← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 102

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Uyandım,
Yüzümün dönük olduğu Serdar tarafında dünden kalan bir buket gül gözüme ilişir gibi oldu. Onları dün Serdar’ dan sonra vazoya koymuş, yatağımın ucuna bırakmış ve asıl sahibi sebebi ile varlıklarını unutmuştum.

Şiir gibi bir geceden sonra, bulut kadar hafif olup kocamın koynunda mis gibi bir uyku çekmiştim. Güller bana dünü anımsatıyordu.
Ah, benim öfke dolu siyah devim.

Yüzümde beliren sakin gülümsemeyle başımı hareketlendirip saçlarımı yönümün aksine ittim. Telefonum önümdeydi, uzanıp ekranı yokladığımda yeniden internete bağlı olduğunu fark ettim. Serdar, dün elimden çekip alırken beni tüm hayattan soyutlamak ister gibi bir hali vardı. Oysa bana ait olmak isteyen öfkesi çok kısa sürmüş ve telefonumu eski haline getirmişti.
Bu beni daha da gülümsetti, içimdeki çocuksu heyecanın sebebi bana olan aşkıydı.

Uykulu, kısık gözlerimle etrafı izlemeye devam ettiğim sıra bir yandan da çıplak bacağımı kaşıyordum. Komodinin üzerinde bir tomar nakit para vardı, belli ki Serdar koymuştu ama kendi yoktu. Düşünceli kocamın bu sabah burada benimle burada olmasını isterdim, bir grup askerin içinde değil.

Karışmış beyaz çarşaflar üzerinde duran telefonuma uzanıp ekranda Serdar’ ın numarasını buldum. Her sabah zaten ama bu sabah bir başka sesini duymaya ihtiyacım vardı. İçimdeki kıpırtı, nihayet ondan gelecek bir “Efendim.” Kelimesiyle devam etti.

“Günaydııın Serdar’ ım.” Uykulu gözlerimi hala açamıyordum, üstüm başım mis gibi Serdar kokuyordu. Teni tenime, kokusu üzerime sinmişti. Üstelik, tüm bedenimde ellerini hala hissedebiliyordum. Dokunuşları beni tahrip mi etmişti? Bundan şikayetçi değildim.

Serdar derin bir iç çekip soluğunu doyasıya bıraktı, “Günaydın. Nasılsın?” Her zamankinden çok daha mutluydum ama ona hafif kaşlarımı çattım “Çok iyiyim, sen nasılsın Serdar’ ım, nasıl gidiyor?” Saat kaçtı bir fikrim yok, sadece onun sesini duymak istemiştim. Şu sıra, etrafta kocam kocam diye söyleneler gezinmek istiyordum. İçimde Serdar’ a karşı aceleci, tükenecek korkusu taşıyan bir heyecan vardı.

“İyiyim, iyi gidiyor.” Hadi ama, bu beni huzursuzlanırdı. “Yanında biri mi var?”

“Evet.” Kocamla konuşmak istiyorum, daha gözümü açar açmaz onu arıyorum ve bu kaçamak konuşmaları canımı sıkıyor. “Serdar.” Dedim oflayarak. Sanırım anladı, bugün onunla tartışmak istemiyordum. Bir müddet duraksadıktan sonra “Efendim yavrum?” Şimdi ne olmuştu? Bulunduğu yeri mi terk etti?

Bir elim yumuşacık saçlarımda, onları kendi etrafında lüle yapıyordum. “Yanında hala biri var mı?” Merak ediyordum, o kaba herif içinde neler tutuyor?
“Evet yavrum.” O zaman sorun ne? Neyse ki devam etti “Hazan beni biliyorsun güzelim, yapma.” Öyleyse yanında az evvel bir erkek vardı. Şimdi kim var? Biri var elbet, kaşlarımı çattım “Senin yanında az önce bir erkek vardı, o gitti şimdi Burcu mu var acaba yanında?”

Bir an bile duraksamadı, “Evet yavrum.” Dedi. O kadar netti ki sesi, ben de aynı netlikle devam ettim. “Beni sevdiğini söylesene, hadi.” duysun, o da duysun herkes duysun. İçimde Serdar’ a karşı nasıl net bir eminlik varsa Burcu’ ya karşı da bir ömür geçmeyecek kinlik vardı. Onunla bir ömür, yan yana, imkansız.

Serdar o tok sesini asla bozmadı. Öflemedi, püflemedi, O kadar güzeldi ki sadece isteğime odaklanıp, “Seni seviyorum yavrum.” Deyişi… Doğrusu bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştim. Sanıyorum ki, bir bebeğe hamileyim diye ona tüm saçmalıkları yaptırabiliyordum.

Saçımı bırakıp yatakta sırt üstü döner hale geldim, “Ben de seni çok seviyorum kocam. Hadi tutmayayım seni, görüşürüz akşam. Dikkatli ol, yanına kimseyi yaklaştırma, kolay gelsin.” O konuda bir şüphem yoktu, sadece dile gelsin istedim. Dile gelsin, Serdar onu düşündüğümü bilsin, Serdar onu nasıl sevdiğimi bilsin…

“Görüşürüz yavrum, bir şey olursa ara.” Elbette, Serdar’ ı sanki beni görebiliyormuş gibi başımı sallayarak onaylarken yataktan yavaşça doğruldum. “Tamam, öptüm çok.” Çağrı Serdar’ ın verdiği karşılıkla sonlanırken yarı çıplak halde yatakta oturur hale geldim.

Beyaz, ince askılı bir saten vardı üzerimde. Bukleli saçlarım omuzlarımdan dökülüyor, satenin kumaşı tüm bedenimi gıdıklayarak sarıyordu. Dün gece o uzun uzadıya sevişmemizin sonunda elime ne geçtiyse onu giymiştim. Hatırlıyorum, bunu giydikten sonra da gece boyu bir ya da iki defa uykumdan, kadınlığımda uzun uzun hoş bir baskıyla uyandırılmıştım.

Dudaklarımda oluşan o derin gülümseme yüzüme yayılıyordu, başımı yana eğip elimi koynuma koydum ve yeniden kendimi yatağa bıraktım.

Çok yorgundum, aynı zamanda çok da mutlu. Birazdan küveti dolduracak, güzel bir duş alacak, kremlerimi sürecek ve güzel bir makyaj yapacaktım. Sonrası için net bir planım yoktu ama saat iki üç gibi Sena’ yla buluşuruz demiştik.

…..

Duştan çıkmış, saçlarımın buklelerini belirginleştirmiş ve makyaj aynamda otururken halka küpelerimi takmaya çalışıyordum. Hamilelikten olsa gerek artık ayakta fazla durmak beni yoruyordu, ayakta duş almak dahi yoruyordu kendimi hemen bornozla yatağa atıyordum. Git gide ağırlaşıyordum sanki, küpemi takarken kendi kendime homurdandım “Ben spora falan başlayayım en iyisi, bir yürüme bandı aldırayım Serdar’ a.” Ardından elim karnıma gitti, onu yok sayamıyordum, ne mümkün.

“Nasıl bir anne olacağımdan daha çok seni merak ediyorum. Kime benzeyeceksin, nasıl tatlı olacaksın.” Babanla bağın nasıl olacak? Çok çok güçlü olsun, çok güzel olun.
Beyaz badimin üzerinden karnımı sevmeye koyuldum iyice, biraz da dalgındım, gözlerimin dolduğunu “Babanın beni sevdiği gibi, seni uzun uzun sevmeye fazla hevesliyim. Heyecanlıyım, tedirginim..” Derken fark ettim;

Bir aile olma fikri beni bazen korkutuyordu, sanki bir bilinmezdi ve ben bu konu hakkında hiçbir fikre sahip değildim. Sonra gülümsedim “Sen bana benze ama, benim gibi güzel ol. Huyunu babandan al, onun gibi herkese çatık kaşlı ol,” kıkırdadım, “Kimse yanaşamasın yanına, sen de herkesi sevme öyle; çizgilerin olsun biraz. Yoksa babanla geçimin biraz zor olur.” Tüm bunlar olurken eğleniyordum da, olasılığı büyük yanlardı. Serdar, kaç yıl sonra nasıl oluruz sevgilim. Elini tuttuğumuz ve adım atmaya çalışırken sendeleyen bir kızımız olur, sendelediği yerden biz öperiz.

Güzel bir kızımız olsun, adı gibi olsun…

Sanki anne olmayı benimsemişim gibi; oysa kendimi kandırmıyorum ki hala tam olarak benimseyemedim. Bu beni biraz huzursuz ediyordu. Doğrusu, doğumdan sonra bunalıma girip bebeğimi istemeyeceğimi falan asla sanmıyordum ama doğana kadar sanırım biraz zorlanacaktım. O yüzden hızlıca doğsun istiyordum, bebeğim kucağımdayken her şey çok daha güzel ilerleyecekti eminim. Onunla bir bağ kurma hissi doğumdan hemen sonra olabilirdi, lakin şu an fazlasıyla zorlanıyordum. Sebebini de biliyordum aslında, içten içe babamın bana vermediği o sevgiyi kendi çocuğuma nasıl verebileceğim konusunda endişelerim vardı.

Elime, dilime eğreti mi durumdu sanki?

Bilmiyorum, beni babam sevmedi ama Serdar sevdi, değildi konu. Serdar elbette beni çok sevdi ama ikisi farklı sevgilerdi. Bir ebeveyn sevgisinin temelden alınması gerekiyordu. Ben şimdi, bilmediğim bu hisse bu yüzden korkak davranıyordum.

İnsan tattığı duygunun kölesi tatmadığının ise esiri olurmuş; ben bu yüzden babama köle, Serdar’ a esir olmuştum.

Saçlarımı arkaya itip bir kez daha saate baktım, bire geliyordu. Ojelerimi sürecektim, ellerimi kremleyecektim, bir de çıkmadan rujumu tamamlayacaktım. Yarım saat içinde çıkardım, Tuğrul’ la konuşacaktım bunun kararını duşta aldığım için kimseye haber veremedim ama zaten reddedemesin diye direkt Emir’ in evine gitmeyi planlıyorum.

Telefonum komodinde titremeye başlayınca ojeyi bırakıp aramayı yanıtladım. “Efendim başkan.” Yüzüm ekşidi, aslında onu epeydir ihmal ediyordum. Doğrusu ben epeydir kocam hariç herkesi ihmal ediyordum. Başkan da bunun farkında olacak ki, sitemi sesine yansıdı “Hazan, nerelerdesin görünmüyorsun ne zamandır. Aramıyorsun sormuyorsun gelmiyorsun bir başkan vardı öldü mü kaldı mı demiyorsun?”

O kadar haklıydı ki bu serzenişi altında sesim mahcupça kısıldı, “Haklısın, buradayım. Ama inan çok çabuk yoruluyorum başkan, bazen kolumu kaldıracak halim kalmıyor. Öyle, ne bileyim..” Keşke herkese yetişebilsem. Mesela, dayımı da aramıyorum ne zamandır, o bana arada komik videolar atıyor sadece.

Başkan beni anlıyordu sanki, yani sesi “Doğrudur kızım.” Derken o yöndeydi. “Bugün müsait bir zamanda alaya gelir misin biraz konuşalım diyecektim. Tabi halin varsa.” Elbette giderim, kaşlarımı çattım. “Ne oldu?”

“Kızımı özleyemez miyim yahu? Olmadı bir şey, ben çıkamıyorum sen gel. Yollayayım birini alsın seni.” Yok, o olmazdı da, Serdar çok kızardı ben kendim giderdim. Fikrimi yeniledim, “Yok, yok tabi canım da. Gelirim tabi, çıkayım mı birazdan?”

Başkan soluğuyla onayladı beni, “Serdar yok diye biliyorum birkaç arkadaşı geldi çıktı o. Kimse yokken gel rahat rahat konuşalım.” Serdar’ ın olması sorun mu ki? Ben Serdar’ dan bir şey saklamıyorum.
Demek ki başkan saklıyor.
Bu beni biraz daha meraklandırdı, sesi hoparlöre alıp ojemin kapağını açtım, “Konu ne? Endişeleniyorum.”

“Emir. Ve tabi Demir.” Öyleyse sorun yok, halledilirdi. Kaşlarım çatıldı, “Demir ne yapmış?” Emir bir şey yapmamıştır ondan şüphem yoktur da Demir için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Başkan iç çekip “Demir…” deyince anladım yanılmadığımı. “Anlatırım gelince.”

Orta tırnağımda kırmızı ojelerimi az kalsın taşırıyordum. Başımı salladım, “Tamamdır, hazırlanıp geliyorum.” Çağrı sonlandı, ben ojeden biraz daha alıp iç çektim. “Sen biraz büyü sana da süreceğim kızım. Benim babam çok kızardı diye küçükken süremezdim.” Gözlerimi devirdim, “Gerçi senin baban da kızar, neyse onu hallederiz. Senin baban şimdi bana bile kızıyor.” Diğer elime geçtim, “İnşallah denk gelmeyiz. Hemen yükselir, askeriyeye kırmızı ojeyle topukluyla mı geldin Hazan’ der.”

En sonunda da derin bir iç çektim, “Neyse.” yerimden kalkmış aynadan kendimi süzüyordum, “Zaten başkanın odasında konuşuruz. Ben se oradan Emir’ e geçerim. Hem dışarıdaymış, koca askeriyede de kocama denk gelmem artık.”

💎

“Kumar, yüzden doksan.” dedi dudağını büküp bardağını masaya bırakırken. “İki milyon.” Bahsi bu denli arttıramazdı. Hadi ama, başkan şaka yapıyor olmalıydı.
Hayır.

Keyfi kaçmış bakışları odanın köşesinde duran iri yapraklı çiçeği ıskaladı. “Babadan kalma tarlam vardı biliyorsun, birini eşşek gibi Demir’ in üzerine yaptım. Böldüm yani mirası biliyorsun. Satışa çıkartmış,” Git gide arta öfkesi, eşek derken ş harfi üzerinde baskı yapan dili ve “Pezevenk.” Diye bitirdiği o sert cümle.

“Başkan.” İçimde bir yığın göz devrilmesi vardı, keşke seni anlayamıyor olsaydım. Başkan…

Ona fısıldayışım, onu kendi haline bir yakarışla mahcup kıldı sanırım, “Hata yaptım Hazan,” derken kendini suçluyordu, başını düşünceyle yere eğdi. “Nerede hata yaptım?” Tam olarak Demir gibi bir evlada sahip olmakla demeyi çok isterdim de, insan anne babasını seçemediği gibi çocuğunu da seçemiyordu.

Koskoca başkan, devletin orgenerali. Kendine ait tüm zamanların belki de en iyisi, ama şu an karşımda evladından gelen bir baş eğişteydi. Onun için bu denli üzülmem normal miydi? Ne var ki Demir bunu hak etmezdi.

Kaşlarımı ben biliyordum der gibi kendimden emin kaldırdım, “Hiç bölmeyecektin miras falan, dedim sana o zamanda. Bırak sen ölünce ne bok yerse yesinlerdi, kaç yaşındasın ne işin olur miras bölmekle. Sat ye hepsini, eşşek gibi çalışıp kazansın. Gerekirse miras kaçıracaktın, ben böyle şeylerden nefret ediyorum ama hepsini Emir’ e verseydin keşke.” Demir’ i zaten sevmiyordum, eşini ve baldızını da. Kinim bir yana, elbette böyle olsun istemezdim. Fikrim de yersiz miydi bilmiyorum ama haksız olduğum konusunda şüpheliyim.

Yine de başkan tüm bu dediklerimi yapamazdı, o iyi bir babaydı. Babamın aksine.

Süleyman Amca başını iki yana salladı “Emir asla almaz.”
Şaşırmadım, arkama yaslanırken gülümsedim hafif, “Demir olsa konar ama, hepsi bu mu der bir de.” İnsanların iyi niyetlerinin kullanılıyor olması çok sinirlerimi bozuyordu. Bu adam ona en değerlisini, baba yadigarını vermişti. Demir’ de ilk fırsatta kumarda yemiş.

Hafifçe boğazımı temizledim, “Bu saatten sonra yapabileceğin bir şey yok başkan. Bir şey vermeyeceksin olup bitecek. Sonuçta miras da onun, ne yaparsa yapsın ama senin zoruna gideni de biliyorum ben.” Başkan başını salladı. “Emir daha bilmiyor, ben ona ne yapacağımı biliyorum.” Güzel bir çözümü olmasa da dersi vardır umarım.

“Demir’ le ne oldu? Kavgalı mısınız?” Dedim sakince, “Yüzüne kapattım itin, ben yarın bir Bursa’ ya gideyim. Hazır Melek’ de yok. Annene de söylemedim şimdi, kaçmasın keyfi.” Doğru, kadın kırk yılda bir tatile gitmiş. Onu onayladım, “Merak etme sen, ben söylemem ikisine de bir şey. Sen git hallet işlerini.”

“Yazlık aldım, senin üzerine yapayım.” Öyle, birden, pazara gidelim der gibi. Kıkırdadım, “Aman kalsın, benim üzerim çok dolu. Serdar sağ olsun ev, araba, iş yeri. Notere bayilik alacağız artık.” Hem, niyetini anlıyordum ama evlatları dururken bana düşmezdi. Üstelik Demir öğrenip bana bir şey derse, ben Serdar’ ı tutamazdım.

“Hazan.” Dedi oflayarak. “Emir almaz, bana bir şey olsa bi it yarın dava açar alır. Sen bunu benden iyi biliyorsun.” Omuz silktim, Bir nevi miras kaçırıyordu benim de dediğim gibi ama olmaz, benim üzerimden, yani bilmiyorum. “Ben de almam asla. Onlar senin çocuklarının, torunlarının rızkı.” Başkan birden öfkeyle baktı bana, “Sen de benim kızımsın.” Hesap soruyordu, aklımı yokluyordu ve bana kim ne diyebilir der gibi bakıyordu.

İyi de, hakkım olanı alamazdım, kağıt üzerinde olsa bile. Konu maddiyata gelecekse de, “Benim rızkım var.” Dedim ve başımı yana eğdim, “Allah bana Serdar’ ı verdi, Serdar’ da bana her şeyi.” Öyle ki, yüzümde uçsuz bucaksız sonsuz bir güluştü Serdar. Her anlamda evimdi, hem anlamda zenginliğimdi. Variyetimdi…

“Zor durumdayım.”
Başkan.
Seni böyle zor durumda görmeye hiç alışkın değilim.
Benim canım gönül babam, dert hocam… Yılların verdiği bu his, onu böyle omuzları düşük görmeyi kendine yediremedi.

Bir an her şeye karşı durabileceğimi hissettim. Başkan’ın gözünde, ben Demir’ e bile kafa tuttum. Dik durdum, zira Serdar’ a anlatsam o da anlardı beni, değil mi?

Bir anlık duydu karmaşası, en iyi huylu sarmaşıktan bile daha güçlüydü, “İyi, ver sen benim üstüme. Emir evlenirken düğün hediyesi veririm bende. Öyle kabul eder.” İçim sadece bu şekilde rahat edecekti. Fakat başkan, bana bir yarım ağız kırık kalbiyle baktı. “Benden bir şey almayacak mısın bu hayatta?” Oysa ben senden ne alabileceksem aldım bu hayatta.

“O nasıl söz başkan?” Dedim hafif bir buseyle. “Ben senden de bir baba aldım, sen bana bir kardeş verdin. Fazlasıyla yeter bana.” Ben her yerde, ne zaman konu açılsa bağıra bağıra demeyi hazırdım ki, bunların dışında Serdar bana her anlamda yeterdi.

“Allah senin gibi hayırlı evlatları, böyle Serdar gibi adam gibi adamlarla,” elini yumruk yapıp sallar gibi oldu gözlerini silerken “Hayırlı insanlarla karşılaştırsın. O pezevenk gibileriyle değil.” Babamdan söz ediyordu.

“Kaçırma şimdi tadımı,” diyerek arkama yaslandım. “Tamam müsait bir zamanda hallederiz tapu işlerini de. Yalnız Serdar’ a söyleyelim o yapsın. Onun tanıdıkları var ben evde bir kağıt imzalıyorum oluyor, gitmiyorum hiçbir yere.” Gidemem zaten, şimdiden belim ağırdı bu rahatsız koltuklarda. 

Başkan beni keyifle onaylayıp saate bakarak yeniden soludu. Sanırım biraz işi vardı ve pek vakti yoktu.
“Hazan, Emir de bir süredir çok durgun geliyor bana. Sanki annesini özlüyor, annenden yana sorun yok ama benim oğlumun gözleri sanki hep buğulu. Sanki yalnız. Bilmiyorum, sanki, bir sorun mu var?”

Ben Emir’ den bu şekilde bahsedilmesine o kadar alışık değildim ki bir an afalladım.

Acaba Emir, bizim içimizde yalnız mı kaldı?

Gözlerim daldı, “Aslında beraberiz sürekli.” Diye mırıldandım bir an, sonra son zamanlarda olanlar gözümün önünden bir bir geçti.

Emir’ i tam olarak ne zaman boş bırakmıştım, daha doğrusu ne zaman yalnız bırakmıştım ki? Ben olmasam Sena vardı, benim aramadığım gün o arar sorardı Emir’ i.

Sonra silkelendim birden. Karşımda başkan vardı, böyle çaresiz durursam elbet yanlış anlardı. “Başkan, senin oğlun bana emanet gözünü seveyim yapma. Ben Emir için Serdar’ ı alırım karşıma. Bu ara biraz belki ne bileyim bir şey olmuştur ben fark etmemişimdir ama birlikteyiz yani kopmadık. Seninle görüşemiyorum oğlun sürekli aklımda, sürekli beraberiz daha geçen akşam bizde yemekteydik.” Tabi bazı olaylar da vardı fakat sonuç olarak birlikteydik.

Süleyman Amca, başını öyle bir hareket ettirdi “İyi tamam bakalım.” Ama bence, bu durumun pek içine sindiği de söylenemezdi.

“Yok yani bir şey varsa ben fark etmemişimdir başkan, hemen şey yaparım, hallederiz yani.” Ben de biraz endişelenmiştim inkar etmiyordum, Emir benim için de değerliydi aksi olsun, kendini yalnız hissetsin elbette istemezdim. Muhtemelen onun bu hali Dilan konusundandır, belki de karşısında Serdar ve Azat olduğu için kendini yalnız hissetti ama onun yanında da ben varım, Sena var.

Başkanla biraz daha muhabbet ettikten sonra ona gelen ani bir telefonla muhabbetimiz bölünmüş, uzun süreceği belli olunca da ben yavaşça odadan çıkmıştım.

Binanın önünden, arka taraftaki bahçeye ilerliyordum henüz Serdar da ortalarda yokken oradan da arabama binip giderdim diye hesaplamıştım. Ta ki, Emir’ i görene kadar.

O da beni görünce bir an duraksayıp “Aa-” dedi. Dudakları hafif aralandı, kaşları çatıldı. “Hoş geldin.” bana doğru ilerledi, kolunu uzattı. “Ne güzel olmuşsun.” Omzuma dokunup öpmek için yanağıma eğilmesiyle karşılık verdim.

“Hoş bulduk Emiir. Geçerken başkana bir uğrayayım dedim, görmüyordum bayadır.” Başkan birine söylememiş isteseydi söylerdi, Serdar’ a da evde söylerdim. Oturur karşısına ben bugün alaya geldim ama seni görmeden döndüm derdim. O da kızardı.

Emir’in kolunun altında, bir elimle yüzüme değen güneşi engellemeye çalışırken başını salladığını hissettim. “İyi yapmışsın, haber vermeden mi gidecektin?” Olur mu hiç öyle. Doğrusu, ona yalan söyleyecektim ama, az ileriyi gösterdim. “Yok canım, içeride bunaldım şu banka oturunca seni arayacaktım. Serdar’ da yokmuş ya.”

“Yoo.” Dedi güneşe yönümüzü dönerken. Rulo yaptığı evrakları tek elinde topladı. “Serdar arkada.” Başıyla binanın diğer tarafını işaret ediyordu. “Eğitimde.” Kağıtları gösterdi sonra. “İmza için beni yolladı bunları bekliyor, dur lan dürmeyelim.” Kağıtları ters rulo yapmaya başladı bu sefer de. “Bir tarafıma sokar sonra.”

Beni gülümsetmişti yalan yok ama Emir bunları söylerken pek de gülmüyordu. Tek kaşını kaldırıp bana baktı, ne iş der gibi “Sikiyor milleti, çok sinirli.”

Sabah öyle değildi. Birden şaşırdım bende “A a, neden?” Dedim duraksayıp. Neden olabilir?

Emir beni taklit etti, hala kağıtları geniş göğsünde düzelmeye çalışıyordu. Bir yandan da “A a, kocanın her zamanki hali olabilir mi?” Diyerek önüne dönünce ona burun kıvırdım. “Hiç de, neden kızdırdınız benim yakışıklı kocamı?”

Emir hala kağıtları düzeltmeye çalışırken bir yandan ara ara bana bakıyordu. “Yakışıklı olmasının konumuzla alakası ne Hazan?” Düzelen kağıtları elime tutuşturdu, “Tut bi şunları. Senin yüzünden oldu zaten, aklım karıştı.”

Kağıtlar dür dursun diye güzelce tuttum bende. Omuz silktim bir yandan da. “Konuyla alakası yok ama olsun, yakışıklı kocam.” Sonunda kendi elindekileri de düzeltti, bendekileri çekti aldı. “Başlatma kocana yürü hadi, dolanma buralarda bu halde.” Ne varmış halimde?

Başımı yana eğdim “Çok mu sinirli?” Emir öyle baktı, sesini inceltip “Baldan tatlı.” Dedi başını diğer yana eğerken. Kıkırdayarak sırıttım, “Bir kere görsem.” Bir başkasına öfkeliyken. Serdar’ ı bir kere de siniri had safhadayken görmek istiyorum, ne var.

“Bak Emir, ben az evvel kimseye görünmeden gitmeyi planlıyordum, aklıma Serdar’ ı sen soktun.” Bana bunu borçlusun yani.

“Olmaz, uzak zaten. Net göremezsin teller var etiğim sahasında.” E olsun, ben sesini uzaktan da duysam, onu çok azıcık da görsem yeterdi bana.
Aşeriyorum.
Serdar aşeriyorum.

Bir ayağımı bana ne der gibi yere vurdum. “Lütfen. E iyi işte o da beni göremez.” Ben görecektim, oflayıp omuz düşürdüm. “Hamileyim ben yorma beni hadi ya, biz kardeşiz. Azıcık torpilim olmasın mı? Hem merak etme Serdar bir şey derse ben hallederim kızamaz bana.” Onu görmek istedim diye kızamaz ya bana. O zaman ben de ona kızarım.

Emir sonunda kabullenip etrafa şöyle bir göz atarak sahaya doğru adım attı, “Sadece on saniye, fark etmez inşallah.” Emir çok tatlıydı, sadece bana bu kadar tatlıydı. Beni seviyordu, benim yanımda gerçekten abim gibiydi, ben onun var olan kardeşiydim.

“Hadi hadi.” Dedim hararetle. Etmez o kadar da. Uzakmış zaten, kokum da o kadar mesafeden esmez ya.

Emir’ in koluma girip “Ee.” Dedim sakince. “Dilan’ la nasıl gidiyor.”
Biraz gülümsedi sanki, “Sorunsuz, güzel.” Emir sözlerinde de, yüz ifadesinde de çok fazla sakindi. Mutlu olduğunu görebiliyordum. “Ama anlatmayacağım, benim kendime bile nazarım değiyor.” Eski ilişkilerine bakacak olursak “O farklı biri Hazan. Ve ben bu defa yanılan adam olmak istemiyorum.” Deyişine hak veriyordum.

Pekala, zaten böyle bir anda konuşulacak bir mesele değildi. “Serdar ve Azat bir şey demedi. Değil mi Emir?” Adımlarımız bana uyduğu için yavaş ilerliyorduk. Emir bıyık altından bana dönüp gülümsedi. “Sağlam bastırdınız, helal olsun lan size.” Bir yandan da başını selam verir gibi eğince gururla saçımı savurdum “Duty completed.”

“Geldik.” Dedi pek de memnun olmayan ses tonuyla. Bir yandan da etrafı inceliyordu ve bu sıra, kaba bir ses tonu tüm arazide duyuluyordu. Onu sesinden tanıdım, kalabalık önünde seçmem ise saniyemi aldı. “Görmüşsün zaten.” Dedi öyle bir, ardından de ekledi. “Görünmeyecek gibi değil, göremiyorsan da dooğru göz doktoruna.” Görmem mi, Serdar’ ı boyundan posundan duruşundan tanımıştım daha ilk anda. Sırtı bize dönük, elleri arkasına askere bağlı bir şeyler anlatıyordu. Hale bakarsak azalıyor da diyebilirim.

Kaşlarımı çattım, “Neden bu kadar sinirli?” Bir şey mi olmuştu? “Boş ver.” Dedi Emir soluğunu vererek. “Uzun hikaye, gereksiz. Anlatsam da anlamazsın.” Askeriyeyle ilgiliydi yani, “Hıh.” Dedim omzumun üzerinden. Bakışlarımı asla çekemiyordum Serdar’ dan. O kadar uzaktı ki, bu uzaklığa rağmen sesi buraya kadar geliyordu ama ne dediğini anlayamıyordum.

“Keşke net duyabilsem.”

“Kocama dinleme cihazı tak istersen, evde dinlersin sıkılınca.” Fena fikir değilmiş aslında. Yine de Emir’ in alayına karşılık elimi karnıma koyup ofladım “Ne kadar yakışıklı bir baban var annecim, bir görsen.”

“Dayısı, sen bir de sinirli halini gör babanın.” Hadi oradan, Serdar kızına kızamazdı. Hele biraz büyüsün, düşünemiyordum güzelliğini. “Sen dayına bakma bebeğim, o biraz mikser.” Emir’ e laf yetiştirmekten Serdar’ a yeterinde odaklanamıyordum. Birden azarladım onu. “Öff tamam Emir sus, kocama odaklanamıyorum.”

Canım Serdar’ ım…
Onlarca metre öteden bile onun sıcaklığını hissedebiliyor, içimdeki boynuna atlama hissini örtbas edemiyordum. Ağır adımlarıyla bir bir askerlerin arasında dolaşmaya başladığında hafif gülümsedim. Sonra birinin yanında durdu, ona baktı ve asker başını yere eğdi.

“Tamam Hazan yeter bu kadar gidelim hadi. Ortalık gergin zaten.” Elbette, burası öyle kafama göre gelip uzun uzun durabileceğim bir alan değildi zaten farkındayım. Emir’ i zor durumda bırakmamak için bir adın geriledim. “Tamam Emir, teşekkür ederiim.” Söylediği gibi, ortam zaten gergindi benim için de kimseden söz işitmesini istemezdim doğrusu.

Geri geri adımlayıp önüme dönerken kasıklarımda ufak bir sancı hissettim. Bu ara ara oluyordu, doktor endişelenmen gereken herhangi bir sorun yok dediği için ben de rutinimmiş gibi ilerliyordum ama yine de gözüm kararır gibi olunca Emir’ in koluna yapıştım.

“İyi misin, Hazan.” İyiyim, minik adımım eşliğinde başımı iki yana salladım. “Sancım var. Güneş de vuruyor ya bunaldım biraz. Sen git,” elimi az ilerideki banka uzattım. “Ben şurada oturayım biraz.” Endişelenmiyordum, “Saçmalama.” Diyen Emir’ in aksine.

“Gel.” Dedi bana yönelip, kucağına alacaktı. “Emir.” Dememe kalmadan kendimi kollarında buldum. “Emin misin, oturmak iyi gelir mi?” Ölmüyordum, ya da “Doğurmuyorum Emir.” Kısa sürede banka gelmiştik, beni bir kanara oturtup başımda dikilmeye başladı.

“Su alayım mı sana?” Hayır hayır buna gerek yoktu. “İyiyim, sadece biraz otursam iyi olur. Git sen,” gitmeyecekti biliyorum ama Serdar bekliyordur. Dizlerinin üzerine eğildi “Saçmalama dedik dimi. İyi misin?” Elimi tuttu, elini tuttum sıkıca. Çok daha iyiydim.

“Geçti daha iyiyim Emir. Normalmiş sen de takılma.” Zaten bir de çok sıcaktı, gerçekten bunaltıcı bir andı benim için. Endişelenen Emir için de öyle.

“Tamam, sakin ol.” Bana diyene bak, göz devirdim. “Asıl sen sakin ol. Neyse, Burcu buralarda mı?” Geldiğimden beri onu görmemiştim, merak ederek de geldim diyemem ama öyle bir sormak istedim.

Emir gülümseyerek yerinde doğruldu. “Belli, geldin sen kendine. O çıktı bir iki saate önce. Serdar’ la çıktılar, sonra Serdar eğitime döndü işte. Normalde başkası verecekti de yer değiştirdiler bilmiyorum neden. Onu da sorma.” Sormam, Burcu’ nun yanında olmasın da.

Tek kaşımı kaldırıp eğitim sahasının aksi yönüne baktım, “İyi, kocamın etrafında çok dolanmasın.”

“Kızım askeriye burası, ne kocaymış arkadaş.” Orası öyle, Serdar zaten yaklaştırmaz ben eğleniyorum kendimce. Sıkıldım, oflayarak Emir’ e döndüm. “Sen nasılsın, oturalım bir gün seninle de. İkimiz sadece, konuşalım konuşamıyoruz bayadır.” Eskiden daha çok görüşürdük, kabul ediyorum hoş olmayan bir durum bu ama hayatımda zaten bir erkek vardı ve o tüm alanımdaydı.

“İyi, konuşuruz fark etmez.” Gayet de keyifliydi, en azından şu anlık sorun görünmüyordu. Sağ taraftan gelen hareketlilikle o yöne döndük ikimiz de. Askerler, bir bir eğitim alanından çıkıyordu hepsinin yüzü beş karış asık, ağızlarında bir torba küfür. Kaşlarım kalktı, çıkan söyleniyor ama kulak kesildim de, kimse Serdar’ a küfür etmiyordu.

Emir, mırıldandı “Al işte eğitim erken bitti, haşladı yine birini amınakoyayım ya.” Ardından bize doğru gelen birine “Ne oldu lan?” Deyince adam Emir’ e baktı, burnundan  soluyordu iki elini açıp ilerledi. “Sikti attı yine, ne oldu. Oğlum vallahi eğimden değil korkumdan bırakacağım askerliği. Allah karısına sabır versin, bu dövüyordur karısını da.” Adamın sözleriyle bir an duraksadım, Serdar bana böyle davranmıyordu ki?

Şaşkınlık içinde “Ne?” Diyerek Emir’ e baktım, ona bir cevap dahi verememiştim. Beni tanımıyordu, Emir arkasına bakarak elini sallaya sallaya sırıttı “Hey yavrum hey, karsına nasıl davranıyor bir bilseniz şansınıza ağlarsınız.”

Sonra bana döndü, “Git hadi sen de, gelir şimdi kızacak. Sinirliymiş zaten duydun.” Nereye gideyim bu halde? Kendimi geri çektim. “Dur ya nereye kalkayım,” başım bir garip zaten, dönüyor gibi de. Anlayamadım, bu halde araba kullanamam en azından Serdar gelsin birini çağırsın.
Emir kızgın kızgın bakınca omuz silktim. “Gidersem daha çok kızar neden kaçtın der, hem daha tam iyi hissetmiyorum biraz daha durayım.” Tanıyorum kocamı, Emir başını sabır diler gibi çevirip duraksadı. “Burcu da geliyor.” Öyle mi? Göz ucuyla döndüm hemen ama nizamiyeden birileriyle konuşuyordu. Mırıldandım,

“Bakmıyor hiç.” Gelip buraya bana, neden geldin diyebilirdi mesela. Ya da bir imada bulunabilir, açık seçik Serdar’ dan söz edebilirdi. Emir yanağımı uzandı. “Bakar mı kızım deli misin sen, Serdar’ ı bilmiyorsun sanki. Yamultur kızı.” Söylerken de o kadar keyifli dile getirmişti ki, yanağımdan makas aldığı sıra tüm keyfini hissettim.

Emir’ in eli yanağımda,
“Seni bekliyorum iki saattir.”
Sıçramasam da, tüylerim bir an diken diken oldu.

Serdar, büyük adımlarla bize doğru gelirken elini yanağımdan çeken Emir’ e öfkeyle bakıyordu. Upuzun boyu, bu yaz sıcağında ayağında postalları ve aksi gibi yeşil, dar tişörtü vardı üzerinde. Kusursuz kol kaslarını sarmıştı, biçimli göğüsleri, karnı… Bunun onunla daha sonra konuşacaktım. Pantolonunun duruşuna bir süre takılı kaldım, belinde de kemere sabitli silahı vardı ve o yürüdükçe vücudu da mütemadiyen hareket ediyordu.

Ellerini bir yumruk misali hareketlendirdi, hizasını bozmadı ve o çatık kaşları hiç yumuşamadı. Var olan kısa mesafe tez vakitte tükendiğinde kalbimin sesi boğazımda duyuluyordu diyebilirim.
Oraya kadar nasıl geldi, o gelene dek nasıl fark etmedik hiç anlamadım.
Tam yanımızda durdu, “Karıma bir daha dokunma.” Diye diye bana döndü. “Senin ne işin var burada?” Elleri beline gitti, gözlerim kısa bir an kemerinde tutunan parmaklarına yönelse de bunu yapmadım. Oysa Serdar’ ın şu halini saatlerce izlemek isterdim.

Hayatımda ilk defa büyük bir hevesle asker olmak istedim, üstelik bir adam için. Dedem duysa sanırım kahrolurdu.

“Başkanı görmeye geldim.” Dedim. Başımda dikilmiş bana hesap soruyordu resmen. Kaşları kalktı bu defa da, “Sebep?” Ne öfke ama, cidden.
Ellerimi iki yana koyup arkama yasladım, bacak bacak üzerin attım. “Çağırdı.” Çenesiyle beni baştan sona gösterdi.

“Bu halde mi?” Ne varmış halimde? Başımı salladım umarsızca. Bunu daima yapacaktım. “Geçiyordum uğradım.” Daha baskılı tonda soruyu yeniledi, “Bu halde mi?” Üstelik bu defa sesi de yükselmişti. Ne hoş bir hal içerisindeydi öyle? Bakışları bir an ojelerimde durdu, siyah gömleğime baktı, iki düğmesi açık, bağrımda görünen kolyeme.

“İşin bittiğinde neden gitmedin? İt kopuk bahçeye döküldü.” İt kopuk derken etrafı işaret etmişti. Göğsü inip kalkıyordu, öfkeden.
Ben sessiz kalınca Emir’ e çevirdi yönünü “Senden de iki saattir evrak bekliyorum. Laklak mı yapıyorsunuz burada?”

Ben bana bu şekilde bağırılmasına ve daha sonra af dilenmesine alışkınım da, Emir değildi bence. Yani en azından böyle bir konuda sınırların dışında farklı tepkiler veriliyordu. Serdar’ ın öfkesi geçiciydi, aldırmadım bile. Yalnız Emir’ in üstüne yürür gibi olunca lafa atıldım birden.

“Doğru konuş Emir’ le, ben istedim durmayı, o da beni bırakmadı.” Omzundan bana döndü birden, yine “Sebep?”
İç çekip tekrar arkama yaslandım “Babamın ahırı, öyle kafama göre geleyim dedim.” Derken bir elimi yavaşça sağa sola sallamıştım. Kendine sabır diliyordu, doğrusu bu halde mimiklerini izlemek ilk defa keyifliydi.

Serdar tekrar Emir’ e döndü,

“Emir.” Çok kısa bir an, Emir elindeki kağıtları “Yeter,” diye kaldırıp Serdar’ ın göğsüne atar gibi bıraktı. “Artık.” Cümleyi sertçe tamamlamıştı, tıpkı yüz ifadesi gibi.

Emir’ i ilk defa Serdar’ a böyle öfkeli, ona bu şekilde davranırken görüyordum. Benim açımdan şaşırtıcı diyebilirdim. Yalnız benim değil, hareketlerini izleyen Serdar’ da bu konuda nasibini almış gibiydi. Aksi olsa, aksini düşünemiyorum karşısındaki başka biri olsa senaryo çok başka ilerlerdi buna eminim.
Herkes emin.

Her şey saniyelikti, Emir ufak bir baş hareketiyle Serdar’ a baka baka “Bence sen karınla ilgilen. Sancısı vardı çünkü.” Deyip arkasını dönünce Serdar hızlıca bana döndü.
Ben o sırada “Emir.” Diye ayaklanmıştım. Emir gidiyordu, Serdar’ ın bakışını gördüm, Emir’ in elini savuruşunu izlediğim sıra Serdar’ ın kolunu sıvazladım, “Geçti, yok bir şeyim iyiyim.” Çünkü beni merak etmişti ve o an yüzünde oluşan ifade bambaşkaydı. Gözlerinde o korku dolu ifadeyi gördüm, benim için endişelensin istemiyordum.

Baktım gelmiyor, tekrar “Emir dur.”  ona ilerlemeye koyuldum, Serdar’ da arkamdan “Hazan.” Diyordu.
Tekrarladım, “Emiir, dur bir yaa.” Durup bana baktı, sonra 
“Bu ne lan, bu evde de böyle mi sana?” Diye diye bize ilerlemeye başladı. Bir eliyle de Serdar’ ı gösteriyordu.

Hararetli, öfkeli ve tez canlı iki adamın arasında duruyordum. Aralarında, onları savaşmadan barıştırmaya çalışmak zordu.

Serdar daha sakindi, Emir’ in kolunu tuttum. Sorun yoktu, sadece artık tek sinirli olan Serdar değildi.
“Yok ya alakası yok,” Başımı kaldırıp neredeyse yaslı durduğum Serdar’ a baktım. “Değil mi Serdar?
Asla öyle değil, konuşmaya başlasa düzelirdi her şey.

Kolunu omzuma atıp beni kendinde tuttuğunda yüzüme bakıyordu. “İyi misin?” Oralı bile değildi, derdi benim. Emir’ e dönmemle o da yöneldi. Bir elinde Emir’ in ona atarak verdiği kağıtlar.

“Kusura bakma.” Dedi. Emir beni gösterdi. “Ona de bana değil.”

Çok fazla gerginlerdi, konuşma değil atışmaydı bu yaptıkları.
Ortamı biraz yumuşatmak adına, bakışları arasına sözlerim gezindi durdu. “Benden hep özür diliyor, yalama yaptı artık. Dedem gibi bu da, patavatsız biraz. Belli bir yaştan sonra otomatik yükleniyor herhâlde.”
Sözlerim gram tesir etmedi, ikisi de birbirine öldürecek gibi bakıyorlardı. Bir süre sonra ilk çekilen Emir oldu, bakışlarını Serdar’ dan kaçırdı.
“Neyse.”

Sonra bir şey demedi, devamı gelmedi ama huzursuz olduğu belliydi arkasını dönüp gidince peşinden seslendim. “Emir, akşama arayacağım seni.” Bu sessiz gidişinin sebebine döndüm.
“Ne oldu şimdi? Ne yaptın çocuğa?” Birbirlerini parçalamak üzere bakışan iki kaplan gibiydiler az evvel.

Sonra ne olduysa, Emir birden geri çekildi.

Serdar, Emir’ in arkasından bakmaya devam ediyordu, ağır ağır bana döndü. “İyi misin?” Gayet ilgili görünüyordu, yordu beni. Ona gözlerimi devirdim bir adım gerilerken. “Ben de gidiyorum, siktir olup. Yeterince madara oldum, bu kadar ite çakala.” Bir yandan etrafı göstermiş, bir yandan da sesimle onu iğnelemeyi sürdürmüştüm. “Gelme akşam eve.” Önüme döndüm, gelecekti. Gelsin isterdim ama o öyle bir “Olur.” Dedi, sadece.

Gideyim, gideyim de önce Tuğrul’ u görüp sonra kocama yemek yapayım. Ya da giderken bir şeyler alır orada yapardım, bir kısmını da eve alırdım. Bilmiyorum, düşünceyle birkaç adım daha ilerledikten sonra kasıklarımda ani bir sızı belirdi yine. Yavaşça durdum, çünkü bu aynı zamanda etrafı buğulu görmeme de neden oluyordu.

Soğuk bir ter boşaldı tüm bedenimden. Elim kasıklarıma gittiğinde bir de güneşin sıcağı tüylerimi diken diken ediyordu. İlk defa, topuklu ayakkabılarımın üzerinde dik yürüyemeyeceğimi hissettim.

Serdar’ a kaç adım uzaktım? Bana göre beş, ona göre iki mi?
Geldiğim yöne döndüğümde onu hala aynı noktada, beni izlerken gördüm. Biraz buğulu, yanına ilerlemek istedim ama bir adımdan öteye gidemiyordum. Bacaklarımı iyice birbirine bastırdım ve “Serdar.” Dedim yutkunarak.

Sesim duyulmayacak kadar kısıktı sanıyorum ki, yine de onun beni duyabileceğine emindim. Bir şeylerin ters gittiğini anlayınca hareketlendi. Adımları hayli hızlıydı, onu öyle görmek veya görememek.. Tüm mesafeyi kapatıp bana sıkıca sarıldığında aklım bulanıktı ama bunun, ondan beklenmeyecek bir hareket olduğunu algılayabiliyordum.

“Ne oldu?” Dedi hızla.
Başım bağrında, elimi koyu yeşil tişörtün üzerinden göğsüne koydum. Kıvrılsam bir yere, ya da otursam çok iyi gelecekti aslında. Soludum birden. “Kasıklarıma sancı girdi ağrıyor, beni sen bıraksana ben kullanamam.”

Alayın ortasında ondan beklediğim bir çok hamle vardı, fakat Serdar beklemediğim ne varsa ortaya seriyordu. Eğilip beni kucakladığında hala kalabalıkların ortasındaydık, adımlayınca gün ışığından sıyrılmak ister gibi karanlık içinde boynuna sarıldım. Görüş alanım yoktu, fakat muhtemelen herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştık. Zira ben dahil kimse, Serdar’ ı alayın ortasında kucağında karısını taşırken görmeyi beklemezdi.
Burcu bile.
Serdar bu kadar insanı dert etmiyorsa ben hiç etmezdim, öyle ki saçlarımın arasından başımı öpecek kadar aldırmıyordu kalabalığa.

Benim için sandığımdan daha çok endişeliydi demek ki.
Demek ki beni gerçekten çok seviyordu.

Tüm yüzüm alnımı yasladığım göğüsteyken titrek bir soluk verdim, “Hazan,” dedi beni yoklar gibi. “Yavrum iyi misin?” Başımı salladım, “Değilim Serdar, otursam geçecek gibi. Sanki kasıklarımı biri sıkıyor,” Doktor normal diyordu, hastaneye gitsek bir şey yapılmıyordu. Serdar’ ın da eli kolu bağlı, bir şey demeden arabanın kapısını açıp beni yan koltuğa oturttu.
Bu benim arabam değildi, binerken de daha yüksekti yüksekliğinden anladım. Serdar’ a baktım “Diğer araba?” Bu sırada biraz rahat olurum diye dizlerini kaldırıp torpidoya koydum.

Yüzüme uzandı “Tamam yavrum düşünme şimdi onu.” Saçlarımı arkaya attı, gözlerimi yumar gibi olup başımı yana eğdim. Soğuk soğuk terler boşaltıyordum, bağrımı sildi eliyle. Nefesim yükselip alçaldı,

“Sancın vardı bu sıcakta neden orada oturdun? Neden çağırmadınız beni?” Elimi bir saniye der gibi kaldırdım. Soluğum ayarsızdı biraz. “O zaman bu kadar değildi.” Karnımı okşuyordum bir yandan da, araya binince oturuşumdan da daha net belli etmişti kendini.

Serdar’ ın kolu arabanın tavanına, başı onun önünde beni izliyordu. “İyiyim tamam.” Dedim sakince yüzüne bakıp. Ardından yüzüne uzandım, bana eğildi, yüzünü okşadım “Nerede oldu?” Dedi buna aldırmadan. “Binada mı?”

Elimi indirip başımı arkaya yasladım tekrar, “Yok, çıkmıştım Emir’ le konuşuyorduk girişte. Kucağına aldı sonra, haberin olsun sonra kulağına gelir falan.” Onu izlediğimi daha sonra söyleyecektim, belki akşam evde ama genel olarak böyle olmuştu.

Serdar uzun gelebilecek bir an duraksayıp boynunu yana kıtlattı. Yeniden ona uzandım “Ne oldu?” Cidden, ne bu hali? “Sen neye sinirlisin Serdar’ ım?” Bana değildi, buna eminim. Yeniden yüzünü tutunca avcumu öpüp yüzüme meyillindi, yanağımı öpüp başımı sevdi. “Yok bir şey hayatım, senlik değil.” Söylemiştim, onun öfkesinin sebebi ben değildim. Ben sadece öfkesinin olduğu bir anda gelmiştim. Geri çekildi, ardından kapımı kapatmaya meyillenip “Gidelim hadi, uzan evde biraz.” Sözleri arasında kapıyı da yavaşça kapattı.

Güya Tuğrul’ u görecektim, sonra biraz gezecektim, Sena’ yla buluşacaktık. ama şimdi sadece eve gitmek istiyordum.

Serdar kapısını kapatınca ona döndü. “İşin var mıydı senin?” Arabayı çalıştırdı, bana döndü omzunun üzerinden “Benim senden başka ne işim olur yavrum?” arkasına yaslanıp beni kolunun altına çekti. Oysa bir işi değil birçok işi vardı.

Ona sarılıp sanki gün bitmiş de sadece bugünün değil tüm günün yarasını sarıyormuş gibi öptüm omzunu. Bir elim karnımdayken diğer elim göğsünde, okşayarak sevdim tenini, ki bu sıra derin bir nefes aldı “Sözlerim sana değildi,” bunu kendine dert emişse, ki neye takıldığını da biliyorum bir daha yapmam. “Akşama da konuşuruz detaylı.” Gönül kırgınlığı varsa uyumayacaktık yani.

“Biliyorum, takılmadım hiç.” Biraz daha iyiydi yüzü, belimi severken de “Fark ettim yavrum.” Kelimelerimi tasdikledi. Durum her neyse bile yan yana geldiğimizde sadece bende mi manen sancı diniyordu bilmiyorum ama ben her seferinde sırtındaki taşları yere bahçe yapıyordun.

“Emir’ le de ters olma.” Başını salladı ağır ağır. “Olur yavrum tamam.” Bir an duraksadı, sonra “Teşekkür ederim.” Serdar’ dan bunu duymak hayli şaşırtıcıydı, haliyle bir sebep aradım. “Çünküü?” Devamı geldi hemen “Çünkü bir de seninle aramız bozulsaydı ne yapardım bilmiyorum.” Anladım, yüzüne döndüm bir heves “Durum o kadar mı kötü?”

Işıklarda durmuştuk, Serdar merak içinde bana baktığında göz gözeydik. “Aslında hayır, ben sadece sen kısmına takılıyorum.” Beni gülümsetmişti, demek ayrı kalmaktan bu kadar çok korkuyordu? Gerçi, neden şaşırıyorsam. Sakin bir buseyle başımı omzuna yasladım tekrar. “Aman Serdaar, geçtik artık onları. Ben eve gelme derken de takılıyordum bu arada. Yanlış anlamadın değil mi?” Artık sanki yirmi yılı devirmiş karı kocalar gibiydik, bu iyi bir şeydi.

“Yok.” Dedi sakince “Onu anlamadım, sen bensiz yatamazsın zaten. Gece kaşınır bir yerlerin.” Serdar! Bunu ona sesli de söyledim, “Edepsizleşme.” Ayrıca utanıyordum da, sanki arsızmışım ve cinsel anlamda doymuyormuşum gibi. Zaten şu sıra yeterince zordu benim için, şaka da olsa yüzüme vurulması tahammül edeceğim bir şey değildi.
Birine, düzeltiyorum Serdar’ a seni istiyorum demek o kadar utanç vericiydi ki, ben zaten hala yer yer Serdar’ dan çok fazla utanıyordum.

Yerimde dikleşmiş ve arkama yaslanmıştım, başımı cama çevirdim. “Sana doyamayan benim, gel buraya.” Hep öyle olur. “İyiyim böyle, belim ağrıdı.” Sessiz kalacaktım, beni böyle konular öfkelendiriyordu ve Serdar bunu bile bile imada bulunuyordu ya, hayret edici.

Yalnız bu ilkti, acaba yanlışlıkla mı söylemişti?
Öyle bile olsa alttan almayacaktım.

“Hazan. Yavrum hadi yapma özür dilerim yanlış anlattım.” Eminim öyledir, saçlarımı sağımda toparlamaya başladım, bu sayede o beni daha az görecekti. “Başım ağrıyor Serdar, sus uzatma.” İnlediğim geceler, edepsiz cümlelerim, hallerim, beni görüşü ve kendimi sergileyişim, utanç verici…

“Gece konuşuruz.”

“Nah konuşuruz.”

Bana baktığını görüyordum, önüne döndü, “Hasbinallaah.” Daimi olarak benim için de geçeliydi. Mırıldandım, “Aynen, aynısından.”

“Hazan.” Ben miyim şimdi suçlu olan? Birkaç kere birlikte olmak istedim diye – her neyse, bu beni daha da öfkelendiriyordu. Birden yükseldim, “Ya sus, bak çıktı cinlerim tepeme hala konuşuyorsun.” Birden hafif frene basıp hızı kesti, bana döndü bir hışım “Sikerim senin cinlerini! Ne oluyor lan?”
Bağırma yarışması oldu, maçı öfkesiyle alan belli.

O bağırınca bende bağırdım, “Bağırma!” Zaten utandığım konuyu dile getiremiyordum, neden benimle o şekilde konuşuyorsun, ben bazen özellikle de şu dönemlerde cinsel olarak seni haddinden fazla isteyebiliyorum gibi şeyler söyleyemiyorum söyleyemedikçe de sadece bağırıyordum. Ben bağırınca Serdar daha çok bağırıyordu, bir de üste çıkıyordu.

Elimi karnıma koydum, bu ona sakinlik vermem içindi fakat ellerim titriyordu, içim titriyordu. Sonra ne oldu bilmiyorum, “Tamam.” Dedi çok sakin, “Unuttum bir an, iyi misin?” Gözlerim doldu, “İnsan karısının hamile olduğunu unutmaz Serdar.” İçim titriyordu ama bakışlarımı yoldan da alamıyordum. Sakinim, iyiyiz, ağrım da çok hafifledi.
O ve ben, iyiyiz.

Serdar kafasında ne kurdu, ne düşündü bilmiyorum ama o cümlemin ardından eve gelene kadar sustu. Sonra indi arabadan, benim arkamdan kapımı kapatıp yanımda ilerlemeye başladı. Girişe gelince kapıyı açmaya koyuldu, ben topuklu ayakkabılarımı girişe tutunarak çıkartmaya meylettim, o eğilip tek tek çıkarttı, ayakkabılarımı bir kenara bırakıp geçmem için kapıyı itti.

Çok sessizdik, kapıda cesur bile havlamamıştı, kuşlar ötmüyordu, cırcır böcekleri de zaten gece çıkardı.

Benim sadece biraz uzanmaya ihtiyacım vardı. O kadar ki, hiçbir yere uğramadan sadece L koltuğa ilerleyip yavaşça uzandım. Belimin ağrıdığını uzanana kadar fark etmemiştim, bacaklarımı yüktüm ve bu o kadar iyi geldi ki gözlerimi kapatıp sakin soluklarla dinlenmeye koyulduğumda Serdar’ ın gelişine bir tepki vermedim.

“İyi misin?”

İyiyim, daha cinsel manada da açlık hissim de yok. Şu sıra kimsenin diline düşmem, gerçi artık olduğunda da düşmem.

Kapalı gözlerimi, beni kucağına almasıyla araladım. “Ne yapıyorsun?” Merdivenlere yönelmişti. “Orası rahat değil, yatağa götürüyorum.” Sessiz kaldım, haksız sayılmazdı. İlk katın yatak odasına girip beni yatağa bırakınca soluma döndüm, yatağın kenarına oturdu.
Konuşacaktık belli, ellerimi başımın altına koyup gözlerimi yumdum. “Rahat bırak beni.”

Üzerime doğru bir pike çekiyordu, vaz geçti, “Seni rahat bırakıyorum zaten. Kasıkların nasıl, ağrın var mı?” Pantolonumun düğmesine uzandı, “Çıkartalım şunu bir.” Rahat değildim, üzerimi değiştirecek halim de yoktu açıkcası. Bu yüzden Serdar’ a pantolonumu çıkartması konusunda müsaade ettim.

Sonra bir pijama buldu dolaptan, ardından tekrar yanıma oturup gömleğimin düğmelerine uzandı. Tek tek çıkarttı, gözlerim kapalı olduğu için onu görmüyordum fakat tüm hamleleri aklımdaydı. Pijamamı başımdan geçirmeden evvel halka küpelerimi yöneldi, eli güzüme değiyordu ve bu his; yani onunla mesafeli olup yine tenini hissetmek iç gıdıklayıcıydı.

Küpeleri komodine koydu, göğüslerimin arasında kalan saç tutamını tenimi okşayarak kenara aldı, kolyemi çıkarttı, “Konuşalım.” Olur, önce üzerimi giydir. Gözlerimi açmadım, “Üşüdüm.” Gülümsedi sanki, “Bu sıcakta mı?” “Evet,” böyle durmayı sevmemiştim, ayrıca klima açıktı.

“Hazan, daha birkaç saat önce birlikleydik. Yapma şunu, aç gözlerini konuşalım.” Serdar’ ın olduğu tarafa dönüp bacaklarımı kendime çektim. “Yorgunum.” Sanırım hamilelikten. Birkaç saniye boyu yüzümü izlediğine eminim. Daha sonra kalktı ve yine çok sürmedi, yatağa uzanıp beni kendine çekti. Eli kasıklarıma gittiğinde istemsizce irkildim, “Ağrın mı var?” Yoktu, ama bilmiyorum bir gariptim. Omuzlarımı kaldırıp ağır ağır indirince indirdiğim yerde omzumu öptü.

Sıcacık olmuştum ve beni öyle bir sarmıştı mi kaçacak bir yerim yoktu. “Neden sadece ilişkiye girmeyi istemek benim hakkımmış gibi davranıyorsun?” Bilmem, “Bundan neden utanıyorsun, özellikle de bana karşı? Senin beni istemen, ne koşulda olursa olsun ayıp mı Hazan?” Elbette değil, yani konu da o değil zaten.

Dudaklarımı ıslattım. “Bunu savunmadım, imasını sevmiyorum. Yoksa seni istemem zaten normal. Ya da sana gelmem, kime gide-”  Ansızın böldü lafımı.

“ŞŞşşt, kes şunu. Delirtme beni.” Ne söylediğimin farkında bile değilim, utandım ve utandığım için sessiz kaldım.
“Söylediğim gibi, bilerek kafamda kurup o anlamda söylediğim bir şey değildi. Yoksa ben sana hiçbir zaman cinsel anlamda bir şeyleri yüzüne vuracak cümleler kurmadım. Bunu sevseydim daha önce söylerdim.” Orası da öyle şimdi, “Tabi bu.” Dedi boynumu öperek “Hoşuma gitmediği anlamına gelmesin. Senin bana geldiğin geceleri ben daha çok seviyorum.” Biliyorum, o anlarda gözlerindeki siyahlarda bir ışık beliriyor sanki. Benim kendi irademle Serdar’ a gitmem, tahmin edebiliyorum içindeki gururlu mutluluğu.

Göğsümü düzeltip sessizliğime devam ettim. Serdar’ ın da eli şaşırılır derece hala kasıklarımdaydı. Hala biraz daha aşağıya inmemişti, garip.
“Çok korktun mu, bağırdım diye.” Ben, kızımız korktu diye korktum aslında en çok. O hissetti diye gerildim, ellerim ondan titredi. Serdar elini elimin üzerine koydu, karnıma “Özür dilerim.” Her ikimizden mi?

Bu bir şey değiştirmiyordu, zira özrünü değil ama bağırışını çok daha net duymuştu. Gözlerimi kapatıp elinin  altında parmaklarımı oynatarak karnımı sever oldum.

Kendimi yalnız hissetmek değil de, içim sebepsiz bir garipti. Hislerimi anlamaya çalıştığım vakit Serdar karnımla aynı hizaya gelerek bacaklarımın üzerine oturur gibi oldu, koskoca adam. Sırt üstü dönüp yarı çıplak halde
ona bakar oldum.

“Ne istiyorsun Hazan, canımı mı?” Nasıl yani? Kaşlarım çatıldı, “Ne diyorsun Serdar?” Ellerim tekrar karnımda, elini karnıma koydu. “İnsan karısının hamile olduğunu unutmaz, haklıydın.” Bu yüzden mi yol boyu sustu? Sözlerim onu neden üzmüştü?
Kaşlarımı kaldırdım, “Sen unuttun mu?” Başını iki yana salladı hafif, başını eğdi karnımı severken. “Ben, seninle ilgili hiçbir şeyi unutmuyorum Hazan. Koca olmayı planlamamıştım oldum mu onu da bilmi-“

“Hayır.” Dedim lafını kesip, bana baktı. “O konuda sana laf söyletmem, bahsini bile açma Serdar.” Çok ciddiydim, yüzümden de anlamıştır. Serdar’ ın kocalığına asla kimseye laf ettirmezdim, o bu hayattaki bana özel en güzel eşti.

Soluğunu verdi, “İşte iyi bir baba olur muyum bu konuyu kendi içimde hala aşmaya çalışıyorum, muhtemelen bu doğuma kadar da sürer. Onu seviyorum, senin olan bir şeyi nasıl sevmem? Unutmuyorum, hep aklımda. Eğer onu da korkuttuysam özür dilerim. Sen de kendi içinde bir savaştasın biliyorum, görebiliyorum alışmaya çalışıyorsun; bir yandan hormonların değişiyor. Hala çok yeni, ama inan doğduğunda bu kadar korkulacak bir şey yokmuş diyeceksin. Acaba Serdar, kızını sevecek mi diye düşünmekten vaz geç artık. Ben ne zaman sesimi yükseltsem ya da ne zaman kızsam içten içe bunu hesaplıyorsun. Öyle değil yavrum? Ben böyle bir adamım, düzelemeyeceğim de. Sadece senin için sürekli törpülüyorum.” Biliyorum, düzelme de.

Varsın böyle olsun.

Bakışlarım yumuşayınca Serdar eğilerek karnımın üzerindeki ellerimi öptü. Ellerimi tuttu, çıplak kanımı öptü; ilk defa. Bu, onunla ilk bağıydı ve hepimiz için bence beklenmedikti. Bir elimi çekip yüzüne koydum. Alnı karnımda, mırıldandı “Seni annen kadar seveceğim, ama anneni her zaman birkaç adım önde…”

Öyle olsun isterdim.

Ve böyle olacaktı biliyorum.

“Gel.” Bu defa onu çağıran bendim. Hafif üzerime eğilince dudaklarımız birleşti.

Serdar, aklımdaki düğüm soruları bir bir çözmüştü.

“Gerildin mi biraz?” Öperek geri çekildi, boynuma indi. “Bilmem.” Dedim düşünceyle. “Sen?” Başını iki yana salladı, göz göze geldik. “Boşaltayım mı seni?” yanağımı sevdi, “Sonra uyursun biraz.” Bu soru o kadar ani gelmişti ki kararsız kaldım, çok sakindim dudağının kenarını öpüp “Olur.” Dedim. “Okşasana biraz.”

Sanırım benim de o nasırlı parmaklarda rahatlamaya ihtiyacın vardı.

“Dur.” Dedi yavaşça yanıma geçip. İç çamaşırımı çıkartıp bacaklarımı araladım. Serdar kadınlığıma dokunduğunda göz gözeydik, elimi yüzüne koydum. Serdar kadınlığımı yavaş yavaş okşarken dolu hissediyordum, ruhumun dolduğunu hissediyordum ve bu bazı anlarda süregelen farklı tatlardan bir andı. Onunla sevişmek bir yana gen en çok da bu denli özel, cüretkar ve hoş anları seviyordum.

Buğulu bakışları arasında, dudaklarını dudaklarımda sürterken “Hazan.” Dedi Serdar. Gözlerimi yumdum hafif
“Efendim sevgilim?” Seslerimiz buğulu bir huzurdan ibaretti. Alnını alnıma yasladı, “Çok seviyorum seni.”

Elbette, bunu biliyorum sevgilim. Sen beni her halimle, her zerremde seviyorsun… Yüzünde dolaşıp duran parmaklarımı hareket ettirerek dudaklarına tutkulu buseler bıraktım bir bir. “Biliyorum, ben de seni çok seviyorum.” Beni bu sırada yavaş yavaş okşuyor, tüm noktalarıma bir bir dokunuyordu.
İçim ona aktı.
Aralanan bacaklarımın arasında parmakları kadınlığımı ayırıp en derine indi, tepemi okşar gibi beni bastıra bastıra seviyordu.

Serdar hareketlenmemle biraz yükselip bana tepeden bakar oldu. Saçlarım yastığa savrulmuş, yanaklarım kızarmaya başlamış, Serdar bana dokunuyor… Gülümsedim, “Bana ilk defa yine böyle, burada dokunmuştun.” Yavaş yavaş sabırla öğretmişti, en çok da onun bana dokunmayan kendini tutan sabrını kutlarım.

Islaklığımı boylu boyunca kadınlığıma yayarken daha rahat hareket ediyordu. Parmağımı girişime getirdi, ardından geri çekip klitorisime bastırdı. O sıra, gözlerinde derin bir huzur gördüm, ve tabi sözlerinde de. “Aynı hislerle dokunmuştum.” O kadar güzel bakıyordu ki, kendimi çocuksu heyecandan alıkoyamadan.

Bu defa yüzünü severken ona daha derin gülümsedim, “Bana sen öğrettin, her şeyi.” Rüya gibiydi, dün gibiydi. Serdar gülümsedi, “Yavrum benim,”
“Serdar’ ım.” Canımın içi…

“İyi mi böyle?” Dedi sert parmaklarıyla tepemi okşarken. Biraz aşağıya indi, “İçine gireyim mi?” Hayır, bu çok softtu ve beni daha çok tahrik ediyordu. Bu sakinliğe ihtiyacım varmış. Başımı iki yana sallayıp “Hı ı.” Dedim sarhoş gibi. “Hayır, böyle çok iyi geliyorsun.”
Saçlarımı okşamak, dizlerinde uyumak gibi bir şeydi.

Serdar bir an duruldu, merakla “O nasıl söz? Ben çok mu hırpalıyorum seni?” Gözlerimi devirdim, “Genelde, düşmanınmışım gibi.” Bu elbette sorun değil, sadece bazen daha sakin sevilmeye ihtiyacım oluyor demek ki.

Yüzünü okşayıp dudaklarımı dudaklarına örttüm, “Dert etme, ben de bazen düşmanın olmak istiyorum demek ki.” Yoksa söylerim, o da biliyor. Beni bastırıp dudaklarını dudaklarıma örttü, dilini ağzımda hissettim. Bu, çok, güzeldi… Yaşadığım tüm müstehcen anların içinde, en sade ve yürek hoplatan anıydı diyebilirim. Bu sakinliği seçmiştim, usulca geriledi fakat dudakları ve dilim hala birbirindeydi.

“Seni emmemi ister misin?” Ayrılabilirmişiz gibi… Kolumu boynuna sardım, “Hayır, dudaklarına şu an benim ihtiyacım var. Parmaklarını da çok seviyorum.”

“Sütyenini açsana.” Sözleriyle kolumu boynundan çekip sütyeninin ön kopçasını açtım, ardından küçük bir hamleyle onu çıkartmıştım. Serdar tekrar dudaklarıma kapandı. Yeniden dillerimiz birleşti, sakin öpüşlerimiz birleşti, benim inlemelerim sızlanmalarım arttı.

“Üzerine çıkamıyorum.” Dedi keskin soluğuyla. “Şu sıra tek derdim o.” Benim de, kavrayamadığım koluna tutunup başımı salladım hızla. “Ben de çok özledim, o anı bekliyorum inan.” Üzerimde yatarken ona sarılmayı, onu o halde içime almayı çok özlemiştim. “Az kaldı yavrum,” dedi sakinlik dileyerek. “Sabrediyorum sürekli.” Ah Serdar’ ım, bunu ben de o kadar özledim ki…

“Çok ıslandım,” dedim huzursuzca. Serdar’ ın nefes alışından bile etkileniyorum bundan kaynaklanıyordu, ben biliyorum kendimi. Serdar gülümseyerek dudaklarıma kapandı yine. “Ölürüm lan ıslanmana. Hadi, düşünme bir şey, odaklan sadece.” Elbette, sızlandım “Sadece seni düşündüğüm için bu haldeyim ya.” Geniş sırtına tutundum, onu severek çıplak göğüslerime daha da bastırdım.
“Serdar’ ım,” ara ara nefes akmak için çekiliyor, Serdar boynuma buseler bırakırken ben adıyla, tavana bakarak çatık kaşlarım ve kısılmış gözlerimle hoş nidalar arasında usulca inliyordum. Parmakları içimde, yer yer o tepe noktamda, Serdar bende, benim k ufak dünyamın yeniden darmadağın etmeye hazırlıyordu.

“Ne güzel inliyorsun sen öyle?” Kokumu içine çekti, boynumun yer yerinde dudakları vardı. Emiyordu, öpüyordu, çenemi ara ara ısırıyordu.

Tekrar tekrar inledim, haksız sayılmazdı harika bir ritimle ilerliyorduk çünkü. Açtığım elimi sırtına koyup onu sevdim, diğer elim çarşafı sıkıca tutuyordu.

Sayıkladım, “Serdaar.” Yutkundum. “Ahh, Seer daar.” Derin nefes aldım, tekrar tekrar inleyerek soludum.  Bacaklarımı büktüm, ardından birini indirirken Serdar kadınlığımı baştan aşağıya severek avuçladı. Yüz yüze geldik, terlemiştim. Gözleri simsiyahtı ve yutkunmaya çalıştığımda pür dikkat aralı dudaklarıma baktı. Eli yavaşlamış, beni süzüyordu sadece. İnip kalkan göğüslerimi izledi, altında küçücük kalmıştım, her anlamda. Beni izlemek onu da tahrik ediyor olmalıydı.

Elimi bağrına koydum, Serdar tepki vermeden yeniden boynuma kapanınca elim saçlarına gitti. “Seni duymak istiyorum.” Derken parmakları yeniden hızlanmıştı, onun hararetli öpüşlerine naif inleyişlerimle karşılık verdim.
Uzun uzun, içimden geldiğince, tıpkı bir melodi gibi.

Tüm bunlar olurken kendimi defalarca eline ettim, himayesinde inmedim, boşta kalan elimle üniformasına sıkıca tutundum ve ardından beni yıkıcı hamleleri yine dudakları arasında inleyerek, titreyerek boşaldım.

“Serdar’ ım.” Dedim soluk soluğa. Elini tutup avcunu öptüm. İyiydi, her zamanki haliydi ve hala iradesine sahip çıkabilen bir adamdı.

Saçlarımı koklayarak alnımı sıkıca öptü. “Seni böyle bırakıp gitmekten nefret ediyorum,” boğuk nefesi tenimi yaladı, “Ama dinlen biraz. Hafta sonu bir yerlere götüreyim seni.” Çok iyi olurdu, gülümsedim biraz. “Güzel bir yer olsun.” Diye mırıldandım ardında. “Sabaha kadar sevişiriz.” Sanki aksi olabilirdi, Serdar gülümsemedi. “O var aklımda, ayarlarım bağ başında ıssız bir yer.”
Devim…

O her neyse de beni gülümsetmişti. Bu halde bile göz devirdim. “Serdar tek yaptığımız aktivite sürekli deli gibi sevişmek zaten.” Kendimizi tutamıyorduk ki, ben sürekli etkileniyordum Serdar’ dan, bir aktivitede de sürekli konu buraya geliyordu.

Başını sallar gibi oldu, epey ciddiydi de. “Doğru, seninle daha iyi ne yapılır bilmiyorum.” Yazık, bir fikir olsun istedim. “Çok güzel satranç oynarım mesela.” Hoşuna gitmedi, bunu açık seçik belli ederek yeniden dudaklarıma eğildi. “Onu kuzenlerinle oyna sen, ben karıma rakip olmam.” O karısına başka şeyler yapar, bilirim. Gülümsedim. “Serdar.”

“Söyle hayatım.”

Dudaklarımız birbirine tüy gibi, “Doğru, sen karına rakip olmuyorsun, karını sürekli mutlu ediyorsun. Karın sürekli göklerde.” Oflar gibi oldum, “Şu halime bak Serdar, deli oluyorum sana ya. Ben yemin ederim bekarken böyle değildim. Evlendikten sonra sürekli yükseliyorum sana, sen zaten hep yükseksin maşallah kocam.” Elimin tersiyle yüzünü sevdiğim hal, usul usul, onu derinden kalbime hapsetme duygusunu beraberinde taşıyordu.

Alnını alnıma yasladı, “Biz birbirimize aitiz.” Halinden o kadar memnun duruyordu ki, derin bir ihtirasla soluyuverdim dudaklarına, “Ben sana aitim, her şeyimle.” Bu, onun hoşuna giderdi biliyorum. Gitti de, hafif edaya tebessüm açan dudaklarında bunu kısmen gördüm.

Yanağımı öpe öpe boynuma indi, “Hadi, iyi uykular güzelliğim,” kokumu içine çekti ve derin bir soluk alıp doğruldu. “Güzel dinlen hadi. Kapat gözlerini, yoksa çıkamayız buradan.” Bir yandan da yataktan çıkmıştı, pikeyi örttükten sonra üzerine çekidüzen veriyordu, ona doğru döndüm.

“Teşekkür ederim, beni rahatlattığın için.” O kadar rahattım ki, senin mayışmış ve gözlerim kapanmak üzereydi. Serdar çıkmak üzere, kulpa uzanmış bana göz kırptı. “Görevim.”

💎

“İyi annee, pilav yaptım bende. Fırında da şimdi kapattım, pişmiştir artık. Ocağı temizliyorum.”

“Aferun uşuğum kocana iyi bak, o ufak bişelan beslenecak has güzel ev karisi ol sokak karisi olma.”

Annem yine formundaydı, teyzem de arkadan benim gibi gülerken “Aman annee.” Diye soldum. “Doyuruyorum ben kocamı, aç kalmıyor merak etme.” Her anlamda anne, damadına iyi bakıyorum ve tabi o da bana öyle.

“Hee, annesi kurban olsun ona, boyuna posuna.” Annem de nasıl seviyordu kıyamam, oğlu gibiydi. Nasıl içim mutlu oluyordu benim de. “Ol anne, hıhı.” Dedim iç çekerek. Ben de olayım kocama, canım kocam.

“Emir’ i de arayacağım haşindi senden sonra. Bakayım ne ettiler Süleyman’ la. Et kavurup koymuştum kavanozlara, konserve gibi bir şeyler ettiydim yerler.” Ben aslında bugün gidip bir şeyler yapacaktım ama kötü olunca kendime zamanım olmamıştı, anneme hiç söz etmeden “Evet anne benim de aklımda.” Diye soludum. “Giderim bende bir iki güne, bakayım evde ne var ne yok.”

“He uşuğum sen da iki canlisin ama git de yap onlara bişecukler sevaptur annesi. Dışarda bişa yenmay.” Sanki bana yabancıydılar, “Aman annee,” dedim uzatarak. “Sanki yapmam da, ne öyle yalvarır gibi. Gideceğim tabi vaktim olmadı. Hallederim yarın.” Hem, Tuğrul’ da aklımdaydı hala.

Annemle ve daha sonra muhabbete dahil olan teyzemle biraz daha konuşup telefonu kapattım. Her şey yolundaymış, hatta Serdar gün içinde annemi arayıp nasıl olduklarını, bir sorun olup olmadığını sormak için arıyormuş ama annem, şoförlerin onları gezdirmelerine ve her şeyi ödemelerine çok üzülüyormuş, öyle dedi.

Ha bir de, Serdar anne diyormuş anneme. Annem nasıl mutlu nasıl mutlu…

Masaya tabakları koyup çekmeceden çatallara yöneldiğim sırada salondaki hareketliliği duyup kapıya ilerledim. Mutfak kapısını ben açtım, aynı anda Serdar’ da açıyormuş hemen girişte karşı karşıya kalınca ikimiz de gülümsedik.

“Serdaar.” Dedim kollarımı ona uzatırken, “Yavrum.” Diye karşılık verip tek koluyla beni belimden sardı, yanağımdan öptü. “Hoş geldiin.” Çok özlemiştim, Serdar eve ne zaman gelse ya da onu ne zaman bir yerde görsem hala kalbim hızlıca çarpıyordu. Çoğu zaman oturup kapıda beklemek istiyordum kocamı, böyle camda saatlerimi harcayabilirdim.

“Hoş bulduk yavrum,” tepemi öptü. “Yemek mi yaptın?” Sesinde hafif bir gülümseme vardı sanki. Başımı usulca sallayarak “Hmhm.” Dedim.

Hala girişte duruyorduk, yüzüme bakar gibi olunca başımı beni net görsün diye yüzüne kaldırdım. Daha da gülümsedi “Sana kurban olurum lan.” Alnımı öptü, ardından beni kolunun altına alıp yönlendirmesiyle salona geçtik.

Koltuğa oturduk, kollarının altında olduğum için başımı daha kolay öpebiliyordu. Bir yandan ona sokuldum. “İyi uyudun mu?” Çok güzel gelmişti “Hem de nasıl, çok güzel de uyandım.” Beklediği yanıtı almış gibi, “İyi bakalım,” diyerek saçımı kenara itti.

“Sen ne yaptın? Alayda mı değiştirdin üstünü? Üniforman nerde? Getirseydin yıkayalım.” Yine simsiyah giyinmişti. Başını salladı, “Duş aldım, arabada onlar ellemedim hiç. Birkaç bir şey de var alırım bir ara. Ekmekleri unuttum zaten.”

“Hm.” Dedim anladığımı belli ederek. Yakasına uzandım, düzeltiyordum. “Tamam hayatım alırız birazdan. Ne oldu sen yorgun musun, unutmazdın öyle.” Kalbim nasıl atıyor, Serdar’ la normal bir şeyler konuşmak bile elimi ayağımı buz kesiyordu.

“Yok,” dedi öyle bir. “İnerken Azat aradı onunla konuşurken unuttum yorgun değilim.” Anlatmasını bekliyordum ben sormayacaktım.
Anlamış olacak “Tuğrul’ la konuşmuş.” Dedi öyle bir. Kaşlarım havalandı, “Ee, ben de gidecektim bugün.” Beni dinliyordu, önce benim anlatmamı istiyordu.

“Yani,” Diye başımı hana eğdim cümleyi toparlamaya çalıştım bir an. “Sabah oraya hazırlandım biraz da alışveriş yaparım falan demiştim. Başkan arayıp çağırınca alaya geldim. Sen biliyor musun? Yani söyledi mi sana, bana Emir duymasın demişti de o yüzden yanında söyleyememiştim.” Serdar hiç şaşırmamıştı başkan kısmına. Hatta başını salladı “Biliyorum.” Diye. “Anlattı sonra bana bir şeyler.” Serdar döndükten sonra anlattı demek ki, iyi o zaman sorun yoktu.

Hararetle “Neyse.” Dedim. Elim göğsünde “Onu konuşuruz sonra. Azat ne konuşmuş?”

Başını arkaya atar gibi oldu, “Yavrum konuşuruz sonra, çok açım ben ne yemek var?” Kıyamam kocama, ona hüzünle bakıp yüzünü öptüm.

“Fırında türlü var, pilav, çorba, kırmızı biberli bir meze yaptım, bir de salata.” Çok yapınca kalıyordu. Serdar’ la zaten yüz yüze sayılırdık derin bir solukla yanağımı öpmeye koyuldu. “Yavrum benim.” Sonra tekrar tekrar yanağımı sarsınca kıkırdadım. “Serdar ya, ne diyeceğim sana. Kahve köşesinin altında ne buldum?”

Hafif geri çekildi, “Ne buldun?” Ciddileşmişti. “Prezervatif buldum. O oraya ne zaman düşmüş, ya biri görseydi?” Kaşları çatıldı birden. “Siktir. Ne zaman unuttuk acaba? Nasıl girdi oraya?” Dudak büktüm,

“Mutfakta seviştik mi biz hiç? Olmadı dimi?” Serdar “Cık.” Dedi “Mutfakta yapmadık.” Yapmayız da. Biraz hareketlendim “Acaba salonda falan düştü de çöpe atarken oraya mı düştü?” Başka ihtimali yoktu çünkü.

Saçlarımı geriye attı, ama hala “Öyle bir şeydir yavrum. Yoksa ne işi var orada.” Derken düşünüyordu. “Neyse iyi bari görmedi kimse.” Diyerek kapattım konuyu. Başımı yana eğdim, “Çekmecene koydum, kutuların içine.” Paketle olduğu için.

Serdar başımı öpünce “Hadi.” Dedim dudaklarına bir buse bırakıp “Ekmekleri alayım da yemek yiyelim.” Serdar yorgundur şimdi diye öyle demiştim ama kaşlarını çattı geri çekilirken “O nereden çıktı şimdi? Alırım ben, otur sen.” Ayaklanmıştı bile, gözlerimi devirdim. “Serdar, dağ başında sayılırız burada kıskanacağın kimse yok.”

“Orası belli olmaz.” Dedi kapıya doğru yürürken. “Ayağına taş maş değer, sonra canım sıkılmasın.” Gidene kadar uzun uzun sırtını izledim, sonra da mutfağa geçip masayı hazırlamaya koyuldum. Serdar o ara ekmeklerle telefonunu tezgâha bırakıp ellerini yıkamaya gitmişti. Geldiğinde aldığı sıcak lavaştan koparıyordum. “Serdaar.” Dedim kokusunu içime çekip. O sevmiyordu, bana almıştı “Teşekkür ederim.”

“Sen?” Ben kendime çorba almamıştım onu kast ediyordu.

“Ay yok, ben yaparken midem bulandı.” Öyle bir dedim ki, “Yani-” durumu izah edecektim “Tamam tamam.” Diyerek sandalyemi kendine çekti. Sesi yüzümde, dudakları usulca alnıma değdi. “Miden bulanıyorsa dışarı çıkalım.” Asıl çıkarsak çok üzülürdüm. “Hayıır.” Diye sızlandım birden, elimi koluna indirdiğimde göz gözeydik “Sadece çorba canım istemiyor, iç sen.” Beni izliyordu, neye bilmiyorum ama sanki bir şeye emin olmaya çalışıyordu.

Kolunu usulca sıvazladım. “Yemek, istemediğim şey değil Serdar hadi. Ben biraz şundan yiyeceğim.” Kırmızı biberi işaret ediyordum, sıcak lavaşla çok güzel yiyecektim.

Serdar beni kendine çekti, bu nasılsa, daha da.. Sonra ensemde bir buse hissettim, sırtımı okşayarak “Tamam yavrum.” Dedi. Önüne dönüyordu ama bakışları bendeydi. İştahla yemezsem kalkardık biliyorum, dudağımın ucu kıvrıldı, ben ona nazlı bir çocuk gibi… “Yemek yiyeceğim Serdar söz veriyorum, bakma öyle hadi.”

Serdar çorbadan bir kaşık alınca “Hıı.” Dedim bir şey hatırlamış gibi. “Serdar, Cesur nerede? Yok bugün baktım bahçeye.” Ben de diyorum neden ses çıkmıyor havanın.

O bir kaşık daha almıştı, telefonunu çıkartıp masaya bıraktı. “Onu sabah alaya bıraktım yavrum. Ben Ankara’ dayken uğraşma sen.” Yutkundum. “Hiç duymadım, o kadar mı derin uyudum ya? Dönünce getireceksin değil mi?” Serdar başını salladı, uykumdan bahsederken biraz gülümsemişti. Beni kolunun altına çekip yanağımı sıkıca öptü. “Evet, bebek gibi uyuyordun.”

Şımardım, Serdar’ a sokulurken “Ne olacak böyle ya?” Diyerek saçlarımı geriye attırdım. Ne der gibi bakıyordu bana. “Yemek yiyemiyoruz baksana.” Derin bir iç çekti, göğsü yükseldi, gözleri gözlerimde, sesi boğuk “Sen böyle yaparsan, başka şeyler yiyeceksin zaten.” Ben galiba biraz aştım kendimi, adama olur olmaz yerde cilve yapar olmuştum.

Kıkırdayarak kollarımı boynuna sardım. “Tamam tamam.” Biz sevgili olsaydık bir süre… Düşünemiyorum ne kadar güzel olurduk.

“Ye hadi yemeğini.” Boynunu öperek geri çekildiğimde bakışlarını bende almakta biraz zorluk çekiyordu. Ben de yemeğini rahat rahat yesin diye bir şey yokmuş gibi yapmak zorunda kaldım.

Masada telefonum titremiştim. Uzanıp aldıktan sonra Serdar merak eder diye “Sena.” Dedim. Yeni çıkan bir çantayı atmıştı bana bugün, ben de ona buna bu kadar para verirsem Serdar’ ın beni boşayacağını söylediğim için muadili bulup atmıştı ama onun da fiyatı şu anda bir muadile göre epey yüksekti.

O kadar param elbette vardı, Serdar da beni boşamazdı  ama bir çantaya veremezdim.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Abartmasınlar gökderede 500 liradır askim 😀

Sosyete pazarından bahsediyordum, Sena mesajıma gülerken Serdar’ ın rahatsız olacağını bildiğim için hemen mırıldandım “Bırakıyorum şimdiii.”  Ayça’ nın ve birkaç arkadaşımın mesajına üstten baktım, onlara daha sonra dönecektim.

Telefonu yeniden yerine bıraktığımda Serdar çorbasını bitirmişti. Ona yemek vermek için ayaklanır gibi olduğumda Serdar sırtıma dokundu. “Otur yavrum.” Kendi alacaktı, gülümsememek için dudaklarımı ısırıp yoğurtlu biberimden bir çatal daha aldım.

💎

Serdar, televizyonun sesini biraz daha kısarken huzurla kıpırdandım. Omuzlarıma kadar bir pikeyle örtünmüş, başım Serdar’ ın dizlerinde, bir elim karnımda ve gözlerim; saçlarımda dolaşan parmaklar sebebiyle kapanmak üzereydi.

Kendimi bu çok huzurlu anda sağ çıkamayacak kadar hafif hissediyordum.

Serdar elinin tersiyle yavaşça yanağımı okşadı “Mayıştın mı?” Hem de nasıl, başımı bir heves salladım gülümseyerek “Hımhımm.” O kadar güzel hissediyordum ki, o kadar güzeldi ki…

Fakat eli yüzümde durmaya devam edince hafif omuz silktim, “Saçııım.” Kaşlarımı istediği olmayan çocuk gibi çatmıştım bir de. Saçlarımla oynasın istiyordum, sabaha kadar.

Söylemim üzerine Serdar’ ın parmakları yeniden saçlarıma karıştı. Tek tek, her noktamı severken yüzünü bacağına çevirip onu öptüm. Muhtemelen birazdan uyuyacaktım, sanki az uyumuşum gibi. Daha sonra kalkacaktım, Serdar’ ı öpüp koklarken, severken bu defa da onu uyutmayacaktım. Sonra bir uyuyacaktım, kalbin kalbinde yeniden çarpacaktı, bu düzen böyle sonsuza dek…

O sadece, bir eli saçımda sessiz sedasız televizyon izlerken ben düşüncelerimin saçma sapan şekillenmemesi için direniyordum. Onu seviyorum, “Seni seviyorum koca devim.” Beni seviyordu, biraz soludu. “Seni seviyorum güzel kızım.” Usulca kıvrıldım daha da, hafif soğukta üşüyen, battaniye altında şımarık dört, beş yaşlarında bir çocuk gibiydim.
Güzel bir kız çocuğu, elleri ayakları heyecanla birbirine dolanan..
Eline uzandım, avcunu öptüm, kokladım, sevdim. Tepkisiz benimle duruşu, “Beni dinlendiriyorsun Serdar.” Her anlamda, bu koca adam yanımdayken tüm yüküm bir yerlere toz duman oluyordu.

“Dertlerimi bertaraf ediyorsun,” uykulu, mağrur sesim, onun “Bunun için yaşıyorum.”  Deyişine karıştı. Dertlerimi bertaraf etmek için mi? Gülümsedim “Allah seni, beni koru diye mi yollamış.”

“Allah beni; seni çok seveyim diye yollamış. İki cihanda da, beni bul diye yollamış.” Ne güzel konuşuyordu, ikimizin de bu mağrur sesi beni bir bulutta sallandırıyordu. Bulut’ da Serdar’ ın omuzları.
Gülümsedim, öyle manidardı ki; “Yaradanı severim, yaradılandan ötürü.” Dedim mayışık sesle. Ve bu cümle yeni bir pencere araladı bende. Önü yeşilliklerle dolu, eşsiz bir güzelliğe bulaşık manzara doldu odamın kalbi; kalbim kalbine rastladı kör bir gece vakti, tenha bir sokak vakti, Hazan Vakti…

Serdar yanağımı okşamaya koyuldu, sanıyorum ki yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Bu his, an uzun bir süre devam etti, ta ki bir telefon melodisi aramızdaki sessizliği bozana kadar.

“Hh.” Serdar bu denli umarsız konuştuğuna göre yabancı biri değildir dedim kendi kendime. Ama saçlarımı, yüzümü de hala okşuyordu, bu benim derin bir tebessüme itti.

“İyi, oturuyorum. Sen.” Belli ki, yani yanılmıyorsam arayan Azat olsa gerek. Serdar devam etti aynı tonda. “İyi, bereketini gör.”

Sonra bir yana baktı sanki, eli yanağımı okşadı “Yanımda.” Derken. Benden söz ediliyordu demek ki, hemen ardından da “Bekle.” Dedi.

“Hazan,” Serdar’ ın seslenişiyle gözlerimi araladım, telefon elinde, belli ki sesini kapatmış. “Efendim Serdar.”

“Azat dışarı çıkalım diyor.” Aslında olabilir. Elini tutup göğsümde sabitledim. “Kim kim?”
Emir ve Tuğrul’ da olacak mıydı mesela. Serdar belli ki bunu sormamış, bilmem der gibi kaş çattı. “Kuzenin, Azat, biz.”

“Olabilir,” dedim ama duraksadım. Bugün de çok uyumuştum, daha fazla yatmayayım diye düşündüm sonra. “Olur ya, gidelim tatlı falan yeriz.” Fazla da yemek istemiyordum, şu sıra biraz fazla dikkat edecektim. Hanüz kilo almamışken bu şekilde devam etmeye gönüllüydüm.

“Tamam çıkın siz, biz de geliriz birazdan.”

Serdar telefonu kapatıp “Yavrum.” Deyince dalgınlığım son buldu. Birden “Serdar sen yorgun değil misin, uyusaydın keşke.” Diye söylene söylene doğrulum. “Hiç de söylemiyorsun, hadi ben unuttum birden, zaten dün de uyumadın kaç gündür uykusuzsun.” O öyle bir sorunca gelmedi ki hiç aklıma. Cümlelerim bittiğinde hemen yanında oturuyordum. Serdar eğilip alnımı öptü, kolunu bana sarıp kendime çekti.

“Yorgun değilim. Zaten saat daha yedi buçuk, bir iki saate döneriz.” Bir şeyler yapmaya çalışıyorduk, Serdar konuşurken ben rahat değildim. Elimi kolumu bacağımı bir yerlere koymaya çalışıyordum. Sonra çok komik bir hal aldım, Serdar’ da tüm bunlar olurken bir yandan da ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyordu. Sonunda bir bacağımı diğer tarafa attım ve kendime gülüşlerim eşliğinde Serdar’ ın kucağına oturdum.

“Serdaar.”

Serdar’ da gülüyordu “Yavrum, ne uğraştın.” Yüzümü omzuna kapattım, “İnsan yardım eder.”

“Haklısın özür dilerim.” Dedi başımı öperken. “Kendimi bir an o tırmanmaya çalışmana kaptırdım.” Serdar öyle söyleyince başımı kaldırıp kollarımı boynuna sardım. Yüzümde yarım bir gülüş, dudaklarımız yavaşça birbirine kapandı. Serdar o kadar mutlu, o kadar huzurlu görünüyordu ki bunu tüm kalbimde hissedebiliyordum. Dokunuşları arasında sanki yeniden soluklanıyordu.

Bu sakin, sessiz öpüşlerimiz hafif üzerime meyillenmesiyle duruldu. “Serdar.” Dedim öyle bir, kendimi geri çekmiştim. Dudaklarıma birkaç buse bıraktı.
“Bir şey yok yavrum, sakin ol.”  Ben sandım ki, biz yeniden sevişeceğiz. Defalarca birbirimizde soluklanacağız gecenin sonunda ise yine dışarıya çıkamayacağız.

Serdar gülümser gibi oldu, dudağı kulaklarımda, bir türlü mırıldanır gibi, “Böyle güzele…” Gözlerim kapalı, mest oldum. İç çeker halde başımı hafif eğdim, Serdar’ ın sustuğu yerde elim bağrında, “Şiire, gazele.”

Kafamızın içinde aynı türkü çalıyordu, sesim haykırıyordu içten içe.
Serdar’ da bir türlü bulmak,
Serdar’ da bir türkü olmak…

“Senin aşkıın, beni düşürdü dile…” Kıkırdadım, başımı hafif hafif salınıyordu, saçlarım türkü olup gerdanıma akıyordu, ve Serdar; beni kırk yerimden kırk bin defa öpüyordu…

Dudaklarım yüzüne indi, “Sensiz men gülmerem, könlümü vermerem.” O kadar mutlu, o kadar bastırılmış bir coşkuya gebeydim ki.. Hem Serdar’ ın aşkından, hem şaşkınlığımdan…

Serdar’ ın sesi de çok güzelmiş meğer, beni böyle buğulu bir sesle alıp götürürken fark etmiştim, ben sadece aşkına karşılık vermek istemiştim.
Serdar’ ın gülümseyişi daha da büyüdü, yüzüm yüzünde, gülüşlerimiz birbirine sarıp sarmalandı.

“Senin ne güzel sesin varmış öyle.” Serdar öylece beni izliyordu, tek kelime etmeden o duru bakışları sakin sakin yüzümün her tarafında geziniyordu. Elimi yüzüne koydum “Arada böyle türkü söyle sen bana. Ama daha uzun sürsün, öyle iki cümle değil.” Cevap vermedi, öyle dudağının kenarı usulca havalandı, dudaklarıma yönelip yerini buldu. İç çektim “Serdar’ ımm..” sevgilim, kalbim…

Yüzünü ellerimin arasına aldım, başımı yana eğdim. “Ee, pişman mısın benimle evlendiğine?” Gözlerini kıstı, “Cık.” Homurdandım “Hmm.” Bir şeyler duymak istiyordum. Duydum da “Boşa geçmiş bir otuz yıl.” Deyince kıkırdadım “E dolduruyoruz elimizden geldiğince, hem anlamda.” Elbette ki onu da gülümsetmiştim. Sonra sarıldım ona “Ben de düşünüyorum arada, on sekizlerimde falan sevgili olsaydık.”

Bana sarıldı, omzuna yatıp “Kaçırırdım seni, bir düzine de çocuğumuz olurdu.” Deyişini izledim. Kaşlarım kalktı. “Ha çocuk isterdin yani?” Pembe dizi gibi, çok keyifliydi ama Serdar kaşlarını çattı. “Yok, öyle değil. Kendimizi tutamazdık yine böyle. Olurdu işte.”

Beni hayli güldürmüştü bu. “E Serdar o zaman tutalım kendimizi ben sürekli doğuramam bu ne böyle?” Başını bir an arkaya attı keyifle. Sonra bana yönelip yanağımı iç çeke çeke ısırdı “Tutarız tutarız.” Öptü, “Ben kıyamam sana.” Yine ısırdı.

“E hadi başka.” Dedim, hemen sonra ekledim “Ben sevgili olalım sevgililik sürecimiz olsun diyorum sen hemen kaçırıyorsun ama beni.”  Kucağında hayıflanıyordum beni neden anlamıyordu. Bu defa da gururla “Ben ciddi ilişki adamıyım kızım, uğraşamam öyle çoluk çocuk işlerle.” Demişti.

Adam her yaşta otuz yaşındaymış. Doğruldum biraz, ellerim bağrında “Alırım basarım nikahı diyorsun yani,” sonra hemen cevaplayıp burun kıvırdım “Sıkıcı.”
“Niye?” Dedi, kumandayla televizyonu kapatırken. Yüzüğü de parmağındaydı, doğrusu böyle ara ara görmek mutluluk vericiydi, “Eğleniyoruz gayet, sık sık.” Sevişmemizi ima ediyordu. Gülümsedim biraz. “Bu konuda illa legal olacaksın.” Başını salladı “Sadece bu konuda, sana karşı evet.” Başkası olsa sorun yok yani, neyse bunu derin düşünmeyecektim hiç kavga havamda değildim.

“Yine de ben biraz sevgili kalalım isterdim.” Herkeste olduğu gibi beni eve bıraksın, kapımdan alsın, gece boyu mesajlaşalım, ufak kaçamaklar yapalım, birbirimize tatlı hasretler yaşayalım..

Burnuma bir fiske indirdi Serdar, “Haftalarca balkonda izledik, peşinde dolaştık geberdik hasretinden yine de yaranamıyoruz” Yüzümde bir gülümseme belirdi başımı yana eğdim, “Bir şey demiyorum tamam.”

Yine dudaklarıma kapandı, karşılık vermeye başladığımda gülümsüyordum ama ona söyleyeceklerim hala bitmemişti ki.
İki eliyle tuttuğu belimi severken tekrar üzerimde hüküm sürüyordu sanki. Bunu nasıl yapıyordu? Yani üzerime olmadan…

Öyle ki zar zor, “Konuşalım mı biraz daha?” Dedim öpüşler arasında. “Ne konuşacağız yine, konuş sen. Ben dinliyorum.” Hem öpüyordu hem de umarsızca anlamaya çalışıyordu. Serdar’ ın ciddiliği beni kocaman gülümsetmişti.

“Bugün seni izledim.” Dedim buseler arasında. Kaşları çatıldı. “Karımsın diye tüm kuralları ihlal etmeye bayılıyorsun, değil mi?” Açıkçası öyle, başkanın da Serdar kadar etkisi vardı tabi ama bunun şimdi yeri değildi.

Dudaklarından ayrılamıyordum, nitekim Serdar’ da öyle. “Karınım, benim için kuralları senin ihlal etmeni beklerdim.”

Alnını alnıma yasladı, demek mesele ciddiydi. “Alaya kafana estiği gibi gelemezsin.” Ben onun derdini biliyordum, onun derdi kıskançlığıydı.

“Gelirim.” Diye devam ettim. “Beni bir kutunun içinde tutamazsın.” Sanırım öfkelenmişti, birkaç saniye evvelden beri. “Seni bir kutu içinde tutmuyordum, kocaman bir evin içinde tutuyorum. Arada dışarıya da çıkıyorsun. Alay çok fazla, bunu sevmediğimi biliyorsun.” Ah, hadi ya. Fark etmemişim ona kocaman gözlerimi devirdim. “Sunduğun tüm imkanlar için teşekkür ederim paşam, hazretleri, saygı değer…” daha neler neler neler.

Uzatmadım, dudaklarıma tekrar örtününce omuzlarını seve seve soludum cevabımı. “Kocamı görmeyi seviyorum.”

Elleri belime indi, boğuk sesi dahil beni kavradı. “Ben de karımı özlüyorum, ama bazen gerçekten beni çok zorluyorsun Hazan. Seni alayda gördüğümde mutlu olamıyorum.” Pişman değilim, keşke daha sık gidebilsem. Sonra aramızda üçüncü, beşinci, yedinci dünya savaşları çıksa.

Kaşlarım çatıldı, yüzüm de düşmüştü “Burcu sürekli alayda, dibinde ama.” Derken.

“Onu siken kim? Nerede olursa olsun. Bize ne? Şu an.” Dedi anlam veremeyerek. Gözlerini bir an kapatıp açmıştı. Alnı alnımda “Bundan bize ne Hazan?” Doğru, saçmalıyordum ama elimde değildi. Burcu askerdi, ama kocamın etrafındaydı ben de bunu kıskanıyordum. Serdar’ ın kokusunu bile alamasın, sesini duyamadın, boyumu posunu göremesin istiyordum.

Bir cevap vermeden sadece soluklandım. Yanağımı öptü, sarılıp beni koynuna çekti. “İşimiz var seninle.” Öyle, omuz silktim sertçe. Ben omuz silkince Serdar derin bir iç çekti. “Kalk hadi, hazırlan. Gece göstereceğim ben sana o omuz nasıl silkiniyormuş. Alaya nasıl geliniyormuş.”

Bir an durdum, yüzüne bakıyordum ciddi ciddi “Bazen canımı yakıyorsun.” Belki üzülür dedim, vicdaniyle biraz oynayabilirsem ne mutlu bana. Aldırmadı ama. O da tüm ciddiyetiyle başını hafif hareketlendirip “Biliyorum, acısın.” dedi.
Bir şey demedim, öylece bakmaya devam ettim. “Hadi.” Dedi yeniden, “Nerene acısın dediğimi biliyorsun, bakma bana öyle.” Ah pekala, ben acıdı diye inleyeyim, sonra Serdar’ da çıkıp öpsün, emsin. Tüm yollar buna çıksın, anladım, yavaşça kalkıp merdivenlere yöneldim.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Seviyor kız senı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 296

Bekliyoruz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 293

Maşallah be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 290

Nasıl biliyor malını

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 285

Haklısın ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 280

Haha adam haklı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 278

Marifetli adam yok yok

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 278

Yeni mi fark etin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 271

Minik bir panda artık o

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 268

Hdhdhjgfb

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 258

Ah ah eriyorum

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 249

Vallahi ben bulmuşum
Sadece bir azcik yonutmak lazım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 247

Ha bak güzel bu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 246

Bnc de bir eşyaya o kadar para verilmesine karşıyım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 242

Hamilik yardi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 235

Haklısın olarak kız
Sen meyilli sini

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 233

Allah'tan çok kimse de gelmiyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 232

Acaba ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 231

Bu konuda da dikkatli dir halbu ki

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 231

O ha yani

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 229

Ahah adam aç kız işten gelmiştir karnı ac

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 216

Yapar bizim minik ev hanımı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 212

Ahahah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bu sefer yeni bölüm olsun artık yaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Adamın işine geliyo dkdnfjfbdj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 296

Göster goster

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 288

He wolllaaa çok mu belli oluyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 280

Dkkrjfjfjm bence de öyle olurdu Bu arada

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 278

Kocişimun elinden her iş geliyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 273

Ömrumuuuu verdimmm. Süre gazeleleee

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 270

Demi yazık degilmi kıza çırpınıyor bir saattir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 258

Ne kadar güzel bir soz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 254

Abi bende aynısını babana yaptiriyom ekdmfngng

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 249

Aradığım koca adayı kemdisi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 242

Oğlum 5 dakha boş durun lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 241

Bebek çünkü

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 233

Oğlum ne işi var orda acava bak bu bende hala bir soru işareti mesela

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 233

Vallahi al ben den de o kadar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 231

Rezillik ndjdjsjsjsjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 229

Elimizin lezzetileren sana. Mlehli şeyler yaktik

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 229

Doycan şimdi kociss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 222

Nasıl mutlu odu yerim ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 214

Kocissss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 213

He wolllaaa biz sahidiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Oğlum bu Serdar için seref

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 204

Çok ateşli şeyler yapar mesela

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 202

Ndjdjsjsjsi dağ bisi meskenimiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 195

Çok softlar ama aynı zamanda da hot

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 190

Nfidndudjdu biraz olabilir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 188

Aşk böcüklerim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 186

Ne gunlerdi be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Bu bile güzel birşey Serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 172

Şimdi den güzel baba olacağını gösteriyorsun bnc

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 172

Bazen kırdın üzdün oda tuzu biberi olsun

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 172

Çok güzel oldun be Serdar şahidiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 169

Neyse gönül almasıni biliyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 169

Öküz hiç öyle bagrilir mi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 165

Kızı üzüyorsun

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 162

Hizmet etsin kız sana yapsın ne iş var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 158

Allah yardımcın olsun hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Ayıp ayıp unutulur mu hic

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Oldu mu bu Serdar he

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

Sjsjsjjssj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Yok kız adam ciddiye bile almıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Boş ver arabayı hazo pi sen önemlisin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 131

Şu kızı vermeyin şöyle ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 129

Adam uzayda olsa gelir kurtarir seni hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 129

Kurtarıcın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Onunu için yemek te yapmaz sin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Ayn Hazan Çin kesin eve de almaz sin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 124

Hazo ya Bir tek sen böyle azarlaya bilir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Emir cim istediğini yap

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 75

Kocası var kıskanç bide sen baslam emir cim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 64

Yazık ya çok iyi sin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Hata Emir abin gibi görüyorsun hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Hayır ya siz ona ola bildiğin ve yakın davranıyorsunuz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Ay Emir üzümlü kekim ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Senin hak etmiyor lar başkan ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Ah be adam ya melek gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 176

Yaaaaaaaa ağlicam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Heh soyel

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 169

Oyyyy şimdiden çok iyi bir baba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 155

Oyyyy bebiş ya bu kiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 153

Psudjdujdnenrmrm abi bu sahneyi çok net hatırlıyorum altıma isicem rjfnfundjdjdmemdm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

En son çocuğun yanında küfür etmeyelim diyordunuz değil mi siz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

Khuhuihuythhui

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Heh ben de diyordum ki nerede kaldı Bizim kavgamız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 144

Kıyamam yaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

Kıskandı huylu goril

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Bakın bakalım karısına nasılmış

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 127

Şimdi serdar'ın kalbine g****** atmaya başlayacak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Hgggfhj inandın mı bu sözüne şu an yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 123

Dkkdjdkskis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Ya nasıl söndü havan hemen Serdar bey

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Çocuk da kafayı yedi ne yapsın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Bünyemiz bir kavgayı daha kaldırmaz Serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Valla kociş hiç kusura bakma dokunur da sarılır da öper de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Yoo valla.blimiz oluyor ayaklarımııza masaj yapıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Kociş.her yerde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Mxkcidjdkrk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Görecek yakında askim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 83

Daha neler yapcaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Oyyy asssiri iyi bı haber

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Kim daha büyük acaba Emir mi hazan mı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Bize kızmaz zaten emirin agzima sicabilir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Evde hallederiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 77

Madimuznyani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 75

Valla on numrarayiz emir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Mfjdjiddjudhd cilvesini yediğimin kizi ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 71

Noldu acaba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

Nasıl da tanıyor ama

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Kiyamm ya valma Emire çok üzülüyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

Amiiiinm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Başkan ne diyom ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 50

Yiaaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Valla bu seferde parçalar adami

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 39

Vay piç abi böyle evlatları men edeceksin ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 36

Mcokk da emin olma bence

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Mfkdnsksjsja Serdar doğaya Gik bile çıkaramaz vallahi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 34

Demirin de ebedini şimdi adam 5 dakika durmuyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Serdar artık her gün birini döver

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 21

Bence dogsa serdar'a benzeyecek Ama huy olarak da hazana

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

seni anan benim için doğurmuş canım hamurunu benim için yoğurmuş canım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

Oyuyyy kurbaneyyyy

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 11

On numara tespit oldu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Abi bu yeni bölüm değil ki ya vallahi yine hemen sen boşu boşuna gitti böyle bu bölümü Yeni hatırladım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Lan lan ben yine Yeni bölüme geçmemişim galiba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Tövbe tövbe jxjdnxkxmz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Dün neydi kız öyle Serdar bize sinirliyken ilk defada böyle oldu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Basladimmm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 144

Emredesi Hazan hanım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Adam korkuyor kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 127

Aha geldi yine gerginlik

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 123

Hahahahha

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

Bak doğur babasıni ahırı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 110

Yedin yedin Serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Değerli bir kocası var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Abartma Hazan jsjsjs

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 83

Hshshsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 77

Ayn öyle emir vim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 64

Her hâlde bin orduya bedel

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

Amin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Hahah
Hazna ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Der mi der hazon

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Hel o kız Minos Minos serdarin gözüne bir baksın olay bitti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Haha sen hal edersin kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Ama daha doğmamış bebeğe mi hshsh

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Güzel tavsiye

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Ayn kesin alır di ztn

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 11

Bingo bebek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Kim var yavrusu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 1

Gün Aydın prenses

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 297

Sooon

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Tüm yolar sadece sen ❤️

Yorum için giriş yap