← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 33

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Kendime olan kırgınlığım her daim ona olan hislerimin üstünden geliyordu.
Serdar yokken içimde bir türlü bitmeyen o savaşı sürekli yaralı ruhum kazanıyordu. Bir yanım onu deli gibi severken diğer yanımda elindeki balonları fırtınanın soluğuna kaptırmış ufak bir çocuk vardı.
Bu yaralarla ona gidemeyişime bir çocukluk bırakmıştım ben.
O her zaman baharda tomurcuklanan çiçeklerim kışın fırtınalı soğuğunu görmüştü çünkü. Ellerim titrerken, acıdan tüm bedenin yanarken, gözyaşlarımı saklaya saklaya bir sokak kenarında ağlamıştım çünkü…
Çoğu zaman böyleydi bu.
O yaralı ruhla savaşım bir türlü bitmiyordu.
Geçmişi silemiyor, yok saysam dahi aynaya her baktığımda bana kendini hatırlatıyordu. Gördüğüm her zorbalıkta geçmiş bir anının tutsağı olurken her gülüşümü içimde eziyordum. Hayatı bana zehir eden insanın kanından olmak nasıl bir duygu çok iyi biliyordum. En berbatı da buydu ya; hayatı zehir edip gitse dahi bir türlü geçmiyordu o yara. Beni mahkum ettiği bu hayata tıkanıp kalışım, fiziken kendime acıyışım artık ruhumu da yakıyordu.

Başıma gelenler her neyse; başta Osman olmak üzere birçok şeyin sorumlusu öz babamdı. Ondan kalan izler, ondan kalan hastalıklar, ondan kalan anılar, işkenceler.. Bedenimi bıraksa kâbusumu, kâbusumu bıraksa ruhumu talan ediyordu.
Bitmiyordu.
Bazen unutmak yetmiyordu insana. Başa çıkmak ve o acıyı kabullenmek de gerekiyordu. Fakat bunu çoğu zaman bir başıma yapamıyor, yapamadıkça da kendimden nefret ediyordum.
Benim kavgam kendimeydi.
Kendimden nefret ederken de her ne olursa olsun asla hoşlanmadığım sırtımı bir başkasının görmezden gelmesini asla anlayamazdım.
Bu, akıl almazdı.

Serdar’ a olan adımlarım bu yüzden olabildiğince mesafeliydi ya. Gecenin bir vakti sancıyla uyanan bendim. Tıkanan ve sızlanan bendim. O da bu duruma girmek ve beni o şekilde görmek zorunda değildi.
Benimsin diyordu ya hani, şimdinin bir önemi yok; ama ben yıllar sonra başıma ne geleceğini bilmediğim o yola bir ilişkiyle çıkmak istemiyordum.
Onu çok seviyordum. Fakat karşımda bana acıyan bir adam istemiyordum ben.

Dün o şekilde çekip giden bir adamı istemiyordum. Benden ve hislerinden emin olsa gitmezdi. Gitse dahi arardı, mesaj atardı. Bir şey yapar ve ne şekilde olursa olsun bana ulaşırdı. Dışarıdan bakınca nasıl görünüyordu bilmiyorum, fakat bu yaşananlar dün akşam çok gurur kırıcıydı. Onun bir yabancı gibi beni izleyişinde kendimi berbat hissetmiştim. Halbuki en olur haliyle odaya gelip sarılsaydı, başkanın yanında yine benden uzak kalsaydı geçerdi her şey.

Bunu yapmayışı kalbimin ufak bir kısmını kırarken içimdeki sevgi zeminini de sararmıştı. Ne değişti de yeniden geldi ki? İkilemde kalmış duygulara ihtimal verecek yanımı yitireli çok olmuştu. Oturup düşünülecek bir ihtimal olmak istemiyordum; fakat bir şey daha vardı ki o da Serdar’ a karşı hissettiğim duyguların benim ondan uzaklaşmama engel oluşuydu.
Ne olursa olsun onu dinlemek istiyordum. Onu her daim dinleyerek anlamak istiyordum. Bana olan hislerini, olaylara olan bakış açısını onun aksine merak ediyordum. Ona ait her ne varsa, kalbindeki ve zihnindekileri dinlemek isteyen yanımın gözleri doluyordu; çünkü aksini kabullenemiyordu içim.

Biliyordum ki herkesin yaşadığı hayat, geçtiği yollar ve bu süreçte oluşturduğu karakterler farklıydı. Bana tersti belki. Serdar cidden çok gururlu bir adamdı ve bu yüzden her zaman bir adımı gerideydi. Tüm bunları henüz gözlemlemiş olsam da yine de Serdar’ ın nasıl bir yapısı olduğunu tam olarak bilemiyordum.
İşte bu yüzden her ne kadar beni kırsa da onu bir kere olsun dinlemek istiyordum.
Zira belli bir hataya gidişini de anlayabiliyordum. Onun sorunları çözme zihniyeti pek benimkiyle uyuşmasa da kalbimde herkesin aksine ona her daim ılımlı yaklaşmak isteyen bir Hazan vardı. Serdar’ a tam olarak ve ruhen sahip olduktan sonra hayata olan bakış açım değişecekti. Yani belki.
Belki olduğum, aradığım ve yıllardır tamamlayamadığım diğer yanımı bulurken hayata biraz da Serdar’ ın penceresinden bakabilecektim.
Kalbimde bize ait bitmek bilmeyen bir umut vardı. Bu yüzden de tam olarak kopamıyordum..

Balkon kapısını kapatıp kilitledikten sonra perdeyi çektim. Lambası yanan odada yatağımın karşısında yer alan dolaba yöneldiğimdeyse saat akşam dokuza geliyordu.
O konuşmamızdan sonra Serdar’ la hiç iletişime geçmediğimizden Yeliz gittiğinden beri sadece bizi düşünüyordum. Düşünürken ara ara dolan gözlerimi parmaklarımın tersiyle siliyor, çalışma masasında duran ve Serdar’ ın aldığı sütlerden birini yavaş yavaş yudumluyordum.

Bu akşam bu meseleyi bir sonuca bağlamamız gerektiği konusunda Serdar’ la aynı fikirdeydim. Sanırım ilk defa onunla aynı fikirdeydim ve bu durum beni sebepsiz bir tedirginlikte korkutuyordu. Sonuçta neler yaşayıp hissederken neler konuşacağımızı da bilmiyordum. Gözlerine bakmak bile her daim zorken onunla cümle kurabilecek ve kendimi açıklayabilecek miydim bilmiyorum.

Derin bir nefes aldım.

İlerleyerek oturduğum yatakta uyuma isteğimi bir türlü bastıramıyor oluşum bu sabah çok erken kalkmamın yanı sıra dün gece pek uyuyamamış olmam da olabilirdi. Süt içtiğim halde açtım. Fakat canım ev yemeği de çekmiyordu.
Tatsız tuzsuz bir akşamın ortasında, elime aldığım telefonun titremesiyle süt şişesini kenara bırakarak gelen mesajı açtım.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Hazırlan çıkalım.

Beni götürmekte ciddiydi. Bu hareketi ne olursa olsun gülümsememe sebep olurken kalbimin ve aklımın çakışmasına müsaade etmedim.
Zira aklım Serdar yokken her zaman bir adım öndeydi; fakat aynı şeyi yan yanayken de söylemem pek mümkün değildi.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Gelmiyorum ben biyere

Belki giderdim ama hemen değil.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Kapını kırıp seni o evden alayım mı? Yoksa kendin mi gelirsin?

Bunu yapma ihtimali o kadar yüksekti ki.

Aynaya dönerek kendimi izlerken telefonun yeniden titremesiyle gözlerimi devirdim.

Gönderen; Serdar
Mesaj; On dakikan var

Afedersin ama ben on dakikada sadece pantolonumu giyerim siyah dev. Ayrıca açım. Kaçta döneceğimiz belli değildi bu yüzden belki bir şeyler atıştırmam ve doğal olarak üzerimi değiştirmem gerekiyordu.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Bir saat?

Gönderen; Serdar
Mesaj; Yavrum bir saat çok. Ne yapacaksın bir saat?

Kabul edişimdeki yumuşayışı, bunun üzerine bana yeniden yavrum demesi ve benim bu kelimeyi onun sesiyle okuyuşum içimin kıpır kıpır olmasına sebep olmuştu.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Uyuyor muydun yoksa

Gönderen; Serdar
Mesaj; Ben mi uyandırdım yavrum?

Tebessüm ettim.
Ya Serdar.. Ama sen böyle yapınca benim yüzümde tatlı bir tebessüm beliriyor, sonra kalbim git gide hızlanıyor.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Hayır uyumadım hiç

Kendini bu konuda da suçlu hissetmesini istemiyordum. Zaten etrafımızda dönen olaylar yeterinde Serdar’ ın omuzlarında gibiydi. Bu konuyu konuşmasak da kendine duyduğu suçluluk hislerini bir bir hesaplayabiliyordum.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yarım saat?

En azından üzerimi değiştirip hazırlanmama yeterli olacaktı

Gönderen; Serdar
Mesaj; Tamam

Telefonumu yatağa geri koyduktan sonra oturduğum yerden kalkarak tam karşımdaki aynaya yöneldim. Özel bir hazırlık veya göz alıcı bir makyaj yaparak Serdar’ ın gözünde onun için süslenmiş gibi durmak istemiyordum. Kalbim ona kırıktı ve bilmiyorum… Yani söylemek istediğim şey kendini aramızdaki bu mesafeden özel hissetmemesiyle birlikte sanırım bir miktar utançtı. Bu yüzden dolgun ve kalın bukleli olan saçlarımı o şekilde bırakarak yalnızca rimel ve dudak rengimde hafif kırmızıya çalan bir ruj sürdüm.

Nereye gideceğimizi bilmiyordum.
Gerçi bir yere gidecek miydik ondan da pek emin değilim. Neticede bir mahalle arasında araba da konuşabilirdik. Bu yüzden ne olacağını ya da gideceğimiz yerdeki duruşumu umursamadan siyah tayt pantolonumun üzerine göbeği açık, dar ve kırmızı badimi giydim.
Sadece on beş beş dakikada hazırlanmıştım ve fazlasıyla güzel görünüyordum. Öyle ki kolay kolay tatmin olmayan benliğim şu an gözlerini üzerimden alamıyor, saçlarımı sağ elimle bir sağa bir sola attırarak kendimi inceliyordum.

Son olarak evin neredeyse tüm ışıklarını kapata kapata önce doğalgazı daha sonra salon dahil olmak üzere tüm evin camlarını kontrol etmeye başladım. Salonun camını kapatırken arabadaki Serdar’ ı görmezden gelsem de aynı şey onun için geçerli değildi. Zira camı kapatıp perdeyi çekişimi oldukça net bir şekilde izlemişti.
Dişlerimi fırçalayıp ellerimi kremledikten sonra sıkacağım parfüm hariç tam olarak hazırdım.

Aslında çok heyecanlıydım. Onunla ilk defa birkaç dakika da olsa baş başa kalacak olmamız beni çok başka biri yapıyordu. Kalbimin sesini neredeyse duyabilecek gibiyken kapıdan çıkarak arabaya yürüyecek olmam bile benim için bayılmakla eşdeğerdi. Çünkü biliyordum Serdar her hareketimi izleyecekti. O izlerken de heyecandan benim elim ayağım birbirine dolanacaktı.

Bir şey de yememiştim ve dakikalar geçtikçe hissettiği açlığı yok sayamıyordum. Beyefendi beklemek istememişti. Belki söyleseydim beklerdi ama buna da gerek yoktu.
Açlığım, heyecanım ve ne konuşacağımızı bilememezliğim birbirine karışırken bu sefa derin bir nefes alamayacak haldeydim.

Pekala dedim kendi kendime. Şimdi çantamı alarak merdivenlerden inecek, siyah topuklu ayakkabılarımı giyecek ve yavaşça kapıdan çıkacaktım. Arabada beni izleyen Serdar’ a asla bakmadan yürüyecek ve arabanın kapısını açtıktan sonra yavaşça yanına oturacaktım. Sonrası zaten gelecekti.

Tüm bunları bir bir yaptım. Siyah topuklu ayakkabılarımı giydikten sonra derin bir nefes alarak dışarıya adımladığımda Serdar’ın arabası tam karşımdaydı.
Demir kapıyı kapattım. Kararmış gün bedenime çarpan hafif serin havayla beni karşılıyorken kendimi hem oldukça hafif hem de olabildiğince gergin hissediyordum.
Ben şimdi onunla ne konuşacaktım ki?

Var olduğu bir ortama girmek bir yana dursun bunca yaşanmışlığın ardından o arabada yan yana oturmak da benim içime dertti. Nasıl hareket edeceğimi dahi kestiremiyorken ne diyeceğim, duygularımı nasıl belli edeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu.
Neden gittin bile diyemezdim mesela. Zira Serdar bana o gözlerle bakarken yutkunmayı dahi unutuyordum.

Ona ilerlerken tedirginleşmemin, arabanın kapısını açarken de, yanındaki koltuğa yavaşça otururken de ellerim yeniden buz tutması bu yüzdendi ya. Serdar’ a bakmadan varlığının hüküm sürdüğü bir yere oturmak benim için tarifsiz bir heyecandı.

Beklediğim kadar sancılı olmasa da nihayet oturduğum deri koltuk tenimi üşütürken sağ elimi açık kapıya uzattım. Arabanın kapısını yavaşça kendime çektiğimdeyse bakışlarım asla Serdar’ a dönmüyor, gözlerim tuttuğum siyah kapı kolundan ayrılmıyordu.

Geri yaslandım.
Omzumdan dökülen saçlarımı ellemeden frençli tırnaklarıma ufak bir göz atarak bakışlarımı sokağa çevirdiğimde hemen yanımda oturan adam tarafından izlendiğimi anlayabiliyordum.
Tüm bedeniyle neredeyse bana dönüktü. Nefes dahi almadan beni izliyor oluşu arabadaki bu sessizlikle birleşince daha utanç verici bir hâl almış ve rahatsız hissetmeme sebep olmuştu.
Öyle ki biraz daha bu şekilde giderse kalp krizi geçirebilirdim.

Sessizliğin birkaç saniye kadar uzamasından sonra çalışan arabada Serdar’ ın önüne döndüğünü anlayabiliyordum. Tahminimin aksine kıyafetime bir şey dememiş olması içten içe şaşırmama sebepken aklından neler geçtiğini de merak ediyordum; çünkü itiraf etmek gerekirse bunu biraz da Serdar’ ı sinirlendirmek için seçmiştim. Oysa sinirleneceğine ve bu konuda benimle zıtlaşacağına fazlasıyla emindim. Yine de Serdar’ ı biraz tanıyorsam bu meseleye ses çıkartmamasının altında muhakkak başka bir şey vardı.

Sokaktan çıkışımızla dizlerime koyduğum çantamla oturduğum deri koltuğa iyice yerleşmiş, kollarımı birbirine bağlayarak nereye gideceğimizden bihaber sessizce oturuyor ve yalnızca yolu izliyordum.

“Aç mısın?” Diyen Serdar aramızdaki tüm sessizliği bozarken ses tonu oldukça normaldi. Buna karşılık ona bakmadan “Değilim.” Desem de aslında açtım; fakat onun yanında bir şeyler yiyebileceğimden pek emin olmadığımdan bu önümüzdeki birkaç saat için sorun değildi.

Cevabım üzerine mahallede yol alırken sakin sesiyle “En son ne zaman yedin?” Diyerek konuyu sürdürmesini beklemiyordum.

Geçiştirmek ister gibi  “Yazdığında süt içiyordum.” Dedim. Geçip gittiğimiz karanlık sokaklarda çocuklarım halâ top oynuyor olmasına alışkındım. Sıralı bakkallar, kahveler ve az ilerideki okul sebebiyle birden fazla olan kırtasiyeleri bir bir izlerken halâ Serdar’ a bakmayışım yalnızca utandığımdandı.

Sesi daha ciddi bir hâl alırken topu arabanın önüne düşen çocuğa müsaade edercesine durdu. “Onu sormuyorum Hazan.” Dedi. Sonra derin bir nefes alarak kendi kendine mırıldanırcasına “Anlaşıldı.” Diye devam etti.
Anlaşılan bana sormaktan ve ısrar etmekten vazgeçtiği bir sorusu vardı.

Geçmemiz için iki yana açılan çocukları izlerken bu defa “Nereye gidiyoruz?” deyip sakince konuşan bendim. Serdar cevaplamadan “Ne zaman döneriz?” Diye devam ettiğimdeyse yerimde kımıldanıp bacak bacak üzerine atmıştım.

“Yemek yemeye.” Dedi. Sesindeki ton bana bu defa sakinlikten öte farklı gelmişti. Sanki gergindi ve bu gerginliğin sebebi ben değil de bir başkasıydı.
Cidden.
Arabaya bindiğimizde de kıyafetime tek kelime laf etmemiş, yavrum dememiş ve beni sıkmamıştı.

Tüm bunların sebebi neydi bilmiyordum; fakat yaslandığım koltukta sakince Serdar’ a dönmemi sağlamıştı.
Onu böyle moralsiz görmeye alışık değildim. Sinirlense ya da başka bir şey olsa neyse de, Serdar’ ın durgunluğu bu defa beni de germiş, birde üstüne  meraklandırmıştı.

Bu durumda neyin var diyemez, ama en azından araba kullanırken ona dönebilir ve benim tarafımdaki kaslı koluna odaklanırken “Ne yiyeceğiz?” Diye sorabilirdim.

Bununla yüz hatları gevşedi.
Çatmış olduğu kaşları hafiften düzelirken birkaç metre ileride yoğun olan anayola odaklanmak zorunda kalmıştı. Hafif rampa olan mahalle arasından anayola geçerken “Ne istiyorsun yavrum?” Dediğindeyse bu sorumdan memnun olmuşa benziyordu.

Onunla en ufak bir iletişimim Serdar’ ın bana olan yakınlığını arttırıyordu. Tüm duygularının benimle düzelebileceğini anladığım an trafiği fırsat bilen adam yavaşça bana döndü. Gözlerimizin bu döngüde birleşmesi ona bakarken yakalanmış olmamla belki bir miktar alakalıydı.
Neden beni bu kadar utandırıyordu ki? Oysa hayatım boyunca birçok göze hiç çekinmeden bakmayı başarabilmiştim.
Pekala.
Nedeni çok barizdi aslında. Sadece konu Serdar olduğunda maalesef ki muhakkak tökezliyordum.
Göz göze gelmek bir yana dursun onunla aynı ortamda durmak beni hem mutlu ediyor hem de elimi kolumu nereye koyacağımı bilemez hale getiriyordu.

O bakışlarındaki, koyu kahve gözlerindeki ve kaşında olan façadaki çekicilik Serdar’ ı bu karanlık arabada daha farklı bir adam yaparken hafif açılan trafikle “Yola bak.” Dedim.

Bana bu şekilde bakması aramızdaki mesafenin ufak bir adım da olsa küçüldüğünü hissettirirken yemek mevzusundan kaçmayacağımı anlamıştım.
Bu yüzden de Serdar’ ın aksine yola dönüp dudak bükerek bir ihtimalle “Dursun Amca?” Dedim.

Anlamayan ve cidden bu kadar mı dercesine “Dursun Amca mı?” Demesini beklemiyordum. Hayır Serdar ne bekliyordun ki? Elbette Dursun Amca.

Verdiği tepki karşılığında havalanan tek kaşım onu yadırgar nitelikteydi. Kalkık kaşımla yeniden Serdar’ a dönerek azarlar vaziyette “Pardon da ne varmış Dursun Amca’ da?” Dememle yüzünde hafif geçişli bir tebessüm belirdi. Sonra açılan trafiğe dönerek başını iki yana salladı ve “Yok.” Dedi. “Yok bir şey yavrum.”

Dursun Amca Serdar’ ın aksine henüz kendimi daha rahat hissettiğim bir yerdi. En azından yaptığı dürümü seviyordum ve ne yiyeceğimi biliyordum. Ki bu akşam Serdar’ la buluşmasaydık ben büyük ihtimal Dursun Amca’ dan bir şeyler söylerdim.

Adım adım ilerleyen trafikten çıkması biraz zor olsa da, hatta o çıkmak için uğraşırken ben bana kızacak diye beklemiş olsam da ağzını açıp tek kelime etmemişti.
İşin sonunda yeniden mahalleye dönüş yapmış ve ben bu sayede Dursun Amca’ ya gideceğimizi anlamıştım. Serdar’ ın beni kırmayışıyla gerilen dudaklarım eşliğinden başımı camdan dışarıya çevirdiğimde aslında ne kadar da basit bir hareketle ona yenileceğimi de fark etmiştim.
Olsun dedim içten içe.
Demek ki ben de dilediğim an Serdar’ ı azarlayabilecektim.
Bunu sevmiştim.
Serdar benim gözümde çok başka sertlikte bir adamken onu azarlayabiliyor oluşumu sevmiştim. Buna müsaade edişi beni keyiflendirmişti. Ayrıca girdiği trafikten beni ikiletmeden, itiraz etmeden çıkışı ve yeniden mahalleye girişiyle de kalbimin ufak bir kısmını kazanmış olabilirdi.
Bunu Serdar bilmese de olurdu. Ben kendimi en ufak bir harekete kaptırıyordum ya, bunu Serdar bilmese de olurdu.

Sessiz geçen birkaç dakikanın sonunda el freninin çekilmesiyle oturduğum yerde dikleştim. Dursun Amca’ nın mekânı her zamanki gibi neredeyse yarıya kadar doluydu ve çoğunluğun oluşturduğu erkek gruplarını arabadan bile çok rahat görebiliyorduk.

Serdar’ da benim gördüğüm manzarayı görmüş olmalı ki sert çıkan donuk sesiyle “Baştan diyorum.” Dedi. “Sana bakan olursa siker atarım.”

Onun bu sert sesine döndüm. Dönerken de dudaklarımı keyifle ıslatmış, fakat bu durumu asla ona belli etmemiştim.
Sol eli direksiyonu kavramıştı. Çatılmış kaşlarıyla içerde oturan gençleri bir bir süzüyorken sanırım bu dediği şey, birazdan olay çıkarsa bana sonradan kızamazsın; çünkü ben seni arabadayken uyardım demek oluyordu.

Bilmiyorum Serdar. Olay çıkmazsa daha iyi olurdu fakat çıkarsa da sana birşey diyeceğimi sanmıyorum. Çünkü bana veya yanımdaki arkadaşıma baktıkları an ben bile dönüp ne bakıyorsun diyebiliyorken senin olay çıkartmana kızacak olmam bir miktar saçma olabilirdi.

Sessizliğimi fırsat bilerek “Başka bir yer isteseydin ne olurdu sanki.” Diye devam etmesiyle gözlerimi devirerek bakışlarımı karanlık suretinden çektim.
Bu defa ona bir cevap vermek istemiyordum. Başka bir yer istememiştim çünkü burasının samimiyetini seviyordum.

Elim inmek için kapı koluna gittiğinde Serdar’ ın “Dur.” Demesiyle durdum. Sağ elim kapıdayken kaşlarım ne olduğunu anlayamıyormuşçasına kalktı. Kapıyı bırakıp yavaşça Serdar’ a döndüğümdeyse çoktan bana doğru yaklaşmış, sağ kolunu ve bedenini arka koltuğa doğru uzatmıştı.

Ne yaptığını, arka koltuktan ne aldığını anlayamıyordum. Fakat yerinde dikleşip yüzüme bakarak göz ucuyla açıkta kalan göbeğimi işaret ederek “Seni bu şekilde arabadan indireceğimi mi düşünüyorsun?” Dediğinde aldığı şeyin tişört olduğunu anlamıştım. Bakışlarım onun aksine iki eliyle tuttuğu siyah tişörte giderken şaşkınca “Saçmalama Serdar.” Diyerek karşılık verdim.

Beni dinlemedi.
Eteklerinden tuttuğu tişörtü giymem için ayarlarken havalandırdığı tek kaşıyla bakışlarını yüzüme çevirdiğinde o tişörtü giymek gibi bir niyetim yoktu. Serdar’ ın aksine bu konuda oldukça ciddiydim. Neden onun tişörtünü giyecektim ki?

Bedenini tamamen bana çevirirken bir yandan da tuttuğu tişörtle “Gel buraya.” Dediğinde yükselen sesimle “Serdar hayır!” Dedim.

Niyetim onunla tamamen zıtlaşmaktı; fakat sert bakışları yüzümü bulurken tuttuğu tişörtü bırakmadı.

Oturduğu yerde kımıldanarak bedenini bana yaklaştırdı. Aramızda yalnızca bir karışlık mesafe varken gözlerime baka baka tıslayarak “Hazan.” Dedi.
Bunu yaptığı an yüzümde nasıl bir ifade belirdiyse karanlık bakışları ufak bir miktar yumuşadı. Önce derin bir nefes aldı. Daha sonra yavaşça kaldırdığı sol elini yüzüme koyarak başparmağıyla yanağımı severcesine “Yavrum bak.” Diye devam etti. “Seni kırmak istemiyorum.”

Gözlerimi kapattım.
Bana o kadar yakındı ki bu ana gözlerimi kapattım.
Bedenime bu kadar yakın ve şefkatli oluşu ruhumu istemsizce sararken ona boyun eğmeme de sebep oluyordu; çünkü şefkat en büyük zaafımdı ve Serdar şu an bana şevkatle yaklaşıyordu. Bu koca devin şefkatli halini seviyordum. Sert oluşu beni her daim etkilese de sanırım yerli yerinde sergilediği yumuşak tavırlar beni ona bağlıyordu. 

Bu yüzdendi içten içe o tişörtü kabul edişim. Bu yüzdendi yüzümü seven eline, alnıma değen duduğa kendimi bırakışım. Dirayetim konu Serdar olduğunda ve aramızdaki mesafe sıfıra indiğinde yerle bir oluyordu. Buna mani olamayışıma da çok kızıyordum; fakat Serdar yanımdayken değil.

“Hadi güzelim.” Dedi bu defa da. Dudakları eğdiğim başımla saçlarımı bulduğundaysa başımı yavaşça kaldırarak gözlerine bakmak istedim. Sana bir dur demeliydim Serdar.

Halâ yanağımda olan sert eli hareketlenirken ılımlı bir şekilde gözlerime bakmaya devam etti. Sanki bir şey diyecekmiş de diyemiyor, yeri gelmediği için susuyor gibiydi.
Sanki konuşacak bir sürü olayımız varmış da, yarı karanlık bir arabanın içinde gözlerimiz buluşmuş ve alt tarafı bir tişörtle ortada kalmış gibiydik.

Baktı.
Gözlerime uzun uzun bakarken sessizce baş eğişimde tişörtü giymeyi kabullendiğimi anladı. Eli hâlâ yanağımdayken bedenime iyice yaklaştı. Öyle ki başım neredeyse göğsüne değerken bir kez daha saçlarıma inen buseyle kokumu içine çeke çeke “Yavrum benim.” Dedi.

Bu iki sözde öylesine derin anlamlar vardı ki, kokumu içine çekişiyle harmanlanıyor oluşu aramızdaki ilişkiyi güçlendiriyor gibiydi.
Serdar’ a ruhen bu kadar uzakken ona yakınlaşmak istiyordum. Ona çok sinirliydim. Sormak istediğim bir sürü soru vardı fakat bunlar bir yana dursun bana sarılmasını da çok istiyordum. Ona sarılmayı, bir kez daha onu öpmeyi çok isterken kendimi ondan almam pek de mümkün olmuyordu.

Yine de ona bu kadar kolay yenilmek istemiyordum.
Bu yüzden geri çekilerek sağ elinde tuttuğu tişörtü yavaşça aldım.
Ondan uzaklaşıp önüme dönerken anlamış olmalıydı. Ne düşündüğümü, ne hissettiğimi ve bunca olaydan sonra onunla tek kelime etmeden ona bu kadar kolay yenilmek istemediğimi anlamış olmalıydı ki tişörtü giyişimi, içeride kalan saçlarımı ellerimin tersiyle dışarıya çıkartışımı sessizce izledi.
Halbuki Serdar giydirecekti.
Serdar dokunacaktı bana. Yeniden benim için bir şeyler yapacak ve kalbime delice sahip olacaktı; fakat buna ruhen gerek duymuyor, şimdilik yanağımı sevişiyle, saçımı öpüşüyle yetinsin istiyordum.
Bazı şeyleri konuşmadan birbirimize karışmanın anlamı yoktu çünkü…

Beni izleyen Serdar’ a bakmadan “İnelim mi artık?” Dediğimde giydiğim tişörtün uçlarını düzeltiyordum. Henüz değildi.
Samimi olacak bir sebep bulamıyordum.

Tuttuğu nefesi verdi. Kucağımda tuttuğum çantamı omzuma takarken başını olumlu anlamda sallamasıyla hareketlendik ve aynı anda kapılarımızı açtık.  Sokağa adımlarken kalçalarımı neredeyse iki kollarımı bir karış kadar kapatan tişört aynı zamanda bedenimi hafif esen serin havadan koruyordu.

Kapattığım kapıyla Serdar’ ın birkaç adımı karışırken çok değil, az ilerde durdu. Bana dönerek yanına gitmemi beklemeye başladığındaysa konuşmadan da anlaşabileceğimizi anladım. Zira o durgun fakat kendinden emin bakışların bende birçok anlamı vardı.
Sakin ve umarsızca attığım adımlar topuklu ayakkabım sayesinde ıssız sokakta yankı bulurken kulağa oldukça hoş geliyordu. Bu sessizlikte bizi birbirimize yakınlaştıran adımlarımın ve onun iki yanında sabit duran ellerinin aksine kollarımı kucağımda birleştirdim.

Tutmasını istediğim ellerimi ondan kaçırmak ne kadar iyi bir fikirdi bilmiyordum. Ya da koluna girmek yerine bir başıma dik durmak ne kadar iyi bir fikirdi zerre fikrim yoktu; fakat yaptığım bu hareket onun bana olan hislerini asla azaltmıyor, aksine ne olursa olsun yanındaki varlığım bile ona yetiyordu.
Öyle ki bir zamanlar nefretle girdiğimiz, birbirimizden kaçtığımız bu mekâna girmem için şimdilerde bana yol veriyor, gözlerini üzerimden bir an olsun almıyordu.

Önden gitmemi geri çekilerek basit bir kaş işaretiyle sağlarken bağladığım kollarla önümdeki birkaç basamağı çıktım.
İtiraf etmeliyim, hemen arkamda oluşu bana inanılmaz bir güç veriyordu. Bu topuklu ayakkabıyla yeni silinmiş kaygan zeminde yürümekten ilk defa çekinmeyişimin tek sebebi hemen arkamdaki Serdar’ dı. Eğer düşecek gibi olursam ne pahasına olursa olsun beni tutacağını biliyor ve bunu bile bile adımlıyordum.

Neyse ki öyle bir şey olmadı. Kalabalık bakışlar eşliğinde girdiğim mekânda ilk defa kendimi bu kadar rahatsız hissederken bakışların çoğunluğunun Serdar’ da olmasıyla daha da gerildim. Özellikle az ilerdeki masada oturan üç genç kızın tam arkamdaki Serdar’ ı baştan aşağıya süzmesi daha şimdiden sinirlerimi bozmaya yetmişti.

Serdar’ la aram iyi olsaydı.
Yani düzenli bir ilişkimiz olsaydı şu an durduğum gibi durmaz, üçünün de başını önlerindeki tabaklara  gömerdim; fakat simdi bunu yapmanın ne yeri ne de  zamanıydı
Bu yüzden birkaç adım yürüdüğüm tahta zeminde adımlarımı yavaşlatarak durdum. Arkamı döndüm ve başımı Serdar’ a kaldırdım. Bana ait ve aynı zamanda bakışları bende olana bakarken ne diyeceğimi bilmediğim için olduğu yerde çattığı kaşlarıyla “Bir şey mi oldu yavrum?” Diyen adama omuz silkerek “Hiç.” Dedim. Sonra da yeniden önüme döndüm ve az ilerideki camın önümde olan masaya ilerledim.

Keyfim yoktu.
Halim yoktu ve şuan olay çıkartırsam Serdar’ a bizim hakkımızda çok farklı umutlar verecektim. Sanki beni öpmesine müsaade ederek vermiyormuşum gibi…
Şu an başka bir yere gidelim diyemezdim ama sinirlerim de bozulmuştu bir kere. Hayır şimdiyi mi bulursunuz yani?

Masaya oturduğumda ben kızların tam karşısına Serdar ise benim karşıma geçmişti ki geldiğimiz fark eden Dursun Amca “Ooooo torunlarum.” Diyerek aceleyle bize doğru gelmeye başladı.

Bizi birlikte görmek onu bir hayli şaşkına uğratmış olmalıydı. Bunu mutlu bakışlarıyla birleşen şaşkınlığından anlayabiliyorken göz ucuyla telefonunu, ve arabasının anahtarını masaya bırakarak geri yaslanan Serdar’ a baktım. Saçlarımı sağ omzumda toplarken yeniden masaya yanaşan Dursun Amca’ ya döndüğümde istemsizce gülümsedim.

Önce Serdar’ a bakarak “Serdar’ um hoşgeldun uşşuğum.” Demiş, sonra aynı gülüşle bana dönmüştü. “Hoşgeldın torunum.”
Dudaklarım gerildi. Dursun Amca’ yı epeydir görmüyorduk ve bu akşamın aksine onun enerjisine keyiflenmiş, tebessüm ederek “Hoşbulduk.” Diye karşılık vermiştim.

Bunun üzerine Dursun Amca yeniden Serdar’ a döndüğünde Serdar oturduğu ikili sedire yaslanmış bir halde dikkatle bana bakıyordu.
Keyifle “Hayırdır uğlum.” Dedi. Sesindeki ima her şeyi açıklıyorken Serdar’ dan yalnızca üzerimdeki bakışlarının bile konuştuğuna emindim.
Önce başımı bu utanç veren muhabbete çevirmek istedim; fakat daha sonra Serdar’ ın başını sallayıp ciddi bir sesle “Hayır abi hayır.” Demesiyle ne yapacağımı bilemeyerek “Ellerimi yıkayacağim.” Deyip ufak bir telaşla ayaklandım.

Belki de buraya gelmek sandığım kadar iyi bir fikir değildi. Zira gelirken hiç bu kadar utanacağımı tahmin etmemiş, Dursun Amca’ nın tepkisini ve bizi Trabzon’ da ki akrabalarıma anlatacağını asla hesaplamamıştım.
Hoş, böyle bir muhabbetten de kendimi lavaboya atacak kadar gerileceğimi nereden bilebilirdim ki? Neticede daha evvel böyle bir durumla hiç denk gelmemiştim. Bir zamanlar Mehmet vardı evet; ama onunla da iki yakın arkadaştan farksız gibiydik. Sanırım bu yüzden de aldatılmıştım ya.

Açtığım serin suyla kimsenin olmadığı lavaboda ellerimi yıkadıktan sonra Dursun Amca’ nın gitmiş olduğunu varsaydım. Geri dönmem için yeterli zamanı harcadığımı fark ettiğimdeyse yeniden çıkışa yönelerek lavabonun kapısını kapattım.

Bugün her şey çok garip ilerliyordu ve ben bu garipliğe bir türlü ayak uyduramıyordum. Serdar’ la gerçek manada ilk defa dışarıya çıkıyorduk. Bu da yetmezmiş gibi Serdar hayır abi hayır diyerek aramızdaki ilişkiyi Dursun Amca’ ya apaçık belli ediyordu. Daha konuşmadan, belli bir yere varamadan bile birlikte olacağımıza o kadar emindi ki bu huyu hakkında hayran kalmamak elimde değildi. Zira özgüveni sarsılmaz guruyla aynı orantıdaydı.

Uzun sayılmayacak koridordan geçtiğimde görüş alanıma giren Serdar’ la kaşlarım havalanırken  hemen karşısında oturan sarışın kızla dünyamın şekil değiştirdiğini hissettim. Bu o kızlardan biriydi ve neden bilmiyorum ama bu olaya pek de şaşırmamıştım.

Önce olduğum yerde durdum. Daha sonra ciğerlerimi açan derin bir nefes aldım ve parmaklarımı kotumun ön ceplerine yerleştirerek çatık kaşlarla kızı izleyen, izlerken de tersler gibi birkaç kelime söyleyen Serdar’ a baktım.
Aramızda yaklaşık on adımlık mesafe olduğundan ne konuşulduğunu duyamıyor, fakat Serdar tarafından hoş şeyler söylenmediğini anlayabiliyordum.

İkisinin de yan profilini görebildiğim için Serdar’ ın aksine kızın gülümseyebildiğini de anlayabiliyordum.  Bu durumda sinirlendiğim kişi kesinlikle Serdar değildi. Zira böyle bir hareket yapacak olsa bunu şuan yapmazdı.
Yani beni getirdiği yerde kendine farklı bir kız ayarlayacak kadar şuursuz olduğunu düşünmüyordum.
Az evvel sarışın kızın az evvel birlikte oturduğu diğer kızlar kolonun arkasında kaldığı için onları göremiyor olsam da Serdar’ ın karşısında oturanı tam olarak zihnime kazıyabiliyordum. Yeşil gömleğinin altında beyaz bir taytı vardı. Saçları omuzlarındaydı.

Duruşum her zamanki gibi, hattâ bu defa Serdar’ ı andırırcasına dikti. Ellerim cebimdeyken bakışlarımı birkaç metre ilerde oturan kıza sabitlediğimde Serdar başını kızdan alarak cama çevirmişti. Aslında ondan rahatsız olduğunu sadece bu davranışıyla bile anlayabilirdim. Zaten dediğim gibi, sinirim de Serdar’ a değildi.

Adımlarımı sessizce hızlandırdım.
Serdar daha dakikalar evvel arabada sana bakan olursa diye bir cümle kurmuş ve kendi kendine düşündüğü durum için bilenmişti. Ama sandığının aksine bu defa o rolü üstlenen ve bundan asla şikayetçi olmayan bendim. Açıkçası, yani aslında günlerdir tüm işlerim ters gidiyordu ve bu süreçte kimseye çatamamış olmam içime dert olmuştu. Belki bu sayede ellerimi titreten sinirim diner de bende rahatlardım, Serdar’ a bakarak konuşmak için didinen kız da.

Adımlayarak aramızdaki mesafeyi kapattım. Serdar benim aksi yönümdeki cama baktığı için masanın başında olduğumu göremiyordu.

Aramızdaki yakınlık sayesinde kızın Serdar’ a bakarak “Kalkayım o zaman ben. Gelirsen buralardayım.” Dediğini çok net bir şekilde duyabiliyordum.
Sözlerinin üzerine sinirle gözlerini yuman Serdar’ ın kendini zor tuttuğunu anlayabiliyorken tahminen onun da benim için olay çıkartmak istemediğini sezebiliyordum.
Lakin buna gerek yoktu. Bu defa Serdar’ ın karışmasına gerek yoktu; çünkü ben ani bir hamleyle tam önümde oturan kızın saçını kavramıştım bile. 

Cebimdeki sağ elimin aksine kızın sarı saçlarında olan ve bulunduğu yeri sıkıca kavrayan sol elim halinden epey memnundu. Avcumda diplerine kadar hissettiğim tutamı sıkıca kavradığım an yükselen çığlıkla adeta şoka uğrayan Serdar’ ın hızla bana döndüğünü görebiliyordum.

Bakışlarını ve yüzündeki ifadeyi göremememin tek sebebi Serdar yerine saçları kavrayan elime bakmamdı.
Büyük ihtimal benden bu hamleyi beklemiyordu. Aslında ben de dakikalar evvel kendimden böyle bir hamle beklemiyordum; fakat saçını tuttuğum kız ne olursa olsun bakmakla kalmayarak sevdiğim adamın karşısına oturmuştu.
Bu durumdan hiç haz etmemiştim.
Belki Serdar’ ın aklında ona olan hislerim canlanacaktı. Belki bu durumdan memnun kalacaktı bilmiyorum; ama ben bir şekilde onun da üstünden gelecektim.

Sakindim.
Hattâ o kadar sakindim ki saçlarda ve elimde olan bakışlarım fazlasıyla ifadesizdi. Sanki öylesine bir iş yapıyor, ya da bir el atıver be kızım diyen bir teyzenin poşetini tutuyordum.
Güçlü parmaklarım bu durumdan asla şikayetçi değildi. Onları nasıl yöneteceğimi, hangi tırnağımı ya da parmağımı hangi saç teline takacağımı çok iyi biliyordum. Dedem sayesinde öğrendiğim bir hamleyle başının kımıldaması neredeyse imkânsız hale getirmişken acılı sesini de duyabiliyordum. 

Sesli ve ağlamaklı çıkan sesiyle “Ahhh!” Derken neye uğradığı şaşırmış bir hali vardı. Kaldırdığı iki eliyle saçındaki elimi tutmak istercesine debelendiğinde sarsılmadım bile. Boşta kalan elim halâ cebimdeydi ve bu hamlesiyle yalnızca gözlerimi devirmiştim.

Yavaşça sağ kulağına doğru eğildim.
Ne saçlarımın yüzüme neredeyse siper oluşu, ne cebimdeki parmakların bu sayede hafif bükülüşü ne de Serdar tarafından izlendiğim umurumda değildi.
Tek derdim elimin altında bocalayan kızken nefes nefese kalışının aksine sakince “Tahminen hangi gün buralardasın sen?” Dedim. “Ben ona göre geleyim de bebem.”

Benim kibar sesimin aksine sesini olabildiğince yükseltti. Arkaya doğru yatırdığım başıyla yüzüme tersten bakarak “Ağzına sıçarım kızım senin!” Dediğindeyse yerinde dikleşen Serdar’ a bakmadan “Otur.” Dedim.
Kalksa ne olacaktı ki? Kızı mı kurtaracaktı? Yoksa bana küfretti diye farklı bir şey mi yapacaktı?

Serdar’ ın sessiz kalmasıyla tuttuğum saçları kendime doğru daha da çektim. Acıyla kapattığı gözlerine bakıp “Olur.” Dedim. Daha sonra hafif bir şekilde gülümsedim ve aynı sakinlikle “Hangi gün geleyim bebem?”  Diye devam ettim.

Daha önce bizim mahallede gördüğümü hatırlasam yalan söylemiş olurdum. Bu kızla ya çakışmıyorduk ya da o başka bir yerde oturuyordu. Ki burada oturmadığı daha yüksek bir ihtimaldi. Yoksa gözlerini yeniden açarak bana “Öldürürüm lan seni kaşar.” Diyemezdi.

Yüzümde beliren boş tebessümle kızın saçlarına daha da asıldım.
Dışarıdaki karanlığın aksine oldukça aydınlık olan mekândaki sessiz uğultular gittikçe çoğalıyor, az ileride elinde ayranla duran Dursun Amca ve çırakları sakince beni izliyordu. Onun da zaten bu huyunu çok seviyordum ya, böyle konularda pek karışmazdı bana. Olay bitince yanıma gelir, bir sorun olup olmadığını sorar ve yeniden giderdi. Bunun en büyük nedeni de elbette beni, ailemi ve dedemi çok iyi tanıyor olmasıydı.

Bu yüzden gayet sakindim. Serdar’ ın şaşkın bakışları dahil bir karışanımın olmaması işime gelirken ufak bir solukla bakışlarımı kızdan aldım.

Az evvel aynı masada oturup Serdar’ ı izleyen arkadaşları şimdi bu duruma sessiz kalırken kızın başını dikleştirerek bakması için karşımızdaki masaya çevirdim. Bu sırada ellerim gerilse de saçlarını biraz yumuşatarak kapattığı gözlerini açmasını sağladım.

Aslında şuan tek amacım nasıl insanlarla arkadaşlık yaptığını görmeseydi. Çünkü benim başıma böyle bir olay gelseydi ve o masada oturan kızlar Yeliz, Sena ya da diğerleri olsaydı buralar ciddi anlamda karışırdı. Arkanda duracak dostlarını iyi seçmezsen konu ne olursa olsun olayın buralara gelmesi kaçınılmaz olurdu.

Masada oturan ikileye bakarken olduğum yerde dikleştim ve sinirle “Bana bakın.” Dedim. Bakışları zaten bende olan kızlar bu defa dikkatle gözlerime odaklanırken tek kaşım sinirle havalandı. “Sizi de elime alırsam bırakmam. O gözlerinizi tek tek oyarım.”

Yapardım.
O siyah deve bakan her kadına bunu yapmak istiyordum. En çok da şu an Serdar’ ı anlıyor ve bu masada oturan o kızlardan biri de olabilirdi diyerek kendimi tutamıyordum. Neticede mekâna girdiğimiz an onlar da Serdar’ a bakmıştı; fakat kurban elimin altında sızlanan sarışın kız olmuştu.

Sözlerimin üzerine sağ taraftaki sarışın kız oturduğu yerden yavaşça kalktı. Uzun saçları kalçalarına kadar geliyordu; fakat Sena kadar uzun boylu değildi. Seçebildiğim mavi gözleri bu durumdan pek haz etmemiş gibiydi.

Yanında sessizce oturan kumral kızın aksine ellerini alayla masaya bıraktı. Bileklerinden aldığı güçle masaya dayandı ve üzerimde olan bakışlarıyla gözlerimin içine baka baka “Döverim kızım seni.” Dedi.
Sözleri bu konu hakkında müsait bir tarafımla kahkaha atmama münasip olsa da yüzüme yerleştirdiğim ufak bir tebessümle olayı geçiştirmek istedim; çünkü bunun gerçekleşme olasılığı benim Sena’ yla sevgili olmamla aynıydı. Öyle ki karşımdaki kızın sözlerine karşılık alayla “Tuğba kusura bakma da sen anca tavuk döversin.” Diyen kişi de benimle aynı düşüncedeydi.

Sessiz ortamda yükselen tanıdık sese dönerken saçlardaki elim asla gevşememişti. Keyifle az ilerideki masadan kalkan ve kalkarken de ağzına fıstık atarak konuştuğum kıza bakıp “O da yakalayabilirsen.” Diyen kızı keyifle izlemiştim.

Hepimiz aynı yere bakıyorduk. Açıkçası şaşırmıştım da; çünkü Ayça’ nın bu kızlarla ortak arkadaşım olacağını asla düşünmemiş ve burada olduğunu görmemiştim.
Tuğba dediği kız bu defa sessizce Ayça’ ya dönmüş ve Ayça’ nın yaslandığı masayla kıza baka baka imalı bir sesle “Sana bahsettiğim Hazan vardı ya hani.” Deyişini izlemişti.

Önce ortaokuldan beri sürekli olarak kaşına attığı jilet izine, daha sonra üzerindeki yırtık gri kot şorta ve yıllar evvel birlikte yaptırdığımız sağ kolundaki dövmeye baktım. Boynundaki dövmeler onu olduğundan farklı biri gibi gösterirken bu alaylı tavrının altındaki asıl kızı biliyor olmak beni mutlu ediyordu.
Son birkaç haftadır neredeyse hiç buluşamamıştık. Onu en son Serdar’ ın geldiği ilk akşam Güllük’ de görmüştüm ve çıkışta sadece ayaküstü görüşmüştük. Yokluğumda sağ bacağıyla göğüslerinin biraz yukarısına yeni döveler yaptırmıştı.
Açıkçası kızıla boyattığı saçlarıyla da dövmeleri beyaz teninde fazla güzel duruyordu. Kendimde sevmiyordum; ama konu Ayça’ ya geldiğinde bu tür şeyler onda her zaman güzeldi.

Sessiz bir gülüşle izlediğim arkadaşım Tuğba ve yanındaki kızın şaşkın bakışlarıyla gülüşünü bozmadan bana döndü. Ağzına bir fıstık daha atarak havalanan kaşlarıyla beni gösterdi ve “O Hazan bu işte.” Dedikten sonra yeniden kıza dönerek “O yüzden bir sikim de yiyemezsin. Kız ağır siker seni agam..” dedi.

Onlara tam olarak neyimden bahsettiği hakkında en ufak bir bilgim yoktu; ama kızların değişen yüz ifadesi ve beden hareketleriyle zihnimde birkaç şey canlanmaya başlamıştı bile.

Ayça ağzındaki fıstığı çiğnerken yeniden bana dönüp imayla göz kırptığında gözlerimi istemsizce devirdim.

Ayça çok eski arkadaşımdı.
Bu yüzden birbirimizin karakterini de huyunu da çok iyi biliyorduk. Orta okulun en arka sıralarında başlayan dostluğumuzla benim sırtımdaki sigara sönüğünden, babamın kafasında kırdığım vazoya kadar bilirdi.
Ayça, Sena ve Yeliz’ in aksine çok başka bir karakterken onun karanlık ve eğlenceli yönlerinde kendimi tamamlıyordum.
Değiştim demiyorum. Halâ içimde o Hazan var; fakat eskisi kadar baskın ve ısrarcı değilim diyelim.
Ayça’ yla takıldığım geceler yanımda Sena ve Yeliz olmuyordu; çünkü Ayça’ nın yanında çok farklı bir karaktere bürünüyor, çok başka şeyler yaşıyorduk.

Ayça benim, Süleyman Amca gelmeden evvel sokak sokak gezerek içkiler içtiğim, bağıra çığıra şarkılar söylerken yoldan geçen bir kıza bakıp niye bana yan baktın diyerek kavgalar çıkarttığım arkadaşımdı. O zamanlar tüm bunları yaparken eğleniyorduk tabi. Ben kendi içimdeki o koca boşluğu bu şekilde unutuyordum.
Ayça o deli gibi eğlendiğimiz gecenin sonlarında, herhangi ücra bir karanlıkta sabahladığım tek dostumdu.
Süleyman Amca’ dan önceydi diyorum; çünkü ondan sonra bunlar gittikçe azalmış, beni Berrak’ ın vefatından sonra buluştuğum o zararsız gece hayatından tamamen soyutlamıştı.

Pişman değildim. Ayça’ yla eğlenirken çok da kötü bir şeyler yapmamıştık. Öyle ki, bu gece olsa yine çıkar giderdim. Ayça’ yla sabaha kadar sokak sokak gezer eğlenir, içer, canımızın istediği camı çerçeveyi taşlarla indirirdik; ama başkana verdiğim bir sözle birlikte değişmeye başlayan bir hayatım vardı. Bu yüzden donuk bakışlarım elime inerken dakikalardır sıkıca tuttuğum saçı bırakarak düz bir sesle “Kalk.” Dedim.

Ayça beni geçmişe itmemişti. Ayça sadece bana geçmişi hatırlatarak şu an karşımdaki adamın varlığını hissettirmişti.
Hayatımda bir Serdar vardı. Benim tüm vurdumduymazlığımın aksine duygularımı gün yüzüne vuran ve yanında bir çocukmuşum gibi hissetmemi sağlayan bir adam vardı. Serdar’ la nasıl değiştiğimi en ufak bir temasında dahi görebiliyordum.
Kalbim hissediyordu.
Anlattığım kadından çok daha başka birine dönüşecektim. Biliyorum, her ne olursa olsun Serdar bende o asla büyüyememiş çocuk ruhumu ortaya çıkartacak bir bir mucizeydi.

Hemen önümde oturan kız saçını bırakmamla yerinden kalktığında bana bakan Serdar’ a bakamıyordum.
Doğrusu utanıyordum.
Olduğum kişiden, yaptığım hareketten ve ona kattığım değerden utanıyordum. Gözünde ne hale gelmiştim hiçbir fikrim yoktu; fakat beni böyle görmüş olmasına cidden üzülmüştüm.

Kızın sağ eli saçına giderken arkasını dönüp bana bakmamıştı bile. Kalktığı yerden direkt çıkışa yönelirken hemen arkasından ayaklanan diğer iki arkadaşı da sessizce onu takip etmeye başlamıştı.
Ayça Serdar’ ın varlığıyla yanıma gelmeyi seçmemişti. Bunun yerine ben kızın kalktığı yere otururken o da ağzına yeni bir fıstık atmış ve gülerek bana ufak bir baş selamı vermeyi tercih etmişti.

Gülümsemek istemiyordum; ama Ayça’ nın bu komik hali ve ağzına fıstık atmaya devam edişi dudağımın kıvrılmasına sebep oluyordu.
Oturduğum yerde geriye yaslanırken masaya aldığım bakışlarla gülüşümü hiç de zorlanmadan bastırdım. Aslında bu durum daha çok bu saatten sonra ne olacağıyla ilgiliydi. Üzerimde hissettiğim bakış ve alandaki sessizlik kollarımı kucağımda bağlayıp hafif öne kayarak öylece oturmama sebep olmuştu.

Serdar ellerini masada bağlayıp bana doğru dikleştiğinde mırıldanırcasına “Tek kelime etme.” Dedim. 
Ona bakamıyor olsam da masada birleştirdiği ellerini bakış açımla görebiliyordum.

Bu konu üzerinde herhangi bir yorum yapsın istemiyordum. Neticede dalga geçebilir, kınayabilir, kızabilir veya aklıma gelmeyen herhangi bir davranış sergileyebilirdi. Bu durumda kendimi şu an olduğumdan daha kötü hissedeceğim kesindi.
Dediğim gibi, aklımdan bir sürü ihtimal geçti de hayranlıkla “Edebilene helal olsun yavrum…” deyişi geçmedi.

Hayran mı olmuştu?
Kızmamış ya da benden bazılarının düşüncesiyle bu erkeksi tavrım için soğumamış mıydı?

Başımı hemen karşımdaki adama şaşkınlıkla kaldırdığımda kısılan gözlerinde sinir veya buna benzer herhangi bir duydu barındırmıyordu. Aksine, tahmin etmediğim bir hayranlıkla çevrelenmiş hali bozulmuş bakışlarımda buluşmuştu.

Şaşkındım.
Yani, çünkü bu hâl Serdar’ dan beklediğim bir hâl değildi.
Siyah tişörtünün sardığı heybetli bedeni, dik duruşu ve gurur dolu bakışlarıyla beni izlerken yine de utanma duygumu bir türlü iteleyemiyordum. Koyu bakışları aramızdaki yakınlıkla harmanlanmış, onu kıskandığımı ve sevdiğimi belli etmiş olmamdan kaynaklı derinleşmişti.

O kadar başkaydı ki, çok değil daha birkaç gün evvel beni izlerken sinirlenen adam bu defa o uçuk halimden memnun kalmış gibiydi. Beni önemsiyordu. Şu an ki hislerimi tam olarak anlayamasa da ondan masaya doğru kaçırdığım gözlerimle “İyi misin?” Diyerek bunu bana da belli ediyordu.

İyi miydim bilmiyorum.

Serdar olmasa ben bu olayın üzerine saatlerce kahkaha atabilirdim; fakat şu anki halimiz buna müsaade etmiyordu ve bu yüzden olan biteni es geçmekten başka çarem yoktu.
Serdar’ ın sorusuyla önce elindeki dürümle görüş alanıma giren Dursun Amca’ ya baktım. Daha sonra yeniden Serdar’ a döndüm ve dirseklerimi masaya dayayarak sakince “Açım sadece.” Dedim.

Kendimi sıkmayışım ve bir şey yokmuş gibi açlığımı belli edişim hoşuna gitmiş olmali ki bu hareketim üzerine yüzünde fark edilebilir bir rahatlama oluştu. Bakışlarını masaya dayayarak tıpkı bir çocuk gibi havada tuttuğum kollarımdan, ellerimin arasına aldığım yüzümden almazken arkasına yaslandı ve keyifle bir ayağını diğerinin dizine koydu.

Mekânda keyifle “Ayran verun torunuma.” Diye yükselen Dursun Amca tuttuğu dürümü masaya bırakırken bana bakarak keyifle devam etti. “Yanaaaydur şindi onun içu.”
Daha sonra masaya gelen ayranlarla bu defa benim değil Serdar’ ın yanına oturdu ve gülerek döndüğü Serdar’ a “Gapdun aslan gibi gızi uğlum.” Dedi.

Görünen o ki az evvelki gösterim yalnızca Serdar’ ın değil Dursun Amca’ nın da hoşuna gitmişti.

Serdar’ ı Dursun Amca’ yla ilk defa bu kadar samimi görüyordum. Tamam ilk zamanlar daha evvelden tanıştıklarını anlamıştım fakat şimdi bambaşkaydık. Aynı masada oturuyorduk ve Serdar’ ın Dursun Amca’ nın sözleriyle keyiflendiğini çok net görebiliyordum.

Serdar, Dursun Amca’ nın söyleriyle bana dönerek “Öyle oldu.” Dediğinde yüzündeki keyifli bakıştan başımı farklı yöne çevirerek kaçtım.
Ben onların aksine, özellikle de Dursun Amca’ nın aksine gülmüyordum; çünkü bu durumdan cidden utanıyordum.

Umursamaz bakışlarla ikiliye bakamıyor, dürüme sarılan kağıdı ufak ufak yırtarak kenara koyuyordum ki Serdar önümdeki ayranı aldı. Sağ eliyle ayranı sallayıp pipetini takarken de “Akşam akşam şenlendı buralar.” Diyen adama dudağının kenarıyla gülümsüyordu.

Yeniden önüme koyduğu ayranla dürümümden bir ısırık aldım. Bu sırada gitmek üzere olan ve bana el sallayan Ayça’ ya bakıp kısa bir an sağ elimi yukarıya kaldırdım. Birkaç adım önünden çıkan sevgilisini takip ediyor ve bir yandan da kaldırdığım ele kendi elini daha hızlı sallayarak karşılık veriyordu ki istemsizce gülümsedim. Gerilen dudaklarım kapıdan çıkmasıyla eski haline dönerken onu özlediğimi fark ettiğimden bir ara yanına uğrama umuduyla elimi indirerek yeniden önüme döndüm.

Bu sırada bakışları birkaç saniyede bir bana gelen Serdar, Dursun Amca’ yla hoş bir muhabbetin içine girmişlerdi bile. Hattâ öyle ki Serdar’ ı ilk defa biriyle konuşurken bu kadar keyifli görüyordum.

Ayrandan bir yudum alırken köydeki silahlarıyla ilgili soru soran Dursun Amca’ ya bakıp kendi kendime iyi ki gelmiş dedim. Yoksa mümkün değil bu yemeği Serdar’  la başbaşa yiyemezdim.
Tabi ben bunu der demez bana dönerek “Habuni al uşuğum. Habu uşak koyde iyi yük taşur. Omuzi genişdu bunun.” Diyen Dursun Amca’ yla yutkundum.  Benim verebileceğim bir yanıt yoktu belki; fakat Serdar’ ın omuzlarıyla ilgili görüşlerimizin aynı yönde olduğunu belli etmemek için gözlerimi devirmek zorunda kaldım.
Gözlerimi devirirken gülümsememse omzunda taşıyacağı yükün sadece ben olduğunu bilen Serdar’ ın hoşuna gitmişti.

Açıkçası bu konular hakkında bir yorum yapmak istemiyordum. Deyim yerimdeyse dereyi görmeden paça sıvamak pek benlik bir davranış değildi. Bu yüzden sağ elimde tuttuğum dürümden bir ısırık daha alarak sadece omuz silktim.

💎

Masaya otururken “Bir tane daha?” Diyen Serdar’ ın sorusuyla kaşlarım olumsuz bir şekilde havalanırken ayranımı içmeye devam ediyordum. 
Serdar birkaç dakika evvel telefonu çaldığı için masadan kalkıp dışarıya çıkmıştı. Hâl böyle olunca da Dursun Amca benimle oturmak yerine pişen etlere bakmak için ocak başına geri dönmüştü.

Tepkimin üzerine “Emin misin?” Diye devam ettiğinde dudaklarımın arasındaki pipeti sağ elimle çıkartarak “Doydum.” Dedim. Sonra da karşımda oturan adamın cüssesini çenemle göstererek “Sen niye yemiyorsun?” Diye devam ettim.

Bir şey yememiş olması dikkatimi çekmiş, hattâ içime dert bile olmuştu diyebilirdim. Serdar’ ın otuz yaşında koca adam olması umurumda değilken tıpkı bir çocuk gibi onun yediği yemeği dert ediyordum; çünkü her ne kadar yüzüne bakamasam, hislerimi belli etmesem de ona çok başka değer veriyordum.

Gözlerinden kaçırdığım bakışlarımın aksine beni izliyordu. Bakışları rimelli uzun kirpiklerimde dolanıyorken sade bir sesle “Aç değilim ben.” Dedi.

İçimden doğru diye düşünürken yeniden dudaklarıma aldığım pipetle bu defa masanın üzerindeki araba anahtarına odaklandım. Sonuçta saat ona geliyordu ve Serdar muhtemelen evde yemişti. “Yemek yemediğini bilseydim daha önce çıkardık. Uyuyacağım dediğin için erken yazmadım.” Diye devam ettiğinde onu duyabiliyor, fakat yemekten sonra üzerime çöken halsizlikle bir yanıt veremiyordum. Ki vereceğim cevap da olsa olsa gerek yok olurdu.

“Bir şey istiyor musun?” Dedi bu defa. Sanki sessizliğimi delip geçerek benimle iletişim kurmak istemesi haricinde benimle ilgilenmek istiyordu. Ondan bir şey istemem için dikkatle bana bakıyor, her ne olursa olsun aramızdaki soğukluğu biraz da olsun dağıtmak istiyordu.
Her şey çok başkayken sesi hareketlerinin ve cümlelerinin aksiydi. O sert halinden ne olursa olsun ödün vermeyişi dikkatimden kaçmazken daldığım yerden başımı yavaşça iki yana salladım.

Biten ayranımın sonundan gelen sesle dudaklarımdaki pipetten ayırırken Serdar’ ın emir verici bir şekilde “Kalkalım o zaman.” Demesiyle solumdaki çantama elimi uzattım.
“Ellerimi yıkayayım.”

Beni onayladığını anlamam için ona bakmama gerek yoktu. Bu sessizlik bile bana bir cevapken haftalar sonra ilk defa iki normal insan gibi iletişimde olmamız bizim için zaten büyük bir gelişmeydi. Bu yüzden de ona bakmadan yeniden lavaboya yönelmemde bir sorun yoktur diye düşündüm.

Bu zamana kadar her şey iyi ilerlemişti diyemezdim. Hattâ epey matah bir halde Serdar’ a rezil olduğumu düşünüyordum ve bu olay istemsizce kendimi ona karşı daha da geri çekmeme sebep oluyordu. Serdar’ ın yüzüne bakamıyordum. Ona sormam gereken sorular ve haklılık payımın olduğu konular mevcuttu. Fakat bunları konuşmak için henüz ne doğru yeri bulabilmiştik ne de zamanı.

Ellerimi yıkarken, dişlerimi fırçalarken Serdar’ la aynı ortamda karşı karşıya durduğumuzu hatırlamak ve bunu yaparken daha iki gün evvel onun kucağında olduğumu biliyor olmak benim için tahmin edilmesi zor bir durumdu. Ne yapabilirdim ki? Beni bu akşama zorlayan oydu. Hayatın akışında aynı yöne ilerleyen bizdik ve sanırım şimdi yalnızca yapmamız gereken bir konuşma vardı.

Avuçlarımı ıslatarak serin suyla ensemi ovarken birkaç damla suyun sırtımdan aşağıya süzülmesine müsaade ettim.
Kendimi izliyordum.
Kızaran yanaklarımı, diş macunu sayesinde iyice renk bulak dudaklarımı ve beyaz tenimdeki siyah kirpiklerimi. Omuzlarımdan dökülen uçları gri saçlarım ıslattığım boynum ve enseme yapışırken sağ omzundan asılan çantamın siyah sapı bedenime uzun gelen tişörte karışmıştı.
Ellerimin kurumasını hemen sağımdan aldığım peçeteyle sağlarken aynada izlediğim sureti Serdar’ ın gözüyle bakmak istiyordum. Hiç sıkılmadan nasıl izleyebiliyordu beni? Bıraksak nefes almayacakmış gibi bir hakimiyeti de vardı.
Halbuki sanki abartıyordu.
Ya da bilmiyorum. Onun benim gözümdeki mükemmelliğine kendimi çok kaptırmış da olabilirdim. Zira mümkün olsa beni izlediği şekilde bende onu izlemek isterdim.

Siyah çantamdan aldığım siyah lastik tokamla kendime gelişi güzel bir ev topuzu yaptıktan sonra serinlemek için boynumu yeniden ıslattım. Kendimi en azından daha sakin hissediyordum ve Serdar’ ın yanıma gitmeye bir cesaretim de vardı.

Yüzümün kızarıklığı her ne kadar geçmemiş olsa da lavabodan çıkarak geniş zeminde ilerlemeye başlamıştım. Serdar az ileride, çıkış kapısının hemen yanındaydı ve karşısındaki Emre’ yi dinliyordu. 
Emre benim de çok eski bir arkadaşımdı ve ikisinin tanışıyor olmasına bu yüzden şaşırmış, fakat yine de bunu belli etmede yürümeye devam etmiştim.

Mekânda yükselen topuklu ayakkabı sesimden mi, yoksa hislerimden yola çıkarak mi bilmiyorum, Serdar’ ın görüş alanına girdiğim gibi başını kaldırmış ve kıstığı gözleriyle ona doğru ilerlememi izlemeye başlamıştı.

Serdar’ a gidiyordum.
Ben ilk defa Serdar’ a gidiyordum ve bunu o da biliyordu. Bu yüzden sakin bakışları eşliğinde iki elinde tuttuğu anahtarlıkla bana baka baka Emre’ ye “Olur Abim.” Dedi.

Son adımımla ikilinin arasında kalarak Emre’ ye baktığımdaysa bana dönen Emre’ ye sertçe “Sen git. Ben haber veririm Osman’ a.” Dedi.
Emre Serdar’ a baktı. Başını olumlu anlamda sallayıp “Sağ ol abi.” Diyerek yeniden gülerek bana döndüğünde yüzündeki gülümsemeyi sertçe “Emre!” Diyen Serdar bozdu.
Nedeni anlayamıyordum gibi bir şey düşünmedim; çünkü her şey ortadaydı ki Serdar’ ın Emre’ yi benden kıskandığını yalnıca ses tonundan dahi anlayabilirdim.

Serdar’ ın sesiyle bu defa yüzü düşen ve afallayan yalnızca ben değildim. Onu asla ikiletmeden arkasını dönerek sessizce arkadaşlarının yanına giden Emre’ de en az benim kadar şaşırmış olmalıydı. Ki bu duruma cidden üzülmüştüm. Sonuçta Emre’ yi yıllardır tanıyordum ve aramızda Serdar’ ın kıskanacağı bir ilişkimiz de yoktu.

Birbirine bağladığım kollarımla masaya oturan Emre’ yi izlemeye devam ederken sertçe “Arabaya.” Diyen Serdar’ la derin bir nefes aldım. Kollarımı çözmeden kapıdan dışarıya çıkan adamı takip ettiğimdeyse arkamda kapattığım kapıyla kaşlarımı çatıp “Bu neydi şimdi?” Dedim.

Serdar tam önümde birkaç basamağı iniyordu ve onu takip ederken de kesinlikle beni duyduğunu biliyordum.
Kendime bildiğim bir cevap arıyordum. Hareketinin nedenini ondan duymak, gerekirse bu konu hakkında dakikalarca tartışarak istiyordum. Neticede Emre’ nin bir suç yoktu ve Serdar’ ın kıskançlığı çok gereksizdi. Benim aksime Serdar bu konu hakkında konuşmak istemiyor olacak ki tek kelime etmeden arabayı açtı ve şoför koltuğuna yürümeye devam etti.

Bir cevap dahi vermiyordu.

“Sen de haklısın.” Dedim bu defa da. İkimiz de birkaç adımla ulaştığımız arabanın kapılarını açar halde karşı karşıya dururken ona hak verdiğimi sanarak kıstığı gözlerle başını çevirip bana baktı.

Fakat sandığı gibi olmadı. “Cevap verememekle çok haklısın.” Diyerek açtığım kapıdan içeriye girdim ve duyması için sinirle sesimi yükselterek yerime oturdum. “Duvara konuşuyorum çünkü.”

Siyah dev!

Benim kapattığım kapı sesi onun sertçe açtığı kapıyla karışırken çantam yeniden kucağımdaki yerini bulmuş, yanıma oturan Serdar ise halâ tek kelime etmemişti. Ki bu saatten sonra etse de fark etmezdi. Ben diyeceğimi demiştim.

Arabayı çalıştırarak “Gitmek istediğin bir yer var mı?” Demesiyle başımı sağ taraftaki sokağa çevirdim. Boynumda ki nemlilik açtığım camdan gelen havayla tenimi serinletiyordu.
“Emre’ ye çok kötü davrandın.” Dedim. Evet, şu an  tek derdim buydu.

Aldığı soluğu duyabiliyorken sinirlendiğini yalnızca buradan bile anlayabiliyordum. Konuşmadı. Bana karşılık vermeden çalıştırdığı arabayla yol boyu ilerlerken gittikçe hızlanışımıza birşey demedim.

Hava bir yaz akşamının aksine neredeyse serindi. Kucağımda birleştiğim ellerimle açık camdan içeriye giren hava bu durumu daha da kuvvetlendiriyorken yüzümü sıyırıp geçişini sakince karşılıyordum. Anayola çıkmıştık.
Sessizliğimizin aksine kuvvetle arabaya dolan hava, başımı koltuğa yaslayıp geçip gittiğimiz boş yolları izleyişim ve arabadaki hoş koku birbirini tamamlıyordu.
Sessizliği ve bedenimdeki hafifliği fırsat bilen gözkapaklarım yavaş yavaş kapanmaya başlıyordu. Ruhum bu hoş an a ayak uydururken camımın Serdar tarafında kapatılması kendime gelmeme sebep olmuştu. 
Gözlerimi aralayarak başımı kaldırmadan usulca Serdar’ a dönüp “Neden kapattın?” Dedim.

Koltuğa yayılmıştı tek eliyle kavradığı direksiyonla   fazlasıyla sakin bir hali vardı. Yavaşlayarak başını bana çevirdi, kaşları çatıldı sonra. “Yüzün kızarmış.” Diyerek bana doğru uzattığı sağ elinin tersiyle yanağıma dokunup devam etti. “Hasta olacaksın.”

“Olmam.” Derken başımı yeniden sola çevirmiş ve tenime değen parmaklardan sıyrılmıştım. “Arada oluyorum böyle, geçer birazdan. Ateşim yok.”
Sesim normalin aksine fazla sakin, Serdar’ ın aksineyse umarsızdı.

Yüzüme yakınlığı devam eden elinin tersi bu defa boynuma inmiş ve araba aynı anda kenara çekilmişti.

Bana döndü sonra. “Boynun neden ıslak senin?” Derken sesi epey tedirgindi. Elini bu defa enseme götürmüştü ki “Ensen de.” Demesiyle bu defa ben de Serdar’ a döndüm.

“Islatmıştım çünkü.” Dedim. Birbirimize olabildiğince yakındık ve onun hafif endişeli halini görebiliyordum. Benim ellerime göre oldukça büyük olan eli bu sefer de alnımı kavradı. “Neden?” Dedi gözlerime bakarken. “Neden ıslattın?”

“Ateşim yok.” Dedim. Bunu merak ediyordu. Değil mi? Ateşim vardı diye ıslattım dememden korkuyordu.

Başımı geri çekerken tek derdim bedenimi sarsarak etkileyen temasından kurtulmaktı. Öyle de oldu. Eli aramızdaki birkaç santimle bir boşlukta kalırken bakışları bunun aksine yüzümdeydi.
Kötü hissetmiyordum. Aksine güzel hissettiğim için kaçıyordum Serdar’ dan. Onunla kurduğum her temasta ortaya çıkan duygulardan, kuruyan boğazımdan kaçıyordum ben.

Gözlerimi sabır dilercesine kapatırken kendimi dindirmek istedim. Bu yüzden de her şeyin yolunda gittiğini belli edercesine “Darlandım ve ıslattım sadece.” Diye devam ettim.

Sustu.
Gözlerimi araladım. Aramızdaki karanlık sessizlik ikimizi daha farklı hislere adımlatırken yalnızca Serdar’ ın aklından geçenleri bilmek istedim… Gözlerime yakın gözlerindeki hüznü ve kendimi ondan çektiğim için bedenini saran o ufak siniri görebiliyordum.
Tüm bunların temelini tahminen içten içe Emre’ ye bağlıyordu. Ki haksız de sayılmazdı. Sonuçta Serdar’ in uçuk halleri sebebiyle bu kadar gergindik. Şimdi bu konuyu es geçsem, bizim bakışlarımız çok farklı bir sonla taçlanacaktı.
Lakin henüz değildi. Halledilmesi, konuşulması ve açıklanması gereken uzun uzun konular varken ve şimdi Serdar’ a bunları soramazken “Emre’ ye neden o kadar sert davrandın?” Diyerek tüm bu anı bozdum.

Tam olarak bozdum diyorum. Çünkü Serdar anında bende uzaklaşıp sesini olabildiğince yükseltti ve “Ulan sikecem şimdi Emre’ yi de çevrendeki diğer erkekleri de.” Diyerek yeniden çalıştırdığı arabayla abi bir şekilde yola çıktı.

Aramızda oluşan o garip şeyi dağıtmak için çok yanlış bir konu seçtiğimi anlamam yalnızca birkaç saniyemi almıştı.

“BU NE LAN!” Dedi bu defa. Yolların boş olması şu an asla işime gelmezken olabildiğince hızlanarak bağıra çağıra “NE BU KIZIM!” Diye devam etti.

Gittikçe hızlanışında yükselen motor sesi oturduğum koltukta kendimi kasmama sebep olurken bunu bilinçli yaptığını düşünmüyordum. Serdar o kadar sinirliydi ki, sanki haftaların erkek arkadaş patlamasını şuan yaşıyordu.
Tam olarak ona bakamasam da tuttuğu direksiyondan parmak boğumlarının beyazlaştığını görebiliyordum.

“HER GİRDİĞİN ORTAMDAN BİR ERKEK ARKADAŞ ÇIKARTIYORSUN AMINAKOYİM!”
Yani bu konuya onun açısından bakacak olursak haklıydı. Zira daha bir saat evvel Serdar için mekanda kavga çıkartan bendim. Onu anlayabiliyor, hattâ bağırması dışında hak verebiliyordum.

Soluğu hızlanırken “Haftalardır bi sik yapamadan seni izliyorum. Sürekli bir erkek arkadaş. Herifler ağzının içine düşüyor!” Dediğinde kollarımı kucağımda bağladım.

Eğdiğim başımla alt dudağıma eziyetler ederken ise artık sakin kalmasını istiyordum; fakat “TEK DERDİMİZ EMRE ÇÜNKÜ.” Diye devam ettiğinde siniri daha da şiddetlenmişti.

Bunu yükselen sesi ve sert girdiği virajdan anlayabiliyorken oturduğum yerde ellerimi sıkarak yüzümü buruşturdun. Haklıydı da. Evet bunca sorunun arasında Emre son konumuz bile değildi ama çıkmıştı bir kere ağzımdan. Hem de en olmadık yerde.
Pişman da olmuştum.

“Sikerim ben bu iş.” Dedi sonra. Bana bakmadan sinirle odaklandığı yolda inip kalkan göğsüne doğru yavaşça döndüm. Bana ilk defa mi bu şekilde bağırıyordu?
Hayır. Ama ilk defa aramızda böyle bir birliktelik varken bağırıyordu.
Ne diyebilir ya da onu nasıl sakinleştirebilirdim bilmiyorum. Serdar’ ın karakterini henüz bu kadar çözememiş olmam şu an beni fazlasıyla zorluyorken bir de üzerine ondan halâ utanıyor oluşum da vardı.

“Abartma.” Dedim. Sesimi ben dahi zor duyuyorken onun duyması ve bunun üzerine geçmeyen siniriyle daha da şiddetli bir şekilde “ABARTANI SİKSİNLER LAN!” Diyerek sağ bileğini direksiyona vurmasını beklemiyordum. Bu da yetmezmiş gibi “ABARTANI SİKSİNLER, ABARTMIYORUM KISKANIYORUM.” Diye devam edince nefesim kesildi.

Birbirine dolanan kollarım beni kıskandığını bu kadar rahat söylemesinden gevşerken hissettiğim şaşkınlıkla “Adamı deli ediyorsun Hazan!” Diye devam eden Serdar’ a döndüm. “Ben seni kırmak istemedikçe uzatıyorsun. Sanki çok önemliymiş gibi..” Sustu sonra. Devamını getirmediği cümleyle bu defa ona bakan benken odaklandığı yoldan kendini almadı.

Sağ eliyle direksiyonu tutuyordu. Sol kolunun dirseği cama dayalıydı. Arkasına yaslanmıştı ve yalnızca nefes alıyordu. Kasılan çenesini yavaşça sağa sola hareket ettirirken az ileride yanan kırmızı ışıkla yavaşlamışı.
Alt dudağımın ucunu sıkıntıyla dişlerimi arasına aldım. Başımı eğdiğim bacaklarım ve kendime sarılışım bizi daha sessiz, Serdar’ ı ise daha sakin bir adam yapmaya yarıyordu.

Bağırmasından hiç hoşlanmamıştım; çünkü öfkesi beni korkutmuştu. Tamam haklıydı. Ama Serdar’ a bu konuyla ilgili haklısın bile diyemeyişim, ona bir tepki veremeyişim adeta içime oturuyordu. Geçen her saniyede aramızdaki mesafe sanki açılıyordu ve ben o aralıkta sallanıyor gibiydim.
Kendimi kasmaktan ve nereye gittiğimizi bilememekten dolayı epey endişeli ve işin garibi ürkektim.
Fark etmiş olmalı. İçimdeki o karmaşayı ve kendime dönüşümü fark etmiş olmalı ki kırmızı ışıkta durarak “Gel buraya.” Deyip direksiyondaki sağ kolunu omzuma doğru uzattı.
Sesindeki o şefkate şaşırmadım. Bu durumu ve isteğini üstelemedim; çünkü buna ihtiyacım vardı. Ona bakamasam da oturduğum deri koltukta yavaşça Serdar’ a döndüm ve sağ omzumdan tutup bedenimi yavaşça kendine çekmesine müsaade ettim.

Bedenine yanaştım.
Başımı geniş göğsüne doğru uzattığımda kaldırdığı koluyla omzumu çoktan kavramış, dokunduğu yeri yukarı aşağı okşamaya başlamıştı. Bedenlerimiz arabada olduğumuz için tam olarak birleşemese de başım bana doğru gelen Serdar’ ın neredeyse göğsüne yer bulmuştu.
Kolu tamamen sarmıştı beni.
Dudaklarını başıma bastırıp derin bir nefes aldığında dudakları bu defa sol şakağıma inmiş, bir süre orada kalmıştı.

“Korkma sakın.” Dedi sonra. Ondan ürktüğümü anlamış ve beni sakinleşirmek için şefkatiyle sarmaya çalışıyordu.

Ben sustum. Ben korkmamam gerektiğini, Serdar’ ın bana asla zarar vermeyeceğini zaten içten içe biliyordum. Bu yüzden sessizliğimi koruyarak sadece çıplak kolumu baştan aşağıya okşamasını hissettim. Yanan yeşilde geçmeyişini, trafiğin olmayışından faydalanarak yolun ortasında saçlarımı uzun uzun öpüşünü hissettim.
Beni özlemişti belli ki. İtiraf etmem gerekirse bende onu özlemiştim. Daha evvel bir kere sarılmıştık belki, ama en çok da o sarılışı özlemiştim. Kokusunu, tenime değen parmaklarını, bedenimi saran kolumu özlemiştim. Beni kolunun altına alması ve o şekilde bırakmaması içimi okşarken kalbim tıpkı bedenim gibi sıcacık olmuştu.

Kucağımda bağladığım kollarımı bu defa çözdüm. Yaslandığım bedende daha rahat oturmak için bacak bacak üzerine attım. Ellerimi bacak arama yerleştirdiğimdeyse Serdar kolumdaki elini alnıma bıraktı.

Ateşimi yeniden kontrol ediyordu; çünkü içine sinmeyen bir şeyler vardı ve hasta olmamdan korkuyordu. Korkulacak bir şeyin olmadığını ona daha evvel söylemiş olsam da yenileyerek mırıldanırcasına “Yok ateşim.” Dedim.

Başını olumlu anlamda sallayıp “Yok.” Diyerek yeniden kolumu sardı. Başımı bir kez daha öptükten sonra üçüncü kez yanan ışıkla yola döndü.

Süregelen olaylar silsilesinde kendimi oldukça garip hissediyordum. Serdar’ la olan bağımız hem çok başka hem de çok güzeldi. Sanırım birbirimize gitmek için en ufak bir neden bile işe yarıyor, her sinirli atışmanın sonunda yeniden birbirimizi buluyorduk. Ben Serdar’ a gitmekten hiç şikayet etmiyor, o ise beni sarmaktan vazgeçmiyordu.

Bu anın bozulacağından korkuyor olsa gerek, kolunu bedenimden bir an bile almıyor, gerektiğinde tek dizini hafif yukarıya kaldırıp direksiyonu sabitliyor ve sol eliyle vites değiştiriyordu. Bu olay yalnızca üç beş saniyesini alsa da kaşlarımın endişeyle havalanmasına sebep oluyordu.

Sessizdik; fakat bu sessizliğimiz her zamankinin aksine bize huzur veriyordu. Bacaklarımın arasında tuttuğum ellerim, aramızdaki kolçak bize engel olsa da olabildiğince yaslanıp başımı dayadığım beden ve kolumu sarmakla kalmayıp tenimi okşayan parmaklarla çok dingindim. 
Araba yeterince sıcaktı. Üzerimde bir tişört, tişörtün içinde kırmızı bir badim vardı ve bu beni daha da sıcak tutarak mayıştırıyordu. Uludağ yoluna doğru gidiyor olmamız ilgimi çekmeye başladığında daha fazla dayanamadım. Kapanmaya başlayan gözlerimin aksine yerimde yavaşça doğrulmak istedim.

Serdar’ ın buna tek kelime etmeden müsaade edişi ve elini üzerimden indirişiyle hafif öne doğru kaydığımdaysa tek kelime etmemiş, birazdan yeniden yerime dönecek olmamın rahatlığını yaşıyordum.
Tişörtün uçlarından tutup kollarımı havaya kaldırdığımda Serdar ne yapmak istediğimi anlamıştı. Sessizce çıkarttığım tişörtü kucağıma bırakarak yeniden aynı sessizlikle eski yerime yaslandığımda Serdar koluyla tekrar bedenimi sardı.

Bir şey demedi, neden çıkarttın gibi sorular sormadan sessizce araba kullanmaya devam etti. Anlaşılan o ki sadece onun yanında bu şekilde oturmama izin veriyordu. Tek kelime etmiyor, asla sorgulamıyordu. Benim için fark etmezdi de, bu olay bana sebepsizce komik ve bir o kadar da hoş gelmişti.

Yolların neredeyse boş olması benim içimi rahatlatırken omzumdaki el bu defa yavaşça saç diplerime ve oradan da başıma çıktı. Serdar bilmiyordu, ama dokunduğu her uzvumu yavaşça okşayışı kalbimi her koşulda gıdıklamaya yetiyordu.

Saçımdaki siyah lastiğe giden elinin aksine gözleri daima yoldaydı. Önce usul usul saçlarımı okşadı, daha sonra bir şey demeden baş parmağıyla kenarında tuttuğu lastiği yavaşça çekmeye başlayarak saçlarımı özgür kılmak istedi.

Saçlarımı seviyor muydu?
Onları dağınık görmek isteyecek kadar seviyor muydu sahi?
Dudaklarım, saçlarımı okşarcasına yukarıya doğru çıkan lastikle gerilse de keyifle sessiz kalmayı seçtim.
Elini hissedebiliyorum. Saç tellerimde karışan ve oldukça dikkatli hareket eden parmakları beni hoşnut ediyordu. Serdar’ ın da bu durumdan en az benim kadar mutlu oluşunu atan kalbinden anlayabiliyorken yumuşak saçlarımdaki tokayla okşarcasına ilgileniyordu.
Onu usul usul kenara sıyırıyor, saç tutamlarımdan ayırmaya çalışıyordu ki sonunda çekip çıkarttığı lastikle etrafıma dağılan saçlarımın bir olmuştu.

Bu duruma gülümsesem de asla tek kelime etmedim ve ellerimi bacaklarımdan almadım. Ta ki Serdar elini omzuma indirip parmaklarının arasında yer alan tokayı bana uzatarak “Taksana bileğime.” Diyene kadar.

Benden bir parçayı kendinde taşımak isteyişiyle kalbimi daha evvel hiç olmadığı kadar güzel duygular sarmıştı. Emir ya da Tuğrul da kullanıyordu eşyalarımı. Tamam, Tuğrul belki lastiklerimden daha çok sapan yapıp Sena’ ya fındık atıyordu ama olsundu. Neticede o da kullanıyordu fakat hiçbiri bana şu anki hissiyatı vermiyordu.

Bu sebeple gerilen dudaklarım eşliğinde elinden altığım lastiği iki elimle açtırdım ve omzundan uzanan bileğine taktım.
Yakışmıştı. Yani zaten Serdar’ ın herşeyi siyahtı ve böyle olunca da bileğinde eğreti durmamış, aksine bence oldukça hoş olmuştu. Tabii bu durumun lastiğin benim olmasıyla hiçbir alakası yoktu.

Dudaklarımın gerildiğini görebildiğini biliyordum. Yeniden saçlarıma giden parmaklar başımın tepesini usul okşarken başımı omzuna iyice yasladım. Ne garip; bu hareketi karşı cinsten bir başkasına kolay kolay yaptırmıyor, fakat Serdar yaptığı an saatler sürsün diye dua edebilecek hale geliyordum. Öyle ki saç diplerimi seven adam beni rahatlatıyor, sevdiği yerlerin bir bir iyileşmesini sağlıyordu.

Ellerimi bacak aramdan çıkarıp kucağımda bağlarken  girdiğimiz yolla “Serdar dağa mı gidiyoruz?” Dedim.

Şu dakikalar adını söylemek bile bana başka güzel geliyordu. Serdar deyince yalnızca benim Serdar’ ım gibi geliyordu. Sadece benim olsun istiyordum.
Bencillik mi bilmem ama, bu ruhun bir bende tamamlanmasını diliyordum.

Herhangi bir açıklama yapmadı, uzun uzun cümleler kurmadı. Başını usul usul sallarken omzuma inen eliyle “Zirveye.” Dedi.

Geçtiğimiz ıssız ve dar sokakların sonunda çok güzel bir manzara bekliyordu bizi. Tarihi evlerin ardında renkli ışıkların tüm şehri sardığı, temiz orman havasının merkeze karışmadığı ve gittikçe soğuyacak zifiri bir karanlık vardı.
Zirveye doğru yol aldıkça çoğalacak olan ıssızlık, soğuk ve uğultu dolu ormanlar etrafımızı saracaktı. Evresini tamamlanmak üzere olan ayın ışığı bize yol gösterirken bu tenhalığın en ücra ürkütücülüğünü Serdar’ la görebilecektim. Tüm soğuğu içime çekecek, adımımızı dahi göremediğimiz yollarda korkmadan varlığını yaşayacaktım.
Tüm bunları bir adamla yaşayacak olmam beni asla korkutmazken aksine, o adamın siyah devim olduğunu bilmek beni mutlu ediyordu. Serdar’ la birlikte ortak bir zamanın içinde olmak her ne olursa olsun bir anı olarak bende kalacaktı.

Gözlerimde Bursa manzarası, yanımda sevdiğim adam varken hayattan başka ne isteyebilirdim ki?

Tüm bunlar olurken aklımdaki yarım kalmış hesaplar bir yana, bu hissettiğim huzurun tarifi yoktu.
Serdar’ la ilk defa baş başa kalacaktık. Gecenin kalanında beni ne bekliyordu bilmiyorum. Açıkçası her koşulda bana zarar vermeyeceğini, herhangi bir tacize ya da tecavüze kurban gitmeyeceğimi bile bile ona delice güveniyordum.
Yanında olduğum adam Serdar’ dı. Bir başkası değil..

Dağ yolunda yükselerek hızla ilerlerlerken virajlarda atan kalbimle başımı Serdar’ ın göğsünden almaya yeltendim.
Kolunu sabitleyip çatılan kaşlarıyla bu defa “Ne oldu?” Dediğindeyse kımıldayamayan bedenimle başımı hafifçe ona çevirim ve “Serdar buralarda virajlar çok keskin, ben normal oturayım.” Dedim.

Kısa bir an ondan sıkarak vazgeçtiğimi düşünmüş olmalıydı. Çünkü o benim aksime halimden memnundu ve bu durumu göz ardı ediyordu; fakat yollar ciddi anlamda tehlikeliydi. En ufak bir aksilikte düşünmek bile istemiyordum çünkü yolun sağ tarafı uçurumdu ve bu beni korkutmak için geçerli bir sebepti.

Beni anlamış olacak ki bu defa ondan ayrılmama izin vermişti. Kucağımdaki tişörtle olduğum yerde dikleşip yan durarak Serdar’ a yaslandığım için ağrımaya başlayan belimle bu defa başımı cama yasladım.

Ağaçlar birbirine karışıyor; fakat iki yanımızı kaplayan ormanın sesi bize gelemiyordu.
Karanlık yollar eşliğinde hayatımızdan akıp gidiyordu zaman. Bu ruhani varlığın kollarında, kendimi yalın, sade ve dinlenmiş hissettiğim bir yolculuktaydım. Endişelerim bir yana dursun, kalbim bir yabancının varlığından hiç olmadığı kadar umutluydu.
Hayatımda yaptığım en güzel yolculukların temelini oluşturuyor diyebilirdim. Daha nicelerini yaşayacağımız, en güzel yolları aşacağımız en karanlık yolumuz buydu..
Bu ilkti siyah dev.

Bir başıma olsam korkudan bayılacağım bir
yolun ortasında hiç korkusuz yalnızca doğayı  izliyordum. Yanımda Serdar vardı. O varken asla hiçbir şeyden korkmayacağım konusunda içten bir eminlik yaşıyorken tereddütsüzce güveniyordum Serdar’ a. Aramızda bu kadar sorun varken hiçbir şeyi denklemeden, o gün neden gittiğini bilmeden Serdar’ laydım. Ona yaralarımı henüz sunmamış, kendimden hiç bahsetmemiştim.
Ruhum kendini seçimini yapmış olsa bile yine de bazı şeylerin konuşulmasından yanaydım…

Düşünüyordum.
Serin cama yasladığım başımla bizi ve nicelerini düşünüyorken aklım istemsizce Hatice Teyze’ ye gidiyordu. Servet Amca’ ya Oktay’ a ve hikâyemizin bir döngüde birleştiği başkana. Serdar’ ın yaptıkları bir bir zihnime dolarken en kötülerinden kendimi sıyırıyor, kurduğu tüm kötü cümleleri aklımdan bir bir siliyordum.

Mesela ne demişti Dursun Amca’ da karşılaştığımız gün? Hani onun kucağında Ömer vardı da beni görünce bırakmıştı. Dışarıda konuşmuştuk da ben sonra eve gidince ağlamıştım.
Ne deyip beni bu kadar yaralamıştı Serdar? Hatırlamıyorum.
Peki ya saçımı çektiği gün?
Unutmuşum.
Epey de olmuş bunları yapalı. Bir saç okşamasına düşerken yetişkin bir aslanın nasıl evcil bir kaplana dönüştüğünü izlemiştim. Kanmamışım da, onu sevgiyle nasıl değiştiğini izlemiştim.
Onun, ona yalnızca sarılışımla bile nasıl değiştiğini görmüşüm ben. Sevginin ne kadar kutsal olduğunu görmüşüm o sabah…

Dalmışım.
Yaşadığım, yaşattığı ve hissettirdiği her şeye öylesine dalmışım ki “Hazan?” Diyerek arabayı kenara çeken adamla kendime gelip “Hıı?” Dedim.

Bedenimi Serdar’ a çevrirerek bu defa “Efendim Serdar?” Dediğimde donuk bakışlarla arabayı durdurup bana dönen adama bakıyordum.

Kalın sesiyle “Neyin var senin? Seslendim duymadın?” Dedi.
Oysa cidden duymamıştım.
Yüzüne bakamayarak alt dudağımın içini dişleyip göğsüne daldım. Serdar’ ın sesi o kadar kalın ve etkiliydi ki yalnızca sesinden bile çekinirdi insan. Bu sese bedeni, cüssesi ve upuzun boyu da eklenince benim bu halim bile bence çok açıktı.

“Yavrum.” Deyip sağ elini uzatarak işaret parmağını çenemin altına koydu. Ona bakmamı istiyordu. Görünen o ki gözlerine bakıp sorusuna cevap vermem konusunda hiç olmadığı kadar ısrarcı olacaktı.

“Canını sıkan şey ne?” Diye devam ettiğinde yavaşça kaldırdığım başımla gözlerimiz buluşmuştu. Eliyle önüme düşen bir parça saç tutamını kulağımın arkasına attırarak yanağımı okşamaya başladığındaysa “Hazan?” Diyerek sorusunu yeniledi.

Gözlerimi, yanağımı seven el ile kapattığımda tek niyetim bu elde huzur bulmaktı.. Nitekim öyle de oluyordu, Serdar’ da, onun tek bir uzvunda bile böylesine sakin dinlendiğimi fark edebiliyordum.
Kısa bir an.
Çok kısa bir an eline başımı koymak bu kadar güzelse onunla uyumak nasıldır diye düşündüm; fakat hemen sonra yeniden gözlerimi araladım ve merakla beni izleyişine karşılık sakin bir sesle itiraf edercesine “Sana deli gibi sinirli olduğum halde senden uzak duramıyorum Serdar.” Dedim.

Gözlerine bakıyordum. Kömür karası gözleri gözlerimde hüküm sürerken her bir kelimemi zihnine mıh gibi kayışını izliyordum. Onun da kendine öfkesi ve bununla beraber bana duyduğu merak da vardı elbette. Duygularını bu dilde bu kadar aşikâr öğreniyor olmak onu da şaşırtmış olmalıydı. Nitekim ben o bakışlarda hüzünlü bir adam görürken bunu anlıyordum.
O susunca, susup yanağımdaki elle yutkunarak beni izlemeye devam edince ben de devam ettim.
“Hiçbir şey bilmeden, konuşmadan körü körüne bir yola giriyormuşum gibi geliyor.”

Daha sonra bu anı önemsizleştirmek istercesine omuz silerek “Konuşmadık hiçbir şey.” Dedim.
Konuşmadık Serdar. Gidiyoruz ama ya olmazsa.

Sözlerime karşılık kaşlarını çatarak “Konuşmaya gidiyoruz.” Dediğinde her şey benim korkularımı bilmeyişindendi.
Bilseydin ne demek istediğimi anlardın Serdar.

Gözlerine baka baka korktuğum bir ihtimalle “Ya olmazsa..” dedim; fakat bu defa yüzümdeki eli kucağımda birleştirdiğim ellerime indi. İki elimi tek eliyle kavradı. Sinirlendiğini yüzünden anlayabiliyordum.
“Ya olursa diye konuşmayacağız biz.” Derken çattığı kaşlar ve sert sesiyle başını olumsuz anlamda yukarı kaldırıp indirdi. Kendimden ve içinde olduğumuz durumdan o kadar emindi ki “Olanı konuşacağız. Ya olursa diye bir şey yok. Oldu zaten. Sen benimsin…”  Diye devam ettiğinde gülüşümü dudaklarımı dişleyerek bastırmak istedim.

Özellikle sen benimsim derken ufak bir hamleyle bana yaklaşması bu ifadeyi kuvvetlendiriyor gibiydi. Başka bir şey konuşmamıza ve ihtimallere yer vermememize gerek yok dercesine uzun uzun konuşmak yerine kestirip atmıştı.

Tek eliyle kavradığı ellerim dahi onun bendeki varlığını hissederken bir bakışa kapılışım en güzel zaafım olabilir miydi? Bir söze tav oluşum ve bir kalbin tok sevgisine inanışım? Peki ya o gözlerdeki anlamlar..?
Sanırım her şey inanmak istediğim biçimde şekil aldığı içindi tüm bu saf hissim. Yoksa neden yansın ki içim?

Arabanın ön tarafındaki çantadan yükselen ses bizi birbirimizden ayırırken tek kelime etmeden Serdar’ dan ayrıldım. Yavaş hareket edişim ondan kaçmadığımı göstermek içindi ve merakla beni izleyişinin aksine beni yanlış anladığını da düşünmüyordum.

Ekranda gördüğüm isimle aramayı yanıtlayarak “Efendim Yeliz.” Dediğimde halâ Serdar’ a dönüktüm, fakat bu yersiz aramayı açarken asla nefes nefese “Hazan bittim.” Diyen bir Yeliz beklemiyordum.

Hoparlörde olmamasına rağmen arabada yayılan ses Serdar’ ın da dikkatini çekerken çattığım kaşlarımla göz göze geldik.

Onun aksine sakince “Ne oldu be?” Dedim. Kıstığım gözlerimle olabilecek tüm ihtimalleri bir bir düşünürken böylesine bir paniğin sebebini asla tahmin edememiştim.
Ta ki “Bu şerefsiz Oktay ikimizin fotoğraflarımı abimle babama atacakmış. Tehdit ediyor beni.” Diyene kadar.

Kıstığım gözlerim aralanıp kaşlarım havalanırken yükselen sesimle “Ne?” Dedim; fakat o an Yeliz’ i duyan Serdar telefonu elimden alıp aramayı hoparlöre aldı.
Endişeyle, kaşları çatılan adamıma baktım.

“Lan ne bok yiyeceğim ben? Hazan annemler duyarsa gebertirler beni! Ulan babam daha bugün yürüdü Oktay’  ın üzerine, adam duyarsa var ya.”

Serdar duyduklarıyla burnundan solurken duyması gereken ne varsa duymuş, ben daha ona lütfen bir şeyler yap Serdar demeden aramızdaki bölmede duran kendi telefonuna uzanıp “Tamam Yeliz, kapat abicim.” Dedi.

Onun kapatmasını beklemeden Yeliz’ in yüzüne kapattığı telefonla Oktay’ ı aramaya başlayan Serdar bana bakarak “Ne zaman ayrıldı bunlar?” Diye soludu.

“Bugün.” Dedim bir çırpıda. “Hatice Teyze bana bağırırken Yeliz girdi araya. Sonra Oktay.”
Başını tamam dercesine sallarken gözleri daima bendeydi. Konuyu tam olarak bilmese de yanımda oluşu, benim dostlarım için bile beni yormadan bir şeyler yapışı hoşuma gitmişti.

Ah Yüzbaşı Serdar..

Önüne dönerek yanıtlanan aramasına yöneldi ve sinirle “Oktay o kıza bulaşırsan senin geleceğini sikerim.” Dedi. Birkaç saniye sonra yükselen sesiyle “Duydun mu lan beni!” Diye devam ettiğindeyse Oktay’ dan duyduğum tek gür ses “Emredersiniz komutanım!” Olmuştu.

Bu kadar basit miydi siyah dev?

Serdar sinirle telefonu kapatırken “Ben biliyordum bunun böyle bir sik yiyeceğini.” deyip telefonunu aldığı yere koydu ve bana dönüp “Ara şu Yeliz’ i.” Diye devam etti.

Bu kadar sinirleneceğini beklemiyordum. Açıkçası bugün bir şey olursa Serdar halleder dediğimde aklımdan geçen sahneler daha sade ve usturupluydu.

Elimdeki telefonu sıkıca tutarken endişeli sesimi toparlamaya çalışıp yüzüne bakarak “Tamam da önce bi sakin olsan.” Dedim.

Gözlerini sinirle kapatıp açarak bana baktı. “Senin canını sıkan biri var mı? Bu it sana da bulaştı mı?”

Sakinleşmeyen ve gittikçe korkutucu bir hâl alan devime doğru yaklaşarak sağ elimi yüzünün sol tarafına koydum. Kirli sakallarının avcumda hissediyordum.
Gözleri gözlerimdeyken yüzünün sağına doğru yaklaşıp dudaklarımı usulca yanağına bastırdım ve dudaklarımı gıdıklayan sakallarla hafif geri çekilip “Seni böyle görünce korkuyorum. Sakin ol lütfen.” Dedim.

Dudaklarım halâ ona temas ediyordu.
Sağ elimin altındaki yüzü gevşerken başını çevirerek burnumun ucunu öptü. Elini bel oyuğuma yerleştirip bu defa da alnımı öperken huzurla “Yavrum…” diye soludu.

Elimin altındaki sakallarını okşayıp normal ve sakin bir insana çevirmek istediğim adama baktım. O kadar sertti ki, sanırım hayatım boyunca onu eğitmek epey güç olacaktı. Bazen öfkesine yetişemeyecek, benden uzaksa dindirmem mümkün olamayacaktı. Fakat şu an kollarımdayken çözdüğüm bir şey vardı ki, o da Serdar’ ın zaafı olmamdı.

Gözleri tahminim doğrusunda yumuşamıştı. Bakışlarımız birbirine karışıyor, bedenlerimiz arada bir engel yokmuşçasına tamamlanıyordu. Bedenimdeki eli, yüzümdeki dudakları ve bakışları akıl almaz bir hâl alırken aramızdaki çekimden kaçarcasına elimdeki telefona yöneldim ve Yeliz’i arayıp sesini hoparlöre aldım.

Aramanın anımda yanıtlanmasıysa telefon elinde benden haber beklediğinin işaretiydi. “Hazan? Ne oldu? Oktay engelledi beni her yerden? Nasıl hallettiniz? Serdar Abi mi yaptı?”

Ben Yeliz’ in nefes nefese çıkan sesine gülerken Serdar belimi kavramış dudaklarını saçlarımda gezdiriyordu.
Bu defa sırtımı ona ve aramızdaki kolçağa yaslarken “Serdar, Oktay’ la konuştu.” Dedim.

“Aslan enişte!” Dedi. Tuttuğu nefesi bırakıp gülmeye başlamıştı ki Serdar’ da başını omzuma koyup kollarını belime sarmıştı.

“Yeliz.” Dedi Serdar. Sesi üzerimde yumuşamıştı.

Buna karşılık onunla yeniden konuşmayacağını beklemeyen Yeliz şaşkınca “Buyur abi.” Dedi.

Serdar’ ın dudakları omzum ve boynum arasında gidip gelmeye başladığında gözlerimi huzurla kapatıp başımı arkamdaki omzuna yasladım.
Bu arada “Hazan bana anlatmaz diye sana soruyorum. Bugün ben yokken ne oldu abisi?” Demesini ise asla beklemiyordum.

Bana her zaman sert olan Serdar’ ın Yeliz’ e olan yumuşaklığına kapalı gözlerimle gülerken onu kardeşi gibi sahiplendiğine emindim.

Serdar’ ın bu sorusuyla keyiflenen arkadaşım bana hitaben “Yıllardır yaptığım dedikodu jimlastiğini şimdi kullanacağım Hazan. İyi dinle dostum.” Dediğinde bu durumdan ikimiz de epey memnunduk; çünkü Serdar’ ın da düşündüğü gibi, bana sorsaydı o a anları asla anlatmazdım. Yeliz’ e sorması baya iyi olmuştu.

Serdar dudaklarını üzerimden alıp ciddiyetle “Bekliyorum.” Dediğinde boşta kalan elimi karnımın üzerinden geçen kollarına bıraktım.

“Serdar Abi.” Diyerek konuya giren Yeliz’ i asla bölmemeye niyetlenirken sessizliğimiz koruyorduk.

“Hazan’ a sürekli çiçek geliyordu ya, sizin olmadığınız gün de geldi ama sizin adrese geldi çiçek. Annen de üzerindeki notu okudu tabi.
Neyse sonra o sabah Hazan bize geldi. Kahvaltı yaptık, tam sokağa çıktık annen balkondan Hazan’ a seslenip bekle bir şey konuşacağım dedi. Bizde sizin kapıya kadar yürüyüp orada beklemeye başladık.
Annen geldi, Hazan efendim falan deyince annen hemen ‘Biz seni yıllardır kızımız gibi gördük sana yazıklar olsun Hazan.’ Demeye başladı. Hazan da şok oldu tabi. Yani annenden birşey bekliyorduk da bu kadar ağırını beklemiyorduk Serdar Abi. Neyse Hazan anlamadı tabi şaşırdı ‘neden ne yaptım Hatice Teyze’ dedi. Annen hemen çiçekteki notu gördüğünü söyledi.
Hazan’ a ‘senden hiç mi utanma yok kızım, bizde diyoruz Hazan açık giyiniyor ama orospu değil, namuslu kız.’ Dedi.” Dediğinde zaten buraya kadar normal gitmeyen muhabbet Serdar’ ın kesik nefesiyle daha da matah bir hal almaya başladı. Üzerimden çekip çekmemek arasında kaldığı kollarından daraldığını anlayabiliyorken Yeliz “Tabi devam etti susmuyor ki anan.” Diye devam etmeye başladı.

“Milet camlara dökülmüş, e günlerden de pazar herkes evinde.. Annen avaz avaz ‘utanmıyor musun milletin altına yatmaya, sana yazıklar olsun, o güzelim anan sana güveniyor bırakıyor seni buralarda falan dedi.
Hazan’ da kaldı öyle cidden şoka girdi kız. “Hatice Teyze ayıp olmuyor mu bak dinlemiyorsun bile.” Dedi ama annen bu sefer ‘neyini dinleyeceğim, neyini savunacaksın bana. Arsız edepsiz rezil, evimize gelip yüzümüze bakmaya da utanmıyorsun.” Dedi.” Başlarda hoşuma gidecek gibi gelen kelimelerin bir bir sıralanmasıyla beni rahatsız etmeye başlamıştı. Dinlemek istemediğimi fark etmiş, fakat ısırdığım dudaklarla da bunun mümkün olmadığını anlamıştım.

Yeliz “Ha birde dedi ki.” Diyerek anlatımını hararetlendirdi.
“Bizde diyoruz bu kız yirmi dört yaşında ne kadar da güzel, neden evlenemiyor. Meğer sen akşam evlenip sabah boşanıyormuşsun zaten” dediğinde Serdar derin bir nefesle ellerimi belimden çekip benden ayrılarak oturduğu koltuğa yaslandı.
Derin bir nefes aldı. Sağ elini şakaklarına götürerek gözlerini kapattı ve başını arkaya yaslayıp öylece durdu.

Bu kadar mı kötü hissetmiştin siyah dev?
Kıyamadım.
İçimden geçenler şekillenemeyecek gibiyken tek eliyle yüzünü sıvazlayan adamı izleyerek “Tamam Yeliz yeter.” Dedim.
Fakat o an bana dönen Serdar sesini yükselterek “Hayır devam et.” Deyip araya girdi.

Yeliz ikimizin söyleriyle iki arada kalsa da sakince arkama yaslanışımla devam etti.

“Neyse. Tabi abi afedersin ben daha fazla tutamadım kendimi, annenin üzerine yürüyüp ‘ne biçim konuşuyorsun sen ya’ falan dedim.
Saygım da vardı ama bitti ya. Denir mi öyle, Allah aşkına..
Neyse ben öyle yapınca anan bana da ‘Çık kız önümden, sende aynı boksun kesin.” Dedi
Delirmiş gibiydi vallahi döndü Hazan’ a “Seni ben annene söyleyeyim de döve döve alsın seni buradan! Rezil seni.” Deyip yüzüne tükürdü kızın.” Oflarken şişirdiğim yanaklarla üzerimde hissettiği bakışlar beni en başa sürüklüyordu.

Serdar ön koltukta, ben hemen arasındaki koltukta..
Aynı bakışlar üzerimde; fakat bu defa bana doğru tutmam için uzanan bir el vardı. Uzanıp elimi tutmadan evvel annesinin tükürdüğü yüzümü seven bir el..
Yanağımdaki yumuşak doku hemen sonra sol elimi tutmuş ve dudaklarına götürerek üzerini öpmüştü. Bakışlarım ona değmese de kalbim bu hareketindeydi.

“Ben de tuttum omuzlarından ittirdim azıcık bağırarak “Bana bak kaç yaşında kadın demem. Onca yaşanmışlık var demem alırım elime seni’ dedim.” Derken yumuşattığı sesiyle Serdar’ ın tepkisinden çekindiğini anlayabiliyordu; fakat Serdar şu an çok başka bir alemde, daldığı bakışlarla dudaklarını hafif hafif elime bastırmakla meşguldü.

Bu sessizlikten faydalanıp “Sonra dedim kiii.” Diyerek yükseldi.
“Utan beee sen kime ne diyorsun, nankör seni’ dedim. ‘Bu kızın sende yıllardır emeği var. Her başın sıkıştığında Hazan koştu” dedim.
Annen yine susmadı ki abi
“Olmaz ölsün öyle emek milletin altına yatan orospunun benim evimde işi yok.’ Dedi  Ay sonra da sanki Hazan senin dibinden ayrılmıyormuş, o Hazan’ ı sana almak istemiyormuş gibi
Orospu seni, uzak dur oğlumdan da, benim oğlum almaz seni’ dedi
Sonra annene “Siktir git lan, sensin orospu.” Dedim.”

Serdar buna da bir tepki göstermezken sanki yaslandığı yer dar geliyordu ona. Baktığı karanlığa çekiliyor gibiydi.

“Oktay iti indi sokağa. Servet amca balkonda tabi bu arada. Oktay bana diklenip ‘Yeliz gir lan içeri, sana ne oluyor ne biçim konuşuyorsun teyzemle’ dedi. Biz tartışırken de Hazan girdi araya Oktay’ da Hazan’ a “Siktir git lan sende ortalığı karıştırıyorsun anca dedi. Tabi tartıştık ettik. Babam geldi ayırdı bizi Servet Amca’ da sizinkileri eve çağırdı. Annen de eve girerken şaka gibi  “Bir orospu tüm mahalleyi birbirine kattı” Dedi.
Sanki olayı biz başlattık.
Neyse bu kadardı abi.”

Yeliz sustuğunda elimi tutarken öylece ormanı izleyen adam sessiz kaldı. Elimi bırakmadı ama çok garip bir hale büründü. Morali bozuldu. Sanki kanı çekildi. Bir bir okşadığı, öptüğü parmaklarımla halâ benimle ve bana destekçi olduğunu ifade ederken kendimi Yemiz’ in cümlelerimdeki tuhaflığa bıraktım.
İyi mi yapmıştık biz şimdi?
Ne gerek vardı diye düşünmeden edemedim. Ne değişecekti ki bundan sonra? Onlar Serdar’ ın ailesiydi ve bu olay muhakkak ki ilişkilerini de etkileyecekti. Bu kadar açık konuşulmanın bir değeri yokmuşçasına Serdar’ ı izlerken “Orada mısınız?” Diyen Yeliz’ le kendime geldim.

Serdar sustu. Ben sakince “Buradayız.” Derken tıpkı yanımdaki adam gibi hareketsiz kalmayı tercih ettim.
Serdar şu sıra hayatı boyunca yaşamadığı olaylara tanıklık ediyor olmalıydı. Hepsinde olayın en içindeydi ve şu anki haline de bu yüzden şaşırmıyordum.
Yorgun olmalıydı.

Yeliz tedirgin bir halde “Şey.” Diye devam ettiğinde Serdar’ a seslenmek istediğini anlamıştım. “Kızdın mı abi? Annenle öyle konuştum.” Dediğinde başımı, sakince “Ağzıma sığdırmak istemiyorum ama.” Diyen adama çevirdim.
Dudaklarını parmaklarımdan uzaklaştırarak kıstığı gözleriyle devam etti. “İyi yaptın abicim. Sağ ol.”

Kızmayacağını tahmin ediyordum; fakat bu tepkisini beklediğimi söyleyemezdim. Sonuçta kim böyle bir şey için teşekkür ederdi ki?

Sessiz geçen saniyeler birbirini ezdi. Ben içimdeki boşlukla Serdar’ ın halini tahmin etmek isterken aynı duyguları paylaştığım Yeliz’ in “Kapatıyorum o zaman. İyi geceler.” Deyip onayımla aramayı sonlandırmasını bekledim.

Serdar sessizce elimi bıraktı. Tek kelime etmeden arabayı çalıştırdığında oturduğum yerde rahatsızca kımıldanıp ellerimi kucağımda toplayarak ona baktım.
Kaşları çatıktı.

Karanlığa doğru hareketlenen arabayla “Ben olayın bu kadar rezil olduğunu asla tahmin etmedim.” Dedi. Sesindeki şaşkınlık kendine bile inanamadığını gösterirken içten içe duyduğu öfkenin bir çıkar yolu yok gibiydi.
Bu yüzden yalnızca susma istedim. Susarken de izleyerek dinlediğimin adamın kendini bana açmasını diledim.
Sağdaki dikiz aynasını kontrol edip çıktığı yolda hızlanırken “Bir başkası olsa dağıt ağzını yüzünü, ama anne işte.” Deyişiyle sustum sadece.

Bana asla bakmıyor, net bir hitap şekliyle  konuşamıyor ve muhtemelen Hatice Teyze adına bana karşı büyük bir pişmanlık duyuyordu. Tabi tüm bunlarla birlikte onu saran öfkeyi de atamıyordu. Öyle olmasa sinirle dişlerinin arasından “Sikeyim ben böyle işi.” Demezdi.

Buna, tüm bu insan tüketen duygulara gerçekten gerek olmadığına ben inanıyordum da hemen yanımda araba kullanırken kafasında kırk tilki gezdiren adam inanmıyordu. Nitekim inanıp kabullenecek gibi de değildi. Bu yüzden sakince arkaya yasladığım başımla “Boş versene.” Dedim.

“Nasıl boş vereyim?” Diyerek kısa bir an bana baktı ve yeniden yola döndü.

Boş verilecek bir konu değil miydi bilmiyorum, fakat ben bugün Hatice Teyze’ yle olan tüm münasebetimi bir ömür kesme kararı almıştım. Hâl böyle olunca ve şu an yanımda olan adam da onun oğlu olunca işler zorunlu bir halde bir miktar değişmek durumunda kalabilirdi.
Sonuçta onlar Serdar’ ın anne ve babasıydı ve biz bilinmez de olsa bu akşam onunla bir yola çıkmıştık.
Yanımda Serdar vardı ama ben de kararımda kesindim. Yani annesini için beni bırakacaksa onu anlardım.

Cidden anlar mıydım?

Anlardım sanırım. Anneydi sonuçta. Bu konuyla ilgili koca koca kitaplar yazılır, dize dize şiirler okunurdu. Ondan bir seçim yapmasını istemekse bencillik olurdu. Bu yüzden onu anlarcasına düz bir sesle “Mahalleye inelim mi?” dedim.

Neden dercesine bana baktı. Yola bakmaya devam edip omuz silktim. “Ben artık ne annenle ne de babanla görüşmem Serdar. Bu nereye kadar böyle gider ki? Biz başlamadan bitelim bence.” Diyerek bu defa ona döndüm.

Yoldan bakışlarını çekmedi. Çattığı kaşlarla meseleyi uzatmadı da. Yüzünü saçmalamışım gibi ekşittiğindeyse konunun uzamayacağını “Yavrum bana caz yapma ya.” Deyişinden anladım.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 296

Caz yapma Hazan

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 295

Serdar ında çok umrunda değil beneğim

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 281

Yeliz ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 258

Bug ı bulduk

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 251

Bok oktay

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 238

Net adam

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 212

Çok romantik

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 189

Haklıysa niye uzatıyorsun hazan

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 187

Delirdi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 185

E haklı hazoş

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 184

Uzatma kızım

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 170

İlk teip yükşeniyor

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 146

Gözümde canlandı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 132

Ne diyosun kızım me soğuması adam eridi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 131

Dibi düştü adamın

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 127

Kızım o gurur duyuyordur hoşuna gitmiştir

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 120

Hazan yapar

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

İşte bu

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 100

Kıskançlık

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 62

Ebet biliyoruz serdar

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 67

Hehehe bilerek birşey demedi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 43

Çünkü haxırlıklı geldi

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 132

Tabi hayran

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 258

Ula gözümüzün önünde eridi adam

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 212

Ne zaman be ne zaman yaşayacağım şu duyguyu

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 67

Hazırlıklı beyfendi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 296

Hazan caz yapma yavrusu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 281

Tek nefeste tüm olayı anlattı

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 146

Çay ve fındık toplayacak

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 131

Serdar bir kez daha aşık oldu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 120

Yapar

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 101

İşte benim kızım

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 76

Tatlı dille tavlıyo resmen haksızlık bu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 74

Diyemiyosun kuzum aşıksın

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 67

Hahaha malını biliyor hazırlıklı

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 62

Yaparsın aşko

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 296

Doğru diyo caz yapma

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 281

Ciğerine sağlık yelo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 268
Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 195

Haklı abi dağılın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 189

Yani şimdi haklı aynı şeyi Serdar yapsa hepimiz sövüyorduk çoktan

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 184

Hay emrene

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 173

La aşkım boşver Emre'yi

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 120

Yaparrrrr

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

Uuuu kara kızım ateş ediyor

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 15

Sjsjsjsj e bu ben

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 257

Tabii biliyor adamın nasıl sakinleştireceğini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 251

ZORT

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 217

Niyeyse Ben de öyle hissediyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 212

Bu romantiklik bize fazla

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 208

Ne kadar elit bir bey

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 199

Yiaaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 194

Tamam kocis Biz de seni kıskanıyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Serdar bizden bir daha soğumaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Hadi bir götümüz şahlanmadı değil

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 76

Serdar beni gıcık ediyor ediyor ondan sonra şöyle bir yavrum diyor ben bitiyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 74

Katılıyorum ama diyemeyeceğiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 71

Zahmet oluyor Serdar ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69

Bu sahne bana her seferinde hem çok gıcık hem de çok tatlı geliyor anlamadım nasıl oluyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 67

Ohannnes ya hay babayin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Ona ne şüphe aşkım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

E tabii adam yedirmeyi seviyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Yerim lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

He he inandık şu an

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 295

Hazanım annesiyle babasını umursayan kim boşver

Yorum için giriş yap