← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 103

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Sağ elim kulağımda, düşünceli mimiklerim dahilinde halka küpemle oynuyordum. “Yok ya Diloş.” Dedim memnuniyetsizce. “Ben yaptırdım birkaç yıl önce. Çok güzel duruyor bu arada gerçekten okey, amaa kirpiklerimi döktü ve o zaman yapan kişi mi çok kötü yapmıştı onu anlamadım. İyice dibine mi yapıştırdı bilmiyorum ben dökülse de kurtulsam diyordum.” Sena’ ya döndüm, elimi de öyle bir hareketlendirmiştim de. “Hatırlıyorsun değil mi? Nasıl ağlıyordum hatta. Allah’ ın cezası kadın mahvetmişti beni.” 

Sena’ nın “Haklı kuzum.” Diyerek yüzünü buruşturmasıyla Dilan yerinde kıpırdandı, bana odaklıydı. “Ya senin kirliklerin zaten uzun. Senin ihtiyacın yok ama güsül de geçmiyor diyorlar.”  Orasını bilmiyorum, dudak büktüm.

“Bilmiyorum, riske atamam hiç. Serdar kızar zaten öyle şeylere.” Konu benim nezdimde de kapalıydı yani. Sena tekrar burun kıvırdı. “Barzolar.” Sena bu akşam daha iyiydi, gün içinde Tuğrul’ la konuşmaya çalışmış fakat beklediği iletişime geçememişti. Azat konuşmuştu diye biliyorum ama Serdar’ la konuşmayı unutmuştuk, kimse de bir şey söylemeyince konuyu hiç deşmek istemedim. Yine de, bir şekilde hallolacağını biliyordum.

Sena soğuk kahvesinden bir yudum alıp farklı bir teklifle ilerledi. “Lifting?” Bu da benim hoşuma gitmemişti. “Besliyor diyorlar ama sanmıyorum, bana o da mantıklı gelmiyor. Kirpiğine bir şey yaptırma bence ya. Sür rimelini geç. Bak ben bile bunu diyorum, denedim çünkü hepsini. Belki benim şanssızlığımdı bilmiyorum ama.”

Sena Dilan’ a kaşlarıyla beni işaret ettiğinde yüzünde alaylı değil gururlu bir bakış vardı. “Ablan kokoş bebeğim.” Bu beni de gülümsetmişti.

Bu gece Dilan’ ı bir şeylere ikna etmek için, daha doğrusu vaz geçirmek için oturmuştuk sanki. Çünkü beklediğini alamadı ki hüzünle omuz düşürdü. “Ondan da bıktım, her gün sürmekten sonra da temizlemekten nefret ediyorum. Gözüme temizleme jeli kaçacak diye de korkuyorum. Bazen silmeden uyuyakalıyorum yastıktan rimel izi de çıkmıyor annem kızıyor.”

Haksız da değildi, bardağımı avcumda hareket ettirirken dudak ısırdım. “Ay benim gözüme dün makyaj temizleme jeli kaçtı. Kızlar böyle bir acı yok sabun mabun hikaye.” Elimi salladım öyle bir. “Geberiyordum. Gözümü bırakıyordum banyoda.”

Dilan dikkeşti birden “Oha ciddi misin? Lan lan geçen kızın biri kör oldu ya. Korneası yandı bu yüzden.” Elinin tersini vurdu masaya “Allah korusun.”

O sıra Sena’ nın da verdiği tepkiye gülerken başımı salladım öyle bir, “Duydum, Allah korusun tabi dikkat etmek lazım.”

Sonra birden,

Nasıl oldu anlamadım, arka masada oturan Serdar’ la göz göze geldik. Sadece bakıyordu.

Bakışları, o kadar tok ve netti ki himayesinden saniyeler içerisinde kaçmak istedim. Oysa buraya gelirken, evde, otururken tüm süreçler boyu aramız çok iyiydi. Şimdi ne oldu anlayamadım.

“Ne oldu?” Sena fark etti, Başımı yana eğip görüş alanından kaçtım. O sırada aklıma gelenle yüzümü de buruşturdum. “Jeli duydu galiba. Kaçtığını biliyordu da böyle sıkıntılı  bir şey olduğunu bilmiyordu.”

Ben mırıldanıyordum oysa, Dilan aksi gibi el kol hareketleriyle arkasını döndü, “Siz bizi mi dinliyorsunuz. Ayıp kardeşim ayıp, sapık var diye bağıracağım şimdi.” Neyse ki alanda bizden başka kimse yoktu, müşterilerin geneli üst kattaki terastaydı.

Serdar sertçe tersledi Dilan’ ı.

“Dön lan önüne.” Başımı hareketlendirip “A a.” Dedim birden. Şaşkınlığını açık eden Dilan’ dan sıyrılarak Serdar’ la göz göze geldim.

“Ne yapıyorsun?” Bu kadar sert çıkmasına gerek yoktu, hamlemle başını hareketlendirip sessizce önüne döndü.

“Bebişim sen yine de çok istiyorsan buluruz güzel bir yer yaptırırız ipek. Hiç dert etme, sorun olursa da şu arkada oturan iki elemanı yollarız mekana.” Konuyu dağıtmak için aklımdan geçeni öyle güzelce söylemiştim, Sena’ da onayladı beni “Evet ya, yaptır bir kere bakalım. Güzel olur yakışır sana da. Hem makyajda zaman kazanırsın.”

Dilan, Serdar’ a hiç takılmamıştı. “Ee.” Dedi Sena, konuyu değiştirerek. “Emir’ le nasıl gidiyor.” Sena’ nın sessiz fısıldamasına Dilan bir iç çekti, bir geri yasladı, gülümsemek ne kelime yüzünde güller açınca ben de arkama yaslanıp sakin bir “Ooo.” Dedim nidayla. “O kadar iyi yanii.”

Serdar yeniden görüş alanıma girdi. Memnuniyetsizliğimi arka masaya laf atarak belli ettim. “Beyefendi bakıp durmayın sizde. Rahatsız oluyoruz.” Bu konuda ciddiydim, rahat konuşamıyorduk. Önüme döndüm sonra “Keşke bunları getirmeseydik ya.”

Serdar bir şey der gibi olup sustu ama o hariç, yanında oturan Azat dahil herkes gülüyordu. İş konuşacaklardı diye ayrı oturmuşlardı, önlerinde bir yığın evrak. Serdar çalan telefonunu alıp kafenin içine doğru ilerlemeye başladı. Onu, yanıma denk gelene kadar izledim ve sonra başımı yüzüne kadar kaldırdım “Kim arıyor?” Kapıyı tutup açmak üzere itti. “Tanışıyor muyuz hanımefendi?”

Gülümsedim, ama hemen sonra dişlerimle tuttum gülüşümü. Serdar’ la böyle olmayı seviyordum, o bana hayatımda başka bir pencerelerin de var olduğunu gösteriyordu. Tüm güzel pencereler de, Serdar’ a açılıyordu.

Azat işine dönerken biz de kaldığımız yerde devam etmeye koyulduk. Sena dudaklarını oynattı, “Evine gidiyor musun?” Dilan kaşlarını kaldırdı “Maalesef, Tuğrul var,” oflar gibi oldu sonra, “Abimler var.” Sadece dudak oynatıyordu kıyamam. Masaya eğilip fısıldadım, “Tuğrul gitsin hallederiz.” Biraz baş başa kalsınlar, birbirlerini yeteri kadar tanısınlar. Hem biz nasıl yaşadıysak Dilan’ ın da bu güzel duyguları yaşaması gerekiyordu bence. İnsan sevdiğinin elini tutabilmeli, omzunda film izleyebilmeliydi bir süre. Uzun bir süre.

“Tuğrul çok sinirli size. Kırgın da.” Elbette, Sena “Biliyoruz.” Derken ben elimi karnıma koyup arkama yaslandım. Olanlar için üzgündüm ama Sena gerilsin istemiyordum. Zaten, hiç istemem ama zorlu bir süreçten geçebilirdi. “Boş verin şimdi Tuğrul’ u, hallederiz onu alırız gönlünü. Başka neler yapıyorsunuz.”

“Annemler çok eğleniyormuş.” Sena gözlerini devirerek gülümseyince ben de başımı arkaya attım. “Evet konuştum bugün bende.” Annem belki de hayatında ilk defa bu kadar mutluydu.

Berrak’ tan sonra, önce, hayatı boyunca ilk defa ona hayatın tadını çıkartması için bir an sunulmuştu. Hiç konuşmadık, acaba babamdan sonra nasıl hür hissediyordu kendini. Bütün prangalarından kurtulmuştur, hissettiği huzuru tahmin edebiliyorum bu onun için bir devrim olmalıydı.

Tüm hayatı boyunca, köyünden ve evinden çıkmamış kadın şimdi damadı sayesinde – belki de en çok onun verdiği güvenle ruhuyla tek başına tatildeydi.

Bence bunu başkan bile sağlamazdı. Nitekim öyle de olurdu, bu annemin kendi içinde kendini dinlediği ilk seyahatiydi.

Kim bilir neler bulmuştu o derine attığı mazisinde.

“Ben de haftaya hafta sonu Trabzon’ a gideyim diyorum.” Sena beni düşüncelerimden sıyırmıştı. Ona döndüm, başını yana eğdi. “Azat’ la,”

Dilan “Ailenle mi tanışacak?” Demişti ama ben ihtimal vermedim. Sena başını yok der gibi kaldırdı. “Burda adım atamıyorz biraz orada gezelim dedim. Oradan da marmarise. Sıkıldım ya bir yerde oturuyoruz hemen biri geliyor yanına.” Haksız sayılmazdı. “Git.” Dedim gülerek. “Gidin bir yayla evi tutun.” İmalı sesime hemen Dilan cevap verdi. “Denendi onaylandı diyorsuun.” Hem de ne, karnımı okşarken kendimden emin bir halde başımı eğip kaldırdım. “İmza kaşe aşkım. Bol oksijen,” Sena’ya döndüm muzipce “Dikkat et ama.” Kızarmıştı, eliyle alnını ovdu. “Tövbe yarabbim.”

Sena bu konulardan pek haz etmiyordu, o yüzden çok da ilerlemeden geçiştirdim. “Şaka şaka, takılıyorum öyle. Ama ev lazım olursa bizim evin anahtarını veririm.”

“Azat kalmaz.” Dedi Sena, zorlamadım Serdar’ da kalmazdı. Araya hemen “Annemlerle karşılaşmayın Marmaris’te. Maazallah karşı karşıya şezlonglarda falan.” Dilan ve ben sözlerimle kahkaha atarken Sena gözlerini deviriyordu. “Hazaan.” Hayal ettikçe kahkaham tüm mekanda duyuldu, elimi ağzıma örttüm. “Tamam tamam.”

O ara Azat “Sena.” Dedi bir an, hepimiz ona dönsek de Azat evraklara bakıyordu, başını biraz kaldırdı minik bir an bize değen bakışları en sonunda da kuzenimi buldu. “Güzelim bir bakar mısın?”

“Kızlar biraz yavaş.” Attığımız kahkahadan rahatsız olmuştu onu anlayabiliyordum da umursamıyordum. Sena karşı masada kendine bir sandalye çekerken Dilan “Helee.” Diyerek bana yöneldi. “Hazan abla, yengemle annem geçen konserve yaparken bir kavga etmiş. İnledi konak inledi.” Ellerini birbirine heyecanla çarpışı beni de sabırsızlandırdı.

Dilan’ a meyillendim “Hadiiii, ay neden, anlat hele.” Bazen benim de şivem kayıyordu, bilerek veyahut bilmeyerek.

“İkisinin de tarifi başka, annem dedi sen ne karışırsan konakta biz yiyeceğiz sen kendi tarifini evde yap babam sevmiyor senin yaptığını. Yengem bozuldu, dedi eltim beni istemiyor evde, gitti babaanneme annemi kötüleyecekti dedi eltim beni evden kovmaya ima ediyor. Babaannem dedi eltin doğru deer, baba yemez karışma seen.” Dilan evdekiler gibi konuşuyordu ve bunu yaparken de o kadar eğleniyordu ki ben de karşılık vermeden yapamıyordum.

“Geçen yaz yaprakları tuzlarken de olmuştu benzeri. Bu kadın ne kadar karışıyor.”

“He he, geçen aylarda da kuzenime kız görmeye gidilecektii.” Bir an heyecanla arkasını döndü. “Abi dinle hele.” Fakat Azat ve Sena bur evrak üzerinde konuşuyorlardı. Azat cevap vermese de Dilan anlatmaya devam etti. “Dediler ki Pervin yenge bilmesin, o gelmesin biz öyle üç beş kişi gidip kızı görelim. Hep ortalığı karıştırıyor ya. Sonra Pervin yenge gelmedi biz gittik gördük kızı, istemede öğrendi onu çağırmadan görmeye gitmişiz. Bana döndü diyor seni bile almışlar da beni neden çağırmadınız. Damadın kardeşi olan kuzenimi ağlattı kız evinde. Rezillikti abla. Vallahi rezil olduk.”

Ben inanamadım bir an “Görümceyi mi ağlattı?”

“Evet evet, dedi siz hep aynı şeyi yapıyorsunuz. Bana diyor ki, senin ne işin vardı sen neden gittin. Ben de dedim beni çağırdılar üzerime düşeni yaptım ben, bunu bana neden soruyorsun.”

“E deseydin.” Dedim soğumuş çayımdan bir yudum alırken. Yüzüm ekşidi buz gibi olmuş. “Her şeye karışma ortalığı karıştırma seni de çağırsınlar deseydin.” Konağa gittiğim ilk gün Dilan’ a kilosuyla ilgili bir şeyler diyen kadınla çok iyi anlaşıyordu ikisi. Benzer karakterleri vardı zaten.

“Dedik işte.” Dedi öyle bir “Sana da gıcık oluyormuş anlatıyor her yerde babaannemin kulağına giderse sıçtı tabi.”

“Ben ne alaka be?”

“Sen yeni evlenmişsin de kimseyi ne çaya ne kahveye almamışsın hiç evine buyur etmemişsin-“ dinlemek bile istemedim, elimi savurdum birden git der gibi “Hadi hadi hadi, boş konuşmasınlar.” Çok sinirlendim, kaşlarım çatıldı olabildiğince. “Nelerini alacakmışım yüz kişiyi mi alacağım evime? Kızım benim işim olmaz öyle akrabayla falan ben kendi akrabalarımla uğraşamıyorum. Bir de hizmet mi edeceğim millete?” Daha neler. 

“He öyle, aman neyse boş ver konuşuyor işte.”

Masaya önce bir bardak çay indi, ardından Serdar yanıma bir sandalye çekince omzumun üzerinden ona baktım. Yanıma oturdu, beni kendine çekti, Aynı saniyelerde saçlarıma bir buse inmişti bile.

İnsanın biri tarafından bu denli sahiplenip sevilmesi, düşünülmesi ne kadar muazzam bir histi. Çayımın soğuduğunu anlayıp bana çay getirmiş, üşüme ihtimalimle elini açıkta olan koluma koymuş ve tüm merhameti bağrında toplamıştı.

Kendi kendime usulca gülümsüyordum, masadaki sessizliğe binaen başımı omzuna yasladım. “Üşüdün mü?” Kolu yukarı aşağı okşadı. Başımı iki yana sallamaktaydım, soluğu saç dipleri okşuyordu. Serdar, bana ilk defa dışarda bir ortamda bu kadar yakındı. Şakağımı öpüp hafif geri çekildi. “Neden kahkaha sesini içerden duyuyorum acaba?” Bana bakıyordu, ses tonu sakindi.

Dudağımı büktüm. “Fark etmemişim.” Aslında etmiştim, umursamadım gülmek istedim ve güldüm ama bunun için kavga etmeyecektim.

Başımı geriye attım, onu öpmek için. “Hazan,” dedi saçmalama der gibi, başını hafif yana eğdi. Gerilmiştim, mırıldandım. “Bir kere, yanaktan.” Sanki başka ne olacaksa, tekrar baktı yüzüme, dudak hareketlerim de bir nevi koynunda lütfen deyince, dayanamadı etrafa baka baka eğildi. Kimse bakmıyordu demek ki, bir elini yüzüne koydum koklayarak öptüm tenini.

Başımı yeniden Serdar’ a yaslayarak telefonuyla ilgilenen Dilan’ a baktım, muhtemelen Emir’ le konuşuyordu. Serdar’ la aynı şeyi düşünüyor olacağız, “Bak buraya.” Derken yavaşça doğruldu, bunun ne demek olduğunu biliyordum Serdar’ dan ayrıldım.

İkimiz de yerimizde dikleşmiş, ben Serdar’ ın tepkisine odaklıydım. Kaşları çatık, “Bir şey demedik diye sevinme, ikinizi yan yana görürsem elimde kalırsınız.” Ben şaşkınca Serdar’ a döndüm, çok öfkeliydi kaşlarını kaldırıp başını salladı. “Duydun mu?”

Yüzü değişti, hayır buna gerek var mıydı?

“Duydum Serdar abi.” Üstelik sesi o kadar cılız çıkıyordu ki, ben birden “Serdar!” Dedim. Hayretler içerisindeydim, tutamamışım demek ki. Tutamamışım ve Serdar içinde bunu öfke haline getirmiş.

Daha bir şey dememe müsaade etmedi. Bakışları hala Dilan’ da, bana soludu. “Karışmıyorsun sen,” Dilan’ ı kardeşi gibi görüyor ve aklınca koruyordu ama onu kırdığının da farkındaydı. Hatta bu acımasızlığı bile bile yaptğıına emindim, Serdar zaten acımasız bir adamdı.

Aramızda oluşan gerilim Azat ve Sena ayaklanınca son buldu. Azat “Yukarısı nasıl?” Derken kol düğmelerini açıyordu bir bir. Serdar soludu. “İyi, fena değil.” Bir bacağı diğerinin üzerinde, başını sola yatırıp kıtlatır gibi oldu. “Bitmemiş daha. Ama beğenmedim, ölü yatırım.” Mimikleri belli ediyordu zaten kendini. Az evvelki çıkışından sonra, devamı gibiydi.

Azat sandalye çekti, Sena’ yla yan yana karşımıza oturdular. “Söyledik o kadar, baksana şuraya.” Bir yandan çenesiyle verandayı işaret ediyordu ama ben yüzü düşen Dilan’ a o kadar takılmıştım ki “Babil’in asla bahçeleri demişti bir de puşt. Böcek fare gırladır burada.” Deyişini bile ciddiye alamadım, tıpkı Dilan gibi ben de gülemedim.

Sena farkında değil tabi, o işaret edilen yere huysuzca baktı. “Bizi niye getirdiniz o zaman, fare yemi olarak mı?” Ki Sena, böcek görse çığlık atardı, benim atmam için ise böceğin bana temas etmesi gerekirdi.

“Böyle olduğunu tahmin etmedik.” Saçlarımı tek omzumda toplayıp kaçamak bakışlarımı Dilan’ da gezdirdim, hiç konuşmuyor ve buraya geldiğine pişman olduğu yüzüne kitap gibi yansımıştı; bir ben okuyordum.

“Çok ıssız ama cidden, merkeze de uzak kim gelir buraya.”

Ben huzursuz oldum. Kollarımı bağlayıp başımı sağ taraftaki karanlığa çevirirken bir şey oldu, esen rüzgarda içim titredi. Sarmaşık, duvarı kaplamış koca gövdeli ağacı sarmış yaprakları usul usul salınıyordu.

Tanıdık bir gece gibi,

O gece gibi.

“Çok eskiden köy kahvesiydi burası. Yıllar önce yangın çıkmış birkaç kişi ölmüş içeride.” Azat anlatıyordu, çok çok önce olması gerekiyordu cidden çünkü görünüşe bakarsak bunu hiç tahmin etmezdim.

“Yanmış bir yeri neden kafe yapma gereği duymuş?”

“Amcası yaktı, dededen kalma. Miras olayları işte, Ramazan da bırakmadı öyle kullanmak istemiş çocuk.”

Virane bir adaya kondurulmuş konak olmuştu.
Sena sordukça, Azat anlattıkça benim kafamda canlanıyordu olanlar.

“Hazan’ da dedemin köyü yakar yakında. Sonra da dayımın evi güzel bir matine.” Sena bunu söylerken gülmüştü, ben gülmedim.

Benim gözlerim iyice daldı, kendimi anın verdiği o naif esintiye bıraktım da diyebilirim.

Biri sanki, “Bu sarmaşık fare doludur.” Dedi ama o kadar içine girmiştim ki durumun, bu defa kim dedi anlayamadım.

Sarmaşık karanlık ve ay ışığının hemen altındaydı, salınan ince yaprakların arasından gökyüzü kendini belli ediyordu. Salınıyordu, cızırdayan böcek sesleri ve aşağıda salınarak ses çıkartan teneke kutular vardı. Eski bir zamandı, tanıdık anların hepsiydi.

“Hazan.”

Çevrede hiç ev yoktu ama aksi gibi mekan epey büyüktü, öyle ki hala bir kısmı tadilattı. Biz neden geldik, hadi biz geldik içerideki insanlar neden burada bilmiyorum ama mekan sahibi geldiğimizde koca bir heves hoş geldiniz demek için gelmişti ve çok temiz yüzlü bir adamdı. Onun için karanlık, Serdar için aydınlık kalıyordu burası.

Acaba bu sarmaşığı sökecek mi buradan? Sökülemezdi ki, ağacı kesmesi gerekiyordu. Gözlerim daldı, sarmaşığın gölgesi vuruyordu mekanın duvarına.

Biri hareketlendi, “Hazan.” Oradaydı, o gün, yalnızdım. Yine böyle ama bugünden daha karanlık bir geceydi. Hiç sabah olmayacak sanmıştım, sabaha kadar bir sarmaşığın gölge vurduğu duvarı, yaprakların ay ışığında salınışını izlemiştim.
Hatırlıyorum,

Daha da öte, çok minik bir an çok keskin bir şeyi hatırlar gibi oldum. Bir kapı gıcırtısı, zemine vuran soğuk rüzgar, sesler. Sesler aynıydı.

“Yenge, Hazan.” O ev, o gece betonda yatarak geçirdiğim saatler arasında yalnızca koca bir yalnızlık vardı.

Yanımda biri hareketlenince tüm dikkatim dağıldı, biri beni tuttu, çekti. Tüylerim diken diken, Serdar’ ın eli çenemde, göz göze geldik. Soludum, “Hı?” Serdar’ ın katılaşan yüzüne bakarken afallamış bir ifadem olduğunu idrak edebiliyordum. Sena, Azat ve Dilan’ da ayaklanmıştı onları da görebiliyordum. Gözlerini bir an olsun gözlerimden almadan “Kalkalım.” Dedi Serdar, ayaklandık, elimi tutuyordu,

Ne oldu, nasıl oldu hiç anlayamadım. Sadece saniyeler içinde kendimi Serdar’ ın kolunun altında çıkışa ilerlerken buldum. Azat’ da soluma geldi, elini sırtıma koydu, kapı onun tarafındaydı kapıyı bize açınca arkama dönüp kızlara baktım.

Tamam, doğrusu biraz garip olmuştum ama hepsi o kadardı. Kapıdan geçince biraz benim yönelmem, birazda Sena’ nın bana gelmesiyle biz yan yana geldik. O koluma girdi, Serdar ve Azat geride kaldı biz yürümeye devam ettik.

“İyi misin, ne oldu?” Kısa bir an sarı saçlarına baktım. “Orayı hatırlarım Sena.” Nasıl oldu, nasıl durabildim bir başıma. Aklım giderdi, nasıl yapabildim bunu hiç bilmiyorum. Bunu hiç konuşmamıştık, ben konuşmak istemediğim için üzerinde hiç durmamıştık. Ta ki ıssızda salınan bir yaprak parçası beni savurana dek.

Sena beni kolunun altına alınca elimi beline doladım. “Kıyamam sana. Çok korkuttun bizi, seninki kalp krizi geçirdi gözümün önünde.” Neler oldu bilmiyorum, görmedim ama tahmin edebiliyordum. Mırıldandım, “Böyle olsun istemezdim, aklım gitti bir an.” Sena boşta olan eliyle karnıma dokundu. “Bebişimiz sen duyma bunları teyzem. Yat orda canın bir şeyler çekmiyor mu yemek falan söyleyelim sana.” Gözlerimi “Sena ya.” Diye devirdim. Beni oyalıyordu.

“Babanı biraz zorlasana aşkım ya. Canın hiç mi egzotik meyve çekmiyor. Yollayalım şöyle babanı başka kıtalara teyzem.” Annesi genelde babasına aşeriyor.

Elimi karnıma koydum. “Yok, benim kızım çok tok gözlü ve babasına çekmiş. Ciğer, dürüm falan yiyoruz biz teyzesi.”

Sena gözlerini devirdi, hali sesine yansıdı. “Desene tam bir Urfalı.” Sanırım, öyle mi oluyordu bilmiyorum. Derin bir iç çekerek gülümsedim. Arabaların yanına gelmiştik ama hava o kadar iyi gelmişti ki, “Söylesene biz biraz daha yürüyelim. İleriden alsınlar bizi.” Diye mırıldandım. Sena arkamızdan ilerleyen Azat ve Serdar’ a seslendi. “Biz biraz yürüyeceğiz. Siz peşimizden gelin bineriz sonra.” Hem midemi de bastırıyordu hava.

“Serdar, Dilan’ ı azarladı Emir için.” Sena şaşkınca mırıldandı. “A aa odan sizin surat beş karıştı. Kıyamam, Allah’ dan Azat bir şey demiyor zor tutuyor ama o da kendini. Dün çok konuştum onunla.” Başımı iki yana salladım. “Allah’ tan, Serdar daha ketum ama dinlemiyor beni bile.” Ne olacak bilmiyorum.

“Ya sen hamilesin, neden üzüyor seni bu adam. Ben konuşayım bi şununla.” Sena kendince o ince sesiyle sinirlenmişti, bir an ona dönüp gülümsedim. “Saçmalama, konuşma. Yani konuş ama bunu değil. Yani, sizin anlaşmanızı gerçekten seviyorum ama şimdi gereksiz titreyecek üzerime gerek yok.” Ne oldu da ben mi strese soktum da, sancın mı oluyor da…

“Titresin, gül gibi karısı var. Elin pasaklıları ne değer görüyor.” Gözlerimi devirdim. “Konusu da açılmışken, artık seviyorum Serdar’ ı. Sorunsuz, sıfır hata ilerliyor eniştemiz.” Ne mutlu bana, Sena ile anlaştıklarını görmek cidden mutluluk verici.

Yapışık ikiz gibi yol boyu yürümeye devam ettik Sena’ yla. O Tuğrul’ u nasıl kırdığımızı anlattı, ben teselli ettim kendimizce haklı nedenler buldum elimden geldiğince. “Siz bile hazır değilken yeniyken nasıl söyleyecektiniz. Boş ver unutur.”

“Azat çok sinirli, benim kardeşim olmasa…” orası öyle ama “Abartmasın o da. Ne dese susacak şimdi, ablasını alıyor çocuğun.” Konuşulup halledilecek şeylerdi bunlar. “Tatilden sonra anneme anlatacağım Azat’ ı. Aileler tanışsın diyor ben acele etmeyelim diyorum ama nereye kadar.”

Aslında Azat haklıydı olaylar da malum, Sena’ ya hiç belli etmeden “Azat doğru diyor kaç yaşında insanlarsınız. Bakalım seni verecek mi eniştem? Bir konuş yavaştan sen. Tamam aileler tanıyor birbirlerini ama eniştemden bahsediyoruz. Daha Vural Abi var.” Sena kaşlarını kaldırıp ofladı. “Neyse, gerilmek için fazla güzel bir akşam. Bunları sonra düşüneceğim.”

Üzerine gitmedim, zaten sonu birlikte görecektik. Dedeyle olan kavgamdan sonra nasıl olacaktı bilmiyorum ama Serdar’ a güveniyorum bir şekilde hallolurdu her şey.

“Yoruldum ben.” Dedim yavaşça duraksarken. Biraz yokuştu, elim karnıma gitti, “İyi misin.” Sena yüzümü tarıyordu ama iyiydim, sadece derin bir nefes alıp arkama döner gibi olduğumda Serdar arabayla yanımda durdu, Azat’ ın arabası hemen önündeydi. Serdar arabanın camlarını indirip şoför koltuğundan bana bakınca Sena’ yla araçlara dağıldık.

Kapıyı çektim, Dilan Azat’ ın arabasındaydı oysa beni ilk gördüğünde ben sizinle dönerim demişti.

“Yavrum.” Kemerimi takıyordum, araba hala hareketsizdi. Serdar’ a döndüm, hafif gülümsedim. “Efendim?” Elimi tuttu üzerime doğru meyillendi, “İyi misin?” Ne vardı ki, ona garipmiş gibi bakıp öyle bir gülümsedim. “Ne oldu ki? İyiyim.” Göz göze kaldık, keyfi yoktu. Benim de öyle. “Neden öyle yaptın kıza?”

“Konumuz Dilan mı?”

“Evet.”

“Peki.”

Gözlerini kapatır gibi olmuş, başını yana eğip iki yana sallamıştı. Ardından kaldırdı, yeniden göz göze gelince yüzüne uzanıp onu öptüm, elimi ise yüzünün diğer tarafa örttüm. “İyiyim ben.”

Gözlerimin içine baktı, bunu yaparken fazla ciddiydi “Dilan için tartışmayalım, konumuz bu değil. Sen, iyi misin?” Öyle olmuyordu işte, gözlerimi devirdim. “Beni geriyorsun, iyiyim.”

Kaşlarını kaldırdı. “Gerilme.” Sanki mümkündü, bundan hayıflandım. “Beni dinlemiyorsun.”

Kaşlarını çattı, “Ben senin eğitebileceğin bir adam değilim Hazan.”

Kaşlarımı çattım, beni yanlış anlamıştı. “Seni eğitmiyorum, ben senin karınım Serdar neden seni eğitmek isteyeyim?” Ardından alay eder gibi gülümsedim. “Ayrıca kast ettiğin gibi olan erkeklerden hoşlanmıyorum. Ben sadece Dilan’ la Emir’ i tanıdığım için üzülüyorum. Sen beni anlamıyorsun.” Ben Serdar’ ın karakterini, duruşunu ve tam bir adam oluşunu çok seviyordum zaten, buna kimse bir şey diyemezdi.

“Senin için deniyorum, kendimi bu kadar frenleyebiliyorum.” Her daim aynı olaylar, onu da anlayabiliyordum zira karakterinin aksine çok bile yol edinmiştik ama yine de biraz daha çabalayabilir bunu görmezden gelebilirdi.

Çabası az gelmiş gibi, dudağımın kenarı alay eder tonda havalandı. “Bu kadar seviyorsun yani?”

Trip atıyordum ama onu güldürmüştüm, öfkeyle de olsa. “Sevgimi mi kıyaslıyorsun? Cidden mi Hazan? Böyle bir olayda mı?” O kadar ihtimal vermiyordu ki şaşkındı ve buna sadece gülüyordu. Onun bu tavrı beni öfkelendirdi, ki tek kelime etmeden önüme döndüm. Serdar’ da yerine geçip arabayı hareket ettirdi.

Çok geçmedi, ona “Nereye gidiyoruz?” Dedim.

“Eve.” E hiç oturamamıştık ki, oturmamızla kalkmamız bir olmuştu hep birlikte muhabbet bile edememiştik. Azat’ la tek kelime edememiştim ben. Birden hüzünle “Yaa.” Dedim ama hemen sonra sabah Serdar’ ın gideceği geldi aklıma. Serdar hüzünlü sesimi duymuştu tabi. Bana döndü. “Gitmeyelim mi?” Sanki az evvel birbirimizi yememiştik, az da olsa çekişmemiştik.

“Gidelim, eve gidelim tamam.”

“Gitmeyelim tamam, erken zaten.” Nereye gidecektik ki, plan da yapmamıştık. Sormamışlardı ki. Üzüldüm,

“Eve gidelim sen uyuyacaksın.” Başımı yola çevirmiş şeritleri takibe koyulmuştum. Belki Serdar bir şey diyecekti bilmiyorum ama telefonu çalıp ekranda Azat’ ın adını görünce sustu. Aramayı yanıtladı, “Lan neredesin?”

“Geliyorum, kavşaktayım.” Konuşurken biz biraz oyalanmıştık, Azat hızlı gitmişti.

“Hazan nasıl?”

“İyi,” derken bana bakmıştı. “İyi tamam tepedeki dönerciye gidelim açım ben. Siz aç mısınız?”

“Değilim ama yerim.” Serdar normalde de günün her vakti yemek yiyebilen bir adamdı zaten. Benim ona evde yemek yapmış olmam, onun o yemeği yemiş olması bir şey değiştirmiyordu. Sanki bu zamana kadar hiç yememiş gibi, et varsa yenirdi.

Çağrı sonlanınca Serdar bana döndü. “Acıkmadın mı? Akşam da bir şey yemedin?” Aslında aç mıydım değil miydim bilmiyorum. Belirsizlik ne tuhaftı, omuzlarımı kaldırıp “Yok.” Dedim yola bakarken. Belki gidince yerdim bir şeyler. Serdar elini uzattı, ben camı açıp başımı hafif dışarıya çıkarttım. Eli havada kaldı, saçlarım tenimde rüzgarla savruldu.

“Eve gidince konuşacağız Hazan,” beni görmezden gelmesini beklemiyordum zaten. Bu akşam elbette konuşulacaktı ama şu an değil, belki akşam, belki konuşmak istediğim bambaşka bir akşam.

…..

Bana bir süre müsaade etti diyelim.

Yol boyu, buraya gelene dek uzattığı eli tutmadım diye ne hissetti bilmiyorum ama aramızda kötü senaryolar da geçmemişti ben sadece biraz soğuktum. Bu onu sinirlendiriyor olmalıydı.

Serdar arabanın kapısını kapatırken bana bakıyordu. Ben çoktan inmiş ve birkaç adım atmış, seyir terasının kuytuda kalan yerinde oturan Azat, Sena ve Dilan’ ın aksi yönünde manzaraya ilerliyordum. Burayı seviyordum, bana Bursa’ yı anımsatıyordu. Belki karanlığın ışıklarla buluştuğu geceye bir fotoğraf çekerdim.

“Hazan” dedi Serdar tok sesiyle. Omzumun üzerinden ona baktım “Şuranın fotoğrafını çekip geleceğim.” Zaten aynı düzlükteydik ben sadece biraz daha ileriye gitmek istiyordum. Görüş açısından olacağımdan olsa gerek sessizce kabullenmişti ama beni izlediğine, izleyeceğine emindim.

Kalabalık değildi, masalar bir bir mekana serilmiş hava hafif esiyordu. Azat’ ların oturduğu yerde bir dönerci, bu tarafta da dumanı üzerinde tüten tezgahlar vardı. Az ileride közde ve süt mısır satılıyordu. Mevsimin aksine, kestane bile vardı.

Saçlarımı tek omzumda tolayıp derin bir nefes aldım. İyi geliyordu, fazla sakin huzurlu oluşu bir yandan şehrin ışıkları derken beni dinlendiriyordu. Arkamı dönüp hiç Serdar’ lar ne yapıyor diye bakmamıştım. Yine Dilan’ a kızıyor mu, yoksa Azat’ la birbirlerine laf mı atıyorlardı bilmiyorum. Yine de, burada olduğum için mutluydum.

Keşke Emir’ de burada olsaydı.

Başkanın sözleri kalbimi yaralamıştı doğrusu. Emir’ in kendini yalnız hissetmesi düşündükçe canımı yakan bir ihtimaldi.

Siyak korkuluklar önündeyken henüz telefonumu çıkartmamıştım. Doğrusu, kendimi biraz tuhaf hissediyordum. Sanki başım dönüyordu, daha iyi gelir ümidiyle tutunduğum yerde derin bir nefes daha aldım. Fakat bu defa koku midemi bulandırdı, öyle ki yüzüm anında ekşimişti. Bir yandan başım dönüyor, bir yandan kokunun geldiği yere döndüm, dumanlar çıkan bir tezgah, yan dönen bir et, ki sanırım kokoreçti.

Elimi ağzıma kapattım, birkaç adımla geldiğim yere döndüm.

Hiç iyi değildim. Serdar’ ı arayan gözlerim onun sandalyesini devirerek hızlıca kalkışını gördü. Sarsak bir adım atmak istedim, aksi gibi terasın tırabzanlarına tutunup aşağıya doğru öğürdüm.

Gözümde kocaman olan o mesafeyi koşarak bitirmişti anlaşılan. Bedenim titrerken Serdar arkamdan tüm bedenimi sardı diyebilirim. Elini anlıma koydu, karnımı tuttu.

“Hazan, korkma tamam.” Kusarken korkuyordum,
Kusarken hep ağlıyordum, Serdar bunu ilk günden beri biliyordu.

Bir kere daha öğürdüm ama midem boş olduğu için sadece öğürüyordum. Bir an evvel burada gitme ümidi ile, derin soluklar alıp Serdar’ a döndüm, ona sarıldım. “Serdar.” Titriyordum. Geniş gövdesine yaslı başımla ondan bur medet umduğumun farkındaydı. Aramızda ne geçerse geçsin, Serdar…
Başımı öptü, “Geçti yavrum, buradayım ben tamam.” Koku hala geliyordu, gözlerimi kapatıp kendimi kollarına bıraktım. Daha iyiydim, en azından düşmeme asla müsaade etmeyecek adamın kollarındaydım.

Bunun güvencesiyle bakışlarım etrafı tararken eli belinde, merakla bizi izleyen Azat’ ı görebildim. Masadan kalkmış, hatta bir miktar bize doğru ilerlemişti bile. Onu izliyordum, ama Serdar beni kucağına alınca görüş alanım gökyüzü oldu.

İkili sandalyeye oturduğumda Serdar’ a yanaştım, “Uzan.” Dedi Sena bir panik, “Uzat şuraya ayaklarını.” Uzattım da, hiç halim yoktu Sena kendine bir tabure alıp dizimin dibine oturdu. Serdar bir yandan, Sena bir yandan, gülerek ellerimi yüzüne kapattım. “Sakin olun, iyiyim ben.”

“Yüzün bembeyaz.” Serdar konuşmuyordu, o hala benimle ilgileniyordu. “Hazan öldük lan. Ne oldu miden mi bulandı?” Ben de anlamadım ki, yüzümü buruşturdum. “Leş gibi kokoreç koktu, başım dönüyordu midem bulandı. Ben de anlamadım birden oldu.”

“Azat bir tuzlu ayran söylesene.” Serdar sonunda konuşmuştu. Yerinde kıpırdanıp saçlarımı geriye doğru okşadı. “Geçti mi yavrum?” Başımı salladım, “Daha iyiyim.” En azından başım dönmüyordu kusar gibi olunca da midem rahatlamıştı.

Serdar’ a yaslı halim çok daha iyi hissettirmeye başladı. Bir de, Serdar tarafından usulca saçlarımı öpülüyordu. Boşta kalan elimi karnıma koyup diğeriyle göğüslerimin altından geçirdiği kolunu tuttum.

“Vay be,” dedi Dilan hayretle. “Siz evde de böyle misiniz? Serdar abii, haline bak şoklardayım şu an.” Karşımızda oturan Dilan’ a göz ucuyla bakarak kıkırdadım. Açıkçası açıklama yapacak halim yoktu ama o anlamıştı bence. Hatta bu sohbeti uzatacağını düşünmüştüm, Serdar boğuk sesiyle “Kes sesini Dilan.” Diyene kadar.

Hoş değildi ama aldırmadım. Gözlerim kapalı, Serdar’ ın dudakları saçlarımda başı bana eğik, benim sesim sarhoş gibi “Evde daha fenayız Dilan. O yüzden bırakmıyorum abini. Ne sandın?”

Yalan da değildi, sevmek sevilmek nasıl bir şeydi görsün de biri tarafından bu denli sevilince şaşırmasın istiyordum. İnsan görmediği sevginin içine düşünce afallayabiliyordu çünkü.

Serdar derin bir nefes alarak başını kaldırdı. Birkaç saniye sonra da Azat’ ın sesini duydum. “Nasıl oldun Hazan?” Elinde hazır ayran ve minik tuz vardı. Sena almak için elini uzatınca Azat sorun yok der gibi baktı. “Ben hallederim güzelim.” Dilan’ın yanına oturdu, “Açık içmiyordu Hazan, değil mi? Öyle kalmış aklıma.”

Serdar “Aynen.” Dedi. Azat’ ı izliyorduk. Ayranı açıp içine biraz tuz döktü. Serdar elini garsona kaldırdı an aynı zamanda “Kal orda.” Dedi. “Getir bir şeyler.” Yakınımıza kadar gelmesine müsaade etmeden siparişi verdi. “Dilan.” Dedi sonra “Arabanın bagajında kamuflajım var getirsene abisi.”

Dilan kalkınca Azat tuzunu karıştırdığı, karıştırırken de arada siparişe müdahale ettiği ayranımı uzattı. Serdar aldı, “Kalk yavrum biraz,” hiç halim yoktu oysa, ama yine de Serdar’ ın da desteğiyle hafif doğruldum. Bir yudum aldım pipetten, yüzüm ekşidi. “Maşallah Azat, elinin lezzeti geçmiş ayrana.” Zehir gibiydi.

Sena ve Azat bana gülerken Serdar dikkatle ayranı tutuyordu. Yutkundum “Şaka şaka, Allah razı olsun bacanak.”

Azat pipetin çöpünü buruşturup masadaki küllüğe koydu “Ne demem kayınço. Barış, al bunu buradan.” Garson gelip küllüğü aldı, ben de yeniden yerime uzandım.

“Acıkmadın mı yavrum?” Acıktım, hatta bu teklif beni mutlu etti hafif gülümsemiştim. “Şimdi bir şeyler yiyebilirim.” Elimi arkaya doğru uzattım. “Mısırcı vardı giderken köz mısır alalım.”

Serdar’ ın yüzü yumuşadı halime. İçinde de dışında da ne kadar endişeli olduğunu görebiliyordum. “Tamam,”

Soluma döndüm, “Biraz daha uzanayım şurada, kalkarım. Ee nasılsınız, naber Azat görüşemiyoruz.”

Azat kendinden emin, ellerini işaret ederek arkasına yaslandı, ki bu sırada Sena’ ya bakıyordu “Bak nasıl şifa dağıttım.” Hali bizi güldürmüştü ve evet, tuzlu ayran iyi geldi.

“İyiyim,” dedi ardından, bu sırada Dilan gelmişti. Serdar’ ın üniformasını üzerime örtüp yerine geçti. “Sizde ne var ne yok. Nasıl gidiyor bu dağ ayısıyla?” Anlaşılan onun da canını sıkmıştı ama ben “Kocamı herkesin ortasında satmam.” Diyerek Serdar’ ı savundum.

Hoşnutsuz, Serdar’ la birbirlerine tam olarak bu şekilde bakıyorlardı. Ne garip ki vakitlerinin bir kısmı böyle geçerken asla da ayrılmıyorlardı.

“Siz, Tuğrul.” Dedim, Azat’ ın yüzü daha da değişti. Boynunu esnetip kütlettiğinde burnundan soluyordu. “Kapat şu konuyu Allah için.” Pek modunda değildi anlaşılan. İç çektim, “Peki bakalım.”

Dilan o ara utana sıkıla araya girdi. “Ben bir arkadaşımla konuşup gelsem?” Ben direkt Serdar’ a baktım, o da başıyla git der gibi işaret etti. O an fark ettim ki Dilan’ a şüpheyle bakan Azat’ da Serdar gibiydi. İkisi de, Dilan’ a suçlu gibi bakıyordu bizim nezdimizde.

Dilan gidince Sena Azat’ a döndü. “Ne biçim bakıyorsun kıza Azat? Kaç kere konuştuk bunu kardeşin o senin. Bir yanlışını görmüşsünüz gibi davranmayın.” Kesinlikle, Azat omzumun üzerinden Sena’ ya baktı.

“Görmedik mi Sena?” Öyle başını hafif arkaya atmış, hesap sorar halde. Sanki hasımız, bu ne öfke.

Sena hiç geri durmadı. “Gördünüz mü Azat?” Serdar’ a da baktı o arada, konu ciddileştiği için ben de yattığım yerden oturur hale geliyordum. “Siz ikiniz cennetliksiniz, bir bu çocuklar günahkar. Size hava hoş ama onları kurallarınızla boğuyorsunuz.”

Üzerime aldığım kamuflajı giydim, giyerken de yarım ağız “Hay ağzına sağlık.” Deyiverdim.

“Millet Dilan’ ın yaşında evden kaçıyor evleniyor. Bu kız sizin istediğiniz hayatı yaşadığı sürece mi iyi olacak gözünüzde? Dilan belli ki hayatında ilk defa birini sevmiş öyle şıpsevdi bir kız da değil. Ya benim de abim var, Vural duysa çok mu olumlu karşılar sence Azat? O zaman biz de ayrılalım, abisi olanlar ilişki yaşamasın.”

Azat’ ın yüzü tam olarak Vural kelimesinden sonra değişmişti. Öfkelendi, o öfkelenince ben bir an keşke benim de bir abim olsaydı dedim. Ne güzel Serdar’ la birbirlerini yerlerdi.

“Saçma sapan konuşma. Biz ona oku diyoruz arkandayız diyoruz gitmiş elin oğlunu-“

“Sen söz geçirebildin mi kalbine?” Sena gir gide daha da sinirleniyordu. O sinirlendikçe de ben keyifleniyordum. Sonunda Serdar soludu. Sanki tiksinilmesi gereken bir konuymuş gibi, “Kapatın şu konuyu.” Dedi. “Biz bu kadar gavat değiliz. Bunu onaylamayız boşuna beklemeyin.” Bana baktı, “İkiniz de.”  

Benim konuşmama gerek yoktu, Sena hemen verdi cevabını. “Onaylayın demiyoruz. İkisini de rahat bırakın. Gerekirse kör sağır ve dilsiz olun.” Serdar’ a yanaştım iyice, her ne kadar sinirli olsa da beni kolunun altına çekti.

Azat ofladı susun der gibi “Allah’ ın adını verdim en azından bu gece susun.” Sadece bu gece içinse tamam, omuz silktim. “E madem bu gece susarız ama Serdar her gece bu masalı dinleyecek benden.” Azat Serdar’ a dost hane bir halde baktı, “Allah sabır versin gardaşım.” O yükten kurtulmuştu da Serdar kalmıştı sanki bi.

Sena da susmazdı.

Serdar kabullenir gibi başını eğip kaldırdı. “Veriyor bir şekilde merak etme.” Öyle bir Serdar’ a baktım, bana döndü. “Efendim yavrum.” Bilerek yapıyordu.

Sena ve Azat’ a döndüm. “Siz de evlenin de Allah biraz da Azat’ a yardımcı olsun.”

Azat beyaz gömleğinin katlı kollarını düzeltiyordu. “Biz zaten sürekli yan yanayız. Allah’ ın bana yardımcı olması için evlenmemize gerek yok.” Sena aynı benim gibi, öyle bi baktı Azat’ a.

Konuyu kuzenime bakarak değiştirdim.

“Sen kaç kaç çalışıyorsun aşkım?”

Sena bana döndü, ellerini masada birleştirdi. “Aşkım kafama göre ya. Bir kere, Azat’ a gıcık olduysam o gün hiç gitmiyorum, şirkette gıcık olduysam da erken çıkıyorum. Ama işim iyi, sigortamı tam ve en yüksekten yatırıyorlar. Her ay düzenli zamlı maaşım var. Yemek parası var, yol parası var.” Azat’ dan ona hiç bakmadan bahsediyordu ama Azat o kadar güzel bakıyordu ki Sena’ ya. Onunla birlikte ben de gülümseyip “Oo” dedim “Sizin maaşınız iyi iyi siz seneye ev alırsınız.”

Sena kıkırdarken Azat ve Serdar anlamayarak bana döndü, elimi ağzıma kapattım çünkü Sena “Yo yo hiç öyle görüldüğü gibi değil.” Diyordu. Azat Sena’ ya baktı birden “Nasıl görüldüğü gibi değil, maaşın yetmiyor mu? Az mı veriyorum?”

Ben Azat’ ın şok olmuş haline kahkaha atarken Serdar yüzüme baktı “Yavrum ne diyorsun?” Kim bilir neler demişlerdi bize içlerinden. Serdar demiştir ki, yazık emeklerime, bu kız nasıl bu kadar görgüsüz oldu hala ev diyor.

Sena telefonunu çıkarttı. “Ya bilmiyor musunuz o olayı. Ne cahil adamlarsınız.” Videoyu açıp ortaya koyunca ikisi de bir yerden sonra izlemek yerine oflaya puflaya başını bir taraflara çevirdi.
İzlemediler, seslerini duydular ama mimik oynamamıştı ikisinde de. “Aman.” Dedim öyle bir. “Ne anlar bunlar, kavga var desek bayrakla giderler ama bırak Sena ya. Somurtkan adamla yaşamak çok zor inanın.”

Serdar beni izliyordu göz ucuyla. “İyi düşün karar ver.” Diyerek ikisine baktım. Azat bana kilitti, Sena ise beni onayladı. “Düşünüyoruz bakalım.” Bu defa Sena’ ya döndü. “Neyi düşünüyorsun? Lan maymun olduk peşinizde.” Serdar’ a döndü. “Şu adama bak hele, mutasyon geçirdi koca herif görmüyor musun?” Serdar’ ı işaret ediyordu, Serdar umarsızca “Siktir lan.” Diyerek arkasına yaslandı.

Haksız da değildi ama buna gülmeyecektim tuttum kendimi. Onun yerine “Kemal sunal diyor ya, sen benim gibi kocayı.” Devamını söylemedim ama herkes anladı. Başımı Serdar’ a yasladım, kolunu sarıp beni kendine çekti.

“Nerde kaldı bu?” Arkasına döndü, soludum “Ay rahat bırakın şu kızı.” Konuyla ilgisi yok ama, kocam ne kadar güzel kokuyordu…

Serdar önüne dönse de Sena durumu “Neredee, gördü Serdar’ ın ona bakışını geliyor.” Diyerek açıkladı. Elim karnımda, iç çektim. Serdar elini elimin yanına koydu, “İyi misin?” Başımı salladım.

Yeniden önüme döndüğünde garsonlar bu tarafa doğru geliyordu. Dilan masanın başına oturdu. Masaya bir şeyler inerken. “Biz yemekten sonra kalkarız Serdar yarın Ankara’ ya gidecek. Dilan sen de bizimle gelirsin, olur mu?” Hem Sena ve Azat baş başa kalır biraz daha.

Dilan daha iyi görünüyordu. “Yok abla, sizinle gelirim ama ben eve gideyim.” Nasıl rahat edecekse, belki de sabaha kadar Emir’ le telefonda konuşacaklardı Serdar görürse kızardı. Zaten Serdar’ ın varlığı dahi onu yeterince geriyordu.

Serdar da hiç ikna etmeye çalışmadı. “Tamam bırakırız konağa.” Sena araya girdi “Konağa gitme ya bana bırakın işte. Ne yapacak konakta?” Çok mantıklıydı. Dilan bu defa teklifi kabul etmişti. Düşününce Dilan görümce, Sena gelin oluyordu benden daha yakınlardı ve bu şekilde anlaşmaları bence çok hoştu.

“Tuğrul’ dan haberin var mı Dilan?” Sena merak ediyordu onu. Nitekim ben de öyle, yarın iyi hissedersem kesinlikle gidecektim.

Dilan başını salladı, “İyi, biz konuşuyoruz onunla. Dönmek istiyor ama.” Başını işte der gibi anlattı. “Bir kaç gündür bir sorun varmış uçak bileti alamıyormuş, yani alıyormuş ama aldıktan sonra uçuşa bir şey oluyormuş. Anlamadık.” Azat Serdar’ a baktı. Ben de öyle. “Ne yaptın? Bakın normalde asla işkillenmezdim ama Azat’ ın bakışlarından anladım. Ne yaptın Serdar.” Tüm dikkatim üzerlerinde,

Serdar dudak büktü, “Ben bir şey yapmadım,” Masaya yöneldi, çok büyük umursamazdı. Göz ucuyla eline baktım, mahalle yanarken yemek yiyecekti yani paşam. “Yapmışsın, söyle ne yaptın?” Kimseden çıt çıkmıyordu,

“Blacklist.” Tok bir sesti, bakınca Azat’ dan geldiğini anladım. O da umarsızdı, ne hissetmem gerektiğini bilemediğim için öfkeyle gülümser gibi oldum.

“Serdar, kara listeye mi aldırdın çocuğu gitmesin diye?” Çenesiyle tam karşısında oturan Azat’ ı işaret etti çenesiyle. “Emir büyük yerden.” Azat’ ın tek kaşı kalkıktı. “Gider birkaç güne, merak etmeyin.” Daha konuşacaktı demek ki. Serdar’ a dönünce yoğurda batırdığı döneri çatalla dudaklarıma uzattı. Salçalı sosu da vardı, “Uçak geçiyor bak.” İronisi komikti, uzattığı çatalı gözlerimi devirerek geri çevirmedim.

Yalnız konu bir yana, tadı damağımda kaldı. O kadar lezzetliydi ki, gözlerimi bir am yutkunurken yumdum. “Tadı çok güzel, ben seviyorum böyle soslu iskender gibi oluyor.”

Ben Serdar’ dan bir çatal daha alırken Serdar Dilan’ a dönmüştü. Dilan hemen “Söylemem abi sorun yok.” Zaten söylemezdi. Serdar önüne döndü Dilan bu defa “Serdar abi benim üniversiteden bir arkadaşımın doğum günü var da.” Serdar başını salladı. “Evet.” Yemek yiyordu bir yandan da. “Uygun olursa yarın akşam senin mekanda kutlayabilir miyiz üst katta?” Serdar kaşlarını çattı. “Ne zamandır böyle şeyler için izin alıyorsun Dilan?”

Dilan biraz mahcuptu. “Kızgınsınız ya bana, yüzüm olmadı diyelim.” Serdar bir an duraksadı, yavaşça kardeşini izleyen Azat’ a baktı. Azat “Saçmalama kızım, üvey misin sen o konu başka bu başka. Benden de araba istedin, bunun için miydi?” Dilan başını salladı, “Aynen. Tuğrul’ u ikna edebilirsem o da gelecek.”

Konu Tuğrul’ a gelince Azat başını salladı, “Haberleşelim. Arabayı da sabah yollarım konağa.”

“Seninkini mi vereceksin?” Dilan biraz heyecanlanmıştı sanki ama Azat başını iki yana salladı. “Hayır, garajdan otomatik vites çıkarttıracağım. Manuel kullanamazsın.”

“Kullanırım abi ya.”

“Arabamı seviyorum Dilan. Konağın önünden parçalarını toplamak istemem.” Buna hepimiz bir miktar gülümsemiştik. Başımı salladım öyle bir “Konak önü diyor bir de ya. Kızın bir adım ilerlemesine izin vermiyor.”

“Malımızı biliyoruz.” Kabul ediyorum komikti ama buna gülmeyecektim.

“Dilan sabah ara restoranı, ben haber veririm konuş ne istiyorsan nereyi istiyorsan.” Bu arada felaket acıkmışım, sıcak lavaş özellikle çok iyi gelmişti. O kadar da rahattım ki şu muhabbet ve yemek eşliğinde sabaha kadar otururdum.

“Tamam Serdar abi sağ ol. Siz de gelsenize.” Sena ve bana diyordu. Sena’ yla göz göze geldik, anlaştık ve başımızı yok der gibi salladık. “Yok ya, ben yatarım tüm gün, evde işlerim de var.” Sena’ da “Ben de aynı şekil, siz takılın arkadaşlarınızla. Belki Tuğrul’ a birini ayarlarsınız hem.”

“Yok ya Tuğrul istemiyor, sordum o kadar.” Gülümsedim biraz. “İyi anlaşıyorsunuz Tuğrul’ la.” Dilan da çok seviyordu belli, hemen gözlerinin içi parladı. “Ya Tuğrul çok komik bir çocuk ya maşallah çok zeki, çok dürüst. Yani, bilmiyorum ben çok seviyorum en sevdiğim kankam resmen.”

Öyledir Tuğrul, Sena keyifle “O da seni çok seviyor.” Deyince Dilan öyle bir gülümsedi “Yani bilemiyorum, hala en olamadık ama o yolda uğraşıyoruz.” Kaşlarımı çattım, “Tuğrul’ un “en” kız arkadaşı mı varmış, kimmiş o biz tanımıyoruz?” Bir çatal daha et attım ağzıma. Sonra Dilan “Varmış işte.” Dedi öyle bir. “Berrak diye mi ne, bir kız varmış, nadir adı geçiyor şunu yapmıştık bunu yapmıştık diyor.”

Duyduklarımla lokma ağzımda büyüdü bir an. Elimde çatal, öyle masaya bakarak durdum. Masaya çarpan bir çatal sesi işittim, bana ait değildi, sonrası sessizlik.

Başımı yana eğdim, yüzümde hatırı sayılır, zafer kazanmış bir gülümseme var olduğunda kalp atışlarımı boğazımda hissediyordum çatalımla tabağımdakilerle oynamaya başladım. Minik minik, hoş, sakin… Düşünmemeliydim, konusu açılmamalıydı çünkü bu gece burada, herkesin içinde ağlamak istemiyordum.

Başımı biraz kaldırıp masaya gelişi güzel göz gezdirdim “Tuz var mı?” Et tuzsuzdu, fark etmemişim. Genelde fark etmezdim zaten.

Serdar duraksadı, sonra tuzu yavaşça önüme koydu, bakışlarını en başından beri üzerimde hissediyordum zaten. Büyük bir sessizlik içinde tabağımdakileri tuzladım. O sıra Sena ayaklandı, “Ben bir lavaboya gideyim.” Sesini zor duymuştum, ama Sena ayaklanınca Azat’ da kalkıp peşinden gitti.

Ben daha içe dönüktüm.

Bir şey olmamış gibi yapmak, hiç duyulmamış gibi davranmak bu defa kaçmak değildi bende. Fakat dürüst olmalıyım ki, göğsüm de kabarmıştı.
Ben sadece böyle bu akşamı hüzünle bitirmek istemiyordum. Sanırım Serdar’ da duygularıma duvar örmeye çalıştığımı fark ettiği için tek kelime etmiyor, beni sadece izliyordu.

Böylesi daha iyiydi, çünkü neyin var dese gözlerim dolar, sarılsa hıçkırarak ağlardım.

Tuğrul…

“Dilan şundan yesene, çok güzel.” Diyerek patlıcanlı mezeyi işaret ettim “Serdar’ ların mekandan daha güzel yapmışlar hatta.” Serdar’ a döndüm sonra, bozuldu mu diye. Öylece bana bakıyordu, ne yaptığımı izliyordu sadece.

Dilan işaret ettiğim mezeye uzanınca yeniden ona döndüm. Çatalın ucuyla aldı biraz, “Güzelmiş evet.” Ama ez evvelki neşesi yoktu, o da ne olduğunu anlamamıştı sanırım. Bilse demezdi, demek ki kimse anlatmamış, kimseye sormamış…

Serdar sessizliği derin bir nefesle bozdu. “Ye de kalkalım yavrum hadi.” Omzumun üzerinden “Daha yeni başladım. Asıl sen ye.” Başımı salladı, mimikleri istemediğini belli ediyordu. “Yetti bana.” Normalde yerdi, iştahı kesildi fark ettim ama konuşup konuyu daha fazla deşmek istemedim. Ben de bir avuç yiyince doydum zaten. O ara Serdar cebinden para çıkartıp Dilan’ a uzattı. “Dilan mısır alsana şuradan.”

Sanki bu anı bekliyordu, hızlıca kalkıp parayı da alıp gitti Dilan. Dilan gidince Sena’ lar geldi.

“İyi misin?” Dedim Sena’ ya. Yerine otururken göz göze geldik, “Ağır geldi biraz.” Biliyorum, biz anlaşıyorduk bakışlarımızla. Başını hafif sağa çevirdim, sessizdik ama asla gergin olmayan bir ortamdı. Serdar “Ben şu Dilan’ a bir bakayım.” Diyerek ayaklandı, “Mısır almaya yolladım.”

Serdar bu saatte Dilan’ ı tek yollamak istememişti bence ama bu alandan kurtulsun diye göndermişti. Azat’ lar gelince de beni emanet edebileceği biri var olduğu için şimdi kuzeninin peşinden gidiyordu.

Azat “Beğendin mi Hazan?” Deyince başımı salladım. “Beğendim beğendim, doydum bile.” Yüzüme baktı, “Ne çabuk?” Bilmem, gerçekten yetmişti “Evde de mısır yerim. Serdar dönsün geliriz yine. Konuşamadık zaten hiç sülalenden anlatırdın bana biraz.”

Azat “Neden,” dedi gülerek “Kocan anlatmıyor mu?” Eğilip yakındım “Serdar hiç dedikodu anlatmıyor ya. Dilan bu akşam anlattı bir şeyler.”

Azat başını hafif durumdan rahatsız olmuşçasına çevirdi, “Estağfurullah,” O ara Sena’ da yakınarak soludu. “Azat’ da yapmıyor bu arada. Zorla alıyorum ağzından iki laf.” Oflayarak arkama yaslandım, Azat arkama doğru bakınca o tarafa döndüm. Serdar, Dilan’ ı kolunun altına almış elinde bir poşet mısır, Dilan’ da kestane geliyorlardı.

“Ne yaptın oğlum tezgahı mı aldın?”

Serdar mesafeyi kapatırken “Topluyordu,” dedi bir poşeti masaya bırakarak, “Aldım hepsini,” elini bana uzattı. Dilan Serdar’ ın kolunun altından çıkmıştı ama hala yan yanaydılar.

“Gidiyor musunuz?”

Dilan Sena’ dan evin anahtarlarını alırken ben de yönelip kuzenime sarıldım. “Görüşürüz Sena.”

“Görüşürüz balım iyi bak kendine de,” karnımı okşadı, “Bebişe de.” Başımı salladım, Azat’ la da laf üstü vedalaştıktan sonra arabaya yöneldik.

💎

Mısırımı yerken gözlerimi kapatmış, rahat bir bağdaş kurmuştum. Ufak bir mısır tanesi bacağıma düşünce gözlerim aralandı ama Serdar o arada mısırı alıp ağzına atmıştı bile.

Üzerimde sadece sütyen ve külot vardı. Bunalmıştım, yol boyu kokusu burnumda tüten mısır için çok fazla sabırsızdım ve üzerimi değiştiremeyecek kadar da yorgun. Hal böyle olunca, ben de sadece soyundum.

“Çok yorgunum Serdar.” Neyse ki bu gece o da bana yaklaşmıyordu. Durumun farkındaydı bence, şu an  cinsellik en son konumuzdu.

“Görüyorum yavrum, ye de yatalım hadi.” Salondaydık, beni yatağa o çıkartacaktı ama daha elimi yüzümü yıkamam, makyajımı silmem lazımdı.

Başımı sallayıp közlenmiş mısırdan bir ısırık daha aldım, kalan mısırları da yarın yerdim ki ben. “Sen ne yapıyorsun?” Telefondaydı, hemen yanımda. “Haberlere bakıyorum.” Başım çatlıyordu, gözlerimi yine yumdum. “Hmm anladım tamam.” Yol boyu, Dilan’ ı bırakana kadar ve hatta daha sonra da hiç konuşmamıştık gelene kadar da müzik dinlemiştik. Kimseye kırgın ya da kızgın değildim, bugün konuşmak istememiştim o kadar.

Yanık yerlerini özellikle seviyordum “Bir köy vardı ya Serdak.” Dedim yutkunarak, ciddi ciddi. Telefonu kenara koydu. “Hangi köy, canımın içi?” Derken eğildi, çıplak omzumu öptü, sonra sutyenimin ipini aşağıya çekti “İz olmuş.” Bir de açıklama yapıyordu. Olabilir fark etmemiştim.

“Tüm köy beton mu yiyordu taş mı yiyordu neydi?”
Serdar bir an düşündü. “Ee?” Başım hafif arkada, yavaş yavaş çiğniyordum. “Hiç, ben de yanık seviyorum ya, o geldi aklıma.”

Serdar gülümsedi sanki. Sütyenimin diğer ipini de indirip kopçamı açtı. “Her yerin iz olmuş bu ne lan böyle?” Haklıydı, bilmem der gibi omuz silktim ama sutyeni tam olarak çıkartmadım.

“Dursun böyle, uçları hassas bu ara. Bir yere değsin istemiyorum acıyor.”

“Bu ara dediğin?” Göremiyordum ama biliyorum, kaşlarını çatmıştı bunu derken. Gülümsedim, “Bugün.” Nasıl da yakinen takipteydi.

“Daha önce olsa bilirdim.” Dedi usulca, başımı salladım. “Biliyorum sevgilim bilirdin.” Omzumu öpüp alnını omzuma yasladı. Sıkılmış olabileceği ihtimal değildi, fakat burada ikimiz de benim mısırı bitirmemi bekliyorduk.

“Bitmek üzere, sabret.” Başını iki yana salladı. “Acele etme.” Etmiyordum “Ama çok yorgunum, uyuyacağım şimdi.” Doğrulup elini sırtıma koydu, yavaşça okşadı.

“Uyutacağım ben seni, sabret biraz daha.” Ağzım doluydu, başımı salladığımda son ısırığımı almıştım. Ellerim batmıştı, Serdar mısırımın çöpünü alıp ayaklandı. “Sen dur burada.” Ellerimi de yıkamam gerekiyordu yukarda yıkayacaktım. Elimin tersiyle ağzımı sildim, elim kapkara oldu.

Diğer elimi de kullandım, derken Serdar geldi ve yüzümü görünce gülerek soludu. “Haline bir bak, sıpa.” O kadar gülüşünü bastırıyordu ki, halimi bilip kendimce şımardım, kollarımı uzattım “Götür beni hadi.”

Kucağına alınca eğilip dudaklarımı öptü. Hale bakarsak o bundan keyif alıyordu fakat ben kararan ellerim Serdar’ a değmesin diye büyük bir çaba sarf ediyordum.

Basamakları yer yer öpüşerek yer yer de mis gibi buselerle çıktık. Odaya gelince masanın üzerinde duran makyaj temizleme suyumu aldım elime. Biraz pamuk, “Duş alacak mısın?” Hiç halim yoktu, başımı iki yana salladım. “Çık.”

Yüzümü daha ilk silişte dahi pamuk kararmıştı ve aynada ne kadar komik göründüğümün farkındaydım ama buna gülemeyecek ya da üzerinde tatlı şakalar yapamayacak kadar yorgundum. Bir süre durup yüzümü temizledim, sütyenimi çıkarttım ve sessizce, yatağın yanındaki komodinde evraklarını ayıran Serdar’ ı izledim.

O arada yüzümü yıkadım, çamaşırımı değiştirdim ve en sonunda da yatağa sütyensiz uzandım. Birkaç saniye sonunda, Serdar’ ın kollarındaydım. Üzerimizde bir pike, dudak dudağa, göğüs göğse. Ağzımın içinde mırıldandım, “Çok yorgunum Serdar.”

Elleri çıplak sırtımdaydı, tenimde. “Biliyorum hayatım. İyi miyiz?” Fısıldıyordu, dudakları dudaklarıma çarpıyordu. Ona kırgın ya da küs olup olmadığımı soruyordu.

Bir kolumu kaldırıp çıplak tenini seve seve, omuzunu okşaya okşaya saçlarına gittim. “Biz hep iyiyiz Serdar’ ım.” Onu seviyordum, kalbim kadar, kalbim ise dünya kadar.

Haline bakacak olursak benimle bir konuda muazzam bir derdi vardı. Kendini bana açma halini görebiliyordum. Ufak mırıltılar da olsa “Takıldığın, aklının gittiği konuları biliyorum.” Dedi. Aklımın gittiği konular, bir sarpa sarmaşık.

Burnunu burnuma sürttü, kolumu usulca severken hayli sakindi. “Seni bu gece sıkıştırmak istemiyorum ama konuşmak istersen.” Sayılıdır, nadirdir onun sözünü kesme ihtiyacı hissettim bir an. “Konuşulacak bir şey yok Serdar inan. Hepsi o kadardı, sen de yapma ne olur.” Bir gece yarısı kardeşimi hatırladım, bir kör vakti anımsadım diye yerle bir olmadım, birinde olabilirdim ama olmadım işte.

“Tamam,” dedi yutkunarak. “Tamam.” Kabullenmişti, oysa devamının geleceğinden emindim. Ona biraz daha sokuldum belki, manen de daha rahat hissediyordum.
“Bu akşam hakkında konuşmak istemiyorum, ben iyiyim. Keyfimizi kaçırma ne olur, yorgunum zaten.” Belki başka bir akşam, konuşmaya değer bir anda bazı sözcükleri heba edebilirdim.
Belki,
Serdar usulca başını salladı, “Nasıl istersen. Sen zaten biliyorsun, benim senin yanında olduğumu. Seni her şeyden koruduğumu.” Bu kadar kısık bir ses tonu katılığına o kadar zıttı ki kim duysa hayret ederdi ama ben alışmıştım.

Bu bir yana, sözleri o kadar var olan bir gerçekti ki, ben buna da alışkındım. Zaten aksi hiç olmadı, ben hiç korumasız kalmadım. Başımı salladım, “Biliyorum Serdar’ ım, biliyorum.”

Serdar saçlarımın kokusunu içine çektiğinde artık yorgunluktan gözlerim kapanmıştı. “Yarın yokum, yokluğumda uslu dur aklım sende kalacak zaten. O yüzüne sürdüğün şeyi de çöpe attım, arama sonra.” Bunu ne zaman yaptı?
Gözlerimi açamadan kaşlarımı çattım, “Makyaj temizleme jelimi mi? Ne zaman?” Saçlarımı okşamaya koyuldu, ben her şeyden bir haber.

Serdar kısık sesiyle, “Üzerindekileri çıkartıyordun, yanına gelmemek için kendime bir neden bulmam lazımdı.” Gülümsetti beni, gerilen dudaklarınla ona biraz daha yaklaştım. “Konuşmaları duydun?” Bugün, Dilan’ la.

“Niyetim dinlemek değildi, denk geldi.” Ona kızmayacaktım, Serdar’ ı tüm yumuşak kalbimin en anlamlı noktalarıyla seviyordum. O benim her manada canımdı, canım titriyordu varlığına. Ki haksız da değildi, farklı şeyler kullanabilirdim bunun için.

“Peki, öyle olsun sevgilim.” Zaten şu an, canımı sıkan başka bir konu vardı.
Serine düşen kolumu pikenin altına alıp Serdar’ ın beline sardım. “Ne zaman dönersin? Sen yokken konağa gidebilir miyim?”

“Gidebilirsin tabi yavrum, istediğin zaman. Bunu bana sormana gerek yok.” Elbette, hoşnut oluşu beni de hoşnut ettim. Kalbim cıvıldadı, içim aktı Serdar’ a. Belinden uzanıp sırtını minik minik severken ne kadar güzel bir dokusu vardı, sıcacıktı teni.

Ona sokuldum iyice, başımı çıplak göğsüne koyunca beni kocaman sardı. “Hala ne zaman böyle koynuna girsem aklımı kaybedecekmiş gibi oluyordum Serdar. Ne zaman seni görsem içimde sıcak bir şeyler akıyor, içim eriyor derler ya aynı öyle oluyorum.” Kokusu, varlığı ve bana hissettirdikleri.. Çıldırmak gibi bir şeydi bu.

Serdar bir an gülümsedi, dudaklarını saçlarımda hissettim. “Bende de durum aynı. Seni içime alsam, orada da özleyecekmişim gibi hissediyorum. Evime gelsem de seni görene kadar eve gelmiyorum aslında. Her geçen gün daha çok seviyorum desem bir öncekine haksızlık olur ama bir gariplik de var Hazan.” Derin bir nefes aldı, “Ben seni her gün aynı sonsuzlukla seviyorum. Ben de eve gelirken kalbimin taklalarını yol boyu dizginlemeye çalışıyorum inan. Seni gördüğümde, sarılmayı geç dokunduğumda var olduğum dünyalarda çok büyük patlamalar yaşıyorum. Bana her sarıldığında, kendi isteğinle geldiğin her an benim de kalbim ağzımda atıyor.”

Mest oldum, mest oldu sesim, aşk doldu içim. Biraz gülümsedim, biraz kıkırdadım “Şimdi olduğu gibi mi?” Yatağa girdiğimizden beri deli gibi atıyordu kalbi, hissediyorum.
Başını salladı “Şimdi olduğu gibi.”

“Serdar’ ım.” Dedim yüzüne bakarak. Adını iç çekerek söylemiştim, yüzüme bakınca elini yüzüme koydu. “Efendim yavrum, ne olacak senin bu hallerin?” Anlamamazlıktan geldim.
Sevilmek çok güzel bir şeymiş, sevilince tüm insanlar başkalaşarak güzelleşirmiş gerçekten. Ben, Serdar’ dan utanan ben şimdi onun karşısında hiç de utanmadan kırıta kırıta “Hangi hallerim?” Diyebiliyordum.
Nazımdan niyazımdan cilvemden bahsediyordu. Biliyorum, o da biliyordu.

Dudağının kenarı kıvrıldı, bakışları dudağıma kaydı, ufak bir buse bırakıp geri çekildiğinde elimi göğsüne koymuştum. “Bu hallerin işte.” Dedi alnı alnımda. Kocaman gülümsedim, “Serdaar.” Bir Serdar deyişim var, “Yapma.” Dedi gözlerini yumarak “Uğraştırma beni yavrum hadi uyu.”
Ben biliyorum onun derdini de. İç çektim bir an, sonra “Serdar’ ım.” Diyerek bana bakmasını sağladım.

Bir şey diyecektim, bile bile dudaklarıma kapandı. Ki bu en güzeli, kendimi ona bırakırken dilinin ağzımın içinde var olmasına ve bu hoyrat öpüşlere müsaade ettim.

Geç kalmak istemedim, nefes nefese ayrıldım ondan. Gözlerinin içine bakıyordum, façasının hemen altına, “E sen gideceksin özlersin beni.” Bugün de o tatmin etmişti beni, sonra da öyle alaya çıkıp gitmişti. Şimdi yanında ben böyle, elimi yüzüne koydum. “Fark etmeden senin de üzerine gelmek istemiyorum. Ya da böyle git istemiyorum. Ben inan çok yorgunum ama sana kendimi bırakabilirim. Serdar.” Sakince beni dinledi. “Olmaz yavrum, ben hallederim sen yorgunsun zaten uyu hadi.”

Ona kızdım, gerçekten bu beni öfkelendirmişti içten içe. “Serdar saçmalama, o ne demek öyle ya? Hallederim ne?” Öyle bir şey olursa asıl ben kendimi yetersiz hissederim. Zaten çoğu zaman Serdar’ a yetemiyordum, Serdar kendini bana göre düzeltiyordu ona kalsa bu durum çok daha sık ve daha farklı yaşanırdı. Şimdi de böyle, olmaz.

“Hadi.” Dedim dudaklarına kapanıp, “Ben çıkmam üzerine,” ardından çekilip ekledim “Islandım zaten, ben de seni çok istiyorum.” Kaşları çatıldı. “Ne ara?”

Gülümsedim, göğsünü okşamaya koyuldun “Sana iki saattir koynuna girince neler olduğunu hissediyorum. Masal okumuyorum, sadece kalbim çarpmıyor be adam.” Kendini bana yasladı, dudakları beni onayladı “Hıhı.” Sertleşmişti, elimi uzatıp iç çamaşırının içinden o koca aletini kavradım ve bir bacağımı üzerine atarak onu kadınlığımdaki ıslaklığımla buluşturdum. Serdar başını arkaya atıp “Of Hazaan.” Dedi. Yutkundu. “Yavrum, seni bu yatağa gömerim, yapma.” Beni güldürmüştü, yüzümü göğsüne kapattım. “Kıyamazsın sen bana kocam, hadi.”

Dönüşü yoktu zaten, bunu o da ben de biliyorduk.

Zonkluyordum,
O daha fena halde zonkluyordu.
Sonunda harekete geçince sırt üstü uzandım, sıcaklıklarımız da ani bir darbeyle buluştu.
Binbir gece masalları gibi uzun bir geceye doğru aktık. Up uzun bir gece, ben tarafından bolca sayıklamalı, uykuları yarım bırakan, his dolu, nefes nefese bir gece…

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 264

Nasıl özlemişim varya bu siteyi açtığınn için çok teşekkür ederiz yazarcım watty e sürekli giremiyordum ama bizimkinleri okumayıda çok özlüyordum tekrar çok teşekkür ederiz

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 260

Ohooo Serdar ikinizde her daim hazırsınız

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 199

Yaaa

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 12

Hahahahldkşfdmktr eveeet bir şeyler artık çöpe gidiyoor

Elifbeyza
¶ Paragraf 1

Yeni bölüm ne zaman gelicej

Elifbeyza
¶ Paragraf 1

Yeni bölüm ne zaman gelir ne sıklıkla yükleniyor

Ksgmas
¶ Paragraf 263

4 gözle bekliyorum yeni bölüm gelsiinn

Elifbeyza
¶ Paragraf 1

Kıtabı kaç kişi okumuş oy veren sayısı neden bu kadar az şakamı arkadaşlar okadar emek verilmiş oy vermek çokmu zor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 264

Ay inşallah akşam bölüm gelir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Lütfen en acilinden 4,5 ünite
Hazan Vakti
Lazım bize

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Artık Yeni bölüm gelsin mi acaba

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Bölüm de bitti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Maşallah maşallah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 261

EMİN misin kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 232

Hahah bizim ki kilandi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 221

Ztn cnm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 200

Ah ah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 189

Şu iki saattir kızın ağzına sıçtın çünkü

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 176

Aamn aman
Bir afferin verin şunlar ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Biz kızlar masraflıyiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Bu Zaman da yetmiyor ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 163

Abi siz kendinizi ne sanıyorsun ki yemin ederim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 163

O zaman emir de başkan da Tuğrul da sena nin babası da gavat

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Sizin sevgilinizin yada karınızın
Abisi yok bir ailesi yok

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Sadece sizin kız kardeşiniz var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Azat sen dur sen de bu yollardan geçiyorsun ama

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Biribirini seven insan yanlış birşey diyorsan pe

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Senle Serdarin yaptığın ne oluyor abi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Oha sizin ona yanlış diyorsanız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Afferin kız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Kuman işte kız ne bekliyorsunuz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Kırma su kızı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Bu ne ya kız diğer olayı unutup yıne sohbet ediyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Abartma Serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 112

Artık yavaş yavaş törpülenir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 112

Öküz ama ne yapalım seviyor da

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Böyle yaparak kalp kiriyorsun

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Ama bazı şeyleri törpülemen lazım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Ztn seni eğitmeks istemiyor serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Evet

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 93

Yani baba olarak ilhai bir şeyler der normal dir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Öküz işte

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Sıkma canıni hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 86

Tam bir Urfalı bebek olacak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 86

He doğru ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

Çok gıcık oldum serdara

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

Hadi inşallah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Serdar herşeyin farkında ona göre müdahele ediyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Serdar koruyor iİn kini

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Kendine gel hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 65

Of Serdar çok kırıcı sin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 65

Aha başladı yıne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Birazcık empati ya size hava hoş

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Yani size hava çok iyi bu ne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Abi siz de çok abartıyorsunuz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Ohh

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 46

Aha ah
Çok iyi biliyorum ben o akrabaları

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 44

Kurşunlar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

Elti kavgası sjsksjjj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Aha dedikodu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Baktı güzelin sana

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Oluru mu olur vallhi Sena cim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 32

Okjiyen çarpmasın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Yani düğün gözüktü mu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Hala hala

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Kıyamam ya haki dir eğlensin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Haha Serdar atağa geçti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 21

Jsjsjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Allah daha da iyilik versin inşallah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Ben de ben de Dirk ağlarım ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Sjsjjs hazan ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Kız Serdar radarları açıyor bak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Doğa da anasına çeker ise
Vay hâline Serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Ama sena da haklı shsjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Hahah haklı Hazosum

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Ajjsjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Bundan sonra goncel olacak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Bu bölümler hepsi yayınlandı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Abi yeni bölüm istiyoruz cümleten bide senyala azata ilk günlerini falan aşırı merak ediyorum ne olur özel bölüm falan gelse assiri merak ediyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Yarasin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 261

Tabii biliyor zaten onu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 260

Her düşündüğünde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 236

Bebek ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 232

E tabii dikkatli olur ilgi alanını kapsıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 186

Mxkfndkdndi tuglrul nah gider

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 176

Fmiddmjdndjdd hiçte bile aslanlar gibi kocişimiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Evet zam istiyoruz nfidnejfmfmf

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 163

Ha yani emir'le başkan gavattı da size aynı evde kalmanıza müsaade etti öyle mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

Sen de elin oğlusun Azat

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 157

Yooo Ben ortada bir yanlış göremiyorum şahsen gören var mı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Kocişim de kocişim biz memnunuz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Kckcnfnndnsjd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Yiaaaa güzelin mıyız gercekten

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Serdar bak ucucam.sana şimdi he

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 133

Kocisya valla böyle üzerine titriyor ya kendimi olmuş gibi hissediyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 119

Konuş bakalim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Ama.yapmalisin Serdar Hazan senin için degismisken.eski hayatını silmisken sende değiş bı zahmet

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Evet

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 93

Bural bı nok yiyemez de enişte bey sorun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Aynem ya serdar'ın Hazana bile istiye üzecek bir şey yapacaginin hiç sanmıyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

E en ulasilabir olan o

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Abi hazn böyle. Oldugumda serdar'ın odu nokuna karışıyo ama onu sinir etmeden de günü gecmiyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Abi susun lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Ne demk karışma ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Ya serdar' kusura bakma da hişt yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Yanaktan.da optut be Serdar yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 46

Serdar evin bahcesine sokmaz onlar lan fjdndjxjjf

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 44

Cekemiyo kral başka bir açıklaması olamaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

BAKARİZ ASKİMMMM BAKARİZZZZ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Ne olur özel bölüm gelsin ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Evet çok yakın akrabayız beyefendi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Abi ben çok krilirim böyle şeylere bilmiyorum ben mi fazla sulu gözüm ama çok ayıp yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Jelinin infazını verdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Söyle söyle duysun Serdar akşam çöpte bulursun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Serdar duymasin hazo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Sanırım güncel bölüm değil yaaa

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Yok değil

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 264

Son bölümü okudum ağlıcam yaa

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 163

Ya ne alaka amk

Edaburcu

Yaaa yeni bölüm gelir mi çok heycanlııııııı

Gul098
¶ Paragraf 17

Bak ya böyle de ayı

Gul098
¶ Paragraf 264

Yine aldılar başlarını gittiler

Gul098
¶ Paragraf 80

Hazan acayip bi hal oluyor yazar açıklayabilir misin olayın aslını

Yazar profil fotoğrafı
Yazar YAZAR
¶ Paragraf 80

Geçmişi anımsadı, kaldığı evi. Ama sorun yok, Serdar var koruyor.

Gul098
¶ Paragraf 80

Bu kısım beni korkutuyor Serdar’ın in cin işleri gibi geliyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 264

Sakın huzurlu mutlu ve ateşli bir bölümü sonu. Hazan ve Serdar uyumu çok iyi ya
Çok güzel geçiyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Vallahi bazı şeyleri hazostan öğrendim

Yorum için giriş yap