← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 98

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Gönderen; Serdar
Mesaj; Aklım sende kaldı

Gönderen; Serdar
Mesaj; Arayamıyorum müsait değilim

Gönderen; Serdar
Mesaj; Kahvaltını yap

Peş peşe gelen mesajlara uzun yanıtlar vermek istiyordum ama bunun için doğru zaman olmadığına eminim. Ütüyü kenara bırakıp Serdar’ a onu sıkmak istemeyerek bir soru sordum.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Sorun var mı?

Eğer vakti kısıtlıysa, pek müsait değilse her şeye karışan bir kadın olmak istemezdim ama sabahtan bu yana ondan ilk defa haber alıyordum.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Hallediyorum

Gönderen; Serdar
Mesaj; Kahvaltını yap

Saat daha ondu ve bir tabirle henüz midem uyanmadığı için bu saatte bir şey yiyemezdim. Yine de bir de beni düşünmesini istemezdim.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yapıyorum dikkatli ol benim de aklım sende🤍

Kahvaltı şöyle bir yana dursun sabahtan beri dudaklarımı aralayıp tek bir şey yiyememiştim. Stresten ötürü midem bulanıyor, kendimi yemek yiyecek kadar iyi hissetmiyordum. Ne arayıp Azat’ a sorabiliyordum, ne Sena’ nın haberi yoktur diye ona ulaşabiliyordum, böyle elim kolum bağlı hiçbir şey yapamıyordum. Ben de ütü yapmaya karar verdim.

Tabi önce evi temizledim. Dünkü odayı süpürüp sildim, sağda solda dağılan kıyafetlerimizi toparlayıp çarşafları değiştirdim ama banyoyu pek ellemedim. Balonlar hala tavana kadar uçuşuyorlardı ve güller zeminin bir kısmındaydı. Serdar çıktıktan sonra bir daha uyuyamamıştı kahvaltı için mayalı bir poğaça hamuru yoğurup ılık duş almayı planlıyordum.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Bir gibi Azat’ la Sena’ yı bize getireceğim

Gönderen; Serdar
Mesaj; Sena hiçbir şey bilmiyor haberin olsun

Tahmin ettiğim gibiydi, Sena’ yla iletişime geçmeyecektim ama bize gelecek olmalarına sevindim, onlara güzel bir kahvaltı hazırlardım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Tamam ben evdeyim sizi bekleyeceğim. Bir saat önce haber ver çay demleyeyim.

Tahmin ediyorum ki bize gelene kadar onlar da bir şey yemezlerdi. Hep birlikte otururduk, okula gitmeyecektim, böyle bir günde hiçbir şey yapamazdım.

Mesajıma bir yanıt gelmeyince buharı yoğunlaşan ütüyü alıp gömleğin üzerinde gezdirmeye devam ettim. Serdar’ in gömleğiydi, ütüsü olacak birkaç parça kıyafet kalmıştı epeydir ütü yapıyordum ve çoğunu Serdar’ ın tişörtleri, gömlekleri oluşturuyordu. Gömleğine dahi gülümsedim, ona güzel dilekler dilemek yetmiyordu. Sevgi konusunda hep daha fazlası, hep daha aşırıya kaçanı benden yanaydı. Çok aşktı, öyle ki kendi kendime mırıldanarak derin bir soluk verdim. Canım aşkım, kocam yaa.


Ütüler bittikten sonra mutfağa inip poğaça hamurunu yoğurdum ardından duş alıp günlük bakımlarımı yaptıktan sonra saat on bir buçuktu. Hava o kadar güzeldi ki kahvaltıyı mutfaktaki balkona hazırlayacaktım. Orayı hiç kullanmıyorduk ama neyse ki geniş bir masa vardı.
Balkon camını açtıktan sonra süpürgeyi kurup poğaçaları şekillendirmek üzere mutfağa geçtim.

Dolaptan biraz kaşar çıkarttım, hamuru bezelere bölmeden evvel kaşarı doğradım ve kısa sürede poğaçaları fırına sürüp balkondan birkaç patates aldım. Az vakit kalmıştı, yetişirse menemen de yapardım poğaçayla güzel olurdu derken zilin çalmasıyla mutfak havlusunu alıp koşar adım kapıya ilerledim.

Muhtemelen Serdar değildi, o haber verecekti. Keza kapıyı açınca yanılmadığımı fark ettim çünkü gelen Dilan’ dı ve siyah volvo geriye doğru çıkıyordu. Şoförle gelmişti ama sanki bunca yolu yürümüş kadar hararetliydi ona “Aşkıım, hoş geldiin.” Diye sarılırken bende soluklandı diyebilirim “Ay neler oldu neleeer.” Bilmiyorum ve çok merak ediyorum.

Heyecanlıydı diyebilirim ve elinde birkaç poşet vardı. “Gel gel.” Onu içeriye çekip kapıyı kapattım. “Bunları sana nenem yolladı.” Teşekkür ederim ama şu an bunun ilgilenecek halde değildim. Kızarmış yüzü nedeniyle hırkasına ve bana uzattığı poşete uzandım “Çıkart çıkart, soluklan bakayım ne oldu?” İnce hırkayı çıkarttım, salona doğru geçerken örtüsünü açmaya koyuldu.

“Dedemle Serdar abim konakta birbirine girdi.” Gözleri kocaman olmuş, dudaklarını eyvah der gibi ısırmıştı. Kaşlarımı çattım, “Ne, nasıl? Eee ne olacak?” Bir bu eksik der gibiydim, kocama bir şey olmayacağını bilsem de bunu dert edindim.

Dilan mutfağa ilerlemeye başlamıştı, peşinden yürüdüm. “Bir şey olmaz, dedem Serdar abime fazla kırık onunla arası açılınca millete sardı işte.” Bu sefer de kendine bir su koydu, oturup içerken patateslerin önüne geçip tezgaha elimi dayadım. “Anlat kız anlat çatladım sabahtan beri.”

Hızlıca içiyordu, henüz yarısındayken bardağı bir an uzaklaştırdı. “Vallahi ben de tam bilmiyorum, derse gidecektim konağa peş peşe arabalar geldi ama görsen.” Son bir yudum, “Sanırsın sülaleyi topladılar.” Suyunu içmiş, elini kalbine koymuştu. “Okula da gitmedim, konak çalkalanıyor. Meseleyi halletmişler sanırım ama Serdar abim kafana göre iş yapamazsın falan dedi dedeme. Yani daha doğrusu salona geçtiler, öyle herkesin içinde olmadı Serdar abim öyle bağırınca biz duyduk.” Sanırım anladım, tüm bağırış konuşulmak için girilen odada olmuştu.

“Nenem bir yandan fenalaştı, onunla uğraştık konağa doktorlar geldi.” Elim alnımda, önüme düşen saçları ittiriyordum ki söylenmeden edemedim “Sanki tüm felaketler bugüne yığıldı. Babaanne nasıl?” Umarım bir sorun yoktur, fakat Dilan’ ın haline bakarsak ya işler cidden sorunluydu ya da çok uzun zamandır böyle bir hengameye karışmamışlardı.

Neyse ki başını arkaya atıp “Yok yok.” Dedi. “Ama çok fenaydı her yerde bağırış.” Tahmin edebiliyorum, az çok. “Ee Azat’ a isteniyor mu kız?” 

Bu defa da başını iki yana salladı, “Serdar abim kapıda yetişmiş, ama dedem en başta hayırlı bir iş için geleceğim dediği için Yusuf Abi’ me isteyeceklermiş sanırım kızı. Kişi değişti sadece, Serdar abim de diyor nasıl olur hayret, nasıl vermezsin Azat’ ın adını.” Cümlelerinin sonunda dudakları gülmek üzere gerildiğinden ben de ona eşlik etmiştim.

“Babam ve amcam Serdar abime yükseldiler, neden karışıyorsun kız istenecekse istenecek diye.” İnsanların kendi iradeleriyle seçim yapamayacak olması benim sinirlerimi yoğun biçimde yıpratıyordu. Bir küfre meyilli aralanan dudaklarım öfkesi yutkunuşla yitirmeyi denedi.

Tabi Dilan’ ın haline bakarsak olaylar tükenmemişti. Ofladı, “Senin olayın da,” Pek bir sıkıntılı dile gelmişti, anlamsızca “Benim olayım?” Deyince Dilan soluklandı. “Ay başım ağrıdı dur. Siz evlenirken sen gelin odasında biz Serdar’ la birlikte olduk zaten gibisinden bir şey dedin ya kuzenimin karısına. Sizin de dedemle aranız açıldı gibi oldu ya, yüz buldular. Dün bu olay dönüyordu konakta. O, nenemi dolduruyordu Hazan zaten böyle bir kızdı gibisinden.” 

Dilan hem öfke kusuyor, hem de tüm meseleleri bir çırpıda anlatmaya çalıştığı için hala soluklanıyordu.
Ben ise sözlerini en başta anlayamadım.
Yani anladım ama kaşlarımı çatma sebebim daha çok bu hadsizliğe bir kılıf bulamamamdandı. Kim olurlar da, hangi cüretle? Hayır bunun lafını edebilmeleri için sadece den olmaları gerekirdi de.

Yerimde doğrulup elimi belime koydum. “Onlara ne, ben kiminle yatıp kalkmışım kiminle si-” Dilan bekar kızdı şimdi, onun yanında bunu konuşmak istemediğimden susup kendi kendime yüzümü sıvazladım. “Lan Serdar Serdar, kocam o benim salak mı bunlar? Ayrıca o bana sorarken sorun değil de cevabını alırken mi ayıp? Oh iyi yapmışım az bile demişim.” 

Başını beni onaylar halde salladı, “Serdar abimi veremediler ya bizden birine, dertleri o.” Gözlerimi sabır diler gibi yumdum “Serdar duydu mu?” Duymasın, çünkü eğer duyarsa neler olabileceğini biliyordum.

“Sanmıyorum, duysa ortalık elli altı değil doksan bir olurdu.” Bunu söylerken gülümseyen yüzü birden ciddileşti. “Öyle bir şey dediğini duysa sana kızar mı?” Sanmıyorum ama isyan eder sesle koca bir “OOOF!” Diye yükselerek patatesleri soymak üzere önüme döndüm.

“Bırak sen, otur ben soyarım dur gerilme.”

“Sen otur ben soyayım stresim gider. Başka bir şey yok mu? Bırak şimdi benim konumu gerildim iyice.” Ona asla kızmıyordum, aksine konakta benim hakkımdaki söylemleri duyduğuma mutluydum, her ne kadar hoş olmasa da.

Elime aldığım ilk patatesi soymaya başladım “Azat Abi’ mi beklediler, o geldi o da bir terane. Sonra odada bağırış çığırış, bir süredir alışkın değilim böyle şeylere konak yobaz öküz doldu. İki aşkım hariç.” Serdar ve Azat’ dan söz ederken gözlerinden neredeyse kalpler taşacaktı, bu halde bile beni yumuşatabiliyordu.

“Millet neden doluştu öyle?”

“Karşı tarafla ortalık varmış, benim bilmediğim meseleler de var Hazan Abla, bizimkiler yanımızda konuşmuyor öyle şeyleri.” Çok saçma, inciri değil belki ama fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerden ötürü bir grup insanların böyle çatışması bana yobazlıktan başka bir şey getirmiyordu.

“Dilan bana bir tane daha patates getirsene balkondan. Ee kız istense ne olurdu ki?”

Balkona çıktı, “Yenge saçmalamaa, aşiretiz ya biz hani? Bizde söz namustur abim kızı almazsa siz bizimle alay mı ediyorsunuz çocuk oyuncağı mı bu iş diye kan davasına dönerdi olay. Sena ablayla da imkansız olurlardı. Bir yalan biri ziyan anam.” Allah korusun, iki tarafı da düşünemiyorum başımı iki yana salladım “Kaç yıl önceden geliyorsunuz siz? Hem, nd bu töre mi?  Töreniz batsın Dilan.” 

“Millattan önceden.” Balkondan aldığı patatesi lavabonun içine attı, mimikleri benimle alay ediyordu “Sen de diyorsundur şimdi nereden bulaştım bunlara.” Aklımdan hiç öyle bir şey geçirmemiştim, hatta Serdar aklıma gelince dudağım gerildi. “Yoo, ben kocamı seviyorum.”

Yerine otururken “Belli,” dedi imayla “Ee sizin nasıl gidiyor?” Üzgünüm bunu Dilan’ a anlatamazdım ama rüya gibiydi. Öyle ki sadece dudaklarımda değil, tenimde tüm yüzümü kaplayan bir huzurlu tebessüm belirdi.

“Bunu benim sana sormam lazım. Emir’ le nasıl?”

Siyah, bukleli saçlarını gelişi güzel bir topuz yapmış, hırkasını çıkarttığı için de beyaz tişörtüyle kalmıştı. Dilan açıkken bambaşka bir kızdı, çok güzel bir kızdı. Böyle bir tabir var mı bilmiyorum ama şu an ona doğu güzeli diyebilirdim, gözlerimi bir an üzerinden alamadım.
“Dün gece mesajlaştık, bugün buluşacaktık.” Önce gülümsemiş, hemen ardından alt dudağını sarkıtmıştı. “Ama konuşuyoruz, buraya geldiğimi falan biliyor.”

Tüm o haberlerin üzerine bu harika gelmişti, doğrama tahtasına uzanırken büyük bir keyifle “Yaaa.” Dedim “Ay siz ne güzel oldunuz.” Dilan’ ın yanakları da kızarmıştı, topuzundan çıkmış minik buklesini kulağının arkasına itip buzdolabına ilerledi. “Ben de bir şey yapayım ya. Poğaçalar mis gibi koktu.” Gerçekten güzel kokmuşlardı, Dilan’ a sırıtmaya devam edip imalı ses tonunla “E hadi domates soy menemen yapalım.” Dedim.

Utanıyordu belli, onu daha fazla germek istemedim. “Birkaç güne kız istemeye gidecekler sanırım, bugün dedem ve Serdar abim kızın babasıyla ayak üstü konuşmuş.” Azat’ ın öfkeli halini düşünemiyorum, kim bilir neler hissetmişti. Hele Sena, duyduğunda vereceği tepkiyi ölçemiyordum. “İşin kötü yani dedem Sena ablayı öğrendi bu defa baskı yapacak evlenin diye.” Ay hayır, bu çok saçmaydı öfkem tüm düzeni bozmak isterken içtenlikle soludum “Dedeni bu ara gebertmek istiyorum. Uyuz herif, ona mı kalmış?” Sena’ nın sorunları vardı, biz daha psikoloğa gidecektik. Hem bu işler öyle pat diye olmuyordu.

“Ağa ya,” Sessiz çıkan sesi, kaçırdığı gözleriyle bu durumdan o da memnun değildi; sadece ufak bir hatırlatmada bulunuyordu.

Yine de benim öfkem Firuz Dede’ ye idi. “Benim durumum farklıydı, babam da yoktu ama Sena’ yı benimle karıştırıyor deden. Eniştem var ya istemezse yıkar ortalığı. O ne öyle kafasına göre iş yapıyor bunak! Kusura bakma aklımdan geçeni direkt söylüyorum ama senin bu Firuz deden bizi kendi kurallarına bağlı sanıyor, hadsiz. Dünya onun etrafında dönmüyor.”

Dilan’ ın yüzünde bir umut belirdi sanki. “Beni Emir’ e vermezlerse bunları dedeme de söyler misin?”

Patatesi, tahtayı bırakıp döndüm ona. Öyle, ellerim ıslak “Seni Emir’ e verecekler. Serdar abin benim elimde, Azat abin Sena da. O iş oldu say, ama siz yine de uzun uzun vakit geçirin öyle birden karar vermeyin. Konuştuğun ilk insanla evlenmek zorunlu değilsin Dilan. Hayatını yaşamaya bak.”

Dilan dalgın balgın başını sallayıp domatesleri soymaya başladığında aramızda anlayamadığım derin bir sessizlik oluşmuştu. Kendime mani olamadan yüzümü astım.

Ne yani, Serdar bu sabah öyle koşarak evden çıkmasaydı her şey arap saçına mı dönecekti? Azat ve Sena’ nın ilişkisi ziyan olup her şey birbirine mi girecekti? Hayır dendiğinde dedenin kendi kararları sebebiyle kan davası mı çıkacaktı?

“Dedem normal birinin kapısına gitseydi mesele bu kadar büyümezdi belki de.” Patateleri aynı oranda doğramaya çalışıyordum, Dilan’ ın mırıltısına cevap verdim. “Karşı taraf nasıl kapı?” Anlayabilirdim, “Yanii, şey gibi düşün onlar da karşı aşiret.” Elbette anladım da. Dedesi başka adam mı bulamamış, belki de Azat bir nevi veliaht sayıldığı için güçleri birleştirmek istemişlerdi.

“Bizde kimse sevdiğiyle evlenmiyor Hazan Abla. Aşiret durumları, güç gösterileri hala mevcut. Büyükler istiyor ki ortaklık olsun, biz istiyoruz düzen değişsin.” Ben artık Serdar diye sormuyordum, onu anladım Serdar başka ama “Peki ya Azat? Sena’ ya izin verirler mi?” O halde bu ilişki her halükarda bir sorundu, Dilan da ofladı “Ben bu kadar biliyorum inan. İnan benim de aklım almıyor ama dediğim gibi arada Serdar abim var ve dedem onun sözünü dinliyor. Serdar abim dedemin gözünde çok kıymetli.” Neden, herkese öfkeyle yaklaşan adam neden Serdar’ a bambaşka yoğunlaşıyordu?

En başlarda bunu anlayabiliyordum ama şimdi sebebi merak konum olmuştu diyebilirim. Serdar’ da ne vardı da Firuz ağa gibi biri onun lafıyla hareket ediyordu?

Ona bunu soracaktım, ta ki bana içini açar gibi “Bizde herkes dedemin istediği kişiyle evleniyor.” Diyene kadar. “Serdar abim bir istisnaydı, sanırım abim de öyle olacak. Ben, onlara güveniyorum. Ama eğer aşık olmazsam bir ömür bekar kalmayı planlıyordum, planlamak yetmiyor. Eğer bir yaşa kadar birine aşık olmazsam sanki zorla, uygun görülen biriyle evlendirileceğim. Sonra aklıma abimler geliyor, bir şey olmaz diyorum.
Bu benim için çok karmaşık.”

Dilan’ ı anlayabiliyordum. Tüm o korkularını, endişeyle yol alan konularını, istemediği bir hayatta yol alma sancısını, sesindeki kırıklığı, içindeki acabaları… Ama bunun bir anlamı yoktu, “Senin hayatında ben de varım.” Dedim sakince. “Ben de yaşadığım sürece sen istediğin bir hayat süreceksin Dilan. Emir olsun, olmasın sevdiğin kişiyle evleneceksin. Bunun için endişelenme, bak senin de söylediğin gibi arkanda kapı gibi iki tane abin var. Onlar buna asla müsaade etmez.”

Onu ikna edebildiğimi düşünüyorum çünkü keyifsiz halinden bir baş işaretiyle sıyrılmıştı. “Han kapısı, lake kapı.” Tüm bunları gururla söylemişti, hem de soyduğu domatesi doğrarken.

Anlamadı, kaşlarım çatık patateslerime döndüm. “Hı?”

“En sağlam kapı lake.”

Alaycı.

Sırıttım.

“Allah canını almasın Dilan.”

Yağı kızartma tenceresine boşaltmıştım, kızdığını görünce patateslerin bir miktarını ekledim “Acaba menemeni kavurmalı mı yapsak yoksa kavurmayı ayrı mı yapsak?” Serdar ve Azat kahvaltıda et yiyorlardı onlar için yapacaktım. Kavurma basılmış kavanozlara giderken Dilan “Ayrı yap.” Deyince o seçenek daha güzel geldi.

Kavanozu tezgaha bıraktım, bırakırken de birden hatırladım “Ay ben unuttum,” elim alnıma gitti, “Serdar mesaj atacaktı bana, erkenden döktüm patatesleri daha çay bile demlemedim.” Kafa mı kaldı, Dilan “Aa, e hepsini dökmemişsin bir şey olmaz yenir onlar.” patateslerin başına geçti.

Anlatılanlardan olsa gerek, bir suçlu bulmak için değil ama pek iyi değildim. Oysa biliyorum, Serdar’ a bir kere sarılsam geçecekti her şey.
“Doğru.” Mırıldanma eşliğinde balkondan menemen için soğan almaya çıktım, döndüğümde telefonuma mesaj gelmişti.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Bir şey lazım mı yavrum

Sen lazımsın demek isterdim. Onunla biraz eğlenmek isterdim ama bugün o gün değildi.

Soğanı tezgaha bırakıp cevaba koyuldum.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Hayır

Gönderen; Serdar
Mesaj; Kırk beş dakikaya ordayız

Bir saat diye konuşmuştuk ama önemi yoktu. Hızlıca çayı demleyip menemeni yapmaya başladım, Dilan’ da o sırada balkondaki masayı hazırlıyordu. Kısa sürede hazırladığım peynir tabağını da Dilan’ a uzatıp menemenin altını kapattım. Kavurma olmuş, poğaçaları iki dakika evvel çekmeleri için kapatmıştım. Balkona çıkıp neredeyse zemim görünmeyen masaya kısa bir bakış attım, “Çikolata.” Sena çikolata severdi, “Çikolata koymamışız onu koyalım.” Daha çok kendi kendime düşünür haldeydim ama Dilan seslendi “Ben hallediyoruuum, buradaki fındık ezmesini de açabilir miyim?” Elbette, bunu bana sorması bile bir problemdi bende.

“Hiii.” Dedim başımı mutfağa uzatırken “Dilan Allah rızası için duymamış olayım.” Bu tarz konuları sevmezdim, hoş değildi. Tabi ki ne istiyorsa alabilirdi. “Ay keşke sana bir tişört verseydim üzerine bir şey değer. Hiç de gelmedi aklıma, pantolonunu da çıkart. Hadi benim gelmedi sen neden demiyorsun? Ay benim salaklığım tuttu.” Söylene söylene yanına gitmiştim, gerçekten üzgünüm.

Üzerini lekelenmiş mi diye kontrol etmeye durdu “Alırım birazdan.” Burası zaten hazırdı ama ondan önce ufak bir işim vardı. “Ben Cesur’ a yemeğini vereyim de ayarlayalım bir şeyler.”


Alt dolaptan aldığım poşetle bahçeye indim. Bugün hava mis gibiydi, güneş tepede ılık rüzgar etrafımı sarmış…
Biraz daha enerjim olsaydı ve tabi daha normal bir günün içinde bulunsaydık kahvaltıyı bahçede yapabilirdik. Bu şu an pek mümkün değil.

Çimenlerin üzeri de ilerlerken az ileride yatan Cesur’ u görebiliyordum “Günaydıın.” Dedim sakin bir tonda, açıkçası ondan hala korkuyordum. Sanki her an kalkıp bana havlayacak, havlamakla kalmayıp ısıracakmış gibi bir hali vardı ama yine de kendi içimdeki korkuyu ona yıkmak istemiyordum.

Ağır denecek poşetle ilerleyip metal kaba etleri dökmeye başladığımda yerinde kalkmış, seri hareketlerle önümde durmuştu. Derin soluklarını duyabiliyordum, siyah tüyleri bununla birlikte hareket ediyordu. Poşetin hepsini boşaltıp göz ucuyla suyunu kontrol ettim. Yedek kap doluydu, boşalan kabı da daha donra Serdar doldururdu, açıkçası Cesur arkamdayken bir işle meşgul olmak beni ürkütüyordu.

Eğilip etleri kokladı, sanırım yemeyecekti karnı toktu. Daha fazla durmak istemediğimden poşeti taşların yanına sıkıştırıp elim karnımda geri geri çıkmaya başladım. Kuyruğunu sallıyordu, galiba hoşuna gitmişti.

Bebek doğduğunda ne olacaktı?

İçimde var olan bu konuyu sevmedim. Sevmediğim gibi onu aklımda çıkartırken duyduğum araba sesleriyle yolumu kısalttım. Çite gelmek üzereydim, Serdar’ ın arabasını gördüğümde bahçe kapısına ulaşmıştım ve hemen arkasında Azat’ ın arabası vardı. Kapılar açıldığında çiti kapatıyordum, Sena Serdar’ ın arabasından inip bana bakarak Azat’ a yöneldi. Serdar ve Sena birlikte gelmişlerdi, Sena’ nın yüz ifadesine bakacak olursak da bir şeyler öğrendiği kesindi.
Herkes sessiz, buz yutmuş bir andı. Serdar kapısını kapatıp bana ilerledi, onu birkaç adımla çelik kapının önünde karşıladım.

Sarılmak üzere eğildi, “Cesur mu?” Başımı salladığım sırada kollarımı koca bedenine doluyordum “Bir şeyler verdim, iyi misin?” Pek iyi görünmüyordu, kimse. Ne onun yanından inen Sena, ne arkalarından gelen Azat ne de Serdar.

Serdar derin bir solukla elimi tutup içeriye adımladı “İyiyim, gelsene üzerimi değiştireceğim.” Sena ve Azat’ a bakmak üzere başımı çevirdiğimde bir şeyler konuştuklarını gördüm. Sorgulamadım, az çok tahminim vardı Serdar’ la üst kata ilerlerken onun da sadece elini tuttum.

Odanın önüne geldiğimizde ona sarılmak için harekete geçmiştim, elini omzuma koyup geri çekildi. “Yavrum.” Beni kendinden uzak tutuyordu, neden? Kalbimin kırılmasına müssade etmediği bir andı, eğilip sakağımı öptü “Üzerimde kan var, du-.”

Daha cümlesi tamamlanmadan, kendini ifade edemeden sesim endişeyle yükseldi “Ne!” Elimi bir panik karnına koydum “Serdar ne?” Birden, ağlamak üzereydim. Zaten iyi değildim, ne olmuştu? Konuşmasına müsaade etmiyordum, sesim titredi “Yaralandın mı?”

“Hayır hayır,” o da ne yapacağını bilemiyordu, “Benim kanım değil, sakin ol bir şey yok.” Tişörtü siyah olduğu için kanı göremiyordum, muhtemelen kurumuştu. Üzerini bir çırpıda çıkartıp beni kendiyle birlikte yatağa oturtup ellerimi tuttu. “Yavrum ben iyiyim.” O zaman, hızlı bakışlarım çıplak teni üzerindeydi ve gerçekten iyi olduğunu görebiliyordum. “Serdar ne oluyor?” Diyerek yüzüne döndüğümde beni kendine çekip sarıldı. “Bir şey yok kurban olduğum, sen neden korkuyorsun yok bir şey.”

“Ama herkesin suratı beş karış, senin üzerinde kan var.” Ona sıkıca sarılıyordum, teni bana karışıyordu ve ben Serdar’ ı kocaman seviyordum.

“Sadece işler biraz karıştı ama halloldu. Kimsenin keyfi yok, Sena üzgün, dolayısıyla Azat’ da üzgün.”

“Sen?” Dedim birden. “Sen nasılsın?” Herkes bir yana, benim gönlüm Serdar’ a öyle bir atıyordu ku vaz geçemiyordum ne keyfinden ne teninden.

“Ben biraz sinirliydim, ama seni görünce geçti.” Sesi yumuşadı, saçlarımı öptü, “Sen sarılınca geçti güzelim.” Ona derin bir iç çektim ve başımı arkaya yaslamadan hemen evvel bağrına bir sürü buse bıraktım.

Elim yüzünde, kaşlarım hafif çatılmış, dudağım sarkmış gözlerine bakıyordum. Konu bir şeyler söylemeye gelmeden eğilip yanağımı öptü, onu kendimde sabitledim. “Seni çok seviyorum.” Her daim, ama bir süre sonra görüyorsam eğer; yüreğim içime sığmıyordu.

Kollarını belime dolayıp benimle bir an böyle kaldı. Ellerim çıplak kolunda, sırtında geziniyordu “Serdar’ ım.” Diyerek sessizliği bozdum “Hadi sen duşunu al ben de ineyim.”

“Duralım biraz daha, olmaz bir şey onlar konuşuyordur daha.” Olsun yine de ayıp olurdu, “Dilan aşağıda.” Dedim omzunu öperken. Belli ki bilmiyordu, şaşırır gibi olup mırıldandı. “Hııı?”

“Evet, kahvaltı hazırladık hadi sevgilim. Ben de ona kıyafet indireyim, acıkmışsınızdır.” Konuşulsun istiyordum, konuyu merak ederken endişem sadece hep birlikteyken giderdi.

“Tamam.” Usulca geri çekilip elini karnıma yerleştirdi. “Sen nasılsın, bebek iyi mi?” Serdar… Başımı mutlulukla sallamıştım “İyiyiz,” Akşam olduğunda Serdar’ a uzun uzun sarılacaktım ama şimdi bakışmamızın beraberinde karnımı okşar gibi olup duşa girmesini izlemekle yetinmeliydim. Serdar’ ın ardından ben de banyoya uğrayıp üçüncü kattan Dilan için bir şeyler aldıktan sonra mutfağa indim.

“Dilan, al aşkım.” Masayı hazırlamış, telefonuyla ilgileniyordu. Kıyafetleri alarak salona yöneldi, “Serdar abim nerede?” Geldiklerini görmüştü demek, “O duşa girdi, abinler hala girmedi mi eve?” Tam Dilan cevap verecekken elinde ekmekler olan Azat ve Sena eve girmişlerdi.

“Selamın aleyküm.” Azat, yüzü nasıl beş karışsa sesi de öyleydi. Ardında kalan kapıyı kapatıyordu, bakışlarım ikisi arasında döndü. “Hoş geldiniz.” Tabi daha çok Sena’ ya bakıyordum, ağlamış bir hali vardı bana yönelince ilerleyip ona sarıldım.

Aslında tam olarak ona ne söylemem gerektiğini bilmiyordum, kendini araya sıkışmış gibi hissetmem normal miydi? Var sayıyorum ki bunun sebebi Azat’ dı. Bana başını sallayıp “Naber?” Derken elini Sena’ nın omzuna koydu.

Oysa az evvel konuşmuşlardı. Başımı iyi der gibi sallayınca Sena’ ya baka baka mutfağa yöneldi “Ekmekleri bırakayım.” Dilan üzerini değiştirmek için odaya geçiyordu, ona bakarak Sena’ nın saçlarını sevdim.

“Geçecek, üzülme bu kadar.”

“Bilmiyorum, kalbim kırıldı ama toparlayamıyorum Hazan.” Her şeyin sarpa sarması, kolay değildi bunu biliyorum ama Sena benden ayrılıp sessizce “Onu kaybetme korkusu yaşıyorum ilk defa.” Yaşadığını, daha hisli anımsadım.

Buna kimse müsaade etmezdi. “Ama kaybetmeyeceksin. Her şey hallolmuş.” Başını salladı, “Serdar olmasaydı belki de kaybedecektim.” Sözler söylenmeden yetişilmiş, öyle veya böyle durum kurtarılmış olsa da Sena’ yı anlıyordum insan düşünmeden edemiyordu. Yine de bunu ona söyleyemezdim, “Bunları düşünme, sonuca bak Sena. İşin iyi yanına bak?” Konakta herkes öğrenmişti, artık Sena ve Azat’ ı herkes bildiğinden umuyorum ki bir daha böyle bir mesele gündeme gelmezdi.

“Annemlere söylemem gerekiyor, ne yapacağımı bilmiyorum. Bu akşam da Tuğrul gelecekmiş, ona söyleyeceğiz.” İnsan bazen tüm bu hengamelerden hiç yaşanmamış gibi sıyrılmak istiyordu, kulağa zor geliyor ama “Birlikte hallederiz.” Bir şekilde, zor olsa da.

“Hadi kahvaltı yapalım sonra uzun uzun konuşalım.” Elinden tutup mutfağa çekmek üzereydim, Dilan odadan çıkınca Sena Dilan’ a yöneldi ben de onları baş başa bırakıp mutfağa girdim.

Azat balkona çıkmamış, mutfaktaki masadan kendine bir sandalye çekmişti. Bakışları beni bulduğunda ona ne diyeceğimi bilemeden ofladım ama gözlerimi kaçırmadım.
“Nasılsın?”

Başını çok hafif hareket ettirdi, hislerini anlayabiliyordum. Ben, olanları Serdar’ dana daha net dinleyebilirdim sadece ikisinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Yanına bir sandalye çektim “Mesele kapandı mı?” Başını salladı, “Kapandı,” dedi öyle çatallıydı ki, hemen ardından hafif bir öksürükle toparlanmayı denedi.

“Nasıldı? Yani gün?”
Bendeki de soru…

“Karmaşık, yorucu, leş gibi.” Her biri farklıydı; Sena için üzgün diyebilirdim ama Azat ve Serdar için aynı kelimeler yetersiz kalırdı.

Azat yerinde dikleşip oflar gibi soludu, sanki bu soluklar ona hiç yetmiyordu. Bir dizi hızlıca sallanmakta, “Yenge kusura bakma, ben atamadım öfkemi içimde patlıyor. Burası da öyle, taşkınlık yapacağım bir ortam değil.” Hiçbir önemi yoktu, elimi önce omzuna koydum ardından kendimi tutamayıp sarılır gibi oldum. “Ya Azat deme öyle ne kusuru.” Azat, elini dostça bileğimin üzerine koydu “Ben şimdi olayları bilmediğimden Sena’ ya da ne diyeceğimi bilmiyorum. Yanlış bir cümle kurmak istemiyorum.”

“Sena sadece dedemin bana kız istemeye gittiğini biliyor. Serdar’ ın yetiştiğini biliyor.” Gözlerini yumdu, “Çok etkilendi. Kızı zora soktum, sanki mecbur bana.” Bu o kadar anlamsızdı ki kendimi tutamayıp birden güldüm “Saçmalama, Sena deli oluyor sana. Seni kaybedecek diye çok korkmuş. Sadece,”

Aniden bana döndü, “Sadece ne?” Bu tepkiyi bekliyor muydun emin değildim ama oflar gibi oldum. “Başka korkuları da vardı,” Ve simdi olaylar böyle patlayınca sanırım o korkuları da etkilenmişti.

“Bak, o belki söyleyemez ama biz Sena için psikoloğa gitmeyi planlıyorduk bu evlilikle olan korkusunu aşmak için. Yani Sena seni çok seviyor Azat, aksi bir şey düşünme sadece belli problemler vardı. Yani sen şimdi onu zorlama, kendini de sakın Sena beni istemiyordu, mecbur kaldı gibi düşüncelerle boğma. Halledeceğiz hepsini.” Azat beni kaşlarını çatıp öyle dikkatli dinlemişti ki yanlış bir şey söyleyeceğim diye aklım karışmıştı.

“Ne psikoloğu benim neden haberim yok?” Beklediğim tepki tam olarak buydu, onu ve Serdar’ ı biliyordum. Bir an kapıya dönüp kolunu daha sıkı tuttum “Ya Azat, sana söyleyebileceği bir şey değildi çünkü.” Ben istiyorum ki Azat kendini kötü hissetmesin. Sena’ nın sevgisinden şüphe etmesin.

Yerinde sertçe kıpırdandı, “O ne demek Hazan? Evlilikle ilgili diyorsun?” Gözleri büyümüştü, onu uzun zaman sonra ilk defa böyle öfkeli görüyordum.

“Tamam işte,” diye baskıladım birden. “Sana söyleyemez, Sena utanıyor böyle şeylerden beni de zorlama!” Yaptığım doğru muydu bilmiyorum ama hem bir an evvel kimse gelmeden konu kapansın hem de böyle bir konuyu Azat’ a daha fazla açmamayım diye hızlıca konuşmuştum.

Elini ensesine götürdü, yüz ifadesine bakarsak konuyu anlamıştı. “Hazan.” Deyip duraksadı. “Sena’ ya söyle bu konuyu bana açsın, ben ne gerekiyorsa yaparım zaten.”

Elbette.
Başımı hızlıca salladım “Biliyorum, biliyorum Azat. Ben bunu ona da söyledim ama konu çok yeniydi zaten. Daha doktor bile bulamamıştık.” Bu defa başını sallayan Azat’ dı ama fazlaca yavaştı. Gözlerini kapatmadan hemen evvel mırıldandı. “Ben bulurum.” Bir şekilde, imkanları sağlayacaktı. “Bugün konuş, bu gece açsın bana ben duramam böyle.” Onu çok iyi anlıyordum, benzeri yollardan geçmiş bir çift olarak onları en iyi biz anlardık.

Ben bugün tüm şartları zorlayıp Sena’ yla uzun uzun konuşacaktım zaten “Tamam. Ama sen de yanlış şeyler düşünme, Sena seni çok seviyor.” Ona bunu defalarca tekrar edebilirdim. Azat her şeyin sebebini anladığından fazla sessizdi, düşünceli de diyebilirim.

“Düşünmem.”

“Ne düşünmüyorsunuz?”

Muhabbete dalgımızdan Serdar’ ın geldiğini fark etmemiştik. Duşun bu kadar kısa süreceğini bilemedim, ikimiz de ona döndük, “Serdar. Sena nerede?” Saçlarını tam kurutmamıştı, hafif menliydi ve bize bakarken telefonunu tezgaha bırakıyordu “İçeride uzanıyor, başı ağrıyormuş.”

Azat ayaklandı, kolunu tuttum ama “Sen dur ben bakarım.” Omzunun üzerinden bana dönüp imayla “Bence ben bakayım.” Demesi daha makul geldi. Konunun üzerine, ikisine de güzel gelebilirdi.
Azat’ ın gitmesine müsaade ederken Serdar’ a sarılıp arkasından seslendim “Çok durmayın kahvaltı yapalım.”

Mis gibi kokuyordu, kokusu beni gülümsetirken Dilan mutfağa girdi. “Her yerde artı on sekiz çift var,” söylene söylene kapıyı kapatması hepimizi gülümsetmişti birer sandalye çekip oturduk.

“Naber lan?” Serdar, elini uzatmış Dilan’ ın topuzunu karıştırıyordu. Dilan başını geriye atıp sırıttı. “Haberler sizde, konakta smackdown oynamışsın yine rey mysterio.” Güzel benzetmeydi, dudaklarım gerilirken Serdar’ a yaslandım ama Serdar benim gibi gülümsemek yerine derin bir nefes alıp beni öpmüştü.

Dilan yüzünü ekşitti “Burası daha beter on sekiz.” Halinden memnun olan sadece ben miydim? Dilan’ ın sözleri yalnızca beni güldürüyorken “Seni de göreceğiz?” Diyerek ellerimi bana sarılan kolların üzerine koydum. Serdar sessizdi, Dilan mırıldandı “Yusuf’ u dövmüşsün.”

“Dua etsin öldürmedim o kaypağı.”

Üzeri o yüzden kanlıydı demek. Başımı kaldırıp “Ne oldu ki?” Dememle mutfak kapısı yeniden açılmıştı, Serdar “Hadi.” Diye doğruldu, “Açım ben.” Daha anlatacaktı ama.

Hep birlikte çayları doldurup balkondaki masaya geçtiğimizde ben Sena ve Serdar’ ın arasında oturmuştum. Kollarımı Sena’ ya doladım “Çok mu ağladın seen?” Azat göz ucuyla bize, daha doğrusu Sena’ nın vereceği cevaba bakıyordu.

“Yok ya,” dedi üzerini düzeltirken “Yeni rimel aldım ya o yaptı baksana.” Bana döndü, hafif kızarmış ve dolayısıyla çok goş duran gözlerine bakıyordum “Nasıl kızardı, çıkarttım hemen.” Ben de ağladı sanıyordum “Yaa.” Dedim göz altına dokunup “Hala acıyor mu? Çayla silelim.”

“Yok geçti, ama temizlerken bile kirpik diplerime bir şeyler battı sanki.” Patates kızartmasından alıyordu, yardım ederken onu dinlemeye devam ettim. “Hatta sana da almıştım çöpe attım ikisini de.” Serdar önümüze ketçabı uzattı, Azat mayonezi.

“İyi yaptın aşkım,”

Dilan telefonunu sonunda bir kenara bırakmıştı. “Anlatacak mısınız neler olduğunu? En azından Yusuf’ u.” Ben de merak ediyordum, Serdar’ a döndüğümde umarsızca poğaça yediğini gördüm.

“Yusuf olayını ben de tam bilmiyorum.” Azat çay kaşığını kenara alıyordu, Sena ona yaslanınca sarılır gibi oldular. Onları böyle bir günde, güneşin bağrında bizim evimizde yan yana görmek benim için çok ablamlıydı. Her ne olduysa, bir an Azat’ ın kimseden çekinmeden Sena’ yı bağrına yaslamasını izledim.

Konuya değinmişken elbette ki Serdar girdi, bir ısırıkta poğaçanın yarısı yemişti canım kocam. “Sabah evden çıktım, yolda bu pezevengi aradım. Sana istenecek kızla bir ara konuşuyordu sanki öyle hatırlıyorum.” Çayından bir yudum aldı, “İte dedim ki kızı seviyor musun? Hani o seviyorsa bir başkasını almayayım araya, çünkü Azat’ ı kurtarmak için bizden birine postalayacağım yapacak bir şey yok.”

Derin bir soluk aldım, ne yazık ki konuyu anlamıştım hoş bir şey değildi.

“Bu seviyorum dedi bana, sordum yani ite tamam dedi bana. Neyse ben gittim hallettim.” Anlatırken de sinirleniyordu, birkaç patates attım ağzıma “Sen nerede yakaladın dedeni?”

Bana döndü, sakin sakin cevapladı beni. “Kapıda. Tam konağa giriyordu.” Gerçekten kılı kılına yetişmiş, büyük bir andı diyebilirim. Oflar gibi soluklanırken Azat “Ee?” Deyince Serdar devam etti.

“Yusuf için konuştuk adamla. Bizim konağa döndük, biz tartışıyoruz dedemle, o ara sen geldin işte.” Azat’ a bakıyordu sadece, sen derken elini de uzatmıştı. Azat başını esnetti “Tamam da, ben bilmiyordum senin Yusuf’ a sorduğunu.”

“Salaklık bende işte, ne soruyorsun piçe. At ateşe am-” küfür edecekti, bir an vaz geçip soludu. “Geldi. Diyor, abi ben senden korktuğum için seviyorum dedim. Kararsızım, emin değilim, bilmiyorum.” Serdar’ ın neden sinirlendiği anlaşılmıştı, “Haa.” Dedim arkama yaslanırken. Dilan’ da bilenmiş gibiydi “Korkak erko.”

Serdar anlatırken tekrar tekrar sinirleniyordu, haksız da diyemem şimdi. “O sokuğu döverken de kızın ailesi iş konuşmaya geldi. Sabah bizden laf aldınız şimdi damat olacak adamı dövüyorsunuz ne oluyor dediler.”

Yanlış anlamadıysam Azat’ ın küfrünü duymuştum, üzerinde durmadan kendi şaşkınlığımı yaşadım. “Aaa, cidden.”

Serdar çayına uzandı, ince belli bardağını tutup arkasına yaslandığında öfkesi umarsızlığa doğru gidiyordu. “Hiç ilgilenmedim, dedim dedeme sen hallet. Bunları başımıza sen sardın.”

“Ayyy, sonra Yusuf’ la ne oldu?” Ben Yusuf kim tam hatırlayamıyordum, samimi olacaklar ki Dilan sürekli soruyordu. Serdar çayını yudumlarken “Allah ya ona verecekti ya bana. Verdi işte birimize.” Olan Yusuf’ a oldu tabi, Dilan’ da bunu üzülmüş gibi dile getirdi.

“Yusuf’ a yazık oldu.”

“Kızım söz vermek göt vermeye benzemez, madem emin değilsin adam gibi soruyorum söyle. Ben gittim adamla ona göre laf konuştum. Bana hayır dese Mahmut’ a soracağım bunlardan biri birini seviyordur illa.” Serdar’ da istemiş ki madem biri birikle evlenecek herkes sevdiğini alsın. Güzel düşünmüş, şimdi öfkesini anlayabiliyordum belki de Yusuf başka birinin hakkına girmişti.

“En son ne oldu?”

“Ne yaparsan yap dedim.”

Dilan ve Serdar’ ı izliyordum, Serdar kavurmadan alıyordu, Dilan ise hala eğlenme derdindeydi. “Öyle de söylememişsindir sanki. Nasıl sövdün? Söylesene ben de bizim kızlara kullanırım.” Ama kabul ediyorum ki komikti.

Serdar kahvaltıya odaklanıp tabağıma iki kaşık kadar kavurma koyduğunda onu nasıl yiyebileceğimi düşünüyordum. “Tamam.” Dedi bıkkınlıkla “Sormayın daha fazla. Kafam kazan gibi, açım.” Serdar öyle deyince dayanamadım, kıyamadım, dudaklarımdan dökülen minik mırıltı eşliğinde Serdar’ a sokulup elimi sırtına doladım. Kavurmadan yiyordu, menemen de çok güzel olmuştu.

Çayına uzandı “Sen kaçta uyandın?” Azat’ a poğaça uzatıyordum “Senden sonra hiç uyumadım.”

“Siz isim düşündünüz mü bebişe?”
Sena sağ olsun, konuyu değiştirdiğinden masada sanki herkes derin bir nefes almıştı. Ne garip; zannımca bebeğimiz şimdiden huzur, sakinlik getiriyordu ama hayır. Hiç isim düşünmemiştik ve acele de etmiyorduk. Doğru olan bir anda olurdu zaten. Sena’ ya başımı salladım “Yok aşkım, acele etmiyoruz ama bir şeyler aldık. Serdar akülü araba aldı,”

“Yaa.” Dedi Sena hevesle. Ardından kıkırdadı “Tam Serdar’ lık hareket.”

Serdar Sena’ ya başını eyvallah der gibi eğip Azat’ a döndü. “Azat lan, ne güzel arabalar varmış aşırı hoşuma gitti.” İkisi de bilmiyordu tabi, Azat’ da şaşırınca Dilan araya girdi. “Mağaranızdan çıkın artık neler üretildi ohooo.”

Serdar her ne düşündüyse gülümsemişti, Dilan’ a laf yetiştirirken yemeğinden geri kalmadı. “Sen erkek olsaydın var ya.”

“Başka ne aldınız?” Konu bebeğe gelince masa öyle bir eğlenceli bir hal almıştı ki içim geçti “Yaa.” Derken “Çok üzel bir sürü şey aldık. Zıbın, elbise falan.”

Serdar poğaçayı menemene banarken çenesiyle Azat’ a bahçeyi işaret etti. “Şu bahçeye iki salıncak atalım, kaydırak falan.” Bu fikri bana söylememişti ama çok güzeldi.

Azat’ da kavurmayı beğenmişti belli, onu yerken ve arada “Çocuk için mi? Minik?” Derken görünce keyiflendim.

Ay herkes şahaneydi.

Serdar başını salladı, “Aynen, odayı da halledince başka bir şey kalmıyor herhalde.” Ben de bilmiyordum ki, Sena’ ya döndüğümde onun da kararsız olduğunu gördüm. “Ay ben hiç bilmiyorum ama yoktur yani.” Olursa da hallederiz, annemle yine konuşurdum.

Dilan şimdi öğrenmiş olacak başını telefondan kaldırmadan konuştu “Bugün Tuğrul geliyormuş.” Ben de yeni öğrenmiştim. Üstelim yanı başımda oturan ve neredeyse tüm gün benimle olan kocam bile “Evet ” dedi. “Ayarladık, geliyor. Sena’ yla Azat’ ı öğrenecek.” Desene ortalık karışır, çarşı pazar olur. Tabi ben bunu Azat’ dan kaynaklı masada yükselecek tansiyondan ötürü dile getiremedim.

Dilan getirdi, “Akşama eğlence var desenize.” Sena zaten gerilmişti bir de Tuğrul olayı… Elimi omzuna atıp onu hararetle kendime çektim “Hallediliir. Konuşuruz burada.”

Azat bu konuda fazla sessizdi ama yüz ifadesinden fikrini az çok anlayabiliyordum.

Serdar’ a döndümde bana baktı “Kaçtaymış uçağı?” Ona göre hazırlık yapardım, yemek bizdr yenirdi. “Dört, Azat alacak havaalanından benim alayda işlerim var.” Azat, pek alacağa benzemiyordu ama neyse.
En azından sesi çıkıyordu. “Bu kavurma nereden?”

Serdar dik dik Azat’ a baktı, “Kurbandan.” Alay mı ediyordu yoksa ciddi miydi anlayamadım ama açıklama gereği hissettim “Ben bilmiyorum, Serdar getirdi.” Azat Serdar’ a döndü, “Sen mi yaptın?”

“Birlikte yaptığımız.” Lan der gibi, unuttun mu der gibi, hafif şaşkın.

“Siz birlikte et mi kavuruyorsunuz?” Sena kadar olmasa da ben de şaşımıştım. İkiliden bir cevap bekliyordum, Dilan gülerek atıldı. “Ooohoo hafta sonları da nakış kursuna gidiyorlar.” Biri kızacak mıydı bilmiyorum ama şu saatten sonra da sanıyorum ki kızamazdı çünkü Sena’ yla ben kendimizi tutamayıp güçlü birer kahkaha atmıştık.

“Madara ettin lan bizi, şerefsiz.” Azat kolunu uzatıp Dilan’ in topuzuna vurduğunda Dilan’ ın umru değildi. Omuz silkti, “Ne olacak canım, birinizin karısı birinizin sevgilisi. Biz kendimize yanalım.” Emir’ i bilmesek belki yanardık.

Azat Dilan’ a küçümler gibi baktı, “O niyeyemiş?” Sesi de öyle.

“Madara olacağımız bir lovemiz bile yok.”

Azat alaylı bile olsa öyle bir baktı ki Dilan’ a ben içimden eyvah dedim. “İşine bak abicim hadi. Okulunu oku, örgünü ör.” Tabağına dönmüştü, Dilan oralı olmadı, bu defa da Serdar soluklandı. “Yap da loven kafasız kalsın.”

💎

“Yav bir konuş diyorum sadece konuşuun.” Kendimi hırpalıyordum diyebilirim. Dakikalardır süre gelen ikna çabalarım bir sonuç verecek mi emin değildim ama beni dinlemesi için tüm tuşlara dokunuyordum.

Ellerimi rahatlar gibi iki yana açtım, “Evleneceksiniz siz evlenecek, gerdeğe gireceksiniz. Bak bize, Serdar’ la ohooo neleri aştım. Ay vallahi şimdiki aklım olsa hiç çekinmem her şeyimi söylerim.” Yüzümde kendimden kaynaklı hafif bir memnuniyetsizlik belirmişti ama bu kısa sürdü çünkü hemen ardından iç çektim. “Ay gerçi o zamanların da ayrı bir güzelliği, heyecanı vardı.”

O günlere geri dönmek değil, fakat aynı hisleri yaşamak isterdim.

Sena kelimelerim ard arda gelmesi sonucu kararsızlığını belli eder olmuştu. “Bilmiyorum,” derken sarı saçlarını geriye itiyordu. “Her şey üst üste geldi Azat bir de bununla mı uğraşsın? Bir de derdine ben mi ekleneyim?” Huzursuzluk yaşıyordu, bu konu hakkında fazla stresli olduğunu her halinden anlayabiliyordum ama o kadar anlamsızdı ki konuyu basitleştirdim. “Ne eklenmesi ya? Koca koca adamlar, bir şey olmaz onlara. Sen bu gece hafif aç konuyu bakalım Azat ne diyecek. Hem, işler ciddiye biniyor baksana, yakında teyzemlere söylemen gerekebilir.”

“Haklısın.” Dediği vakit kahvemden bir yudum almıştım, Sena daha soğuk içiyordu. “Konuşmam gerekiyor, deneyeceğim. Bu konuyu daha fazla taşımak istemiyorum içim sıkılıyor.”

“Acaba.” Dedim bilemeyerek “Bir şeyler mi deneseniz? Yani yakınlaşmayı falan, belki gözünde büyüyordur.” Sena bunu asla kabul etmezdi. Öyle ki gözlerini kocaman açıp “Hazan!” Demesinden bunu anladım “Sen iyice azıtmışsın, saçmalama.” Ne vardı sanki, omuzlarımı silktim “Aman Senaa.” Allah’ dan Dilan üst katta Emir’ le konuşuyordu da konuyu rahat rahat açabiliyordum.

“Bilmem artık, bu akşam konuşun halledin Sena. Alt tarafı sevişmekten korkuyorum diyeceksin.” Yastığı bana fırlatmak istese de vaz geçti, “Sen kocanı özledin belli, bu hamilelik hormonları seni fena etkiliyor.” Öyle, elbette, kocamı hep özlüyorum ama benim tek derdim Sena’ ya hızlıca yardımcı olup Azat’ a verdiğim sözü de tutmaktı.

Derin bir nefes aldı, “Ay içim şişti, şirkete de yollamadı beni, dosyaları masanın üzerinden bırakıp çıktım. Ne yapıyor Allah bilir.” Bu konuya gelecek olursak da, “Sabah nasıl oldu sahi?” Deyiverdim.

Tam olarak nerede öğrenmişti, nasıl olmuştu hiç bilmiyordum. Bu yüzden Sena’ yı dikkatle dinledim “İnan Azat’ la konuşmadı desem yeridir. Serdar aradı, hemen hazırlan şirketin önünden alacağım seni dedi beş dakikaya da geldi. Yani apar topar çıktım bende. Sonra buraya geldik, Azat yarı yolda katıldı bize. Gelene kadar da Serdar konuştu benimle, ben Azat’ ı inince, kapının önümde gördüm.”

İçim Serdar’ ın ilgisine yumuşacık olmuştu, fincanımı kenara bıraktım, “Ne konuştunuz?”

Hatırlamaya çalışıyordu, “Konuyu anlattı, sakin ol ama dedem Azat’ a kız istemeye gidiyordu dedi. Aileler karışabilir ya kendini hazırla ya da yol yakınken dön dedi. Tabi ben de Azat’ ı sevdiğimi söyledim.” Bu konuda hala hüzünlü, hala dokunsam ağlayacaktı. İkimizin de yüz ifadesi aynıyken Sena’ da kendimi görüp usulca mırıldandım.

“Azat neden almadı seni?” Yanlış anlaşılacak bir şey değildi, sadece merak ediyordum.

Sena bağdaşını güçlendirirken omuzlarının çöktüğünü fark ettim. Sanki hiç gücü kalmamış, bu olay onu fena yıpratmıştı. “O Serdar’ dan sonra çıkmış konaktan. Bir de çok sinirliymiş sanırım, bir şeyler olmuş tam anlatmıyorlar ki. Ama Serdar’ ın konuşması çok daha iyi oldu zaten boş ver. Azat beni kırmamak için uğraşırdı, Serdar açık açık durumu anlattı. Mesele bu, nerede durmak istiyorsan orada dur hiçbir şeye mecbur değilsin dedi.”

Çok ilginçti, Sena’ ya belli etmeden kaşlarımı çattım.
Sanki bir savaş başlayacaktı da Sena safını belli ediyordu.

Nedense bu detay içimde bir meraka neden olmuştu, ifademi gizleyemezdim. Ben, sadece Sena’ yı meraklandırmamak üzere elimi karnıma yerleştirip ofladım “Küfür etmeyeceğim.” Bırakmayı da deniyordum, yer yer oluyordu.

“Bebiş nasıl sahi?” Sena elini karnıma uzatınca konu kapanmıştı. Gülümsedim, “Bilmem, mutludur herhalde. Biz iyiyiz ya.” Eğer hissediyorsa, ki öyledir muhtemelen. Sena elini tişörtümün altına sokup tenime dokununca tişörtü kaldırıp çıplak tenimi açığa çıkarttım “Ne kadar büyümüş, beş aylık olacak haftaya. Hareket etti mi?”


“Hayır ama çok da etsin istemiyorum açıkçası. Görüyorum bazen, sanki karnı yırtacaklar içim gidiyor.” O zaman ne yapardım bilmiyorum, zaten endişelerim vardı. “Yok canım.” Dedi Sena yumuşak eliyle karnımı severken. “O kadar etmez kızımız. O tam bir hanım efendi olur bence. Doğsa da sevsek, öpüp koklasak ya biraz.” Bir doğsa, bir doğsa neler var aklımda. Bununla birlikte iç çektim, “Ay inşallah Sena.” Çok seveceğim biliyorum, Serdar da çok sevecek bu bebek bize daha iyi gelecek.

“Sen nasılsın, bulandılar devam mı? Kahvaltıda pek bir şey yemedin? E Serdar’ da bir şey demedi.” Normalde üzerime titrediğinden dikkatini çekti demek ki ama ben umarsızca gülümsemiştim. “Akşamları daha çok oluyor iştahım, Serdar biliyor alıştı artık. Yüz üstü uyumayı özledim.” Özlediğim başka şeyler de vardı tabi.

“Olsun, az kaldı.” Mayışmış gibiydi, karnımı severken kendinden geçmişti onu rahatlattığıma eminim. Ardından mızmızlanan haliyle “Mayıştım.” Deyip yanıma uzanınca ben de tişörtümü kapatıp Sena’ ya yaslandım.

“Yeni bir masal öğrendim, sana onu anlatayım.”

Yastığımı düzeltiyordum, Sena’ ya gülümserken gözlerimi uyku mağruru yumdum, “Kimden öğrendin? Fikriye Teyze’ den mi?” Fikri Teyze bizim oralarda büyüklerin dinleyebileceği hikayeleriyle meşhurdu.
Sena bir an gülümsese de “Azat anlattı, geçen.” Derken hayli ciddiydi. Başımı omzuna koydum, “Hmm, birlikte mi uyudunuz?” Çok rahattım, şimdi uyuyabilirdim ama Sena başını sallayıp “Hıhı.” Deyince iç çekecek kadar da kendimdeydi.

                                                           
💎

Salonda sesler vardı, üzerimizdeki pikenin yanı sıra sanki varlığı ayırt edilemeyen zoraki bir sessizlik de mevcuttu. “Sessiz ol.” fısıldamayı duyduğumda yerimde kıpırdanıp sarıldığım bedene biraz daha tutundum. Sadece buram buram gelen dalin kokusundan bile Sena’ yla uyuduğum o kadar belliydi ki, sanki yıllar sonra çocuklumdan kalma bir hisse kavuşmuştum. Hareketlenip bana doğru döndüğünde gözlerimi araladım, sanıyorum ki o da uyanmıştı.

Hava kararmış, salonun ışıkları açılmış ve mutfaktan tabak bardak sesleri yükseliyordu, biri onları uyardı. “Yavaş olun lan.” Sanıyorum ki uyuyoruz diyeydi tüm bu sözler, sakin adımlar, yavaş hareketler.

Sena gözlerini ovuşturmaya koyulmuşken ben aksine başımı göğsüne yaslayıp yumdum, “Saat kaç?” Muhtemelen altı ya da altıdan sonraydı, huzursuzca mırıldandım “Hmm.” Bu saatlerde uyanmaktan nefret ediyordum çünkü kendimi tam bir aptal gibi hissediyordum. Gözlerimiz daldığında bunun saatler süreceğini tahmin etmemiştim.

Azat “Günaydın.” sesi yaklaştı ama tam olarak yanımıza gelmedi “Yediye geliyor.” Çok uyumuştuk, üç dört saat kadar.
Sena kolunu bana dolayıp alnını başıma yasladı, “Sarhoş gibiyim.” Ama koltuk da çok rahattı, onu onayladı “Ben de mal gibiyim.”

Salonda kim vardı bilmiyorum, ikimiz de başımızı kaldırıp bakamıyorduk ama muhtemelen mutfakta olan Dilan’ dı. Onun sesini duyduğuma emindim.

Tek gözümü ovuşturup “Kim var?” Dedim sakince, tüm gün ziyan olmuştu ve evde kuru patlıcan dolmasından başka yemek yoktu. Mutfaktaki hummalı hazırlıktan bir medet ummazsam, aç kalabilirdik. Ev sahibi olarak onlara bir şey hazırlayamadığım için ayrıca üzgündüm.

Bu defa “Herkes.” Diyen ses Serdar’ a aitti. Sanırım yan yana olmaktan ziyade kucak kucağa olduğumuz için ikisi de ayıp olacağını düşünerek yanımıza gelemiyorlardı.

“Herkes kim?” Sena pikeyi ayaklarıyla aşağıya doğru itmeye başladı, Azat hafif öksürdü “Emir, Tuğrul, Dilan mutfakta.” Tuğrul gelmişti, tabi ya. Bunu anımsayınca “Yaa.” Diye iç çektim “Geldiler mi?” Ayrıca Emir için de fazlaca mutlu hissetmiştim.

Serdar ılık sesi, sakin tonuyla bana eşlik etti “Hıhıı.” İkisi de kalkın demiyordu, bu hoşuma giden bir detaydı ama sonunda Azat soludu. “Acıkmadınız mı?” Acıkacak bir şey yapmadık ki, başımı hayır anlamında salladım “Sen?” Sena belki acıkmıştır, “Kahvaltıyı yeni yapmadık mı?” Uyuyunca böyle oluyordu işte, omzunu sıvazlayıp “Hadi hadi.” oturur hale gelip başımı aşağıya eğdim.

Yüzüm avuçlarımdaydı, Sena’ da yanıma oturup başımı omzuma yaslayınca Azat “Anlaşıldı.” Diyerek galiba ayaklandı. “Ben benim sarıyı alıyorum, biz bir ayılalım.” Sena’ nın yanımdan kaldırılmasıyla kıkırdamaya başladım, balkona çıksam ve yüzüme biraz serin hava vursa iyi olurdu.

Serdar yanıma oturdu. Sersem gibiydim, kelimenin tam anlamıyla yolumu şasırmıştım. Beni kendine çekince biraz da başım göğsünde dinlenmek istedim. “Günaydın yavrum.” Niyeti beni kendime getirmekten ziyade uzun uzun sevmekti, bunu anlıyordum “Serdar.” Dememle bedenimi sıkıca kendine bastırdı “İyi misin?” Açıkçası değildim fakat bunu yumuşatmam gerekliydi “Daha iyi olduğum zamanlar var.” 

Dudakları arasından nareli bir ıslık sesi duymuştum. Kollarımı ona sarınca doğrulup beni kucağına aldı. “Gel bakalım.”

Bu sorun değildi, yüzüme bir su tutunca geçerdi asıl mesele “Serdar evde yemek yok.” Üst kata çıkmadan çaprazdaki banyoya girdik “Dilan yapmış, biz de gelirken bir şeyler aldık.” Suya eğilmiştim, “Yaa.” Dedim hüzünle “Kızı da uğraştırdık.” Hiç de seslenmemiş, bir de üzerimizi örtmüştü sanırım. “Olsun bir şey olmaz.” Nasıl olmaz, ona güzel bir teşekkür etmem gerekiyordu.

Avcuma doldurduğum suyu sayısız kez yüzüme çarpmıştım. Hem açılmış, hem de rahatladığımı hissediyordum. Doğrulunca Serdar elindeki ufak havluyla yüzümü yavaş yavaş kurulamaya koyuldu “Tipe bak, yerim lan sıfatını.” Gözlerime su kaçmasın diye kapalıydı ama güldüğünü görebiliyorduk, alt dudağımı sarkıtınca eğilip dudakları arasına aldı.

Dur demek istiyordum, aynı zamanda ona bir karşılık verirken istemiyordum. Serdar’ a sarılıp hafif geri çekildim “Dur duuur.” İçeride insanlar vardı, pek mümkün değilmiş hali ise bu iki ara bir derece beni kendime getirmeye yetmişti.

“Nasıl durayım Allah aşkına!” Dişleri arasından soluyordu, hep daha fazlası için hamlede bulunuyordu biliyorum ama yeri ve zamanı değildi.

Dudaklarımı yüzüne bastırdım “Kociş ben üst kata gidip üzerimi değiştireyim kendime geleyim sonra ineyim. Sen de mutfakta yardım et ben hemen geleceğim tamam mı?” Onun yardım edeceğini sanmıyorum ama ben biraz makyaj yapayım, belki rimel sürerdim tamamen kendime geleyim.

Kapıya yöneldim çünkü sadece bu şekilde hızlı olabilirdim. Arkamdan soludu. “İyi, hadi çabuk dön.”

Dakikalar sonra aşağı indiğimde salondaki masa hazırlanmıştı, Serdar ise söylediğimin aksine Emir’ le koltukta oturmuş bir şeyler konuşuyordu. Azat tabakları taşıması için Dilan’ a yardım ediyor, Tuğrul ise ekmekleri masaya koyuyordu. Sena “Dilooş, sen çatal aldın mı?” Merdivenleri bitirmek üzereyken Tuğrul geldiğimi fark edip duygu dolu gözlerle bana yöneldi.

“Aşkııım.” Ben çok özlemiştim, Tuğrul’ a evladımmış gibi sıkıca sarılıp dudaklarımı kumral saçları arasında gezdirdim, saçları yumuşacıktı. “Ohh, hoş geldiin.” Doğrusu ona sarılana kadar bu kadar özlediğimi fark etmemiştim. Hislerimizin karşılıklı olduğunu düşünüyordum çünkü Tuğrul’ da bana ilk defa yerinde duramayan, konuşkan halinin aksine çok sakin ve hislerini belli eder halde sarılıyordu.

“Hoş bulduk.” Onu öptüğümde beni yanaklarındaki yumuşak his karşılamıştı. Gün geçtikçe daha bir yakışıklı oluyordu, yavaş yavaş adam oluyor demek istemezdim ama olgunlaştığı aşikardı. Sesi bile epey kalınlaşmış, omuzları genişlemiş ve boyu beni geçmişti.

Yüzünü avuçladım “Yine çok yakışıklıyız?”

Serdar’ ın öksürdüğünü duyunca başımı yana eğip ona baktım “Kıskandırmak gibi olmasın ama Tuğrul benim ilk aşkım.” Hala öyleydi, Tuğrul’ u hala çok seviyordum o benim için hep çok özeldi.

Serdar’ dan cevap beklemeden Tuğrul’ a döndüm ama bir şeyler söylendiğini duyabiliyordum. “Kocanı başıma sarma.” Tuğrul’ un haline gülerken tek elimi beline sarmıştım.

Mutfağa doğru giderken “Sen de bir güzelleşmişsin.” Dedi usulca, “Hamilelikten mi ne?” Öyle mi? Hiç fark etmemiştim, Serdar’ da söylememişti, artık hamileliğim yüzümü etkileyecek zamana gelmiş miydi ki?

Serdar bana neden bir şey söylemedi?

Yoksa beğenmedi mi?

Moralim bozulmuştu fakat konunun üzerinde durmadan “Bilmem.” Dedim sakince. “Belki de.” Dilan bir sürü şey yapmıştı, beni görünce etrafta hızlıca hareket etmesinin yanı sıra yanımda duraksadı “Geç sen geç, otur.” Elini tuttum “Ya Dilaan.” Bu kadar şeyi tek başına yapmak zorunda değildi, üstelik içeride Emir vardı insan sevdiği varken eli ayağına dolanırdı.

“Ay ne olacak, biz nasıl yetiştik sanıyorsun.” Tuğrul’ dan makas almıştı, Sena bir heves mutfağa girdi “Tuğrul Azat çağırıyor seni.” Hala birlikte olduklarını bilmiyordu, mutfaktan çıkınca Sena kilidi çevirip neşeyle bize döndü.

“Ay Emir gelmiiiş.” Dilan’ a bakıyordu, Dilan kavanozdan turşu çıkartıyordu, dudağını utançla ısırdı. “Anlat anlat nasıl oldu? Açık gördü mü seni? Ya bir uyuduk her şey kaçtı Hazan ya!” Cidden, böyle bir anı kaçırdığım için sesim hayretle değişmişti “Yaaaa ciddeeen.”

Utana sıkıla bize baktı, “Abimler geldi sandım, kapıyı bir açtım bu.” Ellerini hayret eder gibi birbirine vurdu. “Biz ikimiz de şok olduk. Serdar abim hemen lan hop ne oluyor falan paket eder gibi elini Emir’ in gözlerine kapattı tabi. Kaynanam.” Sena ve ben hayretler içinde gülüyorduk, Dilan gülümseyen utancını sürdürdü “Sonra ben gittim, senin odandan üzerime bir şeyler aldım. Yani daha doğrusu Serdar abim peşimden gelip verdi.” Başındaki kırmızı yazmayı gösterdi, “Bunu falan verdi.” Ama söylerken o kadar komikti ki ben bile iç çektim.

“Yaa.” Dedi Sena hayale dalmış gibi. “Çok tatlıymış nasıl kaçırdık.” Ama bence böylesi daha iyi olmuştu. Aksini
“Olsun, biz uyanık olsaydık kapıyı belki biz açardık.” Diyerek belli edince Sena omzuma vurdu “Aynen aynen kız, kesin sen atlardın kocişim geldi diye. Bırakalım da gençlerin önü açılsın.” Sena’ ya burun kıvırır gibi olup sarıldım, “Ben acıktım yalnız.” Tabaklar bir bir salona gitmek üzere dizilmişti, herkes eline bir şeyler aldığında kapıyı çekip salona geçtik.

İçeride dolu dolu bir muhabbet dönüyordu. Onların arasında tabağı masaya bırakıp masaya doğru gelen Emir’ e sarıldım. Azat Hilmi diye birinden söz ediyordu, berberde yaşlı adamın saçlarını maviye boyamışlar.

“Naber Emir?” Alaydan gelmiş olmalıydı, “İyi,” derken yanaklarımı öpüyordu “Ne güzelleşmişsin kız iki günde.” Yahu Serdar hiç mi fark etmedi? Başımı sallayıp “Hıı.” Dedim sakince “Öyle diyorlar.” Umarsızdım, keyfim kaçtı.

Serdar kendine bir sandalye çekmişti, otururken kaşlarını çattı “Kim diyor?” Yüzüne öyle uzun uzun bakmak yerine çorba tenceresine yöneldim “Sen hariç herkes.” Onu ciddiye almıyordum, kırılmıştım diyebilirim insan bir söylerdi. Hamilesin, ne güzel oldun derdi. Hamilesin diye özellikle vurgulardı.

Bakışlarının üzerimde duraksadığını hissediyordum, sanırım tepkim onu şaşırtmış ama henüz bir cevap vermemişti. Azat, Dilan ve Tuğrul kendi aralarında bir şeyler konuşurlarken servis tabaklarının üzerindeki kaselere uzandım, çorbaları ben dolduracaktım.

“Hazan bana az koy.” Bunu söyleyen Sena olsa şaşırırdım ama Azat’ a göz ucuyla baktım “Saçmalama, mercimek işte mis gibi kokuyor.” Kepçe biraz küçüktü, üçe tamamlayıp uzatması için Emir’ e verdim.

“Bizde de sürekli lahana. Tükendim yemin ediyorum her yer yeşil.” Tuğrul o kadar haklıydı ki burun kıvırıp yeni kaseyi ona uzattım, zaten üzerine yorumda bulunulmuştu sesim kalabalık yapsın istemezdim. Serdar’ a baktığımda telefonuyla ilgileniyordu. Ben ona sinirliydim, biraz. Ama kıyamıyordum, yeni kaseyi ona verirken göz ucuyla ne yaptığına bakmaya çalışsam da göremedim.

Servis birince Emir tencereyi benden alıp mutfağa götürmüştü. Döndüğünde ona amcasını sordum “Evleniyor mu?” Yerine oturdu, “Başkasını bulmuş, ikisi arasındaymış karar verecekmiş damat bey.”

“Düğün yaparlar mı? Amcan seni sağdıç yapsın Emir.” Sena sanki Azat’ ı hiç tanımıyor gibi mesafeli ama bir o kadar da keyifliydi. Emir başını sallayıp sabır diler gibi çorbasından bir kaşık aldı “Konuştum, önce bir sünnet ettireceğiz.”

Çorba çok güzel olmuştu, baharatı da azdı. Onlar konuşurken ben karşımda oturan Dilan’ a baktım. “Çorba çok güzel olmuş Dilan.” Serdar çaprazımda, masanın başındaydı ve yeni bilgisayar almak isteyen Tuğrul’ a marka öneriyordu. “Onu duydum abi işlemcisi baya güzel ama bende batarya sorunu oluyor. Çok gitmesi lazım.”

Azat Emir’ e döndü “Sen kesin satacak mısın arabanı?” Emir arabasını mı satıyordu? “Neden?” Dedim sakince.
“Para lazım, amcamız evleniyor.” Eğer bunu gülümseyerek söylemese ciddi sanırdım ama öyle değildi. “Başka alacağım, sarmıyor artık.” Kaşlarımı anladım der gibi havalandırdım “Hıı.”

“Kaç kilometreydi o?”

“Yeni daha, seksen.”

Bakışlarım Azat ve Emir arasında geziniyordu. Azat hafif doğruldu, “Oğlum, çözelim sana yirmi binlik attan inip eşeğe binme. Ha Serdar?” Serdar Azat’ a baktı “Fena değil aslında, küçük diye mi satıyorsun?”

“Küçük, bir de yazılım attırdık ama ben beğenmedim. Alacam sonunda bir doblo yeter artık babam da rahat etsin ben de. Her hafta pikniğe gidelim diyor sürtüyor benimki de biliyorsunuz.” Masada sesler birbirine karışmışken Emir’ in bunalmış, aksi gibi de keyifli hali hepimizi güldürmüştü.

Serdar başını salladı “Araba bulmadan satma, ayarlarız.” Emir başını biliyorum der gibi salladı “Var bir tane, yarın bakacağım.” Tuğrul çevre illerden birini söyledi “Benim arkadaşımın babası satıyor arabasını.” Emir yapma der gibi bakmıştı ona “Oğlum oradan araba mı alınır?”

“Niye abi?”

Azat Emir’ in aksine daha ılımlıydı sadece gülümsedi “Öğrenirsin öğrenirsin.” Ben de duymuştum, ortamlarda hem esprisine hem her gerçek manada o ilden araba alınmaz diyorlardı, istisnalar çıkar elbet.

Sena “Serdar’ da yeni araba almış.” Deyince Emir merakla Serdar’ a döndü “Harbi mi?” Komik bir andı, ben anladım ama çorbasının son kaşığını alan Sena’ nın “Akülü.” Deyişini bekledim. Serdar gülmemişti, sadece bakıyordu. Herkes gülmüştü, ben de sadece tebessüm etmiştim.

Sena ardından gülüşünün devamı bir keyifle Azat’ a döndü, “Sevgilim şu ekmeği uzatır mısın?” Ve gülüşler saniyeler içinde söndü. Serdar yavaşça ne yaptın der gibi Sena’ ya baktı, ben Tuğrul’ a döndüğünde fark ettim; o dahil, masa buz tuttu.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 245

Abooo yandık

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 221

Haydaaaa

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 220

Al işte Tugrul ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 204

Yaaaaa

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 154

Allah'ım manyaklar ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 131

Sevgililerini nasıl da tanıyorlar

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 245

Ahaaaaâa dırın dırın dırınnn

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 244

Ahshajjqjq

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 243

Ya neresiiii

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 243

Benim bildiğim Gaziantep ama tabi yazarın bahsettiği orasımı bilemem

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 208

Yi yi yi

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 167

Agskalalla

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Sanırım bir bölüm sinra gunceldeyim.assiri heycanli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Buyrun cenaze namazina

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

siren sesi ile başlamak üzere cinayet dahil her türlü suç 12 saat boyunca yasal olacaktır

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 244

O doganin bikere

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 234

Aynen yarısını da pilava saklayın sevaptir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 229

Lafı da koyduk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 228

Abi hamilelet gerçekten böylemi acaaba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 228

Hazan ya akdndjdnsj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 226

Atlarfi bu arada

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 207

Serdar ya kalk sen de bir işin ucundan tu be

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 225

Serdar anında delilleri karartmis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Azat ve senadan sonra en Merak.ettigim cift

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 224

Harbi herşeyi kacirdik

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 221

Kur buraz daha hazo atış serbest

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 220

Kuruntu loding

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 218

Allah muafaza

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 214

Hoş geldi de his bulacak mı emin degilim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 211

Çocuk eyliyo sanki

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 208

Yesenee nolur bı merak ettim nasıl uiyom

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 207

Ne demek bişey olmaz Serdar kız tek yapti

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 204

Aynen siz ni aylin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 197

Bende mal oluyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 193

Yazarım nolur yaaa vallaa nasıl başladı nasıl gidiyo bir tanecik bölüm yaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 193

Ya azatla senaaayi cvok merak ediyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 193

Ne anlatttiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 189

Abi çok garip bir histir o yaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 179

Sorma valla senis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Prnsisneur valla o xamn hiç öyle demiyodun be hazo

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 19

Kocamda kocaaamm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 171

Arada birinin karısı birinin manitasi var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 171

Çok emin olmayın bence

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 167

Kdisnsishsus hayali jike yarilmalik

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Ne tansiyon ne yansiyon

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 154

Azat cicuk yapinda bitanede size alalim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Dldindidnwjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 150

Oyyy yerim bunları ven

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Enohlum ben istemiyorum desen adam zorlami alacak bulur koskoca aşiretten birini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 138

Aşşiri aksinli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 124

Dilo biz jfnsjsnsjsne e

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

Azat konustur şu kızı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 111

Senosum.ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Tugurul işi ....

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 102

Valla yilditim nikahını siz halledin hıyar agadi zaten size kırk gün düğün yalar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 102

Evlenin hemen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Kıyamam yaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Yiaaaaaa guzelimiyiz getcektennn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 86

Oyyy yicem bu kız çok tatlı oldu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Sen biz merak etme cnm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69

Sen lazımsın kocisss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

P ne kiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Harbi bu arada Dilo sansli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Bu hıyar agadi serdari kendi yerine birakacak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Aaa şimdi aklıma geldi lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Harbi abi bunu hala cozemedim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Valla biz söyleriz de dedenin beyni almaya bilir hıyar agadi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 50

Takis kendini Allah bizi de kul saniyor fkdkfnnfkf

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Ben ilk günden beri istiyorum hazo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 46

Gelir biraz sonra dmdinfjd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 43

He wolllaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

Sen çok emin olma okuzluk konusunda Dilo ejndnsjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Serdar bize kızmaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Siz onu bir geçin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Bizim oralarda bir söz var yüz verdik Ali'ye geldi sicti halıya diye

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Valla el alem falan dinlemeyecelsin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Abi şu dünyada haxan olacaksin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Komik değildi. Gülmedim. Şakan o kadar kötüydü ki kafamın üstünden gitmesini tercih ederdim. Dürüst olmak gerekirse beni güldürmek için berbat bir deneyimdi. Kıkırdamadım akciğerlerimde ufak bir hava akışı olmadı. Bilime göre güleceğimiz zaman, yüz kaslarımız gülmeden önce gevşemeye hazırlanırlar, en küçük bir oynama bile hissetmedim. 0/10 şakan o kadar kötüydü ki sana yasal olarak yaratıcılı olmana kim izin verdi inanamıyorum. Bu şakaya harcadığım beyin gücü dünyadaki bütün evlerin enerjisini karşılamaya yeter sanırım. Bi kişilik sahibi, ol şaka yapmayı öğren, kitap oku. Bunu komiklik için söylemiyorum, içtenlikle söylüyorum ki bu mizahın gelebileceği en kötü nokta olabilir. Az önce dünyadaki bütün mizahi ve komedik şeyleri tek elle yoketmiş bulunuyorsum. Toplumun seni bütün olarak bu komiklikten aciz bıraktığından dolayı büyük bir utanç içerisindeyim.

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 30

Ne demek ne karışiyosun bu güne bugün agalari

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

Kim bilir nasıl bağırdı koskoca konak sonuçta

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 19

Bizim koca bağımlılığı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

Garibanim ya valla kız ortada kaldi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Hayattan tek beklentim hallediyorum erkeği serfar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Aman da aman hepte karisni dusunurmusss

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Bizim Tuğrul yakar bunları

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Ee başlasın artık tan tana

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Sena

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Durudun durudun gol atacağın tutu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 245

Sarı Sarı ne yaptın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 244

Ben de bir ana yedim jsjzjjs

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 241

Sksksjsj
Orası neresi ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 229

Haozs biraz kalbî kırılmış

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 225

Jahahah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 221

Başladı bizim measi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 220

Al buradan yak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 208

Ye ye bittirdin kızı be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 204

Hahah ya ne güzel bir an

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 201

Düşünceli erkekler severiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 196

Evin prensesleri uyuyor jsjzjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 171

Şunlara bak kendileri yapınca iyi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 171

Ayan yapın bakalım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Love kurban olsun sana

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Derdin o olsun kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Vay hâline dilo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 154

Bu azat ile serdar bu o konuda hiç sınırları olduğunu düşünmüyorum

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Ne araba ama

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

No küfür artık

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 130

Aaa çay mi
İlk defa duyuyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 130

Çay göze çok iyi geliyor arpacık falan çıktığı zaman bende koyuyorum

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 130

Hiç bilmiyor dum ilk defa duydum ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 127

O ne demek ya
Ksjjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 124

Seni de gorecez

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 124

Hyhah Dilo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 116

İyi yapıyorsun Hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Vallahi hazosum hiç hoş gelmemişler

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Sonu üç harfli bükücü

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Adamın mirasını devam ettiriyor kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Kız Serda ve azat var Arkanda senin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Hazo yapar mı yapar vallhi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

İnsanı böyle abileri olsun da sırtı yere gelmez

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

Hahah Dilo ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 27

Uf bu erkekler harlaniyor
Yanan kadınlar oluyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Adamın direği gitti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Anlat anlat inçigına cincigina kadar anlat

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Bunu yazmaya gelmiştim djdndjjdje

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Ne oldu dilo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 19

Jakajn hazn ya
Çok güzel birşey oldunuz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Bizim hazo tam bir ev hanımı olmuş ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Serdar olduğu yerde mi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Asıl bizim aklımız sizde kaldı

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 244

Aha işte bdhddhdhdg

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 57

Ben sana WhatsApp tan yazarım aşkım. Benim haberim var

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 51

Olur tatlım helvanı nasıl istersin?

Yorum için giriş yap