'yı da lairiz
Kahvaltılıkları onun “İlki benim, bu onu değiştirmiyor.” Deyişiyle elime almıştım Azat’ da bardaklara yönelmiş olacak ki sesini işitiyordum. Masaya ilerlemeye başladım, bu sırada biraz burnumu kıvırıp sesimi sakin bir tona eşitledim. “Neyse ki Sena’ nın da ilki benim.” Kısa bir sessizlik, kahvaltılıkları bir bir masaya koymaya başladım. Serdar masanın hemen başında çaprazımda oturuyordu.
Buz dolabı için yeniden arkamı dönerken Azat Serdar’ a adımladı. “Karın lafı ağzıma tıktı.” Bu konu onu dert sahibi yapmış gibiydi, aramızdaki ilişkiye her zaman olduğumdan daha güzel bakıyordum artık. Azat benim kuzenimle sevgili, ben onun kuzeniyle evliydim böyle güzel insanlarla samimi olmak beni mest ediyordu.
Hazan vurdu gol oldu
Ayn öyle aztcim
Sena nin da ilki hazo
Yani hazonun karşısında
Hiç bir şansın yok
Serdar da hazo tarafında
Sena da kvmsmms

Mdjxnzkmskxmx
Çocukluğumdan beri büyük ve birbirine bağlı ailelere hep özenmiştim, şimdi de Serdar’ ın kocamam bir ailesi vardı ve tüm o hayallerim gerçekleşmişti. Dedesinden halasına hemen hemen herkesle aram iyiydi, o bir yana kuzenlerini de çok seviyordum. Bu yüzden bu sabah ayrı bir mutluydum, artık bambaşka bir hayatım vardı.
Serdar bir şey söylemedi ama aldığı derin nefes duyulmuştu. Ellerini yıkayan kuzenimin yanına iliştim, bana bir şey diyecek gibiyken ellerini peçeteyle kuruladı ve bir şey yapıyormuş edasıyla yanaştı. Azat ve Serdar başka bir konudan konuşmaya başlamıştı, Sena daha rahat bir halde ima etti. “Nasıl?” Kaşlarından anlıyordum ki Serdar ve beni soruyordu.
Gülümsedim, tezgahın üzerindekileri toparlarken usulca mırıldandım. “Yapılacak onca iş varken köye gitmemişsin ama tüm işler yapılmış gibi.” Yani, her şeyin akıl almaz derecede mükemmel gittiğini bence daha iyi anlatamazdım.
Bu onu mimikleriyle birlikte memnun etmişti. “Belli halinden.” Diye baş salladı. Bilmem, belli miydi ki? Mutfağa girdiğinden beri ona bakamamıştım ben neyi kaçırmıştım?
Omzumun üzerinden Serdar’ a döndüm. Yayıla yayıla oturduğu yerde önünde dikilen Azat’ la konuşuyordu, üstelik yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Başını salladı, konu her neyse ona haberi olduğunu söyledi.
Sanırım, yani bilmiyorum artık evimizde olduğumuza göre normal aile hayatına da dönmüştük. Çok yabancı olduğum bir konuydu ama aynı zamanda çok da kolaydı. Bir şey yapmayacaktık ki, sadece yaşayacaktık. Çok evvelden ben evlilikten korkarken Serdar’ da demişti bunu bana. Yayla evindeydik; korkma ben varım demişti. Şimdi cidden korkacak bir şeyim kalmamıştı, o vardı.
Onu izlediğimi fark etmiş olacak ki bakışlarını Azat’ dan alıp bana döndü. Sakindi, sakince gülümsüyordu ve onunla aynı olan bakışlarımız naif birer tebessüm olup buluştu. O baktı, ben baktım, için yandı o yangınla utana sıkıla başımı tezgaha çevirdim.
Serdar kocamdı, ondan çekinmiyordum ama bir bakışı bazen böyle yüzümü kıpkırmızı edip beni utangaç bir kız çocuğuna çeviriyordu. Biliyordum ki hepsi ona aşık olmamdandı, yoksa şu an baş başa olsak bu utançla ona gider sarılır öperdim.
Kapı zilinin çalmasıyla tekrar o tarafa yönelmiştim. Bakışlarım aynı adamı buldu, bana dönerken ayaklandı “Kargo.” Tabi ya, benim aklımdan tamamen çıkmıştı üstelik kargo da bana aitti iki gün önce bir şeyler almıştım internetten. Serdar demek ki sabah o yüzden o kadar sinirlenmişti.
Ne sandın kız adam az daha katil oluyor du
Tabi seni de zlsjsks
Vallahi ikimizde çok fenasıniz ya

Serdar'ın niye kudurdugi belli oldu
Bu defa kapıya ben bakmayacaktım. O mutfaktan çıktı, biz de masanın eksiklerini tamamladık, bir iki dakika sonra da çayları doldurmak için ocağa yöneldim. “Yenge dur ben hallederim.” Arkamdan seslenen Azat’ ı mutfağa giren Serdar bastırdı. “Otur sen.” Bana yönelmiş, ikisi yüzünden ben de ne yapacağımı bilememiştim.
Azat yerine oturdu, Serdar kolunu omzuma atıp başımı öptü. “Sana kim demliği kaldır dedi?” Bir yandan da çayın üst kapağını kaldırıyordu. Bilmem der gibi dudak büktüm. Yani, aksine bugüne kadar kimse kaldırma dememişti.
Yan yana dizdiğim bardaklara demi doldurmaya başladı. Azat o sırada Sena’ nın saçını düzeltirken gelen aramasını yanıtlayıp telefonla konuşmaya başlamıştı, hatta yanlış anlamadıysam arayan Dilan’ dı.
Demliğin üstünü kenara bıraktı “Yavrum.” Serdar’ ın mırıltısı.. Bedenim neredeyse ona yaslıydı, başımı kaldırıp dudaklarımın denk geldiği göğsünü öptüm. Ufak bir temastı bu, sabah sabah öpüşüp koklaşamamıştım ama bu da bize şimdilik yetti. Azat ve Sena’ nın arkası bize dönük olduğundan rahattım, yoksa asla böyle bir şey yapamazdım.
O önüne döndü, ben izlemeye devam ettim. Kaynar su fokurdayarak etrafa atlıyordu, çayların üstünü tamamlamak ne mümkün.
Baktı olamayacak, demliği yerine bıraktı “Yavrum masadan şekeri getirir misin?” Ne yapacağı konusunda fikirsizdim, istediği gibi şekeri alıp ona uzattım.
“Sen otur.” şekeri aldı ama izlemek istiyordum. “Merak ettim.” Bana bakar gibi oldu. “Geri git o zaman.” Sözleriyle gerileyip ne yaptığını izledim. Bir kaşık şeker aldı, kaynamış suyun içine atınca su birden hızla fokurdadı ve hafif etrafa sıçrayıp duruldu.
Serdar şekeri yeniden bana uzattığında kaşlarım havalanmıştı. “Bunu sakın denemiyorsun.” Deneyeceğimi nereden bildi ki? Yüzüme baka baka şekeri geri çekti, “Hazan.” Uyarıcı bir tondu, onunla göz göze gelmemi sağladı. “Sakın dedim.” Yani, bir kenarda suyun sakinleşmesini beklerdim peki.
Şeker elimde masaya döndüm. Çayları koyduk, Serdar’ ın hemen yanına oturdum derken Azat telefonu bırakarak çayındaki kaşığı kullanmadan kenara çıkarttı. “Dilan nerede?” Madem arıyordu keşke o da gelseydi hem özlemiştim de.
Azat çayından bir yudum aldı önce “Tatile gitti arkadaşlarıyla. Para yetiştiremiyoruz.” Sena başını esnetirken keyifle gülümsemişti, “Gezsin kız ellemeyin.” Sena tam Dilan’ a göre bir yengeydi, ona her koşulda destekçi olacağına emindim. Tabi sadece Sena değil, ben de her konuda Dilan’ ın yanındaydım.
Hep hazo dan öğrenecek değilim ya
Mutfak piratigi serdar dan da öğrendim mzmMm
Dilan çok şanslı

Dilo yenge bakımından bereketli
Zaten okul dönemi çok yoğun çalışıyordu kendi gözlerimle görüyordum bazen birlikte kütüphaneye gidiyorduk. Zeytine uzandım, “Para mı yolladın?” Azat iyi bir abiydi, ben özenmiyordum ama özenilesi bir abi kardeş ilişkileri vardı. Benim abim yoktu, Serdar vardı o bana abi de oluyordu.
Azat beni onaylar gibi başını sallayınca devam ettim “Olsun yolla işte.” Sonra da solumda oturan kocama döndüm. “Sen de yollasana.” Ne istiyorsa yapsın etsin içinde bir şey kalsın istemiyordum.
Serdar sözlerimle yutkunarak gülümseyince ben de gülümsedim. “Niye gülüyorsun?” Bir şey vardı belli. Azat’ a bakar gibi oldu. “Ben yolladım yukardayken.” Gülerek “Şakaa.” Dedim. Bakışlarım Sena’ yı bulmuştu Azat araya girdi. “Bu kime çekti böyle dolandırıcı?” Ortaya soruyordu, Sena’ yla birbirimize bakarken o güldü, ben keyifle soludum. “Tuğrull.” Yani çekmek değil de, o da aynısını yapıyordu. Benden ayrı alıyordu Sena’ dan ayrı, ki bu sadece bildiğimizdi.
Tuğrul knk Sina
Aynı keyifle ama biraz da oflar gibi “Al işte.” Diyen Azat ve Serdar bu durumdan rahatsız gibi durmuyordu tabi, aksine ikisi de Dilan’ a çok güzel abilik yapıyordu. Özellikle Serdar’ ın maddi manevi Dilan’ in yanında oluşu benim ilk günden beri çok hoşuma gidiyordu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Sena’ ya ketçabı uzattım, bir yandan da onu dinliyordum. “Yaza doğru da Tuğrul’ la gideceklermiş. Dilan Trabzon’ a gidebilirmiş anlatıyordu bir şeyler.” Azat omzunun üzerinden hadi ya der gibi Sena’ ya döndü, belli ki haberi yoktu. Öyle bir bakıyordu ki Sena’ ya, yüzündeki bir hayret devamında sahici bir gülüş ve sevgi. Uzun uzun bu mutlu hallerini izleyebildim, ben fark etmiyordum ya hani, insan işin içindeyken bilemezmiş acaba Serdar’ da bana böyle bakıyor muydu?
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Sena izlendiğinin farkındaydı, Allah’ dan çok yerim diye bol bol kızarttığım patateslerin üzerine ketçabı sıkana kadar dönmedi ama sonra kapağını kapatırken “Hayrola bir şey mi diyeceksin?” Diyerek başını keyifli bir gülüşle Azat’ a çevirdi.
Ağzı hareketlendi, ona doğru eğik başıyla gülümsemeye devam ediyordu. “Başkası olsa.” Deyip sustu ama nasıl bakıyordu pür dikkat, keyifle onları izliyordum.
Sena kaşlarını havalandırdı. “Anlamadım canım?” Azat birkaç saniye daha baktı, sonra “Başkası olsa dedim, değil işte.” Diyerek aynı keyifle arkasına yaslandı.
O da normalde bu kadar, nasıl diyeceğimi bilemiyorum ama böyle bir adam değildi daha az konuşuyordu Serdar kadar olmasa da daha ketumdu. Sena’ dan sonra daha sık gülümsemeye, belki de elinde olmadan kendi olmaya başlamıştı.
Böreği ikiye böldüm, tabağımla ilgileniyordum söylemeden edemedim. “Yok ya arkadaş onlar.” Bir kere sormadım değil, Dilan daha olgun erkeklerden hoşlandığını söylemişti bana. Yani Tuğrul çok komik, çok zeki ve çok tatlıymış onu çok seviyormuş ama kardeşi olarak görüyormuş hepsi bu. Keza Tuğrul’ da öyle, ikisinin arasında başka bir ilişki yoktu yani.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Serdar tabağıma birkaç dilim peynir koydu. Onun da kafası rahattı demek ki “Tuğrul daha velet. Olmaz bir şey.” deyince hayretle ona döndüm.
Tuğrul kimse ciddiye almıyor ya

Siz rahat olun biz tugrulu kiskanacahinizi hesap edip Emire ayaadik fjdndjmdndnd
“Sen mi diyorsun bunu?” Tanımasam, ne kadar kıskanç olduğunu bilmesem neyse diyecektim, inanacaktım ve aa ne kadar güzel görüşlü bir adam diyecektim.
Göz goze geldik, gülümsedi ama bu bana bakan hali kısa sürdü, önüne dönerek çenesiyle Azat’ ı işaret etti. “Dedi işte, başkası olsa.” Yani Tuğrul’ a biz vardık diye bir şey söylenmiyordu. E ikisinin de karakterine bakarsak bunu tahmin etmek zor değildi zaten en başından biliyorduk.
Sena derin bir nefesle konuyu değiştirdi. “Nasıldı tatil?” Rüya gibiydi, Sena’ yla daha sonra bunu konuşurduk zaten ben asıl onları merak ediyordu. keyiflendim biraz. “Çok güzeldi, siz neler yaptınız?” Azat’ la o, asıl merak ettiğim buydu.
Sena kaşlarını kaldırarak yeni aklına gelmiş gibi “Aa.” dedi. “Ay siz tanımazsınız bizim ortak bir tanıdığımız evlendi.” Elini Azat’ ın koluna atmış ciddi ciddi bana bakıyordu. Kaşlarımı çattım, “Sizin ortak arkadaşınız mı var be?”
“Var var.” Diye itiraz etti, nasıl da emindi kendinden. Eli hala Azat’ da, bir an kırmızı ojelerine baksam da tekrar ona döndüm. “İşte biz bir iki haftadır her akşam oraya düğüne gidiyoruz. Gelinle damat da yok, düğün yapıyoruz öyle kendi kendimize.” Der demez ben gözlerimi devirerek kapattım, sonrası derin bir gülüş. “Gündüz mevlütte etli pilav, tavuklu pilav baklava yiyoruz, akşam amcalarla halaya giriyoruz.” Sesi o kadar komikti ki onu dinlerken elimi dudaklarıma kapatıp başımı Serdar’ a yasladım. “Herkes de gelini soruyor, tatile gittiler diyemiyoruz düğünün kırkı çıkması lazımmış.”
Cidden ama biz kendi düğünümüzü bırakıp sevişmeye gitmiştik, aman çok da iyi yapmıştık. Yüzümü keyifle buruşturup “Devam ediyor mu?” Deyişimle Serdar kolunu omzuma atıp Azat’ a baktı. “Kaçıncı gün?” Hiç saymadım ki, ara ara aklıma geldi ama ben kimse gitmiyordur diye düşünüyordum oysa halay bile çekiliyormuş.
Azat bir şeyler yiyordu, yorulmuş gibi baktı. “Daha on altı, yirmi dört gün daha var.” Yarısı bile olmamış ki, ben her gün gidemezdim keşke onlar da gitmeseydi.
Sena elini Azat’ dan çekip patateslere devam etti. “Aa bak yetişmişsiniz aşkım. E iki marta kadar da bir gün gidersiniz artık.” Bilmiyorum, son olaylardan sonra o konuyu konuşmak bile istemiyordum. Geçiştirdim, “Keşke siz de gitmeseydiniz o kadar çok.” Üzülmüştüm onları mecbur mu kılmıştık ki?
Azat tek kelimelik bir açıklamayla “Dedem.” Derken Sena “Yoo ben severek gidiyorum, pilavı güzel yapıyorlar.” Diyerek bir çatal börek aldı. Sana da aynı pilavcıyı getiririz Sena, senin düğününde de o düğüne kırk gün giden ben olurum, ödeşiriz.
O söyledi, biz güldük. Biz sorduk onlar anlattı hem kahvaltı yaptık hem de dede ve babaannenin nasıl olduklarına kadar epey bir şey konuştuk. Sonunda Serdar sağ kolu sandalyemde sol eli çay bardağında Azat’ a yöneldi. “Erdal’ la konuştum akşam kestane getirecek. Yemeğe kalıyorsunuz değil mi?
“Benim şirkete geçmem lazım.” Serdar öyle bir baktı ki Azat “Oğlum işlerim var lan.” Derken bile çekimser kaldı. Serdar kaşlarını çattı, hesap sorar gibi. “İki haftadır ne yapıyordun?” Gerçekten ama bu günü mü bulmuştu kalsalardı ne güzel olurdu.
Azat arkasına yaslandı, kendinden emin bir tonda “Düğün.” Deyince Serdar oralı olmadan konuyu kapatır gibi yüzünü ekşitti. “Kes lan.” Birbirlerine yer yer bize göre çok kaba davranıyorlardı ama çok da güzel anlaşıyorlardı. Kimse kimseye darılmıyor, kin beslemiyor, ne diyorsun sen demiyordu.
“Sena’ da çok sever kestaneyi.” Diyerek araya girdim. Azat sözlerimle soluna döndü, döndüğü yerde yavaş yavaş fındık kreması yiyen Sena’ yı görünce bir an durdu. Seviyordu, hatta eskiden bazı geceler ikimiz epey kestane alıp saatlerce yerdik.
Sena fındık kreması sürdüğü simiti kenara bıraktı, kremanın kapağını kapatırken başını yana eğdi. “Sana her akşam bulsam her akşam yerim demiştim.” Aralarında konusu geçmişti demek ki, malum mevsimi de.
Azat derin bir nefesle başını sallaya sallaya “Sözünün erisin.” Dedi. Bize döndüğünde bakışları kalıyoruz der gibiydi, neler olduğunu anlayınca gülümsedim. Ne kadar güzel bütün gün oturur muhabbet ederdik. Hem tatlı da yapardık, akşam yemekten sonra da kestaneyle yerdik. Hepimiz bir arada, böyle ilk buluşmamızdı. Kalabalığı severdim dedim ya, böyle kalabalıklar içime bir güven verirdi.
Sena’ da benim gibi keyiflenirken yarım kalan simitli fındık kremasını bitirmeye çalışıyordu. Burada kalırken Serdar hakkında ne düşünüyordu bilmiyorum ama ben kuzenimi hayli özlemiştim.
Göz göze geldik, gelmemizle içime düşen burukluk yerini ovuşturdu. Keşke, “Emir nerede?” Dudaklarımdan çıkan sözlere gözlerimden hüzün düşmüştü. Kelimeler dudaklarımdan birden dökülüvermiş, ortam bana uyum sağlar vaziyette sessizleşmişti.
Sena’ ya bakıyordum bilse bilse o bilirdi, ki tahminlerim beni yanıtladı onun da yüzü benim gibi düştü. “Aslında benim de içimde dert, iyi değil.” Çatalını tabağın kenarına bıraktı.Konu açıldığı gibi yüzü bir sıkıntıyı taşımış, yerinde huzursuz olmuştu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Sakin sakin bana döndü, “Çok öyle konuşmuyor, konuşunca da olabildiğince kısa. Ben sürekli arıyorum ama ağzından zorla laf alıyorum. Bir iki kere evine de gittim, yok yani keyfi yok. Bütün gün evde, teyzeme de gelmiyor. Bu sabah da buraya gelirken Azat’ la çağırsak mı diye düşündük ama,” Gelmezdi.
Eğer bu haldeyse mümkün değil gelmezdi.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapEmir… Ben şimdi onunla konuşmak için gidemezdim değil mi? Oysa koşa koşa yanına gitmek istiyordum, aklım Sena ve Azat’ı gördüğüm andan beri Emir’ deydi doğrusu ama keyfim ya da keyfimiz kaçmasın diye zihnimden uzak tutuyordum. Biz burada ne güzel bir aradaydık, o öyle bir başına…
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Olanlar, o günün ardından verdiğim kararın arkasında durmayarak Serdar’ ın peşinden gitmiştim ve eminim Emir’ de bu yüzden kendi kendine hüzünle ben boşuna mı uğraştım demişti. Üstelik her şeyin gerçekleştiği o gece Serdar’ la çok kötü ters düşmüşlerdi. Ardından ben kardeşime yükselen adamın yanında kalmıştım; ne ahmakça…
Şimdi tüm bu olanların onun gururuna dokunması çok normaldi. Oysa Emir Yeliz ve benim konum açıldığında tarafını çok net belli eden taraftı. Kısaca bu hikayede ben, Emir kadar vefalı olamamıştım.
Gözlerim masaya daldı, dudağımı ıslattım, sustum, sanki sırtıma bir yük bindi de kamburum çıktı.
Emir benim için her zaman anlayamadığım kadar çok değerliydi. Derler ya öz olsa bu kadar olmaz belki, şimdi de yediğim her lokma boğazımdan çatallayarak geçiyordu. Onun evde yalnız, bir başına kalması beni nasıl rahatsız etmezdi? Emir benim kardeşimdi o mutsuzken ben nasıl gülüp eğlenebilirdim ki? Zaten haftalardır haber alamıyordum, zor duruyordum, artık iyi veya kötü Emir’ i görmem gerekiyordu.
“Hazan.” Serdar’ ın sesiyle dolan gözlerimi kırpıştırmak istedim ama bunun için çok geçti, öyle bir hareketimde göz yaşlarım yüzüme inerdi. Ben de parmağımın tersini gözüme yaklaştırıp ıslaklığı aldım. Göz yaşım gitti belki, ya içimdeki o hoyrat baskı?
Eli sırtıma indi, gözlerimi kırpmıyordum bu acı beni susturup saatlerce boşluğu izletirdi.
Her anımda Emir vardı, hatta en son o evde ölecek gibi can çekişirken yine Emir bulmuştu beni, kucağında hastaneye Emir taşımıştı, saatlerce yanımda o kalmıştı. Niceleri, nicelerini yaşamıştık da Emir beni hiç yalnız bırakmamıştı. Ben şimdi ona gidemiyordum, Sena diyor. Keyfi yok diyor onu anlatıyor ya işte Emir olsa koşa koşa bana gelirdi.
“Yavrum.” Serdar’ ın sesini tekrar duyduğumda bana yönelmişti. Eli yüzüme doğru hareketlendi, çeneme dokundu. “Yüzüme bakar mısın?” Hayır, şu anki bulunduğum halden ayrılmak istemiyordum.
Gözlerim tekrar tekrar doldu, Emir’ i anlamaya çalışırken ona akan zihnim parçalanıp durdu. Kim nasıldı bilmiyorum, herkesin içinde beni yoran bir konudan sıyrılmak da benliğime öylesine aykırıydı ki; Emir görmezden gelebileceğim biri değildi. Öyle duygularımı bastırıp hiçe sayacağım bir anı hiç değil.
Gözümden düşen tek tamla yaşı hızla savurur gibi sildim, hamlemle dakikalardır yumuşak olan Serdar beni hoyratça çekip sarıldı. Eli başımda, başım bağrında şakaklarımın arasında dudaklarını hissedebiliyordum. Serdar derin bir nefes aldı, Azat derin bir nefesle masadan ayaklandı.
“Gel sarı.” Sena’ yı da alıp tahminen gidiyordu.
“Ağlama.” Serdar’ ın kısık sesini işittim, sakindi ama içindeki sıkıntıyı içeriye zor örtüyordu belli. “Yavrum.” Bunun olmasını hiç istemezdim ama ben Emir’ i çok seviyorum, onu elimde olmadan ulu orta ağlayacak kadar çok seviyorum bu Serdar için ne ifade eder?
Azat ve Sena’ nın ardından kapının kapanma sesiyle boğazımda yumru olan hıçkırığı Serdar’ ın göğsüne bıraktım. Çünkü Sena anlatı ya hani, ben kendimi bildim bileli Emir’ i hiç öyle görmedim. İçine ne dert olduysa, onu bu hale ne getirdiyse demek ki taşımakta zorlanıyordu. Ki bilirim, kıyamam ona.
Serdar beni daha da sararken koluna tutunup zor zor soludum. “Bana kızma tamam mı?” Onun içi ağlıyorum diye kızmasın, çünkü o zaman kime gideceğimi bilemezdim. Şaşkın kelimeleri bir bir sıraladı, “Hayır hayır hayır.” başımı usul usul sevdi. “Kızmıyorum. Ağlama ama, getireceğim onu sana.” Gerçekten mi? Ne zaman?
Git hal et o işi Serdar
Sen bozdun sen düzelt

Getir kociş sana inanıyorum
Getirir tabi
Bu defa da Serdar’ ın sözlerine ağlamaya başladım. Dudağım sarkmış, gözlerim elimde olmadan kapanmış kasılmıştım. “Gerçekten mi?” Getireceğim diyordu, Serdar’ a yabancı bir andı bu. Emir için ağlıyordum Serdar onu bana getirmekten söz ediyordu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Büyük eli başımı tuttu, yüzünü yüzüme indirdi. “Gerçekten tabi. Ağlama, benim de hatam var senin için gider özür dilerim ağlama.” Benim için, ben olmasam Emir’ le olan arkadaşlığı kırık bir olayda biterdi yani. Serdar’ ın kimseye minnet etmeyişi beni her zaman olduğu gibi şaşırtmıyordu.
Burnumu çekerken tüm olanlar için göz yaşı dökmeye devam ediyordum. Emir’ i çok özlemiştim, onunla haftalardır konuşamıyordum şimdi istiyordum ki her birimiz bir arada olalım ve ben saatlerce emirden af dileyeyim.
Ki nasıl dilemem, insan her gün konuştuğu birinden ayrı düşünce içindeki acıyı görmezden gelemiyordu. “Özür dileyecek misin? Gelir mi öyle olunca?” Özür dilemek kötü bir şey değildi ki, ben de haksız olduğum yerde herkesten dilerdim hem de defalarca.
Derin bir nefes aldı, bağrı kabardı ve soluğunu “Senin için Hazan.” Diye verdi. “Sadece senin için getireceğim söz. Sözümü tutamadığımı gördün mü hiç?” Öyle, Serdar bugüne kadar bana bir çok konuda söz vermişti ve verdiği tüm sözleri bir bir tutmuştu.
Kim bilir ne derdi vardı. Tamam bizim meselemiz belliydi ama onu bi hale getirecek ne olmuştu? Belki de öz annesini özlemişti, onunla güzel bir bağı varmış yer yer çok özlerdi. Anne sonuçta, onu düşünmek bile kaşlarımı acıyla çatmama sebep oluyordu.
Başımı salladım. “Sen yaparsın, sana inanıyorum.” Emir’ i bugün buraya getirebilecek biri varsa o da Serdar’ dı. Haricinde aramızın düzelmesi için saatlerce konuşmamız gerekecekti.
Yanağımla göğsü arasında kaybolan göz yaşımla yüzümü ona sürttüm. “Onu daha fazla üzme, yani bağırma ama tamam mı?” Serdar’ ı bilirdim…
“Tamam yavrum merak etme, toparlan sende. Aklım kalacak.” Sözleriyle doğrulur gibi oldum, yüzümü avuçlarına alıp yanağıma eğildi, öptü. “Halledeceğim, Tuğrul da aklımda merak etme.” O da konuşmuyordu, o günden sonra beni defalarca aramış ama Serdar’ ı hiç sormamıştı bile.
“Ben ne yapacaksam senin için yapacağım, yoksa kimseyi gördüğüm yok.”
“Biliyorum, umurunda değiller. Senin için olmasa da olurlar.” Serdar’ ın koskoca hayatı, onca çevresi, arkadaşları varken bunlara takılması mümkün değildi. Tuğrul ondan onlarca yaş küçüktü, yine de gönlüm güzel abi kardeş olmalarından yanaydı.
Bana dokunuyordu, sakin sakin anlatmaya devam etti. “Ama sen seviyorsun işte. Bu meseleler çözülmediği sürece sürekli mutsuz olacaksın, ben buna dayanamam.” Doğru, mutsuz olacaktım sevdiklerimi bölmeyi hiç istemiyordum.
Ellerini tuttum, başım biraz geride tüm samimiyetimle “Teşekkür ederim.” Derken bir yandan göz yaşlarım kuruyor, bir yandan sakin bakışlarımla onu izliyordum. Vakur, durgun, tümüyle içten. Onun yüzü, hali, gözleri ve bana sunduğu bakışlar… Serdar’ la evlenmekle asla hata yapmadığımın farkındaydım, Serdar bu hayatta beni anlayan, olduğum gibi seven ve kahrımı çeken tek adamdı.
“Gelirken, Emir’ i getirebilirsen yani, gazoz da al.” Kestaneyle seviyordum, burada bulabilir miydi bilmiyorum belli bir markası da vardı elbette. İsteğim onun ne kadar mutlu etmiş olacak ki gözlerinin içi umutla parladı.
Ondan bir şey istememi çok seviyordu.
“Kurban olurum sana.” Diyerek yüzümü kavradı ve gözlerime dolu dolu bakıp dudaklarını dudaklarıma indirdi. Sabah sabah ona dokunmaya ve Serdar’ la bir bütün olmaya ihtiyacım vardı. Dudaklarım dudaklarında hoyratça hareket ederken tüylerim diken diken oluyor, duygularım yokuş aşağıya koşuyordu.
Ayrılışımızla az evvelin aksine kocaman gülümsedim, “İşte şimdi günüm aydı.” Cidden sanki enerjimi almıştım.
Beni onaylar gibi gülümsedi, alnı alnımda yüzümü okşuyordu. “Ben sana dokunmadan duramıyorum. Böyle sarılmadan, yok mümkün değil olmuyor.” Derin nefesleri, hali, tavrı… Ben de ondan farklı değildim, geceye kadar büyük bir heyecanla sabredecektim ama şimdilik aklımdakini onunla paylaşmak gibi bir niyetim yoktu.

Getir kociş hadi
Ona sıkıca sarıldım, derin nefesle “Ben de, ben de Serdar. Cidden şimdi sana sarılınca kendime geldim.” Diye diye ayrılıp hafif geri çekildim. “Ama şimdi içeriye gidelim olmaz böyle.”
Sarılmalar, öpüşmeler, dokunuşlar… Birlikte ayaklandık, salona ilerlediğimizde Azat ve Sena koltukta yan yana oturmuş bir şeyler konuşuyordu. Azat’ ın bir bacağı diğerinde, ikisi de bize döndü. “Ağlama seansın bitti mi?” Gözlerimi devirdim, koltuğun ucundaki yastığı tutup ona doğru fırlattım ama omzuna değip koltuğa düştü. “Gebertirim seni he.”
“Yenge be.” Yastığı alıp yanına bıraktı, Serdar’ la L koltuğun diğer kısmına oturduk. “Azat senden çekinmiyorum.” Öyle rahattım ki, onunla aylarım geçmişti birlikte gülüp eğlendiğimiz, yemek yediğimiz niceleriyle çokça an olmuştu. Haliyle bu samimiyetimiz normalde.
Sena keyifle bizi izlerken Azat başını eğdi, “Eyvallah kumam, bilmukabele.” Sözleriyle eli kalbinin üzerine gitmiş, başını selam verir gibi eğmişti. Tabi, onun da benden çekindiğini sanmıyordum hele de Sena’ dan sonra kabak çiçeği misali açılmıştı.

Azatla Şenaya bölüm gelsin lutfeeeeennn
“Siz ne zaman bu kadar samimi oldunuz?” Serdar’ ın ne olduğunu anlamaz sesine Azat’ la aynı anda soluduk.
“Kıskandın mı?”
“Hayırdır abi?” Çok da dert değildi Serdar’ ın hali fazla komikti sadece. “Yok.” Derken gözlerini devirir gibi olup ayağını yavaşça ötekinin dizine attı. “Anlaşmanız işime gelir, bir de sizinle uğraşamam.”
Doğru, başımı sallaya sallaya Azat’ a döndüm. “Yollamam kocamı senin yanına, kıskanıyorum derim görürsün.” Komikti, içim çok neşeliydi yalnız olmadığımı da hissediyordum.
“Sende koca var bizde ne var?” Azat aynı tonda Sena’ yı işaret ede ede böbürlenmişti. Kaba sesi çok da alaycı değildi ama şaka yaptığını anlayabiliyordun. Bu defa ağır ağır kuzenime döndü. “Sena, Hazan’ la ilişkini gözden mi geçirsek?” Sena’ nın kaşları hayretle havalandı, yüzünde hafif bir tebessüm, başını yavaşça sağa eğdi. “Seni gözden bir geçiririm Azat’ cım canım benim. Görürsün o zaman kim kimi neyden geçiriyor.”
Kıkırdayışımı bastıramadan sırtımı hemen yanımda oturan Serdar’ a yasladım. Daha rahat ve oldukça hoş bir andı.
Azat çok da memnun değildi bu halden, oflar gibi bana döndü. “Ben neden konu sen olunca sürekli zararlı çıkıyorum lan?” E doğru diyordu Serdar bir yandan Sena bir yandan, ona doğru “Yaa kıyamam.” Diye yükseldim, sesim de hayli üzgündü. “Bebiş yaaa.” Azat gibi adama, ne ironi ama.
Serdar’ın vah vah der gibi “Koskoca adamı mundar ettiniz.” Deyişiyle keyifli bakışlarım ikisi arasında gezdi durdu. Azat “Kalk kalk yürü gidelim lan,” derken ayaklanır gibi olmuştu. “Bana geliyorlar.” Ayağa kalktı, zaten gideceklerdi Azat’ ın şirkette ufak bir işi varmış Serdar’ da Emir’ le konuşacaktı işte ama Serdar’ ın kalkacak gibi bir hali yoktu.
Tek kaşını havalandırmış bana bakıyordu, ellerimi birleştirip Azat’ a kalp yaptım. “Kumam.” Azat’ ın hakkı bende çoktu, onu da ayrı seviyordum Serdar yokken hemen hemen her şeyimle o ilgilenmişti bir kere de yeter dememişti. Yenge şöyle yenge böyle diye etrafımda dönmüştü koca adam. Şimdi ona hem vefa borcum vardı hem de iyi bir dostumdu.
Ajahah
Azat ya maalesef
Hazo karşısında hiçbir şansın yok
Azat çenesiyle Serdar’ a yönlendi. “Beni sen resetleyeceksin, ayarlarımı bozdular kaç aydır. Yarın alırım meyhaneye.” Bu sırada bir eli cebindeki telefona gitmişti, meyhaneyi duyunca “Hiii!” Diyerek kime döneceğimi şaşırdım. Yönüm kocam oldu. “Serdar sakın gitmiyorsun, gebertirim seni.” Omzumu üzerinden ona bakıyordum, açık açık gülerek gözlerini gözlerimden çekmedi.
“O yağlı yemiş dili kayıyor.” Bu defa konuşan Sena’ ydı, Serdar’ dan ayrılıp ona döndüm. Bakışları Azat’ da, bacak bacak üzerine atıp kollarını birbirine bağladı. “Beni de götür.” Öfkeli değildi ama çok da keyifli olduğu söylenemezdi.
Azat bir elini siyah pantolonunun cebine soktu, tüm dikkati kuzenimde “Kapatırız bir gece.” Dedi sakince. “Meyve suyu içersen, olur.” Aralarındaki çekim, yani bakışlarından duruşlarına o kadar güzel bir auraları vardı ki başını diğer tarafa çeviren Serdar’ ın aksine saatlerce izleyebileceğim eşsiz bir tablo gibiydilar. Zira Azat’ ın kuzenime olan bakışı benim bile yüreğimi okşuyordu, birbirlerine aşık oldukları ulu orta meydandaydı.
Sena yüz ifadesini bozmadı, “Vaz geçtim, ya ben de içiyorum ya sen de gitmiyorsun.” Bu halleri beni gülümsetmişti. Yani, o kadar güzellerdi ki anlaşabilmeleri her şeyden önemliydi benim için.
Azat, “Gitmem.” Diyerek konuyu tekte kapatınca Sena bize doğru döndü. “Şahitsiniz.” Serdar değil ama ben hevesle başımı sallarken şahittim. “Olur.”
Ben gitmezdim, Serdar’ ı da yollamazdım. Tabi giderse büyük bir olay çıkartmazdım ama onun içmesine dayanamazdım.
Azat “Bununla mı korkutuyorsun?” Derken kendinden ziyade duygularından ne kadar emin görünüyordu, onlara karşı başımı koltuğa yaslayıp sessizliğimi korudum. Sena da en az Azat kadar sakindi. “Ne kadar dayanabileceğine bakıyorum.” Hiç şüphem yok, Azat’ da Serdar gibi severdi. Serdar gibi sever Serdar gibi değişirdi ikisinin de sevgisinden şüphem yoktu.
“Tahmin edemezsin, bir sınırım yok.” Azat’ ın sakin bakışlarına eş sesine kaşlarımı havalandırmıştım ki boğazını temizleyip devam etti. “Gel hadi.” elini Sena’ ya uzattı. “Arabadan reçelleri indirelim.” Azat’ ın annesi seviyorum diye bana incir reçeli göndermiş sağ olsun, Azat’ da kahvaltıdan sonra getiririm demişti.
Sena oturduğu yerden kalkarak elini tuttu. İkisi çıkışa doğru ilerlerken Serdar sakince mırıldandı.
“Ne olmuş lan buna?” Yani, biraz yumuşamış kendine gelmişti diyelim. Serdar’ ın da çok hoşuna gitmemişti belli.
Önce başımı ona doğru çevirdim “Sana ne oldu farkında mısın acaba?” Sonra tüm bedenimle döndüm. “Sana ne olduysa ona da ondan olmuş.”
Kaşlarını çattı “Benim neyim varmış?” Anlamıyor herhalde. Gerçi Serdar dışarıda hala epey sertti ama ben yine de kocaman gülümseyip ona sokuldum.
“Gülümsemeye başladın Serdar.” Elimi kaldırıp yüzüne koydum. “Gülmeye başladın.” Sevdim, ama nasıl keyifliyim benim de onunla birlikte yüzümde güller açıyor. “Azat zaten senin kadar ketum değildi, iyi oldu böyle.”
Eğildi, dudaklarımızın birleşeceği yerde burnumun ucunu öpüp geri çekildi. “Yavrum ben gidip yardım edeyim. Hava soğuk.”
Evet Serdar ayna var karşında azat ne işe sen de öylesin
Vallahi iki kuzen
İki kuzeni haşat
Edecek
Jajaja

Ne olacak aşk basına vurdu
💎
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Hararetli hararetli “Ya bırak şimdi bizi.” Derken heyecanla oturuşumu düzelttim. Zaten Serdar ve Azat gittiğinden beri bizi konuşuyorduk, çok da detaya girmeden ve Serdar’ ın özelini hiç açmadan o dağ evinde neler yaptığımızdan uzun uzun bahsetmiştim. Sevişmelerimiz, öpüşmelerimiz, yemek yapışlarımız, kız kıza konuşulacak ne varsa her şeyde üstü kapalı ve yalındım. Neticede anlattıklarım onu tatmin etmişti ama sanırım Serdar’ dan gelecek bir yıkıcı hareket Sena’ ya karşı her şeyi mahvederdi.
Ben kuzenim de onu sevsin istiyordum
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
“Asıl ben sizi merak ediyorum. İlişkiniz nasıl?” Azat ve Sena…
Derin bir nefes aldım.
Çünkü onların ilişkisi süreç olacak bizimkinden daha yorucuydu.
Sena sarı saçlarını arkaya attı, yüzünde tatlı bir gülüş, yaslandığı yerde kahve bardağını sağa sola hareket ettiriyordu. “Geçen çok küçüksün dedi bana.” Utangaç ama bir o kadar da mutlu hali vardı. Sanki yaşadığı büyüydü ve buna o bile inanamıyordu.
Sırıtarak kahvemin son yudumunu aldım, “Ee sen ne dedin?” Fincanı fal için kapatıp kenara koydum. Bakamıyordum, açıyordum ve anlamsızca bakıp yıkıyordum.
Göz göze geldik, omuzlarını silkti. “Büyüt o zaman.” Amaa… Hoşuma gider bir edayla iç çektim, onları o anda hayal ettim de, eminim Azat’ ın üzerinde siyah takımı ve beyaz gömleği vardı ve öyleyken her şey daha güzel görünüyordu.
Tepkim ondan bazı anları canlandırdı sanırım gözleri masaya daldı, çok huzurlu görünüyordu. “Sizin düğünden çıkmıştık, ben bir yere gitmek istemedim köy yolunda bir kenara çekmişti konuşuyorduk öyle. Çok şaşırmıştı o an.” Ben de şaşırdım, Sena’ dan beklenmeyecek bir hamleydi ama şaşkınlığım bir yana epey de sevindim içim yumuşacık oldu.
Bir birliktelik yaşıyorlardı, ayların süre getirdiği olayın neticesinde çok da mutlulardı. Azat’ da ki değişimden Sena’ nın sakinliğine kadar her bir detay beni keyiflendirirken kuzenimin yıllar sonra nihayet mutlu olması bambaşka bir histi.
Aramadığı aşkı bulmuştu, Azat güvenilir bir adamdı.
Hayali sesim benim ciddi yönümü nötrlüyordu. “Aşkıım çok tatlı. Başka, başka neler oldu?” Ve heyecanım, bizi o anlara sürükleyip dahasını dinlemek istiyordu. Sena sabaha kadar anlatsa bu ikiliyi bıkmadan dinlerdim.
Sandalyesine yaslandı, “Eğer çalışacaksam sadece onun şirketinde işe girmemi istiyor. Bu ara gelme biraz dinlen dedi. Hem sen de yoktun hem düğün malum, hala Trabzon’ dan çok gelen giden var teyzem yalnız kalsın istemedim.” Sena Azat’ ın şirketinde çalışırsa neler olabileceği çok ortadaydı. Ki bu, hayatımın en güzel haberi olabilirdi.

Abi azat'la Sena çok tatlı ya onları okumak istiyorum daha çok görelim
Birden “Yaaa Aseeeel.” Büyük bir keyifle kalkarak hemen yanındaki sandalyeye oturdum. “Aşkım bu çok güzel. Gitmezsin birlikte yaşarız.” Asel Sena’ nın göbek adıydı, çok bilen yoktu hiç de kullanmıyordu. Ben böyle arada, çokça nadir anlarda ona öyle sesleniyordum. Farklılığı güzellikle getiriyordu çünkü.
Sena burada çalışırsa biz sürekli görüşürdük, istediği yerde de kalabilirdi hem o rahat ederdi hem de ben. Dudak büktü, “Bilmem, bakacağız Hazoş.” Azat’ la aynı şirkette olmak ilişkileri için de epey yol kat etmelerine yarardı, birbirlerini daha yakından daha iyi tanırlardı.
Sena’ nın düşünceli halinin yanı sıra ben heyecanlıydım. Çok mu oluyordum bilmiyorum ama kızmasın diye biraz alayla utana çekine “Eee anlat, başka.” Diye fısıldadım. Ne olduysa, ne yaşadıysa onun hiçbir anını es geçmek istemiyordum çünkü bu kuzenimin ilk net ilişkisiydi heyecanını benimle paylaşmalıydı.
Bana baktı, öyle bir baktı ki sanki aklımı okuyordu. “Hiçbir şekilde cinsel bir temasımız yok önce onu söyleyeyim. En fazla öpüşüyoruz. Biliyorsun ben istemiyorum, onun da karakterinde yok.” Başımı biliyorum der gibi salladım. Serdar ve Azat tutucu tiplerdi kesinliği olmayan günaha bizi sürüklemiyorlardı. Alışık olduğum bir şey olmadığından onların bu hali benim yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturdu.
İçim yumuş yumuş oldu, ona sokulup başını göğsüne yasladım. Göğüslerini çok net hissediyordum, demek ki Serdar da benim göğsüme yattığında her şeyi böyle hissedebiliyordu. Kıkırdadım, “Yatıyor mu böyle göğsüne?” Başıma vurdu, “Salak.” Kahkaha attım, “Ya yatmıyor mu?” Bir an durdu, o da gülüyordu. “Sadece iki kere.”
Çok garipti, yani bilmiyorum Serdar’ ı düşününce bedenim buna tepki verdiğinden çok da meyillenmek istemiyordum ama iç gıdıklayıcı bir güzelliği vardı.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Sena derin bir çekip kolunu sırtıma sardı. Başım göğsünde arkaya yaslandı. “Sürekli geziyoruz, düğüne gittik ve her akşamın sonunda bir yerlerde oturduk. Tabi düğünde biri anlamasın diye yan yana değildik hiç. Sonraa, işte o şirketten ve ailesinden fırsat bulduğu kadar birlikteyiz. Konuşuyoruz, geçen on dakika buluşalım dedik altı saat oturmuşuz ve zaman nasıl geçti anlamadım.” Öyle olur, ben de çoğu zaman anlamıyorum. Serdar’ la aman aman bir muhabbetimiz yoktu ama işte yanındayken vakit hızlı geçiyordu.
“Çok güzel, yani güzel hissediyorum kuzum. Sanki yıllardır tanışıyorduk da hayatımın bir döneminde kaybetmişim onu.” Biliyorum, biliyorum aynı hisleri ben de yaşamıştım. Şimdi bu durgun halinin sebebi de bence gelecekten korkuyor olması, bunları da anlıyorum ben de yaşadım ama geldiğim sonuca bakarsak korkulacak bir şey yokmuş.
Kalkacak gibi oldum, “Derinlere inelim mi?” Deyip durdum. Bakışlarım sabit, bedenim hassas bir şeyi taşır gibi sakindi. Sanki tek hamlem bu anı bozacaktı. Sena derin bir nefes aldı, “İnmek istemiyorum, yaşayabiliyorken biraz yaşamak istiyorum Hazoşum.” Çok da bir şey yoktu ama Sena’ nın ilişki yaşamaktan korktuğunu ikimiz de biliyorduk. Belki de hayat şartları onu bu konuda bu raddeye getirmişti. Babasını çok sevdiğinden bir yanlışa sürüklenmezken abisinin defalarca o yanlışı tekrar ettiği bir döngü, uçsuzluk. Nefreti, kini ve öfkesi dinmiyordu ama sebepsizdi.
Ya da sebebini bulamadığımız derin bir izdi.

Sena'nın geçmişini öğrenmezsen çatlarım
“Değişti ama.” Konuyu Azat’ a getirdi, sonra onunla gülümsedi. “Mutlu. Ben de mutluyum gerçi.” Ne güzel, bunca telaşın ve aynı zamanda gariptir ki monotonluğun içinde birbirlerini yiyerek kavuşmaları şahane bir andı.
O gün, gözlerimi keyifle devirdim. “Kaç ay birbirinizi yediniz. Bizden uzun ayrı durdunuz siz.” Aylarca, birlikte olup ayrı düştüler aylarca birbirlerine yalın ve ulaşamadıkları için düşmanlardı. Aralarında Serdar ve ben gibi bir yanlış anlaşılma da yoktu, doğrusu Azat bu adım konusunda Serdar’ dan daha sabırlı çıkmıştı.
Sena bacağını kaşırken onun dalin kokusunda mayışıp derin bir nefes aldım. Azat bir yerde doğru söylüyordu; Sena ona göre çok küçüktü.
“Ya dokunuyor ya, sarılıyor mesela çok garip oluyorum. Sanki bayılacağım ama bir yandan da kendimi o kadar güvende hissediyorum ki tanımadığım bir adamla ıssız bir köy yolunda saatlerce durabiliyorum.” Yaşandı Sena, en güzelini derler ya yani en kralını biz yaşadık. Ben hiç tanımadığım o adamla zirveye çıkıp gece onun kollarında uyudum.
Derin bir nefese karıştı sesim “Biliyorum, tüm hisleri yaşadığım için evlendim.” Konu evliliğe geldi, bu konuda fazla erken olduğundan vakit kaybetmeden değiştirdim. “Tuğrul bilmiyor değil mi?
“Yok, o geceden sonra gitti zaten. Bir daha denk gelemedik.” Acaba bilse ne olurdu, sevinir miydi kızar mıydı. “Çok güzel oldunuz.” Diyerek doğruldum, bakışlarım fönlü saçlarına gitti. “Sarı.” Güzel kelimeydi söylerken dahi gülüyordum, Sena da sevmiş olacak keyifle başını yana eğdi. “Taktı, seviyor barzo.” Sonra kendi haline ufak bir kahkaha attı.
“Sen de barzoyu seviyorsun.”
Saklamıyordu, en azından bana karşı netti ki başını salladı ve yana eğip ofladı. “Hazoş, şu süreçte ilişkimize dair ailelerle ilgili hiçbir şey düşünmeyeceğim. Sadece yaşanacak bir şey varsa yaşanacak ve sona gelecek. Ne olacaksa bunu bekleyeceğim, en azından her şey mutlu ilerler.” Başımı salladım, ne demek istediğini anlamıştım kastı ailesi ve çevresiydi. Ki bana göre de en doğru karar buydu, “Haklısın.”
Vural Abi bilecek, eniştem, Tuğrul… Uzun değil belki ama yorucu bir süreç olacaktı şimdiden, can sıkmaya gerek yoktu. “Vural Abi’ den haber var mı arıyor mu?” Bir an güler gibi oldu, “Seni daha çok arıyordur emin ol.” Beni de aramıyordu, o kavgadan sonra köşesine çekilmişti belli. “Paylaşacağımız bir şey yok ki. Ha ama geçen mesaj attı. Bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu para atmış hesabıma.” En azından abiydi işte, yani bilmiyorum fikirsiz kalsam daha iyiydi.
Keyfim kaçmıştı, kendimi garip hissediyordum. “Abin sonuçta, keşke olmasaydı dediğim birkaç an var ama tüm suç onun. Tuğrul’ a dokunmasaydı.” Dikkat ediyorum da Serdar’ ın tüm akrabalarınla bir sorunu vardı. Ki hiç önemli değil canım kocam, benim yapmak istediğimi yaptı her defasında.
Ama şimdi hal böyle olunca düşünüyorum Vural Abi kesinlikle karşı çıkacaktı Azat’ a, özellikle de Serdar’ ın en yakını ve kuzeni olduğu için. O zamanın sıkıntısı beni şimdi boğmuyordu. Azat’ ı biliyordum, Serdar’ ı biliyordum onlar her şekilde hallederlerdi bu meseleleri, gözüm asla korkmuyordu ama yine de tatsızlık oluşsun istemezdim.
“Dilan biliyor mu?” Başını salladı, aynı zamanda kaşları havalandı. “Dilan’ a söyledim o çok sevindi ama Tuğrul bilmesin dedim, Tuğrul işte.” Oflar gibi olup ne diyeceğini bilemedi, ben devam ettim. “Yüz yüze söylemek istiyorsun anladım.” Dilan konusuna gelecek olursak da; Dilan zaten Sena’ yı çok sevmişti. Şu birlikte geçirdiğimiz birkaç ayda Sena ister istemez genel olarak fikirlerinden kıyafet kombinlerine kadar ben nasılsam o da Dilan’ a her şekilde yardımcı olmuştu. Yeri gelmişti Azat’ a yükselmiş daima Dilan’ ı korumuştu, Dilan da çok iyi bir kızdı, anlaşmıştık cidden. Hal böyle olunca duruma şaşırmıyordum.
Sena elimi tuttu, parmakları parmaklarıma karıştı.
“Seni bekledim. Biliyorsun seni başka seviyor, belki bana yükselir.” Hayır hiç sanmıyorum, kaşlarımı ihtimalsizlikle çattım. “Yok canım, hallederiz olmaz bir şey.” Ben konuşurdum gerekirse ama önce Serdar’ la Tuğrul’ un arasının düzelmesi gerekiyordu. Tuğrul konusunda bur problem yaşayacağımızı hissetmiyordum.
Ellerini yavaşça çekti, geriye yaslandı. “Öyle işte.” Bakışlarım tırnaklarında, kırmızı ojelerindeydi. Çenemle onları işaret ettim. “Sürekli silme gereği duymadan sürmeyi çok özledim ben. Tadını çıkart.” Sevişince malum, sürekli seviştiğimiz için de…
Sena gülerek tırnaklarına baktı, “Ben orayı hiç hesaplamıyorum.” Sonra alayla bana döndü. “Aktif bir cinsel hayatın olduğu için de senin adına çok üzüldüm.” Kahkaha atarak geldiğimiz yerden en uca bakarsak; bakmayalım ben düşünürken yoruldum.
Aramızda sessiz, sakin, huzurlu bir suskunluk oldu. O olanları kabullendi, ben anlattıklarımla sustum. Sonra o sessizliği sözlerimle ve kaçamak bakışlarımla ben bozdum. “Serdar hakkında ne düşünüyorsun?” Ona kin mi tutacak acaba?
Dudak büktü, “Göreceğiz.” Fincanına uzandı ve onu alıp masadan kalktı. “Zamanla belli eder kendini, duruma göre de bakarız. Geldiniz sonuçta tatil bitti. Yüzbaşını bir de sivilde, reelde görelim.” Olur, açıkçası bunu ben de merak ediyordum. Onu onaylarken derin bir nefesle ayaklandım. “Hayırlısı ya.”
Benim içimde bir dert yoktu, sorun da yoktu hatta Serdar’ la o kadar kusursuzdum ki tüm bu olayların arasında hala sadece onu arıyordum.
Fincanları makinaya dizdim, “Yeliz’ den haber var mı?” Merak etmiştim, özlediğimden değil insan nefret ettiği eski sevgilisini de merak ederdi ya, öyle bir meraktı.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap“İlgilenmiyorum kuzum. Sadece Emir işte, onu da söyledim ya ulaşamıyorum. Bu akşam Serdar onu buraya getirirse…” İhtimalle gülümseyen sesime döndüm, getirirse her şey mükemmel olacaktı. Bir sonraki buluşmamızda Tuğrul ve Dilan’ da gelirdi ve ben aylardır hayalini kurduğum o ekiple hayatımın en güzel gecesini yaşardım. Tüm sevdiklerim bir arada, gecenim en derininde göz alıcı bir yıldızın kayması kadar güzel.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap“Emir’ le uzun uzun konuşacağım, bir yerde beni anlar.” Sena masada kalan çikolatayı ağzına atıp başını salladı, “Düzelir, eminim yani geçici şeyler ama can sıkıcı.” Adım atmazsam düzelmez işte sadece can sıkar.
“Telefonun titriyor.” Sena, ağzı yarı dolu konuşurken su içmek için bardaklara yönelmişti. Onun ardından masaya oturup mesaj gelen telefonumu aldım.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Yavrum bir şey lazım mı?
Mutfağa gelişi güzel bir bakış attım. Her şey vardı dolap zaten tıklık tıklım doluydu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Hayatım ekmek
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Her şey var ki bir şey gelmiyor aklıma. Tatlı da almayın yaptık
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapBiraz kendine gelsin streçleyip dolaba koyacaktık sadece. Sena bardağıyla karşıma oturdu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Tamamdır
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Geliyor musunuz?
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Daha değil alaya uğramam lazım sonra da Azat’ ı şirketten alacağım?
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapEmir’ i sormayacaktım, eğer sonuç olumsuzsa keyfim kaçsın istemiyorum.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Tamam😘
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapElim tekrar ekrana gitti, geldi, yazdım, ne yazacağımı bilemedim diye sildim. Aslında onunla saatlerce uzun uzun mesajlaşmak istiyordum. O bana mesaj atınca fark ettim, Serdar’ ın bana mesaj atması ne kadar güzelmiş.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapYazıyor…
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Yavrum bir şey mi oldu?
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapDudaklarım keyifle gerildi. İki elim telefon, parmaklarım klavyede dolaştı durdu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Hayır olmadı
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Ne yazdın sildin?
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Canım seninle mesajlaşmak istedi ama ne konuşacağımızı bilemedim :(( ❤
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapŞimdi de yazıp yazıp silen oydu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Güldün dimi kabul et komikti 😂 Güldün ama senin literatürde emoji yok😂
Skskskdkvnj

Jsbdufbs nokta atisi
Yazıyor…
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Güldüm yavrum evet
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Literatürde gülmek yok
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Ama sana bundan hep var
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; ❤

Yaaa essekmisimnn
Kocaman ve ekranda ritimle atan kırmızı bir kalp vardı. Bana atmıştı, Serdar.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Yiycem seniii 😍
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapÇocuk gibiydim hale bak.
“Sevişiyor musunuz?” Sena’ nın ciddin hali beni güldürdü. Şakayla burun kıvırdım, “Sanal sevmiyorum tatlım.”
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Serdar
Mesaj; Bunu gece konuşalım, detaylı.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapGönderen; Hazan
Mesaj; Anlaştık😎🔥
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapTelefonu sırıta sırıta masaya bıraktım. “Nasıl oluyor böyle Hazan? Yani gözlerimle gördüm her şeyi de, şuna an bir anlam veremiyorum. Sen sana sesini yükselten bir adama bile haddini bildirirdin.” Hala öyle. Anlatıyorum anlamıyordu, bazı şeyler hala dengesiz demek ki.

Kuzum valla birden oluyor nejxndnfjf
Başımı onu onaylar gibi salladım ve sakince arkama yaslandım. Tüm bu olanlar, aslında sade bir sebepti. “Bak şimdi; aslında onun doğrularıyla benim doğrularım.” Derken kollarımı birbirine bağlamış, kendimi sadece o uzun sürece bırakmıştım. “Hep bir noktada çakışıyordu. Serdar daha tutucu bir adam, dolayısıyla daha kıskanç. E zaten sinirli bir yapısı var.” Sözümü ciddi ciddi “Çok sinirli.” Diye kesti, başımı hafif eğip onu onayladım.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap“İkisi birleşince de işte olanları gördük hep. Konuştuk, kendini törpüleyeceği konusunda ciddi sözler vermişliği var ama sadece bu değil ben sözleri yanı sıra onun çabasını da görüyorum. Tabi ilişkimiz ilerleyince, birlikte daha çok vakit geçirince bu zamanla minimuma iner bence. Sadece genel bir güven problemi var, ki yaşadıklarına bakarsak gayet haklı. Ben onun yerinde olsam ondan beter olurdum. Kendinden pay biç. Sevgisinden ya bir tereddüttüm yok. Güven desen o konuya girmiyorum mesela. Sadece aşmamız gereken kalın bir duvar ve beraberinde kendini asla belli etmeyen büyük problemlerimiz varmış. Karakterlerimiz birbirini baskılamış anladın mı? Yani hepsiyle yüzleşince var olan sevgimiz tüm bu sorunları silmeye yetti. Ayrılığı yapamadık, gitmek o sorunların alında ezilmekten beterdi çünkü.”
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapDikkatle beni dinleyişinin ardından sakince mırıldandı. “Maddiyat nasıl ilerliyor?” Onu anlıyordum, nasıl bir ilişkideydik çözmeye çalışıyordu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapÇalışmıyorum, takılar da dahil Serdar yüzünden bankadakileri elleyemiyorum, kısacası parasızım. Halime biraz gülümser gibi oldum. “Yani aşkım zaten en başından beri harcatmıyordu biliyorsun. Şimdi ben okul bıraksam ileride de çalışmayacağım desem ağzını açıp tek kelime etmez. Hatta hoşuna gider. O konuda da bir sıkıntım yok, zaten şu an okuduğum için öyle her ay maaş gibi gelen bir para yok, istiyorum veriyor. İstemesem de onun kartları var, bana verdiği kartlar var, nakit de veriyor onlar yetiyor da artıyor. Zaten evin ihtiyaçlarını Serdar alıyor, başkanla annem de veriyor tabi.” Maddi yönden sıkıntım yoktu, sadece komikti biraz. Önceden almam da almam diye yükselirken şimdi Serdar’ dan para ister hale gelmiştim.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap“Evlilikte karakteri nasıl mesela? Hani sen kadınsın bunları yapmalısın, her akşam yemek yap ütü yap falan diyor mu?” Kaşlarımı çatıp başımı yavaş yavaş iki yana salladım.
“Zorundasın gibi bir kelime ondan duymadım bir kere. Serdar’ da şey var ya, nasıl desem.” Nasıl anlatacağımı bilemediğimden dudak büktüm, sakin sakin beni dinliyordu onunla bu şekilde konuşmak çok hoştu.

Hazan akşama kadar kıçını devirip yatsa ki yatıyor Serdar Gik demez ki demiyor zaten adamın işine geliyor eve gelip sevip işine gidiyor
“Mesela ev işi, ya konu ne olursa olsun kadın olduğum için yapmak zorunda değilim. Serdar’ a göre biz evliyiz, ben onun eşiyim hepsi bu. İstiyorsan evle ilgilenecek birini tutalım dedi hatta da ben kabul etmedim, düzenime karışılmasını sevmiyorum biliyorsun. Ama yemek de yapmasam neden yapmadın demez anladın mı, söyler dışardan ya da kendi yapar.” Yapabildiği tek şey et gerçi, Allah korusun bir hafta dayanamazdım.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapSena’ nın hoşuna gitti “Bak seen.” Diye yükselince aynı keyifle başımı salladım. “Yani bilmiyorum çok değişik. Dışarıdan hiç öyle durmuyor değil mi?” Zaten kalıbı ve duruşu başlı başına aksiydi.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap“Yok, af edersin ama dağ ayısı gibi kadınları ezen bir tipi var. Sanki sana zorla iş yaptıracakmış gibi. Gerçi fark ettim, demliği senin taşımana izin vermeyince anladım bir şeyler.” Ağırdı demlikler, e ben kendim biliyorum zaten Serdar benim adet kanımın bulaştığı çarşafı bile makinaya atmıştı biz sevgiliyken. Yapmayan yapmaz.

Abi şu an bize kocişkomuzu hatırlatma fena oluyor
Başımı salladım, “Azat’ da da var ama tüm bunlar, ben de onu gördüm. Onlara göre erkek erkek işini yapar, kadın bir şey yapmasa da olur. Serdar biraz da kendi yaşamış ya, alışmış yapmaya ondan sanırım. Tabi Azat Serdar kadar sert değil.” Sena başını salladı, “Yok zaten ben kaldıramazdım öyle. Karışmıyor bir şeyime.” Sena zaten açık giyinen biri değildi, onun kıyafetlerinde asla bir şey yoktu. Bence Azat’ la tartışacakları tek bir konu vardı, o da Sena’ nın geçmişi.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapTüm bu olan bitene omuzlarını kaldırdı “Öyleyse sev-dim.” Kelimeleri bölündü, omuzlarını indirdi ama çok da emin değildi. İçinde bulunduğu durum onu germişti anlıyordum ama ben zaten ondan bir cevap beklemiyordum ki. Başımı yavaşça eğdim, “Tamam, boşver ben sadece anlattım. Birlikte göreceğiz artık.” Zamanla her şey daha iyi olacaktı, buna içtenlikle inanırken sakince gülümsüyordum.

Sen öyle san Sena biraz daha bekle bakalım karışıyor mu
💎
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Bugün geçmiyordu sanki.
Normalde akan giden ve bizi peşinden koşturan vakit bugün geçmiyor, gün geceye mecnun olmuş varamıyordu.
Bugünün bir adı, bir anlamı ve bir heyecanı olsaydı ona Emir derdim çünkü bugün tek derdim Emir’ di. Saatler olmuştu ve ben kapıyı, yolu gözlemekten, bir anahtar şıngırtısı, ardından beyaz bir poşetin içinde gazoz görmeyi beklemekten yorulmuştum.
Gelmeyecek miydi acaba?
Zihnimden şu an tam olarak bu soru geçiyordu. Beni affetmemiş, bu gece de bana küsmüştü Emir. Oysa Serdar’ ın onu bana getireceğinden emindim, Serdar yapamadıysa…
Ben yapamam demiyorum ben yapardım, asıl ben yapamazsam kimse yapamazdı çünkü Emir kimsenin değil benim kardeşimdi. Her ne olursa olsun kaldığımız yerde, bir tepki vermese de beni dinleyeceğine eminim.
Sırtıma inen çiğ, boynumu aşan dondurucu soğuk ve kirpiklerimi kaşlarımı yuva bilen ufak kar tanelerinin aksine onlara arkamı dönerek kapıyı kapattım.
“Yok mu gelen giden?” Sena fırını kapatmış, koltuğa yönelirken bana sesleniyordu. “Evi soğuttun aç kapat yapa yapa.”
Başımı iki yana salladım. “Hayır yok. Isınır birazdan.” Dışarda şahane bir görüntü vardı ama ne yazık ki o görüntüden bu tarafa yol alan bir araba yoktu.
Üzerinde benim hırkam vardı, fermuarını çekerken “Dondun orada gel buraya çabuk.” Eliyle yanını gösterdi, öyle. Dışarıyı ara ara uzun uzun izlemiş, baya da üşümüştüm.
Sena’ nın yanına ilerleyip boşta duran battaniyenin altına sokuldum, çıplak kollarıma uzandı “Hazoş donmuşsun yaa. E arasana niye kapılarda ağaç oluyorsun?” Olmaz “Ben Azat’ ı arayacağım.” Diyerek telefonuna yönelince bir hışım elini tuttum. “Ya hayır.”
İstemiyordum. Eğer aradığında Emir yok biz geliyoruz derse kahrolurdum çünkü. Ben her neyse kapıda, gözlerimle görmek istiyordum. İçimdeki heyecanlı bekleyiş gidebildiği yere gitsin, her ne olacaksa duruma gözlerimle şahit olayım.
“Gelir bence dert etme. Emir’ e göre sen öylesine biri değilsin çünkü.” Neden böyleydi, neden öz olmadığımız halde birbirimiz için böyle değerliydik bilmiyorum ama bu şahane bir histi. Yani Serdar’ dan sonra başka bir adamı çocukça sevmek, yalnızca kardeş olarak masumca görmek ve bununla yaşamak…
Sanki olmayan, olduğunda da kaybettiğim kardeşimdi Emir.
Büyükler her zaman erkekten arkadaş olmaz derdi, ki çoğu zaman bu olasılık Alper gibi nokta atışı yapardı ama Emir öyle değildi.
İnsan öz olmadan nasıl özmüş gibi hissederdi ki?
Başımı varla yok arası salladım, biliyorum. Sena bu sırada hareketlenince bakışlarım onu buldu, “Hırkanı getireyim dondu kolların.” Aslında birazdan ısınırdım ama yok da diyemedim. Daha evvel de dışarıya bakarken giydiğim için hırkam mutfakta kalmıştı, yemek yaparken sıcaklayıp çıkartmıştım.
Sena mutfağa ilerledi, ben de sarıldığım peluş battaniyede sakin sakin etrafı izlemeye başladım. Yüzüm düşmüş, omuzlarım ona uyum sağlamış ve bukleli saçlarım etrafıma yayılmıştı. Battaniyeye biraz daha sarıldım, kollarımın üşüdüğünü hissediyordum ve tüm bunları es geçtiğim an içimdeki bekleyiş yüreğimi daraltıyordu.
Bu evde koca bir hayatım olacaktı belli. Uzun zamanların ardından geçeceğimiz büyük eşiklerle zaman ilerleyecekti. Bundan yıllar sonra Serdar’ la hala evli olacak mıydım acaba?
Ya alıştığım düzen bozulursa? Ya günün birinde Bursa için yanıp tutuşan bir ben ortaya çıkarsa? Zaman beni yer yer korkutuyordu. Doğrusu bu güne, hatta şimdiye kadar zihnimde dolaşan birer soru değildi bunlar ama kendimle kaldığımda içimdeki teraneyi dindirmiyordu.
Yine de, her şeye rağmen güneş doğduğunda ve ay tepeye vurduğunda Serdar’ la olmak çok güzeldi. Ben istiyordum ki sadece Serdar olmasın, Emir dahilinde bu uzun yolda tüm sevdiklerimizle birlikte olalım.
Küçük bir ıslık sesi duydum, rüzgar gibi geldi ve ben saniyeler içinden başımı kaldırıp o tarafa çevirdim.
Serdar, gelmişti. Nasıl bu kadar sessiz olabiliyordu? Nasıl dalmışsam, oysa onu bekleyen bendim.
Bana hoş bir ıslık çalmış, anahtarı kenara koyuyordu. Ufak bir adımla olduğu yerde durup halimi izlemeye devam etti. Halsiz gibi duran başım koltukta, üzerimdeki battaniyeyle bakışlarım onda. İçim ne yana savrulursa savrulsun onu görmemle dudaklarım gerildi, yüreğime de yüzüme de yarı asırlık bahar gelmişti diyebilirim.
Dudaklarım kendine ait olanı bulmuş gibi gerildi, Serdar bana aitti. Bu koca adam, uzun boyu ve heybetli duruşuyla katı halde bakan adam benimdi. Bunu bilmek ne hoş.
Onu izlerken fark ettim ki elinde gazoz dahil hiçbir şey yoktu, Emir gelmemişti anlaşılan ama Serdar çok güzel bakıyordu. Bana doğru ufak bir adım atınca oturduğum yerden kalktım ve battaniyeyi koltuğun kenarına bırakıp ona yürüdüm. Birkaç adım, sakin tebessüm, elimi ona uzatışım derken gönlümün bağrına varmıştım. Varıp onu sarmıştım.
Kollarımı beline doladım, kokusu beni mest etti. İnsan birini böyle sever mi? Birini böyle severse ötekine haksızlık olmaz mı?
Beni gücünün yettiğince daha sıkı sardı, eğilerek başımı öptü. “Yavrum.” Kısık ve boğuk sesi, buklelerime karışan kelimeler. Sesiyle derin bir nefes alıp siyah ince kazağının üzerinden göğsünü öptüm.
Gelmemiş, olsun ben giderim.
Emir gelmemiş, Serdar’ ın benden başka gidecek yeri yokmuş.
“Ne oldu?” Halimi elbette görüyordu, ben sadece biraz keyifsizdim. Sırtını okşarken başımı iki yana salladım. “Hiiç.” Bana tekrar eğildi, kokumu derin bir solukla içime çektiğinde kapının açılma sesini işittim.
Azat olmalıydı,
Birden oldu; arkada hissettiğim hareketlilikle Serdar’ dan sıyrılır gibi olup başımı o yana çıkarttığımda onu gördüm. Emir, tek elinde kalın strece sarılmış iki buçuk litrelik altı tane gazoz, son adımını da atıp bana baka baka yavaşça ardında kalan kapıya yaslandı.
Gelmişti, gelmiş olmasından ziyade hali komik ve o kadar tatlıydı ki Serdar’ ın kollarındayken gülecek gibi olup dudaklarımı birbirine bastırdım. Kuytuda onu izleyen ama gitmeye cesaret edemeyen kedi, veyahut arkadaşını gören masum bir çocuk gibiydim. Sarıldığım beden başka, usulca başımı çıkartıp baktığım beden bambaşkaydı.
Emir önce yutkundu, sonra ciddi halini bozmamaya çalışarak sakince “Sipariş getirdim.” Dedi. Bu sırada gazozları da hafif kaldırıp indirmişti. Altılı, hani şu marketlere satılan ve neredeyse balya diyeceğim.
Adım atmaya cesaretim yoktu, onu gülümsemeye de utanıyordum ama Serdar’ ın “Hadi.” Deyip sırtıma dokunmasıyla ayrıldık, o salona ilerledi ben bu kısacık mesafede bana hafifçe kollarını açan Emir’ i buldum. Azat’ da bu sırada yanımdan geçmiş “Selamın aleyküm.” Diyerek ağır ağır içeriye yürüyordu.
Ona güldüm, halime güldüm, kime güldüğümü bilemedim derken herkesin bizi yalnız bırakışıyla elindekileri yere indiren Emir’ e çoktan sarılı vermiştim.
Boyu Serdar kadar uzun değildi, Serdar kadar kalıplı da değildi ama standart bir bireye göre gayet kalıplıydı. Sanırım, standart dışı olan Serdar’ dı. Yoksa ben Emir’ in siteye yakın bir spor salona gittiğini biliyordum.
Nasıl da özlemiştim, “Özür dilerim.” Derken burun direğim sızmaya başlamıştı bile. Onun varlığı, bana geçen günleri hatırlatıyordu.
“Sen bir şey yapmadın.” Hayır, ben ne yaptığımı biliyorum o yine de bana sakin davranıyordu. Her şeyi geçtim Emir yalnız kalmıştı, belli ki kendini her şeyden soyutlamıştı.
Gözlerim doldu, ona sıkı sıkı sarıldım. “Ay çok özledim.” sesimi ben bile zar zor duydum. Sanki ağlak bir duvarın etrafında dolaşıyordum da bir türlü varamıyordum.
“Ağlama, tamam neden ağlıyorsun kızım?” Ağlamıyorum sadece biraz dolmuştum. Hem insan kardeşini özlemez mi, çok özlemiştim işte. Omuzlarına daha sıkı tutundum, “Çok özledim seni. Birde sen kırılınca ben çok üzülüyorum. Aramadım bilerek,” ondan yavaşça ayrıldım, elimin tersi gözlerime dolan ufak yaşları sildi.
“Gelince yüz yüze konuşuruz diye aramadım.” Beni izliyordu, kaşları biraz çatıktı ama onu tanıyordum hissettiği sıkıntıdandı tüm bunlar.
Eli yüzüme gitti “Konuşulacak bir şey yok tamam.” Ensemi kavrayıp bağrına bastırdı. “Geçti bitti konuşmaya gerek yok. Boş ver şimdi beni,” yavaşça ayrıldı, yüzümdeki elini tutunca göz göze geldik. “Sen nasılsın? Bir problem var mı? Verdiğin karar, yani pişman mısın?” İçeride Serdar vardı ondan da çekinmiyor, düşüncelerini hala açık ve net dile getiriyordu.
Başımı iki yana salladım. “Hayır hayır çok iyiyiz. Çok iyiyim ben sadece seni özledim, seni merak ettim üzüldün sandım ben de çok üzüldüm.” Mimikleri, çok da hoşnut değildi ama başını oflar gibi salladı. “Anladım. Sen iyiysen ben de iyiyim sıkıntı yok. Konuştuk biraz, hallettik.” Ne konuştular bilmiyorum ama bilmek de istemiyorum ikisinin arasında bir meseleydi. Ben sonuca bakıyordum, anladığım kadarıyla da bize sorun olacak bir problem yoktu.
“Hazan.” Serdar’ ın sesiyle o tarafa döndüm, “Gelin bu tarafa, üşüme orada.” önce sesi, sonra kendisi belirdi. Elinde pembe hırkam, bana bakıyordu. “Gel.” Emir’ le birlikte o tarafa ilerledik. Kaşları hafif çatık, çok da keyifli durmuyordu “Niye soğuk bu ev? Kombiyi mi kapattın?” Şey, ben, yani.
Sağ kolumu hırkaya sokuyordum, Emir salona geçmişti. “Ha yavrum? Niye soğuk?” Diğer kolumu da giyip ona doğru döndüm ama yüzüne bakamıyordum, düğmelerimi ilikler gibi yaptım. “Biraz öyle dışarıya baktım. Soğumuş, fark etmedim.”
Bana doğru eğildi, başımı sıkıca öperken kollarını sırtıma dolamıştı. “Söylesene yavrum. Tamam üşüme, yükselttim ben ayarları ısınır şimdi.” Başımı salladım, ona Emir için özel bir teşekkür edecektim zaten. Şimdi burada bu kadar insan varken Serdar’ a çok da sırnaşmak istemiyordum ama yine de ona sokulup başımı kısa bir an göğsünde hareketlendirdim.
Masayı hazırlamamız gerekiyordu. Serdar’ ın elini tuttum ve salondaki koca boşluğu işaret ettim. “Sana bir yemek masası almamız lazım demiştim Serdar.” Mutfakta vardı ama salona da lazımdı. “Gelmeden sipariş verseydik keşke.” Ben bir adım daha öndeydim herkes oturmuş keyifle bir şeyler konuşuyordu.
“Hazan sana aynısını ben dedim. Görüp almak istediğini söyleyen sendin.” A öyle mi? Doğru, hatırlayamasam bile huyum oydu ama yine de suçu üstlenmedim, hatta inanamayıp lafı kulak ardı ettim “A a üstüme iyilik sağlık.”
Emir Sena’ yla hararetli bir konuşma içerisindeydi, ilgisini çekmiş olacağız ki bize döndü. Başı arkaya yaslı, elleri başının arkasında “Hadi boşanın.” Alay ediyordu. Serdar elimi bırakmadan Emir’ e baktı, “Sen de kına yakarsın.” Onun kaba sesi bu durumdan hoşnutsuzdu. Canım kocam, öyle bir ihtimal bile yok.
Azat telefonunu çıkartıp kenara bıraktı ve kolunu ortalarında oturan Sena’ nın arkasına uzattı. “Boşanırsanız sizi piritle yapıştırırım.” bakışı bizi bulmuştu. Çenesiyle beni işaret etti, “Lan ben bu kıza aylarca yenge deyip peşinde döndüm.” Doğru ama, yanından geçerken “Oha.” Deyip yavaşça omzuna vurdum. “Pişman mısın?”
“Hayır ama emeklerim boşa mı gitsin? Boşanmayın uğraşamam ben.” Ben Emir’ in yanına Serdar benim yarıma oturmuştu. Baca bacak üzerine atıp sırtımı Serdar’ a doğru vermiştim ki hararetle Azat’ a yönelen Emir’ hepimizi güldürdü. “Sana ne oluyor bilader sen mi boşanıyorsun?” O sadece olacakları biliyordu.
Başımı Serdar’ ın koluna yasladım, bu defa da koltuğun baş tarafında oturan Azat’ a bakıyordum. Azat dikilmiş, kendini aklar gibi esti. “Hayır sonra başımıza kalacak. Çekemem ben, yeni rahat etti kafam.” Doğru söylüyor, ikimiz de onda bitecektik.
Emir karşılık verdi, Azat aksini savundu derken ensemde gezinen parmakla başımı hızla yukarıya kaldırıp Serdar’ a döndüm. Bana bakıyordu, “Yavrum ne yemek var?” Onlar giderken bir şey almayın biz yapacağız demiştik, söylediğimiz gibi de bir sürü yemek hazırlamıştık.
Kıyamam, Serdar’ a doğru biraz daha döndüm “Acıktın mı sevgilim?” Başını sallar gibi oldu, “Yani.” Normal olarak. Aslında ben de hemen masayı hazırlama taraftarıydım ama böyle iki dakika oturmadan da edememiştim.
Elimi karnından beline doğru götürdüm. “Tamam hazırlarız şimdi.” Onu öpmek istiyordum, doğrusu buydu ama yapmayacaktım. Bakışlarımı kaçırır gibi çekerek ayaklandım. O sırada Sena’ da kalmış, elini tutmam için bana doğru uzatmıştı.
….
“Mercimek.” Emir, çorbanın kokusunu derin bir nefesle içine çekti. “Anneminkinden.” Yüzünde hoşuna gittiğini belli eder bir tebessüm varken çorbadan bir kaşık almıştı bile. Keyifle onu izlesem de tepkilerine bakmaktan bir yanıt veremiyordum. Ayrıca evet anneminkindendi, kızıydım sonuçta tarif bir yerde bütün oluyordu. El alışkanlığım hep aynıydı, hiç değişmedi.
Emir mercimek çorbasından bir kaşık daha aldığı sırada ben mis gibi kokusunu içime çekiyordum. Dışarda kar yağıyor, bir koca masayı birlikte donatmışız yan taraftaki manzarayla oturmuş yemek yiyorduk.
“Geçen eve gitmedim.” Diyerek ekmekten biraz kopardı, aynı zamanda tek tek bize bakıyordu. “Melek Teyze hazırlamış üç tencere yemek. Tatlı, sarma, bir sürü şey daha vardı. Binmiş taksiye gelmiş, kapı çaldı bir açtım taksici de yanında.” Sena şaşkınca gülerken ben olan biteni şaşkınlıkla izliyordum.
Bir an kuzenime baktım, “Sen biliyor muydun?” Başını iki yana salladı, “Tencereler ellerinde, apartmana sokmuş adamı.” Yaa annem, Emir’ i yalnız bırakmaması o kadar hoşuma gitmişti ki, en azından bir şeyler yemişti.
“Sonra?” Dedim keyifle. Çorbanın tadına ilk defa bakıyordum, Emir’ in bahsettiği kadar vardı. Azat’ ın pul biberi çorbaya boca edişini hayretle izlerken bir tarafım da Emir’ deydi. “Geldi işte bir şeyler yedim gördü. Oturdu biraz düğüne gitti. Malum peri masalı, kırk gün düğün.”
Kime ne desem bilemedim, Emir yanımda oturan Serdar’ a “Adamın bir kere halaya girdiği yok. Sana neden düğün yapıyorlar sahi?” Derken ben Azat’ a uzandım. “Azat yeter ne yapıyorsun? İçin yanacak midene bir şey olur.” Ben onu yesem ölürdüm herhalde, Urfa acısıydı normal acıdan çok daha başkaydı kim getirdi bilmiyorum ama ilk günden beri evdeydi.
Sena Azat’ a azarlar gibi bakarken biberi alıp ileriye koydu “Azat cidden, atma diyorum o kadar.” Azat bizi geçiştirdi, bir şey olmuyormuş abartmayalımmış.
Elini Serdar’ a yönlendirip “Sen kendi kocana bak, o benden beter.” Deyince bu defa Serdar’ a döndüm, o atmamıştı sakin sakin Emir’ e laf yetiştiriyordu. “Söyleyelim sana yapsınlar Emir. Bul birini kalan günleri sana devredeyim.” Oldu, benim zaten daha gitmeye niyetim yok.
Emir yüzünü hafif buruşturdu, eli kalbine gitti “Allah razı olsun hocam, benim öyle bir düşüncem yok.” Eskisi gibi olmaya çalışıyordu ama hala tam olarak aşabilmiş değildi, normal olarak bir mesafe vardı bunu hissedebiliyordum. Yine de her şeyin zamanla düzeleceğine emindim.
Arada dolaşan bakışlarım sonunda Serdar’ ı bulunca bir şey söyleyeceğimi anlayıp bana eğildi, kısık sesimi ona duyurdum. “Sen neden acı atmadın? Azat öyle söyledi.” Yani, dağdayken hiç attığını görmemiştim desem yeriydi.
Biraz ayrıldık ama “Güzel olmuş, tadını bozmak istemedim.” Deyişini eminim sadece ben duymuştum. Azat doğru söylüyordu yani, problem yoktu zaten derdim de o değildi. Derdim beğenmiş olmasıydı, yüzüm bu yüzden utana sıkıla gülümsüyordu.
Çorbaya dönerek birkaç kaşık daha aldım. Emir hemen karşımda, Sena yanımda ve Azat’ da dikdörtgen masanın başındaydı.
“Restorandaki ledleri uzaktan nasıl taktın yenge? Biraz bahsetsene.” Bir an gülümsedim, yutkunarak kaşığımı tabağıma bıraktım. Kumandam var Azat, basıyorum yanıyor.
Meseleyi o da biliyordu belli, yoksa çorbasını içerken keyifli sesiyle bana bu soruyu yöneltmezdi.
Biraz ekmek aldım, bu sırada gururla dikleşmiştim. “Led bir şey mi? Ben uzaktan yönetimi değiştiriyorum Azat.” Ali’ nin işine son verilecekti en son bilgim buydu. Hatta onun yerine Hamza’ nın babasını alacaktı Serdar ama o konu müsaitlik bir durumda olmadığından birkaç günlüğüne askıya alınmıştı.
“Asıl sana şeyi soracaktım ben.” Diye devam ettim, ciddiyetle bana odaklandı. “Buyur yenge.” Azat… Onu çoğu zaman oturup kalkışıyla, beyefendiliğiyle konuşması ve diksiyonuyla enişteme fazlasıyla benzetiyordum.
“Senden de hesap alınıyor muydu?” Azat bir an durdu, güler gibi oldu ama bunu çok da istemedi. Sonunda ben keyifle başımı yana eğdim. “Yazık ya, sizi bile dolandırıyorlarsa helal adama.” Cidden, şaka bir yana bence yaptığı ayıptı. Çoğu insan mekan Serdar’ ın diye gidiyordur eminim, hesabı gördüklerinde yaşadıkları hayal kırıklığını tahmin edemiyordum.
“Lan yok.” Derken saatinin kayışını düzeltti. “Ben zaten ödüyordum hesap. Serdar söyleyince anladım dümeni.”
“Ne olmuş?” Emir’ in sesine Azat eliyle Serdar’ ı işaret etti. “Adamın restoranda herkesten hesap alınıyormuş. Hazan’ dan Dilan’ dan kuzenlerden.” Emir bir an aydınlanma yaşar gibi aheste aheste Serdar’ a döndü. “Sana bunu nasıl yaptılar?” Nasıl keyifliydi onları izlemek.
Serdar gözlerini kısmış Emir’ a bakarken Emir bana dönüp devam etti. “Adamın beyni yandı dağda. İyi davran kocana, yoksa kocasız kalırsın.”
Allah korusun, kaşlarımı çattım. “Sus ya. Olmaz bir şey alt tarafı biraz dolandırılmış gibi olmuş.” Bir yandan onunla alay ediyordum ama komikti de. Serdar’ a dönüp başımı omzuna koydum, sarılmak istedim ama ne fayda, elini belime sarıp bedenimi okşadı.
“Yarın at bakarım.” Azat’ a döndüm, telefonla konuşuyordu. Kalkacak gibi olup vaz geçti. “Filiz Hanım nerede? Tamam önce ona yolla, kontrolden sonra düzenleyip bana atsın.”
Emir’ e yöneldim “Sen bir yere gittin mi Emir?” Patlıcanlı mezeye uzandı, “Yok ya, bunu nasıl yaptın çok iyi olmuş.” Çok benlik değildi aslında, Serdar’ dan ayrılırken Sena’ yı işaret ettim. “Sena yaptı ben yapmadım.” Yemezdim patlıcan, geçen yıllar ait tatsız bir anımız vardı da.
Sena’ a dönüp birkaç şeyden bahsettim, güldük, onun esprisi beni hayli keyiflendirdi derken Azat telefonu kapatınca bu defa ona yönelmiştim “Ya sen şirketin sahibi olduğuna emin misin?” Akşamdan beri sürekli aramışlardı da, o da bunalmıştı. Oflayarak boynunu kıtlattı, o sırada Emir araya girdi. “Azat biliyor musun bizde başlık parası var. Yeni çıkmış yani ben çıkarttım. Sena’ yla evlenmek gibi bir niyetin varsa önce bütçeyi konuşalım bremın.” Azat daha cevap vermeden Serdar’ a döndü. “Hazan’ dan alamadık bari Sena’ da gülsün yüzümüz.”
Sena sinirlenir sanmıştım ama bu onu tıpkı benim gibi sadece keyiflendirmişti. Elimi dizine koyduğumda tabağıma kendi yemeğinden koyuyordu. “Yesene kızım.” Sus der gibi baktı, Azat görsün istemiyordu sonra yemiyor diye kızıyordu sanırım. Ben de keyifle konunun üzerini örtüp arada dönen muhabbete yöneldim.
Azat keyifle Emir’ e yönelmiş, “Bizim taraftan birini alırsan donuna kadar alırım Emir.” Bize baktı bir an, “Bunu düğünlere falan götürelim tutulsun birine.” Emir hiç de oralı değildi, “Eniştem verir bana.” Derken Serdar’ a dönmüştü, Serdar başını olur der gibi eğdi. “Olur, faizli.”
Emir birden çatalını bırakıp hayal kırıklığıyla yükseldi. “Faiz haram. Gittiğin cumalar tutsun seni hocam.” Sonra konuyu birden değiştirdi “Ya o değil aklıma geldi. Benim bilgisayar pert, su döküldü ama içinden almam gereken şeyler de var. Herkese de vermek istemiyorum var mı güvenilir birileri?”
Sena yemek almak için ayaklanınca ben de onunla kalktım ama Azat “Serdar var.” Deyince kalktığım yerde birden durdum. Emir’ de benim gibi şaşırmıştı anlaşılan, “Nasıl?” Sesi hayret ediciydi.
Emir’ in tabağına uzandım, diğer elim Serdar’ ın sırtında, bakışlarım Serdar’ ı gösteren Azat’ da “Bilgisayar mühendisliği okudu o.” Ben bunu bilmiyordum, bana kendiyle ilgili bu kısmı anlatmamıştı.
Elimde tabak Serdar’ a dönüm Emir sanki beni seslendiriyordu “Ciddi mi?” Nasıl olsa dinlerdim Sena’ ya yardım için tezgaha ilerledim, yemek koyuyordum ama aklım da kulağım da masadaydı.
Tabakları yeniledik, Serdar Emir’ le bilgisayar hakkında konuşmaya başlamış üniversite meselesini kapatmıştı. Yanına oturunca elimi dizine koyup dinlemeye devam ettim ama aklımda bir yandan o gündeydi. Hani Tuğrul durumlarını Serdar’ dan saklamıştı da Serdar yine de görmüştü ya.
Bana dönmesiyle ona meyillendim. Hafif afallayan halim, “Program var bende..” dedim anladığımı ifade ederek. Gülümsedi, sanki öpmek için yüzüme eğilir gibi oldu ama durdu. “İhtiyacın mı var?” Hayır ama,
“Yok.” Keyifle önüme döndüm.
Demek ki okumakla kalmamış başka yönlere de eğilimleşmiş, okuduktan sonra bir kenara atmamıştı.
“Hangi üniversite?” Bu defa konuşan Sena’ ydı ve Serdar’ la kurduğu ilk diyalogdu, heyecanla Serdar gibi ona döndüm. “Galatasaray.” İstanbul demek. Acaba Bursa’ da olsa karşılaşır mıydık..
Ben de Azat’ a yöneldim, “Sen?” İnşaat mühendisliği okudu ama nerede? Yemeğini böldü, “Bu ne güzel olmuş ya.” Diye diye bana baktı “Birlikte okuduk yenge. Birlikte kaldık, birlikte yaşadık.”
“Yaa.” Deyip durdum birden. Ne güzeldi, eminim çok güzel anlar yaşamışlardı. Onların adına ben mutlu olup Serdar’ a döndüm. “Neden hiç söylemedin?” Yemek yiyordu, birkaç saniye sonra “Konusu açılmadı yavrum.” Diye bana dönüp durdu. Yavrum, alışa gelmişlikle ağzından kaçmıştı belli. Yoksa söylediği an gelen duraksamanın başka bir nedeni olamazdı.
“Nasıldı?” Genel soruyordum, Serdar peçeteye uzanıp “Normal.” Derken Azat “Sıkıcı.” Diye devam etti. “Üniversite işte okuyorsunuz.” Yani, ama bir artısı olmalı. Bence çok güzel zaman geçirmişlerdi de farkında değillerdi.
Elim tekrar Serdar’ ın bacağına gitti ama yemeğini yiyen Azat’ a ve kuzenime bakıyordum. “Biz de Sena’ yla aynı evde yaşamayı çok istiyorduk.” Azat birden yutkundu, sonra bana baka baka Serdar’ a döndü.
“Abi gözünü seveyim karını sevgilimden uzak tut. Seninle evlendi hala gözü benimkinde.” Ben kahkaha atarken Emir kıkırdayarak dirseğini alnına koydu. Bir yandan da bana Azat’ ı gösterip “Lan bari birini şu adama bırak, yazık.”
Azat aslında dışarıda epey sert bir adamdı, onu böyle ortamlara neşeli görmek o kadar keyifliydi ki değişmelerini izlemek bence çok özeldi. Fark ettiğim bir şey daha vardı ki; o da Azat’ ın kesinlikle Serdar’ dan sonra daha iyi olduğuydu. Daha keyifli, daha rahat, daha mutlu ve açık. Yani Serdar’ ın dönüşü sadece bana değil büyük ölçüde Azat’ a da iyi gelmişti.
Serdar Azat’ a gülerek kolunu bana doladı ve kendine çekti. “Gel yavrum benimle yaşa sen, boş ver onu.” Yangından kaçar gibi Serdar’ a sokuldum. “Oh olsun, onu da alacağımdan elinden Azat bekle sen.” Azat kaşlarını çattı, “Şirret.”
Sena keyifle bizi izliyordu, “Şu halini şirkettekiler görse ne olur acaba?” Diyerek elini Azat’ ın omzuna koydu. Emir Sena’ hak verir gibi başını salladı, “İkinci şube de burada, alay görse varyaa.” Serdar’ dan bahsediyordu.
Serdar elini çekmedi, beni içine sokmak ister gibi sıkınca kendimi iyice ona bırakır gibi oldum “Başka birinin görmesine gerek var mı? Görmesi gereken görüyor zaten.” Elbette, elbette yoktu. Serdar’ ı sözleri Emir’ de güzel bir etki bırakırken dudaklarını büktü, sonra başını saygı duyar gibi eğdi.
“Eyvallah, ben de sana aşığım yüzbaşım.”
…….
Saatler geçmiş, her ilerleyen zamanda birbirimize daha da açılıp çokça gülmüştük. Unuttuğum espriler, bir daha konuşulsa o kadar gülemeyeceğimiz şakalar, anlar, bir daha yense aynı lezzeti vermeyecek köz kestaneyle gazoz, Serdar ve Azat’ ın bitmeyen demli kaçak çay sevdası ve Emir için ayrı demlenen normal çay.
Bugün yediğimiz mükemmel yemekler, ağlıyor mu, benden daha mutlu diye tartıştığımız ağlayan kek, Emir’ in özel kahvem var deyip muhabbet arasında tüm kahveyi ocağa taşırması, Azat’ ın şirketi batırıp kuzey ışıkları gitme isteği ama bunu dedesine kesinlikle açamaması… Onca an, su gibi akıl giden zaman ve Serdar… Onu bu gece ilk defa bir ortamda kusursuzca gülerken izleme keyfim olmuştu. Emir’ e dahi güzel bir mubbet içindeyken bizim Sena’ yla komik anlarımızı tek tek dinlemişti.
Onlara ilk önce köy elmalarını pazarda nasıl sattığımızı anlatmıştık, sonra eniştemi yanlışlıkla nasıl dolandırdığımızı, dayımın kaşlarını boyamalarımı, bu uğurda çıkan aksilikleri. Hatta konu bir an Tuğrul’ un sünnetine kadar inmişti. O gün Tuğrul ben kız oldum diye sabaha kadar ağlamış Vural abi de pembe bir taçla eve gelmişti.
Zaman hızlı akıyordu, şimdi hepimiz büyümüş koca koca insanlar olmuştuk, ben evliydim yanımda Serdar vardı. Sena’ nın sevgilisi, hiç bilmediğimiz bir şehirde birbirimizden başka eskiden tanıdığımız kimse yoktu.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Emir cildinde kırışıklık olmasın diye yüzünü tutarken “Kızardın.” Diyen sesiyle kahkahasını zor bastırıyordu. Ellerimle kendime yelpaze yaptım, biliyorum yanaklarım kıpkırmızı olmuştu ve daralmıştım.
Serdar yanağımdan bir makas alınca ona yaslanıp bacaklarımı parkede uzattım. Emir koltuğa çay dökmüştü, ona Serdar’ ın kıyafetlerinden vermiştim ama koltuk ıslandığı için önce o, sonra ben yere oturmuştuk. Muhabbetin ortasında bir baktım herkes yerde, Serdar’ da yanıma çektiğim gibi benimle.
“Ayyy.” Diyerek başımı arkaya attım. Ellerim başımda, “Alllah rızası için susun artık, geberdim.” Bu defa da Azat susmadı, “Dükkan başınıza yıkıl-” O kendini tutamayıp güldü, ben tekrar aynı kahkahayla bu defa başımı yere eğdim. Eski bir hikayeydi, çok eskiydi ama hala komikti Azat’ da bir iş veren olduğu için çok hoşuna gitmişti.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yapSonunda Azat “Bizim bir arkadaş var Abdul.” Diyerek derin bir nefes aldı, onun da bizden pek bir farkı yoktu ama en azından ciddi ciddi toparlanmaya çalışıyordu. “Hormonlar malum,” deyip parmaklarını birbirine değdirdi. “Burası Urfa kimse kimseyi uyutmasın.” Kıl olayından bahsediyordu hepimiz anladık. O arada biz sakinleştik, hepimiz Azat’ ın anlattığı olayı büyük bir ciddiyetle dinlemeye çalışıyorduk.
“Çıplak bir fotoğrafını atmıştı geçen sene gruba, belinde havlu var tabi.” Azat saatini düzeltti, çenesiyle hemen yanımda oturan Serdar’ ı gösterdi “Serdar onu peluş ayı diye internette satışa koydu.” Emir bu defe kahkahadan boğuldu diyebilirim. Azat’ da Emir gibi gülerken “Hatta.” Deyip telefonuna uzanmıştı, ellerimle yüzümü kapatıp gülüşlerimin arasında kendime gelmeye çalıştım.
Zorla Serdar’ a soludum. “Müşteri çıktı mı bari?” Elini sırtıma koydu bir yandan da çıktı der gibi beni onaylıyordu. “Para verdim üzerine, evli şimdi.” Çıkmış cidden.
Emir tekrar daha şiddetli gülünce anladım ki fotoğrafı görmüştü. Ben bakabilecek gibi değildim tüm gecenin üstüne Serdar’ ın bu hareketi son noktayı koymuştu sanki.
Hep birlikte güldük, kendi kendime sakinleşerek başımı arkaya yasladım. Elim Serdar’ a gitti “Sen ne fenasın.” Dedim alayla. Kırk yıl düşünsem benim aklıma gelmezdi halbuki.
Gözlerimi onun sakin gülüşüyle yumdum, kanımın üzerindeki eli bir an kaldırıp “Size bir şey aldım.” Derken indirdim. “Dilan ve Tuğrul’ a da aldım, hatta bu yüzden vereceğim ama hepinizin bir arada olmasını istiyorum.” Sonra gözlerimi araladım ve bağdaş kurarken ne aldın der gibi bana bakan Serdar’ a işaret parmağımı gösterip gülümsedim. “Sana da aldım. Kendime de aldım.” Çok seveceklerdi bence.
“Senin maaş gitti abi.” Emir’ in sesi gülmekten bitap düşmüştü Serdar gülümseyerek yüzümü sıvazladı, bir yandan da keyifle “Gitsin.” Dedi.
“Düğüne ne zaman gideceksiniz?” Kardeşime döndüm, omuz silktim. “Gitmeyeceğim ben, Serdar gidebilir.” Bunu onunla hiç konuşmamıştım ana fikrimde sabittim.
“Neden?” Kelimesini Emir kullansa da Serdar’ la göz göze geldik, gözlerimi kaçırdım. “Öyle.” Düğün geceme ait çok da güzel bir anım yoktu, gitmek istemiyordum, tekrar gelinlik ya da ona benzer bir şey giymek istemiyordum. Düğünle ilgili hiçbir şey, istemiyordum.
“Tamam.” Dedi Serdar “Emir kapat konuyu, biz sonra konuşuruz bunu.” Olur, zaten cevabım netti. Anlaşılan Azat ortamı yumuşatmak istiyordu, “Siz gitmiyorsanız ben de gitmiyorum. Yeter, bir daha halay göresim yok.” Haklıydı da, kimsenin gitmesine gerek yoktu bence.
“Hazan’ la Serdar giderse gidelim. Sen de gel bir halay çekelim.” Emir tabi bizden sonra hiç gitmemişti içinde kaldıysa demek ki, Azat’ da tek gitmekten sıkılmış belli. Azat atıldı “Söz mü lan? O kadar çağırdık gelmedin söz mü şimdi?” Az evvel gitmem diyen, halay göresim yok diyen adamdı Azat.
Emir yumruğunu masaya vurur gibi salladı, Kemal Sunal misali oldu ama “Söz ulan.” Sena saçlarını kenara toplamaya çalışıyordu da Azat’ ın kolundan ötürü çok da yapamıyordu. Nihayet Azat kolunu kaldırdı, Sena saçını düzeltip soludu. “Siz neden geç geldiniz bugün?
Emir dizlerine vurdu, “E bulamadık gazoz.” Bana döndü sonra da. “Bunun bu kocası bizi üç araba il dışına çıkarttı bir gazoz için. Abi önemli olan benmişim diyorum dinlemiyor.” Şaşkınlıkla Serdar’ a döndüm ama nasıl keyiflenmiştim, “Ciddi mi?” Emir hemen yükseldi, yerinden kalkar gibi oldu. “Kız ben yalancı mıyım? Saçını başını yolarım senin yelloz.”
Bileğimdeki tokayı alıp Emir’ e attım, Emir hemen alıp Serdar’ a fırlattı. “Al tak da alayda karın olduğunu bilsinler.” Toka Serdar’ ın göğsüne çarptı, yere düşerken “Aaa” deyip tuttum tokayı. “Doğru diyor ver bileğini Serdar.”
O kadar keyifli görünüyordu ki; bileğine sessizce taktım tokayı, küçük geldi sıktı da tek kelime etmedi yine de. Hatta sıktığını anlamayayım diye bileğini diğer tarafa alıp muhabbete döndü.
Bir süre sonra Sena esnemeye başlamış, Emir’ de devamını getirmişti. Azat kollarının altında duran kuzenime baktı. “Kalkalım mı?” O gür sesi gitmiş, espri yapan adam kaybolmuş yerini sakin, sessiz ve dikkatli biri almıştı.
Sena başını sallarken “E kalın.” Diye atıldım. Oda boldu hiç sorun değil saat zaten ikiye geliyordu.
“Yok yenge gidelim.” Azat kolunu yavaşça çekiyordu, Sena’ yla göz göze geldiğimizde bana ufak bir öpücük yolladı. “Sena kalsın.” Ne güzel otururduk, Serdar bir şey demezdi zaten.
Azat tam kalkacak gibiydi tek eliyle koltuğu tutup bana döndü. “Baaak, yenge.” O yavaşça kalktı, “Kısmetlerimi kapatıyorsun. Ekmeğime el uzatma.” O söylendi durdu, ben Serdar beni koltuk altlarımdan tutup kaldırırken keyifle “Ben alacağımı aldım tamam.” Deyip ağzıma fermuar çektim.
Ahah kız hazo bırak ha adam da ekmeğin de

Sal kumamizi ya
Emir de onlarla birlikte ayaklandıktan sonra kapı önünde kısa bir vedalaşma yaşadık. Emir’ e sarıldım, Azat’ la kafa tokuşturduk, Sena’ yı bolca öptüm. Bugün hepimiz için güzel bir gündü, devamının daha geniş halkalarla nicelerinin yaşanması umudu vardı içimde. Her biri için el sallarken açılan kapıda karanlığa karışıp yürüyüşleri izledim. Arabalarına bindiler, Emir tek Sena Azat’ ın yanında. Sena ve Emir bu gece annemde kalacaklardı aslında birlikte gidebilirlerdi ama Azat onu bırakıp öyle eve geçmek istedi, bu konuda da hayli ısrarcı oldu. Hal böyle olunca d-
Kapanan kapıyla düşüncelerim bıçak misali gibi bölünüp çöpe atıldı.
Yeni bir an,
Yeni bir başlangıç.
Beni huzursuz eden ne varsa bir grup dost tarafından bertaraf edilmişti; o bir grup dost az evvel gitmişti.
Beni üzen ne varsa bir adam tarafından yok edilmişti, o adam gecenin karanlığa örtüldüğü gibi boynuma örtünen Serdar’ dı.
Ellerim kollarım ona kalkarken yönümü değiştirmemle beni hızla çekip kucağına alması bir oldu. Saatlerdir ayrıydık, nasıl bir adamla karşılaşacağımı bilmiyordum ama bana benden önce adım atması biraz şeydi, bilmiyorum ben atacaktım o adımı.
Alnını alnıma yasladı, bir adımla sırtım kapıya dayanınca dudaklarımız buluştu ama ben o an tüm olan bitenden titrek bir “Serdar.” Diyerek kaçtım. Gözlerime ne oldu der gibi baktı, “Lavaboya gitmem lazım.”
Yapabileceğim başka bir şey yoktu, yoksa bu yüzü burada bırakmak benim de içimi eziyordu. “Sen mutfağı kontrol eder misin açık bir şey kalmış mı?” Aklıma gelen ilk bahane ona başını sallatmış ve beni sakince yere indirmesine sebep olmuştu.
Serdar’ ı reddetmekten nefret ediyorum.
Yani nefret ediyormuşum, bu ilkti.
O mutfağa giderken ben hızla üst kata çıktım. Aklımda bir şeyler vardı zaten, beni çok da utandırmayan beyaz transparan bir geceliğim vardı dakikalar içinde onu buldum, saçlarıma şekil verdim derken üzerime bir de hırka giyerek hızla asağıya inmeye başladım.
Koltuğun kuru kısmında oturuyordu, telefon elinde, bir ayağı diğerinin dizinde. Bacaklarımın çıplaklığını görünce kaşlarını çatıp elini hayırdır der gibi kaldırdı. “Ne bu hal?” Mutfak kapısına giderken benimkiler de çatıldı. “Ne ne? İlk defa mı böyle görüyorsun Serdar şortumu giydim.” Yani, normalim buydu az evvelden ötürü kafası karışmıştı belli.
Kaşları havalandı ve sessizce telefona döndü, mutfağın kapısını çekip perdelere yöneldim. “Ocak kapalı değil mi Serdar? Cam falan?” Ona bakmıyordum ama sesini duydum. “Kapalı, perdeleri neden indiriyorsun şimdi?” En dibe kadar çektim huyunu biliyordum çünkü. “Güneş perdenin rengini alıyor, yıpranıyor sevmiyorum.” Bilmiyorum, teyzem hep öyle derdi.
“Yavrum alırız yenisini, sabah tekrar uğraşacaksın.” Omuzlarımı silktim, televizyonun kumandasını koltuktan alıp yerine koydum, minderleri düzelttim. “Yarın ararım koltuğu yıkamaya gelirler.” Başımı salladım, sonra onu sesimle onayladım.
Heyecandan kalbim yerinden çıkacaktı etrafta dört döndükçe sıcaklık basıyordu beni. Hatta külotum da yoktu diye mi bilmiyorum ama bir garip ıslanıyor, elim ayağım birbirine girdikçe ne yapacağım konusunda kararsız kalıyordum.

Arkadaşlar bu gece soyumuzn devamı için çok onemli
Serdar’ ın yanındaki son minderi de elime aldığımda göz göze geldik. Telefonunu yanına bırakıp iyice bana döndü, başı arkaya yaslı, gülümsedim. “Ne oldu?” Elini kaldırıp alnına koydu, hiç der gibi bakınca haline dayanamadım, minderi yanına bırakıp kucağına meyillendim. Ayağını indirdi buna müsaade ederken oturmamla belimi tuttu, ona eğildim. “Yoruldun mu?”
Başını iki yana salladı. Derin bir nefes yerinde kıpırdanıp beni kendine çekince kollarımı boynuna dolayarak dudaklarına yöneldim. Ufak bir temas, yanağımı sıkıca öptü. “Çok özledim seni, böyle seninle olmayı.” Kelimelerimle ona meyilleniyordum, kadınlığımın sızısı bir yana dudağının kenarını öptüm. “Serdar teşekkür ederim.”
Kaşları çatıldı, “Ne için?” Böyle bir anda Emir’ den bahsedemezdim, tepeden gözlerine bakıp gülümsedim. “Ne için olduğunu sen biliyorsun.”
Ellerimi ondan alıp hırkaya götürdüm. “Bugünden beri aklımda,” belimdeki kemeri yavaşça çözmeye başladım. “Bu vardı, sen yani.” Anlar gibi olup anlayamıyordu, kaşları buna rağmen çatıktı. Kemeri çözerken kendi kendime bunu neden ben yapıyorum ki dedim, sona ona “Öpsene beni.”
Boğuk sesimi işittiği an dudakları hızla dudaklarıma yapıştı. Doğrusu bu sessiz duruşun altından bunu ben de beklemiyordum ama o kadar hoşuma gitti ki, onunla öpüşürken altımda sertleşen erkeliğiyle kocaman gülümsedim.
Elleri hırkaya gitti, onu hızla çıkarttığı an dudaklarında keyifle inledim. “Sen.” Dedi benden ayrılıp, nefes nefeseydi eminim perdelere kadar her şeyi anlamıştı.
Ellerim pantolonunun siyah kemerine gitti, “Ben şu an çok fena ıslağım Serdar.” Ben çıkarttım, fermuarını indirince erkekliğini çıkartıp birkaç saniyede içime yerleştirdi.
Koca bir çığlık, hepsi zevkten.
Hızla omuzlarına tutundum ve içimdeki sertlikle ileri geri hareketlendim. “Off, Serdaaar.” Gözlerim kapanmış, başım yukarıya doğruyken belimdeki ellerle erkekliği üzerinde oturup kalktım.
Bunu daha önce ilk defa o dağ evinde yapmıştım, sonra ise daima. Sonlara geldiğimde yapamıyordum sadece, iş o raddeye geldiğinde Serdar’ ın altındaydım genelde.
“Hırkanın cebince.” Dedim inleyerek, “Prezervatif.” Kaşları çatıktı, eli enseme gitti ve “Var bende.” Diyerek dudaklarımı dudaklarına bastırdı.
Kollarımı ona doladım, kaçıncıydı bilmiyorum ama artık nasıl olduğunu biliyordum dudaklarından ayrılıp üzerimde bir ritimle zıplamaya devam ettim. Bir eli yüzüme karışan saçlarıma indi, avcu yanağımı sarınca baş parmağını ağzıma aldım. Dilimde, dişlerimde, nefes nefese dudaklarımda..
Onu emdim, hissettim, sevdim.
Diğer eli elbisemin üzerimden göğüs uçlarımı bulmuş, onlara severek kabartıyordu. Geceliğin göğüs kısmını kenara savurup açtığı an göğüslerim ortaya serilmişti. Bana yükseldi, belimi sıkıca kavrayıp beni yükselterek sağ göğsümü ağzına aldı. Böyle olunca zıplayamıyordum, Serdar göğsümü çeke çeke emince benim elim kolum kalkmıyordu.
Kız hazo ne yptin ya
Başını severek dolu dolu “Serdar’ ım.” Dedim. Öptüm, sevdim “Kocam.” Erkekliğini yavaş yavaş içime aldım, dudaklarımı ısırırken bir yandan da bunun ne kadar güzel olduğundan bahsediyordum.
Emdi, emebildiği kadar emdi ve onu öpe öpe diğer göğsüme geçti. Boşta kalan eli az evvel emdiği göğsümde, diğeri belimde, inleyerek bu deli zevke kendimi kattım.
“Serdar.” Dedim nefes nefese, öyle bir emiyordu ki sanki bana susamıştı. Beyaz bedenimdeki dik göğüslerim bunun için vardı.
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Sonunda dudaklarından firar eden göğüslerimle onu tekrar ateş gibi sıcak, kalp gibi atan kadınlığıma aldım. “Serdar.” Dedim kendimden geçmiş bir halde. Erkeliği üzerinde hareketlendim, ucunu ve damarlarına kadar hepsini uzvumda hissedip Serdar’ a göz gözeyken sevdim. Serdar beni sevdi, göğüslerime dokundu ben onu emdim.
Bir yerden sonra bizi sadece cebinden çıkarttığı prezervatif paketi ayırdı. İçimden çıktı, hafif kaygan şeyi ucu kızarmış erkeliğine birlikte takarken saçımı kulağımın arasına itip ona yardımcı oldum.
Elini yüzüme koydu, “Yavrum.” Tekrar içime girince gözlerimi yumar gibi oldum. “Serdar’ ım.”
Belimi tuttu, “Gel bana.” Tutundum, bu halimizi seviyordum, bu pozisyonu seviyordum ve Serdar bunu biliyordu daha evvel konuşmuştuk. Ne kadar sevdiğimi bildiği için bir şey demiyor üzerinde olmama müsaade ediyordu.
İki yana açılmış bacaklarımla üzerine zıplamaya devam ederken “Hazaaan.” Diyerek başını arkaya attı.
O iyi bir kocaydı,
Her konuda.
Her konuda beni tatmin ediyor, kadın olduğumu hissettiriyor ve beni çok seviyordu. “Hala nasıl darsın.” Dişlerini sıka sıka konuşması içimi okşadı. Durmadım, bir ritimle üzerine hareketlenirken soludum. “Islaklığım yetmiyor mu?” Oysa sırılsıklamdım, bence her yere akmıştım.
“Senin ıslaklığına ölürüm kızım.” Diyerek elini kalçamın altına, kadınlığıma doğru götürdü. Bana dokunuyordu, onu hissediyordum…
İtiraz ettim, “Bence sen çok kalınsın, yani büyüksün.” Ben açılabildiğim kadar açılıyordum. “Ama olsun, ben çok seviyorum.” Bence alabilirdim, ki yapabiliyordum da.
Belime baskı yaptı “Sana kurban olurum kızım.” Beni kendine eğip bir nevi üzerine yatırdı ve bu defa içimde gitgel yapmaya o başladı. “Serdar!” Dedim öfkeyle “Yavrum başka zaman tadını çıkartırsın ben yavaş olamayacağım.” Sözlerine karıştı hızlanışı, çığlıklarım sesimizi örttü.
Bedeninin bedenime vuruş sesleri odada yankı buluyordu, inleyerek buna eşlik ederken çıldırmış gibiydim, çok güzeldi ve dilimde sadece bu vardı. “Sen.” Derken kelimem sert birkaç darbeyle ağzıma tıkandı. “Sen çok iyi bir kocasın.” Ona sarıldım, içimde kaçıncı gitgel bilmiyorum ama Serdar başını boynuma gömüp olduğu yeri yaladı.
Nefes nefeseydik, “Ölüyorum Serdar.” Diye yükseldim. “Serdaaar.” Bu zevk beni öldürür, sonra tekrar diriltirdi.
“Yavrum.” Karşılık verişi dahi yetiyordu bana, hafif geri çekilip yüzümü avuçladı. “Doyamıyorum ben sana.” İçimde hala bir gitgeli vardı. Kaşlarımı çattım, “Doyma zaten.” Elimi bağrına koydum. “Doyma sevgilim.” Bazen o çok fena bir adam oluyordu, bazen ben. Dün mesela, sözlerini unutamıyorum kadınlığımın hakkında söyledikleri beni şu anda da deli ediyordu.
Beni onayladı. “Sen cidden benim karımsın, benim için yaratılmışsın.” Bir insan başka bir insana bu kadar uyumlu olur mu.. Bir insan ötesime bu kadar yanar mı? Ten uyumu neydi bilmiyorum ama sanırım bu yaşadığımız şey oydu, zira ötesi aklımın aldığı bir şey değildi.
Yavaşlayıp “Hazan.” Dedi ciddi ciddi. İçime yavaşça girdi, her birini içime işler gibi hissettim, gözlerim hafif aralık “Hı?” Dedim yutkunarak. Serdar çok ciddiydi, eli yüzüme gitti “Emeceğim.” Sözünü şimdi alıyordu, çünkü bu halde her şeye evet derdim. “Em.” Dedim büyük bir ihtiyaçla. “Em beni Serdar.” Eli hızla indi, dudaklarıma kapanır sanarken bedenimi koltuğa uzatıp hızla üzerime çıktı ve ani bir ritimle içimde gitgele başladı.
Çığlıklarla sol elimi salona doğru uzattım ama tutunacak bir şey bulamadım. Biri yastıkta, boşta kalan elimi sırtına götürdüm. Ruhuma saplanan ok, içimde gitgeli sürek iri erkeklik ve boynumdan dudaklarıma örtülen dudaklarla onunla delice seviştik. Acımadan içime girip çıktı, içime acımadan girip zevki bana zorla verdi sanki. Hoşuma gitmedi değil, altında çıldırırken, hareketlenip savrulurken bunu ben de çok istedim. Boşalırken de güçsüz bünyemle yine en çok ben titredim.
Kollarındaydım, çırılçıplak. Ona sığınıp koynunda ufacık kaldığımda alnımdaki öpücükler beni yalnız bırakmıyordu. Bacaklarımı bacaklarına sokuşturdum, çıplak tenim tüy misali okşandı.
Geceliğimin üzerinden eli sırtımı okşuyordu, “Serdar.” Dedim sakince, duraksadı ve kendini bana verdi. “Efendim hayatım?” Hayatım, ara ara bana bunu dediği zaman kendimi çok hafif ve güzel hissediyordum. En az çırılçıplak yatarken onun çıplak bedenini okşamak kadar güzeldi. Üstelik bunu bilmiyordu, ona söylemezsem daha özel kalacağını hissediyordum.
Böyle bir haber, içinden geldiği gibi.
Göğüslerim göğüslerinde, omzundan uzanıp sırtına doğru tutundum. “Bugün bana kızdın mı?” Her gecenin sonunda bunu ona soracaktım sanırım. İlişkimizde kötüye giden bir şey var mı? Varsa ne, söylesin ki bilelim de düzeltelim.
“Sana neden kızayım?” Yanaklarımı seviyordu, kirpiklerimi. Dokunuşları da sesi gibi yüzümü okşadı “Ben bugün seni çok sevdim, her zamanki gibi.” Ben de seni çok sevdim, öyle ki yetmezmiş gibi bir de bu hali içimi kıpır kıpır yaptı.
“Bir şey mi oldu?” Kalın sesi, Serdar’ ın sesi beni her zaman mest ediyordu içim akıyordu ona. Bu bir an bana iç çektirdi ve ona mümkünmüş gibi daha da sokuldum, erkekliği karnıma değiyordu. “Sena’ ya kal dedim ya, herkesin içinde de sana soramazdım.” Ama öyle laf olsun diye değildi kalsın da istedim, en fazla sessiz sevişirdik.
Kaşları çatıldı, “Sorma zaten yavrum, ben öyle bir adam mıyım?” Belimden tutup beni iyice kendine çekince bir bacağımı büker vaziyette üzerine attım. “Kalacak tabi kuzenin o senin. Emir de kalabilir.” Emir konusunda halletmemiz beni öyle bir rahatlatmıştı ki, şu an dünyanın en dertsiz insanı ben olabilirdim.
Geniş sırtını ince parmaklarımla gezdim, bu sırada dikkatle onu dinliyordum. “Kıskanmıyorum değil, sen nerede duracağını bilirsin zaten.” Elbette, hiç bir problem olmayacaktı.
Başımı salladım, dudakları tekrar aralandı. “Kapatalım şimdi konuyu ama. Sonra konuşuruz istersen.” Onu tanıyordum çıplaktık, pekala. “Tamam.” Biraz, yani nasıldım bilmiyorum ama mimiklerim onu gülümsetti, yüzünü öptüm. “Bugün seni çok özledim. Böyle mesajlaşmak istedim yaa çok garip.” Sırnaşıyordum, öfkeli halim ne kadar fazlaysa şu an onun tam tersi sakin, güzeldim.
Başımın altındaki kolu hareketlendi, bununla birlikte kasları belirimce başım da “Olur yavrum onu da yaparız.” Deyişiyle ona daha da yakın olmuştu.
Elimi keyifle koluna koydum, “Goygoy yapar mısın benimle? Emoji random falan atar mısın Serdar?” Nasıl keyiflenmiştim, içim içime doldu da taştı sanki.
Bana bakıyordu, öyle bir bakıyordu ki göz bebekleri büyümüş gözlerinin içi gülüyordu. Bir yanıt vermeden dudak bükerek devam ettim, “Gerçi sana ters biraz random falan. Bir ağırlığın var eğreti durur.” Öyleydi, ben zaten Serdar’ dan Emir kadar eğlenceli bir adam olmasını istemiyordum. Ben kocamı böyle seviyordum çünkü ona da bu yakışıyordu, ben ondan böyle de etkileniyordum.
Kaşlarını kaldırıp “Öyle mi?” Dedi hayretle. Keyifliydi, yüzünü yiyesim geldi. “Öyle kociş öyle, atma sen vaz geçtim. Sen böyle devam et ben takılayım sana.” Kolunu okşuyordum, yüzünü sevdim, sokuldum, güldüm…
Benim bu halim ikimize de yeterdi.
“Takıl bana.” Sıkıca sarıldı, öptü ve çekildi. “Sana kurban olayım sen takıl bana.” En azından uyum sağlıyordu, her şekilde kabul ediyordu beni. Hele şu kurban olayım deyişleri, gülerek onu öptüm. “Yarın ne yemek yapayım?” Normal hayata dönüyorduk, bir yerden başlamam gerekiyordu.
“Bilmem, uğraşma yavrum dinlen.” O fazla umarsızdı ama ben yapmak istiyordum. Keyifle yükseldim, “Yaa sen bana gazoz almak için tee şehir dışın çıkmışsıın.” Ona iyice sokuldum, kollarımı boynuna sarıp içim içime sığmayan bir halde devam ettim. “Ben sana nasıl yemek yapmam?” Yanağından öptüm. “Asıl yemek sana kurban olsun. Söyle hayatım, söyle her şeyim ne istiyorsun söyle.” Öyle keyifliydim ki aşkını haykıran sesim kahkaha atıyordu sanki, ki keşke daha fazlasını yapabilseydim.
Serdar hayretle doğrulur gibi olup gülümsedi, tepeden bakıyordu eli yüzümde gözlerine inanamıyordu sanki. “Yavrum sen ne oldun böyle?” Elimi yüzüne koydum, keyifli halim hiç dinmedi “Kocasına aşık bir kadın.” Diyerek onu tekrar kendime çektim. Bu sırada gözlerini yummuş, sakin bir nefes alıyordu.
“Ne oldu?” Şu koltukta onunla iç içe olmak kadar güzel bir şey yoktu. Elimi kolumu sürekli ona dolayıp duruyordum, gözlerini araladı “Biz evliyiz, sen benim karımsın.” Ahh, böyle söyleyince de çok başka oluyordu ama evet öyle.
Eğilip dudaklarımı öptü, alnı alnımda. “Bunu gün içinde kendi kendime kaç kere tekrar ediyorum bilemezsin. İçimi bilemezsin, hala rüya gibisin.” Bir yandan eğilmiş kokumu içine çekiyor, bir yandan mest olmuş halde devam ediyordu.
Kollarımı boynuna sardım, “Yaa, Serdar’ ım.” Ağırlığını üzerime vermek yerine beni tekrar kollarına çekti. “Canım kocam.” Bitmiyordu, bitmeyecekti ve biz daima birbirimize böyle saracaktık.
“Karnı yarık, pilav.” Böyle bir anda sözleri beni gülümsetti, “Evlilik bu mu ya?” Az evvel ne konuşuyorduk şimdi ne. Karnı yarık için mi evlendik biz?
Eli hareketlendi, “Başka yönleri de var. Göstereyim hemen.” Anlamıştım, belimdeki eli kadınlığımı bulunca netleştim ve gerilerek ufak bir nefesle “Serdar.” Dedim. Onu… Hissediyordum kalın ve sert parmakları klitorisimdeydi.
“Acıdı mı?” Derken gülümsedi, dudaklarımı ısırıp ona kendimi daha da açtım. Bacağım belindeydi, yeni ıslaklığım parmaklarına dolanırken sesi kısıldı, boğuklaştı “Ne varmış burada?” Ah hayır, gözlerimi yumdum benimle oynuyordu. Klitorisimle oynuyordu, onu ezerek sağa ve sola savurunca tekrar gerildim. “Serdaar.” Bam telime dokunuyordu, bir harekette beni yok edip yeniden var ediyordu.
“Of Serdar,” Ona sokuldum, hafif inleyişlerimle yüzüm bağrına gitti. “Ruhuma dokunuyorsun sanki.” O kadar yavaştı ki bu beni daha da etkiliyordu. “Asıl sen benim ruhuma dokunuyorsun. Böyle bir şey yapacağını hiç tahmin etmemiştim aklımı aldın.” Geceliğimden bahsediyordu, onun için her şeyi yapardım.
“Güzel mi?” Şimdi de girişime inmişti, başımın altından geçen eli saçlarıma indi. “Çok, çok güzel.” Biri saçlarımda biri kadınlığımda yavaş, çok yavaştı. Sonra parmakları onun için zonklayan kadınlığımdan içeriye girince geri çekilir gibi oldum, omzunu tuttum. “Hii, Serdar!” Bunu ilk defa yapıyordu, parmaklarını ilk defa içime sokuyordu.
Acıyıp acımadığını sordu, acımıyordu sadece adını yenileyip parmaklarına odaklandım. Doyamadığım parmakları içimdeydi, ölecektim… “Nasıl” dedim hıçkırık gibi. Nasıl bir şeydi ki?
“Ne nasıl?” İki parmağıydı, ucuna kadar çıktı tekrar girerken tırnaklarımın omzunda kaydığını hissettim. “Parmakların içimde ya,” nefes nefeseydim, birini çıkarttı, “Nasıl bir his?”
“Dudaklarımı büz.” Ne? Anlamasan da dediğini yaptım. “Dilinin içinde gezdi, duvarlarını keşfet.” Bu, yani, “Öyle bir his.” Deyince dilimi durdurup kaldım, dudaklarımı güzel bir yorumla araladığım an gülümsedi ve parmağını tekrar içime itti. “Öyle bir dokuda gidip geldiğini düşün.” Muzipçe gülümsedim, tamam şimdi anlayabiliyordum. “Ve sıcak olduğunu.” Gözlerini yumdu, “Off.” Her girişi çıkışına denkti, bana dokunuyordu..
Başımı öptü, “Yavrum benim, Hazan öyle ufaksın ki kollarımda.” Hıhı, biliyorum ama şu an bambaşka bir dünyadayım sevgilim. “Seni böyle kollarımda boşaltmak istiyorum.” Sıkıca sararken, öperken, bir yandan saçlarımı severken, ben senin kalırken… Daha iyisi olur muydu ki? Tüylerim diken diken oldu, dudaklarımı aralamıştım ki onun parmakları içime yeniden, yavaş yavaş, duvarlarıma dokuna dokuna girdi. “Seninim, ne istiyorsan Serdar’ ım…”

Abi nerede geldi aklınıza bu irnek
Vayy anasınııı
💎
Bu paragrafa ilk yorumu sen bırak.
Yorum yapmak için giriş yap
Hayır dir azat ya bu kadar beli etme kuma olduğunu be
Paragraflara yorum yapamıyorum bir sorun mu avr acaba