← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 5

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Kırmızı tişörtümün uçlarını ve sütyenimin burkulan iplerini düzelttikten sonra tıpkı bu sabah olduğu gibi, saçlarıma gelişi güzel bir topuz yaptığımda daha iyiydim.
Hemen yanımda duran telefonumu alıp siyah şortumun arka cebine sıkıştırırken gözlerimle tekrar taradığım odaya yalnızca son birkaç aydır hakimdim. Karşımda yamuk duran koltuk örtüsünü düzeltmek için eğildiğimde odanın tahta kapısı yavaşça tıklatılmıştı. Örtünün eteklerinden tutarken kimin geldiğini çoktan tahmin etmiş ve bunun üzerime “Gel abi gel.” Demiştim.

Bunun üzerine kapı yavaşça açıldı ve Demir Abi içeriye girdi.
“Nasılsın?” Derken ufak adımlarla odanın ortasına doğru yürüyordu. “Daha iyi misin? Neler yaptı Osman Abi?”

Örtüsünü düzelttiğim koltuğa oturarak benim aksime ayakta dikilerek harekerlerimi izleyen adama baktığımda yorgun ve uykusuz görünüyordu.

“İyiyim abi sağ ol.” Demek yetmeyecek gibiyken henüz yapabildiğim tek şey buydu. “Seni de yordum.” Derken de mahcup bir tavrım vardı.
Omuzlarını silkip masanın üzerindeki sürahiye yönelirken tekrar konuştu.

“Bana teşekkür edip durma, görevimdi sadece. Anlat hadi, ne oldu? Neden tıkandın?” Sağ elindeki sürahi ve sol elindeki bardakla ciddiyetini bozmadan yüzümü inceledi. “Bana bak, sen sigara içmedin değil mi?” Derken kaşları çatılmış, sesi ciddileşmişti. Sonra biraz daha mantıklı konuştu. “Yanında mı içtiler?”

Merak dolu soruların ve bakışların ardından bardağa döktüğü suyu tek dikişte içerken gözlerimi devirdim.
“İçmedim tabi ki abi, kendi kafama sıkar mıyım? Dün gece mekândaydım sanırım o yüzden oldu.”
Davul olan başıma herkes bir tokmak sallarken içinde oluşan fikirlerden kaçarak detaya dalmadan bir solukla açıkladım her şeyi.
Ne Serdar’ dı mühim olan, ne de sebebi.

Başını salladı sakince. “Ben uyuduktan sonra ne oldu?”

Çok yorgun ve uykusuz olduğundan ayılıp kendime geldikten bir süre sonra Demir Abi yan odada uyuya kalmıştı.
Bunun dışında Osman Amca’ nın benimle bizzat ilgilenişine, ilacımı içişime ve otlarla yapıp yaktığı karışımda yeniden nefes almaya başlayışımı bir bir izlemişti elbette.

Oturduğum koltukta geri yaslanıp dudaklarımı sarkıttım.
“Normalde bu akşam gelecektim ya. Hazır buradayım diye o karışımları ayarlayıp içirdi tek tek.” Yüzümü buruşturdum. “Doktorumla görüştüler ama önemli bir şey olsa söylerdi bence.”
Gözlerimi kaçırdım sonra. Hafif eğdiğim başımla karşı koltuğun yastığına odaklanırken tüm utancımı oraya hapsedebileceğimi düşündüm.
“Neyse işte birde sırtımdaki yaralara krem hazırlayacakmış, onu söyledi.” Diyebilmek ağırdı bende. Bedenimle ilgili sorunları insanlarla konuşuyor olmak yeterince utanç vericiydi.
“Sonra zaten ben de uyudum biraz.”

Öylece yüzüme baktığında sessizleşirken acıdan genzinin tıkandığına emindim. Kimsenin bana acımasını istemiyordum. Çünkü bence, ortada öyle bir durum yoktu. Yine de, tüm bunar koca bir saçmalık olarak otuyordu başköşeme.

Ona baktım.
Dolmaya başlayan gözleriyle başını hızla iki yana sallayıp durduğu yerden bana doğru hareketlendi ve elini omzuma koyup ayağa kalkmamı sağlayarak kapıya yöneltti.

“Haydi çıkalım, iyice geç olmadan ben seni eve bırakayım.”

Odadan çıkıp hole ilerlediğimizde Osman Amca farklı bir odadan çıkıp kapıyı çekerken merakla beni süzdü.

“İyisin değil mi Hazan?”

Başımı sallarken gülümsedim. “İyiyim Osman Amca, sağ ol. Sende saatlerce uğraştın benimle.”

Birkaç adımla elini omzuma koyduğunda destek olmak istercesine hafifçe sıktı.

“Hadi hadi abartma.” Derken de herkes gibi tüm bu teşekkürlerimi duymazdan geliyordu.
“Bu arada üşütmüşsün sanırım boşluğun o yüzden ağrıyormuş. Çünkü ciddi bir şey olsaydı iki gün önce verdiğin tahlillerde çıkardı.” Deyince sadece başımı salladım. Sonra dün gece Dursun Amca’ nın dedikleri geldi aklıma, üşütmüş olabilirdim.

Osman Amca devam etti. “Şimdi yine konuştum doktorunla, yolun ortalarındayız ve her şey gayet iyi gidiyor. Korkmana gerek yok yani, yapman gereken tek şey hazırladığım karışımları ve ilaçları kullanman.” Onu mimikleriyle birlikte uslu bir çocuk gibi dinlerken omzumdaki eliyle eğilerek yüzüme baktığında gayet iyiydik. “Anlaşıldı mı?” dedi.
Sırıttım.
Ellerimi açıp birleştirerek eğildim ve Osman Amca’ ya çinli gibi selam verirken alayla ekledim.
“Anlaşıldı hocam.”

💎

Arabanın kapısını kapattıktan sonra eğilerek açık olan camdan içeriye bakıp şoför koltuğunda oturan Demir Abi’ ye tebessüm ettim.

“Sağ ol abi.”

Gülerek başını sallayarak “Ne demek abim.” Dediğinde cidden abim gibiydi. “Bir şey olursa ara hemen.” Elini kaldırıp ekledi “Dikkatli ol hadi.”

Gülerek olduğum yerde doğrulmadan hemen evvel tekrar tekrar ettiğim teşekkürlerle uğurladım onu. Saatlerdir benimle uğraşıyor olması zorunluluk değil tercihti sonuçta.

Gelişi güzel bir şekilde arkamı dönerek  elimi kolumu sallaya sallaya sokağa baktığımda yine cıvıl cıvıl olduğunu gördüm.
Yazları seviyordum.
Bunaltıcı sıcağı neyse de, yazın hayat sanki daha yaşanılabilirdi. Sokakta görmek istediğimiz insanları kışın ayazında evde bulmak pek de hoş gelmiyordu kulağa.
Sessiz, kimsesiz gibi.
İp atlayıp seksek oynayan çocuklara voleybol ve futbol oynayan gençler eşlik ediyorken uzak mesafeden görebildiğim kadarıyla Serdar ve Oktay kapının hemen önünde dikilmiş bir şeyler konuşuyorlardı.
Sena’ yla Yeliz evimin önündeki çıkıntı betona oturmuş keyifsiz bir halde çocukları izliyorlarken Ömer paytak adımlarla hemen önündeki topu sağa sola yuvarlıyor ve kahkahalar atarak peşinden koşuyordu.
Bu görüntüyle tebessüm edip sokağa karşı bir adım attığımda Demir Abi’ nin arabasından gelen korna sesiyle duraksadım. Sesi duyan tek kişi ben olmazken ellerimi siyah şortumun arka ceplerinden çıkarttım ve bu defa arkamı dönerek ona baktım.
Elindeki telefonumu cama uzanmış bana doğru sallıyordu.
“Unuttun kız zilli.” Derken keyifli, mutlu ve şendi.

Bu haline başımı göğe kaldırıp gülerken ayaklarım çoktan o tarafa doğru hareketlenmişti bile.
Camdan uzattığı telefonu alıp teşekkür ettikten sonra tekrar geldiğim yöne döndüğümde Demir Abi gitmiş, Melis ise az aşağıdan bana doğru geliyordu.

Ona doğru yalnızca dört adım attığımda aramızdaki mesafeyi karşılıklı olarak kapatmıştık ki;  ellerimi yeniden cebime yerleştirip kollarını göğsünde bağlamasını izledim.

“Ooo. Bakıyorum da, altınızdan arabalar eksik olmuyor Hazan Hanım.” İmalı ses tonu ve bakışıyla yüzüme doğru güldüğünde parmak uçlarımda yükselip başımı önce yere eğdim sonra kaldırıp ona bir adım atıp tebessüm ettim.
“Gözünüz kaldıysa kudurun Melis Hanım.”

Başını ve kaşlarını kaldırırken sinirlenmişti.
Gözlerini kıstı. “Ne kuduracağım be? Neyini kıskanacağım?”

Dudaklarımı sarkıtırken cebimde duran ellerimin başparmaklarını dışarı çıkartıp ellerimi iki yana açar gibi yaptım ve yine parmak uçlarımla yükseldim.
“Ben kıskandığını söylemedim.” Başımı yana yatırıp tatlı tatlı soludum “Kendini bu kadar belli etme.”

Melis sinirle gülerek başını iki yana sallayıp tek ayağını bir adım ileri attı.

“Ne yaparsan yap, beni bugün sinirlendiremezsin?” Dediğinde sahte bir tavırla ciddileştim “Ne o? Beynini.” Sahte bir bocalamayla başımı hızla iki yana sallayıp devam ettim. “Sinirlerini mi aldırdın?”

Güldü.

“Meliiis. Kızım verdin mi sarmaları Hatice Teyze’ ne?” Melis yanımızdaki binadan gelen sese başını kaldırıp üçüncü kattaki camdan bize bakan kadına başını sallarken sessizce olan biteni izliyordum.
Melis keyifle “Verdim anne verdimm.” deyince anladım Melis’i bugün neden sinirlendirmeyeceğimi.
Yıllardır oturduğum sokakta ilk defa Melis’ lerin Hatice Teyze’ ye sarma götüreceği tutmuştu ve tesadüf budur ki Serdar’ da yeni gelmişti.

Güldüm.
Ama öyle böyle değil, böyle ağzım yırtılırcasına güldüm.
Ellerim hâlâ ceplerimdeyken gerine gerine Melis’ in önünden ayrılıp kasıla kasıla sokağa doğru yürümeye başladığımda hâlâ keyifle gülüyordum ki Melis arkamdan bağırdı.

“Gül sen gül, son gülen iyi güler.”

Duruşumu ve koca güzel gülüşümü bozmadan sağ elimi cebimden çıkartıp arkamda durup bana bakan Melis için havaya kaldırdım be dalga geçer gibi, alayla ve keyifle herkes duyarken bağırarak ekledim “Orası belli olmaaaz.”

O sırada çatık kaşlarla bana doğru gelen Yeliz’ e bakarken arkamda sessizce kalan Melis’ i unutup dudaklarımı ıslattım. Dibime gelip boynuma atladığında tek elimi de cebimden çıkartıp Yeliz’ in bakışları Melis’ deyken yanağını öperek ona karşılık verdim.
Benden ayrılıp “Ne konuştunuz Melis’ le.” Dedi. Kıstığı gözleri sokağın başındayken omuz silkip nefes verdim.
“Boş yaptı biraz, önemsiz.”

Anladım dercesine yüzüme bakıp modunu değiştirdiğinde bu defa gülüyordu.
“Aşkıımm ayyy. Ya çok korktum.”

Koluna girdiğimde yan yana eve doğru yürümeye başlamıştık ve bakışlarım bu süreçte sürekli asfalt yoldaydı.
“Sallaa.” Dedim tüm yaşananları unutmak ister gibi. Hatırlamak, yeniden yaşamaya bedeldi bende. “Geçti işte.”

Vurdumduymazlığım Yeliz’ in canını sıksa da huyumu bildiği için olayı kapatarak adımlarıyla bana eşlik etmeye devam ettiğinde sokakta yükselen çocuk sesleri eşlik ediyordu bize.

Yürüdükçe kısalıyordu mesafe. Ve kısaldıkça mesafe, bize doğru bakan Oktay ve Serdar ikilisini daha net görebiliyor, bu sayeden aklım dün geceye kolaylıkla gidiyordu.
Önce adımlarımı yavaşlattım bir sebeple. Daha sonra olduğum yerde durarak Yeliz’in kolundan tutup bana dönmesini sağladım ve yüzüne baktım.

Soran bakışlarla “Oktay’ la nasılsınız?” Dediğimde yan yana duran bedenlerimiz hafif birbirine dönmüştü.
Gözleri anında parladı. “Sana baya minnet dolu.” Derken ne kadar gerçekçi olduğuna inanmış bunun üzerine umursuzca silkmiştim. “Senin içindi…”

Oktay babamın oğlu değildi sonuçta. Hoş, olsa da öyle bir karaktere ekmek atacağımı şu an pek sanmıyordum.
İnlercesine tatlı bir sevinçle “Yaaa.” Dedikten hemen sonra tatlı tatlı bakara devam etti. “Sanırım sevgili olduk, birde öpüşmüş de olabiliriz birazcık.”

Kucağımda birleştirdiğim kollarımla karşımda utançla konuşan Yeliz’ i dinlerken kıpırdamadan ayağımın yanına gelen topa usulca vurup geldiği yere gitmesini izledim ve tekrar Yeliz’ e döndüm.

“Tanıdığım en hızlı vericisin.”

Başını sahte bir utançla yere eğerek elleriyle yüzünü kapattığında gözlerimi kısıp ağzımın içinde mırıldandım.

“Ay birde yalandan utanıyor, götüüm.”

Bu defa başını kaldırıp sırıtarak koluma tüm gücüyle vurduğuna bir iki adım geri giderek sendeler gibi oldum fakat kucağımda ki kollarımı dahi çözmeden sağ bacağımı hafif yana açarak toparladım.
Dudaklarımı dişleyerek gülümserken tekrar yanına ilerlediğimde tüm bu meseleden keyif almaya başlamıştım.

“Kaç yaşındaymış bu Oktay?” Dedim sırıtarak. “Kaç yaş var aranızda?”

Önce gözlerini kıstı daha sonda yüzüme mal gibi bakarak kendince hesaplama yapmaya başladığında sadece bekledim.
“Serdar otuz yaşındaymış aramızda üç yaş var demişti. “daha çok kendi kendine konuşuyor oluşunda Serdar kısmına bu defa asla dikkat etmedim. Onun hakkında beni ilgilendiren şeyleri bu sabah bitirmiştim ben.
“O zaman Oktay yirmi yedidir. E ben yirmi üç yaşında olduğuma göreee..”

Ellerimi hey yavrum hey der gibi sallayıp başımı bu harekete dahil ederken sokakta ilerlemeye devam edip arkamda kalan Yeliz’e seslendim.

“Kırk yapar amınakoyim.”

Bana yetişip kıkırdayarak yanımda ilerlemeye başlayan Yeliz, bir yandan Oktay’ la bakışırken Serdar’ı ve üzerimde gezdirdiğini dikkatli bakışlarını da bu defa ilk defa çok farkli duygularla görmezden geldim.

“Lan salak salak iş yapma Sencer, sikmiyim belanı ver lan o topu bana! Sıra bizdeydi.”

Kapının önüne iyice yaklaşmışken arkamdan gelen çocuk sesleriyle bakışlarımı telefonla konuşan Sena’ dan alıp şaşkınlıkla o tarafa döndüm. Bu veletlerin yaşı henüz on beşti. Ben on beş yaşındayken bırakın am a koymayı, am nedir onu bilmiyordum.
Hatta şöyle ki, ben on iki yaşındayken annemin arkadaşına Gül Abla, vajina ne demek demiştim. O da kahkahayla gülmüştü ama konumuz bu değildi.

Sercen’ le Emre birbirlerine sinirle yürürken Emre kolunun altındaki topu farkında olmadan bana doğru fırlatarak Sercen’ in yakasına yapıştı.
“Ebenisikerim lan seniiin itoliit…”

Önce ayağımla topun en dibine hafifçe vurup ayak bileğimle yönlendirerek bana doğru havalanmasını sağladım daha sonra belime kadar yükselen topu iki elimle tuttum. Az ileride kavga eden ikiliye bakmaya başlarken topu sol kolumun altına sıkıştırıp sert sesimle “Emre!” Dedim.

Onlara doğru ilerlerken ikili önce bana baktı daha sonra Emre sinirle Sencer’e döndü.
“Ama Hazan Abla bu küfretti bana!”

Haklı çıkmaya çalışmasının karşılığında sessizliğimi korurken diplerine gelip boştan kalan elimle Sencer’ in yakasındaki elleri tuttum ve Emre’ ye baktım.

“Tamam sende ona ettin, ödeştiniz.” Dedim ellerim sıkıca tutulmuş yakanın üzerindeyken. Emre’ ye döndüm. “Şimdi ayrılın hadi çek elini.”

Emre omuzlarını silkip kurtulmak için debelenen Sencer’ in yakasını daha da sıktı ve şiddetle yanaklarını şişirip gür sesiyle bağırdı.
“Olmaz, vuracam bir tane. Küfretti.” Ben şimdi yapıştıracağım ağzına bir tane ama Emre.

Sinirle Emre’ ye bakıp kaşlarımı çattığımda Emre önce bana sonra başımın hizasından daha da yukarı bakıp yutkunarak sakince Sencer’ i bıraktı. Tüm bunlarla beraber arkamda hissettiğim bedenle yavaşca o tarafa doğru döndüğümdeyse burnuma o tanıdık kokunun nüfuz etmesi bir yana, gördüğüm bedenle her şeyi anlamıştım.
Serdar şu an tam karşımda dikilmiş öylece bana bakıyordu fakat uzun boyu sebebiyle benim ona bakmam için başımı kaldırmam gerekiyordu.
Kaldırmadım.
Bundan sonra ona ne kaldıracak başım, ne de eğecek boynum vardı.
Benim biraz zorlanarak ayıracağım çocukları tek bir bakışıyla ayırmış olmasının tek sebebi erkek olmasıyken zerre etkilenmeyişimi ayakta alkışladım.
Çocuklara uygulana şiddeti asla sevmezdim ama bir yaştan sonra Emre’ yi yaka paça Sencer’ den ayırmayı da bilirdim. Zira belli yaşlarda ailesinden terbiye almamış çocuklardan nefret ediyor olmam da benim suçum değildi.

Sonra bir şey oldu.
Çocukların gitmiş olmasına rağmen saniyelerdir dip dibe olmamızdaki garip sebebi anlayamazken kolumum altındaki topu öylece bir kenara fırlattım. Başımı kaldırıp gözlerimi gözlerine diktiğimde bakışlarım alaycıydı. Sert yüz hatlarına bakıp bezmişlikle soludum. “Ne o? Sürekli dibimdesin?”

Gözlerini kıstı siyah dev “Dikkat et.” Dedi elleri iki yanında sabitliyken. Sinirli bakışlarıyla çevrelenmiş gözlerini çekmede gözlerimden. “Toslama yine.”

Bu korkutucu hali istemsizce boğazımın kurumasına sebep olurken kuyruğumu asla indirmeden imalı bir şekilde karşılık verdim.

“Yok.” Dedim başımı hafif geriye atarken. “O bir kere olur. Yani insan bir kere hata yapar.”

Cümlemi bitirir bitirmez o sikik devi, kafasındaki sorularla mal gibi ortada bırakıp önce Sena’ ya daha sonra Ömer’e gittim.

Anlayana..
Anlayana çok şey vardı o cümlede…
Anlayana bir kitap söz dizelenirdi bu cümleye.
O siyah dev anlayamasa da, aslında denmişti ki orada; bir daha gözlerinin içine baka baka şarkı okumam. Ölümle burun buruna gezinirken bana yanlışlıkla da olsa zarar veren bu adama hislerim ne kadar ağır olursa olsun, bir daha asla sarma götürmem.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Tabi canım kesinlikle sen kim kudurmak kim

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 19
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 67

Hazanım ya

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 16

Osman dedikçe tüylerim diken diken oluyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 65

Oğlum sen de hepimizden silinsin ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Nefret listemde boşlarda yer alan bir kız da bu

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 34

Hoşt Meliscim serdar sana bakmaz

Sltnakd
¶ Paragraf 34

Hazan nasıl o sarmaları sana yedirmedi hala şoktayım

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 16
tuni
¶ Paragraf 16

Yorum için giriş yap