← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 83

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎  

 15 Şubat 2021/
                                                                                                                                                                                   ŞanlıUrfa

Kış aylarındaydık, olması gereken buydu. Yani olması gereken; buz gibi havada yağan yağmurun sisle birlikte araba camına hızla düşmesiydi. Daha evvel de sözleşmiştik, bu havaları seviyordum bu yüzden şimdi tek yaptığım koltuğumda uykulu uykulu otururken sessizce havucumu kemirmekti.

Uykumu alamamıştım, ya da bilmiyorum erken kalmak oldum olası benlik değildi de hala zorlanıyordum. İtiraf etmeliyim ki Serdar yokken daha çabuk kendime geliyordum. Tek başıma uyanıyor, mızmızlanacak ve yanına sokulacak kimse olmadığından hazırlanıp evden çıkıyordum. Araba kullanmak da beni sarsan bir olaydı, hal böyle olunca da kendime gelmem kaçınılmaz oluyordu. Tabi tüm bunlarla sabahları çatık kaşlı, nemrut, suskun, herkesi tersleyen suratsız birine dönüşüyordum.

“Uykucu.” Diye keyifle mırıldandı Serdar. Arabada duyulan tek ses benim havucumun kıtırtısı ve onun alaylı sesiydi. Havucumun yarısına gelmiş, hala yemeye devam ediyordum, ona dönmeden mızmızlanıp tek elimi deri ceketimin cebine soktum.

Söylemek istediğim şeyler vardı; vaz geçtim ben okumayacağım Serdar, senin paranı yiyeceğim Serdar, evimin kadını olacağım teyzelerle bir ömür gün yapacağım Serdar… Ama aklımdan geçerken bile olanlar o kadar benlik değildi ki onlardan vaz geçmem yalnızca bir saniyemi almıştı.

“Az kaldı biraz daha dayan, son yılın.” Çok da keyifli değildi bunları söylerken. Huysuzca başımı salladım, bugün ikinci dönemin ilk günüydü ve Serdar bahsettiği gibi beni okula bırakıyordu. 

Ceketimin önünü düzelttim, saçlarımı yüzümden sıyırıp havucun orta kısmını biraz daha kemirdim. “Gece geç yattık ya Serdar, yoruldum birde. Tabi sana fark etmiyor.” Malum konular, ki rahatsız değildim. “Sorun değil ama biliyorsun.” Diye devam ederek başımı omzuna yasladım.

Ben halimden onun yanında memnundum sadece. “Hıhı.” Diye beni onaylayınca havucumu ona uzattım. “Yemeyeceğine emin misin?” Evden çıkarken istememişti, dudaklarının hemen önünde durduğundan mı bilmiyorum uzanıp biraz ısırınca gülümseyerek ona baktım. “Yeter yavrum, yemeyeceğim.” 

Aradaki kolçaktan ötürü çok da rahat değildim, eski halime dönüp sakince bacak bacak üzerine attım. Akıp giden trafik, ışıklar, lambalar, Serdar’ ın izlenilesi hareketleri, benim biten havucum derken okula neredeyse gelmiştik.

Yüzüğümü düzeltip çantamı kontrol etmeye başladım. Ders notları, şarj aletim, cüzdanım, Serdar’ ın verdiği özel tasarım anahtarlığın yanına taktığım somurtkan şirinim, çikolatalarım, kulaklığım dahil her şey yanımdaydı. Bugün dersim erken bitecekti ve eve gidip yemek yapmayı planlıyordum. Kısa süreliğine mutfakta olmak bana keyif veriyordu, sonra da Serdar gelene kadar ders çalışırdım muhtemelen.

“Ne yapayım akşama Serdar?” Diyerek çantamın fermuarını çektim. Sinyal verdi, kazağının kolunu hafif yukarıya çekmişti ve kalın bileği hareketliydi, “Bir şey yapma otur ders çalış.” Olmazdı öyle hem ne yiyecektik? “Dışardan söyleriz bir şeyler.” Hazır yemekten ben bile bıkmıştım. “İyi.” Deyip arkama yaslandım. “Bir şey söylersen Cesur yer artık.” Cesur…

Onu düşünmek artık beni de mutlu ediyordu. Cesur iki gün evvel gelmiş, bahçesinde ve kulübesinde eski yerini almıştı. Duruma bakarsak da geldiğine Serdar da Cesur da mutluydu.

Cesur ondan evvel gelememişti çünkü Azat, Serdar ve başkan dahil askeriyeden birkaç kişi daha hem ziyaret hem taziye amaçlı Hamza’ nın ailesinin yanına gitmişlerdi. Serdar’ ın teklifiyle de annesi ve babasını artık buradaydı.  

Hamza’ nın babası iki gündür restoranda müdür, annesi ise yine evinde kendi halindeydi. Dün akşam ziyaretlerindeydik, bizim kaldığımız siteye yerleşmişler, tüm eksikleri bizim tarafımızdan giderilmişti. Her şeyi Serdar ayarlamış, babaannesi de kışlık bir sürü şey yollamıştı. Yani dolu bir süreçti ama aynı zamanda insana derin bir sakinlik katan bir süreçti.

Hamza olayına ise hem kendi içimde hem de Serdar’ la asla giremiyordum. Girmek bir yana, yanından yöresinden geçmek beni tanıdık bir ağlama krizine sürükleyecekti sanki. Bu yüzden ne yer yer ben yanındayken dahi beş karış suratla gezinen Serdar’ a ne de kendime tek kelime edemiyordum. Ama biliyordum, onu hissedebilmek güç değildi.

“Tamam kolay bir şeyler yap o zaman. Dışarıya da çıkıp üşüme, bir şey olursa ara.” Her birine başımı salladım, zaten hem sürekli tembihlediği şeylerdi hem de bugün çok keyfim yoktu. Tahmin ediyorum ki tüm gün kahve içip sıcak sıcak oturacaktım.

Sessizliğimizi sürdürdük, eli direksiyonda hareket ederken bugün ilk defa bir müzik açmadan yolculuk ediyorduk. Normalde her zaman kıpır kıpır olan bendim, radyoya ilk uzanan ve Serdar’ a saçma gelen şarkılara yönelen bendim ama bugün aklıma bile gelmemişti.

Sonunda derin bir nefes alıp başımı yana eğdiğimde “Serdar’ ım.” Diye iç çekmiştim. Bana döndü, “Efendim yavrum?” Okula varmak üzereydik, dudak büktüm. “Seni seviyorum.” Çok. Bugün yeni dönemimizin ilk günüydü, zamanın nasıl akacağı konusunda bir fikrim yoktu ama yorgun ve keyifliydim. Her ne olursa olsun arkamda bir dağ, önümde koca bir adam vardı bunun güveni bana yetiyor da artıyordu.

Onun da bana karşı gülümsediğini hissedebiliyordum. “Ben gece bunu sana uzun uzun söyledim zaten.” Biliyorum biliyorum evet…. İçimdeyken ve sonrasında defalarca susmadan beni öpe koklaya sevdiğini söylemişti. E o koşuşturmacada birkaç gün ayrı kalınca özlemiştik birbirimizi, sonrası malum…

Kıkırdayarak gözlerimi yumdum, “Biliyorum, ben bugün de seviyorum seni.” Dünden ayrı, bugüne has, en çok… Sözlerim ona derin bir nefes aldırmıştı. Arabayı kenara çekmesiyle ona döndüm, okula iki dakika kadar yürüme mesafesindeydik.

“Gelsene biraz öpeyim seni.” O beni böyle çağırınca zihnim ufak ve paytak adımlarla hep ona koşuyordu. Tıpkı zihnim gibi, “Kociiş.” Diye cıvıldayarak kendimi Serdar’ ın kollarına atıverdim. “Yavrum.”

Çok da rahat değildi ama yine de bacaklarımı açıp kucağına oturmuş, kollarımı boynuna sarmıştım. Önce boynunu, sonra çenesini öpe öpe traş olmuş yüzünden geçip onun da hareketiyle dudaklarına kapandım.

Alt dudağım etli dudakları tarafından emiliyordu. Gülümseyerek kendime onun için bir yer açtım ve dilim diline ulaştı. Ona karışmak, Serdar’ a karışmak bende bambaşkaydı. Günün her saatinde, hayatımın her anında onunla olmak o kadar güzeldi ki aksine ayrı kaldığımızı düşünmek beni mahvediyordu.

Her anına, dudaklarından diline, duygularına ve bedenine tarafımca böyle sahip olmak en eşsiz duyguydu. Daha yeni yeni Serdar’ ın benim kocam olduğuna ve ona benden başka kimsenin dokunamayacağına kendimi adapte ediyordum. O kadar güzeldi ki bunu bünyem yavaşça fark ediyordu.

Onunla sadece ben sevişiyordum, Serdar sadece beni böyle kıyamaz bir halde seviyordu, sadece bana çok yumuşaktı, bu dudakları ilk ve son kez doya doya ben öpüyordum, onun kucağına oturan ilk kadın bendim. Ona böyle hükmeden, ilk…

Serdar’ ı da şimdi şimdi anlıyordum. Beni koruması, kimsenin yanıma yaklaşmamı istememesi, ondan önceki hayatım… Tabi Serdar benden daha şanslıydı, bu hususta ne yazık ki bizi ayıran birkaç mesele vardı.

Serdar ellerini sırtımda hareketlendirirken ondan yavaşça ayrılıp yüzüne kapandım. Başı koltuğa yaslı, sakin nefesleriyle sanki beni dinliyordu.

Ensemi kavrayıp ovunca kaşlarımı çatıp yutkundum “Bazen sana çok kızıyorum, içim çok kırılıyor.” O biliyordu nedenini. Dudaklarımı ıslattım, “Bazen de işte sana kırılamayacak kadar seviyorum seni.” Derken yüz hatlarım ister istemez yumuşacık oldu.

Onu sevdiğimi düşünmek bile beni bitiriyordu.

Hafif gülümsediğini hissettim, “Ne yapalım boşanalım mı?” Bu duruma o kadar ihtimal vermiyordu ki dalga geçiyordu resmen.

Ondan ayrıldım ve birden beş karış olan suratımla elimi yumruk yapıp koluna doğru savurdum. “Pislik yapma.” Buradan bakarsak canı hayli acıdı, ancak gülümseyen yüzüne bakarsak hissetmedi bile.

Buklelerimi arkaya ittim, uzun siyah kirpiklerimi parmağımla düzelttiğim sırada başını aheste aheste arkaya atıp kolunu “Oy, kurban olurum sanaaa.” Diye bana sardı. Başımı öptü, kokladı “Öyle bir şeyin olmayacağını en iyi sen biliyorsun canımın içi.” Ve sıkıca sarıldı.

Elbette.

Yine de surat asmadan edemedim. “Biliyorum ama senin çenen açıldı iyice.” Büyümüş, açılmış da dalga geçiyor beyefendi.

Sarılmaktan asla vaz geçmedi, aksine başını omzuma koyup beni sıkarak sardı. “Çok suratsızım diye yakınan sen değil miydin? Ben yanlış mı hatırlıyorum?” Yakınmamak gerekirmiş. Erkek milleti biraz şeymiş, gıcık.

Tam da bu nedenden gözlerimi devirip dudak büktüm. Ben bırakıp gitmekle ilgili şakalar yapmayacaktım ama o yapabilirdi. Çünkü ben giderdim, daha evvel de gittim ama o gitmezdi, daha evvel hiç gitmedi.

“Tamam abartmayalım. Sen suçunu kabullen özrünü dile, ben de affetmiş gibi yapayım. Tabi sonra arada hatırlatıp yeniden sinir olayım, sonra sen yine özür dile mis gibi geçinip gidelim Serdar.” Evlilik dedikleri şey de buymuş işte, tam benlikmiş meğer bu işler. Ay beni kim korkutmuştu bu evlilikten? Bayıldım birkaç haftada.

Sözlerimle Serdar’ ın gülüşü arabada duyulmuştu. 

Keyifle “Sevgilim de.” Diyerek gülümsemeye devam etti. Tabi ki “Sevgilim.” Her zaman, istediği bu olsun.

Yetmedi, kokumu keyifle içine çekti. “Kocam de.” Ah kociiiş.

Kollarında sırıttım, “Kocam.” Başını salladı, dahasını arzu edip “Seni seviyorum de.” Derken o kadar mutluydu ki ben de anları unutup mutlu oldum. “Seni çok seviyorum.” Kelimeleri içime çeke çeke, hak ettiği gibi yani.

Şakağımı öptü, keyifliydi ve abarttığının o da farkındaydı. “Sensiz yapamam de.” Onsuz yapamazdım zaten. Yani, zorlamamak gerekirdi yapamazdım işte insan duyguları olmadan yapabilir miydi?

Deri ceketinin fermuarı yüzüme değerken siyah ince kazağını koklayıp soludum. “Sensiz nefes bile alamam, yapamam sensiz.” Ne kadar ciddi olduğumu belli etmek için de başımı bir yandan iki yana sallamıştım.

“Bu gece yine koynunda, altında sabaha kadar senin adınla inleyeceğim de.” Bu kaba sesten de zaten böyle bir şey çıkardı. Ve bir ses bir kadını anca bu kadar etkileyebilirdi.

Olduğum yerde tekrar doğruldum, gözlerimi ona hesap sorar gibi kıstım ve konuyu ti ye aldım. “Sonra da okula geç kalayım.” Dün gece bu dediği olmuştu, sonucu ikimiz de çok iyi görüyorduk ki daha fazla dayanamayıp koca ellerini yanaklarıma koydu, “Özür dilerim,” keyifliydi hafif yüzüme doğru eğildi “Özür dileriim, eve gidince uyu yavrum uykun var gözlerinden belli.” Çok var, duş alıp uyuyana kadar saat üç olmuştu, uyku düzenim de bozuktu dörtte uykuya dalıp altıda uyanmıştım.

“Gel öpeyim bir kere daha barışıp ayrılalım.” Başımı arkaya yasladım, dudaklarımı kabullenmişlikle büzerek ona uzattım. “Olur.”

Serdar’ ın da dediği gibi öpüşüp barıştık sonra ben yan koltuğa geçtim o da arabayı çalıştırıp birkaç dakika içinde hukuk fakültesinin önüne park etti. Arabanın park edilmesiyle camımın tıklatılması bir oldu.

Ne olduğuna bakarak yavaşça sağıma dönmem Serdar’ ı aynı yönde hareket ettirmişti anca her kimse yüzü gözükmüyordu alanımda sadece bir erkek gövdesi vardı.

Kapıyı açtım, açılınca karşımdaki adam “Aman.” Diyerek eğildi. “Oğlum dur eğileyim de yüzümü gör.” Bizden olan sima benim gülüşümle elini Serdar’ a doğru uzatmıştı. “Bu manyak kafama sıkar falan şimdi.” Emir’ di. Sabahın bu saatinde geldiği yetmezmiş gibi bir de enerjisi nasıl yerindeydi.

Serdar’ ın “Azat onu bildiğinden sabah mesaj attı bana, sen rahat ol.” Deyişiyle bir ona bir Emir’ e dönmüştüm. Birlikte araçtan indik, ben Emir’ e sarılırken arka tarafta kalan arabadan Azat, Sena ve Dilan iniyorlardı.

Ders saati yaklaştığından fakültenin önü hayli doluydu, tanıdık yüzleri, bize bakan sınıf arkadaşlarımı ve öğretim görevlilerini çok net görebiliyordum. Binaların arasından girişe yönelen insanlardan ziyade peş peşe çekilmiş araçların arasında güle güle keyifle birleştik.

Bu sırada herkes birbirine selam veriyor ben ise ne olduğunu, burada ne yaptığımızı anlayamıyordum. Sena’ dan ayrıldığımda ağzım kulaklarımdaydı. “Siz neden geldiniz ya?” Diye diye ilerleyip Serdar’ ın yanında durdum. Böyle herkes mutlu, sanki aylardır görüşmüyoruz.

Elimi Serdar’ ın sırtına uzatmamla kolunu omzuma sarıp beni keyifle kendine çekti.

Azat ve Sena’ da tam karşımızda yan yanaydı. Azat “Ben benim sarıyı almaya gittim size.” Diyerek Dilan’ a döndü. “Dilan’ ı da derse bırakacaktık.” Sonra takım elbisesinin yakasını düzeltip Serdar’ ın arabaya yaslı bizi izleyen Emir’ e baktı.

“Emir’ i de zorla aldık ilk gün birleşelim dedik.” Çok da güzel olmuştu, bayılmıştım bu halimize. Onlarla her an yan yana olmayı zaten çok seviyorum her zaman da fazlasıyla eğleniyorduk. Artık aile olduğumuz konusunda bir netliğim vardı.

Mutlu olmuştum, “İyi yaptınız.” Derken bir yandan başımı Serdar’ a yaslıyor bir yandan da elimi Emir’ e uzatıyordum. Yumruk yaptığı eli elime vurdu, Dilan’ a  döndüm. “Dilan biz dün konuştuk seninle yok dedin dersim?” Telefonuyla ilgileniyordu, onu keyifle cebine koydu “Arkadaşlarla buluşacağız.” Kaşlarımı anladım der gibi havalandırdım, az çok tanıyordum daha evvel onun grubuyla birkaç kere görüşmüştüm. Fazla eğlenceliydiler.

Kollarını birbirine bağladı, topuklu botlarımla olduğun yerde açılır gibi yükselip durdum. “Boş dersin varsa kızlar seni görmek istiyor ama, haberleşir miyiz?” Başımı olur olmaz gibi salladım, ders programını tam bilmiyordum bir de kulağım “Sen benimle geliyorsun.” Diyen Serdar’ daydı.

Dilan’ a “Haberleşiriz aşkım.” Diyerek Serdar’ a cevap veren Emir’ e döndüm. “Tamam komutanım.”  

Sanırım Emir arabasız geldiği için Serdar’ la gidecekti, Sena’ da elbette ki Azat’ la.

Dilan bu defa da Sena’ ya meyillenmişti, “Keşke sen de gelsen ya.” Azat elini Sena’ nın omzuna atmış Sena ise kollarını birbirine bağlamış Azat’ a karşılık vermiyor, sakince etrafı izliyordu.

Pek keyifli değildi sanki, kırmızı ruju dışında makyaj yapmıştı. Topuklu ayakkabılarını da geçen birlikte almıştık, çantasıyla birlikte çok şık duruyorlardı. Onu izlerken gülümseyen simam Azat’ a meyillenince daha da arttı.

Azat’ ın duruşu dahi o kadar aitti ki, sevgilisine aynı zamanda sahip olduğunu ciddi bir duruşla ifade ediyordu sanki. Onunla geçirdiğim dört ayda Azat bu duruşu tek başına sergilemişti ve şimdi Sena ona fena halde yakışıyordu.

Aklım gelmesi konusuna ısrar eden Dilan’ a gitti. Sena aslında gelebilirdi, Azat bir patron olarak izin verirdi Sena’ ya ama Sena bunu kabul etmezdi. Kaşlarını kaldırıp “İşlerim var benim kuzum.” Derken olan biteni duymayan Azat’ ın Serdar’ a yönelmesiyle Serdar’ dan ayrılıp kuzenime gittim.

Önünde durdum, kaşlarım çatılmıştı. “Ne bu hal?” Sözlerim ona yönelikti mimiklerimden de kastımı anlamıştı. Olduğu yerde hiç kıpırdamadan arkamda kalan Azat’ ı işaret etti. “Ayrılacağım bu dağ ayısından.” Dilan gözlerini devirip “Abi yaa.” Dedi. “Bende diyorum bunun neyi var ne eksik. Hayvan rujuna mı karışıyor?” Onlar birlikte gelmişlerdi, yolda ne olduysa artık.

Sena’ yı anlamamak mümkün değil benzeri yollardan ben de geçmiştim. Bu yüzden dudaklarımı şişirerek ofladım, Sena’ da o sırada daralmış haliyle “Boş verin.” Diyordu. Kimse konuşsa da bir şey değişmezdi. Kaçamak bakışları onda ve bizde gezip durdu. “Neymiş başka renk neyse de kırmızı çok cırtlakmış, çok dikkat çekiyormuş adamı katil edecekmişim bilmem ne.”

Bir an arkamı dönüp Serdar ve Emir’ le bir şeyler konuşan Azat’ a baktım.

Tam bir iş adamıydı, işi varken ondan önemli bir şeyi de yoktu, başarıya aşıktı ve sürekli kazanmak onun işiydi diyebilirim. Özellikle o takımı giyince bambaşka bir adama dönüşüyordu. Yine de tüm bu hallerinin aksine çok güzel, fazla cömert, fedakar ve tersi pis bir adamdı. Onu dost olarak seviyordum, hatta Azat benim hayatımdaki nadir adamlardandı.

Geçenlerde Sena’ dan yükseleninin oğlak olduğunu öğrendiğimde bu haline tam olarak bir anlam yüklemiştim aslında ve normal gelmişti. Oğlaklar böyleydi, hırslı ve işkolik. İşin daha güzel yanı ise Azat’ın yükselenine birlikte bakmış olmalarıydı, öpüşerek ve dahasıyla..

Kıskançtı, bu konuda ne söyleyecek bir sözüm vardı ne de başka bir şey. Ben daha kendiminkiyle başa çıkamıyordum.

Onların ardından gözüm insanlara kayınca Dilan’ ın sabit sesi beni eski halime çevirdi. “O zaman kırmızı ruj sürmeyen birini bulsun kendine. O seni böyle biliyordu, böyle tanıdı sonuçta, değişmeni istiyorsa defolsun başka kapıya.” Sözleri ve donuk bakışları yerde sabitliydi, konudan sıyrılıp hararetle “Şimdi bir dakika.” Diyerek araya girdim.

Sena’ ya “Senin konun belli, anladık muhabbeti o bir cepte dursun da.” Diye diye Dilan’ a döndüm. “Sen neden böylesin?” Başını kaldırıp nasılım der gibi baktı.

“Son zamanlarda bir iyisin bir çok donuksun. Keyifsizsin, o espriler yapan her şeye atılan susmayan kız gidiyor böyle Bakırköy’ den çıkma bir tipleme geliyor.” Elimi hayırdır diye savuruşuma bakarken yine çok yorgundu. Aslında Sena’ yla ara ara konuşuyorduk ve ne olduğunu az çok anlıyorduk ama o kadar ihtimal vermiyorduk ki konusunu dahi açmıyorduk.

Dilan elini bir anlık kuzenime uzattı, “Bence bu tarafa yönelelim.” Sena itirazla atıldı. “Hayır hayır benim konumda bir şey yok ne konuşacağız ki? Hazan haklı soracağız soracağız soramıyoruz.” Yeri gelse, hiç baş başa kalamadık ki.

“Bir şey yok.” Diyerek geçiştirdi, onu onayladım. “Ayakta konuşulacak mezvular değil zaten, bir ara bize gelin Serdar’ ı bir yerlere yollayayım da birleşelim.” Sena’ ya döndüm, parmağımı yüzüne doğru kaldırdım. “Sen de yüz verme. Azat’ ı severim ama sürdüğün bir ruj ona da karışmasın bir zahmet.” Başını eminlikle salladı, “E herhalde. Emir geldi diye tartışamadık sonra halledeceğim ben bunu.” Hiç şüphem yoktu Sena kendini asla ezdirmezdi zaten.

Vakit geçtiğinden kızlarla vedalaştım, Serdar’ a döndüğümde boyu sayesinde onu görebiliyordum ama Azat ve Emir önümü kapatmıştı. Birkaç adım attım, “Tasdikleri halledelim noterde-” Azat bir şeyler konuşuyordu. Baktım geçebilecek gibi değilim onlar da bir muhabbetin içindeler, başımı hafif eğip ellerimi onların arasına soktum. “Bir dakika yaa kocamı göreceğim.” Hafif yükselen sesimle bir nevi ayırıyordum ikiliyi.

Ki ayrıldılar da, onlar çekilirken “Aman.” Dedi Azat. “Yesinler kocanı.” onun sözleri eşliğinde bana keyifle kollarını açan kocama ulaşmıştım bile. Kaşlarımı kaldırıp gülerken “Hııı.” Diye geçiştirdim onları.

“Hay arkadaş biz boşansın diye bakıyoruz kız kocam diye yapışıyor adama.” Emir’ in sesi beni iyice güldürmüştü. Yanağımı Serdar’ ın göğsüne sürttüm. Topuklu botlarım sayesinde boyum on on iki santim daha uzundu, Serdar’ a daha yakındım ve böyle çok daha güzeldi her şey.

Serdar saçlarımı okşayıp diplerini öpünce derin bir nefes sesi duydum, tahminen Emir’ dendi. “Siz baş başayken de böyle misiniz yoksa şimdi bize gövde gösterisi mi yapıyorsunuz?”

Bir bilsen…

Başımı keyifle arkaya attım, “Baş başayken nasılız bilemezsin Emiiiir.” Serdar o sırada söylememem gereken bir şey ağzımdan kaçırmışım gibi uyarıcı bir tonda “Şşş.” Diyerek beni susturdu. Gözlerimi ona araladım, başını sağa doğru hareketlendirdi. “Hadi derse, üşüme burada.”

Hiç de bir şey söylemeyecektim ama yan yanayken de çok güzel olduğumuzu bilsinler isterdim. Kimsenin aklı kalmasın, çok güzel bir evlilik yaşıyoruz bunu siz de bilin mesajını açık açık vermeyi çok isterdim. Bir yandan da Serdar haklıydı, evin özeli evde, bizim özelimiz bizde kalmalıydı.

Tekrar hadi demesine fırsat vermeden ondan ayrılarak Emir ve Azat’ a arkada kalan Dilan’ la Sena’ ya el sallayıp fakülteye doğru ilerledim. Adımlarım netti, onlara arkamı döndüğüm gibi kaşlarım çatılmış ve ciddiyetim tüm yüzümü sarmıştı.

Siyah topuklarımın merdivenlerde duyulması, bu hoş tınıyı çok seviyordum, hatta yüzüm bununla gülümsedi. Tek elimle yüzüme gelen siyah saçlarımı geriye atarken bakışlarım bir hesabın içindeydi. Hayatım hiç olmadığı yöne şekillenişi, benim tüm meselem buydu. İlk yılımdan bu güne, dördüncü sınıfta hayatıma giren insanlarla başka bir okula giriyordum, üstelik geride kalıp beni izleyenlerden biri de kocamdı.

💎

Sevildikçe şımarır mı insan? Peki ben, Serdar beni sevdikçe şımarıyor muydum?

Acaba değişiyor muydu çevreye karşı tutumum, ona karşı halim? Daha mı saygısız oluyordum? Oysa Serdar’ a her zaman saygı duyuyor, ondan her zaman bir adım çekiniyordum.

Birini, birilerini boşluyor ya da es geçiyor muydum?

Sena’ yla az ilgileniyor, Serdar’ ı üzüyor muydum?

Eksik yönlerim var mıydı? Bunları görememek ne acıydı.

Belki de Serdar beni sevdikçe şımarıyordum, bu yüzden küçükken hiç sevilmemiştim babam tarafından. Sevgiyi hak edenler vardı bir de hak etmeyenler. Onu taşıyamayanlar, şımaranlar, değişenler…

Ben onlardan biri miydim?

Ya da daha önemlisi; sevildiği için değişen insan sevilmeyi hak etmeyen insan mıydı? Kötü bir insan mıydı?

Ben neden sevilmedim? Değişirim diye mi? Ya da şimdi değiştiysem bu daha evvel sevgiyi hiç görmediğimden miydi?

Aklımda onlarca soru, her birinin köküne en dibine iniyordum ve dakikalarca orada bir ağ yumağından kurtulmaya çalışıyordum sanki.

Beni bu hayata itip o karanlığı yaşatan neydi? Başkandan evvel, babamla birlikte ve ondan sonra?

Gözlerimi sıkıntıyla yumdum, açtığımda bambaşka bir konuda kendimi ikileme götürüyordum. Bu soruların cevabını öylesine biliyordum ki ben, o cevaplar içimde bir yığın hıçkırığı dürtüyordu.

Sıraya daldım, onlu yaşların ortasında okuldaki erkeklerle oynuyorum diye bana tokat atan babam, beş parmağımın izi nasıl da çıkmıştı yüzümde? Kurduğu cümleler o yaşlarda gururumu yıkmaya o kadar müsaitti ki; kendimi bunun aksi olduğuna inandırmasam özgüvensiz bir kız olarak hayatıma devam ederdim.

Her şeyim yiterdi, tepeden tırnağa… Şarkı söylemeyi geçtim o sahnelere çıkamazdım bile. Babam öldükten sonra dahi iğrenç bir kız olduğuma karar verip yirmi yaşımda da sevmediğim bir adamla evlenirdim muhtemelen.

On iki yaşlarımda, amcamların yanında tişort giydim diye kafir ilan edilişim, işittiğim onca hakaretin ardından amcamın beni on sekizime girdiğim gibi evlendirme teklifi. Yatılı kursa verme teklifi, annemin tüm bunlara karşı çıkışı… Ki kaldım da, o yatılı kursun üçüncü günü kaçtım oradan, ardından gelen onca kavga kıyamet, nefret..

Annem korumuştu, hiç unutmam.

Liseyi kazandığımda okula yazdırmak istemeyişiyle birlikte yine bir kurs meselesini az çok yarım yamalak hatırlıyorum, annem önünde durmuştu babamın. Yine de her şeye rağmen annem, bir tek annem…

Bir gün babamın arkadaşına dil çıkartmışım. O kadar küçüğüm ki hatırlamıyorum bile ama o akşam eve geldiğinde beni burnumdan kan gelene kadar dövmüştü, o dayağı hiç unutmuyorum.

Bazı anlar mıh olup yer edinmişti zihnimde, kötü anlarımı sandığa bohça misali saklamak gibi bir derdim vardı. Hiç gitmiyordu aklımdan, onları ara ara ortaya çıkartan yine ben oluyordum. Akıl alır gibi de değildi ama bunca yaşanmışlığın arasından nasıl sıyrılmıştım ben? Zaman akmıştı ve anılarım zamana yenik düşmüştü. Vefat eden, katledilen duygularım her daim bir zaman kavramına yenikti, bazen de gebe.

Kıyafet bizde hep bir sorundu, topuklu ayakkabı ise aşifte işi. Şimdi ve geçmişteki bu dikliğimin sebebini ben biliyorum, hep biliyordum. Uğruna aşağılandığım elbiseler, kollarım görünüyor diye yediğim dayaklar, güya bağrımın açık olması, kısa sanılan diz boyu etekler…

Hiçbirini hak etmedim.

Hiçbir zaman o üslubu hak etmedim.

Sadece topuz yapabildiğim ve bu yüzden kökleri acıyan, o yöne şekil olan saçlarımı birini sevmesine ihtiyacım yoktu ama o dönemler biri okşasa her şey geçerdi sanki. Babam hayatımdan çıktığında tokamın izi gitsin diye saçlarımın bir kısmını kesmiştim. O sevmemişti, ben de kesip kurtulmuştum. Tabi her şey saç değildi anıları kesemiyordum.

Altı yedi yaşlarımda bisikletle gezerken yolda onu gördüğümde direksiyonu başka yöne çevirirdim hep. Haftalık işten geliş saatlerini bilirdim, o saatleri sevmezdim. Eve akşam gelecekse de o gelmeden birkaç dakika evvel eve girerdim. Bir kere görmüş beni, aynı şiddetin bol ağlamalısını yaşamıştım da yaptığımdan hiç pişman olmamıştım.

Ömrüm ondan kaçmakla geçmişti. Sokaklarda, caddelerde, evde, akraba günlerinde, düğünlerde, oje sürdüğümde, her an her şekilde her yerde… Şimdi de ruhu boğuyordu beni, anılarından kaçıyordum ama işe bazen böyle, yaka paça tutuyordu sanki.

Bir zamanlar hayatımda sürekli bir döverim, kırarım kafanı, kemiklerini kırarım meselesi olduğundan şimdilerde şaka da yapılsa irite olduğum konulardı. Neyse ki Serdar çok sertti ama böyle bir adam değildi, ağzından benzeri cümleler duymak imkansızdı.

O bambaşka bir adamdı.

İşte babamdan, amcamlardan sonra başkan öyle ters yönde gelmişti ki bana, başta inanamamıştım ama sonra asıl dünyanın başkanda olduğuna inanmış ve şahit olmuştum. Başkan baba değildi, baba nasıl olur bir fikrim yoktu, ihtiyacım da yoktu başkan çok iyi bir insandı sadece.

Bu yüzden şimdi ona ha baba demişim, ha başkan demişim. Babalıktan nefret etmişken ona baba demek ağzımda büyürdü. Başkan iyiydi, güzeldi, duygusu varsa babadan da öteydi.

Mesela babam, bana hayatımda sadece bir kere kızım demişti o da öfkeyle sen gerizekalı mısın kızımdı. Şimdi bana biri kızım dese ne demese ne? Ben başkana baba desem ne demesem ne?

Yaşadığım yirmi yılı bir ana doldurmak o kadar anlamsızdı ki beni kuzenlerimin içinde bu kız utanır, zoruna gider demeden döven, azarlayan adamı hatırlamak kadar boştu. Hatırlayıp dua etmeyi geçtim tarafımca hatırlanmayı bile hak etmeyen bir adamdı o.

Şimdi tekrar kendi kendime… Ben sevildikçe şımarırım diye mi küçükken hiç sevilmemiştim babam tarafından?

Yaprağın dönen yüzüne bakarken kendi kendime gülümsedim, dudaklarım daha da gerildi ve aklım bana uzun uzun sırayı izletti. Ders aktı, hocanın anlattıklarından tek bir cümle duymadım ama kendimi de kendi sessizliğimden bir saniye almadım.

Babam sevmedi, sevsin de istemezdim.

Babam öldü, o ölünce ben var oldum. Yaşım yirmi bir, yaşım aslında bir…

Berrak vefat etti, aklımı yitiririm bunu düşünmemeliyim.

Dedem öldü, hala inanamıyorum ama eğer öyleyse dünyam dibi gördü.

Bir adama aşık oldum, bu gönlüm bir yarada çiçeğe filiz verdi.

O adam Serdar, Serdar bana kör kütük aşık oldu. Ben dünyada bin bir çiçek bahçesine düştüm.

Serdar beni çok seviyor.

Serdar bana öyle bir aşık, beni öyle seviyor öyle öpüyor ki aklım almıyor. Onunla sevişiyorum, uyuyorum, ona sarılıyorum ayaklarıma dünyayı seviyor ben şimdi bunları hak etmiş mi oldum?Benim kalbim şımardı mı?

Zihnim babam beni hiç sevmedi ama Serdar bana çok aşık diye ikiye ayrılmaya çalışırken birbirine girdi. Birini çekip alamadım, elle tutamadan konudan sıyırıp. Serdar’ ın sevgisi sanki babamın nefreti karşısında hiç olup gitti, o nefret beni boğdu sanki kendimi çekemedim, önüme düşeni bozamadım, istediğimi alamadım yaşadığım haram gibi hissettim.

Sevilmeyi hak etmedim.

Babamı affedemedim, onu affetmezken en çok da kendimi bitirdim. Sevgiye ait olamadım, sahip olduğumu sorguladım durdum.

Hak ettim mi ben şimdi?

Nasıl çorba oldu tüm konu? Ben iyi miydim kötü müydüm şimdi? Beni neden biri hiç sevmezken diğer çok sevdi? O zaman neden bu dengesizlik?

Birbirine zıt iki farklı konu, ucuz bir yapışkanla birbirine tutturulmuş ve yavaşça ayrılmış gibi. Arada kalan yapıştırıcı ağ misali ortada kalmış, imkanı yok  ayrılmıyordu. Şu an sevgi ve nefret bende tam olarak bu haldeydi. Ben o yapışkan ağ tabakasında ipleri ayıramıyordum, ruhum da ayıramadıkça sıkışıyordu. Feryatla silkelenecektim ki telefonumun ekranı titremeyle yandı.

Ellerim sıraya eğdiğim başımın iki yanında, dirseklerime karışan saçlarım ise sıradaydı. Hiç ellemedim, gözümün ucu telefona kaydı. Onun beni yeniden hatırlaması ve bunu bir mesaj yoluyla ifade edişi normal şartlarda içimdeki haylazı keyifle dürterdi.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Yavrum özledim lan

Normalde bu mesajla ona bir sürü şey söyler, muhabbeti devam ettirir ve akşam da ay Serdar ne kadar güzeldi diye yükselirdim.

Aptal yanım.

Aptalca şımaran yanım.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Benim imtihanım da sensin. Ayrılalı iki saat oldu özlenir mi? Çok özledim

Mesajlar bir bir geliyordu, kendimle çelişiyordum ama yine de içimin yapışkan tarafını belleyip o yöne kayarken burukça gülümsemeye başladım.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Bir bahane bulup beni çağırsan iki dakikada kapında köpeğim

Serdar… O kadar çok şey geçiyordu ki aklımdan. Başta nasıl değiştiğin, beni nasıl hissettiğin, nasıl bunları yazdığın. Onlarca soru, onlarca cevap.

Bir elim hala başımda, dudağımın kenarı kıvrılmış. Telefona uzanıp tek parmağımda ona kısa ve yavaş bir cevap yazdım.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Neyimi özledin?

Gönderen; Serdar

Mesaj; Bıcır bıcırsın yerinde duramıyorsun ya onu özledim.

Ben bundan yakınmıştım fakat görünen o ki şımarmamı seviyordu. Yanlış mıydım? Ya da en iyisi bunu ona sormalı.

Yazıyor…

Gönderen; Serdar

Mesaj; Bir de ben sadece senin yanında gülüyormuşum onu fark ettim

Benim de yüzümü böyle bir anda bir tek sen güldürüyorsun, beni bu andan sadece sen alabiliyorsun ben de onu fark ettim.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Bu akşam yine elinde bir havuçla kucağıma gelip beni güldürür müsün?

Arabada yaşadıklarımızdan bahsediyordu. O kadar uykuluydum ki bu kadar hoşuna gittiğini tahmin etmemiştim ama mesajı içimi okşadı. Masum, komik, hoş…

Gönderen; Serdar

Mesaj; Hazan ben seni saatlerce öpüp izlemek istiyorum ne olacak bu böyle?

Ben de, ben de beni saatlerce öpüp sevsin istiyordum çünkü ekrana bakarken dolmaya başlayan gözlerimden dahi belli, buna ihtiyacım vardı. Onun sorunsuz ve sonsuz sevgisine her anlamda ihtiyacım vardı.

“Telefonla ilgileneceksen dışarıya çık. Zaten sabahtan beri derste değilsin aklın başka yerlerde.” Birden anca bu kadar korkabilir, tüylerim bir sesle anca bu kadar diken diken olabilirdi. Aklımın aktığı ve hesabını sessizce yaptığım yüzleşmemi böyle bölemezdi, bu biraz acımasızca bir durumdu.

Ona bir cevap veremeden ekranı kapattım, telefondan ise yasakmış gibi kurtuldum. Doğrulup arkama yaslandığımda ketumlaşan halim öğretmeni bulmuştu. “Önemli bir şeydi baktım,” Birkaç metre ileride, elinde kağıtlarla kollarını birbirine bağlamış öfkeli bakışlarıyla beni izliyordu. Bir şey söylemiyordu zira gerek de yoktu, bakışları onun yerine benimle epey sert bir dilde konuşuyordu.

Sanki babam karşımda.

Sanki ben bir yasağı ezip geçmiş, onun ciğerinde bir yeri heba etmiştim. Mimikleri öyle acımasız, öyle öfkeliydi ki kendime edindiğim yerde benliğimi değil onu sorguladım.

Başka bir konunun kinini benim üzerime bu denli taşıyamaz, insanlara olan öfkesini onun kontrolü altında olan kişilere yansıtamazdı. Basit bir telefon olayıyla öfkesini bana yönlendirmesi gereksiz hissettirdi.

Sessizlik,

Gözlüklerini çıkartıp başına taktı, kızıl saçları arasına gizlendi. Onun yüzünden sınıftaki tüm dikkat üzerime toplanmıştı, bunun ağırlığını fazlasıyla hissedebiliyorken dikkatle soludum. “Ayrıca dinlerim ya da dinlemem bu benim sorunum. Önemli olan burada olmam, siz benimle bu şekilde konuşamazsınız.” Kendimi vurgulayışım onun irite eden bakışları kadar netti.

Şaşırmıştı, dudaklarını araladı ve kollarını çözerken sesini azarlar suretle yükseltti. “Ben bir eğitimciyim. Kendine gel karşında öğretmenin var senin hadsiz!” Oysa bu konuda suçsuz olduğuma o kadar emindim ki. Daldığım yerde beni korkutması bile sinir bozucu.

Kaşlarımı havalandırdım, yavaşça bacak bacak üzerine attım. “Evet siz bir eğitimcisiniz ama ben sizin çocuğunuz değilim.” Ki çocuğu dahi olsam bağıramazdı, kimseyle bu şekilde konuşamazdı. Benden yaşça büyük olması ve okumuş olması ona bunu sunmuyordu. Kendimi savunmam da beni terbiyesiz kılmıyordu.

Sesimi sesiyle bastırdı, “Dersi manipüle etme!” Onca insanın bakışları bizdeyken bana doğru ilerlemeye başlamıştı.

Beni bastırmak istiyordu, kendine bir güç gösterisindeydi sanki.

Güçlü duruşuna eş topuklu ayakkabılarının tıkırtısı öyle bir geliyordu ki ona münhasır sakinliğimi korudum. “Dersi manipüle eden ben değilim. Bana karışıp sessizliği bozan sizsiniz.” Sanki tüm sorun benmişim gibi. “Telefon için üzgünüm ama dinleyip dinlememek benim tercihim sizin değil, bu konuda hadsizlik yapan sizsiniz.” Artık tam karşımda duruyor, öfkeyle bana bakıyordu.

Bakışları metal halka küpelerimde gezindi, bir an yüzümü keşfeder gibi izleyip başını hızla salladı, “Bunu notlarında da göreceğiz, terbiyesiz.” Gerek tehditkar gür sesiyle gerek tiksinir bakışıyla ve gerek duruşuyla kendinden o kadar emindi ki şaşırmadan edemedim.

Kaşlarım daha da çatılmış, tüm bedenim ona dönüktü. “Notlarım yüksek, dersle ilgili bir problemim yok, aksi sizin benimle olan sorununuzdur. Kendi meselenizi notlara yansıtacak kadar ilk okul öğretmeni olduğunuzu da düşünmüyorum. Koca koca insanlarız sıkıntı hissediyorsanız gelirsiniz konuşulur, ayrıca bir terbiyesiz varsa o da sizsiniz.” En fazla dersten kalırım.

Tüm sınıfın önünde bunları tartışmak pek hoş bir durum değildi. Hem bu kadar basit bir konuyu nasıl olurdu da buraya kadar taşırdı aklım almıyor ama bana terbiyesiz demesi bam telimi hayli titretmişti. Ona olan tepkimi yeteri kadar sert bir dille ifade ettiğimi de düşünüyorum.

Bir an epey yükselecek gibi oldu ama sonra bakışları yüzüklerime inince sustu, başımı ne var der gibi hareketlendirdim.

Bu onu bir müddet duraksatmış, bir şey düşünüyormuş gibi hareketsiz kalmasına sebep olmuştu. İnce alınmış kaşları, beyaz kazağı ve kırmızı kısa saçları vardı. Belki kırkların sonu, ellilerin ise başında bir yaştaydı. Kısa topuklu ayakkabıları ve kalem eteğiyle bu defa ben onu süzüyordum.

Bakışlarından rahatsız oldum, gözlerinin yöneldiği yüzüklerimi ondan sakındığımda düşünceyle arkasını döndü. “Sıkıntımı dile getirdim, dersimde telefon görmek istemiyordum.”

Masasına doğru ilerleyişini dikkatli bir şaşkınlıkla izlemiştim. Arkasından seslendim “Önemli olduğunu söyledim.” Vardığı yerde yavaşça bana yöneldi, bu defa hayli yavaştı. “Senin eşin asker mi?” Azarlar hali değişmiş, her ne olduysa yerini daha sakin, ılımlı, düşünceli bir ses tonu almıştı.

Sorusu karşısında şaşırdım ve yine aynı anlarda Serdar’ ın adını fısıltıyla duydum. “Serdar Soylu.” Bu ses hocayı onaylıyordu. Birkaç kelime daha, adı, eşi olduğum, evli olduğumuz…

Konumuzun Serdar’ la ne alakası var?

Gözlüklerini taktı, takarken de üstten üstten bana baktı. “Eşinle mi konuştun?” Eşim…

Dudaklarımı aynı sakinlikle aralamıştım. Serdar benim eşimdi ve görüyorum ki ister istemez o benim hayatımın her zaman büyük bir kısmına dahil oluyordu. Şu an dahi hiç girmediği bir ortamda onunla anılıyordum.

“Evet.” Dedim, başını hafif eğer gibi oldu. “Anladım kim olduğunu, tamam.” Kabullenmişti ama daha çok zihniyle beni bir tutuyor, kendini onaylıyordu sanki. “Acilse çıkabilirsin yok yazmayacağım.” Böyle bir şeye ihtiyacım yoktu.

Sessiz kaldım, o da derin bir nefes alıp sınıfa yöneldi.  “Konuya dönelim, Hasan Mert devam et.”

İçinde bulunduğum hal o kadar karışık ve farklıydı ki ne hissedeceğimi tam kestiremiyordum. Konu dağıldı,   oflayarak gözlerimi devirdim, küpemi düzelttim, omuzlarımı indirdiğimdeyse Seren’ in sesini işitmiştim. “Bunaldıysan çık.” Tam arkamda oturuyordu, başımı yavaş yavaş iki yana hareket ettirdim. “Gerek yok.” Sadece garip bir andı.

O kadar garipti ki üzerine var sayımlar yapmayıp konuyu bir kenara ittim.

“Sen bilirsin.” Uzun zamandır o ve grubu benimle yakın olmaya çalışıyordu. Bu laf atan, sınıf grubunda beni önemli şeylere etiketleyen ve ara ara ne yaptığımı merak eden hallerine alışıktım yani.

Tayfun’ un mırıltısını duyabiliyordum bir şeylerden bahsediyordu. Yanımda oturan Derya’ ya bakar gibi oldum “Ne kadar kaldı bitmesine?” başımı arkaya attım. İlk dersti, arada kendime sıcak bir şeyler almam lazımdı çünkü hem üşüyordum hem de çok iyi hissetmiyordum.

“Dört dakika var.” Bitmişti resmen ve ben tüm ders boyu bir boşluğa sabit kalıp çocukluğuma inmiştim. Babamdan kalan yaraları sarmamıştım sarmak gibi bir derdim yoktu sadece ne durumdalar diye bakmıştım, dokunamamıştım. Serdar bir mesajla dokunmuştu.

“Notları bana verir misiniz?” Bir muhabbetimiz yoktu ama birbirimizden not saklamıyorduk, bu konuda oldukça bonkördük. Zaten ilk dönem öyle bir ders çalışmıştım ki genelde notlarını paylaşan ben oluyordum.

Bugün bir istisna olarak onlardan ilk defa not istiyordum. Tayfun “Atayım mı mesaj olarak yoksa çeker misin Hazan?” Derken Seren ona itiraz etti “Dur senin yazın çok karışık ben güzel yazdım.”

İkilinin muhabbetine Derya kendi notlarını önüme iterken “İkinizinkini de çekeyim.” Diyerek son verdim. Sonuçta herkesin not alma stili başkaydı, birleştirir güzel bir şey çıkartırdım akşam da çalışırdım.

Birkaç dakika sonra hocanın dersi bitirmesiyle hep birlikte ayaklandık. Seren saçımın ucunu düzeltiyordu telefonumla Tayfun’ un önüme koyduğu notlara yöneldim. “Seren.” Tamam bana iyi davranıyordu ve bir art niyet sezmiyordum ama…

“Efendim?” Kamerayı açtım, fotoğrafı çekecekken durup ona döndüm. “Bak Azat benim kardeşim gibi. Sena’ da kuzenim, hatta kardeşim. Azat’ a olan hislerini ilk günden belli ettin sen, onlar şimdi bir birliktelik yaşıyorlar ve mutlular. Söylemek istedim sadece.” Sakin sakin beni dinliyordu, gözlerini kapatıp açtığında onu daha iyi anlamayı diledim.

Sarı saçlarını bugün toplamış, yüzünde gram makyaj yoktu ama böyle de çok güzeldi. Kendi halinde sanki herkesten elini kolunu çekmişti. En azından ben yüzüne bakınca bunu hissediyordum.

Başını kabullenmişlikle salladı. “Şimdi sen de o günden sonra benimle çok muhatap olmak istemiyorsun, anlıyorum.” Böyle hissetmesini istemezdim ama ben Yeliz gibi değildim, onun bana yaptığını Sena’ ya asla yapamazdım.

“Öyle de değil aslında.” Diyerek başımı yana eğdim, sözümü kesti “Anlıyorum, gerçekten.” Umarım anlıyordur, böyle olsun istemezdim çünkü.

“Yine de benim seninle bir sorunum yok. Bir şeye ihtiyacın olduğunda yardım ederim mesela ama seninle arkadaş olamam.” Azat’ a olan hisleri geçsin ya da geçmesin, o gün yaşandı. O günün üzerine bir arkadaşlık gelmez.

Mimikleri bunu fazlasıyla ifade ediyordu “Farkındayım zaten, sen böyle çok sinirlisin, güçlü bir karaktersin, fazla agresifsin falan ama çok iyi bir kızsın. İyi de bir dostsun.” Bu ara gerçekten, özellikle de okulda olduğum zamanlar kendimi kontrol edemiyor, herkese nefretle bakıyordum. Sürekli bir bağırış derdinde, birilerini azarlamaya hem çok müsaitim hem de bu konuda üzgünüm.

Kendimi kendi içimde saklar gibi oldum, başımı hareketlendirdim ve mırıldandım. “Teşekkür ederim.” Sena’ ya bunu yapamazdım, ben olsam beni affetmezdim çünkü.

Notları çekmeye döndüğümde Nurullah benim kalktığım yere oturmuştu. Sınıfta yükselen sesler, muhabbetler, el kol şakaları derken bir çoğu sınıfı boşaltmıştı. “Geliyor musun kantine gidiyoruz?” Kaşlarımı kaldırdım, “Teşekkür ederim gelmiyorum Nurullah.” Serdar çok hoşlanmazdı bu durumdan. Zaten grupta Seren ve ilk günlerde tartıştığım kızlar da vardı hoş olmazdı.

“E Hazan hadi ama adam yemiyoruz. Sen çok kafa kızsın.” O biraz ısrar etti, ben gülümseyip dururken inatla yok dedim. Onlar da komik insanlardı kabul ediyorum ama bu konular benim içimde uzun meselelerdi.

Halim yoktu, keyfim zaten hiçbir zaman olmamıştı.

Birlikte sınıftan çıktık, Sena’ da gelen mesajlara adımlarımı yavaşlatıp göz atmaya başladım.

Gönderen; Sena

Mesaj; Tartıştık

Gönderen; Sena

Mesaj; Ama ben bu adamı seviyorum Hazan ne olacak bilmiyorum. Hayatıma giren onca erkekten sonra Azat bambaşka geliyor

Yalandan, dolandan, hissizleşmiş hislerden ve nicelerinden onlarca erkek girmişti Sena’ nın hayatına. Bana söyledikleri, söylemeye üşendikleri, unuttukları derken hatta belki yüzlerce erkek.

Dolayısıyla her birinde aynı şeyleri hissedip bir başkasında böyle kalmak onun için olduğu kadar benim için de güzeldi. Özellikle de o kişi Azat olunca.. Bu ilişkide heyecan duyan sadece ikisi değildi yani, öpüşmelerini dinlemek bile beni bir çocuk gibi mutlu ediyordu. Kavgaları da keza aynı şekilde.

Gönderen; Sena

Mesaj; İlerisini düşünmüyorum onun yanında mutluyum ve kendimi ilk defa değerli hissediyorum

Gönderen; Sena

Mesaj; Bir de güvende.

Gönderen; Sena

Mesaj; Sataşıyorum bulaşıyorum istediğimi söyleyebiliyorum yanında kendim olabiliyorum ve hiçbir zaman tek kelime etmiyor o da gülüyor, mutlu. Beni sevdiğini gözlerinden bile anlayabiliyorum

Sena yazmaya devam ederken ben kantine girmiş kendime bir kahve alıp oturmuştum bile. Kahvemi masaya koyup mesajları aşağıya kaydırdım.

Gönderen; Sena

Mesaj; Ne zaman canım sıkılsa boş şeyler yapıyorum. Salak hallerime bile gülüyor adam

Gönderen; Sena

Mesaj; O odasında şimdi ben de odamdayım o kadar sinirliyim kiii. Yine de kalbim kırık sanki anladın mi? Anlamışsındır sen

Onu benden başka kimse anlayamazdı şu an. Anlamakla birlikte tüm bunların geçici olduğunu da bildiğimden sakindim sadece.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Konuşmamı istersen konuşurum biliyorsun ama böyle şeyleri ikinizin aşması gerekiyor aşkım

Gönderen; Hazan

Mesaj; İstersen çık gel ya da ben geleyim.

Derslerim yoğundu aslında ama bugün zaten bir gariptim, hiç ders dinleyemiyordum aklım sürekli başka yerlere kayıyordu.

Yazıyor…

Gönderen; Sena

Mesaj; Hayır gerek yok sana yazmak istiyorum sadece

Hava o kadar soğuktu ki ellerimin üşümesi hala geçmemişti. İki elimle masadaki bardağa tutunduğum an İrem kahvesini masaya bırakıp sandalyeyi tutarak “Oturabilir miyim?” dedi. Bakışlarım bir an ona dönmüş, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Başımı salladım, “Gel gel.” ardından Ceren ve İpek’ de geldi.

Hepsi sakin kızlardı, bölümden tanışıyorduk ama pek bir samimiyetim yoktu. İrem’ in “Nasılsın Hazan naber?” Deyişine hafif gülümser gibi oldum. “İyiyim teşekkür ederim sen nasılsın?” Bir yandan da mesajlar geldiğinden “Biriyle konuşmam gerekiyor kızlar bir dakika.” Diye mırıldanıp mesaja yöneldim.

Gönderen; Sena

Mesaj; Geldi şimdi odaya, içeriye girmeden kiminle konuşuyorsun toplantıya gel dedi. Gelmeyeceğim hazanla konuşuyorum dedim bende tamam dedi gitti

Azat bu, öyle kolay bırakmaz zaten, o ilişkinin nasıl olduğuna ben şahit oldum.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Düzelir. Bence kavgaların bile tadını çıkart

Bazen ben eskiyi düşünüp gülümsüyordum mesela. Şimdi tartışsak kafama takmaz eğlenirdim herhalde.  Olduğum yerden bakınca bunlar tatlı olaylardı, ben gülsem de Sena’ ya yansıtmadım.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Rujun sonucu ne?

Gönderen; Sena

Mesaj; İstemiyor, çok kırmızıymış kıpkırmızıymış ben onu sürdürür müyüm diyor gavat mıyım ben diyor

Gönderen; Hazan

Mesaj; Aaa Serdaar ahahah

Gönderen; Sena

Mesaj; Adam mı öldüreyim düşmanım misin kızım diyor

Gönderen; Sena

Mesaj; Gavat olsa ne olacak sanki benim için….

Gönderen; Hazan

Mesaj; Ajdjakdkakd Bunu sakın ona söyleme 😀

Gönderen; Sena

Mesaj; Moralim bozuk bilmiyorum çok sinirlendim. Bir ruj için de mis gibi adamdan ayrılamam ama rujsuz da yapamam

Kızlar kendi aralarında konuşuyordu, bir yandan onları dinlerken bir yandan da Sena’ ya çözüm arıyordum aslında.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Sen de ondan bir şey iste. Sen bir fedakarlık yapıyorsan o da yapsın o zaman

Gönderen; Hazan

Mesaj; Birde dene rujsuz mu kalabiliyorsun Azat’ sız mı 😀

Gönderen; Sena

Mesaj; :(( ne istiyim adamdan adamın kötü bir alışkanlığı yok ki

Serdar. Aynı sorunları ben de yaşamıştım, bunların ciddi olarak bizi rahatsız edecek bir şeylerinin olmaması bir yerde sıkıntıydı işte.

Gönderen; Sena

Mesaj; Yok yani bakıyorum da kavga çıkartacağım hiçbir şey yok. İlgi desen var, yazmıyor desem sürekli dip dibeyiz eli kolu sürekli üzerimde mümkün değil yani. Açık giyinme sorunu da yok jilet gibi adam, kadınlarla mesafeli. Telefonunu istediğimde veriyor.

Kıkırdar gibi oldum, anlattıklarını dinlemek bile ne kadar keyifliydi acaba biz de Serdar’ la böyle mi duruyorduk.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Allah kolaylık versin kardeşim. Bu sorununu hep ben mi çekeceğim biraz da sen çek

Gönderen; Hazan

Mesaj; Serdar konusunda büyük konuştun sanırım başına geldi :*

Gönderen; Sena

Mesaj; 🙁

Gönderen; Sena

Mesaj; Özledim birde. Gidip sarılasım falan var ama toplantıya girdi. Birde ben şimdi gurur yaptım o gelene kadar asla adım atmam

Ayrı kalamıyordu, yarım saat ayrı kalamayacak kadar seviyordu. Sena’ nın birini sevmesi onun da bir adamla iyileştiği anlamına geliyordu bence.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Ne zaman gelir tahminen?

Gönderen; Sena

Mesaj; Hiçbir fikrim yok. Didişmeleri saymazsak ilk kavgamız, bekleyip göreceğiz.

Çok uzun süreceğini sanmıyorum. Sürerse sorgulardım bir şeyleri, yanılmayacağım konusunda nettim.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Bana da haber ver merak ederim çok

Gönderen; Sena

Mesaj; Yazacağım. Bir şeyler yollamış yiyim bari öpüyorum

Telefonu bırakarak yüzümde Sena’ dan kalma bir gülüşte kızlara döndüm, onlar da bana.

💎

Gönderen; Hazan

Mesaj; Serdar

İnterneti kapalıydı, onu çok da rahatsız etmek istemiyordum ama bir nevi buna mecburdum. Aynı mesajı normalden yazdım. Biraz daha dönmezse ona ulaşması için Emir’ e de yazacak, hala bir haber alamazsam Azat’ ı arayacaktım. Yine de herkesten evvel illa Serdar diyordum çünkü huyunu biliyordum.

Önce ona gitmemi, bir şekilde ulaşmamı isterdi.

Açıkçası ben de öyle istiyorum. Bu halde taksiye binemeyeceğim gibi Azat’ ı da çağıramaz, ona sorunumun ne olduğunu söyleyemezdim.

Sabahtan beri üçüncü bardağımdı, yarısına inmiş ama devam edemeyeceğimi anlayınca kahvemi bir kenara ittirmiştim. Çikolatamın yarısını bir saat evvel ikinci dersin başında yemiş, üçüncü dersin ortasında ise böyle dayanamayıp kendimi dışarıya atmıştım.

Etrafı incelemek yerine başımı eğip kollarımı birbirine sarmayı seçtiğimde bunun bana ufak da olsa bir artısı olmuştu. Yine de iyi değildim, dakikalarca bekledim, cevap gelince de bir an heyecana kapıldım.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Efendim yavrum?

Geri dönüşü yedi dakika kadar sürmüştü. Muhtemelen işi vardı ama onun gelmesini çok istedim.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Gelir misin beni almaya

Mesajı anında gördü, yazmaya başladı.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Gelirim kaçta çıkıyorsun?

Normalde o almayacaktı ben daha erken çıktığın için tek gidecektim. Hatta yemek yapma planım da vardı ama o kadar kötüydüm ki bir saat bile burada böyle sandalye üzerinde durabilir miydim sanmıyorum.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Hayır şimdi

Gönderen; Serdar

Mesaj; Ne oldu?

Parmaklarım klavyede hareketlendi, ancak daha kelimemi tamamlayamadan ekranda araması belirdi. Açtım, açmamla “Ne oldu?” Diyen sesini işittim.

Ben bu konularda dışarıya açık bir insan değilim ve kantin o kadar doluydu ki şimdi dile getiremezdim. “Konuşamıyorum.” Diye sızlandım. Ayaklarım donmuş, ellerim asla ısınmıyor ve sanki sırtıma çiğ iniyordu.

Serdar birden bağırır gibi oldu “Ne oldu dedim?” Endişelenmişti bunu sesinden anlayabiliyordum ama mümkün değil etrafımda oturan insanlardan ötürü konuşamıyordum.

Tüylerimin diken diken olmasıyla elimi alnıma koyup gözlerimi yumdum. “Sen gelebiliyorsan gel Serdar, yazacağım şimdi.” Zaten hareketli bir haldeydi, sessizce onu beklemek hayli güçken “Yaz hemen.” Deyip yüzüme kapatmasıyla birkaç saniye toparlanmayı bekledim. Geç kalmış olmalıyım ki ikinci mesaj ekranda belirdi.

Gönderen; Serdar

Mesaj; Ne oldu dedim Hazan? Nerdesin

Gönderen; Hazan

Mesaj; Kantin

Bacaklarımı birbirine bastırdım, oturduğum yerde zaten kanamam artacak diye diken üstündeydim bir de kasıklarıma giren sancıyla dayanamıyordum.

Gönderen; Hazan

Mesaj; Regl oldum

Gönderen; Hazan

Mesaj; Böyle taksiye binemem geberiyorum nolur Serdar

Yazıyor…

Gönderen; Serdar

Mesaj; Çıktım yoldayım.

Telefonu masaya bırakıp kollarımı yeniden karnıma sardım. Bitmez bir tekrardı, başımı masaya eğdiğimde yüzüm asılmış, kanamam ve sancım nedeniyle kendimi hayli kasmıştım. Aslında gün boyu sancım olmuştu, özellikle de son yarım saattir beni ağlatacak kadardı, zor dayanıyordum. Başta dersten çıkmak istememiştim, sonra durmak bana cehannem olmuştu ve eşyalarımı toparlayıp çıkmıştım.

Ceketimi çıkartıp karnıma sarmıştım ama öyle olunca da sırtım buz gibi olmuştu. Üşüyordum, botlarım varken dahi ayaklarım buz tutmuş, ellerimi kazağımın içine çekiştirmiştim ama bana hiçbir artısı yoktu.

“Merhaba.” Gelen erkek sesiyle başımı kaldırıp ona baktım, bir yandan da dağılmış saçlarımı düzeltiyordum. “Hukuktan tanıyorum seni, arka masadaydık görünce dayanamadım. İyi misin? Pek iyi görünmüyorsun.” Bir yandan eliyle bana göre ön masalarda olup bizi izleyen grubu gösteriyordu ama diğer yandan da bakışlarını üzerimden çekmiyordu.

Başımı salladım, “İyiyim sağ ol.” Ben onu ilk defa görüyordum, belki de dikkat etmedim bilmiyorum.

“Hırkamı verebilirim üşüdüysen.” Sözleri eşliğinde hırkasına yönelmişti, bacak bacak üzerine atarken itiraz ettim. “Gerek yok, birazdan eşim gelecek çok hoşlanmaz böyle şeylerden tatsızlık çıkmasın şimdi.” Huyunu biliyordum çünkü, en çok da o yüzden ertafıma kimseyi yaklaştırmamayı tercih ediyordum ama huyu olmasa da asla tanımadığim bir erkeğin kıyafetine dokunmazdım.

Kumral saçlarını düzelterek gülümsedi, görünüşüne bakarsak buralı değildi “Çıksın canım ne olacak, iki konuşuruz sen takılma buna.” O öyle değildi işte. Yüzümü buruşturdum, “İstemiyorum sağ ol.” Daha fazla muhatap olmak istemediğimden başımı tekrar masaya eğip gözlerimi kapattım.

Gittiğini hissetmiştim, dışarıya çıkıp vakit geçsin diye yürüsem imkanı yok yapamazdım, zaten orası buradan daha soğuktu. Saati kontrol ettiğimde ise henüz on dakika olmuştu.

“Hazan vereyim mi bir kahve daha?” Kantinci abiydi, tatlı, kendi halinde bir adamdı güzel anlaşıyorduk.

Başımı ona çevirip tezgahın ardından bana bakan haline elimi kaldırır gibi oldum. “Yok abi sağ ol.” Zaten çok kahve içtiğimden mi yoksa reglimden mi bilmiyorum ama midem de bulanıyordu hafiften.

Başımı yasladığım masada tekrar cama doğru çevirdim. Bu sırada sol gözümden akan yaş masaya inmiş, kasıklarıma ise birer bıçak darbesi yerleşmişti. Canım o kadar yanıyordu ki ne yapmam, nasıl oturmam gerektiğini bile bilemiyordum. Gözlerimdeki nemi silerek doğruldum, cama karışan buğuyla da Serdar’ ın geleceği yönü izlemeye başladım.

Burası bahçeye açılan bir manzaraydı. Sabah geldiğimiz ve Emir’ lerle buluştuğumuz yere bakan bir mekandı, haliyle benim için özellikle bahar aylarında oldukça güzeldi. Fakat şu an…

Çoğu kez devirdiğim ve acıyla dolan gözlerimi kapıdan almadığım sırada kantin dolmaya başlamıştı. Anlaşılan ders bitmiş, bazı sınıflar araya çıkıyordu. Tam o anlarda ne yöne bakacağım konusunda kararsızlığımı koruyordum ki siyah mersedesin içeriye giriş yapmasıyla yönüm belli oldu.

Gelmişti, seri bir hamleyle aracı kenara çekti ve araçtan inip kapıları kilitlemeden ilerlemeye başladı. Her şeyin fazla hızlı oluşu bir yana tüm bu ağrı sızı içinde onu izlemek çok hoştu.

Yeşil askeri üniformasıylaydı. Gözüm bir an yaş zeminde ilerleyen siyah postallarına giderken telefonunu ve cüzdanını sol eline alışına koca bir aşkla iç çekerek baktım.

Büyük, seri adımları kalabalığın içinde onu izleyen insanların arasında kantine doğruydu. Üzerine değen bakışları buradan çok net görebiliyordum. Dönüp bakanlar, tekrar tekrar süzenler, gülümseyenler, selam verenler ve her şeye rağmen ifadesiz sert halini bozmayıp asla onlara bakmadan bu tarafa ilerleyişi.

Siyah saçları dağılmış, yüzüğü parmağında yoktu ama hiç önemli değil askeriyede takmadığını biliyordum. Muhtemelen acil çıktığı için de almamıştı. O koca heybetiyle koştur koştur bana gelmesi, on altı on yedi dakika kadar kısa bir sürede beni bulması her şeye bedeldi. Serdar’ ın duruşu, bana bir bakışı bile her şeye yeterdi.

Basamakları uzun bacakları sayesinde ikişer üçer çıktı, giriş tarafına yönelmesiyle gözden kaybolunca kantine döndüm. Bizim ders bitmiş, herkes araya çıkmıştı. Kızlar bana doğru gelecekken onları durduran cama yakın olup Serdar’ ın gelişini görenlerdi.

Geleceği yöne bakıyordum, ağrım artınca elimi alnıma kapattım ama bir yandan da o tarafı izlemekten geri durmadım. Bir elim karnımda, bir elim alnımda uzun boyuyla kantinden içeriye girdi. Girdiği gibi de bakışları beni buldu.

Geliyordu, o adımlıyordu sanki botları benim içime basıyordu öyle bir heyecan. Şu ağrım bir yana beni buluşu bile bir başka güzeldi. Duruşu, kalıbı, bakışı, yürüyüşü…

Birkaç koca adım sonra elindekileri masaya bıraktığı gibi hemen yanımda kendine bir sandalye çekip oturdu. Sandalyenin sesi kantinde duyulmuştu.

Sıkıntıyla “Gel.” Derken çoktan bana dokunmuştu. Hem kendi yanaştı, hem de bedenimi bağrına çekti. “İyi misin?” Dokunuşuyla ona gitmiştim zaten, alnımı göğsüne yaslayıp soludum. “Sancım geçsin kalkalım.” Vurup vurup geçiyordu birazdan dinerdi ama şu an kasıklarım düğüm düğümdü, bu halde mümkün değil hareket edemezdim.

Hareketlendi, kamuflajını çıkartıp üzerime örtünce ben ısındım ama o kısa kolla kaldı. “Serdar giy onu üşüyeceksin.” Dişlerimin arasından konuşuyordum çünkü bir yandan da canım çok yanıyordu. Usulca bunun aksi olduğunu belli eder gibi “Şşş.” Deyip beni susturdu. “Bırak beni şimdi.” Kollarını bana sıkıca sarmış, tüm bedenimi bir nevi koruması altına almıştı.

Isınıyordum.

Kolumu baştan aşağı sıvazlamaya başladığında başı dik, etrafı izliyordu öylece. Bir şey sormuyor, konuşmuyor, bariz bir tepki vermiyordu. O daha çok sakin soluklardaydı, sonunda başını eğip bana baktığını hissettim. “Yavrum kalkabilecek gibi olduğunda söyle, yürümeyeceksin zaten.” Çok oturmak gibi bir niyetim yoktu, aksine kanamam çoğalmadan bir an evvel kalkıp eve gitmek istiyordum.

Başımı sallayıp birbirine bağladığım kollarımla ona daha da sokuldum. Kokusu şahaneydi, sadece bununla bile kendimden geçiyorken diken diken olmuş kolumu sevmesi her şeye rağmen başka güzeldi.

Onun bu ufak teması sayesinde tüm bu ağrıya sızıya dayanmaya çalışıyordum. Sıkıntılı bir nefes aldı, daha sonra da başını bana eğdiği yerde bir iki dakika kadar o sustu, ben sustum. Sakinleşmiştim, en azından kendimi güvende ve sıcak hissediyordum.

Onu tanıyordum; hareketleri hem dışarıda olduğumuz için biraz daha mesafeli, hem de durgundu ama benim başım onun kalbine yaslıydı. Hissettiği paniği hem kalp atışlarından hem de kaskatı kesilen bedeninden anlayabiliyordum.

Birkaç dakika sonra hareketlenir gibi oldu.

Sırtı kantine dönüktü ama başını yavaş yavaş arkaya doğru çevirmişti. Kendi halimde kendi sancımı çekiyordum, ta ki Serdar’ ın o kaba sesi, sert üslubuyla “Bak buraya bak.” Deyişini duyana kadar.

Sesinden ziyade onun okulda biriyle konuşuyor olması garibime gitmişti. Üstelik bu şekilde.

Başımı yavaşça kaldırıp neler olup bittiğini baktım. Az ileride Serdar gelmeden evvel bana hırkasını teklif eden gençti. Bakışlarını Serdar’ dan kaçırıyor Serdar ise çıt çıkmayan kantinde meraklı bakışlar eşliğimde gözlerini ondan almıyordu.

Birkaç saniye sustu, bakışlarım ikisi arasında gezindi durdu. Sonunda Serdar başını hareketlendirdi ve tehditkâr bir ifadeyle çok hafif yukarıya kaldırdı. “Komaya sokarım seni.” Tok sesi öyle bir haldeydi ki… Ki şu an ters bir harekette söylediğini yapardı bunu biliyorum.

Ani bir şokla kendimi tutamayıp mırıldandım. “Serdaaar.” Sesimi duymamazlıktan geldi, bakışlarını çocuğun üzerinde sabitledi durdu. Sonunda o çekildi, Serdar da yavaşça bana döndü ama bana dönünce bakışları o kadar öfkeliydi ki susup yeniden ona sığındım. Korktuğum için iki katı daha fazla sokuldum bağrına, tabi bu kısa sürdü.

Bir gerginlik istemiyordum. “Gidelim.” Diyerek yavaşça doğruldum. Zaten patlamaya meyilli bomba olarak gelmiş belli, öfke soluyordu anlıyordum şimdi bir de bununla uğraşamazdım.

Gözlerim yeşil tişörtüne doğru hafif ıslanmış, saçlarım karışmıştı. Bir elim saçlarımı düzeltirken Serdar kamuflajın omuzlarından tutup onu bende sabitledi. O kadar dikkatli bakıyordu ki sanki bambaşka bir evrende birbirimizi ilk defa tanıyorduk ama onun çatık kaşları bana evvelden aşıktı.

Gözlerimin içine baktı durdu, “Yavrum.” uzanıp gözlerimin altındaki nemi tek tek silmişti. “Rimelim akmış mı?” Kaşlarını çattı. “O ne?” Hafif gülümsedim, “Kirpiklerime sürdüğüm şey, göz altlarım siyah olmuş mu yani?” Bir yandan da elini tutmuştum. Aynı ciddiyetle “Hayır.” Diyerek beni kendine çekti “Olsa ne?” önce başımı öptü sonra yerinde doğruldu.

Kalkışıyla upuzun boyu yeniden belirmişti. Zaten oturduğunda da belli olan kalıbı gözüme daha bir başka geliyordu. Gariptir ki bilmiyorum, Serdar’ ın bir sandalyede ve ya taburede otururken sırtını ve dizinin o halini çok beğeniyordum. Belki hatları güzel geliyordur belki güçlü duruşunu seviyorumdur bilmiyorum ama beni cezbediyordu.

Birlikte çantama uzandık, telefonunu ve siyah deri cüzdanını çantama koymamla ceketimi üzerimden aldı. Kısa bir toparlanma sonrası hiç beklemediğim bir anda onun kollarındaydım. Başım omzunda, eli bacaklarımın altında.

Bu kalabalığın içinde onun kucağında oluşum o kadar garipti ki bana hayli utanç veriyordu, gözlerimi yumdum. Üstelik yeni bir sancı hissediyordum, ellerimi yüzüme kapatıp dudaklarımı bununla birlikte büktüğümde dışarısının soğuk havasını iliklerime kadar hissetmiştim.

Dışardaydık.

Omzuna tutundum, sıcacıktı. Hızlı adımlar eşliğinde birkaç saniye sonra arabanın ön koltuğuna oturduğumda inleyerek kasıklarım doğru eğildim. Benimleydi, aynı saniyelerde benimle eğilmişti, “Yavrum.” Sanki bir çaresizlikte ne diyeceğini kestiremiyordu Serdar. Sesi öyle sıkıntılı öyle sorunluydu.

Kantinde bunu yapamamıştım, meğer çok ihtiyacım varmış. Yani kendimle bir bütün olmaya, kasıklarımı kendime çekmeye, kendimi acıyla paralamaya ve belki de sinir atmaya. “Geçiyor.” Diyerek sıkıntısını almak istedim. Olduğu yerde sırtımı ovuyor, eli belime doğru iniyordu.

Hareketlendim, başımı çevirip açık klimaya elimi koymamla üşüdüğümü anlamıştı. Kapımı kapattı ve birkaç saniye sonra şoför koltuğuna oturdu. Klima açıktı anahtar araçta, araç ise çalışır vaziyetteydi.

“Hazan.” Eli bana ulaştı, sesiyle başımı salladım. “Sen bakma bana, geçer şimdi eve gidelim hadi.” Sadece gitmek istiyordum. Sadece yatak, pijama ve sıcak olan her şey. Sesim de bunu hayli belli ediyor olsa gerek bana dokunmayı bıraktı ve oflayarak aracı çalıştırdı.

Koltuğu biraz öne çektim, dizlerimi torpidoya dayarken bir yandan onun tepkisine bakıyordum. Bir şey demedi, aksine klimanın derecesini arttırırken diğer eliyle direksiyonu avcunun içinde çevirir gibi olup çıkış yaptı. “İyi misin?” Başımı iki yana salladım. “Eve gidip yatmak istiyorum sadece.”

Beni onayladı, “Tamam yavrum. Ne zaman oldun? Vardı daha iki gün.” Öyle mi? Benim aksime hesaplıyor muydu? Dudaklarımı bükerek kendime biraz daha sarıldım. “Bilmiyorum Serdar. Seni aramadan hemen önce fark ettim.”  Kantinde olduğumdan iyi hissediyordum en azından güvenli bir ortamdı.

Ellerimle yüzüme sıvazladım “İnşallah koltuğa geçmez.” Sonra kendi deri ceketimi Serdar’ ın “Geçerse geçsin bırak Hazan, siktirme koltuğunu şimdi!” deyişi eşliğinde altıma serdim. “Ay dur Serdar bir de bununla mı uğraşacağız.” En azından aklım rahattı.

“Ben uğraşacağım sen mi uğraşacaksın?” Anayolda çıkmıştık, neyse ki yollar boştu daha erken bir vakitte eve gidecektik.

Başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi yummamla kısa bir an bana döndü. O da keyifsizdi görebiliyordum, gidene kadar ofladı, pufladı, tüm trafik kurallarını ihlal etti, uzun uzun küfretti.

“Hazan sen bilirsin ama hastaneye mi gitsek?” Hayır gitmek istemiyordum, kaşlarımı kaldırdım. “Eve gidip yatınca geçecek Serdar. Sıcak bir şeyler istiyorum uzanmak istiyorum sadece.” Beni anlayacağı konusunda fazla nettim.

Zaten bugüne kadar hemen hemen hemen her konuda benim fikrime göre hareket ediliyordu. Başka bir hastalıkta değil ama reglde pek bilgisi yoktu, yani ben ne dersem onu kabul ediyordu.

Daha sonra yol boyu sessiz kaldık. Gelişimizden daha kısa sürede eve gelmiş, eve gelişimizle dudaklarım da gerilmişti. Bugün ilk defa bambaşka hissetmiştim.

Kapıları kapalı bu ev bizimdi.

Artık hasta olduğumda gelmek istediğim ev, içinde yatmayı hayal ettiğim ev bizimdi. Biz karı kocaydık ve bir evimiz vardı. Derdim evlilik değildi ben artık kendimi koca koca insanlar gibi hissediyordum.

Ne çabuk büyümüşüm; akşam ne yemek yapsam diyorum, regl sancısıyla evime geliyorum, Hem de kocamın kollarında…

Öfkeyle “Bak bu adet işi benim ayaklarımı fazla bozuyor.” Derken ayağıyla kapıyı resmen tekmelemişti. Hızla kapanan kapı gözlerimi bir an kapatıp açmama sebep olurken banyoya doğru hareketlendi.

“Bunun ağrısız olanı yok mu? Uyuz oluyorum seni böyle ağrılarla gördükçe.” Anlıyordum, onun da başına her ay bu tarz bir şey gelse ben de çok üzülürdüm bir çözüm arardım. Tabi Serdar ve benim aramda kişilik olarak epey bir fark olduğundan o sıkıntısını daha farklı dile getiriyordu.

Bir cevap veremedim, kucağında sakin sakin dururken beni duşa götürmesini bekledim. İkinci kata çıktık, “İyi misin?” Derken eski yatak odamızın banyosundaydık ve sakince bana bakıyordu. “Yavrum ben sana kızmıyorum, tepkim sana değil sakın yanlış anlama tamam mı?” Kaşlarımı kaldırdım, zaten anlamamıştım ben Serdar’ ın beni nasıl sevdiğini biliyordum.

Başımı ona yasladığımda her şey daha iyi geliyordu. Beni sakince duşa bıraktı, ardından hemen yanımdaki suyu açıp sadece bedenime gelecek şekilde sıcaklığını ayarlamaya koyuldu. Elimde değil onu izlerken kasıklarıma eğilir gibi olup yüzümü buruşturdum. Oturmak istiyordum, artık iki büklüm kalmak istiyordum.

“Gel yavrum.” Bana yöneldi, belime sarılıp başımı öptü, “Tamam geçecek şimdi.” Bir yandan belimi okşuyor, bir yandan beni seviyordu. Önce üzerimdeki kamuflajı alıp banyo zeminine attı sonra pantolonumun düğmelerine uzandı. Düğmesi açılan pantolonumla da bileğini tuttum.

“Serdar ben hallederim.” Yine de onun karşısında böyle durmak pek aşabileceğim bir konu değildi. Serdar bana göre hala bambaşka bir adamdı, ona kendimi böyle regl kanıyla açamazdım.

“Yavrum saçmalama.” Derken fermuarımı indirmiş, parmakları külotuma ve pantolonuma yönelmişti. “Ya hayır.” Ona tutundum, “Hazan sakin olur musun? Ne şimdi ilk defa mı görüyorum?” Reglken evet.

Pantolonumu yavaşça sıyırdı, halimden hiç memnun değildim fakat bacaklarımı hareket ettirip Serdar’ a tutuna tutuna onlardan kurtuldum.

Eli kolu üzerimde, dikkatle bana yardım ediyordu. Kazağımı, aletimi ve sütyenimi de çıkartıp beni çırılçıplak kıldığında onun da yardımıyla nihayet suyun altındaydım. Fakat aksi gibi bu defa da göğüslerimin sızısını duymuştum. Sanki patlayacak gibiydi, onun da sancısı bir yana iç çekip sızlaya sızlaya kaşlarımı iyice çattım.

“Ne olduu?” Kızmıyordu, tepkim karşısında çok şaşkındı sadece. Kollarımı göğüslerimin altından geçirip ağlar gibi yakındım. “Çok ağrıyor.”

“Neresi?” Omuzlarıma dokunuyordu, ne yapacağını bilemez haliyle eğilir gibi olup doğruldum. “Göğüslerim.” Uçlarını kollarım kapatmış, kendime doğru çekiyordum.

Elini alnına koydu, çaresiz bir soluk banyoda duyuldu. “Dön bakayım.” Neden bilmiyorum döndüm, dönmemle arkadan bana hareket ettirdiği elleri göğüslerimi kavradı. Başımı eğdim, “Sıkma.” Zaten sıkmıyordu mırıltım boşaydı.

Bir süre göğüslerimi tuttu, “Geçecek hayatım tamam.” Sözlerinde içini kemiren endişe kendini açıkça belli ediyordu. Serdar göğüslerimi tutarken bedenime akan su bacaklarımdan süzülen kanı yıkamıştı. Bu sırada birkaç saniyede bir başıma inen buseler bana daha iyi hissettiriyordu.

“Bana döner misin? Kısa sürecek söz.” Göğüslerimi bırakacaktı yani, onun yerine ben kendimi tutarak tekrar döndüm. Beni izliyordu, ağzının içinde bir şeyler mırıldanıp derin bir nefes aldı, ardından suya uzanıp onu kadınlığıma doğru indirdi.

“Serdar.” Diyerek tek elimle buna mani oldum. “Sen bir şeyler getir bana lütfen. Getir suyu tutup çıkalım.” Kaşları havalandı, “Yavrum sen nasıl yapacaksın, ban hallederim sen dur.” Yapardım, daha evvel ben kendi kendimi yıkıyordum.

İtirazla suyu elinden aldım. Hoşnutsuzdu ama o çıkıp yatak odasına yöneldi ben de rahatlıkla kendimi yıkadım. Göğüslerimi tuttum, kanı bacaklarımdan arındırıp gelişiyle derin bir nefes aldım.

Eşyalarımı yan tarafa bırakmıştı, suyu yeniden elimden alınca bu defa ona müsaade ettim.

Hafif ayırdığım bacaklarımla beni yıkadı, iç bacaklarımı okşadı, elini kadınlığıma götürdü ama çok yüzeyseldi. Akıp giden kanı görebiliyordum, durmuyordu ama suyun beni rahatlatır bir etkisi de vardı. Bir süre dizlerinin üzerime çöktüğü yerde beninle ilgilendikten sonra suyu kapattı ve beyaz havluyu açıp “Gel bakayım.” diyerek beni sardı.

Siyah bir külot almıştı, birkaç da ped. Duştan çıktıktan sonra eğilip külotumu giydirdi, Serdar nemimi alsın diye havlumu tuttu ben de pedimi taktım. Pijamamı da giydikten sonra sutyen takmama kararıyla yarım atletimi almak üzere yatak odasına geçtim.

Dakikalar sonra onun tarafından L koltuğa yatırılmıştım. Üzerime örtülen pembe polarla sağıma dönüp bacaklarımı kendime çektiğimde sünger boblu sarı çoraplarım onun tarafından giydiriliyor, ayaklarım avuçlarıyla ısıtılıyordu.

“İyi misin?” Başımı huzurla salladım, “Hıhı.” Epey iyi hissediyordum. Koltuk çok rahattı. Hem üşümem geçmiş, hem de içim dışım yumuşamıştı. Karnımın hafif ağrısıyla birlikte evimde olmak daha garip bir histi. Bu ara kafam da duygularım da karışık olduğundan iyiyi kötü kötüyü de iyi bellemiştim ya da.

Kollarımı birbirine bağlamış ona bakıyordum. Ayaklarımı örttü ve belimin hizasına oturdu. Ben istedim diye üzerini değiştirmişti, daha rahat bir şeyler giyinmişti. Askeriyeye gidecek miydi bilmiyorum ama zaten ıslak halde gidemezdi.

Göz gözeydik, elimi dizine koydum, “Gidecek misin?” Öyle bir hali vardı ki sanki çocuğu hastaydı da iyileşsin diye gözünün içine bakıyordu. “Hayır.” Deyişiyle hareketlendi, hareketlenince mırıldandım. “Yanıma yatsana.” Gözleri sözlerimle gülümsedi, “Sormayacaksın sandım.” Kıyamam, ki içim gider bu haline.

“Ya deli misiiin?” Diye sızlanıp yükselirken elini tutmuştum bile. Yavaşça hareketlendi, dikkatle yanıma uzanınca battaniyeyi onun da üzerine örtüp mırıldandım.

“Kızdın mı bana? Seni çağırdım diye.” Aynı hizadaydık. Beni sarmış, bir koluyla kendi bedeninde sabitlemişti. Diğerini de üzerime bırakırken “Saçmalama.” Diye kaş çattı. “Nereden buluyorsun böyle soruları?”

Alt dudağımı büktüm, elimi aynı zamanda koluna koymuştum. “Neyin var o zaman Serdar?” Görebiliyordum bana değildi belki ama çok öfkeliydi. Bugün gelişinden burada çaresiz kalışına kadar tepeden tırnağa öfkeliydi, hüznünü bile öfkeyle ifade etmişti.

Derin bir nefes aldı, “Yavrum ben bugün başka bir şeye sinirlenmiştim.” Gözlerini öfkeyle yumdu, anlaşılan hala çok sinirliydi. Yüz hatları buna o kadar müsaitti ki bir şey diyemeden yalnızca onu izledim.

Bana yöneldi, dudaklarını alnıma bastırıp bir an dursa da hemen sonra yanağımı, oradan da dudaklarımı öptü. “Sonra sen arayıp öyle konuşunca, konuşamıyorum yazacağım deyince ben çok kortum, başına bir şey geldi sandım.” Dudakları yüzümdeydi, gözlerinin kapalı oluşundan o anları tekrar yaşadığını anlayabiliyordum.

Geriye çekilmiş, onda daha net kalmamı sağlamıştı. Yüzümü severken saçlarımı arkaya ittirdi, baş parmağı yanağımı sıyırdı. “Kurban olurum kızın. Ben sana kızabilir miyim? Hem de böyle bir konuda?” Façası, dudakları, çehresi, koyu kahve gözleri ve simsiyah kaşları beni ona olduğumdan ne kadar daha aşık edebilirdi?

Ben daha ne kadar deli olabilirdim onun ruhuna?

Biliyorum, biliyorum Serdar bu karı koca ilişkilerinde çok az rastgelen bir konuyu bana güzelce empoze ettiğinden rahattım. Beni nasıl sevdiğini hala bilememek, irdelemek aptallıktı.

Omzunu sıyırıp beline sarıldım. “İnsanlar vardı konuşamadım. Senden başkasını da aramak istemedim.” Onu yeniden öfkelendirdim sanki. “Yavrum kurban olayım konuşma şöyle başkası falan.” Sonra birden hafif yükseldi “Lan ben sen varken yemek istemek için başkasını arıyor muyum?” Doğru, beni arıyordu geçen musakka istemişti yapmıştım çok da güzel yemişti ama bu başka.

Çenesine vurup tıslayarak “Sus be!” Dedim “Kimi arıyormuşsun kırmıyım bir tarafını. Reglim ben biraz şey ol.” Ne olsun adam, çok da istediğim gibiydi aslında. 

Biraz gülümsedi, ona vuran elimi tutup öperken “Ben zaten sana hep, bir tek sana…” diyerek yüzüme eğildi.

“Uyu hadi biraz, çok uykun var.” Karnın da ağrıyordu ama dayanamayacağım kadar değil, ya da birazdan tekrar başlayacaktı.

“Sen ne yapacaksın?” Başımı bağrına koydum, beni sıkıca sarıp başımı öptü. “Seni izlerim biraz. Kalkmam yanından uyu hadi sen.” Dudaklarım gerilmişti, başımı salladım, “Bir iki saat sonra uyandır da yemek yapayım.”

“Oldu, abart Hazan saçmala, saçmala. Başka isteğin?” Çok yapacak kıvamda değildim ama sanıyorum ki biraz uyusam tüm ağrım geçerdi. “Uyu, uyanınca söylerim ben bir şeyler yeriz. Kapat gözlerini hadi.” Öyle ciddiydi ki üzerine bir şey söyleyemedim, aksini savunsam sinirlenirdi. Serdar’ la bir konuda inatlaşmamayı da öğrenmiştim.

Bir heves başımı kaldırdım, elim göğüslerimde. “Pasta da söyler misin? Bir de kestane, kestane şekeri.” Bakışları bir an göğüslerime giderken devam ettim. “Bir de lahmacun bir de çiğ köfte ayran. Bir dee, cips. Abur cubur da alalım ne olur?” Her kelimemde biraz daha gülüyordu. Sonunda bana dönünce cips kısmını başıma yana eğip “Nolur yaa.” Diye üsteledim. Her zaman yemiyordum canım istemişti.

“Ölüyorum sana.” Diyerek elini yüzüme uzattı, yanağımı kavradı. “Ne istiyorsan yapacağımı bile bile yalvarıyorsun bir de sıpa.” Biliyorum, hoşuma gidiyordu. Omuz silktim, gülümsüyordum ve dudaklarını sakince öpüp çekildim. “Tamam, uyanınca film de izleriz karnım ağrımazsa.”

Başını salladı, sonra da başımı “Tamaam.” Diyerek bağrına yatırdı. Eli saçlarıma gitmişti, dokunduğu yerde tüm hücrelerim saç dibimde attı sanki.

Saçlarımı her sevişinde bunu yaşıyordum. “Başka ne istiyorsun?” Yarı uykulu bir halde düşündüm durdum, aklıma bir şey gelmiyordu ki. “Şu haline bak.” Parmakları saçlarımda, buklelerimle oynuyordu. Sanki ipim çekilmişti. Diğer elini belime sarıp bana güzel şeyler söyledi. Hem söyledi, hem sevdi, kollarında uyuttu.

💎

“Irak’ ın kuzeyinde teröristlerin yoğun şekilde yuvalandığı bölgeye operasyon yapıldı. Açıklama milli savunma bakanlığından…” Televizyondan gelen sesi  işitebiliyordum. Uyanmıştım fakat gözlerimin bunun aksine hala kapalıydı. Başımı Serdar’ ın göğsünde hareket ettirdiğim sırada televizyonunun sesini kısarak “Yavrum.” Dedi. “Ben mi uyandırdım?”

Hayır hayır aksine, ben haberlerin sesiyle uyumayı çok seviyordum dinlendirici bir hali vardı. Sadece uykumu almıştım, dinlenmiştim ve ağrım geçmişti. “Cık.” Diyerek başımı hareketlendirdim.

“Aç sesini sorun yok.” Bir yandan da ona sokuluyordum. “Serdar acıktım ben.” Hareketlenip bir şeyler yapıyor, aynı zamanda saçlarımı seviyordu. “Tamam yavrum hallediyorum şimdi. Sen iyi misin karnın kasıkların ağrıyor mu?”

Ayağımdaki çorapları çıkarmak için oturur halde geldim. “Hayır çok sıcak sadece.” Önce çoraplarımdan, sonra kazağımdan kurtulmuştum. Bacaklarıma yapışan taytıma yöneldiğimde yavaş yavaş açılıyordum. Serdar dikkatle bana bakıyor, yalpaladığım an tutacakmış gibi duruyordu.

Daha evvel kalkıp lavaboya gittiğimden pedimle ilgimi bir sorunum yoktu. Bu sayede tekrar battaniyenin altına yöneldiğim yetmezmiş gibi Serdar’ ın “Gel buraya gel.” Deyişiyle oturur hale gelip kucağına yöneldim. O sırada sesi kısılan televizyon kapanmıştı.

“Kaç saat uyudum ben?” Kollarımı boynuna doladım, ısındığımdan olsa gerek hiçbir yerim ağrımıyordu ama aptal gibi hissediyordum. “Saat dört buçuk.” Dört saat falandı, gece uyuyamayacaktım tüm düzenim gidecekti yine.

Ensemdeki saçlarımı toplayarak yasladığı yerden fitilli asker yeşili yarım atletime dokundu. Elinin tersini göğsümde hissediyordum. “Ağrıyor mu?” Başımı keyifsizce salladım, göğüslerimdeki his hala geçmemişti. Sutyen beni sıkıyor, çıplak da duramıyordum ama böyle iyiydim.

“Adet oldun diye mi Hazan?” Başımı iki yana salladım, “Normalde bu kadar ağrımaz ama.” Çıplaklığım onun bedenine sürttükçe içim de rahatlıyordu. Kendi kendine “Allah allah.” Diyerek atletin önünü çekip indirdi, göğüslerim ortadaydı ve görünürde bir şey yoktu.

İşaret parmağı göğüs ucumu okşadı, benim bakışlarım göğsümde onunkiler ise bendeydi. Teması içimi titretirken atletimi bırakarak beni kendine yaslayınca elimle kendi göğsümü avuçlayıp ona sokuldum. “Kurban olurum, ne zamandır ağrıyor?” Omuz silkim, “Duşta fark ettim.” Şişmişlerdi biraz da, o normaldir ama bu ağrıyı bilmiyorum elbet geçerdi de canım acıyordu işte.

“Doktora gidelim.” Mırıldanışına ofladım ve onu duymazdan geldim. Onun yerine iç çekip, “Serdar’ ım.” Diyerek yüzünü öptüm. “Aşkım seni çok seviyorum.” Arada diyordum böyle, o kadar nadirdi ki Serdar bile şaşırmıştı ona aşkım dememe.

“Aşkım mı?” Diye gülümseyince iç çektim. “Hııı.” Diyordum ama her zaman sevişirken, boşalmaya yakın, feryatla.

“Aşkım bize çilekli nevresim takımı alsam olur mu?” Biliyorum biliyorum, arada böyle şeyler geliyordu aklıma. Ellerini belime koyup bu defa da tahminen kaşlarını çattı. “Çilekli mi?” Başımı tekrar sallar gibi oldum “Hııı, çilekli. Çilekli nevresim takımı alsam yatar mısın?” Çok istiyordum pembe pembe. Bekarken ruhum karaydı hiç almamıştım şimdi içim istiyordu işte.

Başını boynuma gömdü, tenimi sıkıca öpüp soluduğunu duyunca keyifle gülümsedim. “Koynumda sen varsan barbili nevresim takımında bile yatarım.”

Sakince onu seviyordum. Bu uykulu çıplak ve muhtaç halim karşısındaki ilgili hali çok güzeldi. Saçları avuçlarımdayken başım omzunda mırıldanmaya devam ettim, “Serdar sana bir iyi bir deee kötü haberim var.” Onunla böyle vakit geçirmeyi seviyordum.

Çıplak sırtımı sevişi bir an durdu, “Başladı bizim mesai.” Diye ofladı, “Kötüden başla.” Ondan yavaşça ayrıldım, göz göze gelince başını arkaya yaslayıp ee der gibi baktı.

Ellerim omuzlarında. “Para harcadım.” Dedim sakin sakin. Dudakları gerildi, hatta gülümseyişi “Eee.” Diye yükseldi. “İyi ne?” Onu böyle mutlu görmeyi o kadar seviyordum ki, Serdar’ ın da dediği gibi yeter ki gülsün günlerce şebeklik yapabilirdim.

Kaşlarımı kaldırıp “Kazak aldım.” Dememle gülmeye devam edip keyifli keyifli beni kendine çekti. “Gel buraya.” Öpmek istiyordu niyeti belliydi, dudaklarına kapanmamla derin olmayan tatlı öpüşler dudaklarımızda şekil aldı. “Seni,” dedi tekrar öptü, “İçime.” Bir kez daha, tekrar tekrar, “Sokarım baak.”

Ben kıkırdıyordum o keyifliydi. Öpüşlerimiz bitmiyor, dudaklarımız her defasında buluşuyordu. Sonunda yanağımı sıkıca öperek beni kendine çekti. “Güzel kızım benim.”

Huzurlu anlarım bitmedi, en kötü günümde ağrıdan kıvranırken bile onunla mutlu olabiliyordum ya daha ne olabilirdi hiçbir fikrim yok. Tek derdim göğüs ağrım, onu da göğüslerimi kolumla kendime bastırıp halletmeye çalışıyordum ama yok, olmuyordu.

Bu yüzden bir süre sonra yeniden “Serdar.” Dedim. Bu defa sesim daha sakin, hatta sıkıntılıydı. Bana yöneldi, başımı omzundan kaldırmadım. Söylemeye çekiniyordum aslında, utanıyordum ama iyi geleceğini de biliyorum.  “Söyle.” Demesiyle boğazımı temizler gibi olup elimi iyice kendime kapattım.

“Göğüslerimi emer misin?” Göğüslerimi aynı anda utançla yummuştum çünkü ondan ilk defa böyle bir şey istiyordum ama sanki içinde bir zehir vardı ve o emse geçecekti her şey.

Bir şey söylemedi ama şaşırdığı konusunda çok emindim. Başını koltuğa yaslayıp yavaşça yöneldi, beni de kendime yönlendirip belimden tutarak üzerinde durmamı sağladı.

Elleri atletime gitmişti bile, çıkarttı ve altımda iyice yer edinip açıkta kalan sol göğsümü hiç beklemeden dudaklarının arasına aldı.

Onu hissettim, kaşlarımı hayretle çattım. “Ah!”

Dokunuşu o kadar güzel gelmişti ki hayret ediyordum. Dişlerini ya da dilini kullanmıyor sadece emiyordu. Tekrar şaşkınca inledim, dudaklarım aralanmıştı.

Elleri belimde, ağzı bende. Birkaç saniye ardından göğsümü bırakarak başını yasladığı yerden bana baktı.

Kıpkırmızı olmuştum.

“İyi geliyor mu?” Afallamışken başımı salladım, “Hıhı.”

Sağ eli yüzüme çıktı, okşadı. “Ucunu da emmemi ister misin yavrum?” Façası gerilmişti, bu simsiyah gözler, çehre, dudaklar, hal, bakış…

Başımı bu defa iki yana salladım. “Hayır böyle güzel geliyor, dişlerini değdirmiyorsun ya. Ucuna da dokunma Serdar.” Dikkatle beni dinliyordu. “Tamam yavrum.” Diye başını salladı, “Bir şey olursa söyle bana.” Kelimeleri o kadar yumuşak, o kadar ılımlıydı ki sanki beni okşuyordu.

Yeniden yöneldi, göğsümün büyük bir kısmı ağzında, onun tarafından şiddetle zehir alınır gibi emiliyordu ve ben her geçen saniye daha da rahatlıyordum.

Öyle ki aklım başımdan gitti, elimle göğsümü kavradım ve onu kendi rızamla içimdeki acıyı aldırır gibi emzirdim.

Benimle bu defa sevişmiyordu o da farkındaydı, sadece zehrimi alıyordu ve bunun bilinciyle dokunuşları her zamankinin aksineydi. Uzanıp başını okşadım, dudakları benim için şekillendi, göğsüm sıcak yuvasında iyileşir gibi rahatladı.

Birkaç dakikanın ardından sızılar içinde olan sağ göğsüme geçiş yapmıştı Serdar. Elimi nemli sol göğsüme kapatıp inledim, verdiğim derin nefesler rahatlıktandı. Ne kadar iyi geldiğini o kadar iyi anlıyordum ki gözlerimi yumarak saçlarını minnetle sevdim. “Ah, teşekkür ederim.” Saçmalıyordum, kesinlikle saçmalıyordum ama Serdar asla benden ayrılmıyordu.

Uzun bir süre göğüslerimde gezdi durdu. Her birinin acısını sırayla aldı, her biriyle özellikle ilgilenip emdi, sonunda da uçlarını tek tek usulca yalayıp öperek bana sıkıca sarıldı.

“Niye utanıyorsun?” Omuz silktim, dudak büktüm. Alnımı öpüp şakağıma indi. “Yavrum biz sevişiyoruz ilk mi bu halimiz? Ben senin kocanım niye utanıyorsun?” Burnumda hissettim dudaklarını, “Senin için yapabileceklerimi bilsen demek ki… Benim olanı emdim çok mu yani?” Gülümsedim, mırıldandım ama cevap veremedim.

“İyi geldi mi?” Hem de nasıl. Başımı salladım “Hıhı.”

“Bir de utanmıyorsun, kızarım çok.” Kızarım diyordu birde. Sanki bilmiyorum hem kıyamıyordu hem kızarım diyordu. Bugün kantinde terör estiren adam o değildi sanki Allah’ ım nasıl keyifli.. Sırıtarak başımı salladım, karnım yeniden ağrımaya başlamıştı.

Koltukta duran telefonuna baktı bir an, sonra yanağımı öpüp “Getirmişler, ben kapıdakileri alayım dur.” Deyince başımı sallayarak kollarımı boynuna sardım. “Beni de merdivenlere kadar taşısana banyoya gireyim Serdar.” Kollarımı okşadı, keyifle beni sarıp yerinden kalktı.

💎

Kolumu yatağın diğer kısmına attım, elimle yokladım. Kimse yoktu, Serdar yoktu. Çarşafın boş hali gözlerimin aralamama sebep olurken ellerimle gözlerimi ovuşturup yatakta oturur halde gelmiştim. Saat şu an kaçtı bilmiyorum ama uyurken on ikiye geliyordu. Zihnimde beliren şarkı mırıltısı, içimde sakin, telaşsız anı yakıp savuruyordu.

“Karanlık bir yerde bul beni,
Kaybettiğim gün gibi bekliyorum.”

Bazı anlar, bazı hislerle bir şarkı beliriyordu bende. Yaşadığım hisle birleşiyor, dilimde çevirip durduğum bir masal oluyordu. Eskiden şarkılara akıl almaz bir hikaye derdim öyle de yaşardım, şimdi o hikayeyi ben yazıyordum.

Mırıldanışım dinmiş, kendimi odaya vermiştim.

Onu yanımda görememek bu saatlerde alışık olduğum bir durum değildi, fazla can sıkıcıydı. Komodine döndüm, telefonu buradaydı telefonumun hemen yanında.

Odanın kapısı kapalıydı ve banyonun ışığı yanmıyordu. Yataktan dikkatle kalktığımda balkonda gördüğüm bir beden beni önce olduğum yerde ürpertti daha sonra o koca bedenin Serdar’ a ait olduğunu anlayınca rahatlattı.

Buradaydı, balkonda sırtı bana dönük şekilde dikilmişti. Bir sorun mu vardı da uyku tutmamıştı bilmiyorum ama tavşanlı pijamalarımla önce lavaboya gittim daha sonra onun yanına yöneldim.

Kahverengi balkon kapısını açtığım an önce başını çevirdi, sonra elleri cebinde yavaşça bana döndü, “Yavrum?” Şaşırmıştı, beni dikkatle süzerken biraz da bu durumdan hoşnutsuzdu sanki.

Yine de ona adımladım, odaya dönmek gibi bir arzum yoktu buradaysa ben de burada durmalıydım. Birkaç adımla onu buldum, hareketsizliğinden ve ses tonundan bir sorunun olduğunu anlayabiliyordum. Öyle ki ondan önce sessizce sarılan ben olmuştum.

Serdar’ ın kolları bana dolanmamış, sanki onu sarmamı büyük bir ihtiyaçla karşılamıştı. O dursun da ben sarayım, o kalsın da ben gideyim.

Başımı gövdesine koyup sessizce manzaraya dönmüştüm, oysa o gelmeden hemen evvel beni bir gecede ürküten bir yerdi burası.

Nasıl korktuğumu hatırlamak bile istemiyorum, şimdi sanki birlikte bu  manzaraya hükmediyorduk.

Etraf zifiri karanlıktı, böceklerin sesi duyuluyordu. Bir de Cesur; bahçede gezinmiş anlaşılan kulübesine doğru yöneliyordu. Ağaçlar rüzgarda sallanıyor, çise cama vuruyor ve dışarısının hissedilmeyen soğuğu yüreğimdeki baharı sarsıyordu.

Bu sessizlik, karanlık ve buğu Serdar’ ın karanlık tarafını andırıyordu bana.

Sanki gecenin gündüze kavuşması gibi Serdar’ da bana karışıyor ve gündüzün bundan hiç haberi olmuyordu…

Dışarıdaki karanlıktan korktum, kendi karanlığıma sığınıp sıkıntılı bir nefes aldım. Anlatmasını bekliyordum, tek kelime de etmeyecektim. Zaten günlerdir bunun sıkıntısını yaşıyorduk. Kendi anlatacak, kendi bana gelecek, içindeki sıkıntıyı bana o dökecekti.

Uzuun bir sessizliğin ardından “Bir sigara yakmak istiyorum Hazan.” Deyişiyle o mevzunun açıldığını hissettim. Kalın sesine sanki bir şey takılmış, onu bir güçten ötekine zoraki itiyordu.

Gece şafak vaktine soyunuyor, kendini gündüze hazırlıyordu.

“Bir sigara yakmak istiyorum, sonra sana bir bakıyorum yatıyorsun. Yatağımdasın mis gibi uyuyorsun.” Her ne düşünüyorsa bir an durdu, sonra tüm olan bitene inanamıyormuş gibi düz sesiyle devam etti. “Nasıl güzelsin. Bebek gibi derler ya hani, bebek gibisin.” Serdar….

Yutkundu, içten içe sarsıldı belki de. “Yüzün bebek gibi, sen bebek gibisin.” Derin bir nefes aldı; sorunlu, sıkıntılı, ıstırap doluydu sanki. Onu az çok biliyorum, Serdar esrarengiz bir kutuydu zaten. Bunu son zamanlarda çözmüştüm ama karanlık kutusu beni korkutmuyordu.

Aksine, o karanlık gücü ban da güç veriyor, beni koruyordu.

Bakışları karanlık manzarada, sözleri zifiriye karışıyordu. Başımı kaldırıp dikkatle ona baktım.

“O sigarayı ihtimal yaptığım yerde her şeyi bırakıp sana gelmek istiyorum. Sevişmek değil, saatlerce sevmek istiyorum, öpüp koklamak istiyorum.” Sonlara doğru çaresizleşen sesi o kadar arada kalmıştı ki başımı eğdim ve yanındayım der gibi üzerinde hareketlendirdim.

Uzun süren acımasız anlar bizi savurduğu yerden toparlamak zorundaydı. Hayat bu ağır çekimde bizden birini etimizden kemiğimizden sıyırıyor ve sadece bu anı bırakıyordu.

Başını bana eğdi, elleri hala cebinde. “İçim içime sığmıyor da sana bakıyorum, karımsın. Sana bakınca geçiyor her şey.” Donuk mimikleri, böyle içime içime işleyen sözleri aklıma kazıyordu onu. Beni bana anlatıyordu, şu uçsuz halini de görüyordum.

Birden mırıldanır gibi fısıldadım. “Hamza mı?” Bu konuyu açık açık söyleyemiyordum bile. Gözlerini kaçırır gibi başını kaldırdı, sanki daldı bir yere. “Konuşamıyorum bile.” Yüz ifadesi can yakıyordu, derdi belli. Onu bu saatte buralara kaldıran dert belli.

Serdar zaten çok konuşan, uzun cümleler kuran biri değildi içindeki kargaşayı anlayabiliyordum bu yüzden onun yerine ben konuştum. “Kardeşini kaybetmiş gibi hissediyorsun değil mi? Canın gitmiş gibi. Sanki her çaldığında açılan o kapı birden ortadan kaybolmuş da sen elin zilde kalakalmışsın.” Ben de yaşamıştım, neler oldu hatırlamak istemiyordum ama onu izleyip acısını almayı istiyordum.

Yutkundu, adem alması yukarı aşağı hareketlendi. “Ama sen varsın işte, sen varsın diye her şey daha dayanılır.” Ne tesadüf. Ona yanağımı yasladım ve gözlerim cümlelerime kapandı. “Biliyorum, bende de sen varsın diye..” Serdar olmasa dayanabilir miyim? Asla, altından kalkamazdım bu ölümlerin.

Konuşmuyordu, benim boğazım bir yumrudan ibaretti. Sesim titreye titreye “Hamza için ben de çok üzgünüm.” Deyip bir an durdum. “Seni anlamaya çalışıyorum, konuyu açmamaya çalışıyorum aklın dağılsın diye-” Son zamanlarda bunu o kadar çok yapıyordum ki, özellikle Hamza’ nın anne ve babasının evinden çıktıktan sonra.

Aklıma bir sürü şebeklik geliyordu, konuya teğet geçip gülüyorduk.

Başını salladı, bir eli nihayet sırtıma çıktı ve beni kendine sabitledi. “Biliyorum, görüyorum farkındayım her şeyin.” Ben, üzgünüm, gerçekten.

Berrak, dedem, Hamza… Bir insan nasıl hayatımızda öyle var olurken birden yok olur. Sena’ yı da kaybettiğimi düşünüyorum da… Ya da Azat, Emir hiç fark etmez öyle bir insanın birden hayatımızdan çıkması kaldırılabilecek bir şey değildi ki. Nasıl dayanıyorduk?

İşte böyle yok sayarak, unutmaya çalışarak.

Kendimi tutamadım, yüzüm bir ağlama haline büründüğünde başımı diğer tarafa çevirip göz yaşlarımı sildim. “Ne yapacağız Serdar?” O da bilmiyordu ki, beni daha da kendine çekti, iki koluyla sardı. “Yaşayacağız.” Öyle, buna mecburduk.

Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim, aklımda sadece Hamza yoktu ki…”Hamza şehit oldu o şimdi iyidir.” Yenisi aktı, onu da sildim. “Ailesiyle de sen ilgileniyorsun.” Annesinin ağlayışını hatırlayınca kendimi tutamadım ağlayışım biraz daha şiddetlendi.

O an beni susturmadı Serdar, susturmadı ama sıkı sıkı tuttu. Ne kadar canı yanıyorsa sanki onun yerine de ben ağladım, hissettim, Azat gibi benimsediğim bir adam için kardeşim ve dedemle birlikte dakikalarca Serdar’ ın kollarında sessizce ağladım.

Gelip geçmedi, bu acılar bizi olduğumuzdan daha insan yaptı mı bilmiyorum ama yüreğimizde bir yerlere eze eze dokundu.

Dakikalar sonra kendi kendime sessiz göz yaşımı silmiştim. “Yatalım hadi.” Geçsin istiyordum, “Sabah okul var.” O da uyusun istiyordum işe gidecekti ama beni kendinden daha çok düşündüğü için kendi bahanemi sundum.

Bana baktığını cama vuran yansıdamadan gördüm. Kaşlarını çatmıştı. “Bugün bir yere gitmiyorsun, otur evinde aşağı dizi izle.” Regldim diye söylüyordu ama ağrımın olacağını sanmıyordum. “Ama.” Diye sızlanışıma itiraz etti. “Yollamıyorum Hazan uzatma.”

Başımı ona kaldırdım, duygularını kırıp kalbine uzanmışım ve bana yenildiği için duruma kızmış gibi bakıyordu.

Eğilip beni yavaşça kucağına almasıyla ona tırmanarak boynuna sokuldum. “Sana rahat vermiyorum değil mi? Rahat rahat depresyona da giremiyorsun, beni bu yüzden boşar mısın?” Odaya geçiyorduk, elini kalçama koyup okşarken keyifle yakındı, “Yavrum güldürme kurbanın olayım.”

Nihayet onu keyiflendirmiştim. Yüzünde bir gülüş görmek omuzlarıma inen yükleri öte beri savuruyordu. Ben çocuk oluyordum, o koca siyah bir dev.

Beni yavaşça yatağa bıraktı, mis gibi kokan saçlarım yastıkta dağılmıştı. Keyifli keyifli “Ay yoksa senin ilacın ben miyim?” Derken eline uzandım, hemen yanıma oturuşunu izliyordum.

Daha da gülmeye başladı, burun kıvırıp mırıldandım. “Kendi kendime güzel sözler söylemekten yoruldum. Ne olur biraz da sen beni övsen?” Reglden olsa gerek biraz hoşnutsuzdum, “İlgi istiyorum biraz benimle ilgilen.” Ki zaten ilgileniyordu, o en ilgili kocaydı.

Kaşlarını kaldırdı ve yavaşça üzerime eğildi. Yüz yüzeydik, “Benim ilacım sensin.” Diye onaylayınca yanağıma yönelişine şakıdım. “Ayy antipedepresaan.” Yanağımı sıkıca öpüp “Yok” dedi, yeniden göz gözeydik. “O da var ama daha çok şu cinsel güç arttıranlardan.” Önce şaşkınca bakakaldım, sonra “Yaa.” Diye sızlandım.

Ne diyeyim ben şimdi bu adama.

Gözlerini ciddiyetle kıstı, “Seni seviyorum Hazan Soylu.” Dudaklarıma eğildi, “Ama en çok bu halinle, soy adımla.” Dokunuşları tüy gibiydi onlara karşılık verirken kendimden geçtim.

“Ben de senin soy adını seviyorum. Ait hissediyorum.” Öpmüyordu, kendini bana sürtüp duruyordu tenini tenime işliyordu. “Sahibim çünkü, benimsim.” Katı sesi, onu asla geri çevirmeyeceğim bir meseleydi. Bana sahip olmasını seviyorum.

“Serdar.” Göğüslerim soluklarla inip kalkıyordu, “Bana sahip oluşunu seviyorum. Bu beni tahrik ediyor.” Daha evvel de söylemiştim, artık çekinmiyordum. “Kaba hallerini seviyorum.” Yerine ve zamanına göre, o biliyordu. Başını salladı, “Yatakta, içinde, burada.” Evet… Dışarda etrafa karışırken.

Bu koca otuz bir yaşındaki adam, benden yedi yaş büyük olan adam, biliyorum delilik…

“Yavru.” Yanağıma yöneldi, tenimi savuruyordu elimi başına kaldırıp kokusunu içime çektim. “Reglken sanki her yerim şişiyor ve berbat hissediyorum.

Bu sıra kendime dokunmaya bile tahammülüm yokken senden ayrı kalamıyorum. Dokunuşların bana batmıyor sanki ihtiyacım var, o kadar garip ki Serdar.” Bunu ona diyemiyordum ama başka bir erkek dokunsa sinir krizi geçirirdim sanki.

Onu kendime çekip sıkıca sarıldığımda omzumu öpüyordu. Uykum gitmiş, tamamen açılmıştım ve sabaha daha vardı. “İşte ben de öfke kontrol konusunda aynı şeyi yaşıyorum.” Keyifli haline kıkırdadım, bugün yani sinirden deli olsa beni görünce geçiyordu her şey.

“Kızım sen benim her şeyimsin.” Derken doğruldu, “Övmemi istiyorsun birde ölürüm lan sana sıpa.” Keyifle daha da güldüm, “Yaa.” Yüzünü ellerime aldım, uzanıp dudaklarını öptüm öpücükler arasında soludu.

“Göğüslerinde ağrı var mı?” Başımı iki yana salladım, “Sen anlamazsan şimdi yat bakayım ben anlarım.” Beni bir nevi buna zorla yatırmıştı, ağzım kulaklarımda onu izliyordum.

Yeşil yarım atletimi aşağıya çekti, bu sayede göğüslerim ortaya serilince ellerimi üzerine kapatıp kahkahayla güldüm. “Manyak, var mıymış ağrı?” Kaşları kalkmıştı, “Tadına bakmam lazım.” ellerime uzanınca ben daha da güldüm, Serdar aynı keyifle elimi çekti ve sağ göğsüme kapanıp beni sıkıca emdi.

O emdi, ben sakin sakin rahatladım, inledim, beni sevdiği gibi uzun uzun onu sevdim.

Göğüslerimle ilgilendi, onları öptü, yaladı, izledi, başını yasladı… Beni böyle sevişini sakin bir tebessümle seyrettim. Daha sonra aynı gecede yatağımıza uzandık, biraz sarıldık, gece güne adımlarken bir yerden sonra telefonum elimde o arkamda kalçalarım kasıklarındayken komik videolar izledik. Birlikte güldük, biraz konuştuk, izlediğimiz şeylere yorumlar yaptık.

En sonunda da gök kızıllığı andırıyordu. Önce parmaklarım, sonra dudaklarım erkekliğini tahmin etmek istedi.

Ona dokunmak istediğimde şiddetli itirazına ben de itiraz ettim. Defalarca kocam olduğunu söyledim, regl olsam da onu bu halde bırakmayacağımı söyledim çünkü göğüslerimle ilgilenmişti, ister istemez etkilenmişti. Gerek sözlerimle gerek dokunuşlarımla yavaş yavaş tahrik ettim. Sonunda dayanamadı, istediğimi defalarca dile getirişimle beni sevdiği gibi onu uzun uzun sevdim.

İnsan, üzüntülü ve sevinçli zamanlarında, kalbinin dayanamayacağından fazlasını duyarlı bir kalple bölüşmek ister.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 512

Fırsatçıya bak fırsatçıya haahhahasncvlrdmtf

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 511

Bir insanın sıpa diyişi batmaz mı ya Serdar da asla garip hissetmiyorum tam onluk

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 483

Zor be cidden çok zor

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 459
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 413

Allah'ım o kadar tatlı kiiii

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 408

Hahahahahrşsmrtkb regl gerginliği artı kıskançlık

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 407

Yani mesela senin yerine babanneyi arasa olur mu hiç

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 403

Yaaa kıyamam nasıl korkmuştur

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 398

Hiç olur mu o ne demek

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 356

Yaaaa o kadar uzaktı işte kadınlardan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 349

Ama biz seni uyardık be oğlum

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 377

Bizde çok isterdik acısız olsun ama işte

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 334

Ayyy gözümde hayali canlanoyorda üf be

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 326

Konuşmak? O anlarda sesinin ufaktan bile duyulacağını düşünmüyoruz çünkü konuşamaz halde olacak olabilirsin

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 167

Kesinlikle

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 162

Ayyy hatırladım bu öğretmeni sinir şey

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 156

Yaaaaa

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 149

Cidden kalpler bir olunca nasıl hisseti

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 135

Hissetti sanki buhranımızı

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 117

Hazan ın bu soruları öyle bir içime oturuyor ki

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 103

Neyse ki heberip gitti

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 91

Düşündükçe saçmalamaya başlıyorsun Hazan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 88

Hiçte bile

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 87

Şimdiye dek bir saygısızlığını görmedik güzelim herkese o an hak ettiği neyse onu yaptın

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 86

Ah keşke şımarsan güzelim

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 4

Bizde işte mecbur kimsemiz yok ki sarılalım edelim

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 519

Hadi bakalım

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 430

Ay ay ay

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 243

Ahahahahah

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 135

Yaağ

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 81

Hopp hopp hopp

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Özlemişim bunları okumayı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Yine çok güzel bir bölümdü

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 512

Bence de Serdar bir baksın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 511

Aşk böcüklerim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 506

Ohooo siz costumuz yine yatın lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 502

Kwosnsisjsis Allah seni ne etemsi serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 498

Adam boşanmayı şaka olarak görüyor artık o kadar ihtimal vermiyor normal de olsa sinirlenir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 496

Jddidjdiudur itiraz etmeyeceğimiz tek konu galiba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 485

Belki sen varsın diye belki duyarsın diye beni anlardin soru sormazsın ah yetmedimi be

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 483

Kıyamam yaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 480

Seni engelleyen bir şey yok

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 477

Gibisi fazla bebek işte

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 476

Senin bebeğin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 453

Yok kocis bizim açımızdan sorun teşkil etmiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 449

Çok değişik bir sahneydi ama hoşuma gitti

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 435

Normalde olsa aşırı ayar olurdum bu lafa ama Serdar olunca gıkımı çıkarasım gelmiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 434

Yani itiraz etmeyiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 434

Çok sana siyah dev

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 430

Vdyjdrvd bir hayal ettin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 425

Adamdaki rahatlığa bak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 414

Hazan'ı ısırasım geliyor serdar'a hak veriyorum bu konuda

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 412

Abi ben de böyle bir hayat istiyorum ya vallahi bak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 407

Hadi cevap ver çok mantıklı yerden girdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 404

Normalde de kıyamıyor ki Bir de bu halde hiç kıyamaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 403

Oyuyy

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 400

Serdar haklı bu arada asıl çağırmasam kızardı anasını satayım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 398

Bizim de gidiyor Bizim de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 394

Abi çok garip normalde evdeyken bile pedimizi kimse görmüyor şimdi kocamızla beraber takıyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 390

Serdar daha önce tek başımıza yaşadığımızı unuttu galiba bvhchdndfh

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 378

Kalbini yediğimin adamı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 376

Maalesef serdarcığım kırıp dökebileceğim bir şey yok bizimle beraber çekmek zorundasın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 368

Serdar hem green flag olup hem red flag olmayı nasıl başarıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 364

Bende biyleyim belim falan catliyo karnım ilk 3 gün ağrıyor midem bulanıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 361

Abi Serdar Hazan böyle olunca kendini aşırı çaresiz hissediyor elinden bir şey gelmiyor ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 352

Dodmisnssjsn Biz sagidhz e sokar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 349

Aha yandi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 332

geliyor geliyor gönlümün neşesi Sultan geliyor boyuna posuna kurban olduğum derdimin dermanı Sultan geliyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 326

Serdar senin oraya gömer üstüne de ceketini örter canım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 322

Abi o acıyı biliyoruz değil mi kızlar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 304

Bu cümleden sonrası Serdar için panik hali jsjsnsjana

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 287

Ayy yine sevdiğim sahnelerden birindeyiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 260

Serdar'ın 2 şubesi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 253

Mis gibi olduğunun farkındasın yani boş ver kız ruju

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 235

İsim vermezsen gitmeyeceğinden adım kadar eminim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 225

Ya zaten ilişkilerin çoğu bu yüzden bozuluyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 217

Yiaaa sizin askinizi yerim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 200

Sabahın köründe okula giderken bizdir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Adını duyannin dizi titriyo ahjshahah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Vurdu ve gooooooiiolll

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 168

hocaların da bir b** yemediğimiz halde kendilerini yırtmasını anlamıyorum abi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 167

Afferin kiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 159

Saatlerce öpüp izleyeceksin işte olacak başka bir şey yok

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 156

Yiaaaaa tabikii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 153

Başka kimseye sakın gülmüyorsun Serdar gebertirim seni

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 149

Abi yerim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Sen yeter ki iste kocis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 135

Kocisssss bizde yaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Tabiki hakkın askim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

Serdar sana oluyor

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 26

Abi bende bu kadar detaycıyım ve çok korkunç

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 65

Yavaş yavaş açılıyorlatdndndn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 63

Evet bir şeyime karışmıyor demişti değil jsjdndnmsms

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 50

Yapar biliyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

ABİ ASSSSİRİ TATLİLARARARAFDA

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 45

Jvhcrvygy harbi aklı seyinde geziyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 43

O Allah'ın emri

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

Canımın iciiiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

Yerim senin kirilmani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Ani ben hazan olsaydim keske

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Siyah devim yaaa minnak kalplim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Ağzından düştüğü an yolu degistirir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Bebisss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Abi Hazan sabahları ben djxmksmskz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Siyah devin küçük tavsani

Elifbeyza
¶ Paragraf 197

Yeliz ne yaptı ben oraları kaçırmısım bilen biri aciklayabilirmi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 197

Hazan'ın kavgalı olduğu melis'le muhabbet edip arkadaşlık yapmış bir de sena'yı falan emir'den kıskanıyordu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 519

Afferin Serdar böyle ilgilen karın ile

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 502

Adamın şifası sensin kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 429

Adam siyah dışında hiç birşey gitmiyor sen çilek li nevresim diyorsun ajjNajsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 429

Hahah hazan ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 403

Normal olarak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 377

Var var cnm da işte
Seviyoruz acı çekmeyi
O yüzden en açılsıni
İstiyoruz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 376

Bak sen
Ee bir çözüm bul
Bula biliyorsan cnm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 365

En iyi gelecek şey koltuk peluş battaniye ve kalın çorap

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 356

Jelatini açılmamış erkek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 356

Ya Serdar ya
Masum
Kekim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 352

Aa serdar birazcık medeniyet ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 334

Uf ya havaya bak
Gözümün önünde su an

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 332

Geldi Bizim ki

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 322

Ah biz kızlar ne çekiyor uz ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 322

Ah ya okulda olmak ta ayrı bir sorun ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 304

Aha korku yükleniyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 287

Et rahatsız mecbur senle ilgilenmeye

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 225

Çok haklısın 3 kişi hiç gerek yok daha çok sorun olur hata

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 199

Herkes knk olmaz ya
Hayır kurmu mu burası

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Ayn tutustun tabi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Yani sendeki bu dil ile serdar biel gerk klmiyo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 174

Sıkma canıni hazo Serdar var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 167

Vur hazo bunlarda kendini birşey sanıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Kıskanmayin ya bu kadar abi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 159

Yaaaaaz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 126

Serdar dan başkası kesmez fi seni hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

Hem de çok

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Küçük cokular üzün Hersek'in Allah belanı versin inşallah

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Ne kadar bir hikâye olsa d böyle olan çok insan var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 103

Pislik adam ya köpek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 102

Ya hazn ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Sen herkes için elimden geldiğince en iyisini yaptın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Bencil ol kendini ve eşini düşün

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 88

Yapam hazo kendine bunu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 74

Hadi hazo çözersin sen

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 65

Ahah bunlar daha neki
Barbie bebek

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 50

Dikkat ölüm tehliksi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 45

Maalesef cnm san bir sürprizimiz var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 42

Bu sohbet ban bir yerden tanıdık geldi
Kansns

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Minik tavşan ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 31

Sus be döveriz seni bak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

İnsan sevdiğin kırılır mis ne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

İdolsin be Serdar

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Kız rahat birkama. Bide gel de uykucu
Mamamsm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Serdar'ın canına minnet kız kamam

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Sabahın köründe
Güzelik uykumuz bölün du ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Hazo böyle yanlız olması uzdu bizi

Yorum için giriş yap