← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 73

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

                                                        Gün döngüsü

Serdar’ a daha fazla ne kadar sokulabilirdim, daha doğrusu sokulabilir miydim bilmiyorum ama gürültüyle kapanan kapı başımı boynuna indirmeme sebep oldu. Tir tir titriyordum, soğuk bir yana korkunun da sebep olduğu derin bir titremeydi bu. Hızla birbirine vuran dişlerim, bedenimdeki sıtma, kollarımı ona dolayamamam ve tüm bunlara inat beni göğsüne sokmak ister gibi sıkı sıkı tutuşu…

Ne varsa bitmişti.
Şu dört ay, rüya olamayacak kadar net bir bedenle son bulmuştu.

Burnumun denk geldiği boynu, dudaklarımın değdiği teniyle uğruna buraya geldiğim kokusunu içime çeke çeke yüzümü tenine bıraktım. Merdivenleri hızla çıkıyor, bedenimdeki ellerini gittikçe sıkılaştırıyordu. Öyle ki güçlü parmaklarının derime battığını hissedebiliyordum.

Basamaklar geride kalırken “Hazan!” Diyerek bana döndü ve kontrolüm dışında birbirine çarpan dişlerim için çenemi öptü. “Yavrum tamam.” Temasıyla, hatta tek bir sözüyle durmak isterdim fakat bu o kadar mümkün değildi ki halim konuşmama bile engeldi.
Bu defa alnını çeneme indirdi, bastırınca bu güç beni durdurdu.

Yanağıma denk gelen dudakları beni öper vaziyette  geri çekilmiyor, dişlerim yeniden hareket etmesin, birbirine vurmasın diye olabildiğince uğraşıyordu. Gözlerim kapalıydı, zihnim çok da yerinde değildi fakat bunu anlayabiliyordum.

Soluklanırken daha da hızlandı. Kapalı gözlerimle onu hissediyor olmak, merdivenleri tüketişlerini kucağında hesaplamak ve tüm bunları bir gelişle birleştirmek o kadar güzeldi ki, ziyanı yoktu bu şekilde saatlerde kalabilirdim de.

Üst katta bir kapı daha gürültüyle açıldıktan kısa süre sonra adımlarının yittiği yerde Serdar hareketlendi, eğildi ve eğilmesiyle yükselen su sesi sanırım banyoda yankı buldu.

“Hazan.” Yüzüme bakıyor, bakabildiği yerde soluk soluğa beni izliyordu. Aylar olmuştu sesini duymayalı; gidişinden daha sert ve daha toktu fakat endişesi hala aynıydı. Kokusu, omuzları, sakalları varlığındaki güven…
Yeniden “Hazaan.” Derken dudaklarını alnımı bastırdığında oluşan bu minik alan beni içine çekti ve ben boynunda günlerce kalmak istedim.

“Tamam yavrum geçti.” Su sesi, akıyor ve bir yere doluyordu. Tüm bunlar olurken banyoda yankı buluyor, yüreğimde hareketlenen çarpıntı beni tümüyle Serdar’ a bağlıyordu.

Ev epey sıcaktı aslında, bunu daha girer girmez hissetmiştim fakat o kadar üşüyordum ki ne yazık ki bunun bana bir faydası yoktu. Titremem hala geçmemiş, çenem az da olsa sakinlemiş ve gözlerim alenen aralanmaya başlamıştı.

İlişen siyah sakallarında gördüğüm suret beni yeniden öperek dikkatle ileriye doğru adımladı. Geniş bir jakuzinin içinde olduğumuzu da bu adımla fark ettim.
Açtığı su alana dolmuş, Serdar içeriye adıml-
Bir dakika, yoksa hayal miydi?

Buzdum, kaynar sular başıma indi. Gözlerim etrafı hızla tararken korkmaya başladım çünkü bu banyo bizim banyomuz değildi. Afallayan bakışlarım Serdar hariç her yerde, korkudan kendinden geçmek üzere bir çocuk gibi omuzlarına tutundum. Rüyadaydım, bu asla gerçek değildi.
Oysa ağlar gibi bir sesle yalvararak “Serdar.” Dediğimde varlığını zihnimin aksine çok net hissediyordum.
Bu banyo asla bizim banyomuz değildi.
Ev bizimdi, biz hayaldik.

Korkmuş sesimle yardım diler gibi ardı arkası dinmeden yeniden soluklandım. “Serdar.” Bir nevi sözümü kesti. “Şşş yavrum sakin ol.” Bir yandan benimle suya eğiliyor, bir yandan benimle..
Oturdu, suyun içine. Rüyadaydık, kollarındaydım fakat yüzüne bakarsam geçer miydi? Uyanırdım, bakmamalıydım.

Heybeti jakuzide benim için var oluyordu. Üniforması suya bulaşıyor, o ıslanıyor.. Yine de bu ne olduğunu anlamaz, korkudan bayılmak üzere olan halimden bir türlü sıyrılamıyordum.

Yüzümün halini görebiliyordu, bedenimi sertçe kendine çekip başımı öptüğünde kolları beni sarmış, ağlar halim omzuna değmişti. “Rüya.” Kahrolmuş ve kendimden geçen sesimi işitti, daha sıkı sarıldı. “Üst kattayız korkma, değil rüya geldim ben.” Suyun içindeydik, her yerim ıslak ve sıcak.
Geldim ben…

Hızla ensemi tuttu, başımı sıkı sıkıya boynuna yaslayıp şakağımı, yüzümü olabildiğince öptü. “Korkma yavrum geldim, geldim buradayım korkma geçti.” Sesi, sarışı, gümbür gümbür çarpan kalbi, kokusu…
Değil rüya…

Bacaklarım bir araya toplanmış, ısının içinde kaskatı kesilmişti. Arada kalan bedenimle ne yapacağımı, ne yana döneceğimi bilemedim “Serdar.” Derken çaresiz bir ümitle ona döndüm. Bu defa omuzlarına sarılan kollarım ilkti. Üşüme hissim sıcak suyla yitmiş miydi bilmiyorum fakat derdim bu değildi. Bu ağlar halimle tek derdim Serdar’ ımdı.

Beyaz banyoyu tarıyordum, adını fısıltıyla karışık “Serdaar.” Diye yeniledim. Beni izlemekten bir an olsun geri durmadı. “Yavrum.” Dudakları yanağıma denk geldi ve elleri sırtımı örttü.

Sanki tepemizden her bir yerimize akan su kalbime değiyor, saçlarımı ıslatan hal bizi güne katıyordu. Hararetle “Tamam yavrum sakin ol. Gel bana, ısındın mı?” Beni kendine daha da çekti, kollarımı sıvazlayıp sırtımı okşadı, belime indi.
Doğrusu bilmiyordum kendimi o kadar farklı hissediyordum ki kafam yerinde değildi sanki. Ağlamak ve bayılmak, sarılmak, sığınmak…

Hareketlenip yan duran bedenimi çevirdi bu defa da. Sırtımı göğsüne yasladığında bacaklarının arasında sıkıca duran bedenim yerinden hayli memnundu. Temasıyla başımın ona gitmesi, omzunu bulmasıysa zaten kaçınılmazdı.

Hem bedenine dönmek istedim, hem sırtımı dayadığım göğsün güveninde ısınmak. Tamam rüya ya da hayal değildi bunu kabullenmiştim ama şimdi de bu gerçekliğe doya doya sığınmak istiyordum. Başımı ona doğru çevirdim, çevirdiğim yerde beni dudakları karşıladı.
“İyi misin?” Yüzü yanağımda soluklandı, eli alnıma geldi. “Hazan iyi misin?” Başımı iyiyim diye sallamam ona yeni bir kapı sunmuş olacak karnımdaki eli sıkılaştı, iyice ona dönüşümle de yüzümü sıkıca öptü.

Yutkunuşunu, bu üzerime titreyen halini, sarışını o kadar net hissediyordum ki yüzüme inen sular şahidim, boğazıma düğüm oluyordu her bir an. Böyle durumuma uzun gelen dakikalar soluk soluğa beni ısıtmaya çalıştı, alnımı sıvazladı, beni öptü, dudaklarını yüzümden hiç indirmezken uzun uzun bu titrek halimi izledi.

“Serdar.” Adını mırıldandım, “Ne işin vardı burada?” Gözlerim yorgunluğa yumuldu, anlamsız sesi tüylerimi diken diken etti ve “Kokun.” Diyerek dudaklarımdaki suyla yutkundum. “Kokun bitiyormuş, bitti.” Bir an duraksadı, yanağıma çarpan nefesi bile kesildi. Hepsini hissettim ve daha fazla konuşamayıp onun “Sana kurban olurum.” Diyerek dudağımın kenarını öpüşünü bekledim.

Asıl ben sana olurum…

Sular akan bağrıma dokunduğunda ellerinin verdiği etkiye bile hasretti gönlüm. Keza sarması, böyle koruması bile o kadar özeldi ki kendimi çok uzun zamandır ilk defa bu kadar ağlanılası hissediyordum.

Ateşimi kontrol etti “Bir yerin ağrıyor mu iyi misin?” İtirazla mırıldandım. Sadece çok üşümüştüm, onu da hem Serdar’ ın bedeni hem bize akan su yavaş yavaş  hallediyordu.

Titrek kirpiklerim, halsizliğim, sırılsıklam olan bedenlerimiz ve duygu karmaşam… “Çok özledim.” Dedim. Ona asla bir daha gitme diyemezdim ama nasıl özlediğimi saatlerce anlatabilirdim. Yüzü yüzümde, “Ben de.” Diye soluklandı. Göğsü dakikalardır hızla inip kalkıyor, alnımdaki eli beni omzuna sabitliyordu.

Başı omzuma indi, “Ben de çok özledim yavrum.” boynumu sertçe öptü. “Çok özledim.” Kokumu ciğerlerine öyle bir çekiyordu ki sanki buraya koşa koşa gelen yalnızca ben değildim. Sanki o da benim kokum için onca yolu tepmiş, sanki o da benim için kendi kendini yemişti…

Kolumu kaldıracak halim yokken hızla ona çarpan yüreğim vardı. İnip kalkan göğüslerim, yüzüm, yüzü, bedeni ve kokusu… Geniş, ferah ve haliyle çok güzel bir banyoda, büyük bir jakuzideydik. Bana sorma dediği kat burasıydı, demek ki sürprizin olayı da buydu.

Bir yandan banyoyu incelerken arkaya attığım başım geniş omzunda uzun bir serzenişle huzuruna eriyordu. Biraz daha ona doğru dönüp alnımı boynuna bıraktım. 
Aynı anda hareketlenen bedenlerimizle Serdar’ ı bilmem ben derin bir uykuda, çok güzel bir rüyadaydım sanki. Artık gitmeyeceğini biliyordum  ama yine de içim içimden taşıyordu.

Göğüslerimin altından geçen güçlü kollarıyla beni sıkıca sarmış, her an hiç durmadan öpüyordu. Dudakları, hiç inmez mi boynumdan? İnmiyordu işte.

“Isındın mı?” Bilmem, kemiklerime kadar üşümüştüm sanki kolay kolay da ısınamayacaktım ama sorun yoktu. Serdar olduğu sürece hiçbir şey umurumda değildi, nasıl olsa tüm gece onun koynunda olacaktım bu beni ısıtırdı.

Başımı usul usul sallarken dudaklarımı boynunda kıpırdattım. Onu öpmek çok uzun zamandır içimdeki ukteyi kıracak bir histi. İlk defa böyle ağlaya sızlaya, burun direğim yana yana.. Yüzümdeki ıslaklığı sıvazlayarak sırtıma destek verince iyice ona döndüm. Ardından buluşan dudaklarımız, bu ince busedeki derin sızılar..

Öylesine özlemiştim ki bu özlemle hoyratlığın aksine etli dudaklarında öylece kalakalmıştım. Ona dokunmak, üniformasındaki his, bu hali, Serdar’ ı emmek, keza aynı hislere kapıldığımı anlamak çok kolaydı. Aksi halde o da dudaklarımda böyle durmaz, beni usul usul emmezdi.

Dudaklarımdan ayrıldı fakat geri çekilmedi, konuştukça dudakları dudaklarıma değiyordu. “İyi misin?” Defalarca sormuştu, artık asıl sormak istediği neydi anlayamıyordum. Buradaydım işte, kollarındaydım ve iyiydim. Ne olabilirdi ki? Başımı yeniden hafif hafif sallayarak ona biraz daha döndüm. Kucağında oturmak istiyordum fakat  yalnızca “Sadece çok özledim.” Diyebildim.

Gerçek şu ki, ya da neyse.

Kıpırdandı, “Gel bakalım.” Diyerek koltuk altlarımdan kavradığı gibi ıslak bedenimin ona dönmesini sağladı. Bir bacağımı yanına bıraktım, bedenim onda. Biraz sırtım göğsünde, biraz başım bağrında..
Serdar uzanıp suyu kısarken tüm hissim bu ya, kıvrılıverdim koynuna. Biraz böyle, biraz daha şöyle.. Onu sevmelerimi, bana olan şefkatini özlemiştim ve sanırım bu hissi çok uzun bir süre bastıramayacaktım.

Kalbindeki başımla yüzümde gezinen elin aksine bağrını seviyordum. Onunla ilk karşılaşacağımızda ne yapacağımı hiç düşünmemiştim haliyle bu da planlarımın arasında yoktu. Şimdi tek derdi beni ısıtmak ve tabi sıkıntılı sesiyle “Çok korktun mu yavrum?” dediğine göre sakinleştirmekti. Belki de iyi misin demesinin sebebi buydu. Ki korkmuştum, çok korkmuştum biraz daha biri gelmeseydi korkudan bayılabilirdim ama başımı “Cık.” Deyip itirazla hareketlendirdim.

Sırılsıklam sırtımı sıvazlarken bana inandığını sanmıyorum, yoksa bu sıkıntılı halinin sebebi ben olamazdım. Aslına bakacak olursak, Serdar gelmişti ve biz onunla hiç tam olarak göz göze gelmemiştik.

Özlemiştim, özlediğim yalnızca bedeni değildi bedenine sığınıyordu, kokusunda kendimi buluyordum da yüzü?  Bu gerçeklik beni sarstı, başımı kaldırıp yüzüne baktığım an beni takip eden bakışlarla göz göze geldim. Üzerindeydim, ıslanan saçlarım her yerimde, eli yüzümde, ıslak sureti bende.. Onu ilk gördüğüm günü andıran bir ifadeyle kaşlarımı çatıp biraz daha kıpırdandım. “Serdar.” Dilime yakışan adı…

Sakalları uzamış, yüzü daha sert, bakışları daha başkaydı. Öyle ki bu hal beni yutkunuşa sürükledi fakat kendimi de asla geri çekmedim. Aksine elimi kaldırdım, ben de uzayan sakallarından yüzüne dokundum.
“Yavrum.” Gözlerim bir koyunun feryadına doluyordu sanki. Bize akan suyun aksine onu görmemiştim, aylar içimi delmişti de sonunda gelmişti işte. Öyle özlemiştim, canım gözlerimden akıyordu sanki.

Bana doğru kıpırdandı, belimden aldığı diğer elini de yüzüme koyup beni izlemeye devam etti. Sanki susuyorduk fakat konuşuyorduk, sanki biz susuyorduk da içimiz birbirine yokluğumuzda olanları anlatıyordu. Yüzümü okşayan parmakları da gözleriyle her bakışta beni anlıyordu.

Bana meylettiği an ben de ona gittim, dudaklarını bulmam da yalnızca bir iki saniyemi aldı fakat öpmeden hemen evvel durgun sesiyle “Sarılsana.” Deyişi öyle bir içime oturdu ki… Ne demek sarılsana siyah dev? Ben sen bir şey demezsen koynundan bir ömür çıkmayacağım.

Ona sarıldım, böyle sıkıca sardım kollarını boynuna ve dudaklarına giderken tüm bedenimi ona bastıra bastıra sokuldum. Her şeyim, her yerim hatta her anım onun olsun istedim. Kalbim bunun için attı ya, şimdi yeri gelmişti. Hasretim bu gece dinmişken geri durmak ne haddime? Ki biliyorum Serdar’ da benden farksız değildi. Yoksa canımı yakacak kadar sarmazdı beni. Böyle sanki bedenimi içime sokuyordu, beni biri ondan kopartacaktı da sıkı sıkı tutuyordu.

Aylar sonra inanması güç fakat onun kollarındaydım. Büyük ve sert elleri ince belimde, dudakları dudaklarımda, sakalları yüzümde, kollarım bu ürktüğüm adamın boynunda. Bir yanım sarıl diyordu sıkıca, başın gitsin boynuna. Diğer yanım dudaklarından geçemiyordu. Kaldığım en güzel ikilemdi, neye nereye dert yansam az…

Öpüşleri sertleşti, belimdeki tutuşlar beni ait olduğum yere sabitledi. Elleri, varlığı, bedeni. Heyecanla çığlık çığlığa etrafa koşuşturuyordu zihnim. Serdar geldi, bu nasıl güvendir? Serdar geldi bu nasıl histir? Serdar geldi tamamlandım, her şeyim arşa çıktı sanki.

Dudaklarımıza eş dillerimiz birbiriyle buluştuğunda banyoyu dolduran tek ses bizim bu hoş ufak iniltilerimizdi. Kalbim çok uzun zamandır böyle çarpmıyor, içim içimden epeydir böyle taşmıyordu.
Alt dudağımın hoyratça emildiği yerde güçlü sırtını okşarken onun da etli dokusunu emmek o kadar güzeldi ki, beni içmesine bir mısra indiriyordum bir bir. Sanki gök bu gece yere inmişti de, yer biz uğruna, bizim için arşa karışmıştı.

Dişlerimiz, dillerimiz, dudaklarımız birbirinde dans ediyor, onun bu yavaş, sert ve özlem dolu hali içimi okşuyordu. Sanki öyle özlemişti ki böyle yavaş yavaş, tadına vara vara yediği bir tatlıydı dudaklarım. Bu yumuşak ama her bir yerimi öpen, her bir yerime dil ve dudak darbesi indiren..

Elleri yüzümde, dudağımı “Isındın mı?” Diye bıraktı ama asla ayrılmadı. Bilmem, hiç önemi yoktu ıslak dudaklarını emerken ensesini ve sırtını okşamaya devam edip başımı evet diye salladım. Burnunu bana sürttü. “Emin misin?” Çatık kaşlarında sesi titriyordu, başımı bir kez daha salladım. “Neden?” Bu öpüşlerin arasında?

Elleri aşağıya indi, kıyafetimin uçlarını tuttu. “İçine gömüleceğim, sonra üşüyorum deme.” Dudaklarıma yayılan o hafif buse “Isıtırsın.” Diye şekillendiğinde ıslak kıyafetim başımdan çıkmış, zemini bulmuştu. “Hayır.” Dedi ifadesizce. Sütyenime gitti sonra eli. “Bu defa sen beni ısıtacaksın.” Sert miydi? Bu emir veren haliyle heyecanım bir bütün oldu.

“Serdar?” İlkim sayılırdı, sayılırdı değil mi? Ama korkmuyordum canım acımazdı. Aksine bunun için çok heyecanlıydım zaten aylardır beklediğim şeylerden biri bu değil miydi? Sarıldıktan sonra sevişmek, delice.. Omuzlarımdan dökülen siyah südyen de onun “Söyle yavrum?” Deyişiyle yere indi ve gözlerime döndü sureti. “Söyle güzelim” değildi. Sinirli değildi sadece ihtiyacı vardı.

Önüne serilen göğüslerimi umursamadan geniş omuzlarına tutundum. “Seni seviyorum.” Yüzümü izliyordu, eğildi, göğüslerimi bir bir öptü. Tenime değen dudakları sıcakken göğüslerim sanki patlayacak kadar sızlıyor, kadınlığım onun için ıslanıyordu. Etli dudaklarıyla hareketlenen göğüs uçlarımı yaladı, dili üzerlerinde gezindi ve her bir uçlarını ağzına alıp emerek geri çekildi.

Yeniden dudaklarımız birleştiğinde ona o kadar hazırdım ki sabaha kadar sevişebilirdim. Keza böyle bir andı, bunu hak etmiştik. Kısa sürede onun üniforması benim kıyafetlerimin üzerinde yerini alınca zaten ıslanmış olan kadınlığıma onun deyişiyle gömülmesi çok kısa sürdü, hatta ani de oldu diyebilirim.

İçimdeydi, benim şaşkın ve acemi inleyişim onun keskin soluklarına karıştı derken erkekliğini biraz daha içeriye itip sıkıca beni kendine çekti. Ellerim çıplak omuzlarında, beni de kendi katıp sertçe inleye inleye arkaya yaslandı.

“Bu sıcaklıktan bahsediyorum işte.” Loş ışık altında tıslıyordu ve cidden, benim hissettiğim doluluk onun sıcaklığı, ben onu ısıtıyordum, böyle…

Onu izlemek eşsizken adını soludum. “Serdar.” Yüzüme yöneldi. Ağlayacak gibiydim ama mutluluktan, zevkten. Önce kollarını sıkıca belime sardı, sonra ellerini kalçalarıma götürerek beni tamamen kendime bastırdı. Tamamen içimdeydi, o kadar farklıydı ki, o kadar güzeldi ki adı dilimden çığlık çığlığa seryat ederek sıyrılabilirdi. Ben bir yana, onu da her ne hissediyorsa anlayabiliyordum. Aylar olmuştu, buna ihtiyacı vardı.

Kucağındaydım, erkekliğinin üzerine oturmuştum ve iki yanda titreyen bacaklarımla sakinleşmeye çalışıyordum ki hareketlendi, kalçalarımı kaldırdı, indirdi. “Aa-aah!” Diye yükselen ince sesim banyoya doldu, kaldırdığım başımla göz göze gelip dudaklarına indim fakat ritmin gelmesiyle bu çok kısa sürdü.

Birden içimde hızlandı, suya ve bedenime çarpan vuruşlar hem canımı yaktı hem de normaldir ki bana zevk vermeye başladı. Uzandığı yerden hareket ediyor, beni izliyor, tenimi öpüyor ve asla durmuyordu. Vuruşları banyoda yankı bulurken ona nasıl karşılık vereceğimi bilemiyordum ama zaten buna ihtiyaç da yoktu. İçimde hızla git gel yapan erkekliği bizi öylesine tatmin ediyordu ki aylar sonra hissettiğim sert zevk tüylerimi diken diken ediyordu.

Oysa öpüşürken öylesine yumuşaktı, bu hali beni tamamen ters köşe yapmıştı. Zaten uzvu benim için fazlaydı, biliyorum ama çok da güzeldi hareketleriyle sallanan göğüslerim ona sürterken kendimden geçiyordum.

Kalçalarım kasıklarına çarpıyor, omzuna tutunan ellerim titriyor, kollarım sarsılıyordu ben de ona zarar vermemek için duvara tutundum.
Dudaklarım şakağına değdi, tüm bedenim onun üzerinde Serdar’ ın vuruşlarıyla hareketleniyordu. “Serdar çok sertsin.” İnledim, “Aa, çok güzel.” Gözlerim kısıldı, içime bir masaj gibi git gel yapan erkekliğini emişlerim dinmedi. Soluğu bana çarpıyor, kalçalarımdaki elleri etimi sıkıyordu. Başını arkaya attı, inledim. “Serdar yavaş.” Göz gözeydik, yukardan onu izlerken arkaya yasladığı başını severek tuttum. “Serdar’ ım yavaş.”

Yutkundu, yavaşlamadı, durmuyordu ama dudakları aralandı. “Konuş benimle.” Daha da hızlandı, sertliği canımı yakarken yüzümü kızartan zevkin kollarına itiyordu beni. Girdi, daha çıktığını hesaplayamadan kaç kez daha içime girdi bilmiyorum.

Sert çehresiyle gözlerine bakıp soluk soluğa “Serdar…” derken kendimden geçmiştim. Emir veriyordu da ne konuşayım? Yüzüne bakarken kaşlarımı çatıp “Çok güzel.” Diye inledim.

Üzerindeydim ama sanki üzerinde değildim. Hiçbir şey yapmadan onun beni becermesini bekliyordum ve bu hoşuma gidiyordu. Büyük elleriyle kavrayıp iki yana açtığı kalçalarımın içini uzun parmaklarıyla okşuyor, en mahrem yerimde dokunulmadık yer bırakmıyordu. Ki nasırlı sert elleri beni her zaman tahrik ediyorken bu bile kadınlığımı tatmin etmeye yeterdi.

“Yüzüme bak.” Sesiyle ne zaman kıstığımı hatırlamadığım gözlerim aralandı. Bana bakıyordu, beni hızla becerirken o bunu yapıyordu ve benden de aynı şeyi bekliyordu ama ben bu zevkle gözlerimi sonsuza yummak istiyordum. Soluklandı, “Hazan yüzüme bak yavrum.” Yavrum diyordu, aksine nasıl da sertti sesi.

Canım acıyordu ama çok güzeldi, o kadar güzeldi ki bu acıyı çok sevmiştim. Titrek sesimle “Serdar.” Dedim, yutkundu. “Serdar’ ım.” Kalçalarımı erkekliğine itiyordu, aynı anda öyle bir sertlikle bana çarpıyordu ki sanki bedenimde şimşekler çakıyordu.

“Yavrum.” Deyişiyle zevki ve acıyı ayırt edemeyip öylesine soludum. “Yavaş Serdar.” Sesler, seslerimiz, kadınlığıma indirdiği darbeler bile o kadar güzeldi ki.. Kendi kendime dudaklarımı emip ısırırken “Çok güzel.” Deyip gözlerimi yumdum. Bir daha istiyordum, hep istiyordum, gün ayana dek.

Hızlandı, “Kapatma gözlerini, yüzüme bak Hazan.” Yeniden ona baktım, elimde değildi bu zevk beni kendimden geçiriyordu. Ağlar gibi “Serdar dayanamıyorum.” Diye sızlandım. “Yavrum..” Ah bu bakışı… Daha da hızlandı, “Yavaş.” Dedim nefes nefese. Eğildim, uzun aletine bakmak istedim ve bu ortamda alenen de olsa gördüklerim beni daha da etkiledi.

Öyle içime girişleri, çıkışları, damarları, erkekliği.. Onu izlerken “Serdar’ ım.” Dememle “Daha sonra izlersin.” Diyerek yine ona bakmamı sağladı. “Sonra izlersin şimdi sadece bana bak, yüzüme bak Hazan.” Neden? Neden bilmiyorum ama bunu istiyorsa bunu yapacak, yüzüne bakacaktım.

Kaşlarım çatılmış, içime giren erkekliği kadınlığıma çarpışı beni genişletmişti. Onun için açılan kadınlığımla Serdar’ ı iyice içime alırken aklımdan geçenleri tutamıyordum. Daha sonra uzun uzun  üzerinde oturmak, bilmiyorum şimdilerde bu konuyla ilgili aklımı çelen bir çok şey vardı ve hepsini Serdar’ ın karısı olarak yapacaktım.

Hissettim, titremeye başlarken sona geliyordum artık bu hissi biliyorum. Gözlerinde kendimle savaşırken “Serdar.” Dedim soluk soluğa. “Serdar’ ım ben boşalacağım.” Benden farksızdı. Başını varla yok arası sallayıp daha da hızlandı, “Boşal yavrum.” Eti etime çarptı, görüşüm bulanıklaştı, her ana anlamlar yükleyerek kasılmaya başladığımda onun da geleceğini bildiğimden kendimi buna zihnen hazırlayıp titreye titreye sona geldim, peşimden de Serdar.

Nefes nefese üzerine yayılışım bağrını öpüşlerimle tamamlanıyor, sere serpe kalışım beni yeni soluklara itiyordu. Başını yukarıya kaldırıp azarlar bir tonda nefes nefese soludu. “Zayıflamışsın.” Öyle, verdim biraz ama fiziğim hala aynıydı biraz küçülmüş gibiydim o kadar. Gerçi ben Serdar’ın yanında hep küçüktüm.

Bedeni rahatlamış gibi yeni soluklarla inip kalkıyor, eli kolu jakuzinin tek yanındaydı. Önüme gelen saçıma üfledim, gitmedi. Bir kere daha üfleyip sessizliğimi korumaya devam ettim. “Bunu sonra konuşacağız.” Yüzümü bulaşan saçlarımı ittirdi. “Ama hiç hoşlanmadım onu bil.” Biliyorum, her şeyin farkındaydım ama elimde değildi keyfim yokken midem kasılıyordu yiyemiyordum. Son birkaç ayım da haliyle böyle geçmişti.

Başımı sağa doğru çevirdiğim an gözüme ilişen koluyla zihnime zarureten güçlü bir darbe yedim sanki. “Serdar.” Hiç halim yokken adıyla kalkmaya çalıştım. Kolunda bir yara vardı, üzerindeki ten rengi battan eski olduğu anlaşılıyordu. “Ne oldu koluna.”

Hareketlendi, ensemden tutup başımı tekrar göğsüne yasladı. “Yavrum yok bir şey dur.” O kadar umarsızdı ki bu haline daha da öfkelendim. “Ne demek bir şey yok Serdar!” Başımı inatla ona kaldırdım, göz göze gelince ani bir hamleyle dudaklarıma kapanarak beni  susturdu. Geri çekilmek istiyordum. Çekilip kolunu sormak, neden demek ama öyle bir öpüyordu ki bu mümkün değildi. Ellerim omuzlarına gitti, ittirsem de güçsüz kollarımla bu işe yaramadı. Dili zorla sızdı içeriye, beni konuşturmamak için elinden ne geliyorsa yaptığını da kalçalarımı sıkıca avuçlayınca anladım. Özlemiyle susturuyordu beni, pes etmekten başka şansımın olmadığını kabullendiğimde inkardan kaçtım. O yumuşadı, ben kabullenir gibi dudaklarını  severek ona aktım.
Ardından yeniden seviştik, kolunu soramadım ama kullanışına bakarsak iyiydi, zaten içime girince dudaklarımı nasıl olduğunu sormak için değil, o sertlikte yalnızca çok sertsin demek ve zevkten inlemek için açabildim.

….

Açtığı havluyu bana sardı, sardığı yerden çıplak bedenime sıkıca sarıldı. Bacaklarım az evvel defalarca boşalmış olmanın etkisiyle titriyor, zihnim dahil her bir yerim pasta jolesi gibi sağa sola kayıyordu.

“Gel bakalım.” Diyerek beni kucaklayınca kollarımı uslu bir çocuk gibi masum masum boynuna doladım, başım omzuna yattı. “Her seferinde beni susturdun ama unutmadım. Yine soracağım.” Ne zaman mevzu koluna gelse ya üzerinde bulmuştum kendimi ya da altında. “Olur yavrum.” Diyerek kapıya doğru yöneldi. “Biraz da yatakta devam ederiz.” Yine sustururum diyordu yani, bu defa izin vermezdim ki.  Hem Serdar’ ın aksine artık hiç halim yoktu başka zamana sözüm olsun ama. Zaten ben boşalırken gözlerimi kapatan taraftım, Serdar sürekli yüzüme bak gözlerime bak diyordu zorlanıyordum.
Derdime bak, neyse.

Uykulu halimle boynunu öpe öpe önünü izliyordum, girdiği yeni oda beni kendine çekti. Başımı kaldırırken “Serdar.” Dedim hafif şaşkın bir sesle. Az ileride yerden en fazla yirmi santim yukarıda kocaman bir yatak, tavanda göğü görebileceğimiz pencere, ileride şömine, balkona çıkan kapalı bir kapı, iki ufak komodin ve bir ufak halı. Her birinde az ama net gezinen bakışlarım yeniden yatağa gitti ki Serdar soludu. “Beğendin mi?” Evin içinde ev mi yapmıştı bize? Üçüncü katın hiç görmediğim bu kısmı eskiden neydi bilmiyorum ama şimdi geniş bir yatak odası ve banyoydu. Az ilerideki odanın arkasında ise ne vardı bilmiyorum.

Beğenmem mi? Hele tavan, yıldızlar görünüyordu parlak parlak. Ay ışığı odaya dolmuş, Serdar’ ın teni bende, ben onun kollarında. Heyecanla “Serdar bayıldım.” Deyip sakallarını öptüm, sonra sesim biraz kısıldı. “Gerçi senin olduğun her yere bayılırım ben.” Bayılırım da, bu başka güzeldi öyle ki hissettiğim huzur bir an burun direğimi yaktı.

Adımladı, bedenimi yatağa bırakıp sessizce başımı öptü. Bir cevap vermedi ama öperken derin bir solukta içine çektiği kokum benim için bir cevaba bedeldi. Dikleşti, “Bekle üzerine bir şeyler getireyim.” Önümde kocamandı, böyle upuzun boyu, duruşu derken aklım kıyafetlerimin alt katta olmasında ama buna inat kalbim Serdar’ daydı. Başımı sallayıp odadan çıkışını izledim.

Hem çok rahat hem de çok halsiz hissediyordum kendimi. Bu yüzden kalkıp odayı gezecek gücüm yoktu ama sabah ilk işim buydu. Mesela arkamda kalan balkonun manzarası hangi tarafa bakıyordu ya da karşımdaki odada ne vardı? O kadar güzeldi ki… Oturduğum yatakta başımı yukarıya kaldırarak bir süre sırıta sırıta gökyüzüne serpiştirilmiş yıldızları izledim. Her biri benim için bir ürkütücülükle parlıyor ve ben bu anı Serdar’ ın bağrında keyifle yitireceğimi biliyordum. Şimdi biz siyah devimle uyurken birlikte yıldızları mı izleyecektik? Daha güzel bir detay olamazdı, ki bu detay olamayacak kadar özeldi.

Dakikalar sonra yeniden açılan kapıyla yavaşça Serdar’ a döndüm. O üzerine giymiş, benim için de kırmızı bir şeyler almıştı. Adımlarını tamamlayıp yanıma oturdu ve kıyafetleri yatağa bırakıp soludu. “Normalde giydirmezdim ama bu akşam çok üşüdün.” Atletimin yönünü bulmuş başımdan geçiriyordu, saçlarımı öpüp üzerimi düzeltti. Gerçekten bu gece ben de böyle yorgan altında ısınmak istiyordum eminim sabah daha iyi hissedecektim.

Kırmızı uzun kollu badimi de başımdan geçirince kollarımı uzattım, çocuk giydirir gibi öpe koklaya giydirdi beni. Altta kalan saçlarımı çıkarttı, külotumu bacaklarımdan geçirdi, ardından çoraplarımı ve taytımı.

Ellerini belime sarmış taytımın lastiği düzeltirken kollarına tutunup başımı hafif geriye attım. “Serdar.” Az evvel sevişmiş olmasak sanki yeni bir ana sürüklerdi bu bizi. Öyle ki bakışlarımız, duruşumuz ve halimiz buna çok müsaitti.

Gözlerimde duruldu. “Yavrum.” Siyaha çalan gözleri yüzümün her bir anında geziniyordu ve bundan mıdır bilmem, içimdeki garip güzelliği bastıramıyorum. Kalbim gümbürderken cennette gibiydim, sanki en güzel anın kollarında bilinmez bir sonsuzluğa koşuyordum.

Belimi daha sıkı kavradı, bakıyordu fakat bu hislerimizin ardında garip bir halimiz de vardı. Ters giden bir şey kesinlikteydi ve bu her neyse durumu tam oturtamıyordum. Anlayabiliyordum, asla giderken olduğu haliyle aynı değildi. Soğuktu, hatta baya soğuktu öyle ki bence ben yaklaşmasam bu derece bir iletişimimiz bile olmazdı. Neyse ki ben geride duramıyordum sürekli sokuluyor, bir şeyler yapıyordum hal böyleyken karşı koyamaması normaldi.

Yutkundu. “Saçla-.” Saçlarımdan mı bahsedecektik şimdi de? Hem de böyle bir anda. Dudaklarımı umarsız bir hamleyle ıslatıp duruşumu düzelttim. “Saçlarımı kurutmasak olur mu?”

Tek kaşı havalandı. “Olmaz.” elleri yavaşça ayrıldı ve bir adımla yanımdan kalktı. Tahminen saç kurutma makinasına gidiyordu ama ben bunu istemiyordum. Peşinden bakarken omuzlarımı düşürdüm, sesim kısıldı. “Başım ağrıyor ama öyle olunca. Sen rahatsız olursan toplarım kenarda uyurum gelmez ıslaklığı.” Sözlerim onun şaşkın ve kaba sesiyle “Ne?” Deyip bana dönmesine sebep oldu. Yeniden bana ilerledi “O nasıl söz?” Kalktığı yere aynı hızla otururken keyfim kaçmış gibiydi. “Ne bileyim.”

“O nasıl söz gel buraya.” Kendine çekip sıkıca sarıldı, ıslak saçlarım bağrında dağıldı. Hem soğuktu hem kıyamıyordu işte. Ben de anlayamıyordum durumu kendimce şekillendiriyordum ama tabi şikayetçi de değildim. Hiç sorun değildi, o iyi olsun da hiç sorun değildi ağzımı açmazdım.

Saçlarımı öptü. “Sanki bilmiyorsun seni nasıl sevdiğimi? Ne demek kenarda uyurum kalbime mi indireceksin yavrum?” Omuz silktim, olur ya aylar sonra yeni gelmişti rahat rahat uyumak isterdi.
“Ya Serdar ne bileyim.”

Şakaklarıma eğildiğinde dudaklarıyla batan sakalları beni gülümsetti. “Yatalım hadi.” Çok uzun zamandır hiçbir teklife bu kadar heyecanlanmamıştım. Daha da gülümsedim ama sonra beni kendine bastırırken “Karımı özledim.” Deyişiyle o sevincim ruhumu derin bir özgürlüğe bıraktı. İçim cıvıldadı, aşk böyle bir şey miydi?
Kolunu sormak istiyordum. Ona neyi olduğunu sormak istiyordum ama bunu konuşacağımız bir zamanda olmadığımızın da farkındaydım. Bu yüzden sessizce yatağa yatıp üzerime örttüğü yorganla yanıma gelmesini bekledim.

Üzerimizdeki yorganla hiç ayrılmak gibi bir niyetim yoktu. Sağıma dönsem üzerinden tırmanıp sağına geçiyor, soluma dönsem kolaylıkla ona sokuluyordum. Kollarım sürekli üzerinde, başım daima göğsünde bir an olsun kendimi Serdar’ dan ayırmıyordum. Serdar’ da nereye dönsem döndüğüm yerde onu buluşuma yardım ediyordu, tıpkı şu anki gibi.

Uykulu halimle göğsünü öperken yüzümü bağrına kapattım. Saçlarımı öpüyor, arada ona kaldırdığım başımla dudaklarımı da öpüşlerinden mahrum bırakmıyordu.

Adımı içine çeker gibi “Yavrum.” Derken eli bacağıma indi, kendine çekişiyle de rahatlıkla üzerine attım. “Güzel yavrum benim.” Sözlerinin aksine sesi o kadar ciddiydi ki kaşlarım bu haline anlamsızca çatıldı. Eskiden olsa bunu öyle bir söylerdi ki, sanki hiçbir derdi yokmuş gibi. Şimdi dertleri arasına beni iliştirmişti sanki.

Tamam sevgisini ve bana olan hassas halini çok net hissediyordum ama zorunda kalmadıkça konuşmuyordu. Konu Hamza mıydı yoksa başka bir şey miydi bilmem ama bir derdi vardı belli. Ondandır ona nasıl yaklaşmam gerektiğini de çok bilmiyordum. Tek bildiğim yanında olmak, sarılmak, onu sevmekti. Bana Hamza’ yı anlatır mı o da meçhuldü neyse ki biliyordum da ona göre hareket edebilirdim. Yani daha anlayışlı, sakin, ılımlı.. zaten şu sıra aksi de mümkün değildi ya.

Başımı hareketlendirip çıplak göğsünü bir kere daha öptüm. Kokusu bu kadar özlenir miydi, etim kemiğimden sıyrılmıştı sanki. Ya kolları? Koynuna girince anladım ben aylardır uyku uyumuyormuşum. Taşlarda yatıp ayazlara uyanıyormuşum da haberim yokmuş meğer.

Koca bedeninden hissettiğim varlığını bir kez daha öptüm. Dudaklarımın altında bağrı, çıplak göğüslerinin ortası, okşadığım kaslı kolları, teni, kokusu, dokusu… Bu defa nefes almak ayazı  ortasında baharı getiriyordu bana. Bana sardığı kollarla sudyensiz göğüslerimi iyice ona kapattım. Sıktım, gidecekmiş gibi bir kez daha sarılıp öptüm. Göğü izlemek varken yüzüm bağrından ayrılmadı hiç, en güzel manzara misali Serdar’ ımı izledim uzun uzun.

Omuzlarıma kadar örttüğü yorganı bir kez daha düzeltirken sağ kolu saçlarıma yöneldi ve onları okşayarak öpmeye başladı. Ona doymam lazımdı, Serdar’ a uzun uzun böyle sokulup onunla bir bütün olmam lazımdı.

Başımı kaldırdım, yüzüne bakarak sakallarını uzandım, avcumu gıdıkladı okşadım. “Serdar.” Konuşulacak çok şey vardı da biz birbirimizde dinlenmekten bunu hep erteliyorduk. Önemli olan bu andı, bu his. Gözlerini üzerimde almadı, hareketlenip uzun uzun alnımı öptükten sonra beni yukarıya çekti ve elini yanağıma indirdi. “Söyle yavrum.” Çok özledim, çok seviyorum, çok…. Ee? Başka bir şey dedim kendi kendime. Sonra birden ona sarılarak “Ben sen yokken kahveye gittim.” Deyiverdim. Başkasından duysun istemezdim, zaten pişmandım yeni gelmişken bunun tartışmasını yaşamak istemiyordum.

Önce birkaç saniye bana baktı, sonra gözleri kapandı açıldı ve dudakları hareketlendi. “Neden?” Omuz silktim, bilmem der gibi dudak büktüm. Bakışları kısa bir an büktüğüm dudağımdan yeniden gözlerime geldi ve yüzümü sevmeye devam etti. “Gitmezsin bir daha yavrum. Değil mi?” Başımı salladım, gerilen dudaklarımla dudağının kenarını öptüm. “Gitmem Serdar’ ım. Başkasından duyunca da kızma ama tamam mı?” Mırıltım, fısıltım ona bir sır veriyordu. Verdiğim sırrı gözlerime baka baka aldı.

Sardığı yerde başı omzuma eğildi, boynumu öptü sıkıca. “Kızmam yavrum kızmam.” Konuşmuyordu, bu gece sevdiğini ya da özlediğini benim kadar dile getirmiyordu ama öyle güzel sarıyordu ki ben bunu çok net hissediyordum. Yine de, söylese sanki içim bayram sabahını andıracaktı. Az evvel mesela, karımı özledim demişti, bir kere daha dese ya uzun uzun?

İçimi duymuş gibi “Hazan.” Diyerek derin bir soluk verdi. “Efendim Serdar?” İç içeydik. Onun başı boynumda, benim yüzüm onda, dudaklarım yeni buselerde. Kıpırdandı, beni sıkıca sarıp soluk soluğa öptü. “Ben ilk defa gitmeden gelmek istedim. İlk defa da canım buradaymış gibi geldim.” Kaşlarım ağlar gibi çatıldı, beklediğim buydu işte. Bu an da beni “Ya Serdar’ ım.” Diyerek onu tekrar öpmeye itti. Yüzü, dudakları, sakalları…

Öpüşlerime karşılık geldi, sonra duruldum biraz.
“Sahi.” Dedim soluk soluğa. Başım yeniden omzunda duruldu. “Sen nasıl geldin buraya?” Sırtımı uzunca sıvazladı, eli saçlarıma gitti. “Pistteydik, aradığında Azat karşımdaydı ona doğru gidiyordum annenlere geçecektim. Buraya nasıl geldiğimi anlamadım.” Dokunuşları beni yumuşatıyor, mayışmış halimle uykumu daha da getiriyordu.

“Sen ısındın mı?” O karanlık ayazı öyle bir yemiştim ki hala üşüdüğümü hissediyordum. Halbuki elinden geleni de yapıyordu. Başımı salladım, sonra yine ona gitti konu. “Serdar koluna ne oldu? Nasıl oldu?” Dokundum, parmaklarımı bandın üzerinde gezdirdim.

Soracaktım, bunu bilmek hakkımdı merak ediyordum. Kalçalarıma dokundu, sırtımı kaşır gibi yukarıya çıktı. “Kurşun sıyırdı yavrum.” Benimle ilgileniyordu derdi başkaydı onun. Birde üzerimde sudyensiz yatıyordum, iyice hissediyordu tabi ama benim umurumda değildi. Sözleriyle yüzüm düştü, hafif doğruldum. “Acıdı mı çok?

Nasıl bakıyordu böyle, içime işliyordu suretindeki sertlik. Façalı kaşı havalandı. “Cık, hiç acımadı.” Ne demek acımadı? Keyfim iyice kaçtı, “Yalan söyleme.” Diye mızmızlandım ama bu defa hareketlenip benim üzerime çıktı, çıkarken de yine dudaklarıma kapandı.

………                                    

Telefon çalıyordu ama benim değil. Komodinde titreyip ses çıkartıyor ve kulak tırmalayan melodisi odada yükseliyordu ki Serdar uzanıp aldı. Gözlerim hala kapalı, başımın altındaki göğse sürtünerek daha da sokuldum.

“Ne var?” Beni saran kolu kurumuş saçıma çıktı, başımı okşamaya başladı ve birkaç saniyelik sessizlikten sonra devam etti. “Duydum, kaçta?” Saat kaçtı bilmiyorum ama gün aymıştı belli. Çok güzel uyuyordum o telefon kapandıktan sonra da uyumaya devam edecektim. Zaten saçlarımda gezinen eller beni buna itiyorken Serdar’ ın kaba sesi de ninni gibi geliyordu.

“Tamam Azat eyvallah.” Bana döndü, başımı öpmesiyle içimin titreyişi birbirine karıştı ve ona daha sıkı sarıldım. Telefon hala kapanmamış, konuşmaya devam ediyor ve beni öpüyordu. Birkaç saniye sonra “Ben de.” Diye kapanan telefon yerini buldu.

“Hazan.” Sesine homurdanıp kaşlarımı rahatsız olduğumu belli edercesine çattım. “Uyuyacağım.” Halim onu gülümsetti, bunu hissettim ama onu susturmadı. “Düğün varmış.” Sena ve Azat’ ın mı? Yoo onlar henüz birbirlerini ekmeksiz yeme aşamasındaydılar.

Yanında hayli ufak kalan elim geniş koluna gitti, gitmeyeceğim bilinciyle “Kiminmiş Serdar?” Derken başım diğer tarafa döndü. Sırtımı sıvazlıyor, dün gece kumandayla kapattığı camı yine aynı şekilde açıyordu. Bize doğru gelen güneşi Serdar’ ın sesiyle hissettim, “Bizimmiş yavrum.”

Bizimmiş?
Bizim düğünümüz mü varmış?

Gelinliğim bile hazırdı da ben buna hazır değilim. Koynunda hareketlenerek onu dinlemeye devam ettim ama o yalnızca “Dedem.” Deyip sustu. Tabi ya, geldiğin gibi yapacağım demişti, bu beni hafif gülümsetti, uykulu sesim duyuldu. “Adam sözünün eri çıktı.” 

Eli saçlarıma gitmiş, tutamlarımı bir bir ayırarak seviyordu.

“Öyledir. Kalkmamız gerekiyor seni eve bırakacağım. Dört gibi almaya gelecekmişiz.” Kalk artık diyordu yani. Zaten keyfi de yoktu, en azından hissettiğim buydu daha fazla mızmızlanıp canını sıkmak istemediğimden başımı ılımlı bir sesle “Tamam Serdar.” Diye sallayıp yanına kaydım. “Sen üzerini giyene kadar ben biraz daha yatayım.”

💎

Sena keyifsiz bir merakla “Ee sonra?” Derken ojesini kenara bırakmış, tüm dikkatini bana vermişti. Omuz silktim. “Kalktı işe yataktan öyle, o alt kata indi ben de banyoya geçtim. Sonra da neredeyse hiç konuşmadan geldik. İyi misin üşüyor musun bir şey istiyor musun dışında konuşmadı, dalgındı.” Bu hali benim içime oturuyordu. Her şey üst üste gelmişti, şu düğün geçse de biraz baş başa kalsaydık. Arabada gelirken de sadece bunu düşünmüştüm.

Gözlerim parkeye dalıyordu, kıpırdamayıp buna müsaade ettim. “Bence gece de uyumadı o. Birkaç kere üzerimi örttü, hep öptü falan hatırlıyorum çünkü.” Ne düşündün sabaha kadar Serdar? Ben koynundaydım ne düşünmüş olabilirsin ne sıktı canını bu kadar?

“Hamza’ ya mı takıldı acaba?” Olabilir, hatta kesindi ama bence başka bir şey daha vardı. Keşke bana anlatsa. Derdini paylaşsa da birlikte halletsek. Hem, ben de çok üzülmüştüm ona, ben de konuşmak istiyordum.

Dudak büktüm. “Bilmiyorum ki, dediğim gibi bana iyi davranıyor.” Sevgisinden asla şüphe etmedim, geldiğinden beri hiçbir anda bana bunu hissettirmedi. Sadece o gerilince ben de gerildim, her ne kadar zihnine ulaşmak istesem de olmadı. Belli etmemeye çalışıyordu ama ben anlıyordum işte. Şimdi de bundandı Sena’ ya anlatan ne yapacağını bilmez halim.

“Ya bir sorun varsa senlik değildir zaten kuzum.” Sena’ da Serdar konusunda ilk defa bu kadar ılımlı geliyordu. Gerçi ters gidecek bir şeyi de yoktu ya. Sadece onun canı sıkılıyor ben buna takılıyordum yoksa bana nasıl davrandığı da umurumda değildi. Onu böyle görüyordum ya, sanki içim çekiliyordu.

Oturduğum yerde “Önemli olan ben değilim ki zaten  onun nasıl hissettiği.” Diye soluklanırken açılan kapıya döndüm. Yengem elinde bir tepsi kahve, arkasından kuzenlerim teyzem ve annem hep birlikte konuşa konuşa odama giriyorlardı. “Kim ne hissediyormuş?” Konuyu asla açmayacağımdan yengeme gülerek olayı geçiştirdim. 

Yarım saat içinde kuaför ekibi gelecekti. Evde hazırlanacak, Serdar’ ları burada bekleyecek ve o sırada başkanla da uzun uzun rahatça görüşebilecektim. İçim de kafam da çok rahattı, nikahtaki kadar da heyecanlı değildim nasıl olsa Serdar’ ın beni çevreleyen akrabaları yoktu. Dilan hariç, gerçi o artık kız tarafıydı ve tahminen bir saat sonra da burada olurdu.

“Ben siyah makyaj istiyorum çok mu ağır olur?” Ecrin söylenen kuzenimi geçerek koşar adımlarla beni buldu. “Bende istiyoyumm.” Kuzenime cevap verip kollarımı onu taklit ederek açtım. “Ne istiyoyşuun?” İncecik kollarıyla eğildiğim yerden boynuma sarıldı, tek ayağını kaldırdı ve eğlenir tonda “Oceee.” Dedi.

Yanağını öptüm, “O kolay bebeğim.” Minik bedenini kaldırıp dizime oturttum. “Kımıjı.” aşağıdan bana bakıyor, kırmızı dudaklarını büze büze konuşuyordu. Haliyle sırıtarak onu bir kez daha öptüm. “Süreriz aşkım ben sürerim şimdi sana.” Çabuk büyüyordu, büyüdükçe de daha bilmiş bir şey oluyordu tabi ama ben şımarık olmadığı sürece onun bu hallerini seviyordum.

“Kocan neydee?” Diyerek elini bağrına koyunca elim istemsiz kenardaki telefona gitti. “Gelecek Ecrin.” Hiç mesaj yoktu, beni izlerken bilmiş bilmiş “Öjledim onu.” Dedi sanki çok tanıyormuş gibi. Ben de özledim Ecrin, ben de çok özledim…

Serdar sevecen bir adam olsaydı, ya da en azından daha normal bir dönemde olsaydı onu arayıp telefonu Ecrin’ e verirdim ama tepkisini bilemedim. Muhtemelen konuşmazdı ve bu durumdan da haz etmezdi. Zaten çocukları sevmiyordu. Huyunu bildiğimden çok istesem de hiç girmedim o işe. Telefonumu kenara bıraktım ve Ecrin’ i severken bize dahil olan başkanın yanında oturup annemlerle muhabbet ettim.

….

Zaman aktı, evde koşuşturmalar, hazırlıklar, kahkahalar derken saat dörde geldiğinde bir kül kedisinden prensese dönüşmüştüm. İlk defa gibi, son olduğunu bilerek ve bu hali severek. Üzerimdeki gelinliğin eteklerinden tutup etrafa savurduğumda Sena kuyruk kısmını arka odaya çekiyordu.

“Çok güzel oldun annesi.” Hızla yatak odasına geçerken bana seslenen anneme gülerek ufak bir el salladım. Yanımdan geçenler beni her gördüğünde bunu dile getiriyordu zaten, bir de keyifle fotoğraf çekiniyorlardı. Hal böyle olunca da kendimi gerçekten çok güzel hissediyor ve bunun getirisiyle  utanıyordum.

Sena’ nın uzattığı bilekliği ona taktım. Serdar beni hiç aramamıştı ama başkanı arayıp birazdan geleceklerini söylemişti. Tabi Serdar bile geliyordu da Emir’ ler hala ortada yoktu.
“Ayakkabılar vuruyor mu?” Üzerimi süzen Sena’ yla başımı iki yana salladım. “Yok çok rahatlar. Sen iyi misin?” Görünüşe göre Sena’ da da sorun yoktu ama bir kesinliği duymak hoşuma gidiyordu.

Bugün hiç kıyılmamış gibi o kalabalıkta yeniden bir nikah kıyılacak, Sena ve Azat tekrar şahidimiz olarak, biz birbirimize tekrar tekrar evet diyecektik.

Dilan’ ın anlattığına göre de sonra oyunlara ve takıya geçilecekti. Tabi ben oynama taraftarı değilim. Serdar ne derdi ne kadar dururduk bilmem ama kalıp oynayanları izlemek istiyordum. Kendi düğünümüzden de erkenden kalkamazdık.

Sena’ yla açılan kapıya döndük. Emir önde Tuğrul en arkada birkaç kuzenim gelmişti. Hepsinde birer takım, karşılarında beni görür görmez “Ooo.” Diyerek yavaşça içeriye adımladılar. Bundan cidden utanıyordum, kıkırdayarak ellerimi gelinliğin önüne indirdim. Gelinlik ilkine göre biraz açıktı, annem bu durumdan hoşlanmamıştı ama ben sevmiştim.

“Geldiniz mi? E uçak yeni indi millet mekana geçecekti ne oldu onlar?”

Emir heyecanla kapıya kadar gelip hesap soran dayıma sakin ol der gibi baktı, elini hafif kaldırdı. “Serdar’ la Azat hallediyor abi.” Dayım başını salladı, kendi kendine konuşarak salona döndü sonra. Son bir saattir sürekli olarak kravat seçiyor ama seçemiyor, yengenle tartışıyor, ne alakaysa eniştemlere iç güveysi diye sataşıyordu ama komikti. En azından biz evde epeydir buna gülüyorduk.

Emir keyifle bana adımlamış tam sarılıyordu ki Dilan’ ın “Ya bu bileklik bazanın altına düş-” diye odadan çıkışıyla birden durdu, döndü ve göz göze geldiler fakat Tuğrul’ un “Ooo kankim ne güzel olmuşsun.” Diyerek önüne geçmesiyle de tüm an bozuldu.
Bakışlarım ikisindeydi, Dilan Tuğrul’ un elinden tuttuğu gibi onu benim odama çekti. “Kanka şu bilekliğimi alır mısın ya?” Görüş alanımızdan çıktılar, Emir derin bir solukla bana döndü. “Abicim.” Öpüp öpmemek arasındaydı belli, ben kararsızlığına son verip Emir’ i öpmeye meyledince o da geri durmadı.

“Naber aşkım?” Geri çekilip takımını süzdüm, “Çok yakışıklı olmuşsunuz.” Sonra da hemen yanımızda durup bizi izleyen kuzenlerime yöneldim. Alpay, Yasin, Özkan, Arda derken makyajım bozulacakmış diye düşünmeden hepsine sarıldım. Zaten ekip buradaydı sonra da düğüne geleceklerdi bir şey olursa halledilirdi.

Mutfaktan çıkan Serpil Abla hararetle “Kırmızı kuşağın nerede Hazan?” Diyerek saçlarını arkaya attırdı. “Emir mi bağlayacak Süleyman Amca mı?” Etrafta koşuşturuyor sağ olsun benim için kendince bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Salona geçen Okan Abi’ de sırıtarak bana bakınca gülümseyip yüzümü ufak bir mimikle şekillendirdim. “Yok abla takmayacağım.” 

Birazdan gelirlerdi, zaman geçtikçe bizi böyle gördükçe elimde olmadan geriliyordum.
“A a.” Diye durdu yanımda. Elleri beline gitti. “Neden? Öyle şey mi olur kızım millet ne der Serdar ne der?” Kimse de bir şey demez. Sabır diler gibi omuz silktim. “Ya saçma sapan şeylere bulaştırmayım beni abla.” Kemer olmaz gel çarşafa da bak canım.

Kaşları havalandı. “Hazan ergenler gibi saçma sapan düşünme onun anlamı var. Hepimiz taktık ben de taktım ne kadar güzel işte.” Ay hiç güzel değildi hiç. Bunun için babaanneyle bile tartışabilirdim hiçbir güç bana onu taktıramazdı.

Emir “Bence de.” Diyerek elini duvara koydu, ona döndüm. “Saçma sapan işler ben de bağlatmam zaten sana. Damatlar da paçalarına zil taksın o zaman amınakoyim.” Bakışlarım ikisi arasındaydı Serpil Abla bize sinirlenip arkasını döndü, sonra yeniden bana baktı. “Kuzum Serdar kızmasın emin miyiz?” Bunu onunla daha evvel konuşmuştuk bence asıl takarsam kızardı Serdar.

Kaşlarımı kaldırdım. “Nikahta da takmadım demiyor bir şey.” Zaten ona ne ki, Emir’ in dediği gibi o zaman erkekler de bir şey taksın banane.
Serpil Abla salona ilerledi, Emir omuzlarımdan salınan buklelerimi avuçlarına alıp bir kuaför edasıyla düzeltti. “Ne güzel yapmışlar lan.”

Bu sefer saçlarımı açık bırakmış, çok güzel de bir taç takmıştım. Gelinliğimde ne yazık ki hafif olmayan bir göğüs dekoltesi, dekolteyi kapatan tül detayı vardı. Emir “Sen üşümez misin böyle?” Diyerek gelinliğimin omuzlarıma sarkan geniş askını düzeltirken bilmem der gibi omuz silktim. Yani üşürsem de şal alırdım yapacak bir şey yoktu. Zaten mesele de bu değildi. Asıl mesele Serdar’ ın gelinliği görünce vereceği tepkiydi.

Makyözüm mutfaktan çıktı, yutkundu. “Güzelim dur bur bakayım sana.” Ona dönüp beni kontrol etmesine müsaade ettim. Her şey yolunda olacak, yüzünde memnuniyeti oluşturan tatlı tebessümüyle başını salladı. “Şahanesin.” Biliyorum. Yani makyajımın bozulmadığından emindim onu biliyorum.

Dayım belli ki sonunda kendine bir kravat seçmişti, Sena’ nın yakasını düzeltmesiyle derin bir nefes verdi. “E Hazan’ ı evlendiriyorum sıra yine bana geliyor.” Dayımın sesiyle yengem bu kadar insanı umursamadı, ağzını yana yaya onu taklit ederek dayımın koluna bir tane vurdu. “Öyle bir enayi bulursan bana da getir.” Onların bu hallerine kendimi tutamayıp kıkırdamaya başladım. Yani mimikleri bile o kadar komikti de hangi birine gülsem bilemiyordum. Makyözüm ekibin yanına yemek yemeye ilerledi ve “Dikkat et.” Dedi giderken. “Gülme fazla, bu dayın gider ayak senin makyajını bozacak.”

Dayım lacivert takımını düzeltir gibi oldu, sonra mutfağa giren makyözün peşinden suç işlemiş bir çocuk edasıyla parmaklarını azıcık der gibi yapıp “Af edersiniz.” Diye diye ilerledi. “Gülten Hanım benim kaşları da boyayabilir miyiz, hafif. Siz bilmiyorsanız Hazan’ a sorun o boyuyordu.” Dayım kapıyı kapatırken insanların alaylı kahkahası eve doldu, onların aksine ben biliyordum ki dayım ciddiydi.

Sonunda uzaktan gelen korna sesleriyle Emir “Geldiler.” Deyip balkona yöneldi. Sesler bir sürüydü, buradan bile duyuluyor ve beni bu heyecan boğuyordu. Emir’ in arkasından Tuğrul’ la kuzenlerim de o tarafa giderken yengemler Sena ve Dilan yanıma geldiler. Gelinlik kabarıktı, kuyruğu da çok uzun olduğundan pek kıpırdayamıyordum. Gerçi olmasa da balkona gidemezdim ama yine de bir heves işte.

Sakinlik heyecanla dolaşmaya başladı, herkes balkonda, bazıları ellerindeki telefonlarla olan biteni çekerken ben elimi çıplak bağrıma koyup sakin olmaya çalıştım. Birazdan beni böyle görecekti ve ben eminim çok utacak, elimi kolumu nereye koyacağımı bilemeyecektim. Zaman geçecek dedim kendi kendime.

Zaman geçecek sen kendini akışa bırak. 

Annemle başkan bana doğru geliyorlardı, onları izledim. Bugün güzel bir vakit geçirmiştik hep birlikte. Başkan hiç anlamazdı oysa ama bana umut dolu bir kahve falı da bakmıştı. Balkonda uzun uzun konuşmuş, hasret gidermiş ve geçmişle gelecekten söz etmiştik. Serdar’ ı sorar gibi olmuştum ama bir bilgisinin olmadığını sezince konuyu daha da üstelememiştim. Onun dışında her şey güzeldi, zaman geçecek ve biz daha güzel, daha rahat bir zamanda çok güzel anılar biriktirecektik.

Annemin gözleri yaşlı, elinde peçete. Bana ulaştıklarında başkan destek olurcasına kolunu omzuma attı. “İstemede verdik dediğime bakma, çıktı öyle ağzımdan. Yoksa seni kimseye vermedim. Senin evin yine burası, her zaman da bu böyle olacak.” Eğlenen ses tonu bana bir sır veriyor gibiydi. Bu halinin aksine hem ciddi, hem de bir o kadar rahattı.

Biliyorum, zaten aksini bana hiçbir zaman hissettirmemişlerdi. Buna ihtiyacım olacağını da sanmıyordum ama her şeye rağmen duymak çok güzeldi.

Dayım da az evvel kaş için etrafta dönen adam değilmiş gibi önümde durdu, ona baktım. Kaşlarını cidden boyatmıştı yüzüm bu detayla şekillendi ama kendimi zor tutup sustum ve onu dinledim. 

“Ben de biraz tencere kapağıyım, hem camiye hem kiliseye mum veriyorum ama dayınım. İşler ciddiye binerse her zaman yanındayım,” Gülümsedik, eli açıkta kalan omzumu sıvazladı. “Arkandayım yalnız değilsin biz varız.” Yani, ona daha evvel söylediğim sözleri bana çarpıtmıyordu en azından ben bu hisse kapılmadım sadece her zamanki haliyle takılıyordu.

Başımı salladım, evleniyordum ama bir gariptim.  Olurdu herhalde böyle, olur böyle..
Her biri birer birer geliyordu, sanki planlamışlardı. Eniştem de “Aynen dayısı.” Diyerek hemen yanımızda durdu. “Sena neyse sen de öylesin benim için. Bir telefonuna bakar her şey.” Eniştemin bu ağır başlı, efendi ve üslubu sakin halini o kadar beğeniyordum ki.. Bir ilgisi var mı bilmem ama o benim gözümde hep Azat’ dı.

Başımı hafif yana eğip belimin iki yanına giden ellerimle utana sıkıla teşekkür ettim. Mehmet eniştem de buradaydı. Pek sesi çıkmıyordu ama konuşunca o da komikti. Arkadan keyifle “Ben iç güveysiyim bana fazla güvenme. Dayına yanaş, hem o sana merdiven getirecekmiş ya Fransa’ dan ekti seni gördün mü?” hepimiz gülerek ona döndük ama bu defa da Tuğrul balkondan çıkıp muhabbete “Ya ohooo ooo.” Diye atladı.

Dayımı sıyırıp yanıma gelmiş, keyifle bize bakıyordu. “Onun merdiveni var dedim kimse dinlemiyor.” Tuğrul…

Gözlerimi devirdim, dayım hayretle bir bir ikimize baktı. “Ulan eşşoğlusu, o Serdar mıydı?” Canım dayım. Sesiyle gülümsedim, gülüşümüzle de anladı ama vaktin daraldığını fark etmiş olacak yüzüme bakarken biraz ciddileşir gibi oldu. “Biz öyle bir işe yaramıyor gibi duruyoruz ama o işimize gelmediğinden. Yoksa halledemeyeceğimiz sorun yok biliyorsun güzelim.” Biliyorum biliyorum, espri yapmaktan icraate sıra gelmiyordu dayı.

Bir Emir eksikti, o da elleri cebinde ağır sesi ve donuk yüzüyle ciddi ciddi “Abin olarak her daim, söylememe gerek yok.” Diye araya katılınca tamamlandığımı hissettim. Biliyordum da işte, dile gelince daha bir başkaydı. Ne olursa olsun arkamda duracaklarını bilmek güzeldi. Ben hiçbir zaman yardıma ihtiyacım var dememiştim o ayrı.

“Ey Allahım ne güzel kız doğurmuşum. Habunun ellerine bak ne güzel.” Annem yeniden gözyaşlarını siliyor sırtımı sıvazlarken beni izliyordu. Gözlerimi devirdim. “Gider ayak yapmayın şunu?” Sanki uzağa gidiyordum, beni de ağlatacaklardı.

Başkan kollarını kucağında bağladı. “Hayrola nereye gidiyorsun sana seni vermedik diyorum?” Kıkırdadım, doğru tabi ki gitmiyorum ama benim ne suçum var şimdi ağlayan annemdi. Dayım hararetle başını sallayıp kaşlarını çattı. “En geç dokuzda evde oluyorsun Hazan. Ararım bak karayollarını.”

Kıkırdayıp koluna tutundum, zil çaldı. Emir’ de kapıyı hafif açıp bizi göstermeden soludu. “Vaz geçtik biz vermiyoruz kızı.” İnsanlar hole doluşmuş, hepimiz kolunu duvara dayayıp Serdar’ ın görüş alanını kapatan Emir’ e gülüyorduk.

“Emir-” deyip sustu Serdar. Bence küfür edecekti ama ortamın buna uygun olmadığını fark edip sustu. Yoksa o ses tonunun devamına başka bir şey beklenemezdi.

Emir bu defa “Bedeli var hocam.” Deyince aralık kapıdan ona doğru bir deste para uzatıldı. Paraya baktı, sözlerinin aksine elini kalbinin üzerine koydu. “Yok abi esfaturullah ben almam öyle şey.” Serdar “Lan ne istiyorsun o zaman dayak mı?” Diye yükseldi, biz güldük.

Emir’ de haftalar sonra ilk defa böyle keyifliydi. Duruşunu düzeltti, başını hafif dışarıya uzatıp “Selam Azat.” Diyerek yeniden Serdar’ a döndü. “Komutanım bu hafta sonu bana da izin yazdıralım.”

“Tamam aç.” Serdar’ ın sabrını sınıyor gibiydi ama nasıl keyifliydi, nasıl eğlenceliydi onların bu halini saatlerce izleyebilirdim.
Emir başını yok der gibi kaldırdı. “Gelin hazır değilmiş biraz bekleteceğiz sizi.” Yalan, yarım saattir böyle bekliyordum. Serdar yeniden “Lan aç şunu.” Dese de Emir bana döndü. “Hazan ne zaman hazır olursun tahminen?”

Ne denirdi ki şimdi? Gülümseyerek omuz silkmemle Emir yeniden Serdar’ a döndü. “Enişte kız istemiyor ağlıyor. Biz vaz geçtik ya, cidden bak.” Mesafe biraz çoktu, Emir’ e gülerken dayımın ve başkanın kolunda birkaç adım ilerledim o ara Emir bir an yeniden bana bakıp devam etti.
“Vallahi hiç öyle kapının arkasında falan da beklemiyor gelecek gibi değil bu.” Serdar anladı tabi, ufak birkaç kıkırdamayla daha sonunda bizi azad edip geriledi. Bana baktı, onunla göz göze geldik ve kapıyı ittirip açtı ama ben Emir’ in dolan gözlerini görünce olduğum yere mıhlandığımdan Serdar’ a dönemedim.

Serdar eminim bana bakıyordu, ben şaşkın bir göz dolmasıyla Emir’ e Emir hüzünle bana… Ne oluyordu böyle? Emir… Hiç tahmin etmeyeceğim bir anın içinde kendimi buluyordum ve anlık  silkelenemiyordum. Bu hüzünlü hali ilkti, nedendi bilmem ama beni de etkiliyordu. Emir’ i başka seviyordum, onda böylesine üzücü bir anda onun acısına baka kalmam normaldi. Neyse ki çok değil bir kaç saniye sürdü bu, ben de Emir’ in gerilemesiyle toparlanıp Serdar’ a baktım.

Sert bakışları yalnızca yüzümde, duruşu her zamanki asilliğindeydi. Gözüme ilk ilişen, sakallarını kesmişti. Üzerindeki siyah takım yeniden aklımı başımdan alırken ondan gelecek bir hamle bekliyordum. Bana, bize, gelinliğime.. Bilmiyorum bu anlar hep çok garip ve utanılası gelirdi bana, şu anda da öyle.
Yanında Azat, arkasında bir sürü takım elbiseli adam ve yengeleri vardı. Uzun boyu, heybetli duruşuyla öyle bir bakıyordu ki bana, hislerini bakışlarından okuyabiliyordum.

Az evvelin aksine sessizliğin içinde herkes bizi izlerken siyah ayakkabısıyla ileriye doğru bir adım atıp elini bana uzattı. Bir elim gelinliğin önünde, bana uzanan eli gözlerinin içine baka baka tuttum. Gitmek ve kalmaktan bahsetmiştik içeride, tabirler daha farklıydı tabi ama gidişimdi konu. Gittiğim her evimse gidişimde mahsur yoktu. Bu elle bunu anlıyordum, ben giderek yitmiyorum sadece oturacağım evi değiştiriyordum. Aynıydım, aşkın peşine kapılıyordum hepsi bu.

Serdar’ dan beni öpmesini beklemiyordum zaten. Bunu onun gibi ben de asla istemez, bu kadar insanın içinde utanırdım. Öpmedi, onun yerine sıkıca tuttuğu elimle beni gölgesinde korumaya aldı sanki.

Yukarıda ufak bir hareketlilikten sonra hepimiz aşağıya inmiştik ve ben dışarıya çıktığım gibi soğuğu tüm bedenimde hissetmiştim. Serdar yanımda yerini alıp ceketini omuzlarıma indirince önlerinden tutarak  onu kendime soğuk için siper ettim.

Etrafı izliyordum sitenin önü, görüp görebileceğim her yer insanlarla dolmuş, davullar zurnalar çalıyor, ıslıklar, zılgıtlar, ortadaki alanda oyunlar oynanıyordu. İnsanlar camlarda, balkonlarda bizi izliyordu.
Çok sürmeden Serdar’ ın sözüyle halay bir iki dakika sonra kesildi, soğuk diye fazla uzatılmadan dualar edildi derken sonunda Serdar az ileriden gelip çatık kaşlarıyla elini bana uzattı. “Hadi arabaya.” Donmuştum açıkçası, başımı salladım ve Sena’ nın da yardımıyla arabanın arkasına yerleştim.

Sena giderken Serdar kapıda duruyor ve birine bakıyordu. “Serdar.” Diyerek omzumdaki cekete uzandığım an bana döndü, sonra bir adımla araya bindi.

“Ceketini al Serdar.” Üşüyecekti hava buz gibiydi. Önümde durdu, eğilerek elini omzumun üzerime koydu. Davul yeniden başlamış, bu yüzden “Bacakların üşüyor mu?” Diyen sesi yükselmişti. Başımı hayır der gibi sallayıp kolunu tuttum, kulağını eğdi.

“Ceketini al üşüyeceksin benim şalım vardı.” Eli yüzüme gitti, geldiğinden beri ilk defa beni öpüp öptüğü yerde durdu. “Sen çıkartma ben iyiyim. Dün de üşüdün hasta olacaksın. Kapak önünü de.” Elini çekmemiş yanağımı sıvazlayışına başımı usulca salladım.

Acaba kızmış mıydı gelinliğe? Haline bakarsak kızmıştı ama bunu şimdi soramazdım tam olarak arabaya gelmesini ve biraz rahatlamayı bekleyecektim.

Bekledim de, uzun uzun oyunlar oynandı halaylar çekildi biz de sıcak arabanın içinde kızlarla oturup oyunları ve tüm bu olan biteni keyifle izledik. O sırada Serdar hiç arabaya gelmedi, daha doğrusu gelemedi. Gözüm onun üzerindeyken daima Azat’ la yan yana durup insanlarla tokalaştılar, konuşlar ve sanırım damat olduğu için sürekli gülerek sırtına vurdular ama asla halaya girmedi, oyun oynamadı. Biliyorum onluk değildi, doğrusu benlik de değildi insanlar Serdar’ ın huyunu biliyor olmalıydılar, kimse halaya gel diye de zorlamadı.

Yaklaşık bir saatin sonunda Azat içinde olduğumuz vitoya yaklaştı, az ileriye bakıp el hareketiyle bir şeyler deyince davul durdu. İnsanlar onun bir işaretiyle arabalara yönelmiş, Serdar epey ilerideki adamların yanından elini cebinden çıkartıp bize doğru hareketlenmişti.

“Ay biz de duralım mı burada? Ben konvoyu çekmek istiyorum.” Bakışlarım Dilan’ ın hevesli haline döndü, benim için asla sorun yoktu ama kapıya gelen Serdar hepimizin dikkatini üzerine çektiği için Dilan’ a bir cevap veremedim.

Gözleri üzerimizdeydi, bir şey söylemedi ama sert ve konuşmak üzere olan bakışlarından ne demek istediğini anladı Sena, sonra da Serpil Abla ve diğerlerine dönüp ayaklandı. “Hadi, inelim biz.” Onun gitmesini istemiyordum, dudaklarım kal demek için aralansa da bu kadar insan varken sadece Sena’ ya sen kal diyemezdim. Birazdan Serdar’ ı yollarım gider alır diye düşündüğüm sırada peş peşe çıkışlarını camını açıp diğer tarafa seslenen Azat böldü. “Cadı, sen öne gel.”

Sena durup öfkeyle ona baktığında Azat’ ın bu halini umursadığı çok da söylenemezdi. Görmüyormuş gibi arabayı çalıştırdı. “Dilan bir şeyler çekeceksen Rahmi’ nin arabasına git Tuğrul’ u da oraya yolladım.” Burada konuştuklarımızı duyması güçtü, Dilan’ ı tahmin etmiş olmalıydı.

Sena’ yla kısa bir bakışmamızın ardından o öne geçti, Serdar’ da Sena’ nın kapısını kapatıp eğilerek arkaya geldi. Birkaç adımdı yanımı bulması. O oturduğu yerde derin bir oh çeker gibi rahatlarken ben çiçeğimi yana bırakıp çalan kornalarla gerginliğimi yok saymaya çalışıyordum.

Çok da rahat değildim. Birbirine kenetlediğim ellerim sanki yabancı olduğum bir adamla evleniyor hissi veriyordu. Serdar gerginken ben de gerindim, o uzakken benim adım atmaya pek cesaretim olmuyordu. Hele susunca, dilimi kesesim geliyor, haliyle bu ruhumu da pervasız bir huzursuzluğa itiyordu.

Hemen yanımda dışarıyı izliyordu. Kornalar eşliğinde oturuşunu düzeltti, hatta biraz yayıldı ve sonunda kolunu omzuma doğru atıp beni yavaşça kendine çekti. Artık döndüğü yerde ben vardım, kendimi bu temasla daha sakin bir hisse ittim ve dudaklarının başıma inmesiyle de rahatlar gibi yutkundum. Ceketi hala omuzlarımdaydı fakat beni asıl ısıtan onun varlığıydı. İtiraf etmesem de bunu bekliyordum, aylardır tek derdim düğün değil temasıydı temastan kastım da yalnızca buydu işte.

Bu kadar basitti.

Siyah ceket sırtımdan aşağıya doğru süzüldü, Serdar hafif bana doğru dönüp “Ne bu gelinlik?” Dedi.
Cidden mi? Yani tamam biraz açık bir modeldi ama insan saatler sonra, hatta aylar sonra bunu mu söylerdi şimdi? Üstelik sesi o kadar başka sertti ki ona bakıp usulca “Sinirlendim mi?” Demeden edemedim. Cidden, sarılmıştı öpmüştü ama yüzü öfkeden kaskatıydı, gözleri ona bakmayayım diye alev saçıyordu sanki. Garip hissettiğim için teması kesen ben oldum.

“Yok.” Dedi sertçe, sonra da kolunu kendine çekip  önüne döndü. “Gurur duydum gavatlığımla. Karımın her yeri meydanda.” Gavat mı oluyordu şimdi? Biraz fazla büyütüyordu bence. O büyüttükçe de ben şaşırıyor, huzursuzca utanıyordum.

Başımı elime eğdim. Ojelerim, beyaz frenclerim, parmaklarım, yutkundum. Aldığı öfkeli soluklar beni yerin dibine itti sanki. O kadar saatlerce hazırlanmıştım, zaten utanıyordum karşılığı ne olursa olsun bence asla bu olmamalıydı.

Eklemlerimi çıtlattığımda o da parmaklarıyla oynuyordu ama onunki sinirden benimki.. Düğün konvoyumuzdan insanlar başka araçlarda tahminen eğlenirken bizim halimiz anlık olarak içler acısıydı. “Sanki bilmiyorsun huyumu Hazan.” Diye soluması beni yeniden bozguna uğrattı. Sanki küçüktüm, küçücüktüm de babam tarafından azarlanıyordum. Tek kelime edemeyişim bana o günleri hatırlatıyordu, çok tanıdıktı.

Haklı çıkmak ister gibi mırıldandım. “Tül dekolteyi kapatıyor ama Serdar.” Durdu, şaşkınca bana döndüğünü hissettim. “Kapatıyor mu? Kapatmıyor kapatmaya çalışıyor. O da olmuyor işte bak.” Çenesiyle göğüslerimi işaret etmiş, imasıyla da kalbimi delmişti sanki.

Omuz silktim. “Özendim Serdar, çok güzeldi ne yapayım yani?” Yüzüne bakamıyordum, onun aksine sesim de çok sakindi. Ofladı, biraz daha yayılıp başını huzursuzca arkaya attı. “Tamam Hazan demiyorum bir şey, ne istiyorsan onu giy.” Böyle de olmuyordu işte, zoruma gidiyordu terk edilmiş gibi. Tamam huyunu biliyordum ama ilk defa güzel bir gelinlik giymek istemiştim ne var bunda?

İtiraz eder gibi “Ya.” Deyip birden sustum, bakışları cama döndü. “Karışmıyorum Hazan, bıktım yeter.” Bıktım mı? Kaşlarım ani göz dolmamla çatıldı, ona döndüm. “Benden mi bıktın?” Sesimdeki şaşkınlığı işitti ve yeniden bana döndü. “Saçmalama.” Benim kırıklığımın aksine onun kaşları inkarla çatıktı.

Gözlerinde gördüğüm her neydi bilmiyorum, artık bir anlam da yüklemek istemiyordum ama benimki açık seçik belliydi. Başımı hafif hareketlendirdim, yüzü bana hiç bu kadar yabancı gelmemişti. “Nikaha gidiyoruz zaten, masada hayır demek zor değil kimse seni buna zorlamıyor.”

İyice bana döndü, yeniden “Saçmalama.” Derken ellerimi bir hışımla tuttu fakat bu defa başını çeviren bendim. Bıktım neydi? Tam olarak neyden bıkmıştı acaba alt tarafı iki üç saat giyeceğim bir gelinlik. Hoşuma gitmişti giymiştim, çok beğenmiştim.

Göğüslerimin önünü tuttu, elinin tersi tenime değdi “Bak açık bu.” Yüzüme bakmaya çalışıyor, bir yandan da hafif yükselen sakin sesiyle bana ulaşmayı deniyordu. “Hazan seni seviyorum it gibi, kıskanıyorum doğal olarak olay bu.” Tamam, dönmedim. Haklıydı, kıskanabilirdi ama keyfimi kaçırmasına gerek yoktu zaten gergindim, zaten mental olarak uzağız birbirimize.

Eli yeniden ellerime indi, sıkıca kavradığı yerde gözlerim dolarken ona bir cevap vermedim. Tartışıyor olabilirdik ben hala makyajım bozulmasın diye uğraşıyordum. Derin bir nefes aldı, yüzüme bakıyordu. “Uzatma zaten sinirliyim.”

Başımı hafif eğdim, önüme döndüm. “Çirkin mi olmuş?” Kaşlarım çatık, yüzüm asık. “Hayır.” Diye doğruldu ama yanımda duran beyaz çiçeğimin düşmesiyle onu alıp yanında bıraktı. “Sen hep çok güzelsin yeni bir şey değil bu.” Sesi o kadar ketumdu ki iltifatı bile eğriti durdu ama zaten ben de bunu kastetmemiştim.

“Gelinliği sormuştum.” Hem açık hem de çirkin miydi ki? Tamam açıktı biraz, peki ya güzelliği? Sessiz kaldı, durup öyle susması beni daha da çıkmaya sokuyordu. Kornalar durmuyor, sanki o tını beni deşiyordu. İnsanlar düğüne, ben cenazeye gidiyordum işte.

Serdar cama döndü, ben de yeniden uzun tırnaklarıma yöneldim. Nasıl olsa inene kadar yapacak bir şeyim yoktu. Hevesim gitmiş, tüm keyfim öylesine kaçmıştı ki durum değerlendirmesi bile yapamıyordum. Zaman geçmiyordu sanki ve ben Serdar’ ın yanında ilk defa bu kadar duyguyu bir arada yaşıyordum. Hüznüm sıkıntımı boğuyor, kırıklığım beni hiç ediyordu. Bugünü nasıl bitireceğiz bilmem, artık benim için bir anlamı da kalmamıştı.

Ne düşündü, oturduğu yerde ne kurdu bilmiyorum her neyse bu defa aynı soruyu o bana sordu. “Benden bıktın mı?” Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Hayır o nasıl söz? Tamam bazı kırıcı şeyler yaşıyorduk ama bıkmak bana göre çok ağır bir kelimeydi. Zaten ona da bu yüzden kırılmıştım ya.

Çenesini hareketlendirip tüm bedenini yavaşça bana çevirdi. “O zaman senden bıktığıma nasıl kafa yoruyorsun?” Çünkü öyle söyledin?

İfadesiz bakışlarım eşliğinde sağ eliyle yüzünü sıvazlayıp öfkeyle durdu. “Bak bu açık.” Gelinliği gösteriyordu. “Dışarıda yüzlerce insan var o insanlar bunu görüyor ve sen benim özelimsin anladın mı?” Anladım.
“Ben karımın böyle dolaşmasını istemiyorum. İster geri kafalı de ister bir kamyon küfür et. İstemediğin bir şey olur söylersin bana, ben de onu yapmam sadece senin için geçerli değil bu durum.” Anladım.

“Ama dediğim gibi sen benim karımsın, benim özelimsin ben bunu bir başkasının görmesini kaldıramam benim mezhebim o kadar geniş değil.” Anladım.

Sakinliğimi bir çift gözde korudum. “Ne yapayım şimdi?” Başka giyebileceğim bir şey yoktu ama tartışmak da istemiyorum üzüntüden kendi kendimi yiyecektim şimdi. Düşen yüzüyle soluklandı. “Yapacak bir şey yok giymişsin bir kere.” Durdum, bakışlarımı çevirdiğimde elim burnumun ucunu kaşımak için hareketlendi ama Serdar’ ın “Gel buraya.” Deyip sarılmak isteyişiyle “Serdar git ya.” Deyip başımı diğer tarafa çevirdim.

Keyfim kaçmıştı, ben azarlanınca birine hemen gidemiyordum şimdi de o biraz yaklaşsın istiyordum.

“Hazan.” Diyen sesi yorgundu. Az evvelin aksinde bir sesle “Yavrum lütfen.” Deyince bir an ona döner gibi oldum. “Gerçekten yapma hiç halim yok.” Dayanamadım, dünden beri her neyse derdi buydu. Serdar’ a dönüp bana sarılmasına müsaade ettim, hatta “Neyin var Serdar?” Derken de yanağımı göğsüne koyup beline sarıldım. “Ben bile sana yabancı gibiyim ne bu halin?” Ağladığım ağlayacağım, tükendim tükeneceğim neyi vardı cidden?

Bedenimi sıkıca sardı. “Konuşuruz sonra yok bir şey.” Tacımın kenarından saçlarıma inen dudaklar derin solukları bir bir tüketiyordu. “Konuşacak mıyız?” Bir hevesle kurduğum cümlem “Hayır ama şu günü sorunsuz bitirelim lütfen. Fazla durmayız.” diye tamamlandı.

“Ben biraz durmak istiyorum.” Düğün bizim düğünümüzdü bir daha olmayacaktı birlikte durursak sorun kalmazdı hem. Dudakları yeniden yapılı saçlarımda kıpırdadı. “Düğün kırk gün devam edecek zaten, sonra yine geliriz ben eve geçip dinlenmek istiyorum.” Şaşırdım, hafif geri çekildim. “Ciddi misin sen?”

Başını beni onaylar gibi salladı, “Dedem.” Ben de aynı şaşkınlıkla tabi ya der gibi soludum. “Ciddisin.” Kaşlarım havalansa da, zihnim düğünde gibi dursa da aklım ondaydı. Öyleyse giderdik, sonra istersek yine gelirdik hiç sorun değil.

Traş olmuş yüzünde eski bir parça arayan benliğim ondan çekiniyordu, dünden beri. “Nasıl istersen tamam.” Onu düşünen halim bile buna aykırıydı. Yine de bana kendini açacaksa eğer, bir fitil olup ikimizi de yakmasına müsaade edecektim.

Eli yüzüme geldi, avcuna dolan tenim zihnimde yankılanan kornalar eşliğinde kıpkırmızı olurken bana doğru eğilip ilkmiş gibi dudaklarını dudaklarıma örttü. Derine indi, araladığı dudaklarımla evindeymiş gibi beni talan ederken diğer eli de yüzüme oturduğunda avuçlarında oluşum bu derin anın en yamalı örtüsü oldu.

“Seni seviyorum.” Sözleri, öpüşler arasında kulağımın ardına iliştirilen bir gül gibi. Ellerimi göğsüne koydum, öpüş seslerimiz duyuluyordu. “Neyin var?” Yutkundum, “Korkuyorum.” Yeniden onu buldum, alt dudağımı emerken kaşları çatıldı, geri çekilir gibi oldu. “Neden?” Öptüm, dilim dudaklarında gezindi. “Bilmiyorum bu halin bizimle mi ilgili?” Sanmıyordum ama en azından bir seçeneği kesin elemiş olurdum.

Daha derine indi, yüzümü sıkıca tutarken ağzımın içine kayan dili dün gece gibi bana firar ediyordu.  Onu karşılayıp uzun gelen bir süre emdim. Doğrusu geri çekilip bana bir cevap vermek istediğini farkındaydım ama yapamıyorduk. Sonunda ayrılır gibi olduk, boğuk sesiyle “Asla yavrum, asla.” Deyip yeniden ağzımın içindeki yerini aldı. 

Bu uzun öpüşler, tükenmeyen dokunuşlarla sevişler elimin altında gümbür gümbür çarpan kalbe öylesine eşti ki kendimi ondan soyutlayıp hafif geri çekildim ve adı dilimden yalvarır gibi döktüm. “Serdar..”

Buse bıraktı yumuşak dudaklarıma. “Hazan’ ım.”  yeniden. “Seni çok seviyorum.” Gözlerim kısılmış, bedenim gevşemişti. “İlk günkü gibi mi?” Dedim merakla, yeniden öptü, gerilen dudaklarıyla onu aylar sonra ilk defa az da olsa gülümsettirdiğimi hissettim. “Her geçen gün daha fazla yavrum.”

💎                                      

Ardımda kalan büyüklerle olduğum yerde durup karşıdan bana doğru ilerleyen Serdar’ a baktım. Her zamanki gibi etrafta dolaşan bakışları asla gülmüyordu ama aramızda bir sorun yoktu ve şu an gözümde bir kurtarıcıdan farksızdı. Önümde durdu, “Yavrum.” Bağırıyordu çünkü halay çeken insanlardan dolayı birbirimizi çok zor duyuyorduk.

Bana eğilmesini sağlayıp çiçeğimi hemen yanımda kulaklarını davula tıkayan Sena’ dan aldım. “Serdar ben çok yoruldum.” Ayakkabılar da rahatsız etmeye başlamıştı, e gelinlik de ağır olunca haliyle dayanamıyordum. Tabi birde altınlar, görgüsüz gelinler gibi dolaştığım hissine kapıldığım için çok daralmıştım, bilezikleri kolyeleri idare ederdim de en azından şu kemerleri çözebilirdik. Ayıp olmasın diye onu da yapmıyordum.

Dikkatle beni dinliyor bir yandan da belimi tutuyordu. Az ilerideki masamızı gösterdi. “Yavrum otursana o zaman.” Öyle de olmuyordu işte daha şimdi babaannenin yanından geliyordum. Nikah kıyılmış, aile büyükleri takılarının yalnızca bir kısmını üzerime takıp oyun faslına geçmişlerdi. “Gel.” Deyip o tarafa dönünce yeniden onu durdurdum. “Serdar.” Bana döndü, eğildi ve ben kulağının dibinde bağırmak zorunda kaldım. “Acıktım birde ben.” Ama canım buradaki yemeklerden istemiyordu, doğrusu artık ya rahat rahat oturup oynayanları izlemek, ya da gitmek istiyordum.

Başını anladım diye salladı, “Gidelim o zaman.” Cebinden telefonunu çıkarttığı sırada “Damat.” Diye yükselen Azat’ la hepimiz ona döndük. Dakikalardır ortalıkta yoktu şimdi geliyor ve çıkarttığı ceketi yanımızdan geçen Dilan’ a uzatıyordu. Serdar aynı gürlükte “Nerdesin lan sen?” Deyip telefonu cebine koydu. Bu ikisinin samimi ilişkilerini izlemeye de doyamıyordum. Serdar geldiğinden beri ya birbirlerini çok özlemişler ya da her zamanki halleri bilmiyorum ama sürekli dip dibeler, omuz omuzalar.

Kollarını kıvırmaya başladı. “Geldim güzelim.” Emir’ de görüş alanıma girince bu defa koluna tutunsam da sırtımı Serdar’ a dönüp ikisini izlemeye başladın.

Emir Azat’ ın omzuna dürttü. “Hadi halaya.” Azat yok der gibi olduğu an Serdar’ ın sabır diler halde bana dönmesiyle gülerek kulağına yükseldim. “Tamam bunlar halay çeksin izleyelim gideriz Serdar.” Serdar yine küfür ederek sabır diliyordu geldiğimizden beri halaydaydılar çünkü. Sadece horon bilen dayım bile inmiyordu pistten, beş dakikada öğrenmiş bir saattir oynuyordu.

Serdar yine de başını sallayınca olan biteni izleyen Sena’ nın da elinden tutup masamıza ilerlemeye başladım. Aslında düğün açık alanda olacakmış fakat mevsim şartları el vermeyince kocaman bir salon ayarlamışlar, tabi o kadar kalabalıktı ki zaten insanlar sığmıyordu bir kısmı dışarıda dururken bile salondaki kalabalık başımı döndürüyordu.

Serdar’ ın yardımıyla sandalyeye oturup Sena’ ya yanımda bir yer açtım. Serdar sürekli ayaktaydı, onun oturmak gibi bir lüksü yoktu çünkü büyükler asla buna fırsat vermiyordu.

“Bak bak barzoya bak.” Sena oturduğu yerde salınan saçlarını düzeltirken eğilmiş kin güder gibi soluyordu. Emir ve Tuğrul’ la yan yana halay çeken Azat’ a bakıp keyifle “Ne oldu sizin iş?” dedim. “Konuşacaktınız en son?” Birbirlerini yemekten tanımaya fırsat kalmıyordu ki. Şimdi birde Sena dönüyordu, kal diyordum merkezdeki ev senin istediğin gibi otur diyordum kabul etmiyordu. İşten de çıkmıştı.

Bakışları pistteydi. “Dilan’ da girdi bak.” Deyişiyle bir an Dilan’ a baktım. Kimin koluna giriyordu ben tanımıyorum ama güldüğüne göre o tanıyordu. Sena bana eğildi, “Konuşmadık anacım o inat ben inat bir şeyin olacağı yok.” Cidden, Azat’ da Serdar gibiydi hatta ondan beterdi kaç ay oldu insan bir adım atar.

Azat’ ın Emir’ le halay çeken haline bakarken başımı salladım. “Sen gidince dayanamaz arar.” Umarım yani, omuzlarını geçiştirir gibi silkti, sonra da birden “Ben de giriyorum halaya ya banane.” Diyerek ayaklandı. Halayı üniversite ortamından öğrenmişti ama o da hiç oynamıyordu bu yüzden şaşırsam da onu geri oturtmamak için onaylayıp hevesle “Git git.” dedim. “Git tabi kızım ne oturuyorsun?” Zaten az ileriden gelen Ecrin ve yabancı kadınlar beni yine yalnız bırakacakmış gibi durmuyordu.

“Bende gelin ocaaam.” Dudak bükmüş ağlar halde  pembe ayakkabılarıyla koştura koştura bana doğru gelişine gülerek ellerimi ona uzattım. “Gel birlikte olalım bebeğim.” Annesi hemen arkasında gözlerini deviriyor, hüzünle tutamadım diyordu. Aynı mimiklerle “Saçmalama.” Deyip önümde duran Ecrin’ i kucağıma oturttum. Üzerinde pembe tüllü kabarık bir elbise vardı ama daha çok gelinlik gibiydi. Saçları da yapılmış, üzerinde biraz sim.

Onun bu haline keyiflendim “Ecrin gelinin kız kardeşi sen misin?” saçlarına baktığımda büzdüğü dudaklarla başını kaldırıp yanağımı öptü. “Ben gelinim geliiiin.” Elleri masaya gitti, sonra halayı rtim tutar gibi kafasına göre alkışlamaya başladı.

“Hayırlı olsun gelin hanım, çok güzelseeen.” Yanıma oturan yaşlı teyzelere teşekkür ederek baktım. Bir yandan geniş halkada halay çeken Sena’ ları izliyor bir yandan teyzelerle keyifli keyifli konuşuyordum. Ecrin’ de gayet mutlu, dayım ve başka bir erkeğin kolunda halay çeken Sena bile gülüyordu.

Teyzelerin söyledikleri güzel sözlere sık sık gülümseyip teşekkür ederken bir an halaydan çıkan Azat ilişti gözüme. Koca halkanın içinde yürüdü, adımlarını hafif hızlandırıp Sena’ nın o yabancı adam olan kolu tuttu ve ikisini ayırıp bu defa koluna o girdi. Kaşlarım tüm bu olan bitene çatılırken artık teyzeye sadece başımı sallıyordum çünkü tüm dikkatim kol kola halay çeken ikilideydi.

Azat’ ın beyaz gömleği, siyah pantolonu ve Sena’ nın siyah elbisesiyle o kadar güzel duruyorlardı ki gülümsemekten ne tepki vereceğimi bilemiyordum. Oynuyorlar, hareket eden bedenleriyle hafif hafif ilerliyorlardı. Sena bir an başını kaldırıp Azat’ ın yüzüne baktı, Azat’ da uzun boyuyla Sena’ ya dönüp sakince onu izledi. İkisi de oynamaya devam ediyor ve bakışıyorlardı, birkaç saniye sonra şaşırırım ki ilk çekilen Azat değil Sena oldu. Sena’ nın sırtı hafif Azat’ a dönük, kolu tamamen bedeninde. Aynı anda hareket eden ayaklarıyla birbirlerine yapışmış bir halde teması sürdürürlerken çok değil ne yazık ki bir iki dakika sonra da halay bitti.

Biri bitmeden diğeri başlayan halaylar, yorulup terini silen adamlar, kahkahalar, keyifler… İlk defa bu kadar net izleyebildim tüm bu olan biteni, zaten sadece aile olacak dedikleri takı bile sağ olsunlar çok uzun sürmüştü. Sonra onlar oynarken ben tek tek insanlarla görüşmek zorunda kalmıştım. Halbuki oturunca durumu izlemek ne kadar da keyifliymiş. Hele dayım ve başkan, onları böyle keyifli görmek hayatım boyunca tatmadığım o güzel hissi bana tattırıyordu.

Ecrin başını kaldırarak birden yanağımı öptü, o beni öpünce ben de dudaklarımı sıkıca yanaklarına bastırdım ve yeniden eski halimi aldım. Serdar siyahlar içerisinde bana doğru ilerliyordu. Bu defa Azat’ la Emir’ e tamam der gibi işaret ederek devam etti. Onun peşinden de Sena’ lar masanın etrafına toparlanıyorlardı.

Ecrin durdu, ofladı, omuz silkti, nereye bakıyordu anlayamadım ama en sonunda ağladı ağlayacak bir hüzünle “Çikolata istiyoyum.” Diye kucağımdan atlayınca arkasından sadece bakakaldım. Annesinin yanına koştu.
“Serdar.” Dedim müzik dinmiş ama kafam zonkluyordu. Bakışları beni buldu, üzgün üzgün yalvarır gibi annesine konuşan Ecrin’ i işaret ettim. “Çikolata alsana Ecrin’ e.” Ecrin’ e dönüp başını salladı, sonra da Azat’ la Emir’ e döndü. Sena o arada yanıma oturmuş, saçlarını düzeltiyordu.

“Toparlanın yemeğe gidelim.” Bunu bilmiyordum ama hep beraber yemek yemeyi çok isterdim nikahtan içimde kalmıştı. Sena’ ya dönüp bir şey yokmuş gibi “Dilan nerede?” Dedim. Azat’ ı sonra soracaktım kimse yokken.
Dudak bükerek ileriye bakındı. “Biriyle konuşuyordu.” Dilan pistin ortasında akrabaları diye hatırladığım bir çocukla konuşuyor, kahkahayla gülüyordu. Sonra el ele tutuştular, çocuk Dilan’ ı bir prenses edasıyla çevirip bıraktı ve Dilan kesilen temasla ona el sallayıp keyifli keyifli bize yöneldi.

Tüm bu olan bitenin içinde dayım oynaya oynaya bize doğru gelirken Serdar Ecrin ve annesinin çıkışa doğru yöneldiklerini fark edip hareketlendi. Onu izledim, gelinliğim olmasa ben de giderdim koşa koşa ama yine de Serdar’ ın ben haricinde birine gidişi ilk defa içimi okşadı. Ecrin’ e söz ettiğim çikolatadan daha fazlasını alacağına da emindim, kalbim bu huyuna paldır küldür hareketlendi.

💎

Takılan altınların hepsini çıkartmış olmanın verdiği bir hafiflik vardı üzerimde. Bir de rahat rahat oturuyorduk ya, yanımda sevdiğim adam ve dostlarım varken şimdi benden iyisi yoktu. Böyle hep birlikte uzun bir masada, birbirimize ve ortama yabancılaşacağımız insanlar olmadan, kimse kimseden çekinmeden, keyifle…

“Enişte bir peçete verir misin?” Serdar yanımda oturan Sena’ ya önündeki peçeteliği komple uzatırken Azat elini garsona kaldırıp sakince “Recep.” Dedi. “Masaya bir peçeye getir.” Onları bilmem ama bu güzel anın yanı sıra benim başım fena zonkluyordu. Serdar’ ın restoranında değildik, düğün salonuna en yakın neresiyse oraya gelmiştik.

Omuzlarımdaki cekete biraz daha sarılırken Serdar kolunu üzerime attı ve neden der gibi soludu. “Yesene.” Bilmiyorum hiç öyle iştahım falan yoktu birde kendimi halsiz hissediyordum. Arabadan olsa gerek sanki hafif de midem bulanıyordu. Kendini belli etmez hislerimle “Yiyorum ya Serdar.” Deyip tabağımdan bir çatal daha aldım. Şimdi söylesem bir dünya laf yapacaktı, hastaneye götürecekti hiç uğraşamazdım.

Masada dönen muhabbete gelişi güzel gülümsedim. Tuğrul kahkahayla dayımın halayını anlatıp taklidini yapıyor Emir’ de telefona onu çekiyordu. Azat kolunu sallayarak saatini düzeltti. “Tuğrul dedemi de yapsana.” Eğlenen bakışları kuzenimde, ondan ciddi ciddi bunu istiyordu.

Tuğrul’ u bilmem, daha evvel böyle bir ana denk gelmişliğim yoktu. Ya cidden yetenekliydi ya da sadece dayımı iyi yapıyordu. Ağzına bir şeyler atıp başını iki yana salladı. “Abi çarpılırım falan beni bulaştırma ya.” Sözleri hepimizi güldürürdü. Şu masanın güzelliği, bu anın büyüsü aylardır içten içe planladığım bir andı. Herkesin bir arada olduğu ve benim Serdar’ ın kolları altında huzur bulduğum hayaldi. Tahminen niceleri gelirdi bilirim, böyle hep bir arada durmak, en alakasız insanların aynı masada toplanmadı bir hayale eş en güzel andı.

Serdar’ a biraz daha yaklaştım, sırtım göğsüne değerken omzumdan sarkan elinin tersiyle yanağımı sıvazlıyor, ufak ufak makaslar alıyordu.

Azat masanın diğer ucundaki Tuğrul’ a doğru hafif eğildi ve gülümseyen sözleri masada yeni bir eğlenceye sebep oldu. “Serdar abin okur seni düzelirsin oğlum takılma.” 
“Oha.” Dedi Tuğrul, Serdar’ a dönerken “Serdar abi var mı sende hocalık?” Oturduğu yerden elinde kolasıyla kalktı ve konuşa konuşa karşımıza geçip arkadan kendine bir sandalye çekti. “Okusana beni çok nazar var üzerimde.” Oturdu, fenalaşır gibi soluklandık, gözleri kısıldı. “Derin bir ağırlık hissediyorum hocam.”

Hepimiz gülüyorduk tamam da Emir’ le ben kahkaha atmadan edemedik. Elim bağrıma gitti, omzumdan inen kolla kirpiklerimi alttan düzelttim. Serdar dikleşerek sırtını kıtlattı. “Yamulursun aslanım.” Ona döndüğümde bu defa rahatlamak ister gibi başını iki yana esnetiyordu.

Cidden düşünüyordum da hayali bile bir başka komikti. Gülüşlerimiz dinmiyor, kalabalık restoranda bize dönen bakışlara aldırmıyorduk.

Tuğrul ellerini masaya koydu, mimikleri komikliğinin sürecinde ciddiliğini tazeliyordu. “Vallahi okusana ya çok nazar var üzerimde. Veririm bir ellilik.” Sena elini keyifle kucağıma uzattı, onu tutarken azarlar gibi “Ellilik ne Tuğrul?” Diyen Serdar’ a döndüm. “Lan biraz büyük düşün oğlum.”

Tuğrul geriledi, sandalyesine rahatça yayıldı. “O zaman sen bana bir büyükbaş ver abi.” Dilan’ ın bana anlattığı konuydu bu, hem Tuğrul verecekliydi konu nasıl birden çeviriyordu böyle? Serdar başını tamam der gibi sallasa da bizim aksimize bence çok da eğlenmiyordu. “Çiftliğe götürecektim seni, seçersin oradan.” Sanki teyzem çok kabul eder gibi kaşlarını havalandırıp hevesle gülümsedi. “Yarın?”

Yarın mı? Yarın olmaz canım bu gece olsun beni eve bırakıp geçin siz hatta. Gözlerimi yeni evlendik der gibi araladığım an Serdar bir an bana baktı, sonra yeniden kuzenime döndü. “Önümüzdeki ay.” Yani bu olurdu ama bu defa da Tuğrul yok der gibi ofladı. “Gelemem bir daha, bu ay harcamam çok.” Yani bunu mu düşünüyordu aşk olsun? Ben vardım Serdar vardı. Serdar’ da buna sinirlendi sanırım, kaşlarını “Biz neciyiz lan.” Diye çattı. “Saçma sapan konuşma.”

Hayatı dalgaydı tabi, Serdar’ a sağol der gibi baksa da öylece bir şeyleri sorgular gibi onu izleyen Sena’ ya döndü. “Sen elli lira fişeklersin bana yol param denkleşsin.”
Sena’ da mimik kıpırdamadı, yorgun gibi bir hali varken parmaklarımla oynamaya devam edip gözlerini kıstı. “Oldu, hayvan gelince de senin odanda kalır artık. Gece acıkınca kalkar sütünü içersin falan.” Emir eğlenir halde bana bakıp göz kırptığında elindeki kağıt parçasını “Sığır.” Diyerek Tuğrul’ a attı.

Sena haklıydı Tuğrul sütü çok içiyordu, onun da işine gelirdi taze taze.

Bu defa yeniden Serdar’ a ve bana döndü. “Ya beni evlatlık alsanıza siz. Ne güzel hayırlı bir evlat olurum cam silerim falan hazır olmuşum birde.” Emir’ de hemen dikleşerek atıldı. “Abi el değmişken beni de.”

Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı “Oldu.” Deyip tam karşımızda, Emir ve Tuğrul’ un ortasında oturan Azat’ a döndüm. “Ay Azat var zaten birde sizinle mi uğraşayım?” Azat anladı tabi, Sena o ve ben sinsi sinsi gülerken Serdar’ ın düz sesiyle “Azat ne?” Deyişine üçümüz aynı anda gülümsedik. “Kuma.”

Eğlenceli zamanlardı, arabada gelirken de bizimle Tuğrul ve Dilan vardı çok keyifliydi. Hatta ikisinin bu kadar güzel anlaşıyor olması beni daha da mutlu ediyordu. Tabi şimdi Dilan sürekli çekildiğimiz  fotoğraflara baktığı için pek konuşmuyor, ya da Tuğrul’ dan kimseye fırsat kalmıyordu.

Tuğrul masada titreyen telefonuna uzandı, ekrana bakıp “Kanka gelsene bak ne geldi.” Dedi ama Dilan’ ın saçmalama bakışıyla göz göze gelince boş yer olmadığını fark edip o tarafa yöneldi. “Dur ben geleyim dur.”

Masayı dolandı, Sena’ nın arkasından geçerken ellerini başına indirip saçlarını karıştırınca Sena’ nın oflamasını “Sena’ nın saçları çok kötü olmamış mı?” Diyerek bastırdı. “Abla elli lira ver sana burada şov yapayım.”  Sabahtan beri bir elli lira muhabbetidir dönüp duruyordu. Tuğrul ara ara yapardı bunu, geçen seneler yirmiydi şimdi elli olmuştu tabi.

Hepimiz yine ona dönmüştük ama kimse öyle kahkahayla gülmüyordu. Sena’ da öfkeyle elinin tersini az ileriye oturan Tuğrul’ a gösterdi. “Bir çarpacağım ağzına göreceksin şovun kralını.”

“Hayır ben çok beğendim.” Sesimle bana baktı, bunu zaten ona defalarca söylemiştim bu hali daha güzeldi. Emir’ de aynı fikirdeydi. Hatta geriye yaslanıp bacak bacak üzerine attı. “Tuğrul sen harbi çarpıldın mı abim? Gözler şaşı mı bak bakayım bir bana?” Gerçekten, konuşmak için konuşuyordu sadece.

Aralarındaki ilişkiyi bildiğimden Tuğrul konuşmaya devam ederken Azat’ ın sessizliğine döndüm. Bu defa oturduğu yerde çok da huzurlu durmuyordu. Hareketlendi, cebinden çıkarttığı ikiyüzlüğü Tuğrul’ un önüne atıp tek hecede hafif sert bir sesle soludu. “Sus.”

Sustu. Sadece o değil bu hareket masada herkesin susmasına sebep olmuştu ama neyse ki herhangi bir gerginlik yoktu. Emir bıyık altından gülüyor, Tuğrul hiç itirazsız aldığı parayı sakal yapıp kendi kendine “Allah razı olsun bugünkü ekmek paramız da çıktı.” Diye mırıldanarak cebine atıyordu.

Serdar dikleşerek arkasına yaslandı, dalgın ve suskundu. Annesiyle babası düğünde yoktu bunu bir etkisi var mıydı bilmiyorum ama dalgındı işte. Öyle ya da böyle ben eski Serdar’ ımı istiyordum, eve gidince de hem bu konuyla hem de onunla uzun uzun ilgilenecektim.

Sena elini benden çekti ve masadan aldığı telefonla bir şeylere bakınmaya başladı. Utanmış olmalıydı, neticede Azat’ ın hareketi o kadar barizdi ki bence aralarını bilmeyen biri bile o hareketten sonra bir şeyler olduğunu fark ederdi.

Sessiz bir “Ay baksana.” Deyişiyle iyice ona döndüm. Ekranda bir fotoğraf, “Melis de bu akşam nişanlanmış.” Eli ekranda biraz hareketlendi, “Yeliz’ de gitti mi acaba?” Bilmem, umursamıyordum gidebilirdi. Sena kendi kendine devam etti. “Yok artık Gül’ de iki gün önce evlenmiş.” İkimizim kullandığı sahte bir hesaptı ama ben aylardır girmiyordum varlığını bile unutmuşum hatta.

Telefonu “Baksana şuna.” diyerek önce ortamıza aldı, sonra isteğimle bana verdi. Ekranda Melis ve daha evvel görmediğim bir erkek vardı. Fotoğrafı yakınlaştırdım, biraz dudak büküp “Gideri var çocuğun, eski sevgilisi daha yakışıklıydı ama.” Diye mırıldandım. “Melis daha güzel, baksana ne güzel olmuş çocuk da yakışıklı ama o kadar değil.” Sena fotoğrafa bakarken başını “Hııı.” Diye salladı.

Nişan fotoğraflarını inceledim, çocuğa ve ailelere baktıktan sonra Azat ve Emir’ in muhabbet edişlerini dinleye dinleye Gül’ e ilerledim. Damadı zaten tanıdığımdan çok da ilgilenmedim ama bu defa da biraz aşağıda Mehmet’ i gördüm ve bu beni istemeden durdurdu. Elim gitti ekrana.

Karısı, çocuğu olmuş hep birlikte çekilmiş bir fotoğraftı. Tüm bu yaşananları bilmesem fotoğraftan ve altına dizilmiş kalplerden birbirlerine ne kadar aşık olduklarına hayli inanacaktım. Oysa geçen zaman, onca yaşanmışlık ve görseli yüzeye vurmuş nice saçmalıklar vardı ki, onlar yüreğimde hiçbir duygu barındırmıyordu. Nefret bile değildi, sokaktan geçen adamdan farkı yoktu artık.

“Bu da ne kadar çirkinleşmiş senden sonra.” Sena’ nın dalgın sözlerine dudak büktüm, “Hııı.” Yani bende hiçbir şey ifade etmiyordu ki çirkin bile diyemezdim ona şu an. Neyse ne, benim gözüm onu mu görüyordu sanki?
Duraksadım çünkü eşini sevmezken aşık gibi durabilmek de zordu, kutlardım aslında. Bu yüzden ne kadar uzun bakılabilecekse o kadar uzun baktım bu fotoğrafa. O bebeğe, eşi olan eski arkadaşıma. Ekranı yana kaydırdığımda kendi fotoğrafı vardı bu sefer de. Yarım bir gülüşle yarısı dolu olan rakı bardağını tutuyordu. O an iyi ki dedim kendime kendime. İyi ki aldattın beni Mehmet. İyi ki sen aldattın da ben öyle bir çıkmazda ruhum bomboşken rast geldim Serdar’ a.

Kendimden bildiğim bazı şeyler vardı. Geçmiş yaralar geleceği örten bir kabuktu çoğu zaman. Altında oluşan kesikler, çizikler, sancılar derken bence her biri sadece bir an için yüreği delen sızılardı. Tamam çok da içime dert olan bir olay değildi fakat bunda da yer yer görmezden gelmediğim ve şu an iyi ki dediğim bir yaşanmışlık vardı.

Gözlerim ekrana daldı, şimdiki halime indirdiğim şükürlerin haddi olmayan varlığıyla da yüzüm buna yenildi. Biraz gezsem Alp’ i de bulurdum, çünkü kim bende, bizde yarımsa o vardı bu hesapta. Neden bilmem, zamanında açmıştık duruyordu. Şimdi böyle bir gecede karşıma çı- Düşüncelerimi bölen Serdar’ ın ani hamlesiyken elimden aldığı telefonu sertçe masaya bırakışını ürkek bir şaşkınlıkla izledim. “Yeter lan!”

Yükselen ses öylesine netti ki bakışların anında bize dönmesi kaçınılmazdı. Hayretle ona baktım. “Serdar ne yapıyorsun?” Ne olmuştu şimdi? Gözlerinin öfkeyle şekillenmesinin sebep neydi? Başı hayırdır gibi dikleşti, gözlerimin tam içine bakıyordu. “İki saattir yanımda elin adamlarını konuşuyorsun.” Ben, ne?

Yüzüm değişti, masada birkaç sandalye kaydığında Serdar’ ın duruşu hesap sorar gibi şekillenmişti. “İtin biri için gideri var diyorsun! Hesaptan uzun uzun eski sevgiline bakıyorsun, izliyorum bir şey demiyorum!” Tamam da ne ima ediyordu bu şimdi?

Kaşlarım çatıldı. “Serdar ne saçmalıyorsun ne alaka?” Nefesim hızlandı, sesi çoktan herkesin duyabileceği yüksekliğe ulaşmıştı. “Ne zaman kapanacak o telefon diye bakıyorum! Ne yapıyorsun sen?” Öyle bir bağırıyordu ki… Duruşu, duruşunu bile yetiyordu onu korkunç kılmaya. Yüzündeki öfke öyle bir karmaşaydı ki bende, ne diyeceğimi bilemeden kalakaldım.

Tüm kanımın çekildiğini ona bir yanıt ararken hissedebiliyordum. Evet doğruyu söylüyordu bakmıştım ama ben sonunun buraya çıkacağını asla tahmin etmemiştim ki. Üstelik o bakışlarımda hiçbir art niyet yoktu. Öyle olsa bile böyle mi yapması gerekiyordu? Yani herkesin içinde bana bağırması ne kadar doğruydu?

Azat araya girip “Tamam, sakin.” Dese de Serdar gözlerini benden çekmeyip devam etti. Eli gürültüyle masaya indi. “Neye bakıyorsun lan neye!” Bana bu üslupla ettiği ima, üstelik bunca insanın içinde, ciddi miydi? Neye bakıyordum, elin adamına, böyle bir yerde? Ben, öyle mi kadın mıydım ki?

Başımın uğultusunu hissedip gözlerimi korkuyla kaçırdım. Masada, hatta tıklım tıklım olan restoranda çıt çıkmıyordu. Dolayısıyla ben de en güzel gecemde hayatım boyunca yaşadığım en rezil anı yaşıyordum.

“Abartma millet var.” Bu defa Emir’ in öfeli sesine Serdar bana baka baka “Kes lan!” Diye kükredi. Biri ayaklandı, tahminen Emir’ di ve yüksek ihtimal kavga çıkacaktı, o korkuyla aniden Serdar’ a bakarken “Emir dur.” Diyerek elimi ona kaldırdım. Buna dayanamazdım, hayır bunun ihtimaline bile dayanamıyordun.

Gelinliğime sıkıca tutundum hızla ayaklandım ve ayaklanmamla sandalyem gürültüyle arkaya düştü. Gitmek istiyordum, tüylerim diken diken oluyor ve başımdan aşağıya sular dökülüyordu. Bir an düşünmeden masa hizasından çıktığımda arkamda kalan kargaşayla birkaç adım ilerledim. Herkes bize bakıyordu, bana.

Serdar arkamdaydı, sertçe “Otur şuraya!” Dese de aldırmadım, ben neyse de Emir’ e olan davranışı tüm sinirlerimi alt üst etmiş, o sakin halimi öfkeyle kenara itmeme sebep olmuştu.
Bu defa onun da masadan gürültüyle kalktığını işittim, ardından sesini. “Hazan dedim!” Biraz ilerledim, buradan gidiyorsam en büyük sebebi de Emir’ di. Kalmak demek kavga demekti, kavga demek Emir demekti ve Serdar Emir’ in kılına zarar verirse ben cidden bu gece burada çıldırırdım.

“Hazan!” Her ne kadar hızlı yürüsem de dibimde olduğunu hissettim, durması lazımdı. Onun şu an durması lazımdı bu yüzden hışımla dönüp tıpkı onun gibi yüzüne baka baka bağırmaya başladım. “Ben, senin, o kafana estiğinde bağırarak susturacağın kadınlardan değilim!” Öyle bir bağırmıştım ki sesimle birkaç adım geride durmuş, öfkesi yüzümde toplanmıştı.

Bir an olsun düşünmeden başımı olumsuz anlamda yukarıya kaldırdım. “Çocuğun hiç değilim!” Sinirden gelinliği tutan elllerim titriyor, öfkem tüm restoranda en az onun kadar net duyuluyordu.

Ortada dönen haksızlığa zerre tahammülüm yokken boğazlarım acırcasına bağırmam beni rahatlatıyordu. Madem ortada bir sorun vardı altta kalmaya hiç niyetim yoktu bu kaldırabileceğim bir durum değildi. Seviyorum ama her şeyin de bir haddi, bir sınırı olmalıydı. Hak etmediğim bir şekilde yargılanacaksam ortalığı yakıp yıkardım. Ki çok da vardır, suçluysam susup boyun eğdiğim, özür dilediğim bir çok an vardı ama bu, onlardan biri değildi.

Sözlerim bitince sinirli bakışları arkamdan bırakarak çıkışa doğru ilerledim. Ben yürüdüm o geldi, ben koştum o beni takip etti. İnsanların yanından başım dik geçtim hepsi beni izledi. Dışarıya çıktım, soğuk hava bağrımı delip geçti de o durmadı. Sonunda kolumu kavradığı yerde öfkeyle “Arabaya!” Deyince sessiz kaldım çünkü beni burada susturan hal eve girdiğimiz an asla suskunluğa terk etmeyecekti. O evi başına yıkacaktım da susmayacaktım.

Birbirimizin öfkesiyle arabaya bindiğimizde kapıda  Emir, Azat ve Sena vardı. Emir gelmek istiyor, Azat onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Emir… İçime oturan o his beni sıyırmak istedi bu andan. Gitmek, Serdar’ dan gitmek hiç bu kadar arzu ettiğim bir şey değildi fakat şu dilimi lal eden öfke ve gözlerimi dolduran acı içimi çürütmeden eminim ki onu kendimden atacaktım.

Yanıma oturdu, araba çalıştı ve ortalığı inleten badanaj sesiyle anayola hızlı bir çıkış yaptık. Onun öfkeli halleri, benim yerimi yadırgayıp ne olduğunu anlamaya çalışmam, kesik soluklarım…

Dakikalar boyunca belli bir yere dek tek kelime etmesek de Serdar’ ın dinmeyen hallerini nefes alışverişinden anlayabiliyordum. Benim planlarım onun kırıcı sözlerine eşti. Onun yanındaydım çünkü konuşacaktık, şimdi konuşmuyordum çünkü arabayı zaten çok hızlı kullanıyordu.

Sonra birden dayanamadı belli ki, “Aklın mı kaldı kızım!” Diyerek direksiyona vurması beni yerimden sıçrattı. “Neye bakıyorsun iki saat! Ne zamandır bakıyorsun sen eski sevgiline?” Bağırıyordu, o bağırıyordu ya ben çıldıracak gibi oluyordum. Sözleri içime oturuyor, hali beni kemiriyordu. “Lan biz evlendik ne demek adamın gideri var yakışıklı?” Ciddi olamazsın, gerçekten.

Sinir beni boğarken avaz avaz ne saçmalıyorsun sen demeyi çok istedim. Emir’ den özür dileyeceksin demeyi de çok istedim fakat bu uzayan yol beni deldi geçti. Kullandığı araba bize mezar olurdu, o susmuyordu ama ben içimden ona haykırış dolu cevaplar verirken susacaktım.

Susmadı, benim içim ona susmadı o bana susmadı. Ara ara sürekli neden bakıyorsun deyip durdu. Bir cevap aradı, konuşsana diye kendi kendini yırttı yine de tek kelimeye açmadım dudaklarımı. O sinirden nefes nefese kaldı, ben hesabıma göre dokuz dakika sonra duran arabadan hızla inerek kapıyı sertçe kapattım ve buz gibi havada eve doğru adımladım.

Anahtar ondaydı kapının açılmasını beklediğim süre zarfı içimden geçenlerin her biri beni yeni biri kılıyordu. O bağırdığı an, hele böyle bir günde beni herkesin içinde rezil rüsva edip insan içine çıkamayacağım hale getirtmesi içime oturuyordu.

Gelinliğimle salona girdim. Kuyruğu yeri süpürüyor ve hareket alanımı kısıtlıyordu fakat halledemeyeceğim kadar değildi. Susmayacaktım, birazdan bu evden çıkacaktım ve bu gelinlik benim giydiğim son gelinlik olacaktı.

Gür sesiyle “Konuş!” Derken arkamda kalan kapı kırılır şiddette kapandı. Ondan kaçar gibi ilerleyip bağırdım. “Saçma sapan konuşma!”  Yükseldim, “Ne demek istiyorsun sen manyak mısın bu halin ne?” Arkamda kalmıştı, bu zaman bana tanıdık bir anı hatırlatırken “Lan.” Deyip bana doğru bir adım attı. Sertçe ona döndüm, “Kes be!” Diye soluklandım. Yeter, cidden dayanamıyorum yolda sakinleşir demiştim de tek yaptığı beni de delirtmek olmuştu.

Yüzüne bakıyordum, görünmeyen topuğumu yere vurdum. “Sen bana ne dediğini farkında mısın! Elin adamına bakıyorsun ne demek?” Öfkeyle bana doğru gelmeye devam etti, “Gelme.” Deyip yalnızca birkaç santim geriledim, burnundan solurken durdu. Bağırışım eve doluyor ve içimden kopan hisler beni çok feci yakıyordu. “Gelme yeter gelme üzerime istemiyorum!” Sinirden gelinliğin önünü sıkıca tutan ellerim gerilmiş, bedenim titriyor, midem bulanıyordu ve ben ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemiyordum.

Geldi, bir eli beline giderken diğer elini yüzüme doğru hayırdı der gibi kaldırdı. “Üste çıkmaya çalışma lan! Şunu yapıp durma delirtme adamı!” Beni rahatsız eden gür sesine “Siktir git Serdar.” Deyip yön değiştirdim. Delirirse ne olurdu?

Düşerim diye geri geri gidemiyordum mecburen kapı önündeydim, gelirken gitmeyi çok düşündüğümdendi belki, bilemem. “GEL DEDİM ŞURAYA!” Ben bu saatten sonra değil oraya…
“BANA BAĞIRMAYI KES!” Adımladı, yeniden “Gelme!” Diye bağırdım. Gelince ne olacaktı, istemiyordum. Karşımdaydı işte, bizi ayrı kılan üç beş adımla ellerini başına koydu, “Çocuk gibi davranma o zaman! Ne istediğin belli değil o hesap ne öyle?” Daha da yükseldi. “ONLARA MI BAKIYORSUN SEN SÜREKLİ LAN!” Onu daha evvel birçok kez öfkeye bürünmüş bir vaziyette görmüştüm evet ama böylesi ilkti.

Zihnim o kadar karışıtıktı ki bu saçmalığa ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Gözlerimi yumdum, “Saçmalıyorsun.” Diye açtım fakat yetmiyordu ben şimdi bu adama ne diyecektim? Çıldıracaktım, cidden.

Gömleği gerildi, yüzünün aldığı öfke beni kastı kavurdu. “LAN NEREM SAÇMALIYOR! DİBİMDESİN LAN, DİBİMDE HERİFİN BİRİNE BAKIYORSUN SENİ İZLİYORUM NE ZAMAN KAPATACAK DİYE BAKIYORUM!” üzerime geliyordu. Elleri belinde, yüzü bende. Birden tek bir nefeste “YETER BE!” Diye haykırdım. Yetmedi, susmadım. “YETEEEEER.” Sanki içim aktı. Öyle bir bağırdım ki bu onu durdurdu, beni öldürdü.

Göz gözeydik, o haykırışıma şaşkındı ve ben hiç iyi hissetmiyordum. “Aptal oldum lan ben senden sonra.” Diye kestirip attım, yetmedi. “GERİZEKALI OLDUM BAKMA BANA ÖYLE!” Bu halim onu geriletti ve çenesi hareketlenirken elleri beline gitti. Hem sinirli, hem şaşkın, hem geri durmayacak gibi. Arkasını döndü, o salonun ortasına doğru giderken ben peşinden daha da bağırdın.

“BEN BÖYLE MİYDİM AMINAKOYİM” Aklım donmuştu, ilk defa bir konuda böylesine net tıkanmıştım ve bu beni zorluyordu. Dönüp hayretle bana baktığında “BAKMA!” Dedim bundan kaçar gibi.
Kapıya doğru ilerledim, tüm eve sesimi “SİKEYİM LAN!” Diye duyurdum. “SENİ DE SİKEYİM SENİN ADAM OLMAYAN KALIBINI DA SİKEYİM KENDİ AKLIMI DA KALBİMİ DE SİKEYİM” Hüznüm dinmiş yerini öfkeme öyle bir bırakmıştı ki bu halim onu bile yerinde tutuyordu. Bunu biliyordum, kendimden haberim vardı sinir krizi halindeydim.

Ellerim iki yanımda, çelik kapının hemen önünde nefes nefese bağırıyordum, öyle ki soluğum bana yetmiyordu. “BUNU YAPMAK ZORUNDA DEĞİLDİM!” Bir an soluklandım, “BEN SENİN BANA UYGADIĞIN PSİKOLOJİK ŞİDDETE.” Yetmedi nefesim, yine inip kalkan göğüslerimle tekrar tekrar aldım. “SEVİYORUM DİYE GÖZ YUMMAK ZORUNDA DEĞİLİM ANLADIN MI?” Değişen yüzüyle öyle bir bakıyordu ki bana, sanki sonumuzu yüzümden okuyordu ama yeter. Bir değil iki değil yeter. Yeter benim de canım var, inanır mı bilmem ama benim de ruhum var yeter.

Boğazlarımı acıtarak yüzüne bağırmaya devam ettim. “SÜS KÖPEĞİNMİŞİM GİBİ” Bu söz beni ağlattı, gözlerim kendime doldu da susmadım. “BENİ İKİ GÜN SEVECEKSİN, BİZ SENİN İSTEDİĞİN AN MUTLU OLACAĞIZ DİYE!” Soluğum tükendi, ben tükendim kalbim hızla çarpmaya başladı. Derin bir nefes aldım, bir kesik, ikisi yetti. “BEN SENİN BU HAYVAN HALLERİNİ ÇEKMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” Bana herkesin içinde o şekilde davranıp iki gün sonra bir şey yokmuş gibi davranamazdı. Biz evlenmiştik, bir fotoğrafa baktım diye bunları düşünemezdi.

Yüzüne öfkeyle soluk soluğa bakıyordum, aylardır hasret kaldığım bu yüz şimdi bana bir düşmandan farksızdı. Bize bir an yuva olan bu ev onunla tüm savaşlarımı paylaştığım sahaydı aslında. Biz hiçbir zaman normal olamamıştık, ben bu gece bunu çok net anlamıştım.

Susuyordu, konuşsa daha da çıldırdım onun susması beni az da olsa rahatlatıyordu ama bu içimi yakan haykırış asla dinmiyordu. “BEN SENİN KAFANA GÖRE YEM VERİP GÖNLÜNÜ HOŞ EDECEĞİN İTİN DEĞİLİM!” Nasıl kendimden geçercesine bağırıyordum, şu zehir içimden böyle çıkıyordu işte, teker teker. Benden akan kan onun suretine bürünürken bir şaşkınlığa kapılan hali içimi irdelemiyordu ne yazık ki. Aylardır beklediğim adamı bu şekilde bana aykırı gelmesi, içime zarar vermesi affedilir değildi. Özledi diyordum, özlemiştir tek kelime etmez diyordum etmediği tek kelime kalmamıştı.

Ben onun ağzına bakıyordum, bugünden beri ayların özlemiyle tek bir kelimesine muhtaç dolaşıyordum, nasıl seviyordum ya kendimden geçiyordum. Özlemimden delirecek kıvama geliyordum peki ya onun yaptığı? Ben kıyamıyordum ya o?

Soluklarımla inip kalkan göğüslerim durulacak gibi değilken sesim duvarlarda yeniden yankılandı. “SEN BENİM AKLIMI SİKTİN!” Ellerimi gelinliğimden alıp zonklayan başımın iki yanına koydum. “LAN SEN BENİM AKLIMI DA KALBİMİ DE SİKTİN SENİN ALLAH-” durdum, öfkeyle yamalanan gözlerim ilk defa sahibine yabancı geldi, onu istemedi. “BENİM ALLAH BELAMI VERSİN!” Sinirden de olsa gerek nefes nefese kalmıştım, sözlerim dışa vuruyordu ama ben sanki hala kendimi aklayamıyordum, kurtarıyordum. “BEN KENDİ KAFAMI SİKEYİM!”

Siyahlar içindeydi ya, yüzünde gördüğüm o sinir hali haykırışlarıma rağmen geçmiyordu ya. Nasıl bu kadar duygusuz olabiliyordu? Bana karşı bile? Oysa görüyordu, karşısında deliriyordum işte.. Farkındaydım, beni en çok da “BİTTİİ!” Diye haykırmaya bu itti.

Bitti dedim, yutkundu. İki yanında duran elleri yumruk oldu. Bitti, bizden bir daha bir olmaz. Bir daha birlikte uyumayız. Uyumak ne aynı ortama gelmeyiz.
Ellerimi hızla indirdim, yüzüklerimi çıkarttım “AL BUNU DA GİT KENDİNE BİR TANE SÜS KÖPEĞİ BULUP ONA TAK.” Yanındaki pencereye doğru attım, gürültüyle titreyip yere düşüşleriniyse Serdar’ ın gözlerine baka baka işittim.

Dahasını biliyordum, gölgem olacaktı. Gittiğim yerde bitip önüme taşlar koyacaktı bir bir. Burnumdan solurken de “KARIŞMA BANA!” Diye devam etmem bundandı. “SEN DE NE BOK YERSEN YE BU SAATTEN SONRA UMRUMDA DEĞİLSİN!” Cidden, ben aylardır bunu mu bekliyordum? Beni böyle yerin dibine sokmasını ve sevgisizce durmasını mı? Sevse böyle mi olurdu? Sevgisine de inanmıyordum artık. Seven sevdiğini gözünden sakınırdı en güzel gününü burnundan getirmezdi.

Bu geceki halinin ilk ve son olacağını bilsem belki bunu da büyütmezdim ama biliyordum son olmayacaktı, Serdar benim için bile olsa asla değişmeyecekti.

“SENDEN DE BOŞANACAĞIM.” Gözlerim bu sona dolmuş, içim buna haykırıyordu. “O GÜZELİM MAHALLEME DÖNÜP GEBERENE KADAR MİS GİBİ YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİM! EN AZINDAN KAFAM RAHAT OLUR!” Keşke hiç denk gelmeyen iki yabancı olsaydık Serdar. Keşke saatler evvel iyikimken şimdi keşkem olmasaydın.

Adımladı, yüzü her kelimemde öyle bir değişiyordu ki tahminen afallıyordu. Elimi “GELME.” Diye kaldırıp geriledim. “ÇIKMA KARŞIMA MAHKEMEYE DE GELME.”

Durdu, sözlerim mi ağır geldi yoksa içimde başkasını düşünen bir kadın olduğumu sanması mı onu durdurdu umurumda değildi ama durdu. Artık bağırmaktan her yerim ağrıyordu. Burada son nefeslerimi çırpınır gibi verdim, sesim yine de “Aylarca it gibi ağlaya sızlaya seni bekledim ben!” Derken gürdü. Nasıl bekledim öyle, hatırıma geldikçe içim gidiyordu, kalbim nasıl kırıklarıyla çarpıyordu.

Kapıya döner gibi oldum “Geldiğin gün…” Nasıl bekledim, yemeden içmeden bir kokuda çıldırarak. Kendime küstüm, sonunda toparlanan sesim yeniden öfkeyle ağlaya ağlaya “KAFAMI SİKEYİM.” Diye yankılandı. Bu defa iç dünyam onu çekti, beni de uçuruma iterek yaşa dedi.

Arkamı dönüp hızla kapıya ulaştığımda gelmediğini, hatta gelmeyeceğini biliyordum. Yüzünde gördüğüm suskun öfke buydu çünkü, bana bir adım atmayacak kadar toktu sendeleyen bakışları. Ki gelse de bir faydası olmayacaktı, içim onu istemiyordu. Yalnızca ona değil bize akamı döndüğüm an geride kalan öfkem yerini gözyaşlarına bırakmıştı. Bugün gelindim, başımda taç, üzerimde gelinlikle çıktığımın bu evin gelini bendim. Şimdi gidiyordum ve zaman geçecekti  ben bu yaşadığım geceyi illa unutacaktım. Günlerime gecelerime hayal meyal üşüşecekti, nasıl olmuştu diye hatırlamaya çalışacaktım yıllar sonra.
Unutacaktım.
Anı unutacaktım da bu anda hissettiklerimi asla unutmayacaktım. 

Ellerim gelinlikte kapıdan çıktım. Emir arabasından inmiş hızla bana doğru geliyor “Hazan.” Derken bakışları üzerimde geziniyordu. Gömleğinin yakaları açık, böyle bir havada ceketi yok, yüzümde bir avuç öfke.
Onu gördüğüm an daha şiddetli yakarışla ağlamaya başladım. Gitmemiş, beni olduğum yerden almaya gelmişti belli ki. Sığınacım gibi, ona ilerlerken alenen hıçkırıklarımı koy verdim kendimi. Gitmek istiyordum, bu öfkeye saran gözyaşım hem içime hem dışıma dökülürken istediğim en uzakta, kimsesiz, sessiz uzun bir süre kalmaktı.

Elimi tuttuğunda feryat eder gibi “Gidelim.” Deyip hızla yürümeye devam ettim. “Gidelim Emir, beni götür buradan ne olur.” Annem duymasın, başkanın asla haberi olmasın ama gidelim. Çok uzağa, kendimi bile bulamayacağım kadar derin bir yere gidelim. “Tamam.” Dedi sırtıma indirdiği eliyle bana destek olurken. Birlikte yürüyorduk, “Eve götürme beni başka bir yere götür Emir.” Az evvel nasıl haykırdıysam şimdi canımı alınmışlar gibi aynı şiddetle ağlıyordum. Islanan gözlerimden önümü göremezken, ayağımın altında taşları bir bir ezerken ciğerimi parçalayan keskin soğukta sesini işittim. “Tamam bende kalırsın ben başka bir yerde kalırım tamam sakin ol, hallederiz ağlama.”

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 279

Tamam o kadar insan içinde bağırmasını haklı bulmuyorum ama konu da haklı ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 247

Burada kalsak ya ne güzeliz işte

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 203

Bitirmeyelim bugünü ulaşmayalım o saatlere

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 154

Bir baba gibi hissetti sanki

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 142

En başta Hazan sonra da Serdar istemiyor zaten yani sorun yok

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 121
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 95

Kıyamam lan sana... size..

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 69

Hazan'ım şuan anlayamasanda ilerde anlayacaksın kuzum

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 62

Ona kendisini hatırlat

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 51

Abi tamam asker ama etkilenmesi çok normal ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Oy yavrularım benim

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 25

Ağlatmayın lan gözlerim dolu dolu yüzümde gülümseme sizi okuyorum etrafım kalabalık utandırmayın

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 69

Tramvlari cok buyuk

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 200

Köpkewww

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 95

Off nolıyo yaaa

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 51

Lan noluyo öyle komuşma spoi ver bari

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 312

Doğru

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 310

Bitti ... Karma

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 303

Şimdi ilerde Serdodan dinleyecz olan biteni ama bu onu hazani herkesin içinde rezil edip üstüne beni aldatıyorsun görünümünü vermeni haklı çıkarmaz . Kusura bakma evet eski sevgilisine bakmaması gerekiyordu ama alt tarafı bir yorumda bulundu sakinlik lügatinda yok ama en aizndan yanlız konuşabilirdinjz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 302

Çıldırdık

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 296

Bizi bu noktaya sen getirdin serdo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 291

Çok çirkin ithamlar bunlar lan kendine gel

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 287

Yaşa be kadın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 279

Pislik yaa

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 276

Şerefsiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 274

Başlıyoruz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 208

Bencede ya

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 207

Anladık

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 205

Yani dedin

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 200

Hunharca tartışabiliriz ama makyajımiz asla bozulamaz ince çizgimiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 200

Uzatan sensin davar

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 197

Anladın mı

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 196

Sen saçmalama bee kendine gel boşarız seni

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 194

Davaroo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

İkisine de assiri sinir olsum suan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 320

Onun numra bir gun

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 191

İtoooo sus bu gün düğünümüz var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 314

Aynen kesin yaşanır bu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 312

Çocuklara anlatmak için bol bol anınız oldu en azından

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 187

Al şimdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 299

Abart

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 275

Hakli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 274

Heh buyrun simdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 269

Kanka ben burada birazcık serdar'a hak veriyorum bu arada ama birazcık

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 264

Fmidndjd sevdiceğine laf gelmesin diye para veriyor adam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 258

Kumoss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 249

Serdarda daha neler var neler sana da bir el versin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 248

Abi zaman dursun burada lütfen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 236

Abi azatla Şenaya özel bölüm gelsin noluryaaa tam olarak nasıl oldular nasıl devam ediyorlar aşırı merak ediyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 113

Sağol haber verdiğin için bro

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 235

PSUDJSNXJBDUDJSJ HUYLU GORİL APK

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 111

Sjsjsjjsj anladık

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 230

Azat da az piç degil işte bakmayın yani

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

Ay çok tatlıyız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 211

O an konuşsaydiniz keşke sonrasını biliyoruz cunku

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 208

Vala ben o gün o nokai dar ederdim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 200

Napalim aq ya cildirma beni

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 198

Hazan %100 haklı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 196

Serdar ben senin huyuna sicayim yani çok afedersin ama

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 195

Annem ne bok yerden ye diyince ben de böyle hissediyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 87

Sıcacaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 193

Abi kıyamam ya heves etmiş ne olacak sanki sonunda olummu var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 190

Abi ben burda hazanın yerine bile krildim yani gerçekten serdar bazen kendini kayebediyo ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 184

Hmmmdemke öyle

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 175

Soğuğunda etkisi var da o soğuktan değildir yani

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Emir'im yaaaaa üzümlü ve hüzünlü kekim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 167

Nridnsjdhdh

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 166

Adam hazan'ı vermemenin şakasını bile yaptırmıyor bejdndmdm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 163
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Abi hatirlatamaya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 144

Asıl takarsa işler degisir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

Serdar öper anlini afferin der kral rahat olun si

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Serdar gormesinheidjdjd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 136

Başlayalım bakalim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 129

Çocuk sevmiyor ha ona bir çocuk verelim de görsün gününü

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 128

Kimi ozulon

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 128

Suskiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Hamza derin yarası tabi ama

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Yat hazos yat nasıl olsa sana kıyamıyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

Gitmeyelim davetiye göndermediler

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 112

Jsisnsjsnshsj aga hiç kuşkusuz en komik sahnesi bu bu arada her okuduğumda anıra anıra gülüyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Ve tabi yine susturulduuu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Aşk böcüklerim hemende anlastilar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

Ndidbsususu bende beklemiyordum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Doymaniz mümkünmüş gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Ya yerim.sizi lan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Sacamaladin hazn

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Ay o da son sürat geldi hazooo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 78

Var işte birşey çok net

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

E tabi kalça ele gemliyorsa sorun sjsjsnsjajba

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69

Var işte birşey anlicaksin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Kendinde değil

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 51

Tam bu anda anlaman gerekiyorsu birseer

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 44

Abi nolur halledin şu işi ya ben sizi böyle sevmiyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Bitiyorum bunlara

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Ahlicam he bak vala hazanın bu hali bana o kadar geciyoki

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

Abi ağlicam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

Ah ben hazanım ya özlemle kafayı yedi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 11

Nah geçti Serdar konuşturma beni simdi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Kal aşkım kal en çok senin hakkın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 6

Şuan o psikolojiyle neler düşünüyor kim bilir

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 320

Hazan da haksız ama sen hiç değilsin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 320

Ah Serdar ah ne diyim ki san
O kadar söz bidah seni hiç uzmicen ler hepsi uçtu gitti

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 320

Of bir sakın günümüz olmicak ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 314

Öyle dem hazo ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 301

Bak haklısın Serdar Hazan da hatalı ama bu kadar tepkiyi hak etmiyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Tam herşeyin bir açıklaması var ama o kızın o kadar milletim için de i rezil etme olmadı be

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Serdar aşırı hak veriyorum ama bu konuda çok haklısın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 297

Serdar ama bu ne yaptığın

Yorum için giriş yap