← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 27

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Güllük’ den sonra Sena ve Emir’ le Uludağ yoluna gelmiştik. Sol tarafımda koca Bursa manzarası, sağ tarafımda kuzenim ve karşımda Emir oturuyorken esen rüzgara inat omuzlarımdaki şala daha sıkı sarıldım. Hemen önümdeki masaya eğilip pipet yardımıyla ayranımdan bir yudum aldıktan sonra yeniden geriye yaslandım.

“Ee siz neden geldiniz Emir? O kadar asker falan, ne alaka?”

Buraya gelirken arabada son ses müzik dinlediğimiz için asla muhabbet etmemiş ve dolayısıyla hiçbir konu hakkında zerre konuşmamıştık. Yol boyu bağıra çağıra şarkı söylemek bir yana, Emir’ in ısrarıyla kullandığım arabadan acayip keyif almıştım.
Hız yaparken ses tellerimi sonuna kadar kullanmış olmam da vardı tabii. Sevgili kardeşim ön tarafı Sena ve bana bırakıp kendi deyimiyle arkada keyif çatmıştı.

Doymak bilmeyen Emir ikinci dürümünden bir ısırık daha alıp sorumla beraber bana baktı.
Yutkundu ve öylesine omuz silkti.
“Geldik işte.” Dediğinde sessizce başımı salladım.  Emir, Oktay’ ın aksine görevleriyle ilgili pek fazla konuşmazdı. Gerçi başkan bazen bana bir şeyler anlatıyordu ama ben de üzerinde durmuyordum.

Ayranından bir yudum daha alarak “Gelmişken de komutanımızı görelim, eğlenelim dedik.” Diye devam ettiğinde komutan lafını duyunca yüzümün aldığı şekli hesaplayamadım.
Aslında bir şeyleri tahmin ediyordum ama bir türlü emin olamıyordum. Bu cümleden sonraysa korktuğum sona yaklaşırken ikisinin de aynı birlikte olduğunu nerden bilebilirdim ki?
Hem, sahi bir şehirde kaç askeriye vardı?

Emir devam ederken dikkatle onu dinledim. “Hatta bugün seni o yüzden aradım, sahne kimde diye merak etmiştim.” Sözlerine anladım dercesine başımı sallarken açıklamayla araya girdim. “Ya aslında bu gece Melis diye bir kız çıkacaktı ama sorun olunca acil beni çağırdılar. Zaten gördün nasıl yetiştiğimi.”

Dudaklarını yeniden aralayıp başını olumlu anlamda sallarken bu durumu pek de takmışa benzemiyordu.
“Sorun yok abisi.”
Dediği gibi, Emir benden yalnızca üç yaş büyüktü. Ama biz bunu çoğu zaman görmezden geliyorduk. Hatta ben genel olarak Emir’ i kız kardeşim olarak görüyordum.

“Neyse senin olmadığını duyunca yeri ben ayırttım. Geleceğini bilseydim hiç girmezdim o işe.”

“Neden Hazan’ ın olup olmaması bu kadar sorundu ki? Biri bir şey mi dedi?”

Birden söze atılan Sena’ nın Emir’e yönelttiği sorudaki ‘biri’ Serdar’ ı nitelendiriyorken bu sorunun cevabını büyük bir heyecanla en az Sena kadar merak ediyordum.

Fakat Emir başını olumsuz anlamda sallayıp kaşlarını çattıktan sonra omuz silkince tüm merakım, hatta hevesim söndü.
“Yok lan, kim ne diyecek ki? Tamam rahat bir abiyiz de gavat değiliz bizde. O kadar adamın önüne çıkartmayız kardeşimizi.”

Emir’ in bu sahiplenici ve koruyucu tavrına ne olursa olsun tebessüm ederken anladım dercesine gözlerimi kapatıp açtım. Fakat hâlâ tam olarak almam gereken bazı cevaplar da vardı.

Çünkü başka zaman olsa o ortamdan kalkıp gidecek olan Serdar, oturup beni izlemişti bu gece. Yani bence bu, benden tamamen vazgeçmiş olduğunu, ne yaparsam yapayım umurunda olmadığını ifade ediyordu.
Sessizlikle içim burkulurken dürümünü yemeye devam eden Emir yutkunarak “Lan olum o değil de.” Diye devam etti.

“Sen mekâna ilk geldiğinde böyle arkadan öptün ya beni, o an dedim noluyok mımakoyyim. Bi an afalladım, arkadan da tanıyamadım seni.” Yüzündeki eğlenir tonu bize çok net belli ediyorken onun bu hali bizi de neşelendiriyordu.
Bana bakmayı keyifle sürdürerek devam etti.
“Saçlar değişmiş falan. Ama o sahneye girip şarkıya girişinde bir şok oluşum varr….” Ne kadar güzel olduğunu gözlerini kapatıp dudaklarını dişleyerek belli etti.
“Üffff dedim yaaa. Lan dedim kardeşe bak beee!” 
Sonra o gururlu ve havalı duruşunu es geçip masaya doğru eğilerek güldü.
“Tabi bizim ekip pert. O kadar güzeldin ki o an… Ben, sen şarkıyı söylerken içten içe nasıl gururlandım bir bilsen. Adamlar seni sevgilim sandı birde.”

Emir’ in neşe dolu sesiyle onu kahkaha atarak dinlerken Sena hemen yanımda ‘öl Serdar’ diye mırıldanıp kahkahasına devam etti.
O an kafama yine bir şey dank etti ve gülüşüm yüzümde solarken ben mal gibi kaldım.
Serdar olayı yine yanlış anlamıştı.

Bu yüzden hâlâ konuşmakta olan Emir’e bakarak yavaş yavaş ciddileştim.

“Emir.” Dedim sakince, kendimi belli etmeden. “Sen az önce bir şey dedin, ben soracaktım ama unuttum. Siz tam olarak kimin için geldiniz buraya?”
Hafif hafif esen havanın ortasında, bacaklarım ve ruhum buz tutarken Serdar’ ı laflarla bile kovalıyor oluşum ne kadar hoştu?

Ayrandan yeni bir yudum alırken dikkatle bana baktığında ellerimi heyecanla birbirine kenetlemiştim.
Yutkunup “Serdan Komutan.” Derken boşalan ayran şişesini az ileriye doğru itti.

Sena o ara hemen yanımda öksürünce benim ellerim terlemeye başladı ve tam da şuan Emir’ e Serdar’ı anlatıp anlatmamak arasında gidip geldim.
Sonra dedim ki kendi kendime, ‘Salak! Neyini anlatacaksın? Nereden tutsan elinde kalır!‘

Tüm bunların aksine “Yaa.” Diyerek şaşkın ve salak bakışlarımı Emir’ e yönelttiğimde aslında çok da heyecanlıydım.
“Sizin Urfa’ da olmanız gerekmiyor mu? Komutanınız niye burada?”

Dürümün boşalan kağıdını avucunda sıkıp küçültürken “Orayı karıştırma güzelim.” Deyip güldü. “Sevgili babamızla Serdar’ ın illegal işleri işte.”

Ben dondum, ben donunca Sena yine öksürdü. Sena öksürünce de Emir önündeki su şişesini Sena’ ya uzattı. “Yavaş ye la sende. Helal helal al su iç.”

“Serdar’ la başkan tanışıyor mu?” Zar zor çıkan sesimle kendimi toparlayamıyordum.
Nasıl bu kadar aptal olabilmiştim ki?

Yeniden bana dönerken “Hee.” Dedi Emir. Çok normalmiş gibi “hee” diyerek devam etti.
“Serdar yüzbaşı Süleyman Bey’ imizin sağ kolu gibi bir şeyi oluyor. Bunlar sürekli birlikte bi boklar yiyorlar falan filan.”

Zihnim karmaşıklaşır, kalp atışlarım hızlanırken belli etmemek için didinip gülerek Emir’e bakmayı sürdürdüm.

“Yalnız cici babam bu dediklerini duyarsa…” dediğimde “Amaann!” Diye gülerek sözümü kesti ve elini yumruk yapıp işaret parmağını bana sallayarak öne doğru eğildi. “Aramızda kalır diye düşünüyorum cici kardeşim.”

Tabi ki aramızda kalacaktı. Bunu o da biliyordu.

Ama ben yine de sandalyeye iyice yayılıp saçlarımı savuran rüzgara başımı sallayarak meydan okudun.
“Tabi ki canım, merak etme.”

Emir cevabıma gülüp masadan eline aldığı telefona gömülürken ben bembeyaz olan tenimle yanımda su şişesini kafasına diken Sena’ ya döndüm.

Ağzındaki suyu yutunca şişeyi masaya koyup geriye yaslandı ve Emir’ e bakarken temkinle bana doğru eğildi.
“Ne bekliyorduk ki Hazan?” Dediğinde bedenimi ve kulağımı iyice Sena’ ya verdim.
“Başkan Orgeneral ve Serdar’ da askerdi, ya birde yüzbaşı… Biri Paris, diğeri Muş değil sonuçta. En başından beri aynı gemideler, unuttun mu? Karşılaşmaları çok normal, sakin ol..”

Bir şey beklemiyordum.
Sadece aptallığıma yanıyordum. En başından beri konuya sadece Serdar ve ben diye baktım ve böyle bir dengeyi sürekli olarak atladım. Aklıma dahi gelmedi. Bu tür muhabbetlerle her daim iç içe olan ben, buna ihtimal vermedim
Belki de vermek istemedim.
Çünkü kendi içimde Serdar’ ı çok başka şartlandırdım. Şimdi de tıkandım kaldım işte.

Ben  başkanın çevresinden pek kimseyi tanımazdım. Yani tanırdım ama hemen hepsi yaşlı başlı insanlardı. Yeri geldiğinde rütbeli insanlarla bir masada oturmuşluğum, hatta onlara tatlı bile yapmışlığım da vardı. Ama Serdar bana hiç denk gelmemişti. Başkan da oturup Serdar’ ı anlatacak bir adam değildi zaten.
Kısaca kader bizi daha basit bir yolda karşılaştırmayı seçmemiş, hep en zora sürüklemişti.

Şimdi başkan bir yana, Serdar başkanla samimiyse belki de annemi de tanıyordur. Emir’ e de bu kadar yakınken bizim aramızdaki bu garip çelişki canımı sıkmıştı.

Dudaklarımı ıslatırken kara kara düşünüp sebepsizce güldüm. Daha sonra başımı gergin bir düşünceyle iki yana salladım.
Ah şu meşhur iki yanı da boklu olan değnek, çık artık bi tarafımdan!
Sena haklıydı. Yapacak bir şeyim yoktu ve buna alışmam, kabullenmem gerekiyordu.

Tanıdıksa tanıdık, ne yapalım yani?

“Hazan.” Diyen Emir’ e dönerken “Efendim.” Deyişime merakla “Bugün öğrendim, Serdar Komutan’ da seninle aynı mahallede oturuyormuş. Daha önce gördün mü?” Diye karşılık verdi.

Yerinde dikleşmiş ve sakince bana bakıyor oluşu beni korkutmadı. Neticede Emir’ le olan samimiyetim ortadaydı ve bu yüzden yüzüne bakarken nefesimi verip daha fazla oyalanmadan “Karşı komşum.” Dedim.

Kaşları bunu beklemiyormuşçasına havalandığında ciddi ciddi bu kadarını da beklemediği çok belliydi. Benim de saklayacak bir şeyim yoktu. Zaten yarın sabah uyandığında karşı balkonda gördüğü manzarayla her şeyi anlayacaktı.

Şaşkınca “Hadiii.” Derken tuttuğu telefonu hayretle masaya bıraktı. Onun gözlerimdeki saşkınlık, benim ben bi halt yedim ama Emir bakışımla birleşmişti. Sonra başını hafif yana hareket ettirip bocalarcasına devam etti. “Siz baya baya tanışıyorsunuz? Ben bu bakışı bilirim Hazan..”
Sesi mi değişmişti?
Anlamış mıydı?
Bal gibi de sezmişti.

Beni iyi tanıyordu ve ondan çekinmiyordum. Dediğim gibi, saklayacak bir şeyim de yoktu.
Yahu yani zaten ortada bir şey yoktu ki!

Ama ifadesizce düşen yüzümü izlerken yutkunup dudaklarımı ıslattığımı görünce ciddi bir halde “Aranızda ne geçti?” Diye devam etti.

O kendinden ve düşüncelerinden bu kadar eminken belirsizlik vardı üzerimde.
Meraklı hali yüzüme bakarken benden gelecek tek bir cümleye bile açtı. Merak ediyordu, çünkü beni önemsiyordu.

“Bir şeyler var Emir.” Dedim sonunda. Sena bile buz yutmuş gibi kalakalırken “Bir şeyler var ama bilemiyorum.” Diye devam ettiğimde kaşları çatıldı.

Anlatmak hiç bu kadar zor gelmemişti.

“Hazan. Her ne olmuşsa bana anlatabilirsin abim.” Sesindeki bu ince tınının bende bir yeri var mıydı? Peki ya ondaki endişe?
Gözlerimin içine baka baka “Birlikte misiniz?” Dediğinde kalbim hızlandı.
O ihtimalde bile içimdeki hoşlukla yüzüm kızardı ve ben daha cevap veremeden Emir devam etti.
“Bak eğer böyle bir şey varsa ve korkun yaşla falan ilgiliyse saçmalama.”

Bu defa kaşları çatılan bendim. Bu ne alaka ki diye düşünürken “Yaş?” Diyerek Emir’ e baktım.
Dudaklarını bükerek “Ne bileyim. Aranızda altı yaş var ya, belki bizimkilerin tepkisinden korkmuşsundur?”

İçten içe, daha evvel aklıma dahi gelmeyen bu şeye keşke tek sorun bu olsa derken başımı olumsuz anlamda salladım. Emir bu defa “E o zaman ne oldu?” Diye hafifçe yükseldi.

O kadar karmaşıktım ki aslında. Nereden tutup anlatmaya başlayacağımı dahi bilmiyordum. Nereleri anlatmam gerektiğini, onu nasıl anlatmam gerektiğini asla bilmiyordum. Tüm bunları da geçtim aslında. Emir her şeyi bilse de beni yadırgamazdı ki.
Bu yüzden bazı şeyleri anlamış gibi ciddiyetle bana bakıp yerinde kımıldanarak “Eveet. Dökül bakalım.” Diyen adama geriye yaslayarak ilk güne gittim.

Serdar’ la tanıştığımız o akşama…

Tabi bizi anlatırken Sena’ nın da yardımıyla bazı yerlere sansürleyip bazı yerleri sildiğimiz kesindi. Ama o saf ve duru haliyle bile Emir’ in yer yer yüzünde oluşan büyük şaşkınlıklar görülmeye değerdi.

Her şey bir yana, yeniden en başa gitmek beni yıpratmaya yeterken sessizce beni dinleyen Emir’ in içten içe ne düşündüğünü bilememek de kötüydü.

Uzun uzun konuşmalarımın sonun “Bu akşamı da gördün.” Diyerek konuyu bitirirken o en sonki saç çekme olayını sadece bağrışmayla anlatmıştım.

Biten bir gerçeklikle ondan yorumlar beklerken Emir herkesin ve herşeyin aksine “O çiçekleri sana hangi koduğum yolluyor aga.” Dedi.
Beklediğim ilk cümle kesinlikle Serdar’ la ilgiliyken böyle bir cevap gözlerimi devirmeme ve “Of onu siktir et. Sen bana Serdar’ ı de.” Dememe sebep olmuştu.

Ellerini iki yana açarken “Ben bir şey diyemem aga.” Dedi. Hiç olmadığı kadar şaşkındı da.
E haklıydı da.
“Sana komutanımı nasıl anlatayım ki ben?” Diye devam ettiğinde zorlandığını görebiliyordum.
Yüzüme bakarken kararsızca “Serdar bize çok çok iyi. O iyi olmasa biz bu kadar adam buraya gelmezdik. Benimle, başkanla ve hatta annenle olan ilişkisi de her zaman çok çok iyiyken konu sevgiye gelince ne diyeceğimi bilmiyorum..”

Tahminim gibi, annemi de tanıyordu. Belki de bize gidip yemek yemişliği bile vardı. Ben kafamdaki sorularla susarken Emir yerimde kımıldanarak devam etti.
“Askerine bile her zaman çok merhametli. Ama iç dünyasını, kadınlarla olan ilişkisini bilemem ki güzelim. Seni üzer mi, Yani.” Diyerek derin bir nefes verip başını iki yana salladı. “Bilmiyorum Hazan çok şaşkınım.” Dediğinde ona bakarken sustum.

Saat gecenin bilmem kaçıydı ve biz Emir’ in tam olarak ne diyeceğini toparlaması için susarak ona zaman veriyorduk.
Serdar benim için boş bir uğraş olmayacak kadar değerliydi. Bu yüzden zamanın da soğuğun da önemi yoktu.

Emir tek eliyle yüzünü sıvazlayarak “Seni seviyor bence.” Dedi. “Sana ulaşamadığı için hırçınlaşmış. Seni kıskandığı için etrafında ne varsa, hatta sende dahil her şeyi kırıp dökmüş sadece bu.”

Susarken sadece onu dinledim. Dinlerken de hak verdim.
Bir sonuca varamayacaktık belki, ama karşımda bir savaştan çıkmış gibi görünen adamı yine de dinlemek istedim.

“Serdar zaten öyle çok konuşken bir adam değil. Çok konuşanları da sevmez. Nasıl desem, maço mu nedir ne denir? Ağır tiplerden işte aga. Düşün biz onunla yaklaşık iki yıldır samimiyiz, bazen bize gelip gider ama ailesinin Bursa’ da yaşadığını bile geçen öğrendik.”

Asla şaşırtmayacaktın değil mi siyah dev?

“Başkanla daha samimiler tabi. Sürekli dip dibeler diyebilirim. Ben biraz geride kalıyorum ama, yine de iyiyiz. Allah var çok iyiliğini görmüşümdür.”

Bir yanım Emir’ i dinlemek isterken neden diğer yanım hıçkırarak ağlamak istiyordu ki? Delirmemek, ulu ortada ağlamamak için kendimi zor tutuyordum..
Nasıl olur da her şey bu kadar birbirine ait olurdu? Nasıl oldu da bu kadar dip dibeyken kör bir kuyuda birbirimize girdik? Ha siyah dev?..

Başımı yıldızlara kaldırırken kapattığım gözlerle “Tamam Emir daha fazla bir şey anlatma lütfen.” Diyerek Emir’ i susturdum.

Ben nasıl Serdar’ ın benim hakkımda başkasından bir şey dinlemesini istemiyorsam bende onun hakkında bir şey dinlemeyecektim.
Çözülmesi gereken bir adam varsa ve ne kadar zor olursa olsun onu bizzat kendim çözecektim.
Zaten bu akşam öğrendiklerim bile bana fazlasıyla yeterken daha fazlasını taşıyamazdım.

Saçlarımı savuran serin hava zihnimi de boşaltırken sarıldığım battaniye yuva olmuştu bana. Tenimi örten sıcaklıkla zihnimdeki adamın güzelliği bir olup içimi kavururken ısınamayışımda büyük bir tezatlık vardı..

Sonunda başımı eğip bana bakan adama “Emir.” Derken sesim oldukça sakin çıkmıştı. Bana doğru hafifçe eğilip sakince “He gardaşım.” Dediğinde oturduğum yerde dikleştim.
Merakla mırıldandım.
“Serdar benim kim olduğumu…”

Belki derdi.
Demesindi.

Başını hızla olumsuzca sallarken kaşları çatılmıştı. “Yok yok. Dedim ya, sevgilim sanıyorlar diye. Kardeş olduğumuzu kimse bilmiyor.” Ben başımı sallarken Emir masada titreyen telefonuna eğildi.

Neden Serdar’ a gidemediğim hakkında her şeyi biliyor ve bana gram bir şey demiyordu ya, en çok da bu huyunu seviyordum.
Herkesi aksine, bilmediği yaralara tuz basarcasına eleştiri yağdırmıyordu.
Beni kırmıyordu.

Serdar’ ın kim olduğumu öğrenmesini şu zamanlarda asla istemiyordum.
Çünkü kim ve ne olduğumu öğrenince bana olan bakışı ister istemez değişecekti. Ve eğer böyle bir şey olursa bir daha bir araya gelmemiz benim yönümden mide bulandırıcı ve daha da imkânsız olacaktı.

Ben istiyordum ki, Serdar beni ben olduğum için sevsin. Onu kafasındaki düşüncelerden bana olan sevgisi sıyırsın, sonradan öğrendiği gerçekler değil..
Biz başka bir sebeple olamazdık.

Beni farklı kadınlar gibi görüyor ya, onlarla gelsin bana. Öyle olduğumu bile bile gelsin, sevgisine yenilsin de gelsin..
Bana acıyan bir adam değil, beni olduğum gibi kabullenen bir adam istiyordum ben. Hiçbir şey bilmezken bana gelsin, ne olursa olsun benimle ol desin de gelsin. Ben zaten sonra ona herşeyi anlatırdım.
Ama o, bana olan sevgisine yenilsin de gelsin..

Masada duran suyumu alıp şalıma sarılırken dişlerimle pipete eziyet edip hemen yanımdaki şehir manzarasını izleyeme başladım.
O kadar güzel ve eşsizdi ki, çocukluğumun en güzel aşkıydı Bursa. Ne zaman bu koca şehirden kısa süreliğine de olsa uzaklaşsam bir hafta sonra deli gibi özlüyordum.
Kanımda karadenizin hırçınlığı olsa da doğup büyüdüğüm bu şehir; beni tamamlıyor gibiydi.
Neticede geceleri en tepeden onu izleyip ürpertici güzelliğine dalarken gündüzleri gezindiğim mahalleleri parmakla göstererek bulmak çok eğlenceliydi.

“Dur dur dur! Bozma sakın.”

Emir’ in neşeli sesiyle afalladım ve birden ona doğru bakıp güldüğümde “Yemin ediyorum çok güzel çıktın.” Diyerek sevindi.

Bana doğru kaldırdığı telefonunu anında göz hizasında masaya indirdi. Hızla tuşların üzerinde gezinen parmaklarıyla çocuk gibi eğlenen adama baktım ve “Ne yapıyorsun?” Dedim. Fotoğrafımı çektiğini anlayabiliyordum.
Bu yüzden çocuksu bir heyecanla ona doğru atıldım. “Versene bakayım Emir.”

Sırıtıp “Beklee.” Diyerek geçiştirdi beni.
Sonra başını kaldırıp ekranı açık olan telefonu eğilerek ona uzattığım ele bırakıp devam etti. “Bizi gruba attım. Çocuklar ne yaptığımı sormuş. Seninki de orada. Görsün, kıskansın.”

Benimki de Serdar’ dı.

Kıskandırma konusunda hemen bize adapte olan Emir’ in bu haline kahkaha atarken Sena’ yla kafa kafaya verip elimdeki telefona odaklamıştık.
“Yaa Emir ne fenasın.” Diyerek gruba attığı fotoğrafı açtım.

Cidden elimde su ve dudaklarımda pipet olmasına rağmen omzumdaki şalla ve rüzgarda dağılan saçlarımla Emir’ e bakıp tatlı tatlı gülerken çok güzel çıkmıştım.
“Ayy. Bunu ba atsana Emir.” Diye devam ederken de fotoğrafın altına yazdığı notu okuyup daha fazla güldüm.

“Güzelimle romantik romantik takılıyoruz. Siz o hırto herifi dinleyip kulak kanseri olunnn.”

Başımı kaldırıp “Alp’ in sesi kötü değil ki.” Derken yalandan Emir’ e kaşlarımı çattım.

Tek kaşını kaldırıp bana baktığında ciddileşmişti.

“Ben sevmedim o küpeli herifi. Sana olan bakışları hiç hoş değil. Şarkı söylerken mal gibi içine düşecekti koduğum.”
Oturduğu yerden sinirle dikleşip şaşkın yüzümü inceledi ve ciddiyetle devam etti. “Bana bak, aranızda bir şey yok dimi?”

Onun bu haline “Yuuh.” Diyerek karşılık verdim. İki dakika önce neyi konuşuyorduk ya biz?

Dudaklarım aralanınca şaşkın şaşkın ona baktım.
“A aa. Ay hayır Emir yok tabi ki! Siz yanlış anlıyorsunuz o beni arkadaşım. Zaten sevgilisi de va.”

Oturduğu sandalyede gaza gelip sözümü “Nah.” Diyerek ağzıma tıktı.
Sonra yüzünü buruşturup sandalyede geri yaslandı. “Nah! Arkadaşı gibi görüyormuş, aç gözünü güzelim sen zeki bir kızsın.”
Ben gözlerimi devirirken Emir “Serdar’ ın kudurması çok normal aga. Hikâyenin ne Alp’ i eksik ne de Özkan’ ı. Emir desen sürüsüne berekett.”

Kendime bereket yağdırışı komiğime giderken telefondan yükselen müzik sesiyle Sena tatlı bir şaşkınlıkla “Aaa.” Dedi.
“Emir araba kullanırken seni watsap durumun atmış.”

Bundan haberim yoktu.
Emir “Hee. Ne var, gardaşım değil misin?” Diyerek başını manzaraya çevirirken “Seninki beni sikmez umarım.” Diye de konuşmuştu.

Kızmamıştım. Aksine durumu merak ettiğimden Sena’ ya yönelip “Aç bakayım.” Diyerek telefona eğilmiş, arabada yükselen son ses müzikle kendimi izlemeye başlamıştım.

Çalan şarkıya sadece ben eşlik ediyordum ve Emir arka koltuktan çektiği için ben ve iki yüz kırka ulaşan hız ibresi görünüyorduk.
Yola odaklıyken bağıra bağıra
“Ciğerimi deliveren aşkı görün
Tutun kolumdan beni Fas’a götürün
Dört mevsim bi’ yolunu bulup yasa bürünürüm
Yarasa süper ama yaramasa.” Derken tek elim direksiyonda, diğer elim sonuna kadar açtığım camdan dışarıya çıkmıştı.

Başımı çalan şarkının ritmiyle sallarken camdan dışarıya çıkarttığım elimi sallıyor, parmaklarını şıklattırıyordum. 

“Koyun sordu keçiye, vurdukça aşınır mı?
Açılmayan kilitler, umutsuz yaşanır mı?
Gel bi’ de burdan baak, belli ki halin yok.”

Şarkıya göre hafif kalınlaştırdığım sesimle öndeki arabaya makas atarken Sena’ yla aynı anda kahkaha atıyor, “Yavaş lan.” Diyen Emir’ e alayla “Aşkım korkma be.” Diyordum.
Bence uzun zamandır bu akşamki kadar süratli gitmediğimdendi bu halim. Bu anı hatırlıyorum, şarkı da tam hız şarkısıydı. Yani bu halde olmam gayet normaldi.

Videoyu bile sırıtarak izlerken hızlanarak savrulan saçlarımla bir arabayı sollayışımı keyifle izliyor, arkasından yükselen sesimle başımı yavaş yavaş sallayarak eğleniyordum.

“Aynı gök, rüya görmek, unutmak güneşe uyanmak
Palavralar, prangalar, atmler, telefonlar.”

Papatyanın adı kaldı yalnız
Benim gibi her şey kararsız
Seni sevdiğim kadar kurdum
Dışım kurt, özüm zararsız”

Ciğerimi deliveren aşkı görün
Tutun kolumdan beni Fas’a götürün
Dört mevsim yolumu bulup yasa bürünürüm
Yarasa süper ama yaramasa karabasan”

Şarkı uzun olduğu için Emir birden fazla video paylaşmış, ilkinin altına da “Birazdan hakkın rahmetine kavuşuyoruzduur.” Yazmıştı.

Video bitince sırıtarak Emir’ e döndüğümde saat gecenin ikisiydi ve Emir sakin sakin sağındaki manzarayı izliyordu.

Emir’ e laf atmak için dudaklarımı araladığımda Sena birden kolumu dürtüp “ohaa” diye konuştu.. Emir’ le birden ona baktığımızda Sena şaşkın bir gülüşle elimdeki telefonuna bakıyordu.
Baktığı yere bakınca önce gruba gelen bildirim yazısını gördüm.
Okudum.
Yine okudum.
Ve bu sefer yutkunamadım.

Serdar Komutan ayrıldı.

Sonra birden Serdar’ dan duruma gelen mesaja baktım.
“Şunları kaldırmazsan ben seni hakkın rahmetine kavuşturacam!”

Anında ikinci mesaj da geldi.

“Sil lan o gruba attığını da.”

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 106

Serseri seni kıskanç

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 104

Acayip keyif alıyorum böyle yerlerde

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 104

Hehehe bunun dayanıklılığı bu kadar işte

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 90

Yani tartışılır

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 88

Yaniii

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 85

Erkek anlıyor işte sen desaf değilsin hazan ama

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 78

Emir kaşınıyorsun

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 47

Altı yaş ne be çok büyük değil ki

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 37

Görmek mi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 25

Haha aynen öyle

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 22

Ya işte

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 16

Ya hazanım ayne öyle öyle oldu kuzum

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 15

Serdar da öyle sandı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 12

Hah yanlış anlaşılmayalım ben öyle anladım da başta ilk okurken tabi

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 106

KISKANDI YAĞĞ

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 106

Ulan gruptan ayrılmadan önce yazsaydın ya şunu tabii o zaman Hazan ın fotoğrafı senden de silinirdi değil mi ulan çakal hadi yine iyisin Hazan ın bir fotografı olmuş oldu telefonunda bakabileceğin

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 104

Kıskanç herif ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 90

Bilemiyorum altan bilemiyorum

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 15

Çok seviyorum bu çocuğu ya

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 106

Valla emircim götü kolla derim dbdhhdg

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 25

Hazan da boku avuçla yedi şuan dhxhxgd

Sltnakd

Emirim ya

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 78

Emir yapma yanarsın

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 47

Yaşa gelene kadar o en masumu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 37

Ne sen sor ne biz söyleyelim

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 22

Serdar her yerden hazalın hayatının içinde

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 12

Adam ya

Elifbeyza
¶ Paragraf 1

Dıger bölumler ne zaman yüklenecek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Kdjdbsjsnsjsnaj bir yere kadar haklı adam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Emir tasvip etmiyorum kardeşim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

Serdar bizimkilerin arayıp da bulamayacağı damat sorunu değil ki

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Ohoooooo görmek ne kelime

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Derin devlet bacım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

O da durup durup çıkarım yapacağına bize sorsun

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

Emir'im ya saftirik çocuğum seviyorum bu herifi ya

Yorum için giriş yap