← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 76

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Tüm bu yaşananlardan sonra burada onunla, onun kollarında olmak çok iç gıdıklayıcıydı. Serdar’ a sarılmak zaten her an bambaşka güzeldi de şimdinin başka bir yeri vardı.
Sınırlarıma sır diye indirilen hiçbir giz yoktu mesela. Kollarındaydım, başım bağrındaydı ve biz ilk defa yalındık. O sırtımı severken parmak uçlarına dolan sigara izlerinin sebeplerini biliyordu ben de onun çocukluğuna dair en temel şeyleri tüm gerçekliğiyle kavrıyordum.

Kavrıyor ve derine meyletmiyordum.

Aylar olmuştu. Aylardır Serdar yoktu ve ben o yokken babaannesi, dedesi, amcaları, ve halalarıyla oturup muhabbetler etmiş, farklı ortamlara girmiş, Urfa sokaklarında gezinmiş, onu tanıyıp bilen insanlarla bazen sohbete dalıp bazen yüz göz olmuştum. Serdar’ ı özlemiştim, tüm bunlar yaşanırken kalbim ona ait onunla çarpmış ve her an tüm bedenim gelmeyeceğini bile bile o an orada onu aramıştı. Şimdi de gelmişti, beni bu kalabalıktan çekip almış ve yanında yeniden var etmişti.

Bizi kırdığın yerden yeşerdik siyah dev.

Başımı kaldırıp diğer tarafa hareketlendirdiğimde ilaçlar etkisini gösteriyor olsa gerek iyice mayışmıştım. Uzanıp camı kapattı, güçlü tık sesine gözlerimi araladım.

Dakikalardır olduğu gibi bedenimde onu hissediyordum. Durmak bir yana, hissetmek bambaşkaydı. Böyle kollarım boynuna dolanmış göğüslerim göğüslerinde, üzerine oturmuştum sanki bir bütündük.

Serdar’ la bütün olmayı çok seviyordum.

Saçlarımda ara ara hareketlenen dudakları yeniden kıpırdandı ve eli alnıma örtüldü. “Yavrum hadi duşa.” Mızmızlanıp kaşlarımı çattım. “Hiç halim yok Serdar uyumak istiyorum.” Gece uyuyamamıştım sabah da erken kalkmıştım. Uyumasam bile en azından uzansam eminim daha iyi hissedecektim.

Farkında mıydı bilmem ama bir yandan sırtımı sıvazlayışı sözlerinin aksine beni daha da mayıştırıyordu. “Ben ilgileneceğim, girmemiz lazım.” Yüzüm bağrında hareketlenip dudaklarım tenine örtüldü. “Ayakta duracak halim yok.” Gitmemek için nereden ne kopartabilirsem.

“Yerde olacağını kim söyledi?” Şakağımı öptü. “Kucağıma duracaksın, hadi.” Çok cazip gelse de hala  istemiyordum, belki hiçbir şey yapmadan öylece duracaktım ama banyoya girme düşüncesi beni zaten yoruyordu.

Dudaklarımı “Hayır yaa.” Diye büküp kaşlarımı çattım, duymamış gibi atıldı. “Duş alalım sonra dürüm yeriz yatarsın.” Sanki on dört yaşındaydım ve annem beni bir dürümle markete gitmem için kıvama getirmeye çalışıyordu.

Bu an beni gülümsetti.

Başımı ona kaldırdım ve dakikalardır boynuna doladığım ellerim omuzlarında durdu. Balkona çıkmamızın ardından ilk defa böyle yüz yüze geliyorduk.
“Bol soslu ama.” Beni heyecanlandıran şeyler arasındaydı, Serdar’ ı saymazsak.

Karanlık yüzünde beliren ufak tebessüm onu da beni de zorluyordu aslında. Gönül isterdi ki bıcır bıcır bir kız olup Serdar’ ı neşelendireyim ama sanki tüm duygularım bir kamyon dayak yemiş ve geriye sadece halsiz bedenime eş sığınma arzum kalmıştı.

“Eve söyleyelim.” Diye devam etmemle alnını başıma yaslayıp yüzümü avuçladı. “Olur güzelim.” Sürekli böyle durup meseleleri çözeceğimiz konusunda derin bir inanacı vardı bence. Benimle daima kurduğu bağ  hoşuma gidiyordu.

Ona sarıldığımda var olan his beni mutlu ve sakin bir kadın gibi gülümsetti. Şu an cinselliğe çok uzak bir yerdeydik. İkimiz de yaralı, ikimiz de keyifsiz, ikimiz de birbirine açtık ama bu açlık sadece duygusal bir temastı. Ayların ardından mevsim yerini almış, siyah beyaz manzara renkli fırça darbelerinin gazabına uğramıştı. Süreç biraz sancılıydı fakat etraf şahaneydi.

Ne yana sürgün yiyeceğini bilmeyen, nerede alabora olacağını tahmin edemeyen boş gemiler gibi savrulsa da bende kaldığı noktayı seviyordum. Başını kaldırarak yeniden yüzüme baktı. Ayların özlemi hiç dinmeyen bir buğu gibi üzerimize sinmişti. Kokusu, teni, bakışı…
Kocamı özlemiştim.

“Çok özledim.” Ona meyleden bendim. Kırık sesim iliklerine işledi mi bilmem ama gözlerini derin bir solukla yumup beni tekrar bağrına çekti. “Yavrum.” Sesi, o kadar içtendi ki sanki kendine çekişiyle beni göğsüne hapsetti.

Biz bugün bir şeyleri konuşup çözmüştük ama Serdar bana bu saatten sonra değişeceğim, her şey çok daha başka ilerleyecek, daha mutlu olacağız gibi cümleler kurmamıştı. Ben de akışa bırakıp oluşa bakmaktan yana olup sormamış, sormayı hiş düşünmüyordum.

Beni sarsa da, uzun uzun izlese de çok konuşmuyordu. Hatta hiç konuşmuyordu tek yaptığı susup öpmek, susup sevmek, susup sarılmaktı ama elbette anlayabiliyordum. Konuştuklarımız bizi yaralamıştı ve bazen ağzımızı bıçak bile açmaz hale gelirdik.

“Kalkalım hadi sen doğru düzgün bir şey yemedin.” Kıpırdandı, omuz silktim. “Olsun aç değilim.” Beni kucağından indirmeden ayaklandı. “Bunu konuşacaktık, hala aklımda.” Kollarımı kendi kendime olsun diyerek boynuna sardım. Serdar’ la her şeyi konuşabilirdim.

“Serdar sen yıkayacaksan alt kata inelim mi kıyafetlerim de orada.” Bilgisayar duvarda dağılmıştı ve o anlar henüz çok tazeyken bugün burada hatta mümkümse bu evde durmak bize iyi gelmezdi.

Sözlerim onu odadan çıkartıp alt kata yönlendirirken susuşumla bunu bekliyormuş gibi yanağımı sıkıca öptü. “Olur yavrum nasıl istiyorsan.”
Gülümsedim, çok uzun zaman sonra dudaklarım ilk defa Serdar’ a gerildi ve sağ elim yüzünü kavrayıp okşadı. “Serdar’ ım.”

Tek bir sözüm varlığını derinden etkiledi. Değişen ifadesiyle basamakları yarılamış, sözüm onu aylar sonra bana kavuşmuş gibi afallatmıştı. Kollarını daha da sıkılaştırdı ve odaya girerken gözlerindeki mutluluk kendini belli etti.
Hemen kendine gelmesini ben de beklemiyordum, ona bu anlattıklarıyla ilgili biraz zaman vermem gerektiğinin farkındaydım. Ufak adımlar, temaslar, yan yana geçen vakit derken bir bakmışız eskinden de iyiyiz.

Banyoya girdik, sakin sessiz “Serdar beni yere indirsene.” Diye mırıldanarak hala yerinde duran duş jelime bakındım. “Neden?” Ne neden? Yeniden ona yönelmemle huyunu biliğimden yüzünü uzun bir dokunuşla öptüm ama ayrılmadım. “Kucağında iki büklüm kaldım açılırım biraz, tutarsın.” Böyle sakin sakin mırıldanışımla ona her şeyi yaptırabileceğim konusunda bir eminliğim vardı. Kıyamazdı, sesim içine dokunurdu biliyorum.

“Hm.” Diye soluklanırken sardığı bedenimi yavaşlıkla yere bıraktı ama ellerini üzerimden asla çekmedi.
Serdar gitmeden evvel biz burada sevişmiştik. Belki bu başka bir zaman diliminde beni utandırırdı bilmiyorum ama şu an o anımızı hatırlarken yüzümde ufak bir tebessüm beliriyordu. Ondan utanmıyordum, doğru olan buymuş gibi taze bir his beni besliyordu.

“Bir çıkalım ilgileneceğim seninle.” Uzanıp tişörtümün uçlarını tuttu, başımdan çıkartırken hafif bir gülümsemeyle “Nasıl?” Dedim. Cinsel yönde bir ilgilenme olduğunu sanmıyordum bunun için ikimizin de psikolojisi yerinde değildi bence. Böyle bizi açmaya çalışıyordum ama o kadar, biraz zamana ihtiyacımız vardı. Belli ki Serdar’ da bunun bilincindeydi, düşüncelerimde de haksız sayılmazdım çünkü gözleri yumuşadı, beni derin bir solukla masumane düşüncelerine çekti. “Adımı senden duymayı çok özlemişim. Bana dokunmanı, üzerimde kıvrılmanı, sarılmanı ve konuşmanı…”

Ellerim siyah tişörtün üzerinden onu buldu. Kaşlarım havalandı, bu beni sakinleştiren bir andı. “Ne zamandır bu kadar açık sözlüsün?” Değişmişti, onu değiştiren ben miydim yoksa uzun zaman ayrı kalmamız mı? Belki de tüm sırrın bozulması onu bana hayli itmişti.

Benim gibi tek kaşı havalandı, “Şansını fazla zorlama.” Ve alt dudağım imalı gülüşümün ardından dişlerimin arasında yerini alırken onu daha net görebilmek için başımı çok az arkaya attım. “Hayvanı ürkütme diyorsun yani?” Ona hayvan deyişimle yüzü değiştiği an işlerin çok da yolunda gitmeyeceğinin bilincindeydim.
Bu yüzden elimi kolumu ondan çekip bayılma edasıyla fayans zeminde bir adım geriledim. “Ay çok ateşim var benim.” Gözlerimi devirerek ondan kaçırdım, kolum alnımı sıyırdı. “Ay hiç iyi hissetmiyorum bayılacağım galiba.” Şaka yapıyordum, üstelik bu kadar netti ki kelimelerime bulaşan gülüşlerimi onlardan ayıramıyordum.

Hafif eğilip kolumu tuttu. “Gel burayaa, sıpa.” Sesi en az benim kadar eğleniyordu, bedenimi kendine çektiği an gerilen dudaklarım ğöğsüne indi. “Hiç mi değişmez bir insan?” Böyle yüreğine sokacak gibi dolu dolu kuruyordu her cümlesini; içim ona kaynıyordu, şımarıyordum, yüreğimdeki deniz taşkınca kabarıyordu.

Gülümseyerek başımı yüzüne kaldırdım. “Değişeyim mi?” O kadar keyifliydim ki, normal olmanın tadına ilk defa varıyorduk.

Başımı usul usul iki yana salladı. “Asla.” Yeniden üç beş yaşlarında durduğu yerde duramayan çocuklar gibi gerileyip omuzlarımı silktim. “İyi o zaman çünkü bu sakin halim.” Serdar’ dan olabildiğince uzaktım, bir adım kadar.
Ondan ayrıldığım için kızgın gözükmüyordu, ben de göğüslerimi ortaya seren bir atletle kalışıma aldırış etmedim. “Aksi nasıl?” Derken elleri bana havalı gelen erkeksi bir hareketle ağır ağır beline gitti.
Hale bak, sanki asker arkadaşına hayırdır diyor.

Kaşlarım bilmiş bir edayla havalandı, mimiklerim “Felfenaa” derken onun da keyifli görüntüsüyle yüzüme doldu. Nasıl eğleniyordum ama. Şaka mıydı? Serdar’ la herkes gibi muhabbet edebiliyordum.

Bu defa iyice duşa giren oydu. Bana yeniden uzandı ama ensemi kavradığı an yüzü değişti. “Ateşin var senin.” Ciddiyetle suya yöneldi. “Gel.” Gel dedi, demesiyle suyu açması bir oldu ve tepemizden akan soğuk ıslaklık beni rahatsız etti. Omuzlarımı kendine kaldırıp durumdan rahatsız olmuş bir halde  “Serdar çok soğuk bu.” Yakınıp geriledim ama cam kapıyı itirazla kapattı. “Değil yavrum.” Kaçar gibi gerileyip kendime sarıldım, aksi gibi su her yerdeydi.
Başımı yere eğerken niyetim biraz da ondan kaçmaktı, bu yaptığına öfkelenmiştim ve biraz daha geriledim. “Yaa soğuk!” Buz gibiydi, yüzüme sarılan alevin aksiydi.

Bana ulaşmak istedi, geriledim. “Değil hayatım, değil.” Banyoda yankılanan sesi yüreğime ilişti, sarstı ve onun için hareketlendi. Bana bir şeyleri kanıtlamak istiyor ama bunu sakin bir dille ifade ediyordu.
İyiliğimi istiyordu, oysa donuyordum.

Bana elini uzatmıştı, sesi üzerime titriyordu ama ben o kadar üşüyordum ki çabasının farkında değildim. Benimle birlikte ıslanırken sonunda ona doğru bir adım atıp titreye titreye ben de ona elimi uzattım. “Sarıl bana.” Buruk sesim, öyle sevgiye aç bir masum gibi. Uzattığım eli tutmak ne, beni tümüyle kavrayıp göğsüne kapattı ve boğuk sesi buse sayılmayacak net öpüşlerle duşta duyuldu. “Kurban olurum sana.”

Öldüm de cenneti mi yaşıyorum? İnsan sevdiği birine sarılınca nasıl böyle hisseder? Bu mümkün mü? Oysa ben insan sevmiyorum. Yirmi dört yıl boyunca bir Serdar’ ı sevmişim, bir onun ayağına taş değse o taş sanki içime oturur olmuş bu nasıl olur da böylesine mümkün durur? Delilik.

“Serdar.” Sesim titriyor, ellerim bağrında yok olmak ister gibi birleşiyordu. Kendi tişörtünü bir hamlede çıkartıp yere bıraktı ve beni hızla kucağına aldı. “Yasla başını.” Yine bacaklarımı ona sarmayayım diye, bunu yaparken zorlanmayayım diye bedenimi yan tutmuştu. Başımı omzuna bırakıp kollarımı boynuna doladığımda gözlerim sudan sebep kapanmıştı.

Biz nasıl olur da birbirimize hem bu kadar zıt hem de bu kadar aynı olabiliyorduk?

Eşini bulan tenlerimiz bu anı aylardır bekliyordu. Tanıştılar, ne kadar olabilir bilmiyorum fakat özlem giderdikleri konusunda acemice nettim. Zira göğüslerim kendini güvende hissettiği bağırda kendini bulmuş gibi çarpıyordu. Kollarım yine boynunda, başım omzunda onun bir asker olduğundan anlık sıyrılıp kendi tapınağını bulmuştu.
Serdar askerdi, daha evvel birçok boynu gövdesinden acımasızca ayırmıştı ama o eller şimdi beni sıkıca tutmuş, her an küfre açılan dudakları bu defa usul usul sakince “Biraz duralım çıkacağız, söz.” Diyordu.

Çıplaklığından ötürü onun bedeni beni ısıtıyor, en azından ortamda daha durulabilir hale getiriyordu. Açıkla kalan omzunu öptüm. “Hıhım.”

“Dönsene bana.” O tok sesi..
Dün ne haldeydik. Sahi, dün bu saatlerde neredeydik? Saatin öğleden sonra bir olduğunu var sayarsak hastanedeydik ama Serdar yanımda yoktu çünkü onu kovmuştum ve akşama doğru da çıkacağım diye hem kendi kendimi hem de hemşireleri yiyordum.

Yüzümüze sular inmiş, burnumdan damlayan suyu silip ona döndüm. Göz bebeklerinde kendimi görebiliyor, yüzünü içime çekebilme isteğiyle doluyordum. Façalı kaşı, her zamanki gibi asi ve sert suretine çakılı kalmış ama bir o kadar da güzeldi.
Bir bana güzel.
Susup beni izlemesine dudak usulca çabalattım. “Bu gece uyur muyuz sarılarak?” Çok istiyordum, çok çok istiyordum sınır olmadan onun kollarında var olmayı her şeyden çok istiyordum bu benim hayalimdi.

Serdar’ ın koynu bu dünyada özdeştirebileceğim hiçbir şeye denk değildi.

Kaşlarını inanılmaz bir hevesle çattı “Uyuruz tabi,” yanağımla çenemin arasını öpüp “Uyuruz yavrum.” Elimi yüzüne yerleştirdiğimde öpüşlerine ondan başka kimsem yokmuş gibi, yarınlar bize yara olmayacak gibi karşılık verdim.

Sular aktı, zaman geçti, benim yüreğim de yüzüm de ondan hiç ayrılmadı derken artık suyun altında durmaktan sıkıldım. “Çıkalım mı hadi?” Hafif de acıkmaya başlamıştım. Başını sallayıp suyu kapattı ve beni kucağından indirmeden duştan çıkıp yere bıraktı.
Her yerimiz ıslanmış, suya bulanan siyah atletim bedenime yapışmıştı. Arkamdan aldığı havluyu bana dolayarak yeniden kucakladı. Keyifle mırıldandım. “Serdar yerler ıslanacak.” Bir yandan yerleri izliyor, bir yandan çıplak omuzlarına tutunuyordun. Eşikten geçip umarsız tonda soludu. “Islansın, sikerler.”

Dudaklarım gerilirken ona bir cevapta bulunmayıp adımlarını izlemeye devam ettim. Yatağın önünde durdu, eğildi ve beni bırakıp dolaba döndü. “Ne giyeceksin?” Çıplak ve geniş sırtı karşımda, damlalar teninden süzüyordu. Onu izlerken dudak büktüm “Bilmem.” Burada kalın bir şeylerim yoktu. Atletlerim, birkaç tişörtüm ve belki ince bir badim.

Islak saçlarını arkaya doğru sıvazlarken açtığı dolaptan önce bir sütyen aldı, sonra o a uygun vişne renginde bir külot. “Şort giymek istemiyorum.” Başını salladı. “Bakıyorum yavrum.” Muhtemelen yoktur, uzanıp kendi tişörtlerinden birini alarak yanıma gelince oturduğum yerde ona döndüm. “Üzerini değiştir.” O da ıslanmıştı. Yatağa oturdu “Seni giydirelim.” Başımı itirazla sallayıp elindeki sutyene uzandım. “İyiyim ben, beklerim Serdar hadi, saçlarını da kurut.” Zaten çok kısa sürerdi, ısrarımla birkaç parça şey alıp banyoya geçti ve tahminim gibi iki dakika içinde saçlarını da kurutmuş bir şekilde çıkıp eski yerini aldı. Onu beklemiştim, kendim halledebilirdim ama birlikte bir şeyler yapmak her zaman hoşuma gidiyordu, bu beni giydirmek de olsa.

Bedenime sarılı havluyu bırakmamla ıslak atletime uzanıp başımdan çıkarttı. Eli alnıma gitti, ateşime bakıyordu iyice ona meyillenip “Nasıl?” Dedim. İyi hissediyordum ama bilmiyorum. “Yok gibi.” Deyip bu defa sütyenime değil taytıma uzandı. “İlaç içersin şimdi, çay yaparız. Kalksana yavrum bir.” Hafif kalktım, külotumla kavradığı taytımı başka yöne bakarak çıkarttı.

Elimi omzuna koydum. “Bakmaaa.” Alaylı sesim gözlerini devirmesine sebep oldu ama bir şey demeden yatakta duran külotuma uzandı. Hafif gülümsedim, göz göze geldik. “Bakarsam dokunurum, dokunursam mesele uzar. Hastasın.” Ve hassas, fazla duygulu, savaşta çıkmış, yersiz… Bizim şu dönem daha çok birbirimize sarılmaya ihtiyacımız vardı. Nitekim daha bir saat oldu mu bilmiyorum ama Serdar bana annesinin başka adamlarla birlikte olduğunu söylemişti. Bunun üzerine hemen onunla sevişirsem olmazdı, aklıma sadece o gelirdi ve eminim ki sadece benim aklıma gelmezdi. Üstelik sadece bu değil, bizim Serdar’ la bizi dağlayan bir çok meselemiz vardı.

Alayım söndü, kollarımı boynuna dolayıp onu öperken “Serdar’ ım.” Diye iç çektim. Şu sıra sadece kollarındaki huzura muhtaçtım.

Külotu giydirmiş, elleri çıplak belimde yer edinmişti. “Yavrum.” Sarılarak omzumu öptü, bu defa sutyen kopçama uzandı ve yere inen sutyenimle göğüslerime bakmadan yenisini aldı. “Ev sıcak ayarları biraz kıssak mı? Ben kazak giyip yorgan örtmek falan istiyorum. Bir de battaniye altında film izlemek.” Kış geldiğinden beri hayalimdi. Serdar gelince onun koynunda film izleyecektim, üzerimize battaniye ve biraz abur cubur olacaktı, belki biraz da kahve.

Sutyenden sonra neredeyse dizlerime inen tişörtle “Olur yavrum.” Deyip ayaklandı ve beni yeniden kucakladı. Bu defa bacaklarımı belime doladım. “Önce iyileş, bir de uzun bir şeyler alalım sana.” Odadan çıkıyorduk, tahminen salona inecektik.
“Aslında dolapta sanki uzun bir pijamam vardı.” Deyişimle bir an durdu “Öyle mi?” Yönünü değiştirdi.

“Bakalım yavrum.” Çenemi çocuk gibi omzuna koydum, sırtını sıvazlayan ellerim ensesinde dönüp durdu. Kapaklar yeniden açıldığında arka tarafta kendini belli eden pijamama uzandım. “Çok küçük duruyordu, şort sandım.” Katlı diye öyle duruyordu. Gülümseyerek pijamamı Serdar’ ın sırtında kavradım “Salonda giyerim.”

Bu defa salona yöneldi. “Hıhı.”
Uysaldı, hatta o kadar uysaldı ki benim sakin duran içim içime sığmıyordu. Gerçi Serdar gitmeden evvel de zaten böyle bir adamdı. Gözlerimin içine bakıyor, beni sürekli seviyor, bir dediğimi iki etmiyor, sarılıyor, daima öpüyordu. Tüm olanları tam olarak bu yüzden sorgulamış, bu yüzden buraya gelmiştim ya. Vaz geçemedim, iyi ki de geçmedim.

Ben sırtını sıvazlayıp olan biteni dalgın dalgın düşünürken salona inmiştik. Koltuğun kenarında yerini alınca kucağında hareketlenip üzerine yan oturdum. Elim yavaş yavaş yüzüne gitti, dudaklarım tenine indi, kokusu beni mest etti. Günler sonra tam da her şey bitti dediğimiz yerde birleşmiştik. Tüm hikaye bu ya, tüm hikayemiz bu..

“Yavrum.” Yüzüme bakıyordu, gel der gibi kolunu bana dolayışıyla “Serdar.” Diye derin nefes aldım. Ona dokunurken yüzümün boynuna gitmesi elimde değildi. “Nasıl özledim…” Dudakları saç diplerimde hareketlendi, nefesi tüylerimi diken diken ederken hafif bir sitemle “Gitmen sorun değil Serdar. Hiçbir zaman da benim için bir sorun olmayacak. Sen git, ben beklerim.” Diyerek göz teması kurdum.

Dinlemeye meyletti. “Bir daha böyle gelmen sorun. Lütfen, ben aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Seninle bir daha iki yabancı olmak istemiyorum.” Sözlerime denk mimiklerim, hevesim, lütfen derken çaresizliğim onun gözlerinde bir bir şekillendi.

İçimden geçenleri ilk defa söze döküyordum. Ben de özlemiştim, çok özlemiştim ama konuşulması gereken başka şeyler de vardı. Çünkü bir daha bana yabancılaşmasını kaldıramazdım.

Kaşları çoktan çatılmış, hali içini çeken bir sıkıntıya yaslıydı. “Asla.” Diyerek yüzümü okşadı, elinin altına denk gelen kaşımı sıvazlayıp yüzüme eğildi. “Asla yavrum.” Dudakları burnumun ucuna değdi, bu masum temas yüreğimi sıvazlarken yeniden aynı duygulara gebeydim.
Serdar bana dokunuyordu, her dokunuşunda da içim tepetaklak olup kendine taşıyordu.

“Bitti artık.” Doğru, onu yoran her ne varsa ortaya serildiğinden koca bir sorun tükenmişti. Ben inanıyordum ki artık çok daha başka ilerleyecektik. “Seni seviyorum.” Dudakları yanağıma indi. “Sana ölüyorum.” Biliyorum… Bildiğim yerde de gözlerim doluyor. Gözlerimi kırpıştırıp kaşlarımı çattım. “Şunu söyleyip durma.” Düşünmemeliydim fakat her sözü bana bunu hatırlatıyordu. Ona bunu gördüğümü söylemek istemiyordum ben de unutacaktım ve kötü bir an böylece yok olacaktı.

“Saçlarını kurutalım.” Diyerek konuyu değiştirmesine kaşlarımı kaldırdım. “Dipleri acıyor öyle, kurur birazdan.” Çok da rahat etmişe benzemiyordu ama ısrar da etmedi. Bu konu daha evvel defalarda tekrar edilmişti çünkü.

Yüzüme ve saçlarıma uzun sayılan bakışının ardından beni iyice kendine çekip yanağımı sıkıca öptü. Sonra bir daha, bir daha, bir daha.. “Bu akşam gidiyoruz.” Sözleriyle ondan ayrılıp yüz yüze geldim. “Nereye?” Bir an durdu, sonra söylemekte vaz geçti. “Bir yere.” Birkaç gün gidelim demişti öyle bir gitmek mi? Ona tutunarak hafif dikleştim. “Ne kadar kalacağız?” Arkasına yaslanıp beni kendinden ayırmadı. “Ne kadar istersen?” Bilmem ki, kararsızlıkla gülümsedim. “Ama senin işlerim yok mu? Alaya falan gitmen gerekmiyor mu?”

Kaşları olumsuzca hareketlendi. “Evlendik, yıllık izinlerim de var hepsini birleştirdim.”  Yani Serdar uzun bir süre evdeydi, o hevesle “Yaaa.” Diye sevinerek heyecanla bir bacağımı diğer tarafa attım. Yaşayamadığımız ne varsa yaşayacaktık yani. Hiç gitmeyecekti, hiç ayrılmayacaktık böyle uzun uzun birbirimizle kalacaktık.

Kollarımı omuzlarına koymamla elleri onun yanında oyuncak bebek gibi kalan belimi kavradı. Dokunuşları her an bende yürek çarpıntısı oluşturuyordu. Serdar varken kendimi hem hiç iyi hissetmiyordum hem de çok iyi hissediyordum.

Dişlerinin arasından iç çekerek beni kendine çekti, önce yanağımı sıkıca öptü sonra aynı yere dişlerini batırdı. Hafif sıktı, kıstırdığı etimle omzuna hafif vurup kıkırdadım, “Yavaaş.” Bir insanın sevişi bile hiç mi değişmez? Hala yanaklarımı ısırıyordu, bir tek o.

Geri çekildi, bu defa elini başıma koyup ısırdığı yeri sıkıca öptü. “Yanakların nerede kızım senin?” Havayla doldurdum, “Bak.” Deyip aynısını yeniden yaptım ama bu onu sadece bir anlık gülümsetti. “Kaç kilo verdin beş var mı?” Tartılmamıştım bir fikrim yoktu, omuzlarımı silktim. Kararlılıkla “Aldırırız.” Diye soludu. Serdar biraz, yani nasıl desem dolgun halimi seviyordu sanırım. Kaba bir dille de ele gelir yanımı ama bana pek fark etmiyordu.

Olumlu anlamda mırıldanışım onu yüzümü izlemeye itti. Başını arkaya yasladı, yüzümü avuçlayıp gözlerini gözlerimden ayırmadı. Kucağındaydım, bu onda bir etkiye sebep olur muydu hiçbir fikrim yoktu ama şu an her şey yolunda ilerliyordu. Dinleniyorduk,  böyle göz göze, birbirimize dokunup severek, öperek..

Öperek demişken, ona doğru eğilip dudaklarımı  dudağının kenarına bastırdım ve öylece kaldım. Aksi söz konusu değildi hareketlenen eli başıma indi ve beni kendine bastırıp tenimi öptü. Yavaş, acelesiz, masumane ve hisli dokunuşlarımız bir bir yerini alırken yüzüme dokundum. Yeni çıkmaya başlayan sakalları avcumda yerini aldı, dudaklarım onu tekrar tekrar hissetti ve kokusu yüreğime doldu.

Bunu evvelden istiyordum Serdar’ la şöyle bir ömür kalabilirdim. Aşk zaten böyle bir şeydi. Teninin ve gönlünün bütün olduğu bir viranede ebeden kalınırdı.

Hareketlendi, dudaklarıma örtüldüğü an çalan zille eğlenir tonda gülümseyip geri çekildim. “Gülme.” Tok sesi ve tek kaşının havalanması beni yerimde dikleştirdi. “Gülme komik değil.”

Yan tarafa geçip kolçağa yaslandım. “Kapıya bak hadi.” Bana döndü, bu eğlenen halime sinirlenmiş gibiydi ama aldırmadan bacağımı yukarıya kaldırdım. Kaldırmamla tişört yukarıya kayıp çıplak bacağımı ortaya serdi. “Ben mi açayım Serdar, bu halde?” Bacağıma baktı, başını “Tövbe estağfurullah.” Diye hareketlendirip söylene söylene  kalkıp kapıya ilerledi.

Serdar’ ın ardından pijamamı giydim. O kapıda biriyle birkaç kelime konuştuktan sonra elinde poşetlerle görüş alanıma girince gözlerimi üzerinden almadım. “Niye kızdın şimdi?” Öpemedi diye mi sinirlendi, halbuki ben şimdi bile alay ediyordum.

Poşetleri tek elinde birleştirip bana adımlamaya devam etti. “Sinirlenmedim yavrum.” Yanıma oturdu, kolunu üzerime dolayıp yanağımı öperken alaylı sözlerimle poşetlere yöneldim. “Çok da takılmadım zaten.” Kucağına oturur gibi yanımdaki dar alana sıvıştım, kaldırıp üzerine otrurttu.
Ben böyle bile eğleniyordum. Poşeti bana verdi, birlikte açtık o ayranı salladı, ben dürümün kağıdını sıyırıp kenara koydum.

“Serdar yesene.” Ayranımı tutmaya devam ediyordu, pipeti ayarladı. “Sen ye yavrum.”

Uzanıp yanağını öptüm. “Serdar’ ım.” Poşette yine vardı ama ben dürümümü ona uzattım. Başını çevirdi, “A-aa?” Diye yükseldim. “Küserim.” O yemezse ben de yiyemezdim ama küserim deyince bana döndü, imayla yüzüme bakınca dürümü dudaklarına değdirdim, biraz sonra kocaman ısırdı. Bu defa da “Yaaa.” Diye söylendim. “Serdar yarısını yedin ama.” Yedi, yuttu ve gülerek bana dönünce ayranı uzattım. “Şaka yapıyorum ye.” İçim nasıl mutluydu, uzanıp yeniden yanağını öptüm.

“Senin dersler nasıl?” Tüm bu andan böyle bir konuyla sıyrılması inanılmazdı. Gözlerimi devirir gibi olup uzattığı dürümden “Güzeel.” Diye bir ısırık aldım. O devam etti, ayrandan içtim. “Sen gelene kadar çalıştım hep. Eksiğim yok rahatım.” Çalışmam hoşuna gitmiş gibi mutlu gözlerle bana baktı, “Boş ver şimdi dersi, Cesur ne zaman gelecek?” Onu da özlemiştim, eski düzeni seviyordum.

“Dönünce aldırırız.” Başımı hafif salladım. “Ziyaret ettim birkaç kere.” Kaşları havalandı, “Beni sevmedi, havladı falan sürekli.” Daha da şaşırdı, kaşları çatıldı. “Bak sen ite.” Sinirlenmişti ama dürümden bir ısırık alıp omuzlarımı silktim benim için sorun değildi.

Yutkundum “Babaannelere gittim birkaç kere. Deden bana mırra yapmayı öğretti. Amcanla üzümleri budadık, Azat’ da geldi.” Aklıma geldikçe gülümsedim, belki Serdar yoktu ama özel hissetmiştim. “Yengenlerle de sarma sardık.” Birkaç kere gitmiştim ama her gittiğimde dolu dolu vakit geçirmiştik çok da güzeldi. Kuru patlıcan dolmamı çok sevmişlerdi, hele Dilan ekşisine bayılmıştı.

Ben yiyor ve bir yandan konuşuyordum o ise dikkatle beni izliyordu. Ayrandan biraz içtim, güzel bakışlarının ardından biraz dürüm ve patates kızartması yedim. Yaslandığım gövde fazlasıyla rahattı, üstelik şu kucağında oturan halimi de hesaba katarsak bir çocuktan farksız kucağına yemek yiyordum.

Telefonunu çıkartınca gizli saklı bakmak gibi olsun istemedim ama ciddi bir yüz ifadesiyle birilerine bir şeyler yazdı. Bunu balkonda otururken de yapmıştı, aldırmadı. Bir ara telefonla konuştu, saat söyledi, anlayamayacağım şeyler döndü derken bu olay o kadar uzun geldi ki biten dürümümle sonunda dayanmadım. “Ben de bakacagım.” Telefona yöneldim, geri çekmedi “Bak yavrum.”

Telefonu bana çevirdi ekranda Harun adını görünce vaz geçip patates kızartmalarından yemeye devam ettim. O cevap yazdı, birkaç şey daha yaparken telefonu arkamda kalan eline aldı. Bir şey saklıyor gibiydi ama aynı zamanda katakteri gereği değildi de.

“Ben de parmak izimi şeetcem.” Sesime gülümsedi, “Ne etcen?” Omuz silktim “Etcem işte senin telefonuna.” Başını salladı, “Ederiz yavrum.” Bakışları bende değilken telefonunu kilitleyip kenara koydu, sonra dikleşti ve ona uzattığım patatesi yiyip soludu. “Hadi yemeğini ye hazırlan çıkalım.”

💎

Saatler sonra

Ellerimi birbirine sürttüğüm yerde kapının kapanması beni Serdar’ a tutundurdu. “Serdar lambaları yaksana çok karanlık.” Biraz korkmuştum sanki ama Serdar’ ın varlığı buna engeldi. En azından ona dokunduğum an hepsi yerle bir oluyordu.

“Yavrum korkma.” Sesi hafif azarlıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ofladım, eskiden karanlıktan böyle korkmazdım. “Niye karanlık ki üst katın ışıkları yanıyor ama?” Ağzının içinde bir küfür mırıldanıp elimi tuttu. “Gel.” Sıkıca kavradım ama öyle zifiriydi ki önümü göremiyordum. Sonunda uzanıp lambaları açınca etrafı taradım.

Dışarda hava buz gibiydi ama bunu zaten bekliyordum, sonuçta Rize Urfa’ dan hayli soğuk bir şehirdi. Tabi bir de yayla evinde olduğumuzu unutmazsak bu soğuk fazlasıyla normaldi.

Bu korkan halim bir yana çok da mutluydum. Havaalanında Rize uçağını beklediğimizi fark ettiğim andan itibaren bu sevinci taşıyordum. Tüm yolculuk boyu sırıtıp durmuştum, sonra inmiştik ve yollar buzlanma nedeniyle kapalı olduğu için mi bilmem ama aşağıdaki piste özel uçakla gelmiştik.

Şaşırmıştım.
Tamam, kabul ediyorum şaşırmak değil gördüğüm an şoka girmiştim. Bugün etrafımizda dönen adamlar, ondan evvel Urfa’ da olanlar, sitede herkesin Serdar’ ı büyük bir sevinçle karşılaması.. Bitmiyordu.
Doğrusu bu beklediğim bir şey değildi ama sanırım Serdar bildiğimden daha zengindi. Tabi bunu hiçbir zaman dile getirmemiş, parası konusunda en ufak bir imada bulunmamış, görmemişler gibi bende bu var dememişti. Haliyle bilmeyişim de normaldi. Serdar paradan sadece al yavrum diye bana verirken söz ediyordu. Gerçek şu ki en çok da bu sebepten karakterini çok seviyordum.

Neyse işin özü kendimizi buraya bile isteye, yüreklilikle kapatmıştık. Delilikti, tamamen Serdar’ ın fikriydi. Dışarda bacak boyu kadar kar, ki bacak boyundan kastım Serdar’ ın bacağı. Hava buz gibi ve biz burada, bu iki katlı sıcacık ahşap evde merdivenlere ilerliyorduk.

Her şey Serdar’ ın planıydı. Tüm bunları ne ara halletti bilmiyorum merak de etmiyorum ama aklım biz ayrılırken ona söylediğim cümlelere gitti.

“Gelince Trabzon taraflarında bir yere gidelim mi Serdar? Rize de olur yaylaya gidecektik ya hani? Öyle bir yere.”
Resmen unutmamış, aklına böyle kalın harflerle kazımış. Sonuç olarak buradayız, birlikte, el ele.

Boşta kalan elimi deri ceketimin cebine attım. O önde ben arkasında merdivenleri bir bir çıkarken başı dik, bakışları her ihtimale karşı korunaklıydı. “Yoruldun mu?” Aslında pek değil. “Cık.” Deyişimle hem merdivenlere hem sözlerine devam etti. “Uykun var mı?” Saat on bire yedi vardı, erkendi dolayısıyla  uykum yoktu. Uzun bacaklarının hareketlenişini izlemeye devam ettim. “Hayır Serdar yok.” Başını salladı, beni yönelttiği tarafa ilerledim.

Evde öyle çok konuşamamıştık. Yemek yedikten sonra üst kata çıkıp bazı iç çamaşırlarımı bir valize topladım. Merkezdeki eve geçtik orada üzerimi değiştirdim. Ayakkabılarımı, kremlerimi, makyaj malzemelerimi ve yine Serdar yokken bir cesaretle aldığım çamaşırları aynı cesaretle valize ekledim. En son da yakın alışveriş merkezinden gidip bir şeyler aldık.

“Konuşalım biraz.” Elbette.

Yatak odası olduğu anlaşılan kısma girdiğimizde sadeliğin yerini aldığı oda mis gibi ahşap kokuyordu. Az ileride beyaz ve yumuşacık görünen bir yorganla kaplı yatak, yatağın yanında bir pencere, pencere önünde karşılıklı bırakılmış iki tekli vardı. O valizi kenara bırakırken ben tekliye geçip ceketimi çıkarttım.

“Kapıyı kilitledim ama önce ne olursa olsun buradan kaçıp gitmeyeceğini konuşalım. Yine yanlış anlarsın falan, hava buz gibi yakalarsam fena yaparım.” Tehditkâr sözleriyle onu takip ettim, tıpkı benim gibi ceketini çıkartıp karşımdaki koltuğa oturdu.

Haklıydı, biraz da laf sokar bir havası vardı ama neyse ki böyle bir şey söz konusu değildi. Kaşlarımı anladım ama umurumda değil gibi kaldırıp burnumdan kıl aldırmaz bir edayla cama döndüm. Kar yeniden yağmaya başlamış, lapa lapa süzülen damlalar bize doğru esiyordu.

“Ben kendimi dizginleyeceğim ama sadece sana. Bu konuda bir söz vermiyorum, elimden geleni yapacağım.” Vermesin zaten ondan bir söz istemiyordum. Vermesin ama bizim için bunu yapsın. Ona dönmedim, dudağımı bükerek başımı sakin sakin salladım.

Tok sesiyle devam etti. “Bazen böyle göreve giderim, birkaç ay.” Altında yatan anlamla döndüm. “Beklerim Serdar sorun değil.” Daha rahat olmak için bacak bacak üzerine attım. “Bu benim için hiçbir zaman sorun olmadı ki, aksi aklımın ucundan bile geçmedi.” Öyle dikkatle beni izliyordu; kaşları hafif çatılmış, gözleri yüzümde. Odanın loş bir ışığı vardı ama sevmiştim. Bu ambiyansa sadece bir şömine eksikti sanki o da yoktu. Arkasında var olan tırtıklı duvar vernikten ötürü parlıyorken bir an duvarları tarar gibi oldum ama sesiyle yeniden ona döndüm.

“Hangi evde kalmak istiyorsun?” Dudaklarımı ıslattım, büktüm sonra. “Merkezi pek sevemedim.” Belki Serdar yok diyedir, gerçi sanmıyorum. Aralık bacaklarıyla oturduğu yerde kıpırdanıp emin misin der gibi soludu “Yavrum zor olur.” Olmaz, omuz silktim ne kadar zor olabilirdi ki?

Biraz kendi kendine düşünür gibi olup koltukta iyice geri yaslandı. Aslında aralık bacakları, vücudunu saran badi inceliğinde siyah kazağı, siyah pantolonu, yüzü, duruşu, oturuşu tam bizlikti. Neden beni kucağına almıyordu ki? Oysa böyle bir yerde böyle bir mevsimde o salaş oturuşla çok daha güzel dururduk. Parmağını hareket ettirip çıtlattı. “Kalmışsın bir dersten.” Cidden, her yerde vardı bunlardan.

Gözlerimi bezmiş bir umarsızlıkla devirir gibi oldum ama ona bakmaktan geri durmadım. “Adam manyak.”

Kaşları birde kalktı. “Adam?” Sesi hayret edici bir soğuklukta buz gibiydi, boynunu yana eğdi, çıt sesi peş peşe gelince benim de kaşlarım bir an havalandı ama hemen sonra toparlayıp ofladım. “Herkesi bıraktı.” Sonu iyi çıkmazdı ben kocamı biliyordum.
“On beş sayfa yazı yazdım sınavda.” Tembel değilim gerekli cevapları verdiğime eminim. Adam daha ilk gün bu sene hepinizi bırakacağım haberiniz olsun demişti, doğruluk payı var mı bilmem.

Gözlerini devirmedi, halini koruyup “Tamam.” Derken aslında tamam olmadığının farkındaydım. Ne olabilirdi ki? En fazla bu sene tüm sınıf geçerdi.

Bir an alnımı acaba der gibi kaşıdım. “Sorguda mıyım?” Öyle bir hali vardı. Duruşu, sesi, bakışı hariç her şeyiyle sanki bir başkası vardı karşısında. Ve bu beni geriyordu. Derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. “Hayır, sen kucağımda olunca unutuyorum her şeyi.” Anladım, dudaklarım utançla gerilir gibi oldu.

“Kahvehane olayı ne?” Gelip gidip başa mı sarıyordu? Oysa halletmiştik, ben ona bunu daha ilk günden söylemiştim. Gözlerimi devirerek iri kar tanelerime döndüm. “Kapattık sanıyordum.” Sözlerim bir yana dursun dışarıyı izlemek keyifliydi. Belki manzara belli değildi, hatta az ilerideki sokak direklerini saymazsak zifiri karanlıktı ama garip, özel bir havası vardı.

“Kapatmadık.” Bir de adamların söylediklerini bilse demek. Ama yok, Serdar öyle her şeyi söyleyebileceğim bir adam değildi ortalığı mahvetmesine göz göre göre müsaade edemezdim.

Sıkıntıyla soluklandım, nefesimi verirken fazlasıyla rahatsız olduğumu fark etmiş olacak ki “Tamam.” Deyip konuyu örttü.

“Var mı canını sıkan bir şey? Ben yokken neler oldu?” Hayret, ona döndüm. “Sen bilmiyor musun olan biteni? Birileri anlatmıştır illa.” Kaşları çatıldı. “Bir.” Deyip durur gibi oldu. “Biriyle konuşabilme imkanım olsaydı bu sadece sen olurdun.” Sözlerine hafif gülümser gibi oldum, bu patır patır söyler hali hoşuma gitmişti.

“İki.” Göz göze geldik. “Ben karımın peşina adam takıp haberlerini ondan almam.” Öyle bir hale gelmişti ki olmayan adamı kıskandı desem yeridir.
Kıskanç herif.

Tekrar gülümser gibi olsam da başımı eğip sakin soluklarla geçiştirir gibi ona döndüm. “Yok, olmadı bir şey sorun yok yani.” Ona bir şeyler anlatıyor olmak beni gülümsetti. “Ders çalıştım sürekli. Arada Sena’ yla çıktık, Azat’ la Dilan geldi, babaannenlere gittim, annemde kaldık falan.” Fazla rutin geçmişti, en çok da onu özlemiştim, çoğu gece ağlayarak sabahlamıştım. Tabi bunları ona söyleyip içini daha fazla dağlayamazdım.

O beni izlerken bir an yeni hatırlayıp bacaklarımı indirdim. “Ha bir de bir kere Trabzon’ a gittik ama kimseyi görmedim sadece Ayşe Teyze’ mle eniştemi.” Şaşırdı, başını sallar gibi eğdiğinde kaşları hala çatıktı. “Neden?” Bana gitme demişti ama mecbur kalmıştım.

Yeniden arkama yaslanıp bacak bacak üstüne attım. “Dedemin bana bıraktığı parayı çektim. Azat’ la Urfa’ da başka bir hesaba yatırdık.” Su kuyularına bir kuruş para vermemiştim hepsini Serdar üstlenmişti, öyle olunca da o para yine kalmıştı.

Başını anladım der gibi salladı. “Dokunma ona, ben vereceğim sana.” Her şeyimi Serdar karşılıyordu zaten böyle bir garip hissediyordum. Başımı yana eğip “Serdar.” Dediğim an reddedeceğimi anlayıp yüzünü konudan iğrenir gibi kıstı “Bu konuyu konuşmayalım bile.” Ne söylesem dibi gelmeyecekti belli, susmayı seçerek konuyu kapatır gibi örttüm.

Daha sonra ne diyeceğini mi unuttu, yoksa zaten sadece bunları mı söyleyecekti bilmem ama baktı, baktı, baktı… Sonunda dayanamayıp koltuğa uzattığı kolunu hareketlendirdi ve elini hafifçe dizine vurdu. “Gel.” Çağırıyordu.

Bakışlarından anladığım kadarıyla uzak durmaya bu kadar dayanabilmişti. Sakince yerimden kalktım, beni izliyordu gözleri halimi takip edip yüzümde kaldığında ondan farksız değildim. Zira o ses tonuna bile hareket eden bedenim kucağında olmaya sabırsızdı.

Bir adımla önünde durup eğilir gibi olmamla yavaşça dikleşti ve bel oyuklarımdan kavrayıp üzerime oturmamı sağladı. Dizine oturdum, bedenim pencereye doğru. Yüzüme dokundu, başımı omzuna yatırıp saçlarımı sıkıca öptü. Kalın parmaklarını hissedebiliyordum bu beni yutkunuşlara itiyordu. Odanın ışığı bile beni onda var ederken geri durmam pek söz konusu değildi.
Beni aldığı yerde derin bir huzurla arkasına yaslandı ve yasladığı yerde kokumu içine çekti, saçlarımı sevdi, hepsini hissettim beni kendi bağrında bir çocuk pışpışlar gibi sardı.

Serdar çoğu zaman koca bir adamdı gözümde. Benden hayli büyük otuz bir yaşında bir yabancı. Sureti her daim sert, varlığı daima güven verirken beni cezbeden, kokusu bayram sabahlarını andıran bir neşe… Yüzbaşı Serdar, siyah devim, sevdiğim adam, daha ötesi kocam.

Başımı bağrından hiç kaldırmadığım anlardan birindeydik. Elimi omzuna koyup kıyafetinin aksine tenini okşamak istedim fakat bu pek mümkün değildi. Alnıma inen buseler dinmezken elini pantolonunun cebine atıp “Bunlar o parmaklardan hiç çıkmadı varsayıyorum.” Diyerek çıkarttı. Tek taşım, alyansım.

Başımı hareketlendirip yerinde rahat ettirirken hafif tebessümle takması için elimi ona uzattım. “Olanlar hiç yaşanmadı, seni kıran şeyleri söylemedim.” Mırıldanışıma başını sallar gibi oldu. Lütfen, tüm bunları görmezden gelebilirdim. O kara günü, beni boğan geceyi unutabildim.

Yüzüklerimi bir bir taktı, dudakları alnımda hareketlendi. “Söylemedin, gitmedin. Bugün yatak odamızda sana sarıldığım anda başladı her şey.” Çok güzel, tüm güzel anılarımız bir kavanoza birikir gibi biriksin ve kavanoz kısa sürede taşsın.

Yüzükle buluşan parmaklarım kıpırdanarak yüzüne indi. “Serdar’ ım.” Gözlerini kelimeyi kendine hapseder gibi yumdu ve yüzü boynuma derin bir solukla kapandı. “Söyle, bir daha.” Gülümsedim, yüzünü sevip öptüm. “Serdar’ ım.” Bir daha öptüm, kimsenin öpmediği gibi öptüm, annesinin onu sevmediği gibi sevdim yüzünü. “Serdar’ ım, canım.” Baş parmağım kaşını sıvazladı, sessizliği beni yeniden Serdar’ ım demeye itti.

Defalarca, ben söyledim o kokumu içine çekti. Ben adını dile döktüm o boynumu öptü, sırtımı sıvazladı, beni sardı. “Çok seviyorum seni. Bir tek seni.” İlk aşkım, ne güzeldir ki son aşkım.

Onu usul usul hareketlendirdiğim elimle sevmeye devam ederken tüm geride kalan yaşanmışlıklara birer anı gibi daldım ve sözler dilimden bir bir döküldü. “Her şey bitti. Biz ne yaşadıysak bitti, yan yana olmamız bende çok şey ifade ediyor. İnanılması güç bir mucizesin sen bende Serdar. Bu hayatta kaç kişi evlendiği adama aşık ki? Kaçı mutlu?” Bizi yoran ama bittiğinde derin bir huzurla baş başa bırakan uzun bir hikayeymiş gibi, derin anlamları giderken yüreğimize armağan etmiş biri…

Saçlarıma ilişen şakağını öpüp geçmişi görür gibi gülümsedim. “O balkondan buraya gelmemiz büyük olay. Seninle çok güzel bir hikayemiz var.” Sesim sanki çok uzun zaman sonra bu daha kibar, rahatlatıcı ve şarkı söyler tondaydı. İçim içime yeniden sığmadı da beni sardığı yerde onu sıkıca öptüm. “Serdar’ ım insan en çok sevdiğine sinirlenirmiş, en çok ona söylenirmiş ben de seni çok seviyorum.” Yani söylediklerim onu kırmışsa bile bilsin ki çok seviyordum. Beni kendime pervane edişine de  hayrandım.

Dudaklarını tenime sürtüp başını boynumda salladı. “Biliyorum yavrum, biliyorum. İnsan en çok sevdiğine sinirlenirmiş.” Kıkırdar gibi oldum, kime neyi anlatıyorsam artık Serdar zaten bunun en iyi en sağlam örneğiydi. Kollarımı keyifle boynuna doluyordum ki duyulan patlama sesi beni olaydan soyutladı. Dudaklarım birden aralandı, korkuyla “Hih!” Diye sıçradım ama Serdar buna mani olarak beni sıkıca tuttu.

Hızla cama döndüm. Korkumun anında silinip yerini büyük bir şaşkınlığa vermesiyse hiç bu kadar güzel olmamıştı. Patlama dediğim-, Serdar zihnimi alabora edip kulak mememi öptü.

Az evvel karın yağışını izliyordum görsel şölen diyerek. Şimdi gözlerimi hayranlıkla açmış gök yüzüne renk katan havai fişeklere bakıyordum. Hayranlıkla “Ser-” Deyip durdum. Ben çocukluğumdan beri bayılırdım havai fişeklere ama hiçbir zaman bu kadar net izleyememiştim. Hatta o kadar severdim ki düğünlerde patlayanları keşke sadece ben görebilseydim diye üzülürdüm. Normalde her şeyini gözü kapalı paylaşan ben, konu havai fişeklere gelince bencillik kraliçesi oluyordum yani.

Şimdi ise çok güzellerdi ve yüreğime ilişen sevinç başka ki sadece ben görebiliyordum. Rengarenk, kocaman, tüm gök yüzünü sarar gibi ardı arkası kesilmeden… Büyülenmiş gözlerle bu defa “Serdarrr.” Diye iç çekebildim, elim kalbime gitti. Çok güzeller.

Beni izlediğini anlayabiliyordum omuzlarıma dökülen saçlarımı elinin tersiyle kenara ittirip boynumu açıkta bıraktı ve dudaklarını kulağımın hemen altına bastırdı. “Çok güzeller, değil mi?” Kadifemsi sesiyle  gözlerimi şölenden almadan başımı salladım.

Dudaklarını tenime sürte sürte devam etti. “Ben de seni izlerken böyle oluyorum. Her an, sinirliyken bile.” Parmaklarıyla boynumu tüy gibi okşadı, öptü. “Hayatımızın birleştiği fikri benim de içimde böyle tepkilere sebep oluyor, bil istedim.” Onun da içi havai fişek mi oluyordu?

Dudaklarım hafif aralanmış, gözlerim parlıyordu. Olan biteni bir an olsun kaçırmamak için kıpırdamıyordu bile. “Her gece koynumda uyuyacağını bilmek, sabah seninle uyanacağımı bilmek… Sana dokunmak, öpmek, sevmek.. Bunlar benim aklımı başımdan alan şeyler. Sen, sen beni değiştiriyorsun Hazan ve ben bundan çok fazla memnunum.” Ben gökyüzüne, o bana bakıyordu. Sesini duyuyor, sözlerinin anlamıyla bütünleşip erir gibi mayışıyordum. İkimiz de bir mucizeye tanıklık ediyorduk sanki ve aşık olduğum adamın dizinde oturup havai fişekler izlemek yaşadığım en güzel şeylerin ilki olabilir. Ki sözleri; Serdar kelimelerle dans edecek kıvama gelmişti, manasız bir delilikle bende değişiyordu.

Ona dönmek istedim, patlayan yeni kırmızılıkların devasallığıyla yapamadım. Saçlarımı okşayıp bu defa enseme dokundu. “Karımsın, bazen aklım almıyor bunu kafamın içinde sürekli tekrar etmek zorunda kalıyorum.” Öyle mi? Ne tesadüf siyah devim.

Başını eğip usulca omzumu öptü. “Sadece benimsin.” Kelimeleri de kokum gibi içine çekiyordu, hissettiğim an dayanamadım ve hayali bir masalda ilerlerken “Serdaar.” Diye soluyup ona döndüm. Havai fişekler devam ediyor cama yansıyıp odaya renkli ışıkları yansıtıyordu. O ayarlamıştı, her şeyi.

Başını kaldırdı, nazik bir temasla dudaklarına kapanıp yüzünü avuçlarıma aldım. Konuşlacak ne varsa konuşulmuş gibiydi, içime alıp soksam sokamam, onu kendime katsam katamam. Sevgimi nasıl dindirecektim ben şimdi? Bitmeyen ışıklar yüzüme vuruyor, etli dudakları yumuşak dudaklarımda hareketleniyordu. Yeri miydi, erken miydi zamanı mıydı bilmiyorum ama dudaklarını ve bana kattığı hissi özlemiştim.

Dili beni sıyırıp ağzıma girince inleyerek büyük bir sevinçle karşılık verdim. Ne garip ki aylar olmuştu, şimdi ondan ayrı bir gün bile dayanamayacağımı düşünüyordum fakat ayları geride bırakmıştık.

Doğruldu ve elini enseme götürüp beni iyice kendine bastırdı. Dudaklarımda hüküm sürüyor, yumuşaklığın yerine hoyratlığı kendini belli ediyordu. Dudaklarının dudaklarımı ezerek emdiği yerde dillerimiz birbirine karışırken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bu uzun ve aceleci öpüşlerin arasında Serdar sanki oturduğu yere sığmadı ve beni bir biblo bebek gibi kucaklayıp doğruldu.

Hareket ediyordu ama ne yana olduğunu anlayamıyordum. Eğildiği yerde ona tutundum, sırtım yumuşaklığa inince yatağa geldiğimizi anladım.
Başım yastıklara gitti, Serdar araladığım bacaklarımın arasına girip üzerimdeki kıyafetlere uzandı. Atletimle badimi bir çırpıda benden sıyırıp koltuğa atması bizi bir anlığına ayırsa da bu çok kısa sürdü. Sutyenle kaldım, altında oluşum o kadar keyifliydi ki yorganın yumuşaklığı da sanki kalbime iniyordu.

Harika bir evde, mükemmel bir yatakta, pürüzsüz bir gecedeydik.

Üzerime uzandığında koca heybeti beni ezecek gibiydi ama halimden memnundum. Büyü elleri iki yanımda duran ellerimin üzerinde gitti ve onları bulduğu yerde kenetlendik. “Serdar.” Dedim nefes nefese. Adını kulağına sayıkladım, sert soluklarla var  olan ıslak dudakları kulağımın altında ezildi.

Vişne rengi, dantelli sutyenimin örttüğü göğüslerim inip kalkıyor, bedenim her solukta ona çarparak yapışıyordu. Üzerimden kalkıp az ilerideki valize gitti, uzun boyundan onu rahatlıkla izleyebiliyordum. Valize eğildi, gözü açtı ve içinden ne zaman koyduğunu bilmediğim bir kutu prezervatif alıp yeniden yatağa döndü.
Ki eminim o valizde dahası vardır.

Onunla şu an göz göze gelmek beni utandıracaktı bunun bilinciyle mi bilmiyorum ama kutuyu yanıma atarak yeniden üzerime çıktı. İşin doğrusu, böyle bir şeyi bizim için düşünüp yanına alması hoşuma gitmişti.

Kelimeleri gözlerinden okumak güçtü. Bir nevi şınav çeker gibi üzerime kapanarak yeniden dudaklarıma örtüldüğünde bedenini arsızca tarıyor, özgürce dokunabileceğim inancıyla onunla bir bütün oluyordum.
Bu bedene sadece ben dokunabiliyordum, hep.

Bizim için tüm sevişmeler asıl bugündü. Biz bugünden sonra sevişmeye ve birbirimizi böyle tamamlamaya başlayacaktık. Ufak bir endişem olsa da bekleyip görmekle ilgiliydi her şey. Bana sert davranmasını, içimde beni kasırgalara boğan sertlikle git gel yapmasını istemiyordum ama bunu ben söyleyince de bir anlamı kalmazdı.
Akışa bıraktım, asıl şimdi bana nasıl davranacağını merak ediyordum.

Kıyafelerimizden bir bir kurtulduğumuzda Serdar tamamen çıplak ben ise yalnızca sutyenle kalmıştım. Oyalanmadı, sağ eliyle çıplak kadınlığımı avuçlayıp orta parmağını ıslaklığımdan içeriye kaydırdı. Zaten bana dokunması güçtü, şimdi içimde var olan parmağı aksi gibi hafif inlememe sebep oldu.

Dudakları yanağımla dudağımın arasına ilişti. “İyi misin?” Kokumu sesli soluklarla içine çekerken başımı sallayıp altında kıvradım. “Hıhı.” Siyah buklelerim yastıkta dağılmış, çıplak bedenim yumuşacık yatakta, üzerimde kaskatı bir Serdar…

Kalın parmağını çıkarttı, boynuma kapanıp sutyen kopçalarımı açtı ve onu yere değil prezervatif paketinin hemen yanına bıraktı. Sutyenlerime ayrı bir zaafı vardı farkındaydım. Serdar göğüslerimi bir başka seviyordu, şu an gibi. Onları kenarlarından avuçlayıp uçlarını birleştirir gibi tuttu ve ikisini de aynı anda ağzına aldı.

İnledim.
Dudaklarını ayırdı, daha net bir halde sağ göğsüme kapanıp ucunu sıkıca emdi. Sıcaklığını ve ıslaklığını  hissediyordum bedenim buna tepki veriyordu. Göğüslerim bir yana kadınlığımda oluşan sıvı çoğalıyor, heyecanla var oluyordum. Tek elimle başını tutarak onu keyifle izleyip dudaklarımı ısırdım.

Emiyordu, hem de öyle bir emiyordu ki emerken izlenilesi bir an bırakıyordu bana. Bedenime sahip duruşu, göğüslerime bu kadar ilgili oluşu, onlara sürekli dokunup dudaklarını üzerlerimde hapsetmesi beni mutlu bir kadına çeviriyordu. Üstelik Serdar’ ın bu istekli hali de çok güzeldi. Üzerimdeki ilgiden hayli memnundum, Serdar çok iyi bir kocaydı.

Dili göğüs ucumda gezinerek önce onu ezdi, sonra sertçe yalayıp kendi ekseni etrafında hareketlendirdi ve emip bırakarak sol göğsüme geçti. Öyle bir harekat ediyordu ki aylardır bunun açlığını çekiyordu sanki. Ki ondan farksız değildim çünkü göğüslerimi böyle arsızca emip yalamasını seviyordum.

Omu kendimde tutar gibi saçlarını sevdim, inip kalkan bedenimle hoşuma gittiğini belli eden inleyişlerim odada duyuluyordu.
Dudak sesleri beni daha da ıslatıyor, arzum kaşlarımı çatmama sebep oluyordu. Başını okşayıp bacaklarımı beline sardığımda göğsümü emip çekiştire çekiştire bıraktı.

Görüş alanım harikaydı. Kızarmış göğüslerimle Serdar, göğüslerim, Serdar, dudakları, gözleri… “Yavrum.” Yüzüme eğildi, önce boynumu daha sonra dudaklarımı bir bir tadına vara vara öptü. “İyi misin?” Korkup korkmadığımı mı soruyordu? Öyleyse bu halinin ilk gecemizden farkı yoktu ama her şey yolundaydı sadece biraz fazla heyecanlıydım. 

Başımı cılız bir “Hıhı.” Diyerek salladım. Çıplaklığımdan utanmıyor, onun beni böyle tamamen görüşüne aldırmıyordum. Nasıl olsa kalbim de bedenim de tamamen Serdar’ a aitti. Ki ona ait olmakla bana sahip olmasını da istiyordum.

Yutkundum, kaşlarını çattı ve “Şu dudaklara bak.” Diye kendi kendime söylenip yeniden üzerine kapandı. Tahminen iyice kızarmışlar ve nemden parlıyorlardı. Kastı buydu, temasıyla gülümsedim. Beni usulca öpüyor, tenini tenimde zarifçe gezdiriyordu. Bakışlarındaki arzu yerini belli ederken hem sabırsızdık hem de bu anı yavaş yavaş sindirmek istiyorduk. Birbirimize olan açlığımız dinecek gibi değildi.

Dudaklarımdan ayrılmadan elini yeniden bacak arama götürdü, klitorisimi buldu. Parmaklarına ilişen o ufak yuvarlak benim dünyamdı, dünyamı nasırlı parmaklarıyla sarmaya başladı. Serdar’ ın elleri her daim ilgimi çekiyordu zaten. Bana dokunmasının verdiği his bedenimi yerle bir edecek güçteyken onu kadınlığımda hissetmem delice bir çılgınlıktı.

Kalın parmakları, güçlü bileği benim hassas ve ufak noktam için fazla sertti. Bu detay beni hiç de doğru olmayan bir üslupla gebertiyordu. Sağ çıkmak istediğim değil, sarsılmak hoşuma gidiyordu.
Kadınlığımla ilgili söylediği birkaç kelime inleyerek kendimi ona yükseltmeme sebep oldu.

Eli tüm kadınlığımı tuttu. “Nasıl güzel ama.” O küçük tepeyi parmak uçlarıyla bastıra bastıra sıvazladı. Yuvarlak doku parmaklarının arasındaydı ve boğuk sesi o noktamla beni de hareketlendi. “Ufaklık seni.” Klitorisime söylüyordu, ben, ah evet..  “ahh.” Gözlerimi yumdum.

Başını kaldırdı, göz göze geldiğimiz an elini benden alıp erkekliğini sıvazladı ve gözlerimin içine haberin olsun der gibi bakıp yavaşça içime girdi.

Onu aldım. Alışımla gözlerim hızla kapandı, kaşlarımı da bu zevkle çattım. Küçük iç dudaklarım erkekliğini sıkıca kavramış, erkekliği boşluğuma masaj yapar gibi ileri geri hareketleniyordu. İnler bir solukla “Serdar.” Diyerek başımı yastıkta kendimden geçmiş gibi hareketlendirdim.

“Söyle yavrum.” Üzerime kapandı, başı omzumda kıpırdandı ve içimdeki gitgelleri hafif hızlandırdı. Böyle, çok güzeldi. Uzun erkekliği duvarlarımı yara yara ilerliyor ve her hareketinde beni bu dünyadan soyutluyordu. Yalnız fazla dar gibiydim, onu öyle bir kavramıştım ki soluk soluğa “Serdar canını yakıyor muyum?” Demeden edemedim.

Güçlü bir soluk verdi, nefesi omzuma çarparken başını itirazla sallayıp biraz daha hızlandı ama zorlandığı belliydi. Birkaç gitgelin ardından bu defa “Acıyor mu?” Diyen oydu. Onu anlayabiliyordum, sanırım derdi hızlanmaktı. “Hayır Serdar’ ım.” Diyerek şakağını öpünce hızlandı. Hızlandı ve beni sızlanır gibi inleyişlere itti.

Onu hissediyordum. Damarlı uzvu sadece benim için hareketleniyor gibiydi. Sunduğu zevk o kadar eşsizdi ki bu halde her şeyi dile getirebilir, sınırı olmayan halleri ondan feryatla isteyebilirdim.

Şınav çeker gibi doğruldu, yüzünü kavrayıp gözlerimi üzerinden almadım. Hallice sert olan erkekliği git gide hızlandı, içimi dağladı. Zevkten kabarmış ve bir nevi onu her hamlede karşılayan dış dudaklarımı geçip iç dudaklarımın aletini kavramasıyla kadınlığımla gitgellere devam etti.

Dudaklarımı emerek ıslattığımda göz geydik, çatılmış kaşlarıyla beni izliyor ve kendini adeta bana adıyordu. Aynı anda yutkunduk ben inledim, o biraz daha hızlanıp bana her vuruşunda bedenlerimizden çıkan sesi arttırdı. Gözlerimi yumup başımı sağa eğdim. Sürekli inliyordum, o zevkle kendimden geçiyor ve dahası için bedenimle pazarlık yapıyorken Serdar’ ın erkekliğinin her yanımda gezinmesini diliyordum. Tüm gece, gün sabaha bulanana dek.

Yetmiyordu, onunla hem sevişip hem sarılarak vakit geçiremiyorduk. Erkekliğini içimde hareket ettirmesi yüreğimdeki coşkuya mani olmazken içimdeki gitgel durdu ve Serdar eğilerek yüzünü yeniden boynuma kapattı.

Saçlarımı öptü, sarıldı, beni sevdi. Sertliğini koruyan uzun erkekliği içimde, en dipte. Bu halimizden memnunmuşum gibi bacaklarımı ve kollarımı ona dolayıp omzunu öptüm. “Serdar’ ım.” Bana döndü, yüzü yanağıma örtüldü. “Yavrum.” Öptü, saymadım. “Güzel kadınım.” Siyah devim, kocam. Arsızlığımın en bariz yanı… “Acırsa söyle, tamam mı?” Tekrar başımı salladığımda prezervatif kutusuna uzandı ve içinden bir tane alıp doğruldu.

Erkekliğini içimden dışarıya aldığında gözlerimi üzerinden hiç ayırmadım. Koca heybetiyle karşımdaydı, güçlüydü, asi ve kabaydı ama bana çok başkaydı. Sıvılarım iri uzvuna bulaşmış, erkekliğinin ucu daha tam tatmin olamamış ve bir nevi hareket ederek onu arzulayan kadınlığıma doğruydu. Yerimde doğruldum. Paketten çıkarttığı yumuşak yapıya baka baka hem onun için hazır olan kadınlığımı hem de benim için hazır olan erkeliğini dudaklarımı ısırarak izledim.

Prezervatifin ucunu tutup erkeliğine geçirirken yardımımla bu bir biraz daha kısa sürdü. O soluklandı, ben soluklandım derken yeniden hızla üzerime hareketlenmesiyle sırtım yatağı buldu, Serdar’ da içime girdi. Bu defa direkt hızlanmış, beni saniyeler sonra çığlıklara yeniden hapsetmişti. Tercihim onu tamamen çıplak hissetmekti ama sanırım bu konuda yapacak bir şeyim yoktu.

Kaslı kollarına tutundum ama hemen sonra kolundaki yara aklıma gelince tek elimle uzanıp çarşafı avuçladım.
Soracaktım, sızlanıp çığlık atmaktan vaktim kalırsa ona kolunu soracaktım.
O hızlandı ben inledim. Ben inledikçe Serdar öptü, öpüşleriyle kendimi erkekliğine ittirerek daha da inledim. Aleti içimi sıvazladı, okşadı, sevdi derken uzun bir git gelin ardından birbirimize olan hasretimiz önce benim titreye titreye boşalmamla bir nevi son buldu.

Yanıma uzandığında ikimiz de soluk soluğaydık. Elini tutmam için kaldırıp “Bu gece.” Dedi derin bir nefesle. “Bu gece altımdan asla çıkamayacaksın  haberin olsun.” Soluklarımla ahşap tavanı izlerken dudaklarım kocaman gerildi, tuttuğum eli yorgunlukla dudaklarıma indirdim. 

Birkaç dakika dinlendikten sonra Serdar erkekliğindeki prezervatifi çıkartıp kenara atarken kadınlığım sırılsıklamdı. Bu beni rahatsız ediyordu ama yeni boşaldığım için hareket edecek halde değildim. Onu izlemeye devam ettim, benim kadar yorgun değildi. Uzandığı yerde bana yöneldi ve kolunu başımın altından geçirip beni kucağına bir nevi taşıdı.

Başım çıplak bağrında, bacaklarımı Serdar’ ın da hamlesiyle iki yana açıp yorgun argın dinlenmeye devam ettim. Ona akıyordum, hissettim. “Çok özledim.” Ben de…
Kısık sesi tüm bedenime bir büyü gibi yayılıyordu. Sevişmek değil de böyle kucağında olmak benim gönlümü mest ediyordu. Tenim tenindeydi, soluğum göğsünde elleri belimde, başka ne isteyebilirdim?

“Acıyor mu?” Asla, başımı kaldıramayıp iki yana salladım. “Sadece çok ıslağım temizlenmem lazım.” Bu beni rahatsız ediyordu ama aynı şey “Sonra.” Diyen Serdar için geçerli değildi. Sırtımı uzun bir solukla okşadı. “Islaklığını seviyorum.” Öyle mi? Hafif gerilen dudaklarımla çıplak göğsünü öperek derin bir nefes aldım.

Uzun ve sessiz dakikaların ardından benim çatallı sesim duyuldu. “Ya bitseydik Serdar?” Bu özellikle de böyle anlarda beni çok fazla korkutuyordu. Ya hep söylenen gibi birbirimize geç kalsaydık? Daha fenası, “Ya hiç karşılaşmasaydık?” Mırıltıma sıkıntılı bir nefes aldı, göğsü bununla şişti. “Düşünme böyle şeyleri, buradasın. Ben düşünmüyorum.” Öyle, aksi akıl kârı değildi.

Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Kolun acıyor mu?” Kaşlarını havalandırıp yüzümü sıvazladı. “Ne güzelsin sen öyle?”
Gülümsememek için gözlerimi devirdim “Konumuz bu değil.” Pek işe yaradığı söylenemez. İnkarla soludu. “Benim konum hep bu.” Gözlerim gözlerinde, dudaklarıma yöneldiğinde kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Bacak aramda hareketlenen erkeliğiyle dudaklarından bir an ayrıldım ama yüzünden asla. “Yine mi?” Sanki kimse duymasın diye usulca konuşmam yok mu, hoşuma gidiyordu.

Düz sesindeki emir tonu içimdeki sıvıları şimdiden var etti. “Hep.” Sertleşen erkekliği kadınlığıma dayanmıştı, başımı hafif eğip kucağında oluşuma baktım. “Böyle mi?” Kollarını sıkıca belime sardı. “Seni nasıl inlete inlete becereceğimi soruyorsan,” dudakları kulağıma değer gibi oldu. “Evet böyle.” Sözleriyle hayrete kapıldığım an biraz daha ıslanırken ona tutunmaya çalıştım.

“Sızlanmalarını seviyorum.” Bu hali, evet evet cinselliğimiz hakkında konuşmaları bende hep ayrıydı ama inleyişlerimi sevmesi? Emin misin der gibi mırıldandım. “Hıı?” Alnını sakağıma sürtüp yüzümü öptü. “O yüzden oteller ya da apartmanlar yerine dağ evleri tercihim.” Bir dakika, cidden biz sürekli insanlardan uzak- rahat rahat inleyeyim diye mi? Hayretle adına yükseliyordum ki “Ser-” dediğimde beni susturup dudaklarıma kapandı. 

Şaşkınlığım erkekliği yavaşça içime girmeye başladığı an yok olurken tüm odak noktan yeni bir doğuş gibi değişti.

Kollarına tutundum. Nemi kalan ıslaklığımı neden sevdiğini şimdi daha iyi anlayabiliyordum. Bunun sayesinde içime rahatça girip çıkıyor ve o ıslak ses bizi bu anda tutuyordu.

Yeniden sevişiyorduk bu defa altta olan Serdar’ dı ama bunu daha evvel yaşamıştım, biliyordum ki yine her şeyi Serdar halledecekti. Dudaklarımı emen haliyle içime girdiğinden beri sızlanıyordum. Uzanıp bazanın başlığına tutundum. Hareketim onu yönlendirdi, ellerimi bel oyuklarıma koyup “Göğüslerin.” Diyerek bedenimi hafif yukarıya kaldırdı. Ne istediğini anladım, istediği oldu. Erkekliği içime girerken dudakları sıkıca sağ göğsüme kapandı ve ben ellerimi beyaz baza başlığında onun beni kucağında hızla hareket ettirmesine müsaade ettim.

Hiç yavaş bir hali yoktu. Mahremime mahremini bulaştırıyor, vaz geçmeden hızlanıyor ve göğüslerimi delice emiyordu. Yukarıdan adını soludum “Serdar.” Onu izledim, elleri kalçalarıma gidip beni yönlendirdi. Kalın erkekliği içime girdi, ucu birçok defa klitosirimde, dudaklarımda, girişimde gezindi, dudakları göğüs değiştirdi derken aldığım hazla elimden geldiğince kucağında onun beni tatmin eden erkekliğine hareketlendim.

Bu zevk başımı döndürüyordu ama aynı zamanda gözüme iliştiği kadarıyla fazla güzeldi. Onu görebiliyordum, içime nasıl hızla girdiğini ve daha çıkmadan bunu daima tekrar ettiğini. Yapısını hissediyordum yukarı aşağı hareketlenen derisiyle onu bir nevi sıkıca sağıyor, sarsıyor ve erkekliğine hoş darbeler indiriyordum.

Emdiği göğsümü altından kavrayıp Serdar’ a inleye inleye yardımcı oldum. Uçlarını öptü, dilini üzerlerinde gezdirip beni tekrar tekrar mest etti. “Aah Serdarr.” Hızlandı, başlığa sıkıca tutunup hareketlerine oturup kalkar gibi haremetlerle karşılık verdim. “Hmmmm Serdaaar.”

Sağ göğüs ucum ağzımda büyüdü, onu ısırmadan severken beni sona getirecek hareketlerden asla kaçınmadı ve bedenimi sarsa sarsa bir nevi üzerinde zıplatır gibi hareketlendirdi. Sesler duyuldu, etimin etine çarptığı sesler odada yankı yaparken sağ elini belimden alıp klitorisime dokundu. Çığlık attım, sesim ağlar gibi çıktı. “Serdaaaar!” Zaten dayanamıyordum, bu haz beni öldürecekti yetmezmiş gibi daha da hızlandı.

Tepkimle içimden çıkıp bu defa hızlı hareketlerle vakit kaybetmeden prezervatifi taktı. Hem hemen sona geleyim istiyordum hem de hiç bitmesin. Hem saatler sürsün, hem yenilerini keşfedelim. Sızlanarak  adını dua gibi dile getirdim, uçsuz bir zevkle inledin, kocama arsız bir kadın olup edepsiz cümleler kurdum, erkeliğine baktım, teninde soludum, başını öptüm, boşta kalan göğsümü Serdar’ dan kalma bir alışkanlığa ovarken adını benimseyip bizim için sıktım. Sona geldiğimizdeyse de seve seve üzerine yığıldım.

Nefes nefese kendimden geçtiğim anlar başım boynunda elleri titreyen bedenimdeydi. Benden farksızca soludu. “İyi misin?” Başımı salladım, bu rahatlamayla daha iyi olamazdım. Saçlarımı öpüp enseme ilişen buklelerimi kenara sıyırışı şöyle bir anda hissettiğim naif benimsemeden, şefkatten başka bir şey değildi. Boşaldıktan sonra gitmiyor, arkasını dönmüyor ve beni görmezden gelmiyordu. Bu haliyle dudaklarımı boynuna bastırdım. “Serdar’ ım..” dolu dolu kelimelerim aramıza yerleşti ve onu tekrar öpüp elimi omzuna bıraktım. 

Böyle derin bir anda durabildiğimiz kadar durduk. O sardı ben sarıldım, o öptü ben öptüm. Kokusuyla bayram etti ciğerlerim, adı dilimden hiç düşmedi, en naif halimle hep onu ne kadar sevdiğimi dile getirdim. Vücuduma açık açık baktı utanmadım, kadınlığımı kıyaferiyle sildi ona tutundum, silerken öptü gülümsedim. İnceledi, baktı, sevdi… 
Prezervatifi birlikte çıkarttık, göğsünü tıpkı bana baktığı gibi okşayarak öptüm asla çekinmedim. Çıplak bedenlerimiz birbirine sürtünüp ait oldukları yerde birbirleriyle tamamlandılar, zerre tereddütsüz ait ve sahip hissettim.

Sonunda yan yana uzanıyorduk. Bedenlerimiz birbirine dönüktü ve Serdar şimdi de kaşınan sol göğsümün kenarıyla ilgileniyordu. Elini çekti, “Kızardı yavrum acıyacak.” Biraz, başımı sallayıp göğsümü avuçladığımda yatakta aşağıya kayıp göğsüme eğildi ve dilini üzerinde gezdirdi. Başını tutarken kıkırdayışım bize mani değildi. “Yer arıyorsun emmeye.”

Geri çekilir gibi olsa da bunu yapmadı. Göğüs ucuma üfledi, dudakları hafif gerildi. “Yer aramama gerek yok istediğimde emiyorum zaten.” Doğru bu konuda ona bir şey söylemiyordum. Göğsümü bir kez daha avuçlayıp hafif sıktı, hareketiyle göğüs ucum dudaklarına değdi.

Öyle açık seçik sevişiyorduk ki yıllardır evli olan çiftlerden eksiğimiz yoktu. Bir yanım içten içe ona bakma deyip gözlerini gözlerime çekiyor, öbür yanım sevişirken baksın diye hiçbir yerimi ondan gizlemiyordu. Sonuç, kollarındaydım ve yüzümden gülüşler mütemadiyen eksiksizdi.

Onu izleyişim keyifliydi.
Göğüslerime dokunması beni etkiliyordu ve kocam olarak bu temas kurması çok daha özeldi. Hoş anlardan biriydi, izlerken gülümsesem de ona bir yanıt bulamadan saçlarını sevmeye devam ettim.

Göğsüme eğildi, ucunu derin bir solukla öperek yeniden yumuşak ve ıslak ağzının içine aldı. “Bacağını üzerime koy.” Dediğini yaptım. Bize bir aralık bıraktığımda eli kadınlığımı buldu ve temasla iç çekip gözlerimi yumdum. “Sen doyumsuz bir adamsın Serdar.” Dudaklarını ayırsa da aynı şeyi eli için söyleyemiyordum. Parmakları kadınlığımı hamur gibi yoğurmaya başlamıştı, koyulaşmış bakışları beni buldu. “Daha yeni başladık. Bu gece,” elinin altındaki organıma parmağını soktu. “Buraya defalarca.”

Gerildim ve arzuyla “Serdar.” Diyerek ona tutundum. Parmağını çıkartıp girişinde oyalandı. “Söyle yavrum.” Yutkunarak kendimi ona ittim. “Nasıl çarpıyorsun hissediyor musun?” Cidden, kadınlığım avcunda kalp gibi atıyordu.

Başımı sallayarak dudaklarına yöneldim, beni kadınlığımı okşayarak öptü. Bir parmağı yeniden içime kaydığındaysa bu defa sırtım yay gibi gerildi. Dudaklarımdaydı ama eli öyle hareket ediyordu ki yeniden ıslanmam yalnızca birkaç darbesine bakmıştı.

“Sen beni çok fena etkiliyorsun.” İtirafıma başını sallar gibi oldu ve dudaklarımı tüy misali öptü. “Farkındayım, seni becermem için yeniden ıslanıyorsun.” Ah Serdar…
Elini çekip aramızda kaskatı duran elimi buldu, tuttu ve yavaşça çıplak erkekliğine götürdü. “Senden farksız değilim.” Onu birlikte sıvazladık, elimde büyüyüşü beni korkutuyordu.
Sesi kısılmış, hali cidden onu bana anlatıyordu. Ona dokununca zonklamaya başlayan iri erkekliği kaskatıydı, üstelik etkilendiği için sanki sıkıntılı bir andaydı. Yutkunuşlarımız eşliğinde elimi bırakıp doğrulurken kalçama hafif vurdu. “Arkanı dön.”

Ne olacaksa olmuştu, ona arkamı döndüğümde elini yeniden aralık bacaklarımdan kadınlığıma götürdü. Temasıyla kaçar gibi tıslayıp kendimi çektim. “Şşşş.” Buna mani olup baş parmağını girişime götürdü, diğer parmakları ise klitorisimi buldu.

Yüz üstü uzandığım için etli kadınlığım avuca daha net oturmuş ve bu bana ayrı bir haz vermişti. Tümüyle onda olmak mükemmeldi, beni böyle görüyor olması….

Hislerimi yeniden hem bu andan soyutlayıp hem de şimdiye köle yapan birkaç okşamanın ardından elini kadınlığımdan aldı. Uzandı, kasıklarımın altına koyduğu yastıkla beni kendi için yükseltti. Ona bakmıyordum ama arkamdaki hareketli hali dahi beni bize hazırlamaya yetiyordu.
Prezervatifini taktı, bacaklarımın arasındaydı ve ona kendimi tam manada açmış olmanın utancını bu defa taşımıyordum.
Aklımı başımdan alalı çok olmuştu.

Kadınlığımı okşadı, iç dudaklarımı parmaklarıyla bir bir sevdi derken temasıyla gözlerimi kısıp baygınlık geçirir gibi inlemeye başladım. Her bir noktama dokunuyor, gözleri önündeki her yerimi avuçlayıp okşuyordu.

Dikleşip aletini içime itti, iki yanımda duran ellerim çarşafı sıktı. “Off, hmm..” inleyişlerim yeniden bizimdi. Bu hal, yani Serdar’ ın var ama yokmuş hali içimde çok başka odaların kapısını yumrukluyordu.

“Serdar’ ım.” Kendimi yalvarır gibi aletine ittim, kalçalarıma dokunup olabildiğince iki yana açtırdığındaysa çok başka bir uzvumu parmaklarıyla okşadı. “Off.” İçim ona akıyordu, çarşafı sıktım. Gözlerim karardı ve başımı yana çevirip kalçalarımı onun vuruşlarıyla erkekliğine bir kez daha ettim.

Sesler duyuluyordu, bana dokunuşuyla kasıklarının kalçalarıma inişi ve hırlar gibi soluması kulaklarıma doluyordu. Islaklığım, aletini sıkıca sarışım, beni izlediğini bilmem ve yavaş yavaş ritmi arttırması…

İçimi girip çıkıyordu ve ben her an onu hissediyordum. Erkekliğinin kalınlığını, boyunu, ucunun çıkıntılı yapısını… Yatakta vuruşlarla hareket eden göğüslerim çarşafa sürtünüyor, bacaklarım omu ister gibi iyice iki yana açılıyordu.

Kaşlarımı çatıp alt dudağımı sarkıtmamla beni görmüş olmalı ki yavaşladı. Üzerime eğilirken elleri iki yanımı buldu, yanağımı öptüğündeyse erkekliği köküne kadar içimde yerini almış, canımı yakmıştı. Bu yüzden dudaklarıma yönelmesini çığlık atarak karşıladım. “Ahh acıdıı!” Kendini içimde hareket ettirerek geri çekti, dudaklarını dudaklarımdan asla.

Benden ayrılmadı, yüzü yüzümde, sesi tenimde “Kıyamam yavruma.” Deyip şakağımı öperek şınav çeker halde üzerimde gitgele devam etti. Sızlanıyordum oysa hafif ona dönüp öpüşlerine umarsızca karşılık vermek istiyordum ama kendimden geçtiğim için bunu yapamıyordum. Ki bu halimiz, çok daha güzeldi. Bacaklarımı biraz daha ayırıp erkekliğinin bende hareketlenişini bir nevi dinledim.

Göğsü sırtıma çarptı, hızlanıp beni bu anda tekrar en tepeye çıkartmaya başladı. Elleri durmadı, sırtımı okşadı, saçlarımı öperken uzanıp çenemi kavradı, kendini bana indirip alnını başıma koydu derken girişleri takip eden çıkışlarla o beni ben onu bir tatmine initlilerle boğduk.

Göremiyordum fakat sesle bile çok güzel, çok başka hissediyordum. İçime giriyordu, duvarlarımı sertçe okşuyordu. Aleti, damarları, hırsı…

Elini yan taraftan öne geçirip kadınlığımı bulduğunda nefes nefese yatağa soluyor ve Serdar’ın bana fırsat bırakmadığı harekelerini bekliyordu. Bu ilişkide onun da deyişiyle kaba mıdır bilmem ama soluksuzca becerilen bendim.

Klitorisimdeki parmaklar kalçamı ona doğru kaldırmama sebep oldu. “Bayılacağım Serdar’ ım yapma hayatım, lütfen.” Zaten çok çok güzeldi. Çıldıracağım, hatta o kadar güzeldi ki her an zevkten bayılabilirdim nefesim bana yetmiyordu.

Sert ve kaba sesiyle bir yabancı gibi “Bayılma.” Diye soludu. Eli hızlandı, kalın bileğini bu silsileli hale mani olur gibi tuttum. “Daha o dudakları uzun uzun emeceğim ben.” Hoşuma gitmiş bir tonda iç çekip çığlık çıglığa. “Lütfen.” dedim. Buna ihtiyacım vardı, “Lütfen em.” Hoşuna gitmiş gibi elini çekip hızlandı, sızlandım. “Serdaaar.” Dudaklarım anlamsız iniltilere açıldı. “Söyle yavrum, söyle güzelim ne istiyorsun?” Başımı iki yana salladım. “Em beni, em beni lütfen çok güzel. Sen çok güzel… Serdar.” Sesim ağlıyordu, oysa zevkten, güzellikten ölecek gibiydim.

“Emeceğim yavrum, emeceğim söz.” Erkeksi kaba sesi, sözü her hali beni şiddetle ona itiyordu. “Aah.” Zevkten kendimden geçmiştim. Üstelik dahası vardı, kadınlığım emilmek için çırpınarak sızlanırken bu gece kocamın dudaklarının onları emecek olması masal tadında, bulutların üzerinde güzeldi.

Elim çaresiz bir feryatla baza başlığına giderken yeniden bağırır gibi soludum. “Serdar’ ım.” Bacaklarımı kasılıyordu, ona yer vermek için iyice açtım. Sözlerim, ittiğinde beni utandıracak kelimelerim bir bir dudaklarımdan döküldü. Benim kelamım onun edepsizliğine karıştı, kadınlığım hakkında kurduğu her edepsiz cümle sonumu ona itti. Bana yapacakları, sabaha denk altında kıvrandırma sözleri, beni saatlerce emecek oluşu ve bunun günlere, aylara taşacak hali… 

Serdar bizi sürükleyen bir şiddetle içimi eze eze okşamaya devam ederken benim çığlıklarım bu defa bir sona ilerlerdi. Serdar değil ama ben kasıldım, o hala içimde hızla gidip gelmeye devam ederken ben başka bir dünyaya girdiğim an neyim varsa toplayıp o diyarda patlayarak çığlık çığlığa yok oldum.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 180

İşte bu ya işte bu şu kadar düşünceli biri olsa gerçekte

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 30

Hahahahahncjtnkxdflk deli ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Abi son bölümleri okumak istiyorum bir an önce

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 216

Yolumuz uzun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 191

Nfusjusja yeni mu farkettin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 183

Adam vazgeçemiyor nsjsjsjska bütün derdi onlar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Allah'ın huylusu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 179

Bayağı da mütevazi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

İyiki haber verdin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 160

Nxisnsush çok mu sevdin seddar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 150

Tekke yetinmiyor kral jdndjsnsjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

Çok bile dayandiniz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 135

Bide bizi gorun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Serdarim kalbini yerim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 129

Serdar'ın bir sözü geldi aklıma jsjsnsiana

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

İlk aşkım sevgilim balkon güzelim benimmm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

YS YİCEM ŞİMDİ BUARİİİİİ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 122

Bizde öyle varsayiyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 120

Yavrularım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Serdarin bizim hakkımızda jararindan dönmediği tek konu falan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Adam gidince ne olacağını biliyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

O sıra aklı başında değildi djsnsnsnsjam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Sınıf yırttı ndjdnsjsj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Ndudndu oğlum daha yeni geldi nasıl ogrendin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Adam idmanli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Serdar'ın bacagiysa işler degisir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Yada kocişim devlet bağlantısı vardır

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Abi bu replik benim ağzımda.iki yıldır fjdndnnfkf

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 81

Farkın yok zaten yavrusun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Vay it vay

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 77

Tam.ask bocugu oldular

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Sağdan git Serdar cüzdan bulursun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Gtfugfyt kuduus Serdar gayet komikti

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

Ne demiş üstat o kalça ele gelecek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 67

Yemek istiyor isteeeee

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Abi hatirlatamaya ll

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Bizde vall

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

yavaş yavaş eski halimize doneriz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

E.tabi küçük senin elin kadar zanrt

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

En azından dürüst

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

Çok da umrundaydi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Yaaaaaaa yiceeeeeemmmm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

İnfjdnfjdjdevremiz serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 30

Pdndirjru essek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Bizdeeee

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 26

He wolllaaa biz sahidiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 24

Serdar'ın yesin seni

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Konuşun konuşun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 19

Benimkiler tekrardan aşk böceği oldu çok mutluyum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Sen bir de bize sor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Çok çabuk ikna olduk bunu biz de beklemiyoruz tabii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Serdar seni ayakta tutar mı sence

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216

Daha bu lelesi bu işin bide lolosu var

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 122

Şimdi gelelim serdarın kendine kestiğiii cezayaa

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 99

Yine ne oldu amk ya

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 84

Ne etceeeen

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 77

Sizi yirıiiiim

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 30

Seni gidi seniiii

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 216

DahA bunlar neki kız Hazos

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Sen ne sandın kız adam
Manyak birşey
Her şey düşünmüş
Tabi ki yani ne
Sandın yani

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Perti çıkmaz ise iyisin Hazos

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

Aha başlıyor bizim bal ayı
Smzssjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 122

Siz unuttun bizde unutmaya dünden hazırız Ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Aha ben sok
Serdar şaşırdi
Birşey cidden bilmiyor mus
Tarihi bölümü sartir not alınsın
KNznmzz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Kız sen de o ara Kaynar dedin ama bizim siya dev yemiyor ya kMsmxnms

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 104

Yani adam birsy de bilem ne ar buldun y

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Bizide tiranva bitmiyor ammakams

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

HajJJ

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Afferin hazo devam böyle

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Gülme kız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Siz önce diğer işleri hal edin sonrsi oooo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Hazosu bir durum ile bile kandıra bilirsin ya ksjzks

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Hadi kendinize gelin ya hadi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Oy ya Minos larim ya

Yorum için giriş yap