← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 18

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Bu sabahki olayların ardından gittiğim hastaneden çıktıktan sonra hafif seyreden mide bulantılarım eşliğinde Osman Amca’ nın kapısının önüne geldiğimde günün sıcak havasından yeteri kadar bunalmıştım.

Kapının zilini çalarken bir yandan da eğilip ayakkabılarımı çıkartmaya çalışıyor ve bu süreçte hafiften ellerimin titremesine mani olamıyordum. Ara ara olan şeylerden biriydi yalnızca bu. Asansör bozuk olduğundan altı katı yürüyerek çıkmak zorunda kalmıştım. Bulantının sebebi bu olmalıydı. Kalbim deli gibi atıyorken nefesim yeni yeni toparlanıyor ve bedenim belli bir ritimle düzene giriyordu.

Yutkunarak olduğum yerde doğrulduğumdaysa az evvele nazaran daha sakinlemiştim. Bununla beraber çelik kapı açılmış ve elindeki çay bardağıyla bana gülümseyen yaşlı adam geri çekilerek içeriye geçmem için bardağını çaprazda görünen salona doğru kaldırmıştı.

“Geç bakalım Hazan Hanım.”

Bu hoş karşılanmayla memnun bir hâlde gülümseyerek içeriye doğru adım atıp salona ilerlediğimde kızaran yanaklarımla arkamdan bana doğru ilerleyen adama döndüm ve açtığı kollarıyla bu defa sırıtarak ona sarıldım.
Çünkü Osman Amca minnetti bana. Bu dünyada yaşama bir umutla tutunduğum tek mucizem oyken görmezden gelemediğim bir sevgim vardı..

Keyifle “Hoş geldin.” Derken belimdeki kolların sıkılaşmasıyla başımı sallayarak karşılık verdik.

“Hoş buldum Osman Amca.”

Yorgun bedenimi benim boylarımdaki adamdan ayırıp kendimi arkamdaki koltuğa bıraktığımda Osman Amca’ da karşıma geçerek tekli koltuğa oturdu.

Açıkçası evde her daim bizden başka kimsenin olmayışı benim ilk zamanlarda bir hayli germişti. Fakat şimdilerde daha iyi ve sakin hissettiğimi de itiraf etmeliydim. Sonuçta Osman Amca bekârdı ve hiç çocuğunun olmayışından da olsa gerek bu evde tek yaşıyordu.
Aksi bir şey düşünemezdim. Yani sırf ben geleceğim diye eve başka insanlar da çağırmak zorunda değildi. Ya da benim kızları yanımda getirmem ona fazlasıyla ayıp olacak bir durum olurdu.

Bu yüzden sakin bir şekilde “Nasılsın? Yaptırdın mi testleri?” Diye soran adama gülümsedim.

Benimle her koşulda ve her şekilde ilgileniyor oluşuna artık alıştığımdan çok normalmiş gibi gelen bu hisse başımı sallayarak “Pelin Abla sağ olsun, hallettik.” Dedim.

Pelin Abla doktorumdu. Onunla olan ilişkim Osman Amca’ nın aksine oldukça mesafeliyken yine de iyi bir doktor oluşu benim için yeterliydi.

“Midem hâlâ bulanıyor biraz, ama iyiyim.” Diye devam ettiğimde oturduğu yerden kalkarak az ilerideki masadan kupayı alıp birkaç adımla bana uzattı.

“Binaya girdim diye arayınca senin için doldurdum. Midene iyi gelir.”

Verdiği kupayı tereddütten yoksun bir halde aldığımda başımı kaldırarak kısık gözlerle ve buruk bir ifadeyle ona baktım.

“Sence neden bulanıyor?”

Az önceki yerine geçmeden hemen evvel sol eliyle başını kaşıyarak yüzüme bakarak soluğunu dışarıya verdiğinde bir umutla ondan cevap bekliyordum. “Ağrıların var mı? Boşluğunda, ciğerinde, böbreğinde ya da herhangi bir bölgende?”

Biryerim ağırsa sorunun hangi organımdan kaynaklı olduğunu bilemiyordum. Hoş, bunun benim için bir önemi de yoktu. Ben sadece canım yandığı için üzülüyordum hepsi bu.
Fakat asıl soruya gelecek olursak ağrım birkaç ay evvele kadar neredeyse yok denecek kadar azdı. Bu yüzden başımı olumsuz anlamda sallayarak beni izleyen adama “Yok.” Dedim.

Yüzünde oluşan keder miydi? Yoksa bana mı öyle gelmişti? Ela gözlerinden geçen hüznü biri bana bir bir anlatsa dinler miydim?
Bence, buna hazır değildim…

Nitekim, o bakışların ardından “Sanırım gerilemeler mevcut.” Dediğinde de bir duvara çarpmışım gibi yandı canım.
Devam etti Osman Amca. Öylece, gözlerime baka baka. “Ben dün konuştum Pelin Hanım’ la. Sana henüz söylememi istemedi amaa..”

O duraksadığında ben boğazımdaki acıyla yutkunup istemsizce kaybolan mağrur sesimle mırıldandım “Ama ne?”

“Hazan, ilaçlarını kullanıyorsun değil mi? Şu benim hazırladığım karışımları da?”

Gözlerimi unuttuğum bir şey var mı diye düşünerek kıstığımda bir koca günüm geçti zihnimden. Lakin yoktu öyle bir olasılık. Fakat yine de kararsızca omuzlarımı silktim ve bilmiyorum dercesine başımı iki yana salladım.
Osman Amca ilerideki koltuğa otururken gözlerim dolmak üzereydi ve bu elimde olmayan bir eylemdi.

“Kullanıyorum aslında.” Derken de bir suçlu gibiydim. Kendimi de suçlamak istemiyordum ama ruhumla çakıştığım bazı içsel sorunlarım da vardı elbette.

Oturduğu yerde ellerini birleştirerek bana doğru eğildiğinde aralanan dudaklarını çalan telefonu yeniden kapattı.
Eliyle ellerimdeki kupayı işaret ederek “İç onu.” Derken de ayaklandı.

Osman Amca komodinin üzerindeki telefonunu alıp odadan çıktığında titreyen alt dudağımı yok sayarak sol gözümden öyle fütursuzca firar eden tek damla yaşı elimin tersiyle sildim.
Sağ dizimi belli bir ritimle titretmeye başladığımda dudaklarımı sağ elimdeki kupaya yönelttim ve aldığım tatla yüzümü buruşturdum.
İğrenç kokuyordu.

Katlanmak zorunda olduğum şeylerden yalnızca biri olması beni daha mı güçlü kılıyordu? Sanmıyorum ki, çünkü leş bir içecekle olmazdı bu işler.
O olmazdı belki, ama eminim ki tüm hayatımı gözler önüne serecek olursak acı konusunda iyi bir dereceye gireceğim kesindi.

Başımı bu defa sağa çevirip ciğerlerime derin nefes aldıktan sonra sol elimle burnumu tıkayarak sağ elimdeki fincandan koca bir yudum aldım.

Tüm bunlara dayanmak zorunda değildim.
Her şey bu kadar berbat ilerlerken, bu uzun yolda düşe kalka umutlarım söne söne iyileşmeyi beklemek zorunda değildim.
Kusa kusa ilaçlar içmek zorunda değildim!
Her gün kendimi iyiye yöneltip kötüde yoruluyordum.
Hayat akıp giderken avuçlarımdan, ben kalan vaktimi buhran içinde geçiriyordum.
Olmuyordu.

Odanın kapısı tekrar açıldığında Osman Amca yavaş adımlarla tek kelime etmeden tekrar karşıma oturdu. Göz göze geldiğimizdeyse yüzü fazlasıyla asıktı.

“Pelin aradı.” Dedi sakince adımlarken. “Tahlillerin sonuçlanmış.”

Bana asır gibi gelen birkaç saniye boyunca nefesimi tutup öylece devam etmesini bekledim.
Hazırdım, kötüye her zaman hazırdım.
Çünkü hayatım boyunca hiç iyi bir şey duymamıştım.

“Akciğerindeki lekelerde ve midende gerileme var. Gerileme ne demek biliyor musun?”

Başını yere eğip önünde birleştirdiği ellerle yine bana baktığında biliyordum o tabiri.

“Yerinde bile saymamış, gerilemiş Hazan. İlaçlarını kullanıyor musun cidden?”

Durup öylece karşımda bana soru soran adama baktığımda yüzümde, içimdeki burukluğu yansıtan tek bir mimik yoktu.

Sağ doğru kıvrılan dudağımla alayla mırıldandım. “Sanki başka şansım varmış gibi?” Sonra ekledim. “Durduralım tedaviyi o zaman. Düzelecek olsa bu altı ayda düzelirdi.” Ciddileşip dikleştim ve tüm o duygusallığımı bir bir, özenle temizlediğim o raflara dizdim. “Durduralım ben zaten korkmuyorum ölümden falan. Bir şey de beklemiyorum ne hayattan ne başka birinden.”

Böyle hissiz olabiliyordum bazı bazı. Canımı yakan tüm hançerlere göğüs açacak kadar da umursamazdım artık.
Biraz tükenmişlik, biraz yiten umutlarım bir bir sıralanmıştı çünkü. Canım yanıyordu, artık bitsin istiyordum bazı şeyler.

“Saçmalama kız!” Diyerek itirazla sesini yükselten adam tüm bu düşüncelerime aykırıydı adeta. O, benden daha mı umutluydu?

“Halledeceğiz birlikte, Pelin Hanım’ da yanımızda hem.”

Birini istemiyordum yanımda. Halledilecek bir şey varsa ben zaten hallederdim fakat görünen o ki yoktu.

Yükselen sesine, çatık kaşlarına eşlik ettim mimiklerimle
“Olsa olurdu Osman Amca. Zorlamayalım, ben altı aydır ha oldu ha olacak diyorum.” O acıda sesim inceldi sonra, bakışlarımı kaçırdım. “Benim dayanacak gücüm kalmadı zaten.”
Son olarak tuttuğum nefesi bırakıp başımı yere eğdim.
“Siz de işinize bakın daha fazla uğraşmayın benimle.”

Yeterince ilgi görmüştüm zaten. Bu olay her birimizi yıpratmıştı. Sadece biz değil. Annem, başkan, Emir, Yeliz ve Sena’ da aynı duyguların esiri olmuşken ben sona geldiğimi hissediyor ve çekilmek istiyordum.
Dediğim gibi, ölümden cidden korkuyordum ve bu yıpranmışlıkla git gide onu daha çok istiyordum sanki.
Bu şekilde yaşasam değişmeyecek olan onlarca şey varken her birinin bana sadece acı verecek olması beni zaten yaşayan bir ölü yapıyordu.

“Pes mi edeceksin?” Sesindeki hayâl kırıklığı koca salona doldu. “Ne oldu o güçlü, dik duran asil kıza?”

Mırıldanarak nemrut nemrut durdum.
“Öldü, çoktan.”

“Saçmalama Hazan. Hem, ne annen ne Süleyman izin vermez buna. Hele annen duyarsa anında yanında biter, zorla tedaviye devam ettirir. O kadın o şehirde sen ona iyileşeceğine söz verdiğin için duruyor. İyileşirken mutlu ol, özgür ol, istediğini yap diye senden ayrı kalıyor. İkiniz de mutlu olun diye.. Kendini geç hadi, annenle babanı üzme.”

Ah, annemin o tükenmeyen umutları.. Beni burayla birlikte birçok şeye elim kolum bağlı iten de onlar değil miydi zaten?
Peki ya öz olmayan babamın benimle bu denli ilgilenişleri?
Her biri derin bir solukla geçmeyecek kadar özellerdi…

Oflayıp sol elimle yere eğdiğim başımı kaşıyarak bakışlarımı halının çiçek desenine odakladım.
Haklıydı.
Kendi kendime mırıldanırken karşımda duran adama yönelik konuştum.
“Umut etmekten başka şansım yok yani.
Hani olur da şansım yaver gitmezse hiçbir şey kaybetmezdim. Zaten ölüm beklediğim bir şey.
Ama eğer giderse tüm hayatım değişir.”

“Heh.” Dedi tezahürat yapar gibi. “Aferin benim zeki güzelime.” Sesini yükselterek mutlulukla devam etti.
“Şimdiii. Hazan şu sırtındaki izlerin yok olması için bir krem hazırlıyorum ama bir hafta sonra hazır olur.”

Yanağımın iç tarafını dişlerimin arasına alıp başımı olumlu anlamda salladığımda bunun da şuan pek bir önemi yoktu aslında. Bu yetmezmiş gibi utanmama sebep oluşu da içimde bir yerle dokunuyordu.

Oturduğu yerden hızla kalkıp bana doğru yürüdü ve eğik olan başımı tuttu. “Bakalım saç diplerin ne durumda?”

Parmakları saçlarımda gezinirken öylesine konuştum.
“Acıyor. Yani biri tutup çok az çekse bile sanki canım çıkıyor. Topladığım zaman çözünce dipleri delirtici şekilde sızlıyor.” Gözlerimi devirip burukça gülümsedim. “Kısaca, düzgün tek bir organım yok.”

Elleriyle başımı yavaşça okşuyordu.
“Ne kadar güzel bir kız olduğunu bilmiyorsun. Tanıdığım en güzel kadın sensin Hazan, kendi kıymetini bil.”
Sesi inceldi sonra. “Sevgilin var mı?”

Kaşlarımı bu anlamsız soruya çatarken aklıma Serdar geldi.
Yutkundum.
“Hayır.” Dedim zihnimdeki insanla buruklaşırken. “Yok.”

Parmaklarıyla tam önümde saç diplerime dakikalarca masaj yaparken tedirginliğim arttı.
Çıt çıkmayan salonda sessizlik canımı sebepsizce sıkarken kucağımdaki parmaklarımla oynarken ona bir soru sormayı denedim fakat her şeyini bildiğim için bir şey bulamadım.

“Rahatladın mı?” Garip gelen ses tonuna yüzümü buruşturarak gülümsedim ve ortamı kurtarmak adına atıldım. “Evet Osman Amca. Sağ ol.”

Parmaklarını benden ayırarak arkasını döndüğünde derin bir nefes aldım.
Neden böyle olmuştu?

Sağ taraftaki büyük masaya yürüyerek üzerine hazırladığı üç çeşit karışıma bakarak bana döndü.

“Haydi bakalım Hazan, ilaç zamanı.”

Beni çağırdığı yere yavaşça ilerlediğimdeyse kahverengi sandalyeyi çekti. “Buyurun bakalım güzel kız.” Oturmama yardımcı olduktan sonra gülerek beni izleyen adama baktım ve ona neyim olduğunu bir kez daha hatırlattım.

“Teşekkürler. Osman Amca.”

Başını hafifçe sallayarak bir adım geriledi.
“Afiyet olsun. Sen ye, benim içeride biraz işlerim var.”

Osman Amca odadan çıkınca oturduğum yere geri dönüp önce Hakan Abi’ ye bu akşam sahneye çıkamayacağımı kısa bir mesajla belirttim. Çünkü bu halde, bu psikolojiyle yapamazdım.
Çok geçmeden “tamam güzelim.” mesajını alınca da ikinci kelimeyle her şeyin yolunda olduğuna kanaat getirdim. Daha sonra ise Alp’ den gelen mesaja baktım.

Gönderen; Alp
Mesaj; Hakan Abi şarki listesi verdi. Bunları halletmemiz gerekiyormuş. Akşam gelirsin bana❤

Kaçta çıkacağımı tam olarak bilemesem de Alp’ le birlikte bir şeyler yapmaya her zaman açıktım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yarım saat sonra evdeyiiiimm veee sen bana geeeeel.😂❤

Çok geçmeden Alp’ den yeni bir mesaj daha geldi.

Gönderen;Alp
Mesaj; Çiçeğiiim konum at bende dışaridayım. Gelip alayim seni öyle geçelim

Alp’ e konum attıktan sonra masada benim için hazırlanmış olan zorlu göreve yöneldiğimde bu durumdan zerre mutlu değildim.
Tekrar eden derin nefeslerimle su dolu bardağı soluma aldım. Her seferinde önce burnumu kapattım ve bir kaşık karışım alıp yanımdaki sudan içtim.
Kusmamak için kendimi zor tutup bitirdiğim üç tabağın sonunda masaya ölü gibi bakarken derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Başımı yukarıya kaldırdım ve sanki bir yakarışla ekledim. “Allah’ ım…”
Kurduğum tek bir kelimeyle gözlerim dolarken o kelimeye yüklediğim umudu ve yakarışı gözden geçirdim bir bir.
Başka şansımın olmayışı pamuk ipliğine bağladığım umutlarımdaydı. Ardı arkası kesilmeyen yakarışlarımın sonu yokken bitti dediğimde bile istemsizce tükenmeyen umutlarımla tekrar edip gözlerimden akan yaşla devam ettim. “Allah’ ım yorgunum…”
Geçmeyen bu yorgunlukla tökezliyor ve bu da yetmezmiş gibi kalbimde zorla açan çiçeklerin batan dikenlerinde yanıyordu canım.
Her şeyim çok da düzgünmüş gibi hayatıma girerek ruhuma işleyen bir adamın yokluğunda, kaldığım ikilemde çakılıyordum bir yere.
Onu görmek bile bana bu kadar huzur verirken ruhuna ve kalbine dokunamamak sadece acı veriyordu. Hayatın anlamını onda bulmuşken hiçbir şey yapamamak bana hiç olmadığı kadar farklı bir acı veriyordu.
Bu yüzden kaldırdığım başımla dudaklarım hareketsiz kalırken onun aksine içimden çığlık çığlığa konuştum.
“Allah’ ım al canımı..”

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

askozulfikar profil fotoğrafı
askozulfikar
¶ Paragraf 53

Ah be ah serdar ah

askozulfikar profil fotoğrafı
askozulfikar
¶ Paragraf 21
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 70

Bu adamdaki de iyi cesaret ha

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 54
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 34
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 54
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 40
Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 70

Başkan bilse var yaaaa

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 70

Hazanın bu hastalıkları çok kötü ya

Yorum için giriş yap