← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 87

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Oturup düşündüğüm her şey bir gerçeklik içinde bana kendini mecbur hissettirmişti. Geçip giden zaman ilk defa benden yana olmuş, inanması güç ama takvim sayfaları tıpkı sonbaharda dalından düşen yapraklar gibi bu defa da benim için dökülmüştü.

Hayat bir düzlemde ilerlerken beni de içine katıp bir noktaya getirmişti; bunun olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ne o balkon kenarında, ne duvara sıfır masamda ne de sokak lambasını takip edip sönen ışıkları izlerken. O geceyi dün gibi hatırlıyorum; benim yüreğim kahırla bütün olmuşken tüm ev ışıkları birer birer sönmüştü.

“Evet, devam edelim Hazan.”
Şu birkaç dakikalık boşlukta ben aylar öncesine hangi cesaret gitmiştim bilmiyorum; çoğu zaman o anlarda kayboluyordum fakat şu an o an değildi. Çünkü önce anlatımımı bitirmem gereken bir konu vardı. Bu sebeple akıllı tahtaya dönerken kollarımı birbirine bağladım. Ders bir öğrenci tarafından bölünmeden önce, “Eşlerden biri öldüğünde sağ kalan eş miras hakkı ve mal rejimi kapsamında neler talep edebilir demiştik.
Önce eşlerin tabi oldukları mal rejimi tasfiye ediliyor. Daha sonra sağ kalan eş edinilmiş malların yarısını alır ve edinilmiş malların diğer yarısı ile ölenin kişisel malı, miras olarak paylaşılır. Sağ kalan eş çocukları varsa, ¼ miras payını da o ya da onlar alır.” Serdar gelmeden evvel hazırladığım sunumlardan biriydi, bir süredir dersi bu konu beraberinde ben anlatıyordum. Keyifli olduğunu da söyleyebilirdim.

Slaytın altında anlattığım konuyla ilgili örnek bir soru vardı, beraberinde bunun örneğini de verecektik ama Işıl Hoca “Doğuş.” Diyerek araya girdi.
“Mal rejimi nedir? Vizede bunu sorduğumda kelimenin tam anlamıyla ne dersin?” Az evvel anlatmıştım ama görünüşe bakarsak Işıl Hoca, Doğuş’ un dersi dinlemediğini düşünüyordu.

Beklenen cevap gelmedi, hoca oturduğu sandalyeden kalkıp bana doğru ilerlerken geride kalan Doğuş’ a söyleniyordu. “Hazan’ ı izleme, dersi dinle. Hazan, sağ kalan eşin miras hakkına mahsuben aile konutu üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını talep etme hakkı var mıdır?” Ona başımı gayri ihtiyar eğdim.

“Medeni Kanunumuzun 652. Maddesi uyarınca eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.” Üzerinde seve seve çalıştığım konulardan yalnızca biriydi. Komiktir ki Emir’ in Serdar ve bana boşanın boşanın demesi sadece bu konu üzerinde etki sağlıyordu.

Topuklularımla ilerledim, adımlarım öğretmen masasının önünde durunca ucuna yaslanıp Işıl Hocanın “Buna bir örnek verelim mi Hazan?” Deyişine başımı tekrar hafif eğdim. “Tabi.”

Sıkılmaya başladığım söylenemezdi; bu konuyu, burada olmayı, olaylara bir davadaymış gibi hak hukuk paylaştırmayı seviyordum. Kaşlarımı hafif çatmış hocadan ziyade sınıfa da göz gezdirirken, “Mülkiyet hakları yüzdelik hisselere bağlı, sabah Fatih’ in sorduğu olay çok güzel bir örnek olur.” Çok uzun bir konuydu hepimiz başından geçeni dikkatle dinlemiştik, halihazırda da güzel bir örnekti.

Işıl hoca arkasını dönüp yeniden arkalara doğru ilerledi, keyifliydi. “Eveeet. Hazan sen kal öyle ya gayet rahatım ben burada.” Aslına bakarsak ben de rahattım, rahattan öte kendimi ait ve sahip hissediyordum mesleğe başladığımda eminim ki bu iş daha coşkulu olacaktı.

Gözüm akıllı tahtanın kenarına ilişti, ben de gülümsedim. “E hocam beş dakika kalmış zaten.” Bana göre oldukça keyifli bir dersti, konuşmak içimdeki yersiz nefreti biraz olsun dindirmeye yetmişti.

“Şahaneydi, çok verim aldık.” Bir yandan elindeki kağıtlara not tutuyordu, başımı teşekkür eder halde salladım. “Ben de, keyifliydi.” Sınıfta gezinmesi ve bunu yaparken sürekli kağıtlarla ilgilenmesi gözüme hoş geliyordu, Işıl hoca iyi bir eğitmendi sözleri beni mutlu ediyordu.

“Evet hocam biz de.” Sınıftan gelen uğultulu sesin ardından bakışlarını bana yönlendirip gülümsedi, “İleride sizi davalarda da izlemek istiyorum.” Yanımdaydı, eli omzuma değdi ve bilgisayarına takılı diski çıkarttı. “Siyah yakışmış avukat hanım.” Genelde bunu eniştem söylerdi, onunla da konuşmayalı epey oluyordu.

Dalmak üzere olduğum yerden sıyrılıp gülümsedim. “Boşanmalara bizzat sizi çağıracağım hocam.”

“Dikkat et de enerji seni kendime çekmesin, boşanan sen olma Hazan.” İşte bu o kadar olanaksızdı ki, gözlerimi devirip omzumun üzerinden ona döndüm. “Yok hocam benimkini tanısanız, mümkün değil çok fena.” Serdar’ dan bahsediyorduk, Serdar demişken nasıl özlemiştim ama birkaç saat daha ayrı kalmamız gerekiyordu.

Başını “Belli belli.” Diye salladı, “Sana düşkün olduğu.” Beni böyle içten ve net onayladığına göre onu okula gelip giderken görmüş olmalıydı. Zaten yüksek ihtimal Serdar’ ı görmeyen de kalmamıştı.

“Nasıl tanıştınız?” Esma’ ydı sanırım, sorusu beni aksi yöne çevirmişti, doğrusu ne diyeceğimi de bilememiştim bu yüzden manidar bir ifadeyle kaşlarımı kaldırıp tebessüm ettim. “Özel.” Bunu daha önce Dilan’ dan başka biri sormamıştı, birileri tarafından böyle merak edilmek garipti.

Değişen mimikleri… Onu üzmüş müydüm? Belki de toplu içinde olduğumuzdan beklediği cevabı alamadığı için biraz utanmıştı, Esma zaten çekingen bir kızdı onu böyle bir nevi geri çevirmem üzmüş olacaktı. Kendimi bir an o kadar kötü hissettim ki hem iyice ona döndüm hem de bu sırada derin bir nefes aldım. “Benim babam orgeneral, Serdar da yüzbaşı babamın sağ kolu. Öyle aynı ortamlara girince tanıştık, sonra Serdar bana açıldı.” Hikayenin başına gidemezdim, doğrusu da bize hastı ve zaten bu da bir nevi başka bir evrendeki halimizdi. Tüm karşılaşmalar silinse kadere en güzel bu kalırdı; değil mi?

Keyfi yerine gelmiş şaşkın şaşkın beni izliyordu, onunla iletişime bulunmak içimi rahatlatmıştı ki Nurullah’ dan ortamı yükseltecek keyifli bir ses duydum, “Üfff.” Ayaklanıp ön sıralara doğru ilerlemiş, “Baban mı orgeneral?” Bu konuyla ilgili çoğu anlarda yer yer ben de gurur duyuyordum ve evet başkana baba demesem de ondan söz ederken babam diyordum. Çünkü tarafımca onu tanımlayacak daha iyi bir kelime yoktu.

Çok da bir şey söylemeden “Hıı.” Diye tebessüm ettiğim sırada Işıl Hoca “Bir yakınımın haftaya mahkemesi var, boşanıyor.” Diyerek yanıma geldi, o sırada birkaç arkadaşa daha elini uzatmıştı. “Örnek bir dava olsun istiyorsan gidebilirsin.” Daha önce birkaçında bulunmuştum, aslında fena da olmazdı.

Davanın gününü ve saatini öğrendikten sonra Işıl Hoca’ yla biraz daha konuşup ayrıldık. Aslında davadan ziyade bugün, dün gece karar verdiğim bir kararla o taksi durağına gidecektim. Henüz sabahın ilk saatlerinde Serdar’ ın beni okula bıraktığı yerde kendimi yakın hissettiğim birkaç arkadaşa dün fotoğrafını çektiğim adamı soracaktım, sonra vaz geçtim. Çünkü yaşananlar benim için yeterliydi. Bugün o durağa gidip birilerine hesap sormak için başka bir kızın onayına gerek duymuyordum, benim için kendi duygularım ve beraberinde hissettiğim rahatsızlık fazlasıyla netti çünkü.

Bilenip, takıp takıştırıp yeniden öfkelenip çıktığım bu koridorda bir sonraki dersime bir saatim vardı. Şu bir saatlik arada o durağa gidecektim, en fazla on dakika sonra bu işin içinde, on beş dakika sonra da finalinde bulunacaktım.

Telefonumun çalışıyla koridoru yarılayıp aramayı büyük bir keyifle yanıtladım. “Alo, günaydın.” Sena, bu sabah biz çıkarken uyuyorlardı ne yaptıkları ya da ne yapacakları hakkında da gram bilgim yoktu, kocamla kapıyı çekip çıkmıştık.

“Günaydın, regl olmuşum evde ped var mı?” Fazla keyifsizdi, Sena’ nın regli daha sancısız geçiyordu ama onun yerine aşırı moralsiz oluyordu.

“Var var,” Deyip ona yerlerini tarif ettim “Hepsini al, yani bir süre ihtiyacım olmayacak.” Evde epey vardı, hatta hemen hemen her odada belli bir miktar duruyordu. “Sanırım mı? Kontrolde hamile olmadığın mı çıktı?” Keyifsiz olduğunu düşünmüştüm ama şaka yapabildiğine göre haka bir umut vardı.

Gülümsedim, “Daha gitmedik, akşam altı gibi. Sen nasılsın rahat uyudunuz mu?” Hiç sesleri çıkmamıştı, ya da biz Serdar’ la kendimizden geçtiğimiz için işitmemiştik, “Rahat rahat, iyiyim sadece kasıklarım ağrıyor.”

“Bir şeyler ye, mutfak çikolata dolu.” Serdar sağ olsun evde sanki bir grup çocuk vardı. “Azat çay koymaya indi, inerim bende bakarım.”

“Gitmedi mi şirkete?” Yani, onu biraz tanıyorsam bugün hiç gitmezdi. Sena’ nın da “I ıh. Zaten gitmeyecekti bir de üzerine regl..” demesiyle onu onayladım.
“Anlıyorum, geçtik o yollardan.” Dün gibiydi, ne garip. Sena oflar gibi “Yapma..” deyince dudaklarımı birbirine bastırdım, “Yapmıyorum, keyfinize bakın her şeyin yerini biliyorsun ama bir şey olursa ararsın aşkım.” Sena ya da Azat hiç fark etmez, evimi evleri gibi hissetmeleri için elimden geleni yapardım. İsterlerse aylarca kalabilirlerdi ama Sena “Bilmiyorum ama birazdan çıkarız, bir yere gidecekmişiz.” Deyince sadece gülümsedim. Azat, vardır bir bildiği, Serdar’ dan alışık olduğum için şaşırmıyordum.

….

Kapının gıcırtısı tüm durakta kulak tırmalayan bir sesle yükselmişti. “Fezi sen gapıyı nası yağladın lo?” Orta yaşlardaki adam bir yandan az ileride oturmuş gazetesine okuyan sözü ona ki Fevzi Abi’ ye sesleniyor bir yandan da hoşnutsuzca bana bakıyordu. Başıyla selam verince söylene söylene ortaya doğru bir adım attı. “Tereyağı mı kullandınız?” Ses cidden rezaletti, dedemin yayla evindeki kapılar daha az gürültü çıkartıyordu.

“Yapacağın işe sokayım Fevzi, kalk karı gelmiş.”
“De get, yağladıh işte beğenmisen galk da yaap.” Kaba, birbirlerini azarlayan sesler ortamda hayli yükselmişti, hafif aralık dudaklarım bunun için müsaade isterken az evvel beni elindeki tornavidayla işaret edip üslupsuzlukla karı diyen adama “Sensin  karı.” Diye çıkışıp elimi belime koydum. “Hadsiz.”

Sesim onu bana çevirmeye yetmişti, “Ne disen la?” Ortam o kadar kötü, o kadar kötüydü ki belimdeki elim boynuma, tüm soluğum ciğerlerime geçti. Bakışlarımın aksine sessiz kalmayı seçim, bu sayede konuyu örselemeden kapatmıştım ama adamlardan biri “Erşat.” Diyerek araya girdi, ardından da bana “Karısıyla kavgalı, idare et bacım.”

Acaba bana karı diyen adam karısına nasıl davranıyordu? Ya da sadece topuklu ayakkabı giydim diye şeytan görmüşe dönen yüzü ona nasıldı?

Elimi öyle bir savurur gibi oldum “Kadına yazık, şununla aynı evde durulur mu?” Bir grup mağara adamının içine düşmüş gibiydim, oysa gelirken çok başka olur diye hesaplamıştım. Urfa’ nın insanı çok tatlıydı, mesela öyle olmasa o kahvehanede amcalarla okey döner miydim?
Elimi uzatıp tabiri caizse laf salladığım iri yarı adam ayaklanıyordu ki arkamdan gelen “Abi sakin.” Sözüyle kendine bir sandalye çekti. “Al götür nereye istiyorsa.”

Sesinden anladığım kadarıyla genç biriydi ama elini omzuma koyup ona dönmemi isteyince tüm varsayımlarım yeni bir öfkeyle silindi. Bir hışım döndüm, aynı zamanda omzumdaki elini tiksinir halde itmiştim. “Çek lan elini.” Gerçekten gençti, boyu benden biraz uzun ve Urfa’ nın geneli gibi esmerdi. Başımı ne var der gibi iki yana salladım “Hayırdı birader?”

Görünüşe bakarsak bu halime o benden daha şaşkındı, gülmek üzere olup kaşlarını kaldırdı. “Papatya ağacı?” Ben miyim sakinleşmeye ihtiyacı olan? Dün bindiğim takside bir nevi mesele uzarsa yüksek ihtimal tacize uğrayacaktım, üstüne bir de girdiğim yerde adamın biri tarafından şahsıma karı deniyordu.

“Dalını budağını tüm durağa dağıtırsam görürsün papatya ağacını.” Bence ne demek istediğim konusunda epey açıktım, dünkü konu bir yana ben tanımadığım insanların bana dokunmasına da katlanamıyordum bu yaptığı hadsizlikti.

Gözlerimiz birbirine hükmetti; onun şaşkın bakışlarının benim öfkeli gözlerime karıştığı anlarda durak birkaç yüksek sese tama oluyordu. Tahmin ediyorum ki karı dediği kimse ona bir karşılık vermemiş, benden başka kimse durağa gelip bu üslupla konuşmamıştı.

Adamın arkasında kalan kapıdan biri daha çıkıyordu, “Ne oluyor?” Dedi hiddetle, sesiyle ona döndüm dönmemle de aradığım adamın o olduğunu anladım.

Birbirimizi unutmamışız ki gözleri beni bulunca o duraksadı, ben duraksamadım. Başımı hesap sorar gibi arkaya attım, sesim öfkeyle duyuluyordu. “Beni hatırladın dimi, dün?” Elbette, başımı bununla birlikte salladım “Hatırladın.” Bedenim öfkeme öyle karışmıştı ki sanki benden aykırı ama bir o kadar da bana ait hareket ediyordu. “Dün çok gergindim bir cevap veremedim.” Derken hafif ona adımlamış, aynı zamanda da elimi hayırdır der gibi yüzüne doğru kaldırmıştım “Ama bir daha denk gelirsem senin sülaleni sikerim.”

“Ne oldu sikti mi?”
“Hoop, Fevzi sus lan.”
“Sakin ol kızım, susun lan!” Birbirine karışan sesler, beni aşağılayan tavır ve yeniden koluma dokunup öfkeme mani olmaya çalışan el arasında bir an gidip gelirken “Eee yeter be!” Deyip kolumu savurarak çektim, “Sen de dokunup durma bana.” Neden bilmiyorum, temas etmeyi mi seviyordu bilmiyorum ama derdim o değildi çünkü az evvel biri benim için ne oldu sikti mi demişti.
Bu nasıl bir itamdır?

Dünkü taksici bana doğru bir adım atınca yükseldim, “Bas geri.” Bir de geliyordu, fare kapanı gibi leş bir yerdi, sanki her yerde örümcek ağı vardı da araya sıkışıp kalmak üzereydim.
Koluma tekrar dokundu, “Polis misin?” Dokunma dediğim halde yapıyordu ya bağıra bağıra “Hayır ama seni bir sikerim görürsün kimin neyim.” Deyip kolumu yenide kurtardım, bu defa da elini yüzüme kaldırdı. “Lan ne biçim konuşuyorsun sen?”

Göz göze gelmelerimiz birbirimize olan öfkemizle birleşince durum daha sinir bozucu bir hal alıyordu, bir grup erkeğin içinde bulunmak bana ilk defa bu kadar irite geldi.

“Sen de bana dokunup durma!” Seslerimiz birden yükselmiş ortam aniden daha da parlamıştı. Çaprazımızda duran adam alel acele “Soyluların gelini.” Diye araya girdi, “Uzun olanın, aske-” Hiç adı geçmeyen bir adam tarafından kolumdan tutuldu, kapıya doğru itilirken bir yandan da “Hadi kızım adamın başını belaya sokma.” Diyordu.

Onunla bir kargaşa içinde durumu aklamak niyetiyle didiniyordum ama kolumu kavrayan kısa parmaklar siyah gömleğimin üzerine öyle bir yapışmıştı ki küfürlerimin arasında çekecek gibi değildi.
Sokağa açılan kapı tarafından “Çek elini.” dedi tanıdık bir ses. Hemen arkamda olduğu için kim olduğunu anladım ama dönmeme zaman olmadı. Kolum bırakıldı, Emir adamın yakasını tutup onu içeriye beni ise dışarıya yönlendirdi.

Tahta kapı yüzüme şiddetle kapanmıştı, yumruk yaptığım elimi üzerinde hızla gezdirdim. “Emir!” Bir şey olacağından değil ama yine de içim o kadar rahat değildi ki içeriden gelen anlamsız sesler de bunu onaylıyordu. Sokak ortasında olduğumdan sesimi daha da yükseltip insanları başımıza toplamak istemedim, “Emir çık dışarıya!” Bir yandan etrafı inceleyen bakışlarım tanıdığa yakalanmak korkusu içindeydi, ya Serdar’ da buradaysa?

Birkaç dakika boyu o kadar gerildim ki bazı anların aksine yükseltemediğim sesim içimi yedi bitirdi. Sonra da kapı açıldı, hem de bir dünya sakinlikle.  “Yürü.” Emir’ in haline bakarsak birini tartaklamış olması ona yetmemişti, öfkesinden Serdar kadar korkmuyordum belki ama onu dinleyip ilerledim.

“Sen nereden- yani…” Tam da soramıyordum burnundan soluyordu, “Sesin caddede duyuldu!” Arabası biraz aşağıdaydı, belli ki biraz yürümek istemiş. “Emir.” Deyip ona döndüm, elini kaldırdı “Kapat konuyu. Kapat bir şey söyleme.” Siniri geçsin biraz sonra sorardı ama ben o kadar bekleyemezdim, önünde bir suçlu gibi yürürken mırıldandım. “Serdar’ a söyleme.”

“Olur, söyleyeyim de öldürsün adamı.” Muhtemel son, hoş değildi bu yüzden de yüzüm sirke satıyordu. “Kafeye yürü biraz boşluğum var konuşalım.” Dediğini yaptım, “Sen beni mi görmeye geldin?” Yolun karşısına geçiyorduk, elimi tutup “Evet.” dedi. “Civarda işlerim vardı, babam da gelecekti ama toplantı çıktı.” Neyse ki o buna şahit olmamıştı yoksa bu gereksiz durumu hiç toparlayamazdım.

Kafeye girdik, üst kata yönelirken elimi bırakmadan önüme geçti. “Dikkat et.” Merdivenler biraz dik ama sorun değildi, ilerleyip cam kenarı bir yere geçtik.

Karşıma öyle bir oturmuş, telefonunu masaya öyle bir bırakmıştı ki “Mevzu ne?” derken kendimi sorguda hissettim. Hoş, dokunma bana dediğimi duyduysa aklındakini düşünemiyordum bile. Bu yüzden ellerimi masada birleştirirken bir çırpıda “Dün taksiye bindim adam güzelsin müzelsin salak salak konuştu.” Dedim. “Gece uyuyamadım taciz mi acaba dedim sinirlendim. Bugün de geldim ben düşüneceğime o düşünsün dedim. Orada bir adam da beni sakinleştirmek için kolumu tutup duruyordu dokunma diye ona bağırdım.” Emir’ den korkmuyordum o öfkesini daha iyi kontrol edebiliyordu benim korkum bunun Serdar’ a gitmesiydi.

“O dokunma o muydu? Sesini tanıdım kızım, o nasıl bağırış öyle?” Fark etmemişim gibi, alnımı sıvazladım. “Abartma, sen yakın geçiyorsundur.” Yani umarım öyleydi ama bakışları bunun aksiydi, “Neyse.” Deyip konuyu kapattı. “Ben Serdar’ a söylemem ama kendi öğrenirse ona da bir şey diyemem.” Nereden öğrenecekti, ihtimal vermedim böyle düşününce de her şey daha iyiydi.

“Seninki biliyor buluştuğumuzu, sorarsa okula geldim sonra buraya geçtik.” Yalanımız ortaya çıkmasın yani, pekala. Onu onaylarken “Aranız nasıl?” Deyiverdim. “Bir şey demedi mi? Kıskanıyor ya normalde.” Beni de arayıp bir şey söylemedi, biraz hayret edilesi bir durumdu ama Emir “Adam geldi açık açık karımı kıskanıyorum, senin de hayatında biri olsun anlarsın dedi. Hak verdim. Kıskanmak birine güvenmemek değil çünkü, o çok başka bir mevzu. Serdar’ ı anlıyorum, saygı da duyuyorum.” Deyince her şey çok daha mantıklı geldi.

Demek açık açık söylemişti ha? Biraz şaşırmıştım doğrusu, daha farklı bir konuşma hayal etmiştim; nasıl bir konuşma bilmiyorum ama farklıydı işte. Bu sebeple kaşlarımı kaldırdım, öyle gözlerim boşluğa dalar gibi olduğundaysa dudaklarım Serdar için tebessüm etmişti. “Çok net bir adam. Evelemiyor gevelemiyor, hiçbir zaman bir bahanesi yok, neyse onu söylüyor. Canı ne istiyorsa, aklı neye gidiyorsa.” İlişkimizde de böyleydi, her konuda o kadar netti ki konu cinsellik bile olsa imada bulunmayıp açık açık Hazan seni istiyorum diyordu.

“Öyle.” Emir’ in sesiyle daldığım yerden ayrılamadım, o sırada sipariş veriyordu birkaç saniye sonra ona yönelmiştim. “Senin nasıl?” Dilan’ ı sormak istiyordum, sorduğumda da anlatsın istiyordum ama  “Beni sorma.” Deyip bir an duraksadı, “Beni uzun bir süre kimse sormasın, sen de sorma Hazan. Ben anlatmak istediğimde ilk gelip sana anlatacağım.” Böyle kestirip atmasına bakarsak durum biraz vahimdi, üzülmesini de asla istemiyordum, uzanıp ellerini tuttu.

“Emir, anladım kafan karışık, yönünü arıyorsun ama akışına bırak olur mu? Başkan zamanında bana bu kadersel döngüyü anlatıp durmuştu şimdi de ben sana aynı şeyi söylüyorum; ne kadar kaçarsan kaç kaderin hep seninle gelir. Bak ben seni o kadar çok seviyorum ki üzülmeni asla istemiyorum. Yapabileceğim bir şey varsa söyle, yoksa da canını sıkma, üzülme.” Ona açık açık Dilan diyememek tüm bunları anlatmak kadar zordu ama biliyorum ki Emir beni anlıyordu. Uzanıp tuttuğum eller bana bir karşılık verince yüzümde bir gülümseme belirdi, “Güzel şeyler bazen sancıyla gelir.” Serdar ve ben gibi, biz de zorluk yaşamıştık ama bugünler o kadar güzeldi ki geçmişe bakıp kederlenmiyorduk.

Gülümsetmişti, sanıyorum ki işe yarıyordu. Ne düşündü, kafasında ne kurdu bilmiyorum ama öyle bir baktı ellerimi güç alır gibi öyle tuttu ki her şeyin yolunda gittiğini varsaydım.

“Gönlüm hoşaf olmuş sanki, kendime kızıyorum.”

Sevincim kısa sürdü tabi, duraksamış dertli haline kaşlarımı çattım, “O niye?” Oysa Emir bugüne kadar tanıdığım en iyi adamlardan biriydi. Başını hafif hareket ettirdi, “Öyle.” Pek anlatmak istemiyordu belli ama birkaç saniye sonra gözlerini kaçırıp sıkıntıyla “Önce Yeliz, şimdi..” dedi. “Piç miyim lan ben?” Asla, kendini böyle görmesi gözlerimin dolmasına sebep oldu, içim gitti de gittiği yerde mırıldandım “Belki de sadece gerçek aşkı arıyorsundur? Sen kötü bir adam değilsin Emir, bazen seçenekler karışık gelir seçemezsin.” Kalbinden yana içim tertemizdi.

Her şeyi beklerdim.
Ondan her şeyi, her kelimeyi beklerdim de böyle, bir anda hiç ummadığım yerden yaralarımızı kazır gibi “Annemi özlüyorum.” Demesini asla beklemezdim. İçim ferhayla doldu.
Yapmaaa, gözlerimi kapattım. Bunun olacağını biliyordum, hayatta gerçekten bir başına kaldığını mı düşünüyordu? Yani sadece Dilan değil onun tarafından her şey üst üste geliyordu da daralıyor muydu? “Bu ara çok fazla.” Dudakları titrekti, kötü görünüyordu ve onu karşımda bir çocuk gibi görmek sandığımdan da acıydı.

Kendimi yetersiz hissettim, farkındayım son zamanlarda biraz uzak kalmıştık ama ben her fıratta onu aramaya çalışıyordum. Annem onu kaybettiği çocuğunun gerine koymuş benden daha çok Emir’ le ilgileniyordu… Artık daha dikkatli olacaktım, Emir benim gönlümün en ince bağıydı; paamuk ipliği derler ya hani, işte öyle güzeldi.

Gözlerim daldı, ellerim ellerinde karıncalandı da dilim onun bu haline susmadı. Mırıldandım, “Konuşsan için bir dünya, cümleler bir dünya; sussan için bir dünya, sancın bir dünya. Değil mi?” beni dinliyordu, kalkıp sarılmamak elde mi?
Emir benim kardeşimdi, onun acısını almayı en çok ben isterdim, biraz da ağlamayalım diye buğulu gözlerine dönüp “Ben babamı hiç özlemiyorum Emir,” dedim. “Benim yerimde olmanı çok isterdim.” Senin anneni ben özleyeyim, o acı da bana kalsın ben taşırım ama sen üzülme.

Gönlüm bundan yanaydı ama Emir aksi gibi duraksadı, “Olur mu?” Derken de öyle bir baktı ki bana.. “Sen de kardeşini özlüyorsun, her ölüm erkendir dedeni özlüyorsun.” Senin de derdin benim kadar diyordu, acılar karşılaştırılır mı? Ben bugüne kadar acımı asla hiç kimseninkiyle karşılaştırmamıştım, bunu yapmam da. Gönül ister ki yine sadece ben üzüleyim, en çok benim içim yansın.
Oturduğum yerden kalktım, Emir’ ın yanında onun kolunun altına bir kardeş gibi girdim. “İnsanlar özler, üzülme Emir ben de çok özlüyorum.” Bu onu gariptir ki gülümsetmişti, başımı öpüp saçlarımı eliyle karıştırdı. “Ağlama, Serdar duyarsa papaz oluruz.”
 

💎

Anahtarı komodine bırakışına bakarsak fena halde sinirliydi. Öfkesini “Hazan?” Diye belli edince henüz onu göremesem de elimi ağzımdan çekmeden yorgun argın homurdandım “Hıı?” Gelmişti, konuştuğumuz gibi tam da vaktindeydi ama ben onu karşılayamayacak kadar kötü hissediyordum.

Öyle ki salonun girişinde belirdiğinde bunu yapamadım ama Serdar aksi gibi beni gördüğü an sanki tüm gardını indirip yanıma ilerledi. Upuzun boyu, geniş omuzları, kolları… “Neyin var?” Siyah kaşlarını çatmış, tek amacı bendim; eli kolu yönü bana sapıyordu.
Midem.
Midemde bir değirmen yanarak dönüyordu sanki. Hem bulanıyor, hem ağrıyor hem de ağır bir  hazımsızlıkla kendini belli ediyordu. Aksi gibi de duyduğum sesler bulantımı şiddetlendirmişti; daha kötü hissediyordum. Midem sanki az evvel kusmamışım gibi rahatsız, üstelik rahatlamak adına hiçbir gösterge sağlamıyordu.

Ona olumsuzlukla kaşlarımı kaldırıp başımı arkaya yasladım. Bu sırada gözlerimi kapatmış, elimi ise ağzımdan bir an olsun çekmemiştim.

Hemen yanıma oturdu, dikkatle beni izlediğinin bilincindeydim “Miden mi bulanıyor?” Keşke sadece bulansa, ona dayanabilirdim ama buna dayanamıyordum. Başımı salladığımda sordu “Sadece çorba içeceğim demiştin?” Tekrar ettim, sadece çorba içmiştim, bir de simit yemiştim ondan olabilir miydi? Oysa daha evvel hiç böyle olmamıştım.

“Mideni mi üşüttün acaba?” Sesi o kadar sıkıntılıydı ki dayanamayıp gözlerimi araladım, karnıma uzanıyordu. Gözlerimi açtığımı görünce o ufacık mesafeden beni buldu, “Ha yavrum?” Hayır öyle bir şey olduğunu sanmıyordum üşütsem midemde böyle bir değirmen yanmazdı, simitten olabilir miydi? Böyle bir etkisi var mıydı?
“Simit yedim, ya da belki de normaldir.” Hamileyim, kesinlikle bununla da ilgiliydi “Kustun mu?” Başımı tekrar salladım, “Yanakların kızarmış.” Dudaklarıma kapattığım elime uzandı, “Tamam çek hadi yüzünü göreyim, kusarsın rahatlarsın.”

Hafif aralık gözlerim bu seslerin yol aldığı sancılı saniyelerde onun için aralanmıştı, görmesem olmaz görsem bahar… Serdar’ ın sesine koştuğum vakit göz kapaklarım kendi halinde ona adımlıyordu işte, böyle bir anda bile bedenim benden izinsiz yönünü seçiyordu.

Konuşurken fark ettim ki siyah tişörtü hariç belindeki silaha kadar üniformasıyla gelmişti ve her hali benim için bambaşkaydı. Öyle ki uzanıp yanağımı kavradığında dahi böyle bir anda sadece ona sığınmak istedim. “Uzanalım mı biraz?” Genel hali öfkeyle kavrulan sesi bir anda değişiyordu, bu bazen oluyordu ve o bazı anlarda sesi de yumuşacıktı. Tıpkı şu an olduğu gibi.

Elimi tuttu, az evvel adımı sert soluduğu dudakları bu defa onları öpüyordu ya; içim sanki bu karmaşaya aktı. Kaşlarımı çatmamın sebebi biraz da budu, “Uzanıyordum kötü oldum, böyle daha iyiyim.” Ya sindirme sorunum vardı ya da bu sadece simitle ilgiliydi, yemek yiyeli de iki saat kadar oluyordu ama halim ortadaydı.

Başını hafif salladı; bakışları pür dikkat üzerimde, bir eli bununla birlikte kızarmış yanaklarımda diğeri ise ellerimdeydi. Birkaç saniye içinde kusma hissimle elimi hızla çekip ağzıma kapattım, kalkar gibi olup geçmesiyle de oturdum. Hareketlerime yardımcı olmuş, tüm himayesini üzerimden almazken de buna bir tabirle isyan etmişti. “Hazan kus, niye tutuyorsun kendini?” Öyle değildi işte, iyiliğimi istiyordu ama değildi, kaşlarımı olabildiğince çattım. “Kusmak istemiyorum, canım acıyor.” Hatta bu yüzden çoğu zaman kusarken ağlardım o an bana berbat bir his devamında ise acı verirdi. Serdar bunu biliyordu, genel itibariyle de hakkımda bilmediği şeyler sadece yaşamadıklarımdı.

Sesi… “Yavrum.” Sıkıntılı olduğu kadar derin bir nefes aldı. Eli ellerimde, eli tekrar ona göre hayli yumuşak olan yüzümde “Tamam, nasıl istiyorsan öyle yapalım.” Sadece biraz beklemek istiyordum, sessizce Serdar’ a sokuldum. Bunu bekliyordu, sanki demeyeli uzun zaman oluyordu Serdar çok uzun zamandır zaten daima benim ona gidişimi, her ne olursa olsun koynuna sığınışımı bekliyordu.

Oturduğumuz yerde beni sarıp başımı öptüğünde elini karnımda hissettim. Başımı arkaya yasladım, gerdanım dudaklarına fazlasıyla münasipti buna fırsat bildi, “Ne istiyorsun?”

Elimi elinin üzerine; karnıma koydum. “Sadece böyle kalmak.” Ve az evvelki öfkeni daha sonra konuşmak. Çünkü saatler önce haberleşip merkezdeki evde buluşmaya karar verdiğimizde her şey normaldi.

Parmakları usul usul hareketlendi, karnımda Serdar’ ın elini hissetmek beni daha güçlü biri yapıyordu sanki. Yeniydi, bilinçsizliğim bundandı ama adım attığımız bu yolda onun gölgesi de, eli de bana varlığını bütünüyle kabul ettirip koca bir inançla ben buradayım diyordu.

Ben hamileydim ve Serdar buradaydı…

Boşta kalan elimi damarı hoş bir görüntüyle belli olan koluna yerleştirdim. Tenine dokunuyor, koca gövdesinde kendimi suçlu hissederek sığınıyordum, bu yüzden halim biraz titrekti ama onun dudakları da inatla saç diplerimde duruyordu. Sanki suçum da sebebim de her ikimiz tarafından biliniyordu ama Serdar yine de beni seviyordu.

Elim kolunda yukarıya doğru giderken kaşlarımı çattım, “Serdar sana sabah çıkarken hırka giy dedim, havalar daha tam ısınmadı askeriyeye esiyor üşüteceksin.” Sonra bir şey olur, ben ona bir şey olsun istemiyorum. “Üşümüyorum.” Hala despotluğundan ödün vermiyordu ama aksi gibi ilgisi hadsafadaydı.

“Seni görünce ben üşüyorum ama.” Cidden hele de konu Serdar olunca elimde değil içim üşüyor. Bu onu biraz gülümsetir gibi oldu sanırım, çünkü “Senin için giyerim o zaman.” Diyen sesi o tondaydı.

Birden ağır ağır başımı kaldırıp yüzüne baktım “Sen bana mı sinirliydin?” Bu sırada kollarında erir gibi koltukta gevşemiş ve geriye yaslanmıştım. Sakin mırıldanışım ona ulaşınca “Ben,” deyip boynumda derin bir nefes aldı. “Senin için endişelendiğim an bir şey kalmıyor. İyi misin?” Bilmiyorum, ben harici Serdar iyi değildi ama. Ben iyi değildim Serdar’ ın sesi de bu halim yüzünden hiç iyi gelmiyordu.
“Midem hala çok kötü.” Onu sevdiğim için konuşuyordum; sanırım başkası olsa bu halde tek kelime edemez, bir de üstüne susması için var gücümle bağırırdım.

Gözlerime bakıyordu, “Kapat gözlerini.” Kapattım, uzun bir süre de böyle kaldım. Hatta o kadar uzundu ki bir ara uykuya dalmak üzere başımı Serdar’ a yasladığımda midem buna ketumlukla mani oldu. Ama sonra yine beni kendine çeken oydu, bulantıma nispet yapar gibi Serdar’ ın bağrına sokulduğum anlar ve onun beni öptüğü saniyeler hep birbirine karıştı; bu anın da galibi sanıyorum ki birbirimize duyduğumuz aşk oldu.

“Nasıl oldun?”

“Daha iyiyim,”

“Mayıştın yavrum.” Başımı usul usul salladım, “Sen bana mı kızdın?” Belki de bugün olanları öğrenmişti, artık onun hakkında daha geniş düşünmem gerekiyordu.
Başımı bunu onaylar halde usulca salladım “Bana kızdın.” Ama öyle bir bakıyordu ki sanki kızgın olduğu için kendini suçluyordu. Serdar öfkeyle yoğrulup ketumlukla büyümüş bir adamdı bunu kabulleneli uzun zaman oluyordu evet ama kabullendiğim bir şey daha vardı ki; o da beni ne zaman böyle bir çare görse öfkesini sadece benim için var olan merhameti sarıyor, tüm öfkeyi ayakları altında eziyordu.

Façası hareketlendi, dudakları da bununla birlikte “Halt etmişim.” İri parmaklarının tersini yanağımda gezdirdiğinde onun için yutkundum “Sadece iyiliğini istiyorum.” Biliyorum, konu az çok kendini belli etmişti, dudağımın kenarı bu yüzden suçlu gibi kıvrıktı.

“Sana söz vermek istiyorum, veriyorum da ama çok istediğim halde o sözü hiçbir zaman tutamıyorum. Bu yüzden de kendimi sana karşı hep mahcup hissediyorum. Böyle olsun istemezdim, sen elini benim üzerimden bir an olsun çekmezken bu yaptığım şey bir ihanet gibi geliyor Serdar.” Bir yerden sonra içimden söyleyeceğim her şeyi dilime dökmüştüm, çünkü artık bence ona karşı yalın olmak karşısında çırılçıplak soyunmak kadar hoştu.

İhaneti duyunca önce kaşlarını çattı, “Saçmalama.” sonra sanki beni içine çekiyor gibi “Sen sadece bu konu hakkında verdiğin sözleri tutma.” Dedi. Parmakları yanağımda usul usul geziniyordu “Sadece bu konularda yalan söyle yavrum, ben sana kurban olurum.” Onu anlayabiliyordum, nice evliliklerin sonu meçhul bitiyordu ki fazla da uzağa gitmeye gerek yok annesi bahsettiği konuların en basit örneğiydi, ihanet deyince aklının da kendi gibi gerilmesi normaldi.

Derin bir iç çektim, “Serdar’ ım.” Söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki.. Konuşmaktan yorulup sustuğumda beni anlaması tüm yükümü alıyordu. “Hazan seni seviyorum.” Bu kadar ciddi mi?

Gülümsedim “Ben de seni çok seviyorum.” Kaşları havalandı. “Söylemediğin şeyleri bana güvenmediğin ya da beni sevmediğin için değil, söylediğinde yapabileceklerimden korktuğun için sakladığını kabullendim.” Öyle mi? Oysa ona aylardır bunu anlatmaya çalışıyordum. Bunu kabullendirir gibi üzerine basa basa “Zor oldu ama kabullendim.”

Konuyu bir şekilde öğrenmişti belli ki, baştan aşağıya biliyordu işte ama ben yine de ona sadece sakin sakin gülümsedim “Seni tüm yapabileceklerine rağmen çok seviyorum.” Öyle, kendim dahil kimseyi kandırmaya gerek yoktu Serdar her ne yaparsa yapsın ona olan sevgimin sonu yoktu.

“Benim rağmen diyebilecek bir şeyim yok. Ben seni hep çok seviyorum.” Çoğu zaman beni birkaç kelimeyle susturabiliyordu, bu da onlardan biriydi,   istediğini anlayıp cümleyi kendi zihnimde tekrar ettiğimde onun aksine masum bir çocuk gibi neşeliydim. İçime çektim, “Benim siyah devim.”

Gözlerine uzun ve korkusuzca bakmayalı çok uzun zaman oluyordu, ondan utanmayalı, çekinmeyeli ve kendime ait hissedeli bir dünya yıl geçmişti sanki. Serdar hem benimdi, hem benim olamayacak kadar büyülü.

“Bu taksici meselesini akşam eve gidince konuşacağız, biliyorum her şeyi. Zaten anladın.” Elimde değil gerildim, o böyle yani öyle bir bakıyordu ki ben… Büyüden kastım buydu Serdar’ da anlamadığım-
Gerildiğimi anlayıp yanağımı öptü, öpünce dağılan düşüncelerim birer çil yavrusuydu. Oradan dudaklarıma yönelirken mırıldanıyordu “Öpeyim bir kere.” Öp, öpsün istedim ama sadece homurdanınca gülümser gibi olup dudaklarıma kapandı.

Dudaklarımda etli dudakları, sanki kalbimin en sivri yerini öpüyordu…
Kısa, hoş, sakin bir öpüştü ikimiz de bununla eğlenirken Serdar elini yanağımı koyup yeniden soludu “Niye gerildin? Gerilmesi gereken sen misin?” Değilim, omuz silktim ama gerildiğim için de şikayetçi değildim ben kocamı böyle seviyordum. Beni her zaman biraz utandıran, utandırırken de ona sığındıran.

“Nasıl oldun?”

Öyle bir etrafa bakınır gibi olup yine soluğu Serdar’ ın beni şefkatle izleyen suretinde buldum. “Şuradan kalkasım varsa ne olayım, saatlerce seninle böyle kalmak istiyorum ama hastaneye de gitmek istiyorum. Gidelim mi? Ultrasona da girer miyiz belki kalp atışını duyarız?” Ne desem yapacak hali vardı, o asi yüz bende sakinliğini koruyordu. Dudakları gerildi ve uzanıp elimi tuttu. “Kalp atışı altıncı haftadan sonra duyuluyormuş yavrum.” Öyle mi? Birden heyecanlandım hatta “Araştırdın mı?” Derken yerimde doğrulmuştum bile.

“Hazan.” Öyle bir bakıyordu ki sanki beni bilmiyor musun diyordu ama ben yine de hayranlıkla “Yaa.” Diye devam etmeden yapamadım. “Şimdi gidip sadece konuşacağız, kaç haftalık olduğunu öğreneceğiz ultrason yok.”

“Zararlı mı ki?” Başını yani der gibi eğdi, “Emin değilim, doktorla da konuşuruz yine.” Benim için problem değildi bir heves oturuşumu dikleştirdim. “Tamam ama doğumu konuşmayalım ben geriliyorum. Biz seninle sonra evde konuşuruz.” Başını salladı, “Tamam,” uzanıp alnımı öptü, “Nasıl istiyorsan.”

“Korunmayı falan sorarsın sen kesin.” Alay ediyordum, benim aksime yüzüne uzattığım eli tutup öptü. “Ben onu öğrendim, kadına bunu yüz yüze sormam.” Başkasına sormuştu yani? Sanırım Serdar’ ın çok bu huyunu seviyordum; beni nasıl karsı cinse karşı koruyorsa kendi de o şekilde geride duruyordu, atacağı adımı biliyordu.

İrdelemek istemedim, başımı yana eğdim “Nasılmış?”
Dudaklarından gözlerine sinsi bir gülümseme geçti, o an anlayamadım ama bunu sürüp gitmek istiyordum burada bitsin istemedim ısrarla kıkırdadım “Neee?” Gülüyordum ya onun aksiyim diye öyle hoşnuttu ki.

Elimi yüzünden çekmeden yerimde kıpırdandım “Söylesenee.” Bana baktıkça gülümser gibi oluyor, daha da keyifleniyordu. Gülüşlerimiz birbirine karıştığı sırada beni kendine çekip önce boynumu öptü daha sonra keyifli bir tonda soluklandı, “Gece gösteririm.”

……

“Serdar sen aç mısın?” Yol boyu o kadar gergindim ki aklımdan çıkmıştı. Çalan telefonunu sessize aldı, elimi sıkıca tutmaya devam ediyordu. “Düşünme beni.” Nasıl düşünmem?

İnsanların kaçamak bakışlarından hemen hemen aynı hislerle kaçmaya çalışıyordum, bu durumlardan hala pek haz etmiyordum. Kalabalık bir ortamda bakışların bize dönmesi, Serdar’ dan dolayı fısıltı sebebi olmamız, Serdar bakınca yüzlerinin yön değiştirmesi ve hepsinin aynı anda olması. Geçtiğimiz günlerde Sena’ ya bunu sormuştum ama henüz ilişkilerini duyurmadıklarından ve olsa gerek aynı sorunu onlar yaşamamış. Gerçi Dilan’ da bunun sorun olduğunu düşünmüyordu, aksine o pek bir mutlu olmuştu.

Mermer zemine yönelip sessizce tekrar ettim, “Yedin mi bir şeyler?” Ben yemiştim, yemeden hemen önce de ona haber vermiştim. Hatta benim için civarda bir restoran söylemişti oraya gitmiştim.
“Ben aç durur muyum sence?” Orası öyle, yine de derin soluğuyla kurduğu cümle beni oldum olasıyla koridor boyu gülümsetti. “Bazen aklın başında olmuyor, merak ettim.” Aramız iyi değilken ya da ben hastayken o aç durmayan adam lokma yemiyordu mesela, onu unutuyordum ama bunu asla.

“Bu ara her şey yolunda, şükür ediyorum yavrum.” Omzunun üzerinden bana bakmış, bunu yaparken de hafif gülümsemişti. Her şeyin yolunda gittiğini düşünmesi ne hoştu, en çok da hamileliğimin aramızda bir sorun oluşturmaması beni tüm dertlerden arındırıyordu.

“Bugün alayda ehliyeti olan var mı diye sormuşsun, el kaldırana da garajdaki arabaları yıkatmışsın.” Emir söylemişti, ilk duyduğumda o kadar keyiflenmiştim ki bir süre sırıtarak gezdim. Tabi Serdar benim aksime aman aman bir tepki vermedi, “Onu da dedikoduya yollamışız.” Aşk olsun, yine de keyfimi bozamazdı. “Ben soruyorum öyle deme, seni merak ediyorum özlüyorum.” Onu haksız çıkartacaktım ya tüm mimiklerimi bu konuya seferber etmiştim, e yalan da değildi her biri doğruydu.

Serdar bir şey söylemese de keyifli bir iç çekince ince parmaklarımın arasında yer alan parmaklarını okşar gibi olup adımlarımla şımardım. Onun yanında yapabildiğim en güzel şeylerden biri de buydu; keyifle yürüyordum sanki sırtımda yüküm değil koynumda kanatlarım vardı. Sanki sırtımda hiç yüküm olmamış, izlerimin içinden hep kanatlarım yükselmiş. 

Asansöre vardığımızda kapıların kapanmasıyla önünde durup onu görebilmek adına başımı arkaya yasladım, beni görünce dudakları aralandı “Çıkışta nereye gidelim?” Gönül gezmek isterdi tabi ama bunun için fazla… Doğru kelimeyi bulamadığımdan dudaklarımı büktüm. “Eve gidelim ders çalışmam lazım, şu son bir iki ay ne kadar sıkarsam o kadar iyi Serdar.” Ellerimi tuttu ama bana bir meyli de yoktu, sanki her an kapı açılacak ve içeriye yabancılar girecek gibi temkinliydi.

“Tamam çalışırsın da çok sıkma kendini, arada kafanı dağıtalım olmuyor böyle.” Ne kadar çalışırsam bi o kadar yetmiyordu sanki, dördüncü sınıfı daha önce yarım bıraktığım için konuları genel olarak daha iyi kavrıyordum ama yine de bu dönem geri gelmeyecekti çalışmalıydım.

Başımı muzipçe yana eğdim, “Dağıtıyoruz ya.” Aklımın gecelerden birine gittiğini anlamıştı, dudağının kenarı bununla birlikte “O başka.” Diye kıvrıldı. “Dışarıya çıkalım biraz, sen seversin dağ bayır yarın kaleye götüreyim mi seni?” Beni bir yandan kendine çekmiş diğer yandan da sırtımda birleşen elleriyle bedenimi masaj kıvamında dokunmaya başlamıştı.

Önce mahcup gibi “Bilmem,” dedim ama hemen sonra “Olur, gideriz.” Diye devam ettim. Gezdirmek istiyordu işte, tüm şehri birlikte yeniden görelim istiyordu. Serdar diyordu bunu nasıl hayır diyebilirdim ki? “Serdar’ ım.” Başımı hoş bir gülüşle eğip ona bir an sarıldım ki geleceğimiz yere varmamızla bu çok kısa sürdü.

Asansörden el ele çıktık, doktorun odasına girene kadar o kadar gergindim ki Serdar’ ın elini sıkıca tuttuğumu kapı kapanınca fark ettim. Odanın beyaz oluşundan duvardaki tablolara, bilgisayara ve yine duvara asılı duran anne bebek fotoğraflarına kadar her şey sanki beni daha çok geriyordu. Bakışlarımı az ilerideki sedyeden alamadan doktorun sesini duydum “Hazan Hanım, merhaba.” Ömrüm doktor odalarında geçmişti, bunu şimdi fark etmem zihnimde bir yıkıma sebep oluyordu ki sıkıca tuttuğum el bunu hissetmiş olacak omzuma ulaştı. “Hazan.”

Serdar daldığım yerden beni buraya çekiyordu ama ben Berrak’ la onkoloji koridorunda, oradan da doktorun odasına gitmiştim. Zihnimin adımları hep tazeydi, o anlar hep yaşandı.

Adımı tekrarladı, ardından yetmeyeceğini düşündü ki afallamış yüzümle ona dönüp “Hı?” önümde durmuştu. “İyi misin?” Başımı salladım, ara ara oluyordu geçmişe gitmek değil de olanı anmak gibiydi hastaneleri bu yüzden sevmiyordum.

Bu defa doktora doğru meğillenen bendim, elini tutup “Geçelim hadi.” Dediğimde neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Yine de arkamdan geldi, doktorla selamlaşmamızdan sonra ben deri koltuğa oturdum. O ise gergindi, karşıma oturmak yerine arkamda kalan sedyeye yaslanıp kollarını birbirine doladı.

Doktor orta yaşlarda, güler yüzlü ve hatta sevimli bir kadındı. Oturduğu yerde bilgisayara göz atarken de tahmin ediyorum ki “Nasılsınız Hazan Hanım? İyi misiniz nasıl gidiyor?” tek amacı beni rahatlatmaktı. Doğrusu enerjisi iyi hissettirdi, yoksa dudaklarım böyle dolaysız kıpırdamazdı, “İyiyim, gerildim biraz.”

Bir an normalinden daha fazla gülümsedi, “Gerilmenize hiç gerek yok sadece konuşacağız, bir arkadaş gibi.” İstediğim buydu, hamileliğimi olağan üstü bir şeymiş gibi büyütüp doktor karşısında olmanın heyecanını yaşamak istemiyordum.

“Zaten ilk aylarda ultrason önermiyoruz, kese oluşumu şimdilik vajinal yoldan bakabiliyoruz Sanıyorum ki bunu da istemezsiniz, eşiniz fazla dikkatli.” Güleç bakışları ben ve görünüşe göre daha evvel konuştuğu Serdar arasında geziniyordu ama ben vajinal yolu duyduğum an istemsizce nefesimi tuttum.
Kesinlikle, öyle bir kontrol istemiyordum birkaç hafta daha bekleyip ultrasona öyle girerdim.

Boğazını hafif temizledi, elleri kahverengi masada bir bütün olmuştu. “Ben siz gelmeden önce de kan tahlillerinizi incelemiştim, herhangi bir sorun görünmüyor tüm değerleriniz gayet normal. Geçen zamana da bakarsak şu an gebeliğinizin dördüncü haftasındasınız. Bu sırada mide bulantılarınız ve baş dönmeleriniz olabilir, normaldir. Normalimden daha fazla uyumak isteyebilirsiniz, yorgun olabilirsiniz.” Bunlar bildiğim şeylerdi, hepsi internette karşımıza çıkan ilk maddeler arasında yer alıyordu zaten, dile getirilmeleri niyesiz hoşuma gitmemişti.

Onu da anlıyorum nezaketen söylüyordu ama bunları duymak istemiyordum, “Ben.” Deyip duruldum çünkü aynı zamanda ne söylemem gerektiğini de bilmiyordum. “Bildiğimiz şeyleri geçin.”

Serdar… Ellerini sesiyle birlikte omuzlarımda hissedince dakikalardır tutmakta olduğum soluğu verdim. Dile getirmek istediğim tam olarak buydu, elimi elinin üzerine koydum.

Doktor “Pekala.” Diyerek başını hafifçe salladığında Serdar ona nasıl bakıyordu bilmiyorum ama bana  döndü. “Hamileliğiniz boyunca stresten tamamen uzak durun ve sinirlenmemeye dikkat edin. Dengeli beslenmek de çok önemli, yemekten sonra günün belli saatlerinde yürüyüşler yaparsak ve buna devam edersek doğum daha kolay olur. Alkol, sigara sanıyorum ki yok?” Onu pür dikkat dinliyordum, başımı salladım, “Güzel, dediğim gibi düzenli ve güzel beslenip kendimize her zamankinden daha fazla dikkat edelim. Her şeyden önemlisi stres, çünkü olumlu veya olumsuz bu bebeği her zaman etkiler.” Biliyorum, biliyorum ve bu konu için endişelerim vardı ona sorunsuz bir gelecek sunmak istiyordum.

“Kanınızı bir kez daha alıp detaylı bakmak istiyorum, bazı vitaminler yazacağım.” Elbette, bunun olmasını ben de istiyordum sadece ilerlerken bazı şeylerin eksik olmasından korkuyordum.
“Bu sıra kanamanız olabilir endişe etmeyin, dilerseniz kontrole gelebilirsiniz. Hiç oldu mu?” Başımı yeniden salladım, “Hayır.” Ama normal olduğunu biliyordum yanılmıyorsam bu dönemde adet görmeye devam eden kadınlar da vardı.

“Ağır kaldırmayın her hamileliğin özellikle ilk ayları biraz fazla özen, dikkat ister.” Neyse ki hamileliğimden önce de Serdar bu konuda fazla ilgiliydi, omzumda duran elini tutup doktorla göz temasını bozmadım.
Uzadıkça uzadı, doktor sağ oldun konuştukça konuştu ama genel olarak bilmediğim bir şey vardı diyemem. Bu zamana kadar kulaktan dolma bir çok bilgiye sahiptim zaten, belki yorgun olacağımı belki daha duygusal ve belki de daha öfkeli bir kadına dönüşeceğimi biliyordum. Hoş, son günlerime bakacak olursak bunu tahmin etmek pek zar değildi.

Doktora veda ettikten sonra Serdar kapıdan çıkmak üzere sanki beni kaçırıyor gibi “Hadi gel.” Dedi, biraz da keyifliydi. “Gel çıkalım buradan geeel.” Onunla böyle tatlı bir sebepten odada çıkmak bir anlığına garip hissettirdi; Serdar sanki birlikte haylaz işler peşinde koştuğum ortağımdı, bunu sevdim.

Kapının kapandığına emindim, doktora saygısızlık etmek istemem ama “Bir daha çok uzun zaman sonra geleceğiz Serdar.” Yine araştırırdım, sağlığı için elimden geleni de yapardım ama konu ben olduğumda hastaneler iyi gelmiyordu. Boşta kalan elim karnıma gitti, bu yok saymak değildi sadece bebeğim ve ben kimse yokken daha iyiydik. En azından ona alışma sürecim daha yolunda ilerliyordu, bu hastane düzeninden aykırı, evimizde biz bize çok daha iyiydik.

“Hıhı.” Beni bozmadı, koridor boyu devam ettiğimiz sırada üzerindeki beyaz önlükle bize doğru ilerleyen adam dikkatimi çekmişti. Elinde mavi bir dosya vardı ki onu da yuvarlayıp tek eline alıp, “Serdar?” Dedi Sesi keyifliydi, bize yöneldiğinden Serdar’ ın elini bırakır gibi olup yavaşladım, “Naber abi ya nasılsın? Seni arıyorum kaç gündür?” Abi demesi bir yana Serdar’ dan daha yaşlı duruyordu. Uzattığı el tutulunca, bir de üzerine “İyidir Nizam, hayırdır?” Denince muhabbetin uzayacağını anladım.

“Ben çıkayım Serdar, aşağıdan bir şeyler bakacaktım zaten.” Seslenmemle bakışı beni buldu, belli ki gönlü bundan yana değildi ama itiraz etmesine müsaade etmeden asansöre yönelmiştim. İki dakika da olsa burada daha fazla durmak istemiyordum belli ki doktor olduğunu anladığım Nizam da arkadaşıydı biraz konuşurlardı belki.

Saat sekize geliyordu, başkan daha eve gitmemiştir belki ama Emir yüksek ihtimal annemdeydi. Rüzgarın yönünü terse getirip savurduğu saçlarım önümü kapatıyor, akşamın koşuşturması caddeler gibi trafiğe de yansıyordu. Gürültüden kaçmak adına hastanenin arkasında kalan otoparka ilerleyip annemi aradım, birkaç çalış sonrası arama yanıtlandı.

“Efendim Hazoo?” Yanında yabancı biri yok belli, gözlerimi keyifle devirdim. “Yok hanzo anne.” İsmimi seviyordum daha önce bunu oturup düşünmüştüm, bence adımla tamamlanan bir insandım ve bu yersiz, keyifsiz esprileri de aslında seviyordum.

“Bize mu geliysınız hayde gelin da yemek yiyelim. Emir de geldi.” Aslında o niyetle aramamıştım ama çok da isterdim, yani olabilirdi hem biraz acıkmıştım hem de annemi görürdüm. Yine de Serdar’ a sormadan bir şey söylemek istemedim, “Yok anne ya eve geçiyoruz başka zaman geliriz öylesine aradım ben.” Sorardım, kabul ederse sürpriz yapardık ama şimdi geliyoruz deyip gidemezsem olmazdı.

“Tamam gelin yersiniz gidersiniz da hayde.” Annemi de özlemiştim, nedense bu ara onu fazla görmek istiyordum ama şimdi bir şey diyemezdim. “Anne Serdar yanımda değil arkadaşına uğradı ben de yorgunum yarın geliriz.” Bir yandan konuşuyor bir yandan da arabanın anahtarını çantamda arıyordum, anahtarı buldum. Annem “İyi o zaman.” Derken de açıp oturdum. “Nereye gittiniz neabaysınız?”

“Bir şeyler alacaktım ben, onları aldık işte.” Yalan söylüyordum, bu konuda içim rahat değildi ama yapacak başka bir şey yoktu. Ona birkaç gün içinde yüz yüze söyleyecektim, üçüncü ayımda da babaanneye tahmin ediyorum ki onlara gittiğimiz bir akşam söylerdim. Bu ara her şey muammaydı gereksiz ilgiye kapalıydım kendimle ve Serdar’ la ilgilenmek en iyisiydi.

Annemle birkaç dakika daha konuştuktan sonra yemek yiyecekleri için kapatıp gelen mesajlara göz atmaya başladım. O arada Serdar’ a araba oturduğumu da kısa bir mesajla bildirmiştim. Yapacak çok işim vardı; ders çalışmam gerekiyordu, sunumlarım duruyordu biraz da evle ilgilensem iyi olacaktı tabi bu arada annemlerle de görüşmek ve bebek için biraz araştırma yapmam lazımdı. Kendimi hamileliğe ne ara adapte edecektim? Bu kendiliğinden gelişen bir şey miydi acaba?

Başımı arkaya yaslanıp gözlerimi kapattım.
Acaba civarda anne ve bebek görsem bu durum beni kendine çeker miydi? Ya da bu konuda uzman birinden destek almalı mıydım? Ne ara? Hangi ara yapacaktım? Okul kapansa bile her şey bitmeyecekti ki uzun dönem stajım vardı sürekli bir koşuşturmada olacaktım?
Stajı sonra yapsam?
Sanırım bunu da hocalarımdan biriyle konuşmam gerekecekti ama ne zaman? Stajı ne zaman yapacaktım bebek olunca evden çıkabilir miydim ki? Ben onu asla bırakamazdım ki, daha kapıdan çıktığım gibi ağlamaya başlarsa koşa koşa geri dönerdim…

Ellerimi yüzüme götürüp sıkıntıyla ovaladım, işte bu yüzden istememiştim. En azından henüz erkendi, benim bir bebeğe ayıracak vaktim yoktu.

Vicdanım kalbimi bastırması o kadar hızlıydı ki, yanlış bir şey hissettireceğim diye elimi hızla karnıma götürdüm. Amacım bu değildi, yani bebeğin bunu hissedeceğini düşünürsek asla onunla böyle bir duygu paylaşımı yapmak istemezdim. Ona bunu asla, hiçbir zaman hissettirmeyecektim.

Arabanın kapısı birden açılınca biraz korkup yerimde sıçradım. Önce Serdar sandım, sonra baktım ki o değil bambaşka bir adam. Sakin kaldım, bu an içinde pek mümkün müydü bilmiyorum ama ona bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. “Ne oluyor?”
Kırklarının sonlarındaydı beni duymazdan gelerek yanıma oturdu ve aracı çalıştırdı “Ne yapıyorsun? Sen kimsin in arabadan!” Korkmadım, sadece olan biteni anlamaya çalışıyordum, adam beni umursamadı bile arabayı az daha ileriye alırken hararetle “Görevliyim ablacım ben istediğim gibi binerim araçlara.” deyip gözleriyle etrafı taramaya başladı.

Nasıl yani otopark görevlisinin böyle bir hakkı mı vardı? Sormadan, izin almadan birden araca binebilir muydi? Bu duyduğum en saçma şeylerden biriydi insanların özel alanları onlara hastı. Sebebi budur ki sesim hiddetle yükseldi “Bana söyleseydin salak mısın in şuradan!” Kafasına göre gelip oturmuştu bir de utanmadan konuşuyordu. Ya üzerimi değiştiriyor olsaydım? Ya daha çok korksaydım, ya başka bir şey olsaydı kendinden bu hakkı nasıl görürdü? Ki özelim olan bir alan, arabama nasıl binebilirdi?

Omzuna vurur gibi olup onu ittirdiğimde “Lan bana bak.” Diye bana dönüşünü elimi ona kaldırarak bastırdım “Sen bana bak, senin sülaleni sikerim in arabamdan.” Binmeden önce izin isteseydi verirdim, öyle birden pat diye bunu yapamazdı. Serdar görürse zaten olay çıkardı, hele arabasını başka birinin kullandığını bilse… Bu konuda fazla hassatı şansı varsa o gelmeden giderdi.

Elini indirdi ama burnundan soluyordu, küçümser gibi “Kimsin?” Deyince “Gösteririm sana kimim.” Diyerek arabadan indim “İn arabadan!” İndi, o indikten sonra da Serdar ilişti gözüme. Bu tarafa doğru geliyordu yanında da bir kadın, “Terbiyesizlik yapma adam gibi söyleseydin izin verirdim zaten öyle pat diye binemezsin.” Serdar geliyor diye yumuşattığım sesimden mi güç aldı bilmiyorum ama “Kes be.” Diyen sesi fazla küstahtı. “Birde izin mi alacağım? Buranın görevlisi benim madem beğenmiyorsun çekme o zaman arabanı.”

Bakışlarım Serdar’ dan çok yanındaki kadındaydı. Uzun boyluydu, bir kere benden uzundu. Sonra kumraldı, boyu gibi upuzun saçları vardı. Zayıftı, güzeldi, bu mesafeden ne kadar güzel olduğunu görebilecek kadar güzeldi. Ona bakarken öfkemi unutmuş, yerini başka duygulara yönlendirmiştim, başka öfkelere.

Adama döndüğümde sorun çıkmasın diye dişlerimin arasından “Siktir git şuradan, bela olma başıma.” Diye tısladım. Anlamıyordu, anlasa. Anlatamıyordum da, baktım ki olacak gibi değil elini kolunu bana sallayıp “Hele halâ ne disen sen?” Kabalaşınca şivesi de kabadayı gibi belirmişti, arabanın önünü dolaşmaya başladı. Baktım olacak gibi değil “Eee kes be!” yükselip ona doğru adımladım. “Binmeseydin kardeşim otopark senin diye araba da babanın malı mı?”

“Serdar dur.” Onu duydum, bu ses bana ait değildi benden başka kim Serdar’ ı durdurmaya çalışıyordu ki? Beni bir adımda durduran da buydu. Serdar öfkeyle bize doğru geliyordu ama o kadın da durdurmak amacıyla kolunu tutmak istiyordu, nitekim tuttu da.
Birkaç saniye boyu eli Serdar’ ın kolunda, parmakları kolunu sardı. Eli kolunda, ona dokunuyor ve bunu açık açık yapıyordu? Benim sahip olduğum adama, benim sarılıp sevdiğim kola? Gözlerim oraya mıh gibi çakılmıştı, beynimin karıncalandığını hissedebiliyordum bu benim için tarifsiz bir duyguydu.
Neyse ki kısa sürdü, kadının eli kolunu okşar gibi olduğunda Serdar omuzunun üzerinden hayırdır der gibi baktı, elini çekti. “Hayır yüzbaşım yapma.”  Yüzbaşım? Yüzbaşım mı? Serdar umursamadan bana dönünce kolunu tekrar tutar gibi olmuştu “Olay çıkartma ben halledeyim.” Anlamadım?

“Sen neyi hallediyorsun ya?” Bu defa kendimi tutamayıp elimi gür sesimle ona savurmuştum, birkaç adım ilerledim “Sen kimsin de neyi hallediyorsun? Çek elini kocamdan.” Elimde değil kalbim hızla atıyordu, elini kolunda gördüğüm anda başımdan inen kaynar sular ayaklarımdan çıktığı için mi olduğum yerde hareket edemiyordum bilmiyorum ama öfkemin dumanı tütüyordu.

Serdar bana yöneldi “Hazan arabaya geç.” Öyle mi? Burada bir fazlalık ben miydim? Bu defa ona döndüm “Ben niye geçiyorum ya!” Adamın biri gelmiş arabaya binmiş ne olduğunu anlamamışım, tanımadığım bir kadın yüzbaşım diyor kocamın kolunu tutuyor ben bir yabancı gibi arabaya postalanıyorum?

Serdar adamın ensesinden hızla kavrayıp tekrar “Hazan.” Dedi. Sesi de biraz azarlar gibiydi, sözünü ikilettiğim için kızıyordu ama binmeyecektim, aksine o gelmeliydi çünkü bu sinirinin sonunu şimdiden az çok belli ediyordu. “Sen geç arabaya!” Ortam bir anda bayram yerine dönmüştü, civardaki adamlar, otoparkın kulübesinden çıkanlar derken yoğunlaşan etrafa inat Serdar’ ın arkasında duran kadın söylene söylene bana doğru ilerlemeye başladı. “Kıskançlığın sırası değil, rica ediyorum çocukluk yapma-“

Derken Serdar birden yükseldi, “Burcu!” Sanıyorum ki kaba sesi üst mahalleden bile duyuldu, “Kes sesini, sana ne oluyor?” Doğru, ona ne oluyor? O kim oluyor da bana çocuk diyor? Gerçi adına bakarsak hatırımda askeriyeden diye kalmıştı.

“Hazan sen de arabaya bin.” Elinin altında adam cebelleşiyor Serdar hala bizimle uğraşıyordu, birden “Bırak şunu da sen bin arabaya!” Diye yükseldim ama sonra etrafımıza toplanan kalabalıkla Serdar’ a herkesin içinde böyle bağırmamın yanlış olduğunu anladım. Ki gözlerime bakan durgun, öfkeli ve yanlış bir şey yaptığımı belli eden dikkatli bakışları da bu yöndeydi.

O kadar iğrenç hissettim ki; şu birkaç saniyede yüzümün delice kızardığını hissettiğim an arabaya yönelip hızla eski yerimi aldım. Küstüm sanki, dışarda kopan kızılca kıyamet dahi umurumda değildi birkaç dakikada geldiğim nokta canımı fazlasıyla yakmıştı.

Ona onu öyle söyledim, çünkü tüm gardımı kuşatan bir öfkeye sahip oldum. Onu kıskandım, çünkü geçmişimiz dahilide zihnimde dokunulmazlığı kazanmış bir adamdı Serdar. Bu hale geldim, çünkü hadsizler hadlerini yine ard arda aşmıştı. Problem kocamı hiç tanımadığım bir kadınla yan yana görmek değildi, problem bunun içinde var olan ufak şeylerdi. Bağırıp çağırmamın da sebebi buydu, eğer gelseydi arabaya benimle birlikte o da gelseydi dışarıdaki o adamı öldüresiye dövmezdi. Zira adamın yüzüne indirdiği yumruk darbasine gözlerimi kaçırarak baktı.

Kim haklıydı? Bunu düşünmek için erken miydi? Yoksa öfkem bu kadar tazeyken her şeyi yıkıp dökmeli miydim? Tüm olanlar bir yenisini ekler miydi? Gitmek istiyordum, bana bir açıklama yapmayacaktı biliyorum. O kadar aşmışım ki bunun da bilincindeydim ben Burcu diyecektim o adamın bana ne yaptığını soracaktı. Ben sana nasıl dokunur diyecektim Serdar ne cevap verecekti? Burcu ikimizin özeline nasıl elini kolunu sallaya sallaya yorum yapabilirdi? Karışabilirdi? Ya da neden yüzbaşı değil de yüzbaşım?
Ona bu hakkı, bu özgüveni kim verdi?
Sen vermediysen kim verdi Serdar?

Arabanın kapısı yeniden açıldığında Serdar hiddetle yanına oturdu, aynı kuvvetle de kapanınca gözlerimi olayları yok sayar gibi yumdum. Alt tarafı doktora gelmiştik tam olarak bundan bahsediyordum, biz bebek için doktora gelmiştik biraz konuşup çıkmıştık ama Serdar’ ın elinde ona ait olmayan kan vardı.

Otoparktan caddeye çıkınca “Ben anneme gitmek istiyorum.” Dedim. O da Burcu’ ya gidip benim ne kadar çocuk olduğumu konuşabilirdi mesela. Ben yüzüne bakamıyordum ya, o kolunu istediği kadar tutar.
“Yarın gideriz.” Birlikte değil. “Gideceğim, anneme götür beni.” Burnundan soluyordu, şerit değiştirdi, “Sadece on dakika.” Götürüyordu yani ama on dakika diyordu? Planım oturup kalkmak değildi, “Kalacağım, yalnız.” Sanıyorum ki sinirim anca geçerdi.

“Kalacaksın? Öyle mi?” Anlaşılmayan ne vardı? Başımı yoldan almadım, “Kalacağım, anneme götür beni.” Yeniden eski şeride geçince anladım ki vazgeçti. “Yok annen falan, eve gidiyoruz.” Ne demek yok? Bir hışım ona döndüm, “Anneme gitmek istiyorum.” Cevap yok, pür dikkat yola bakıyordu “Serdar!” Dedim. “Hazan sus.” Susmayacaktım, tekrar ettim ama yine kapı duvar gibi lafım çarpıp bana döndü.

Araba kullanıyor diye çok da üstelemek istemiyordum ama bu gece evde olmak istemiyordum, bu akşam o eve tıkalı kalmayacaktım gitmek istiyordum. “Sana diyorum.” Sözümü böler gibi oldu, “Sus.” Gözlerimi kaçırdığım nadir anlardan biriydi, bir şey yapacak ya da kötü bir şey olacak değildi ama onu böyle sinirli görmek istemiyordum. Burnundan soluyan hali kendini fazla rahatsızlıkla belli etti, cama dayadığı dirseğiyle omuzlarına kadar kastatı kesildiğini gorebiliyordum. Aslına bakarsak bana zarar bir yanı yoktu sadece şu an için ikimiz de fazla öfkeliydik.

Yenilemek istedim, tekrar tekrar anneme gitmek istediğimi söylemek istedim ama bunun bir fark yaratmayacağını anlamıştım. Ben de eve gidene kadar sustum ama bahçe kapısına geldiğimiz gibi yeniden söylenmeye başladım. “Ben anneme gideceğim.” Arabadan inip yanıma dolaşırken çocuk kilidi olduğu için inememiştim, kapımı açınca da sıyrılıp kendi aracıma yürümeyi denedim ancak adım dahi atamadım.
Koca siyah cüssesi görüş alanımı bile kapatmıştı “Çık önümden.” Olmadı, eğilip beni kucaklayınca omuzlarından ittirerek sırtına vurdum. “Ya bırak beni! Gideceğim dedim?” Birden her anlamda tepetaklak olmuştum bile, karnım göğsüne denk geldiği sırada elini belime koyup beni sabitledi.

Eve yönelmişti adımlarının toprak zeminden betona varışını görebiliyordum. Çok debelendiğimden mi yoksa bu halimden mi bilmiyorum ama azarlar gibi “Çok kıpırdama hamilesin.” Deyince bir şey olacak korkusuyla yavaşladım. “Bırak beni Serdar!” Bırakacaktı inat ettim gidecektim, bu gece bu evde onunla kalmayacaktım. 

Ellerim sırtını döver hadeydi fakat ne yalan söylemeliyim ki canını da yakmak istemiyordum, tişörtünü çekiştirdim. “Bıraaaak.” Onu seviyordum, bunu her koşulda içimden atamıyordum ama yaşananlar da sinirlerimi bozmuştu. Bana o kadının yanında fazlalıkmışım gibi arabaya bin demesi kendimi kötü hissetmeme sebep olmuştu.

Cevap vermeden kapıyı açtı, hemen ardından kapatırken gideceğimi söylediğim tüm sesim bu defa evde yankılanıyordu. Beni yavaşça yere bırakıp kapıyı kilitlediği vakit o kadar gamsız ve sorunsuz duruyordu ki hayret ettim.

Anahtarı cebine koydu, ona ulaşmak isteyeceğimi biliyordu ve üzerime kapı kilitlediği yetmiyormuş gibi anahtarı da alıyordu. Yüzüne baka baka öyle bir “GİTMEK İSTİYORUM” demiştim ki bu defa boğazlarım acımıştı. Beni ardında bırakıp az ileride hiç kullanmadığımız lavaboya yöneldi, sanıyorum ki ellerini yıkayacaktı.

“SERDAR!” Karşılık olarak tek kelime etmemesine mi tepki göstereyim yoksa beni anlamamasına mı bilmiyorum, o gelene kadar ellerim belimde etrafımda bir kaç tur döndüm, saçlarımı düzelttim, halka küpelerimle oynadım… Çıkabileceğim başka bir yer yoktu yedek anahtarlar da üçüncü kattaki yatak odasındaydı gidip gelmek benim için uzun bir vakitti.

Lavabodan ellerindeki kan lekeleri gitmiş bir şekilde çıkınca ona bir adım atıp yeniden “Gitmek istiyorum.” Dedim. “Anneme gideceğim kapıyı aç.” Laflarımın arasında bana yönelmiş, birkaç adımla önümde durmuştu. Elini yüzüme çıkarttı, “Yollamıyorum.” Yollamıyorum mu? Dalga mı geçiyordu? “Ben senin malın mıyım?” Diye çıkışınca “Cık.” Dedi sakin sakin. “Sen benim karımsın, ben senin malınım.” Bu sakinliği, yersiz hoş sözü beni geriyordu ona arkamı dönüp L koltuğa ilerledim.

Neden bu kadar sakindi?

“Boğuluyorum bak, neden anlamıyorsun gideceğim.” Halim de yerinde değildi sonra birden hızla dönüp kapıya yönelince belimden kavrayıp buna mani oldu, adım dahi atamadım, “Hazan!” Ellerini sıktım, “Bıraaak!” Kucağına alır gibi olup koltuklara yöneldi. O adım attı ben bağıra bağıra itiraz edip tekmelerimi savurdum. Koltuğa oturduğunda kalkmak istedim, vurmadım ama sürekli bırakmasını söyleyip ittirdim. Sonunda elleri belimi sıkıca kavrayıp “Bana bak!” Dediğinde kendimi buna mecbur hissettim, beni buna mecbur kıldı.

Soluk soluğa yüzüne baktığımda gözleri pürdikkat yüzümdeydi. “Bırakamam, neden anlamıyorsun? Biliyorsun normal bir günde olsak sözünü ikiletmem bile ama bugün bırakmam.” Öyle, biliyorum ikiletmez ama buna mı olanlara mı kalbim orta yerinden kırıldı sanki, içime akan sıcak kanı hissedebiliyordum.

Tek sitemim onun yüzündeydi “Biz bunu çok konuştuk, ben sana o kadar uzaktım.” Dudaklarım kasım kasım kasılırken çenem sızlıyordu ama gözlerine bakarak konuşmadan da edemiyordum. Kaşlarımı çattım, “Ben ne yaşadığımı biliyorum, o kadın nasıl dokunabiliyor sana? Ben haftalarca dokunamadım, aylarca hep çekindim o nasıl dokunuyor? Ona o yüzü sen verdin.” Normalde samimi olmasalar nasıl bunları yapsın?

Kaşları kendini açıklayabilme umuduyla çatıldı, sesi de her zamankinin aksine yumuşacıktı “Ben vermedim, ben vermedim hayatım yemin ediyorum vermedim.” Sanki kokumu bir cümleyle içine çekiyordu, o kadar yakın o kadar muhtaçtı ki boğazıma bir şey düğüm oldu.

Başımı hafif kaldırdım “Beni bilmiyor mu? Bana çocuk diyor?” Gerçi tam da diyememişti Serdar hemen susturmuştu ama ne hadle der? Beni ne kadar sevdiğini gören herkes anlıyor yanında olan kadın mı anlamadı?

Serdar kaşlarını daha da çattı, yüzü tam yüzümde kalbi öyle hızlı atıyordu ki göğsümde hissediyordum.
“Ben seni kimseye anlatmıyorum ki.” O öyle deyince ben kalakaldım, sanki onun en özeliydim de herkesten saklıyordu. İnsan zaafını saklar ya, çocuklar çikolatasını saklar ya, büyükler de aşkını saklarmış. Benim Serdar’ ın aşkına tereddütüm yoktu, benim derdim başkaydı.

Ben seni kimseye anlatmıyorum ki.
Ben seni kimseye anlatmıyorum ki.
Ben seni kimseye anlatmıyorum ki…
Beni kendi içinde nasıl seviyorsun Serdar?

Beni tabiri caizse kendine yapıştırdığından kıpırdayamıyordum bile, tek yaptığım sakin sakin yüzüne bakıp tek kelime etmemekti. “Bugünün hesabını ona da ayrı soracağım.” Deyince gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama bu da olmadı, göz hizamın içindeydi sessizliği bozup gözlerinden öteye gidemedim. “Ne işi vardı senin yanında?” Ben adamı Nizam’ a bıraktım Burcu nereden çıktı?

“Bir arkadaşını getirmiş kapıda karşılaştık, geçtiğimiz operasyonla ilgili konuşuyorduk arabası aynı otoparktaydı.” Normal bir işi olsa bin tane şey söylerdim ama Serdar askerdi tek kelime edemiyordum.

“O it ne yaptı?” Konunun yeniden beni bulması sinirlerimi bozmuştu, yeniden yükseldim. “Konuyu kapattım mı sence Serdar? Oradan bakınca kapatmış gibi miyim?” Ben Burcu diyordum hala adamın derdi otopark görevlisi. “Dövdün zaten kapandı o konu ben Burcu’ yu dövdüm mü? Hayır. Zaten dövemem kadın asker. Ben de seni döverim.” Aklıma geldikçe sinirleniyordum nasıl öyle ortaya müdahale etmeye çalışmıştı? Serdar da bana arabaya binmemi söylemişti onun yanında, ya Serdar’ ın beni fazla sevmediğini düşünüp kendine bir kapı araladıysa? Tabi erkekler bunu düşünemiyor ki.
Hele Serdar, hiç.

“Niye? Ben asker değil miyim?” Ciddi sesine kaşlarımı havalandırdım, “Sen karşılık mı vereceksin?” Cevabını biliyordum, sanki ağır bir küfür etmişin gibi başını hareketlendirip “Tövbe yarabbim.” Deyince konuyu sonlandırdım ve ayrılmak istedim. “Tamam bırak.” Ev sıcaktı zaten, birde böyle kucak kucağa göğüslerim sıkışmaktan ağzına girecekti neredeyse, iyice daralmıştım.

Meraklı gözleri bana döndü, “Gitmeyeceksin?” Onay bekliyordu ama gitmeyecektim biraz uzanacaktım. “Bırak.” Dedim başımı sıkıntıyla yana eğip “Sıcak bastı.” Bağrıma üfledi, soluğu göğüslerime kadar inmişti bir an eğilip öpecek gibi olduğunu hissedince ellerimi ikk defa kaldırıp omuzlarına koydum.

“Bırak tamam,” İttirdim, geri çekilince de kalkıp arkamı döndüm, “Ders çalışıp uyuyacağım ben, yanıma gelme yukarı çık.” Onun yerinden etmek yerine eski yatak odamıza gidecektim ne olursa olsun belli bir süre geçince yumuşuyordum ama yanında yatacak kadar değil.

                                                                                                  
💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 147

Sen neyi okşuyorsun lan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 81

Yeterki sebebi biz olalım her şeyi yapar

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 52

Ah be güzelim Serdar o

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 32

Serdar ın da avuçları kaşınıyordu iyi ettin Hazan'ım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Bizi sal kocis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 178

Kfndidusiaus abi Serdar çok komik değil mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Gençler ben elendim siz devam edin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Yiaaaaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 170

Haklı konuş kuz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 166

coksel olmus bunu beğendim djndhsusha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Nah gidersin fjdjdjsnns

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

Yerini bil be

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 147

Ney basinney basi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 147

Af buyur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 144

Yok illa diyor ki arabayı Bana monteli

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Biraz sonra Serdar Senu indirir bindirir anlarsın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 128

Artık hep bunun için gelceksiniz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 121

Hazan anlıyorum serdar'ın da niye istemediği çok acık hdhdhdhsh

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 107

Adam stresten yemek yiyemiyor ki ha bir şey oldu ha bir şey olacak korkusuyla

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 103

Gdc fgvdrrg aynen daha anlaşılır olur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Tabii olmazsa olmaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Adam işini şansa bırakır mı sence Hazan kaç aydır kocanı tanıyamadın mı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 93

Bizimmm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Yani Serdar sen de azıcık sakin olsan tamam da hazan açısından kötü ama beni aşırı hoşuma gidiyor serdar'ın hazanla alakalı bir şey de bu kadar sinirlenmesi vallahi zevk alıyorum ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 89

Yaa kocisssss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 81

Ya adam senin romantikliğini yerim ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Kusmaktan nefret ediyorum bazen kusmaya muhtaç kalmaktan daha çok nefret ediyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69

Nasıl da unuttu hemen kızdığı şeyi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 63

Bu sahneden sonra bağlantılı bir şey gelecek çok mutluyum abi en sevdiğim şey aksiyon hem de bunların aksiyonu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Belki bir miktar öylesindir

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

En iyisi bu arada

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Vallahi biz manita yapsak yine de Serdar anlayacak bize bir şey olmayacak çünkü kuzeni sonuçta dmsmdjfjfj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Valla hazn biliyorsunuz ki serdar'dan habersiz kanat bile cirpamazzz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Gerçi soylemenize gereh yok ama

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Söyle öldürsün

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 45

Offf aksinnn

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 42

Hdisndir dokunabileceğini sanıyor anasını satayım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 41

Orospucocugu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 28

Vallahi O yollardan geçtik darısı sizin de başımıza

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 21

Git kız git

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Abi ne demek özel aşkımız herkesin duyması gerek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

hocam şöyle düşünün Normalde boşanma lafını duysa fıttırır artık dalga geçiyor o derece imkansız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Halzan nasıl bir avukat olur acaba

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180
ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Yapacak birşey yok artık böyle

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Serdar çim nazımızı da tribimizi çekeceksin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Seviyorsun da o yüzden kıyamıyorsun be hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Bircik rahat bırak Serdar sakinlesisn

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 166

Oldu bnc haso güzle söz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Hazo sakın ol y

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 151

Ayn öyle geri zekalı beynisiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 147

Ah yandın serdar sen

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Kadının kendi arabasını artistlik yapıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 141

Adama bak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 133

Ya hazn yajsnajaj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 119

Sakın ol hazo artık güzel şeyler için burya gelcskin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Öğrendiği gib ilk bunu sormuş tür bizm siyah dev

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 98

Bizim serdar da yavaş tan kendini hazırlıyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Saklama güzel birşey değil ama
Tepkiler insanı korkutuyor ya

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 91

Çok şükür

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Çok kötü ya öyle olmak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 63

Her hâlde

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Gözünü aç diyor emir hadi cnm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Maalesef ne kizm

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 32

Hazo ne yapıyorsun burda sen

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Tövbe tövbe

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Sizene be meraklı melat ler

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Düşünün mu adam oluyor oluyor

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 15

Serdar gibi birisi izin veri mi hiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Hazo gibi knk olsun Yeter be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Tam bir avukat ztn

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 4

Bizim hazo çok iyi birşey olacak

Yorum için giriş yap