← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 36

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

“Şu yumurtanı ye.” Diyerek çatalını az önce tabağıma koyduğu yumurta dilimine doğru salladığında gözlerimi devirdim. Tabağıma bakmaya dahi tenezzül etmeden yüzümü buruşturduğumdaysa kısılan gözlerimle beni izleyen Serdar’ a bakıyordum.

Bir şeyler yemem konusunda bu kadar ısrarcı olması hoşuma giderken konu tabağımdaki yumurtaya geldiğinde bu hiç de güzel sonuçlanmıyordu. Neticede yumurta asla sevmediğim bir şeydi ve bu konuda onu dinlemeyeceğim kesindi.
Yutkundum, gözlerimi ondan kaçırdım ve çayımdan bir yudum aldım.

Tekrar karşımda oturup merakla beni izleyen adama döndüğümde sakin bir tonda, naz yaparcasına “Serdar yarım saattir aynı şeyi söylüyorsun, bak sevmiyorum diyorum yaa.” Deyip alt dudağımı büktüm.

Beni izlemeye devam ediyordu. Avucunda tuttuğu yeni doldurulmuş çay bardağını yavaşça masaya bıraktı. Aynı zamanda “Ne demek sevmiyorum ya.” Derken kaşları hafif çatılmıştı. “Yumurta işte mis gibi.”

Bunun üzerine yüzümü buruşturdum. Aksini iddia edercesine “Iyyy.” Dedim. Ardından gülümsedim ve sağ elimde sabit duran çatalla tabağımdaki patates kızartmasından bir tane daha alıp ağzıma attım. Tüm bunları yaparken banane dercesine omuz silkişim tıpkı benim gibi onu da gülümsetmişti.

Yutkunurken gülümseyeme devam ederken imayla “Herkesi kendin sanma komutan.” Dedim ve bir çatal daha patates kızartması aldım.

Bu halimle keyiflenmişe benziyordu. Ayrıca yumurta ısrarından vazgeçmiş olmalı ki hafif bir gülümseme eşliğinde kalın olsa da yumuşak bir sesle “Tamam, bırak şu patatesi de menemen ye o zaman.” Dedi.
Masanın orasında henüz yenmemiş, fakat halâ sıcak olan bakır menemen tavasına bakarken çayımdan bir yudum daha aldım. Daha sonra hemen yanımızdaki ekmek sepetine ufak bir göz attım ve bardağımı masaya bırakarak “Tamam.” Dedim. “Simit söylerse yiyeceğim.”

İlk oturduğumuzda onun yanımda nasıl bir şeyler yiyeceğimi düşünüp bu konuda deli gibi çekinen ben şimdi rahat rahat karşısında kahvaltı yapıyordum.
Serdar cüssesine göre yediğinden lokmalarım ona az geliyor ve benim az yiyişime neredeyse iki dakikada bir sinirleniyordu.

Kolunu kaldırıp az ilerideki garsona gel dercesine “İsa.” Diye seslendiğinde yeşil zeytini ağzıma atıp ekşiliğinde yüzümü buruşturdum.

Serdar yüzümün aldığı şekli gördü. Gülümseyen yüzüyle yanımıza gelen İsa’ ya “Simit getir abim.” Diyerek tekrar bana baktı.
Zeytini yutup çayımdan bir yudum alırken alaylı bir sesle “Yesene Serdar çok güzel.” Dedim. Güzel falan değildi. Ben zaten bu kadar ekşi bir şeyi kolay kolay yiyemezdim. O da ironi yaptığımı anladı, benim ekşi diye yüzümü buruşturduğum zeytini keyifli bir şekilde ağzına attı. Fakat benim aksime zeytini gram mimik oynatmadan yiyişini gözlerimi kısarak izledim.

İkimizin bu keyifli ve sessiz anlaşmasını elindeki sepetle masaya yaklaşan garson bölerken olduğum yerde dikleşerek ara ara önüme düşen saçlarımı geriye attırdım.

Serdar İsa’ dan aldığı simit dolu sepeti bana uzattığında gülerek sepeti aldım ve kolundaki lastiğimi ima edip dalga geçercesine “Ya tokan var mı Serdar?” Dedim. Daha sonra sepeti yanıma bırakarak sol elimle saçımı kulağımın arkasına aldım. “Verir misin ben sana sonra veririm.”

Serdar’ ı hemcinsimmiş gibi nitelendirmem ve bunu ufak bir espriyle dile getirmem sandığım gibi egosunu sarsmadı. Aksine yüzünde oluşan muzip bir ifadeyle etrafa ufak bir bakış attı ve oturduğu yerde daha da dikleşti.
Kimsenin bizi duyamayacağını anladığında o ifadeyle yeniden bana döndü. Kolundaki siyah tokamı sol eli yardımıyla çıkartırken aklımdan hoş şeyler geçmediği bariz bir şekilde belliydi. Nitekim düşündüğüm gibi de oldu. İki parmağının arasına sıkıştırdığı tokayı masaya koyduğu dirseğiyle bana doğru uzatırken vazgeçmişçesine elini kendine doğru hareketlendirip kalın sesiyle “Ne vereceğin konusunda anlaşırsak neden olmasın?”
Dedi.

İstemsiz bir gülümseme yayıldı yüzüme. Hayır, utanmayacaktım. Onun niyeti bu yöndeydi, fakat ben daha evvel bu bel altı espileri arkadaşlarımla çok yapmıştım. Bu yüzden elimi uzatıp işaret ve orta parmağı arasında duran tokamı alarak yalancı bir mutlulukla gözlerine baka baka “Dayak?” dedim.

Aramızda kalan elini yavaşça masaya indirdi. Beklediğimin aksine bu konuyu uzatmadı. Daha fazla gülmedi de. Fazla gülmeye gerek yokmuş gibi daha sakin bir sesle “Hiç şüphem yok.” Dedi. “Dünkü olayından sonra.”

Dürümcüde sergilediğim hareketten söz etmesi beni bu defa bir miktar utandırmış, fakat yine de saçımı toplarken normale dönen sesiyle “Ha daha önce yaşananlar da var tabi..” deyişini kendime duyduğum gururla dinlemiştim.

Aklımda Servet’ e attığım kafa, Ufuk’ a diklenişim gibi birçok sahne canlanırken bakışlarım tıpkı Serdar gibi hemen önümde titreyen telefonuma gitti.

Serdar uzandı ve ekranda Fırat yazan telefonumu alarak “Kim lan bu?” Dedi.
Sesi bu sırada sertleşmiş, az evvelki keyifli halinden eser yoktu. Sıralı bakışları telefonda ve bende gezinirken dağınık topuzumu düzelterek sakince telefonu tutan eline uzanıp “Serdar.” Dedim. “Arkadaşım.”

Ne yapacağını tahmin edebiliyordum. Ama o telefonu açıp Fırat’ a kötü bir şey dememesi lazımdı. Çünkü Fırat gerçekten iyi bir arkadaştı ve Serdar’ ın o hallerinden nasiplenmesini asla istemiyordum. Bu yüzden telefondan ziyade aramayı yanıtlamasına engel olurcasına Serdar’ ın sert bileğini ve başparmağını tuttum. Yüzüme dönen bakışlarla da başımı sağa yatırıp sakin bir sesle “Serdar gerçekten, bak lütfen.” Dedim. “Bırak ben konuşayım.”

Benim aksime “Sen ne konuşacaksın kızım?” Diyerek elini sinirle sağa kaydırdı. Biten aramayla da “Sikerim senin erkek arkadaşını.” Diye devam etti.

Bu konuda her şeyin üst üste geldiğini ve haliyle de bunaldığının farkındaydım. Nitekim kendimi onun yerine koyduğumda dün yaşadıklarım sürekli olarak aklıma geliyordu. Serdar’ ın beni kıskandığı kadar ben de onu kıskanıyordum. Bu yüzden onu anlıyor, yanlış kişiye gereksiz bir tepki versin istemiyordum.

Gözlerine bakıyordum. Ona bakmamın, bakıp elini tutmamın ne olursa olsun Serdar’ ı rahatlattığına emindim. Onun üzerinde bıraktığım etkilerin daima farkındaydım.

Yeniden çalmaya başlayan telefonla tuttuğum eli sıkarak aynı tonda “Serdar.” Dedim.

Çattığı kaşlarla burnunda soluyor, aramayı yanıtlamak için telefonu diğer eline alıyordu ki hışımla “Serdar küserim.” Deyip araya girdim. “Ya Fırat beni aramaz kolay kolay. Bak biz senede iki kere görüşüyoruz o da bayramdan bayrama. Ya bir şey olmuştur bir müsaade et konuşayım.”

Yüzü daha sakin bir hal alır gibi oldu.
“Sana karşı tek bir imada bulunursa.” Diyerek sağ elinin işaret parmağını bana doğru kaldırdı. “Tek bir kelimesi hoşuma gitmezse Hazan.” Derken kaşları hafiften kalkmış, tehditvari bakışlarını gözlerime çevirmişti. Kaşındaki faça hiç olmadığı kadar çekici görünüyordu.
“Seni dinlemez bulur gebertirim bu iti.”

Bunun olma olasılığı yoktu. Bu güvenle Fırat’ ın kuracağı her cümleye kefil olup Serdar’ ın elini tutmaya devam ede ede “Ya tamam.” Dedim.

Telefonu diğer eline aldı. Bana bakarken aramayı yanıtlayıp sesi hoparlöre verdi. Fazla gergindi. Masanın altında titrettiği bacağıyla ellerimiz halâ birken çekmek istesem de bu defa da Serdar elimi tutarak bana engel oldu.

Fırat sakin ve uykulu bir sesle “Aga naber?” Deyince Serdar’ ın kaşları anlamsızca çatıldı. Muhtemelen aga lügatının ona uymadığını, ama bu defa bu kelimeyi sevdiğini fark etmişti. Bana tıpkı bir erkekmişim gibi aga denmesinden hoşlanmışa benziyordu.
Zira ne yalan söylemeliyim ki, bulunduğumuz duruma bakacak olursak bende hoşlanmıştım.

“Kanka efendim.” Diyerek Serdar’ in elini tutmaya devam ettim. Masaya doğru eğilircesine kımıldandım. Bana değen bakışlarla bir an önce sonuca varmak istedim.

“La kusura bakma ya seni de rahatsız ediyorum sabah sabah. Dün gece arayacaktım geç oldu uyumuşsundur diye aramadım.”

İyi ki aramadın Fırat.

“Sorun yok.” Diyerek ekrana bakan Serdar’ ı izlemeye devam ettim. “Ne oldu birşey mi oldu ki?

“Ya kanka pek müsait değilim, konuya giriyorum direkt. Bizim bir tanıdık var. Adı Salih. Annesi yok babası da içici tiplerden. Hayırsız işte.”

İkimiz de Fırat’ ı dinlerken Serdar’ ın kaşları çatılmış, boşta kalan eli bacağındayken elimi tutan elini farkında olmadan sıkmaya başlamıştı.
“Ee?” Dedim sakince. Konunun benimle olan ilgisini halâ anlayamamıştım.

Fırat “Salih dün askere Şanfıurfa’ ya gitti.” Deyince Serdar’ ın kaşları tıpkı benimkiler gibi havalandı. “Yarın teslim olacak. Şimdi sana da demek istemiyorum ama çocuk gariban. Yol bilmez, iz bilmez. Biraz da suskun bir tip, ezerler belki oralarda. Senin bir arkadaşın vardı orada, asker. Neydi adı?” Fırat’ ın kendi kendine düşünüyor gibi çıkan sesiyle Serdar bu defa konuyu anladığı için rahatlamış ve parmaklarımı okşamaya başlamıştı. Ben ise onun düşünceli halini desteklercesine “Emir..” Demiştim. “Adı Emir’di.”

Emir’ in üvey kardeşim olduğunu söyleme gereği hissetmemiştim hiç. Görenlere yakın arkadaşım deyip geçiyordum. Ki bu da yalan değildi. Emir aynı zamanda çok sevdiğim bir dostumdu.

Serdar başparmağıyla parmaklarımın üstünü okşarken titreyen bacağı durulmuş, yüzü sakin bir hâl almıştı. Fırat “Heh o.” Diye yükseldi. “Kanka acaba diyorum ona desen de aynı yerdelerse bir göz kulak olsa ya. İçimde kaldı dünden beri.”

Aralanan dudaklarımla elbette olur diyeceğim an Serdar düz sesiyle “Çocuğun telefon numarasını at.” Dedi. Bana değil Fırat’ a hitaben konuşması Serdar hariç ikimizi de şaşırtırken böyle bir hamle beklemiyor da değildim aslında. Neden bilmiyorum, ama buna hiç şaşırmamıştım.

Tabi Fırat bu konuda benim aksine epey bilinçsizdi. Bu bilinçsizlikle de tahmininin aksine “Emir sen misin la?” Diyerek gülmeye başlamıştı.
Parmaklarımı okşayan el Fırat’ ın laubaliliğiyle durdu. Kaşları her zamanki gibi çatıldı. Sesi sertleşirken ciddiyetle “Yok.” Dedi. “Serdar ben.”

Tutulmuşum gibi ikiliyi izlerken bu durumdan hiç olmadığım kadar keyif alıyor ve gururlanıyordum. Serdar’ ın yüzbaşı olması da bu gururumun en büyük sebebiydi.

Fırat bu defa “Asker misin?” dedi. Sesi az evvelin aksine daha ılımlı fakat bir o kadar da şüpheciydi.

Serdar’ ın bakışları yalnızca sol elinde tuttuğu telefondaydı. “Askerim.”

“Urfa’ da mısın ki?” Diye devam edince istemsizce kıkırdadım. Kıkırdamamla Serdar anında kaşlarını çatarak yavaşça bana döndü. Sinirli bakışları eşliğinde gülüşümü dindiremesem de dudaklarımı birbirine bastırıp bana baka baka “Evet.” Deyişini izledim.

Muhtemelen gülüşümün Fırat’ a gitmesine sinirlenmişti.

Fırat “Aa. Er misin? Rütben ne?” Diye devam etti. O arada hâlâ bana bakan adama ne yapayım komik dercesine omuz silktim. Serdar kendini bozmadan birkaç saniye daha yüzüme baktı. Ardından yeniden telefona dönerek o tok sesiyle soludu. “Yüzbaşı.”

Aramızda ufak bir sessizlik oluşurken Fırat’ ın halini tahmin edebiliyor ve daha da gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Elimdeki o büyük ve sert eli okşarcasına sıktım. Serdar’ da onun daha fazla bir şey demesine müsaade etmedi. “At numarayı.” Diyerek telefonu Fırat’ ın yüzüne kapattı.

Masaya inen telefon Serdar’ ın hemen önünde sabitliydi. Serdar bakışlarını bana çevirdi. Bu defa onun aksine tuttuğum eli ve parmakları yavaş yavaş okşayan benken sinirle “Bir daha aramıyorsun bunu.” Deyişini sakince izledim.

Yüzünü inceledim. Benim kalbimi tavaf eden adama kendi hislerimi bir bir bırakırken asla tartışmak istemiyordum. Zaten sinirli de değilim. Sadece onu anlamaya çalışıyordum. Gözlerimi gözlerinden, elimi elinden almadan “Ne yanlışını gördün ki şimdi?” Dedim.
Yani evet. Konuşma süresince Fırat’ ın bana karşı bir terbiyesizliği ya da art niyeti olmamıştı.

Parmaklarının sertliği tüm bedenimde his olup yayılırken bileğimden koluna çıkan belirgin damarlarını hissedebiliyordum. Masada olan dirseğiyle kasları belli olan kolu ve siyah tişörtünü saran geniş bedeniyle muazzam görünüyordu. Hele birde kaşında o faça ve yara oldukça üzerime sinen ürkütücülük beni benden almaya yetiyordu.

“Görmedim.” Diyerek avucuna aldığı ince parmaklarımı usul usul okşadı. “Ama bu olmadığı anlamına gelmez.” Alt dudağımı onun bu kuruntulu ve kıskanç haline sarkıttım. Kaşları havalandı, uyarıcı bir tonda devam etti. “Sana aramayacaksın dedim.”

Yani aramazdım. Zaten dediğim gibi, eski bir arkadaşımdı ama bayramdan bayrama görüşüyorduk. Bana fark etmezdi.

Bu defa titreyen telefonuma yöneldi. Telefonu sol eline alırken elimi sevmeyi asla bırakmadan “Şifren ne?” Dedi.

Gelen mesajın Fırat’ dan olduğunu bildiğim için sakince “Bindokuzyüzyedi.” Diyerek sol elimi masaya koyup ne yapacağını izlemeye başladım.

Kilidi açtı. Gelen mesaja girdi ve kopyaladığı numarayla kendi numarasını tuşladı. Ekranda çıkan Serdar kişisine numarayı yolladıktan sonra Fırat’ ı da her yerden engelledi. Bunun üzerine aynı şekilde masada titreyen telefon onunki olunca da başımı hafif kaldırarak beni ne diye kaydettiğine bakmaya çalıştım. Fakat güneş tam tepede olduğu için telefona vuruyor ve ışık ekranı görmeme mani oluyordu.

Serdar ne yaptığımı anlamış olacak ki telefonum kilidini kapatıp bana dönerek “Bakma boşuna.” Dedi. “Yavrum diye kayıtlısın.”

Dudaklarımı yüzümde beliren gülüşü bastırmak için ısırdım. Çok da mutlu oldum aslında. Benim onu ne diye kaydettiğim hakkında tek bir yorum yapmadan ve çekinmeden yavrum diye kaydettiğini demesine mutlu olmuştum.
Bu defa elimi bıraktı. Elini az ileride İsa’ ya kaldırıp menemeni işaret ederken koşar adımlarla bize yaklaşan adama “İsa yenile bunu abim.” Dedi.

“Ne zaman gidiyorsun sen?” Dedim.

Tabağına koyduğum böreğe bakarken “Cuma sabahı çıkarım yola.” Dedi.

Başımı sallayıp çatalın ucuna taktığım simidi kaşarlı menemene bandırırken moralim çok fena bozulmuştu.
“Cidden kalacak mıyız?”

“Hııı hıı.” Derken kendi tabağımdan onun tabağına koyduğum böreği yiyordu.

Omuz silkip ağzımdakileri yuttuktan sonra “Kıyafetim yok Serdar, kalamayız.” Dedim.

Bunun üzerine umarsızca “Birazdan merkeze iner bir şeyler alırız. İstersen benim tişörtlerimden giyersin.” Derken kıyafet sorunum pek de umurunda değildi.

Çayımdan bir yudum alıp gözlerimi bir ihtimalle kıstım. “Eve inip gelsek?”

Alışveriş yapmak istemiyordum. Özellikte de Serdar’ la, çünkü ona para harcatmak asla benlik bir hareket değildi. Eve gidersek hemen birkaç şey alabilirdim. Tabi bu da neredeyse iki saatimize maal olurdu.

Serdar benim aksime hayır dercesine başını sallayıp çayından bir yudum aldı.
“Mahalleye inmek yok.”

“Neden?” Deyip onunla birlikte çayımı içerken kaşlarını hayır anlamında kaldırıp “İstemiyorum.” Dedi.

İyi de bu konunun bir sonu yoktu. Ben bu şekilde üç dört gün duramazdım.
İçim daralmıştı.
Oturduğum yerde dikleşip bardağı tabağımın yanına bırakarak sitemle “Serdar tüm kıyafetlerimi senden karşılayamam.” Dedim.

Beni anlamasını istiyordum. Neticede iç çamaşırlarım olmadan duramaz, asla gezemedim.

Meseleyi anlamış gibi rahatça arkasına yaslanıp yüzüme baktı. “Alışverişe ineriz dedim.”
Başımı iki yana salladım. “Olmaz.”
Bu defa da gram mimik oynatmadan gözlerime baka baka asıl sorunu anlamış gibi “Baksırlarımdan giyersin.” Dedi.

Hayır, dalga geçmiyordu ve bu teklif… Fazla cezbediciydi. Fazla hoş, hattâ iç gıdıklatıcı bir şekilde nefes kesiciydi. Hoşuma da gitmemiş değildi.

Yine de hislerimi belli etmek istemiyormuşçasına yüzümü buruşturduğumda devam etti. “Ama illa sütyensiz duramam diyorsan da tekrar diyorum bak, zafere ineriz.”

Az evvel hoşuma giden baksır olayının aksine sütyen meselesinde yüzüm anında kızardı. Beni utandırdığı için sinirlenirken öfkeyle tıslayıp “Serdar!” Dedim. Bu kadar kolay dile getirmesi çok… Yani bilmiyorum ama utanmıştım.

Yüzünde gram mimik değişmedi. Halâ sabit olan bakışlarıyla omuzlarını kaldırıp indirdi. “Olmayan bir şeyi demedim Hazan.”

Oflayarak sedire geriye yaslanınca benim aksime bana doğru dikleşerek “Utanma boşuna.” Dedi. “Zaten işin sonunda benim olacaksın.”

Kaşlarımı yeniden ve bitmek bilmeyen bir şekilde hayretle kaldırıp rahatca bana bakan adama baktım. “Öyle mi? Peki şu an?”

Bu muhabbetten benim aksime utanmıyor, ciddiyetle yüzüme bakmayı sürdürüyordu. “Bahsettiğim tabir o değildi.” Derken epey ciddiydi. “Yani benim olacaksın kısmı, benim olacaksındı.”

Şeyi diyordu; mental olarak değil de beden olarak onun olacağımı.
Ellerim aramızdaki bu uzak konuşmayla buz tutarken açık sözlülüğünde utanarak bakışlarımı boşalan beyaz tabaklara indirdim.
Belki yan yana olsak, ya da kucağında olsam, başımı boynuna bıraksaydım bu kadar utanmaz ve kendi içime çekilmezdim. Serdar’ la aramda çok garip bir bağ vardı ve beni koynuna alsa sanki tüm utancım gidecek gibiydi.

Rahatsız hissettiğimi anlamış olacak ki “Neden Urfa’ yı istemiyorsun?” Diyerek konuyu başka bir tarafa çevirdi.

Ona bakarken gözlerimi kıstım. “İstemiyor muyum?” Derken sakin yüzünü izledim.

Bardağı sağına koyup önünü açarken tekrar yüzüme baktı.
“Süleyman Abi’ ye istemediğini söylemiştin.”

Köydeki evinde kaldığımız akşamdan bahsettiğini anlayınca “Hee.” Diyerek kaşlarımı kaldırdım. “E çünkü orada kimse yok, sıkılıyorum. Birde sanırım Bursa’ yı daha başka seviyorum.”

Beni izledi.
Beni dinledi.
Cümlemin sonunda “Ben varım.” Demesiyle tek kaşımı kaldırıp anında yapıştırdım lafı. “O zaman yoktun ama.”

O akşam. Beni görmezden gelip sustuğu akşam.. Serdar’ da neyi ima ettiğimi anlamış olacak ki benim ciddiyetimle “Hazaaan.” Deyip uyarıcı ses tonuyla yüzüme baktı. “Bu konuyu dün hallettiğimizi düşünüyordum.”

“Hallettik zaten.” Deyip masum masum omuz silkerek kaşları çatılan adama baktım. “Ben sadece yeri gelmişken söyledim.”

Derin bir nefes aldı. Bakışları bir an olsun gitmedi yüzümden, dağınık ev topuzumdan. “Beni affedersin ama bir ömür kafama kakarsın bunu. Değil mi?”

Bir ömürlük yolumuz olursa seve seve kakarım siyah dev.

Başımı yana eğip “Az bir süre.” Derken buruk bir hevesle o gün adına gülümsedim.

💎

Hep böyle oluyordu işte. Ne zaman Serdar’ a yaklaşsam kendimi çok farklı bir yerde, çok farklı duygulara gebe bir halde buluyordum. Ne zaman onun koynunda olsam tüm utangaçlığımı yitiriyor ve bacak aramdaki sızıyla bir başıma kalıyordum. Bu hep böyleydi. Bana geldiği ilk gece kucağında yatarken de, şu an sırtım göğsüne yaslamış bir halde çimenlerin ortasında, bacaklarının arasında otururken de…

Ensem ve boynum arasında gidip gelen dudakları nihayetinde kendine boynumda bir yer bulmuştu. Serdar daha rahat öpsün diye sola yatırdığım başımla karnımın üzerimdeki kollarını okşayarak tuttum. Dirseğiyle birlikte kollarını okşuyorken dahi hızla atan kalbini sırtımda hissediyor, kendine engel olmak istemeden bana karşı duyduğu hisleri anlayabiliyordum.
Serdar’ ın kalbi benim için çarpıyordu…
Bununla beraber “Yavrum.” Derken sesi boğuk, boynumda yer alan dudakları ise yumuşacıktı.

Serdar’ ın evinin hemen arkasında bulunan koca gövdeli bir çam ağacının dibinde oturuyorduk. O sırtını ağacın gövdesine dayamıştı. Beni bacaklarının arasına oturtarak hafif büktüğü bacakları ve belime sardığı kollarıyla tüm bedenimi adeta ablukaya almıştı.

Yavrum dediği an gözlerimi yavaşça tepedeki güneşe kapattım ve başımı tamamen geniş omzuna bıraktım. Yüzünü tenime eğdi, burnunu boynuma sürterken kokumu içime çekti. Nefes aldığında yükselen bedeniyle tenimi yavaş yavaş öperken onu hissedebiliyordum.
Her açıdan…
Boynuma sürttüğü burnunu, kulağımın hemen altında gezinen dudaklarını ve bana kalkan olan o koca bedenini..

Havanın çok hafif serin olmasından neredeyse dirseğime kadar inen tişört ve bedenimi saran adam sayesinde asla etkilemiyordum. Beni serin havadan bile öylesine koruyor ve öylesine sarıyordu ki, kalbimin etrafımızdaki minik papatyalar ve minik pembe çiçekler gibi açmaması mümkün değildi..
Gözlerim ağırlaşarak kapanıyor, ara ara üzerimize gelen güneşin sıcaklığıyla da beni epey mayıştırıyordu.
Serdar’ ın bu defa anın sessiz huzurunu bozmamak adına fısıldar gibi “Uykun mu geldi Hazan’ ım?” Demesiyle kalbimden bin bir kelebek uçuştu..

Sesindeki o huzurlu tını tüylerimi diken diken ediyor, ruhum bedenimde hissettiğim varlığıyla besleniyordu.
Ah, o omuzlarıma inen tüy değerindeki naif buseler…

Boynumdaki dudaklara aldırmadım. Sorusuyla kımıldandım. Başımı hafif bir şekilde Serdar’ a çevirerek kendimi çenesinin altına bıraktım. Hafiften alnıma batan sakallarla “Mayıştım sadece.” Derken bu defa tenindeki kokuyu içine çeken o değil, bendim.. Aslında bu huzurun en güçlü sebebi de beni sarıyor olmasıydı.
Buram buram hissetsem de asla neyli olduğunu çözemediğim parfümü ve bu defa alnıma inen dudaklarıyla güçlü kollarına daha da sarıldım. Bir şey dememiş, yalnızca var ettiğimiz huzurla, bir şekilde sevmeye devam etmişti beni.
Öperek, beni daha da sararak, kirpiklerimi izleye izleye, dudaklarını tenimde gezdirerek…

Sonu yoktu bu sevişlerin..
Bu birleşmenin, bu naif hislerle kaplı kalp çarpıntılarının.. Sonu yoktu beni sarmasının, koklamasının, öpmesinin..

Hava öylesine güzeldi ki, Serdar’ la saatlerce susacak, ya da tam tersi saatler konuşacak gibiydik. Geçmişten, gelecekten, hayallerden, hislerden.. O bıkmadan beni öperken ben ona tatlı tatlı bir şeyler anlatabilirdim belki. Belki bir kır kenarında, kalbimde sevdiğim adamla soluksuz günler var edebilirdik…
Her şeyi unutup birbirimize delice koşabilir, koşarken kanayan ayaklarımızla dahi mutlu olabilirdik. İşte öyle güzeldi hava..

“Kokun.” Dedi başını yeniden boynuma bırakırken. Sonra ona açtığım yerde o yumuşak etli dudaklarını kulağımın hemen altına bastırdı. “Tenin.” Derken sesi epey boğuktu. “O kadar başka, o kadar güzel ki…” Gözlerini kapattığını anlayabiliyor, tüm bu olan biteni en az Serdar kadar çarpan kalbimle dinliyordum. “Sanki yeniden doğuyorum.”

Susuyordum. Belki ona verebilecek bir cevabım yoktu, belki de bu an bozulsun istemiyordum. Bana güven veren kolların arasında susuyordum, öylece…

Sağ kolunu ağır bir şekilde belimden aldı. Alırken değdiği tenimi okşadı, onda dağılan saçlarımı öptü bir bir. Bir kolu halâ belimi sararken üstelik sütyenimi hiç olmadığı kadar hissederken uzattığı sağ eliyle yanağımı avuçladı. Kapalı gözlerim eşliğinde başımı Serdar’ a çevirerek o sert eliyle yüzümü sevişini hissettim.

Bu anı kaç haftadır hayal ediyordum? Epey olmuş, aramızda bizi mahkum eden asırlar geçmişti sanki.
Senin bana gelmen için çok şey kat etmiştik siyah dev. Benim seninle olmam için koca koca dağları aşmıştık, seninle…

Sual dolu hafif bir sesle “Yavru..” diyerek bana yaklaştığında gözlerimi yavaşça araladım. Güneş bedenimizi sarıyor, yüzümdeki sağ elinin başparmağı dolgun dudaklarımın hemen üzerine denk geliyordu. O her daim korkunç olan bakışları bu defa yumuşacık, gözleri tam olarak gözlerimi tarıyor haldeydi.

Baktım.
Çekinmedim.
Hafif bir şekilde tüm bedenimle Serdar’ a döndüğümde hafifçe hareketlenen eli bel oyuğumda durdu. Dudaklarımda dik bir şekilde duran başparmağı yerini korurken aramızda geçen bu sessiz anlaşmayı bana doğru eğilerek taçlandırdı.

Duyulan kuş sesleri eşliğinde, hafif savrulan saçlarımla dudaklarını dudaklarımın hemen üzerindeki başparmağına indirdi. Şimdi bizi ayıran tek şey Serdar’ ın parmağıyken kalbim daha da hızlandı, varla yok arası aralanan dudaklarımla yutkunamadım. Beni hem öpüyor, hem de dokunmaya kıyamıyor gibiydi.
İradesini koruduğunu anlayabiliyordum.
Kalbi hızla çarpıyor, kalçalarıma denk gelen sertliğiyle kendini sıkıyordu. Dudakları bana santim kadar uzak, kokusu ciğerlerimde, sakalları çenemde, Serdar bende…
Dakikalar geçti sanki. Parmağını hafif bir baskıyla sağa sola doğru hareket ettirerek dudaklarımı sevdi, okşadı, hoyratça hareketlendirdi. Sonra geri çekildi. Bu defa da alnıma yönelerek önce alnımı, daha sonra sivri burnumun ucuna öptü..

Henüz erkendi.
O da biliyordu ve benim kendimi kasmamla kendini geri çekmişti. Kötü bir niyetinin olmadığını elbette biliyor, yalnızca benim yaşadığım cinsel çekimin daha fazlasını yaşadığını anlayabiliyordum. Bu yüzden hafif aralanan gözlerim eşliğinde yüzümde oluşan tebessümle Serdar’ ın dudaklarının sol köşesine yöneldim.

Bunu yaparken boyuna yetişmek için başım hafif kalkmış, bedenim ise dikleşmişti. Dolgun dudaklarının yanı sıra tenini dudaklarımda hissediyor olmak eşsizdi. İlk defa bir erkeği doyasıya öpmek istiyor ve bunu yaparken teninin kokluyordum. Dudaklarının hemen kenarındaydım. Gülünce oluşan o ufak çizgilerin ortasında..
Serdar beni izlerken sakince öptüğüm dudak kenarıyla gülümsemiş ve elbette ki buna müsaade etmişti. Fakat dudaklarıma batan bıyıklarla bu çok da sürmedi. Aynı gülüşle geri çekilip sırtımı yeniden göğsüne bırakırken “Bıyıkların sakalların batıyor Serdar.” Dedim.

Sakal ve bıyık seviyordum. Ama söz konusu öpmek olduğunda sanırım aynı şeyi söyleyemezdim.

“Keserim.” Diyerek yeniden başımı öptü. Artık daha canlıydık. En azından birkaç kelime edecek kıvama gelmiş, o birbirimize yükselen halimizden az da olsa kurtulmuştuk.
Yani en azından ben öyleydim.

Keyifle “Güzel olur.” Diyerek dizlerimi büktüm ve çimene doğru uzattığım çıplak ayaklarımı kendime çektim.
“Hıımm?” diyerek koynuma düşen ufak yeşil yaprağı alıp kenara bıraktı. Serdar bunu yaparken zihnime dolan bir anıyla gülümsedim.

Gülüşümü görüp “Ne oldu?” Deyince de benim için yaptığı şeylerin inceliğine şaşırmış bir halde alayla “Karşılaştığımız ilk gece…” diyerek devam ettim. “Birde şimdiki halin..”

“Karşılaştığımız ilk gece varya..” dediğinde eli yeniden belimi bulmuştu. Bir şey itiraf edeceğini anladığımdan merakla “Ee?” diyerek kollarını tuttum.
Ben haftalardı bu anı bekliyormuşum meğer.

Şakağımı öpüp başımı hafif bir şekilde omzuna yaslayarak boğuk bir sesle “Aklımı başımdan aldın hatun.” Demesiyle sırıttım. Sağ elimi kaldırdım yüzüne koydum ve mest olmuş bir tatlılıkla hayran hayran “Yaa..” Dedim.

Bunu asla beklemiyordum. Bana hatun demesini, böyle bir itirafta bulunmasını ve bunu söylerken asla çekinmemesini..
Sahip olduğum o şaşkın bir mutluluk bir yana “Ben haklıydım ama.” Demeden de geçemedim.

Yüzünü yanağımda gezdirerek “Sen haklıydın.” Dedi. Yanağımı öptü. “Ben seni görünce mala döndüm yavrum.” Tekrar öptü sonra. “Sen haklıydın…”

Haklı olduğumu zaten biliyordum da şu an fark ettim ki bunun hiçbir önemi yoktu. Kimin haklı olduğunun ya da kimin güçlü olduğunun zerre miktar önemi yoktu. Anlamlı olan tek şey Serdar’ la birlikte olmamızdı ve bunu ikimiz de biliyorduk.

“Madem ilk günlerde gidiyoruz.” Diyerek başını benden aldı ve ağaca yaslandı. Yaslanırken beni de bırakmadı. Omuzlarımdan tutarak gövdesine yaslanmamı sağladı.

Görüş alanıma giren bileğiyle restorandan sonra saçlarımdan aldığı tokama uzandım. Uzun tırnaklarım sayesinde lastikle daha rahat oynarken de devamını getirmesi için yeniden “Eee?” Dedim.

“O Alp itinde senin ev anahtarının ne işi vardı?” Demesiyle birlikte sertleşen sesiyle başa döndüğümüzü anlamıştım.

Uzandığım yerde kımıldamadan kaldım. “Hangi gün?” Alp’ le o kadar zaman samimi olmuştuk ki hangisinden söz ettiğini tam olarak çıkartamamıştım. Ta ki “Sarma getirdiğin gün, müzik zımbırtısını kapatmaya yolladın.” Diyene kadar.

İlk günden bahsediyordu. Onu bile unutmamış, yeri geldiğinde hesap sormak için beklemişti, öyle mi?

“Yaaa.” Deyip siyah lastiğimi çekiştirip oynayarak güldüm. “Ayy ne bilenmişsin Serdar ya.”

“Soru sordum!” Dedi. Yüzünü göremesem de yükselen sesiyle onunla alay etmeme sinirlendiğini anlayabiliyordum.

Omuz silktim. “Onda unutmuştum.”

Anında “Lan.” Diyerek sinirle oturduğu yerde dikleşti. Başını ağaçtan almış, dikkatle bana bakmaya başlamıştı. “Evine mi gidiyordun birde!”

Yanaklarımı şişirip başımı Serdar’ ın aksine ormana doğru çevirerek ofladım. “Abartma. Çocukluk arkadaşımdı.” Derken çatılmış kaşlarıyla bana bakan adama aldırmamaya çalışıyordum. “Tabi ki gidiyordum.”

“HAZAN!” Diye bağırdı sonra.

“Bağırma bana!” Diyerek sinirle ona dönsem de bir bakışıyla modumu anında değiştirdim. “Yedin mi sarmalardan?”
“Yok.” Derken bu sefer manzaraya dönen o oldu.
“Yaptığın hiçbir şeyden yemedim.”
Kaşlarım kalkarken resmen şok olmuştum.
Nasıl yani? Tüm akşam beni izlediği halde yememiş miydi?
“Zıkkım ye!” Diyerek başımı tıpkı onun gibi aksi yönde duran cam ağaçlarına çevirdiğimde “Olur.” Dedi. “Yerim.”

Asla kavga etmiyorduk. Aramızın bozuk olduğunu da sanmıyordum ama koskoca Serdar’ ın tıpkı ufak bir çocuk gibi bana tirip attığı konusunda nettim. Tıpkı benim ona bakmadığım gibi o da bana bakmıyor, başını çevirdiği yerde öylece doğayı izliyordu.

Aklının bende olduğuna, yeniden bana dokunmak istediğine emindim. Yoksa neden boynum ağırdı diye yaslandığım göğsüyle bana dönsün ki?

Göz ucuyla beni izlemeye başlayıp “Uyudun mu onun evinde?” Dedi. Sesi buz gibiydi. Tahminen de bunu düşünüyor, canını bu yüzden sıkıyordu.
Sorunun cevabı evetti ama sandığı gibi bir şey yoktu ki.
“Neyi merak ettiğini biliyorum.” Dedim uzun çam ağaçlarını izlerken. Yaslandığım beden beni halâ sarıyordu. Ne olursa olsun bırakmayışını sevmiş, ben de “Ama korkma, senden başka kimsenin kollarında uyumadım.” Diyerek ona karşı güçlü bir adım atmıştım.
Güçlü diyorum. Çünkü cümlem bittiği gibi o dudaklar yeniden sağ şakağımı bulmuştu.

Derin bir nefes alarak başını tekrar ağaca yasladı. İçinin bu konuyla daraldığını hissediyordum. Ondan önceki hayatım için beni kıskandığını, kızdığını ama yine de bir şey diyemediğini, dilinin ucuna gelenlerle tek kelime edemediğini biliyordum.

Konuyu değiştirerek “O gece Güllük’ e neden geldin?” Dedim. “Sen kafe adamı değilsin, o tarz müziklerden hoşlanacağını pek sanmıyorum.”

Başımı tam olarak Serdar’ a yaslamış ve yeniden kolundaki lastikle oynamaya başlamıştım.

“Doğru, sevmem hiç. Ama Oktay’ a sözüm vardı. Seni görünce gidemedim.” Bakışlarını üzerimde gezdirdiğini anlayabiliyordum. “O giydiğim kıyafetleri de unutmadım.” Diyerek sesini sertleştirdi.

Geri çekilmeye niyetim yoktu. Bu defa başımı Serdar’ a doğru çevirerek keyifle soludum. “Kudurdun değil mi?”

“Kudurdum.” Derken yüzümü izliyor, sesini imayla şekillendiriyordu. “Kudurttun.”

Derin bir nefes aldı. Bu sayede bedenim tıpkı onunki gibi yükselip alçalırken yanımda, çimenlerin üzerinde çalmaya başlayan telefona uzandım. Hemen arkamda olduğundan arayanın Gül olduğunu görebiliyor ve kim o diye sormuyordu.

Sol kulağıma götürdüğüm telefonla “Efendim?” Derken Serdar bedenimi kendime çekmiş ve başını yeniden sağ omzuma koymuştu.

“Bebeğim geçen sana atıp güzel mi diye sorduğum fotoğraf vardı ya. Hani elimde viski olan.”

“Ee.” Diyerek boşta kalan elimle Serdar’ ın yüzünü sevmeye başladım. Başımı çevirdim. Dudaklarımı ve burnumu şakaklarına doğru bastırırken “Silmediysen onu bana atsana.” Diyen Gül’ ü dinledim.

Bir elimle yüzünü okşarken hafif ona dönen bedenimle dokunduğum adamı severek soludum “Silmedim aşkım. Atarım şimdi.”

“Öpüyorum.” Deyişiyle Serdar’ dan ayrıldım ve telefonu kapatmadan hemen önce “Bendee.” Dedim.

Serdar keyiflenmişti. Bunu ensemi öpüşünden anlayabiliyordum. Zira onu ne zaman sevsem bana karşı bariz bir şekilde yumuşuyor ve kendinden geçiyordu.

Gözünün önünde girdiğim galeriyle halimden memnun bir halde Gül’ e fotoğrafını yollarken Serdar başını boynumdan çıkarttı. Çatılan kaşlarıyla belimdeki elini telefona uzatıp “Sen versene bi şunu.” Dedi.

Tepkisine şaşırsam da “Bir dakika” deyip fotoğrafı yollayarak telefonu eline verdim. Bir şey görmüş ya da gördüğünü sanmış olmalıydı. Oysa bu kısımda birkaç ekran fotoğrafı ve çektiğim manzaralar dışında herhangi bir şey yoktu.

Gül’ ün fotoğrafının yanında duran devrilmiş bir kamyon fotoğrafına girdi. Bunu geçen haftalarda internette gezinirken görmüş ve kızlar anlamaz yazdığı için merak edip ekran görüntüsü almıştım.
“Ne bu?” Diyerek sertleşen sesiyle bana döndü.

Kızmasıyla afalladım. En ufak bir fikrim olmadığından fotoğrafa bakıp omuzlarımı kaldırarak “Bilmiyorum ki.” Dedim. “Bende ne olduğunu anlamadım. Emir’ e sorarım diye kaydetmiştim ama unuttum atmayı.” Serdar’ a dönerek onun aksine sakin bir şekilde devam ettim. “Sen anladın mı?”

Durdu öyle.
Kaşları hafif çatılırken yüzündeki o garip ifadeyle nefesini verdi ve yumuşayıp “Sakın, sormuyorsun kimseye.” Dedi. Dudaklarım itirazla aralansa da Serdar devam etti. “Tamam mı yavrum?”

Ekranı kapatıp telefonu kenara koyarken incelttiğim sesimle “Serdar ne var ki? Söylesene.” Deyişimle yeniden bana baktı. Bir şey olduğu belliydi. Halinden ve tavrından iyi bir şey olmadığı da kesindi ve ben merak ediyordum. Hayır ne olabilirdi ki? Devrilmiş bir kamyondan ne çıkardı?

Ilımlı bir şekilde “Yavrum.” Diyerek yeniden bana döndü iyice. Bedenlerimizin aksine biz yüz yüzeydik ve ben onun gözünde masum masum bir şeyler öğrenmek istiyordum.
Alt dudağımı sarkıtarak oturduğum yerde kımıldandım ve sol elimi göğsüne bıraktım. “Ya Serdaar. Söyler misin?”

Yüzüne yayılan gülüşle eğilip yanağımdan öperken kollarını koltuk altıma kadar çıkarttı ve beni bir çocuk gibi sevmeye başladı. “Sana ölürüm.” Dedi sonra. Yanağımı sıkıca ve sesli bir şekilde tekrar öpüp derin bir nefes aldığında çok keyiflenmiştim.

Ruhumdaki çocuk şımarmış, beni şımartan adama gülmeye başlamıştı. Ne anlatacağını büyük bir merakla izlerken iyice Serdar’ a dönüp sağ kolumu güçlükle boynuna doladım. Boynunu öperek sabırsızca “Hadiii.” Dedim.

Birbirine karışmış bedenlerimizle bir ağacın altında keyiflenirken Serdar başını bende alarak hafif ciddileşen sesiyle “Tamam. Bu konularla ilgili her şeyi benden öğreneceksin zaten..” dedi.

Ne gibi konulardı ki?

Belimi usul usul okşarken gözlerime bakarak sakin bir sesle “Bazı erkekler bir süre cinsel ilişkiye girmezse, ya da kendini boşaltmazsa ara sıra rüyalarında boşalırlar. Bu olaya da kamyon devirme diyoruz.” Dediği an yüzümü buruşturdum.
Hayal kırıklığı eşliğinde “Ayyy.” Diyerek yükselen sesimle ağlamaklı bir halde yüzümü anında Serdar’ ın göğsüne koydum. Kollarını bana sardı. Sanki iğrenç bir şey olmuştu da ben koşarak Serdar’ a sığınmıştım gibi.

Çok utanmıştım. Çok rezil olmuştum ve Serdar’ a resmen bana bunu anlatması için ısrar etmiştim. Nerden bilebilirdim ki ama? Kızlar cinselliğin her türünü konuşsak da bu kamyon olayına asla girmemiş, daha evvel hiç rast gelmemiştik. Eminim bu konuyu onlar da bilmiyordu. Bilselerdi, yani en azından Yeliz bilseydi muhakkak kahkaha atarak anlatırdı bize. Bende böyle kızarmış bir halde Serdar’ a sarılıyor olmaz, o fotoğrafı telefonumda tutmazdım.

Başım göğsünde, kokusunu içime çekerken başıma değen tüyleri hissedebiliyordum. Sert bedeni ona karşı olan duygularımı arttırırken nefesim Serdar’ ı istercesine hızlanıyordu. Tüm bunlar olurken kendimi çok kısa bir an acaba Serdar’ da yaşıyor mudur bunu demekten alamasam da utanmamam için bedenimi saran kollar buna mani olmuştu. Yine de Serdar’ dan utanıp Serdar’ a sığınmam bana pek çok şeyi hatırlanıyordu..

Keyifli bir halde “Utanma yavru.” Deyişiyle boynundaki kolumu aramıza indirdim. Başım halâ göğsündeydi ve kendimi tiksinir gibi “Ay Serdar yaaa.” Demekten alamıyordum.

Serdar’ a da rezil olmuştum zaten. Adam verdiği ilk tepkiyle haklıydı. Ne işim olurdu benim kamyonla, kamyonu devirmekle kaldırmakla.
Tövbe yarabbim.

Sakinleştirici bir tonla “Tamaaam, bir şey yok.” Dedi ve sırtımdaki elleriyle sakince başımın iki yanını tuttu. “Kaldır hadi başını. Yüzüme bak.” Diye devam etmesiyle de itirazla omuz silktim.
“Kaldırmayacağım Serdar uğraşma boşuna.” Tüm bu utangaç itirazımla isteğinden vazgeçti. Sol kolunu sırtıma koyarken sağ eliyle ensemi kavramış, başımı bir bebeği tutar gibi göğsünde tutmaya devam etmişti.

Bakamazdım yüzüne. Hele de şimdi.

Sakin sakin benimle konuşuyor olması ne kadar Serdar’ lık bir durumdu, değil mi? Ben iyi ki de atmamıştım onu Emir’ e. Yoksa eminim ki daha fazla utanacaktım. Yine de ne olursa olsun sevdiğim adamdan öğrenmiştim ve bu bir nebze de olsa daha iyiydi.

Serdar’ ın kalçama değen sertlikle kendini geri çekmeye çalışırken aynı zamanda benim utanmamam için didiniyor oluşu ona daha başka bakmama sebep oluyordu.
Daha değerli.
Neticede cinsel dürtülerini bana karşı kullanmıyor, hattâ büyük bir çabayla hissettirmemeye çalışarak benimle ilgileniyordu. Nitekim içimdeki edepsiz kadın bu dürtülere onun aksine meyilliydi. Öyle de oldu, başımı inatla kaldırmayıp daha edepsiz bir şekilde “Sen bu sabah o yüzden mi duş..” dememe sebep oldu.
Sadece herkes gibi merak ediyordum. Serdar’ ın o hallerini yani.
Pes etti. Bu cümlemle kalçamdaki sertliği anladığımı anlayınca ne sertliğini geri çekmekle ne de başımı kaldırmam için daha fazla uğraştı. Fakat tahminimin aksi yönünde, tüm bunlar eşliğinde neredeyse sesli bir halde kıkırdadı. Saçlarımı usul usul okşarken keyifle, utanmadan açık açık “Haayııır, ben uyurken boşalmadım yavrum.” Dedi. Başını eğip saç diplerimi öperken boğuk sesiyle “Duşa girmek zorunda kaldım sadece.” Diye devam etti.

Benden etkilendiğini, tüm gece dayanamadığını ve kendine mani olmadığı farklı bir deyişle ele vermesini anlayabiliyordum. Sandığımın aksine erkek dilinde kamyon devirmemiş, sadece rahatlayarak duş almıştı. Aslınca bunun hiç olup olmadığını merak ediyordum. Fakat dile getirecek kadar cesaretli de değildim. Zaten kızarmaya başlayan yüzümle epey bir ileriye gitmiştim. Yine de saçlarımda gezdirdiği dudakları utancımı bir nebze olsa azaltmaya yetiyordu.

Benim sessiz kalışımla başımı yeniden öptü. Aramızda tuttuğum kollarımı aldı ve kendi boynuna dolamamı sağlayarak “Bana istediğini sorabilirsin yavru.” Dedi. Ellerini belime indirdi. Başını tam olarak görülmeyen yüzüme doğru eğip belimi iki yanımda kavrarken yalnızca bana bakıyordu. “Bu konularda benden utanma.”
Kalbim hızlanırken sözlerindeki anlamla olduğum yerde daha da utandım. “Duş aldım.” Diyerek beni onayladı. “Çünkü tüm gece koynumda uyudun.” Eğilerek yanağım ve şakağımın arasını öperken sesi daha da kadifemsi bir hal aldı. “Olsun o kadar..”

                                  
💎

“Sen ilgilen. Dönünce ben hallederim. Hayır. Aynen. Haber ver bana. Arama mesaj at.”

Serdar hemen arkamda evin giriş kapısını kapatırken Azat diye biriyle konuşuyor ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkışımı izliyordu. Ona bakmıyor, zaten geleceğini bildiğim için tahta trabzanlara tutuna tutuna üst kattaki odaya ilerliyordum.

Azat yaklaşık iki dakika önce aramış ve Serdar bu sebeple benden uzaklaşmıştı. Yani en azından sarılma faslımız sona ermişti. Muhtemelen bugün arayan arkadaşım Fırat’ dan aldığı numarayla ilgileniyordu. Çünkü az evvel, yani eve girmeden hemen önce çocuğun adının Salih olduğunu dile getirmişti. Kısaca, Serdar şu an Bursa’ daydı ve onunla ilgilenmesi için Azat diye biriyle görüşüyordu.

Ben merdivenlerin sonuna geldiğimde Serdar telefonla konuşa konuşa alt kattaki mutfağa yönelmişti.

Odanın penceresinden içeriye sızan öğlen güneşi ve cama değen ağaç dallarıyla harika bir görselin ortasındaydım. Beyaz perdeyi kenara çekerek güneş ışıklarının tam olarak beyaz yatağın üzerine gelmesine müsaade ederken oldukça keyifliydim. Bugün hava çok güzeldi. Akşama doğru serinleyeceği konusunda emin olmama rağmen bunu asla dert etmiyor, nasıl olsa Serdar’ a sarılarak uyuyacağım için aksine keyifleniyordun.

Kendimi ışıklarla dolu beyaz yatağa atmadan hemen evvel hızlı adımlarla yatağın yanındaki koca dolaba yönelip sürgüyü açtım. Sabahtan beri, hatta dünden beri dar bir pantolonun içindeydim ve neredeyse kendimden geçecektim. Fazla daralmış, bu darlıkta da yeterince bunalmıştım.

Kapakları açtığımda karşılaştığım manzarayla kaşlarım az da olsa havalanırken siyah, koyu yeşil, lacivert tonlarındaki tişörtlerle olan bakışmamı sonlandırdım. Serdar’ ı koyu tonların dışında başka bir renkle görmemeye artık alışmıştım. Yani şaşkınlığım renklerine değil neredeyse kırk tane olmalarınaydı.
Eğilerek aşağıdaki baksır çekmecesinden siyah bir baksır aldım. Serdar gelmeden pantolonumu çıkartıp baksırını giydikten sonra kendime yeni bir siyah tişört aldım ve hızla üzerime geçirerek dolabın kapağını kapattım.

Çıkarttığım kıyafetleri iç çamaşırlarım da dahil yatağın yanındaki çantama yerleştirirken Serdar’ ın siyah baksırı bana şort gibi olmuştu. Tişörtlerinin tunik gibi olmasına zaten epey alışkındım. Ne yalan söylemeliyim ki bu durumla beraber salaş duruşu hoşuma gidiyordu. Hoşuma giden şeyler arasında duruşundan ziyade giydiğim baksırı daha evvel Serdar’ ın giymiş olması daha da baskındı tabi.
Bu.. Yani sanırım bana göre fazla tahrik edici bir durumdu. Neticede daha önce onun cinsel organının değdiği yerleri şimdi kadınlığımda hissediyor ve bunu düşünmeden edemiyordum.

Ki düşünmemek de istemiyor değildim. Serdar içimde daha evvel oluşamayan o duyguları sere serpe ortaya döküyordu. Ben onunlayken bu hale gelebiliyorsam Serdar’ ın halini düşünemiyordum. Nitekim sürekli olarak sertleştiğini hissedebiliyordum. Yine de bana asla dokunmuyor oluşu kendimi daha iyi hissetmeme sebep oluyordu. Çünkü cinselliği düşünmek başka, yaşamak bambaşkayadı benim için. Düşünebilirdim, fakat bu Serdar bile olsa evlenmeden yaşama taraftarı asla değildim.

Uzandığım yatakta gruptan gelen mesajlara cevap verirken Sena’ nın fındık toplayan haline, Yeliz’ in onunla dalga geçen mesajlarına gülüyordum. Tuğrul bulduğu kabuklu sümüklü böceği Sena’ ya doğru atıyordu. Bu olayı da biliyorum, çünkü fındık toplarken Tuğrul aynılarını bana da yapıyordu. Random atarak oturduğum yatakta önüme düşen saçlarımla bağdaş kurdum. Sena Serdar’ la olduğumu ve bu süreçte yaşananları halâ bilmiyordu. Anlaşılan Yeliz Sena’ ya söylemek yerine bu durumu bana bırakmıştı. Ki iyi de yapmıştı.

Sırtım deri baza başlığındayken özelden nasıl olduğumu soran Yeliz’ e her şeyin güzel gittiğini yazıyordum ki Serdar odaya girdi. Yavaşça örtünen kapıyla ona bir şey demek istiyor, bakmak ya da herhangi birşey yapmak istiyordum. Fakat gözlerimi peş peşe mesaj atan Yeliz’ den alamıyordum.

Bu anın ona verdiği hissi az çok tahmin edebiliyor, söylemeden giydiğim baksırla üzerimde sabitlenen bakışlarını ise hissediyordum. Aksi bir duygu geçişinde olduğunu sanmıyorum. Henüz ona bakamadan bu durumun hoşuna gitmiş olduğunu düşünürken bana doğru adımlamasıyla yeniden utanmaya başlamıştım.

Adımlar tahta zeminde duyuldu.
Parmaklarım hızla klavyede geziniyor, bana doğru yaklaşan Serdar’ la nefesim hızlanıyordu ki yutkunamayışımla beraber Serdar neden açtığımı sormadan tül perdeyi çekti. Oda orman tarafına geliyordu ve görünürde herhangi bir ev olmamasına rağmen bu durumdan rahatsız olmuş olmalıydı.

Hemen yanımda komodin, komodinin önünde çektiği perdeyle dışarıya doğru bakan Serdar duruyordu. Siyah kot pantolonunu saran bacaklarını görebiliyordum.
Telefonu komodine bırakarak başımı Serdar’ a kaldırdığımda aynı anda sağ elinde tuttuğu kakaolu sütü telefonumun yanına bıraktı.

Ona kıyafet konusunda bir açıklama yapmaya niyetim yoktu. En azından o sormadan tıpkı bir çocuk gibi baaak Serdar baksırını giydim demek istemiyordum.
Komodine bıraktığı sütle benim yüzümde tatlı bir gülüş peyda olurken Serdar yavaşça yatağın kenarına oturdu ve sol elini çıplak baldırıma koyarak yanağıma doğru eğildi.
“Ne güzel olmuşsun sen öyle.” Derken dudakları dudağımın kenarını bulmuş, boğuk sesi aramıza nefes olmuştu.
Tenimde duran büyük eli ne kasıklarıma yakındı ne de diz kapağıma. Fakat bacağımın yarısı avuçlarındaydı. Sağ elimi şişeye doğru uzatırken havalandırdığım kaşlarım ve bilmiş ses tonumla yanağına ufak bir buse bıraktım. “Ben zaten çok güzelim.”

Bu konuda ciddiydim. Ciddiydim ve doğruydum. Neyse ki Serdar’ da bunu biliyordu ve aksini iddia etmeden geri çekilerek ciddi bir halde “Kimle konuşuyordun?” Dedi.

“Kızlar.” Derken çoktan sütüme ulaşmış, açmak için bakışlarımı kırmızı kapağına indirmiştim. “Sena bir şeyler atmış ona bakıyordum.”

Beni izliyordu. Kendi yatağında hemen önümde oturuyor ve tek kelime etmiyordu. O hayran bakışlarının üzerimde gezinmesi beni daha da utandırırken açtığım kapağı kenara koyması için Serdar’ a uzattım. Bu sırada eli halâ üzerimde, bakışlarıyla daima bendeydi.

Meydanda olan hafif kalın bacaklarım, baldırlarım, bukleleri dağınık olan saçlarım, sütle ıslanan dolgun koyu kırmızı dudaklarım, tişörtten pek belli olmasa da oldukça büyük olan göğüslerimle adamı zorlarken ben her şeyden habersiz yarıya indirdiğim şişeyi komodine koyması için yavaşça Serdar’ a uzattım. “Sağ ol.” Dedim.

Bu süreçte sessizce durmuş, zihnindekilerle tek kelime etmeden süt içişimi izlemişti. Her halükârda ondan utanıyor oluşuma bu defa bir dur diyebilsem de en çok sessizliğinin ardında yatanı bilmek istiyordum.

Komodine bıraktığı şişeyle “Urfa’ ya gidince Süleyman Abi’ yle bizi konuşacağım.” Deyip bana baktı.

Başkan zaten bizi biliyordu. Tam olarak neyi konuşacağımı bilemediğimden Serdar’ a bakarken dudağımdaki ıslaklığı yalayarak devamı ne dermişçesine “Eee?” Dedim.

İfadesizdi ve “Gelir seni isteriz.” Derken dik bakışları yüzümdeydi. “Bir ay içinde de evleniriz.” Diye devam etmesiyle buz yutmuş gibi dondum kaldım.
Bu. Bu kadar erken miydi? Asla beklemiyordum. Hiç düşünmemiştim ve kendimi bulduğum durum bana çok uzak geliyordu. Bu yüzden kendimi tutamayıp yükselttiğim sesimle gözlerimi sonuna kadar açarak “OHA SERDAR!” Dedim.
Lan alt tarafı adamın karşısında süt içtik amınakoyim?

Kaşları birden sinirle çatıldı. “Ohası falan yok.” Diyerek bir bir gözlerime baktı. “Uzatmanın anlamı yok.”

Sinirlenmişti.
Onu reddettiğim için miydi bu sinirli hali? Yoksa ona verdiğim tepki için mi kızmıştı bana? Neticede yüzüme baka baka oha demiş ve onu bakışlarımla da olsa reddetmiştim.

Kalbim deli gibi atarken ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Tek bildiğim bunun çok erken olmasıydı. Yani en azından benim için çok erkendi.
“Serdar.” Diye mırıldanırken aslında panik halindeydim. Hüzünle “Çok erken değil mi?” Dedim.

Henüz Serdar’ ı tanımıyordum bile. Üstelik halâ ondan deli gibi çekiniyordum. Sonuçta sadece üç gündür birlikteydik. O da bana geldiği geceyi, dünü ve bugünü yasarsak. Çok erkendi..
Evlilik demek birden başka bir hayata geçiş yapmak demekti benim için. Ve ben buna hazır değildim.

Benim düşüncelerimin aksine “Değil.” Deyip kestirip attı. Bacağımdaki elini çekti sonra. “Farkında mısın ben haftalardır seni izliyorum Hazan.” Diyerek kaşlarını hatırı sayılır bir şekilde kaldırdı. “Erken değil, geç bile kaldım…”

O geç bile kaldığımın altından bir sürü şey çıkartabilecekken benim anladığımdan emindi. Yaşadığımız ve yaşamak zorunda kaldığımız hayatlar bugün bizi bu hale getirmişken olaya Serdar’ ın açısından bakamıyordum.
Olmuyordu.
Benim ona, onun sertliğine ve sinirli hallerine alışmam epey zaman alacaktı. Zira Serdar sakin ve normal bir adam değildi. Serdar yalnızca biz iyiyken sakindi. Bunun dışında ne kadar sinirli bir adam olduğunu bildiğim için duruşu bile beni ürkütüyordu.
Neticede evlilik sadece birlikte uyumak ve uyanmak değildi. Birlikte geçirdiğimiz güzel ve özel vakitlerin dışında hem maddiyat, hem de maneviyat vardı. Birbirimizden karşılamasını isteyeceğimiz özel istekler benim adıma hep sorundu.
Bir ay sonra Serdar’ la çırılçıplak bir halde sevişecek olmam mesela.. Bunu düşünemiyordum bile.
Cinselliği geçtim, ben Serdar’ a bana bunu alır mısın bile diyemezdim. Ya da ondan para isteyemezdim. Bu yüzden yarım bıraktığım okulumu bitirmem ve mesleğimi elime almam lazımdı.

Yüzüme gelen buklemi arkaya ittirerek sakince konuşmayı denedim. “Serdar sen Urfa’ da yaşıyorsun. Benim doktorum burada, hem okulum da var benim.”

Başını sallayıp “Düşündüm ben.” Dedi. Sanırım az da olsa uzlaşmaya başlayacaktık.

“Doktor işini hallettim.” Deyince ne kadar da erken, nasıl olur gibi şeyler düşünmedim. Zira tam olarak bilmesem de aşiretten kaynaklı bir güç olduğuna emindim.

“Görev için bir yıl daha Urfa’ da kalmam gerekiyor. bu süreçte senden ayrı kalamam Hazan. Aklım hep sende kalacak. Bak, cuma günü gidiyorum ve gittikten sonra ne sik yiyeceğimi bilmiyorum. Sensiz dayanabilir miyim bilmiyorum.” Ciddi ciddi bana aklındakileri anlatan, anlatırken de yaşıyormuşçasına kederlenen adamı izledim.

Kaşlarım ayrılık kelimesiyle çatılırken yüzüm düşünce Serdar olduğu yerde hareketlendi. Yanıma oturdu ve sırtını tıpkı benimki gibi baza başlığına dayadı. Bana dönüp ellerimden tutarak kucağına oturmamı işaret edip çattığı kaşlarıyla “Ne oldu?” Diye sordu.

Yönlendirdiği gibi bacaklarımı iki yana ayırıp kasıklarının biraz altına oturunca ellerimi ellerinin arasına aldı. Beklediği açıklamayla bana bakan adama hüzünle bakıp “Sensiz ne yapacağım Serdar.” Dedim. “Ben çok alıştım sana, kavga edişlerimize bile…”

Cidden, Serdar’ la sevgili olmasak bile özlerdim ki onu.. Birleşemeden gitseydi kalbimden atamayacağım adamla ne yapardım bilmiyorum.
Belki ben de giderdim Urfa’ ya. Annemleri bahane edip babamı kullanarak askeriyeye girerdim ve onu izlerdim uzun uzun.

Ellerimi sol elinde toparlayıp sağ eliyle yanağımı okşadığında gözlerimi huzurla kapattım. “İste bu yüzden evlenip seni yanıma almam lazım yavrum.”

İç çekerek gözlerimi sıcak gözlerine araladım.
“Evliliğe hazır mıyım bilmiyorum Serdar.”

Yanağımdaki elini indirdi. Ellerimi avuçlarına alarak dudaklarına götürdüğündeyse hâlâ beni izleyen adama bakıyordum. “Gözünde bu kadar büyütme, ben varım.” Dediğinde rahatlar gibi olsam da yine de kendimce endişelerim vardı.

Soru dolun sesimle “Ya okul?” Dedim. Ellerimi büyük avuçlarında tutup “Dondurmuşsun zaten. Görevim bitince Bursa’ ya geliriz o zaman devam edersin.” Her ayrıntıyı düşünden değil mi siyah dev..

Dudak sarkıtarak titrek bir nefes verdim. Tamam, Serdar’ ı çok seviyorum ama başka bir şehirde onunla evli olmak şu an bana çok uzak geliyordu.

“Urfa’ dan vaz geçer misin?” Deyip gözlerimi merakla kıstığımda ciddiyetini asla bozmadı.

“Bunu seni tanımadan önce sorsaydın hayır derdim.”

Yani şu an evet diyordu.
Gururlandım.

“Neden? Bursa’ yı sevmiyor musun?”

Omuz silkip “Orada büyüdüğüm için orayı seviyorum.” Dedi. “Kolay kolay gelip burada bu kadar kalmam, hatta genelde merkeze pek inmezdim.”

“Nasıl?” Derken kaşlarım bu itiraf karşısında hayretle kalktı. “Burada mı kalıyordun hep?” Oysa Hatice Teyze’ ye gittiğini sanıyordum.

Usulca başını sallayıp avuçlarındaki ellerimi baş parmaklarıyla okşarken “Normalde burada olurdum, arada babamları görmeye inerdim sadece. Ama bu sefer.” Dedi ve bana bakan gözlerinde çok güzel bir tebessüm belirdi.
Hayran hayran “Beni aşağıda tutan çok güzel bir yavru vardı.” Demesiyle utançla gülümseyerek başımı sağ omzuna koydum.
Sebebi bendim..

Başını yüzüme doğru çevirip alnımı öperken “Ee.” Dedi. “Ne düşünüyorsun?” Sonra sağ elini belime yerleştirdi.

Açıkçası…
Akrabalarıyla tek tek tanışıp ailesinin içine girerken arkadaşlarımdan, Yeliz’ den ve Bursa’ dan ayrı kalmayı da içime bir türlü sindiremiyorum.
Kendi kendime kurduğum yarım yamalak da olsa mükemmel bir düzenim vardı bence. Hiç bilmediğim bir şehirde henüz huyunu suyunu bilmediğim bir adamla olmak ne kadar doğruydu bilmiyorum.

Başımı omzundan kaldırıp ciddiyetle bana bakan ve ne diyeceğimi bekleyen adama gözlerimi devirdim.
“Bilmiyorum Serdar.

Beklediğimin aksine kızmadı. “Bursa’ da kalırsan ne yapacaksın? Diyelim ki beni hiç tanımadın.” Diyerek beni anlamaya çalıştı.

Bakışlarımı Serdar’ dan alıp güneş ışığınım çapraz geldiği pencereye döndüm. Düşünceyle “Hmm.” Deyip dudaklarımı büzdüm. “Kafeye bir daha gitmezdim, olayları biliyorsun. Tedavi de bitti.” Gözlerimi yeniden devirerek beni izleyen adama gülümsedim.
“Canım isterse teee seneye üniversiteye giderdim.” Omuz silktim ve dudaklarım gerilirken kıkırdadım.
“Sanırım tüm gün it gibi gezerdim.”

Bahtsız bedeviye bakar gibi bakıp başını umutsuzca iki yana salladığında haklıydı. Artık ne bir işim vardı ne de uğraşım..
Bileklerimden tutup bedenimi kendine çektiğinde başımı omzuna bırakmış gülmeye devam ediyordum. Kulağıma fısıldayarak “Kaçışın yok işte.” dedi. Göğüslerim sert bedenindeydi ve göğüslerimi fazlasıyla hissettiğini biliyordum. “Her türlü benimsin.” Derken boğuk çıkan sesi de bunun en güzel kanıtıydı.
Cidden, o kadar boşluktaydım ki sanki başlarda bizi uzak tutan kadar şimdilerde de tüm ağlarını örüp beni Serdar’ ın kollarına atmıştı.

Soluğum hızlanırken serbest bıraktığı ellerimi omuzlarına yerleştirdim. Ellerini belimin iki yanına yerleştirdi ve yüzüme doğru yaklaştı. Dudakları kulağımın hemen altında hareketlendi. Tenime çarpan nefesi ve etli dudaklarıyla tenime adete sahip olurken nefes nefese inleyerek “Karım ol.” Dedi.
Soluklarım eşliğinde inip kalkan ve her defasına kendini Serdar’ a daha da belli eden göğüslerimle gözlerimi kapatarak “Bu bir evlenme teklifi mi?” Dedim.
En az Serdar kadar heyecanlı, onun kadar tutkulu ve nefes nefeseydim. Titriyordum kucağında. Onu arzulayan bedenim zihnime zıtken Serdar’ a sığınıyor, bir şey yapması için ona adete yalvarmak istiyordun.

Belimdeki elleri sertleşip kalçalarıma doğru ilerlerken başı boynumdaydı. Zor çıkan sesiyle “Hıhı.” Dediğinde istemsizce yerimde kımıldandım ve bu defa tam olarak kasıklarının üzerine oturdum.

Ah.. Yüzbaşı Serdar!

Yutkundum. Başımı omzuna bırakıp “Düşüneceğim.” Dediğimdeyse soluklarının aksine anında çattığı kaşlarıyla “Sikerim la seni de, düşünmeni de!” Diye tısladı.

Güldüm ve sustum.
Ben susunca Serdar sağ elini sırtıma, sütyen kopçamın üstüne doğru çıkarttı. Yutkundu. “Benden çekindiğin, içine dert ettiğin başka bir şey var mı yavrum?”
Yumuşatmaya çalıştığı hırıltılı sesiyle sırtımdaki yaralardan bahsediyor, haklı olarak da dahası olup olmadığını merak ediyordu. Evlenme konusunda ona hayır deyişimde bir anlam arıyorken olsa dahi bu defa çekinmeden söyleyebileceğimi fark ettim.

“Yok.” Dediğimde kurduğumuz temasla yine tüm bedenim alev almış, kalbim hızlanmıştı. İnler gibi, tek bir solukta “Her şeyimi biliyorsun Serdar.” Diye devam ettim.
İsmini söylemem hoşuna gitmiş olmalıydı ki onu göremesem de gözlerini kapatıp yutkunmuşunu hareketlenen adem elmasından anlamıştım.

Böyle oluyordu işte; Serdar’ la ne zaman yakınlaşsak ben ateş oluyordum, o ise barut. Asla tam olarak normal sohbetler edemiyor, sürekli nefes nefese kalıyorduk. Ne olursa olsun asla görmezden gelemediğim bir tutkunun içine hapsolurken tek derdim kadınlığımda hissettiğim erkekliği değildi.
Bu değildi…
Benim değildi de Serdar aksini belli edercesine elini sırtımda sabitledi. Hızlı bir hamlede beni yatağa yatırıp bir anda üzerime çıktı.
Soluk soluğaydım.
İnip kalkan göğsümle sadece onu isteyerek korkuyordum. Tüm bunlar olurken koyulaşan gözleriyle beni izleyen adamın da benden farkı yoktu. Öyle ki, bu bakışlardan her şeyi anlamak mümkündü.

Bukleli saçlarım etrafımda yayılmış, bedenim Serdar’ ın altında küçücük kalmıştı. Çok güzeldik. Çok başkaydık ve çok özeldik… O ne düşünüyordu tam olarak bilmiyorum. Fakat ben ileriye gittiği taktirde onu durduracağımı bildiğimden sakin kalmaya çalışıp boynuma eğilen adama gözlerimi kapattım. Ellerini başımın iki yanında sabitlediğim ellerimin üzerine sıkıca bırakırken aralanan bacaklarımın arasına girmiş, lakin boy farkı olduğu için kasıklarım sadece beline denk gelmişti.

Aramızda santimler vardı. Koyulaşan ve büyüyen gözbebekleriyle hissettiği tutkuyu anlayabiliyor, kendimi aynı hislerin içinde yana yana buluyordum. Bedenimi kendi içinde zapt etmesi kadınsı yanımı ortaya çıkartırken yaşadığım ilklikle soluğumu tuttum.
Beni istediğini biliyordum.

Bedenimdeki boşlukta can bulan adam eğilerek dudaklarını boynuma bastırdı. Bunu o kadar yavaş yaptı ki, derin bir soluk alıp göğüslerimin göğüslerine değmesine sebep oldum.
Beni hissetti.
Dudakları kulağımın hemen altına doğru yol alırken başı boynumdaydı. Usulca tenimi öptü. Boğuk ve emir verici sesiyle kımıldanmadan “Karım ol.” Derken sakalları da tıpkı dudakları gibi tenimdeydi. “Bir ömür benimle ol, koynumda ol..”

Sesindeki o erkeksi kalın tonla bacaklarımı birbirine bastırırken ellerimi tutan ellerini sıkarak gözlerimi kapattım. Boğazım kurumuş, bedenim kendince normal olan tepkileri ortaya seriyordu. Beni inim inim sızlatan bi adama karşı cevabımın her daim evet olmasına rağmen yalnızca susmak istiyordum.
Susmak ve Serdar’ ın üzerimdeki varlığını doyasıya hissetmek istiyordum…

Benden bir cevap bekleyecek hali yok gibiydi. Nitekim dudaklarım yerine boynumu öpen adama var oluşum dahi yetiyordu. Öyle ki, dokunduğu yerleri koklayarak öperken dudaklarının bıraktığı ıslaklıkla halinden epey memnundu.
Boynumu emerek öpüşüyle gıdıklanıyordum. Tutkum bir yana bu durumun verdiği hissi istemiyor ve ne yazık ki durması için içten içe haykırıyordum. Bunu bana ilk geldiği sabah da konuşmuştuk ve ben halâ gıdıklanıyordum. Ellerimi sıkıca tutması ona mahkum oluşumu güçlendiriyor, koca cüssesini tüm bedenimde hissediyordum.

Başını hafif kaldırarak boynumun tam ortasını ıslak ıslak öperken dayanamayarak hafif bir sesle inledim. O da nedenini anlamış olmalı ki boynumdaki dudakları gerilip tekrar tüy değerinde boynumdaki gezintisini sürdürdü.
Kendimi kasıp “Serdaar.” Diye ekledim.

Başını kaldırmadı. Bununla beraber başımı sağa doğru yatırıp öptüğü yeri kapatmaya çalışırken soludum. “Lütfen..”
Fakat dudakları boynumu halâ okşuyor, bu yalvarır halimden oldukça hoşlanmışa benziyordu. Bu durum yalnızca Serdar’ ın hoşuna gitmiyor, beni bırakmayışı bu şekildeyken daha çekici bir hale geliyordu.

Beni çağırıp kendine tutsak ettiği her zoraki duyguyu seviyordum..
Böyle sere serpe altında olmayı, altındayken delice çekinip inlemeyi, kalbimi hızlandırırken erkeksi kokusuyla beni bırakmayışı ve hepsinden önemlisi tüm bunları sevdiğim adamın yaşatması.. Tüm duygularımı bir beden altında ve ne olursa olsun ona bitmeyen bir güvenle hissediyordum.

İtirazla, bıkmadan, bırakmak istemeden daralttığım alanı açtırırcasına boynumu emmeye devam ediyordu. Dudaklarını tenimden almıyor, ellerimi asla bırakmıyordu.
Ben başımı eğip öptüğü alanı daraltmaya çalışırken Serdar zorla bana sahip oluyor gibi boynumu emiyordu. Üzerimde hüküm kurarken sebepsizce içim kımıldandı.
Sanki elimi kolumu bağlanıp bana sahip olsa.. Gözlerimi sıkıca yumdum.
Ah! Yüzbaşı Serdar…
İçimde bastırdığım, bastırırken savaştığım duyguları bir bir ortaya sererken nefes nefese kalmıştım. Artık dayanamıyordum. Huylandığım için kıvranışlarım bitmiyor, gülmemek için kendimi kasıyordum ki araladığım gözlerimle yeniden ve daha acı bir sesle “Serdar.” Dedim. “Serdar dur lütfen, bayılacağım.”

Serdar durdu. Başını o an boynumdan çıkarttı ve ellerinin altındaki ellerime tutunup yerinde hafifçe yükseldi. Tepeden öylece bana bakarken nefesi tıpkı benim gibi hızlanmıştı.

Ben baktığım gözlerle soluklarımı normalleştirmek istiyorken Serdar eğilip bunumun ucunu öptü.
“Hiç yardımcı olmuyorsun ama yavrum.” Derken sesindeki katılık yerini koruyordu.

Bana geldiği o sabah boynumdan gıdıklandığımı söyleyince Serdar bu durumu birlikte halledeceğimizi dile getirmişti. Görünen o ki şimdi de bunu halletmeye çalışıyordu. Fakat işe yaramıyor, ben halâ deli gibi gıdıklanıyor, bir de üstüne Serdar’ dan halâ çekiniyordum.

Gözlerimi hafif bir tebessümle kıstım. Parmaklarımı hareketlendirip aralarındaki parmakları hafif sıkarak kısılan sesimle gözlerimdeki bakışlara kilitlendim. “Aslında sert olsan gıdıklanmam ama sen tüy gibi…” Doğruydu. Sert bir darbeden etkilenmiyordum ama Serdar öptüğü için dengem bir miktar bozuluyordu.

Sözlerimle kaşları alaylı bir şekilde kalktı. Sert seviyor oluşuma içten içe naralar atmış olmalıydı ki daha da ciddileşti tüm bunlar olurken kalın sesiyle “Merak etme.” Dedi. “Sert seviyorum zaten..”
Yutkunamadım.
Bunu beklemiyordum. Ben öpüşündeki darbelerden bahsederken onun birden cinselliğe yönelik konuşması aramızdaki tutumu çok farklı bir yere itmişti.

Ben duruldum. Ben duruldukça onun da bakışları değişti. Kaşları çatıldı, dudakları çok hafif aralandı ve bakışları dudaklarıma kaydı.

Sonumuzu tahmin etmem güç değildi. Nitekim dudaklarıma eğilen adam henüz başlamayan sonumuzu hazırlamıştı.
Alt dudağımda hissettiğim naif yumuşaklıkla gittiğimiz yönü anlamıştım. Ben bunu daha evvel hiç yaşamamış, daha evvel hiç öpüşmemiş ve biriyle sevişmemiştim. Serdar her konuda ilkimken ne olursa olsun heyecanlanmadan kendimi kasmadan, kasıp soluğumu tutmadam duramıyordum.
Belki çok başkaydı. Ama Serdar’ ylaydı.. Ona duyduğum koşulsuz güvenle dudaklarıma kapanmasına müsaade ederken ellerimdeki ellerini sıkıca tuttum.

Ellerimi tutuyordu… Tüm bedeniyle üzerimdeyken ağırlığını tam olarak vermiyor, yumuşak dudaklarıyla dudaklarımı sakince öpüyordu. Bu naiflik Serdar’ ın çok çok aksiydi. Her zaman, her hareketiyle hoyrat olan adam bu defa çok naif ve bir o kadar tutkuluydu. Alt dudağımı emerek hafif hafif kendine doğru çekiştiriyor, tutkudan çatılmış kaşlarıyla aynı dokunuşları üst dudağıma da yapıyordu.
Hiç bitmeyecek bir döngüde, iki yanımdaki ellerimi sıkıca tutmuş ve bedenimi altına almış bir halde sanki dakikalardır bana sahip oluyordu.
Zaman hızla akıp gidiyordu.. Alt dudağımı bu tutkuyla emiyor, zoraki bir tavırla dudaklarımı aralamamı sağlıyordu. Dudaklarımı sırayla öpmesi, öperken emmesiyle henüz bilmediğim bu hâl karşısında ona karşılık veriyordum. Tıpkı beni öptüğü gibi dudaklarını öperek dilini içeri bırakmasına ve beni keşfetmesine müsaade ediyordum..
O koca bedeniyle daha evvel duymadığım hisleri tüylerim diken diken olurken yaşadım.
Siyah devim beni öpüyordu…
Siyah devim dudaklarımı dakikalardır bıkmadan emiyordu. Siyah devim inleyerek kendinden geçmiş bir halde diliyle beni keşfederken dudaklarımda hissettiğim dişleriyle zevkten çıldırmak üzereydim.

Onunla öpüşmek buysa kim bilir sevişmek nasıldır diye düşünmeden alamadım kendimi.

İzin verdim. Beni öpmesine, dudaklarımı bıkmadan usanmadan öpmesine, yaşadığımız özlemi dindirmesine izin verdim. Tüm bunları yaparken öptüğüm dolgun dudaklara karışmanın verdiği güzelliği hissettim. Ona sarılmak istedim. Geniş sırtını tutmak ve kollarımı boynuna dolamak istedim. Saçlarını tutmak, zevkle okşamak.. Görünen teninde, bana açılan göğsünde saatlerce yanmak istedim..

Kımıldattığım ellerimi bırakıp ağzımda keşfe çıkarken ellerimi bıraktı. Onun, belim ve kaçlama giden elleri benim kaslı sırtına giden ellerimle birleşince Serdar’ a sarılarak ve öpüşlerine karşılık vererek diliyle dans etmeye başladım.

Kalplerimi, dillerimiz, dudaklarımız bir boşlukta buluştu. Biz yandık… Biz yandıkça benim iniltilerim, yarım yamalak soluklarım odada yankı bulmaya başladı. Bacak aramda oluşan o zonklama ve akıl almaz ıslaklıkla sol elimi Serdar’ ın saçlarına götürdüm. Boşta kalan elimle geniş sırtını yavaş yavaş okşayarak severken sıyrılan baksırda kalçalarıma inen elleri hissettim.

Hoştu.. Ta ki sağ böbreğime saplanan sancıyla Serdar’ dan ayrılıp acı bir inilti eşliğinde sağ tarafıma dönene kadar..

Serdar bu hareketimle hızla üzerimde doğulurken bacaklarının arasında dönerek ellerimi sağ tarafıma bastırmış.
“Hazan!” Diyerek sağ eliyle ellerimin üzerinden tuttuğum yeri kavradı. “Böbreğin mi?” Diye devam etti. Sesinden daha evvel duymadığım o paniği duyuyor, sıkıca kapattığım gözlerimle cenin pozisyonu alıyordum.
Bıçaklar saplanıyor, biri böbreğimi avucunun için almış deli gibi sıkıyordu sanki. Uzun zamandır bu şekilde bir sancıyla karşı karşıya kalmamıştım. Şimdi en olmadık zamanda yeniden karşıma çıkması beni ruhen bozguna uğratırken tüm hevesimi de almıştı.

Nefesimi toparlamam epey güçtü. Serdar elini elimin üzerinden çekti. Sıyırdığı tişörtümle anında göğsümün tam altını kavradı. Elleri bedenimi sıkıca tutuyor, tıpkı benim gibi bastırıyordu. Beni anlıyor, izliyor ve benden daha çok endişeleniyordu.
Yukarıya sıyrılan kıyafetlerim umurumda değildi. Zaten Serdar’ ın da gözleri bedenimde değil sıkıca kapattığım gözlerimde, çattığım kaşlarımdaydı. Elimi elinin üstüne koydum. Kesilen sancıyla gözlerimi aralamadan “Geçti.” Dedim.

Durdu.
Kıpırdamadı ve eli halâ bedenimdeyken bir süre sadece bekledi. Sonra üzerimden yavaşça kalktı. Sırtımın hemen yanına oturdu ve yeniden tişörtümün içinden soktuğu eliyle böbreğimin olduğu yeri kavradı. Diğer eliyle beni rahatlatmak istercesine sırtımda daireler çizerek hareketlenirken hızla aldığı nefesleri duyabiliyordum.
Yutkundum.
Dudaklarımı aralayarak nefes almaya devam ettiğimde sırtımı okşayan eli durdurarak şakağıma eğildi. Öptü “İyi misin yavrum?” Dedi. Bu defa sırtımdaki elini başıma çıkartarak alnımı ve saçlarımı sevmeye başladı. Enseme toplanan saçları kenara sıyırdı.
Başımı olumlu anlamda sallıyor, fakat atlattığım o sancıdan sonra konuşacak hali kendimde bulamıyordum.

Dudaklarını şakaklarıma bastırıp kokumu içine çeke çeke tekrar tekrar öptü beni. Eli halâ göğsümün az aşşağısıdaydı ve eminim ki bu durumda ne yapacağını o a kestirmiyordu.
Bunların yanında korkmuştu.
Serdar ilk defa çok kötü bir şekilde korkmuştu ve ben bunu hissetmiştim.

“Seni giydireyim.” Diyerek tekrar alnımı okşadı. Elini üzerimden çekti. Tişörtü kapattı ve sakin kalmaya çalışarak oturduğu yerden kalıp soludu. “Hastaneye gidelim.” Sesi titriyordu?
Serdar’ ın sesi titriyordu ve benim için cidden endişelenmişti.

Eşyalarıma bakmak için olsa gerek, dolabın sürgüsünü kaydırdığında tam olarak karşımdaydı. Sırtı bana dönük adama “Hastanelik bir şey yok.” Diyerek itiraz ettim. “Böbreğimdeki kist yüzünden oldu. Arada oluyor. Gitsek de bir şey yapamıyorlar.”

Olduğu yerde durdu. Solukları hızlanmış, sürgüdeki eli sıkılaşmıştı. “Akciğerinde.” Diyerek kısa bir an sustu. “O da ağrıyor mu böyle.”
Bu soruyu kendine yediremiyordu. Kendinde mi yoksa bendeki hastalıkta mıydı sorun bilmiyorum ama zorlanıyordu. Bana bakamıyor, sesi titriyordu. O siyah devin yerinde endişeli bir adam vardı.

“Hayır.” Diyerek tüm gerçeklerle bir bir yüzleştim. Kollarımı birleştirip bacak arama yerleştirdim. “Akciğerimde leke var, o ağrı yapmıyor.” Lekelerin ilerlemesinde kansere yol açacağını biliyor olmalıydı. Ben ona dememiştim. Böbreğimdeki kistten de, akciğerimdeki lekelerden de haberi vardı. Tahminen başkandan öğrenmişti.

Kaldı öyle. Eşya dolu bir dolapla bakışırken upuzun boyu, koca cüssesiyle sırtı bana dönük bir halde kalakaldı Serdar. Ne düşündüğünü bilmek imkansız, onu bu durumdan sıyırmaksa epey zor gibiydi. Yine de kendimi “Konuşmayacak mısın?” Demeden alamamıştım.

“Canın yanıyor.” Dedi. Sesi öyle kötü çıkıyordu ki, sanki tek kelime edemeyecek haldeydi de yine de benim için susmuyordu.
Bana dönüp yüzüme bakarken “Bir şey yapamıyorum, kanıma dokunuyor.” Dedi sonra.

Başını tavana doğru kaldırıp derin bir soluk verdikten sonra bana doğru yaklaştı. Eğildi, bacaklarımdan ve belimden kavrayıp oturur vaziyette yatağa bırakarak yanıma oturdu. “Kucağıma gel hadi.” Deyince de yattığım yerden kalkarak bacaklarımı aralayarak dediğini yaptım.

“Neden?” Dedi belime sarılıp başımı omzuna yatırırken “Neden tırnağı kırılsa ortalığı inleten kızlardan olmadın ki?”

Güldüm.
Uzun hikaye.
Çok uzun…
Kollarımı aramızda birleştirip Serdar belimi severken “Tırnağım kırıldı diye ortalığı inletseydim ne yapardın?” Dedim. Böyle boş bir olay için ortalığı havaya kaldırsam hangi erkek olursa olsun beni bir ayda terk ederdi çünkü.

Saçlarımı severken “Tırnağını kıranı bulup kolunu götüne sokardım.” Dedi. O kadar sertti ki, sanki biri cidden tırnağımı kırmıştı.

Boynundaki başımı ona çevirip Serdar’ la ciddileştim. “Ya kendi kırıldıysa?”

Derin bir iç çekip oflayarak bakışlarını benden kaçırdı. Solundaki duvara döndü. “İşte ağır olan da bu ya,” dedi. Kaşları çatıldı. “Bir sik yapamıyor olmak.”

Yüzüm düşerken çaresiz duran adamın kucağında başımı eğdim. Çok kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra tekrar bana dönüp “Evde sancın oluyordu değil mi?” Diye sordu.

Söylersem kendini yiyecekti. Bunu bile bile başımı evet anlamında sallayıp dudaklarımı yanan genzimle sarkıttım.

Beni izliyordu. “Neden bana söylemedin?”

Biliyorum, söylesem ne olursa olsun gelirdi yanıma. Saçlarıma asıldıktan sonra bile ona acıyla ağrımım olduğunu söylesem koşa koşa gelirdi.

Ben susunca sertleşen sesiyle devam etti. “O it, ne zamandır taciz ediyordu seni?”
Elleri durmuş, belimin iki yanımda sabitlenmişti.

Yine kuşanmıştı kalkanlarını. Karşımda yine sert Serdar varken gözlerimi kısarak düşündüm. Yutkunarak kuruyan boğazımı nemlendirirken başım eğikti.

“Çok yeniydi.”

Yine aynı serinlikle aynı cümleyi kurdu.
“Neden bana gelmedin?”

Neden Serdar’ a gitmedim?
Başımı kaldırıp sert yüzüne baktım. “Aramızda uçurumlar vardı Serdar. Sürekli didişiyorduk.”

Başını itiraz edercesine yavaşça iki yana salladığında donuktu. “Gelip söyleseydin böyle olmazdı Hazan.” Dedi.
Ben susunca sağ eliyle yanağımı okşayarak devam etti. “O ıslak saçlarının, eve gece gelmelerinin nedenini bilseydim böyle olmazdı yavru. Bana karşı o kuyruğunu bir türlü indiremedin.”

Kendimi yanağımdaki ele bırakırken dudaklarım hafif sarktı. Bana ne dercesine omuz silktim. “Beni de anla, sebeplerim vardı.” Dememle “Hay sikeyim seni de sebebini de.” Diyerek elini belime indirdi. Bakışları sinirle arkamdaki duvara gitmişti.

Tekrar yüzüme bakıp “Sütyenin neden yoktu o gün?” Dediğinde bu defa da tereddütsüz bir şekilde yenide omuz silkip “Sırtımdaki yaraların geçmesi için krem sürüyordu.” Dedim.

Kaşları çatıldı, alnımda bir damar belirdi. Belimdeki eller sertleşti.
“Ne kremi amınakoyim! Sen süremiyor muydun!” Hayır, siniri bana değildi.

Eğik başımla gözlerimi sertçe yumduğumda sağ eliyle çenemi kavrayıp ona bakmam için kaldırdı. “Kızlar sürseydi. O niye dokundu sana.”

Gözlerimin içine baka baka bağıran sinirli adamın çenemdeki sert elini tutup “Bilmiyorum Serdar.” Dedim. “Diyemedim, olmadı.”
Öfkesi bana değildi..

O, ben süreceğim diyordu ve ben buna müsaade etmek zorunda kalıyordum. Tabii şimdi çok net anlıyordum sebebini.

Bileğini tutunca ne yaptığını anlayıp çenemdeki elini indirdi ve sinirle başını bazaya yaslayıp gözlerini yumdu. Ellerini yumruk yapıp kasıklarının üzerine koyarken bi hışımla “İçinden geçeceğim, sikip sikip çoğaltacağım o amcık evladı orospu çocuğunu. Ters yatırıp düz sikerken götünden kan almayanı yedi düvel siksin ulan.” Dedi.

Erkeksi sesindeki küfürlerine kaşlarım şaşkınlıkla kalkarken devam etti “O Alp götvereni arabayı yolladıktan sonra yazdı mı sana?”

“Hayır.” Dedim. Kaşlarım mantıksızca daha da çatıldı. Sonra sesim hayretle “Bir dakika bir dakikaaa.” Diye yükseldi.
Bana dönen adama gözlerimi kıstım. “Ben sana arabayı Alp’ in yolladığını demedim ki, sen nereden?” Jetonum yeni düşünce kısa bir an susup farklı bir açıyla devam ettim.
“Sen yollattın değil mi? O akşam Süleyman Amca’ yla ben konuşurken.”

Kakaolu sütler gibi…

Sessiz kalıp çatılan kaşlarını bozmadan çenesini oynatmaya devam ederek “Servet.” Dedi.
“Mehmet’ e posta koyduğum gün kafede ne oldu?” Hızlı hızlı her şeyi soruyordu. Zaten aksi bir şey varsa da cevabımı beklemeden yüzümden, gözlerimden anlıyordu.

Başımı olumsuzca iki yana hareketlendirirken yaralı yüzüne, façasına baktım. Tüm bunlar yakışıklılığına ve karizmasına çekici bir hava katıyorlarken geniş omuzlarıyla eşsiz gibiydi.

“Bir şey olmadı vallahi, Hakan Abi başkanın kim olduğunu bildiği için Servet’ i susturdu.”

“İyi.” Deyip kestirip attı. Çatılan kaşlarıyla “O günden sonra ulaştı mı sana?” Diye devam etmesiyle “Yoo.” Dedim. Sonra alayla göz devirip ihtimal vermeyerek “Ona da mı bir şeyler dedin?” Dedim.

“Cık.” Diye ses çıkarttı. Sesi itiraz etse de gözleri tam aksi yönünde, bir şey demedim, yaptım der gibi bakıyordu.
Oturduğum yerde ciddileşerek doğrulurken sesimi yükseltip aramızdaki ellerini tutarak “O adamlar mafya!” Dedim. Sesimi endişeyle yükselttim. “Ya sen manyak mısın Serdar!”

Söylediklerimden etkilenmedi. Endişeli halime bakarken kenarı alayla kıvrılan dudağıyla Serdar’ ın kim olduğunu fark etmiş ve omuzlarımı sakince indirmiştim.
Yüzü eski halini aldı. “O çiçekleri yollayanın da götünü sikecektim ama kız çıktı amınakoyduğum.” Yapmaması içine dert olmuş gibiydi.

Gözlerim sinirle aralanırken hissettiğim kıskançlıkla bağırarak uyarıcı bir şekilde “Hop hooopp.” Dedim.
Serdar anında sinirli gözlerini aralamıştı. Gözleri kısılan gözlerimdeyken yüzüme soru dolu bakışlarını sabitlediğinde tek sinirlenen o değildi.

“Erkekleri sikiyorsun ona bir şey demiyorum da kızları ne diye sikiyorsun? O Melis zaten meraklı sana!”

Normal bir adam bu sözlerim üzerine gülerdi. Güler ve alay ederdi. Fakat Serdar put gibi yüzüme bakmaya devam etti ve sakince “Merak etme. Artık senden başka kimseyi sikmem.” Dedi.

Cidden mi? Kalbim deli gibi atarken o hayat kadını neydi o zaman diye bağırarak kavga çıkartmak istesem de sustum. Unuttuğumdan, unutacağımdan değil de henüz konuşulmaması gereken bir konu olduğu için sustum. Susarken de sinirle bir nefes alıp Serdar’ ın yüzüne hızlı bir tokat attım. Attığım tokatta aslında o kadının hıncını çıkartmak istemiş gibiydim. Zira darbemle sola doğru dönen yüzü bir olmuştu. Odada yükselen tokat sesi eşliğinde kendime hakim olamayıp “Terbiyesiz.” Demiş ve Serdar’ ın o halini izlemeye devam etmiştim.

Başı sola dönük ve hafif yere eğikken çenesini oynatarak yeniden bana döndü. Yüzüme baktı birkaç saniye. Sonra yaklaştı. Nefesimi istemsizce ondan bana gelecek fiziksel bir şiddete tutarken kulağıma doğru eğilerek boğuk sesiyle “Bunu.” Dedi.
Yutkundum.
Belimdeki eliyle bedenimi iyice kendime çekti. Dura dura, her kelimeyi bastıra bastıra “Senden başka hiçbir kadın yapamaz.” Diyerek burnunu yanağıma sürttü. Durdu, dudaklarını varla yok arasında yanağıma değdirdi ve mırıldandı. “Biliyorsun, değil mi?”

💎

Soluklarım ormana karışan serin havada hızlanırken elimin tersiyle akmakta olan gözyaşlarımı sildim. Hava kararmış, ormandan gelen değişik hayvan sesleri anayola kadar ulaşıyordu.
Üşüyordum.
Titriyordum ve içimi saran korkuyla birlikte koşarken nefes nefeseydim.
Arkamda kalan eve bakamasam da Serdar’ ın henüz peşimde olmadığına neredeyse emindim. Nitekim o halâ duştaydı ve yokluğumu henüz fark etmemiş olmalıydı.
Ben buradan nasıl gideceğimi bilmez bir halde terk ettiğim evle içim kan ağlaya ağlaya hızlanırken yaşadığım son yarım saat aklımdan bir an olsun çıkartamıyordum. Sol omzumdaki çantamı sıkıca tuttum. Topuklu ayakkabılarım yüzünden ayaklarım taşlı yolda acıyor, çıkmadan ağlaya ağlaya giydim pantolonum ve üzerimdeki siyah tişört ise beni ısıtmaya asla yetmiyordu.

Hıçkırarak gözyaşlarım nedeniyle bulanıklaşan yola bakmaya çalıştım. Dalları kolumu ve bedenimi sıyıran ufak bir çalılık geçtim. Anayolun hemen yanında ilerlemeye devam ederken ayaklarımı soğuktan hissedemiyordum. Issız bir dağ başında, üç beş dakikada bir hızla geçip giden arabaların yanından yokuş aşağıya hızlandım.
Serdar beni görmemeliydi.
Serdar beni bulmamalıydı.
Ben kaçtığım o eve ağlaya ağlaya dönmemeliydim.
Ben ne olursa olsun, ölsem dahi beni ağlatan o adama mahkúm kalmamalıydım..
Dilediğimi yaptım. Zaman hızla akıp giderken ben olabildiğince uzaklaştım Serdar’ dan. Kalbimi kıran, tüm duygularımı hüsranla tiksintiye çeviren o adamdan kaçtım. Kaçarken de yerle bir olan kalbimle yeniden o anlara döndüm.

Çalan telefonuma uzanırken ekranda gördüğüm isimden ziyade uykulu gözlerimle saatin kaç olduğuna baktım. Vakit epey ilermiş, gün çoktan derin bir karanlıkla geceye bulanmıştı. Saat dokuzu kırk yedi geçiyordu ve görünen o ki ben saatlerdir uyuyordum. Acıkmıştım. Üstelik beni kollarında uyutan Serdar bu defa yoktu.

Üzerim Serdar tarafından yorganla çok güzel bir şekilde örtülmüş, odanın diğer ucundaki şömine yanmış ve oda karanlıktı. Dışarıda yükselen köpek sesleri geceye karışıyorken cama vurulan ağaç dalları hafif bir rüzgarın habercisiydi.
Sıcaktı. Uyurken bu sıcaklınla bunalmış ve bir bacağımı dışarıya çıkartmıştım.

Ekranı kaydırıp aramayı yanıtlarken tekrar kapanan gözlerimle Yeliz’ e “efendim.” Dedim. Odanın karanlık olması beni korkutmuyordu. İçinde bulunduğum bu tatlı uykudan nasibimi almıştım ve bu karanlıkta yalnızca gözlerimi kapatmak istiyordum.
Nitekim öyle de yaptım. “Hiiii. Seviştikten sonra yorulup uyuyakaldın dimiii?” Diyen Yeliz’ i dinlerken Serdar kokan yastığı derin bir nefesle kokladım.
“He yarram.” Dedim Yeliz’ e “Sen eksik kaldın ama üzülme, gelince de seninle sevişirim.”

Burun kıvıran bir ses eşliğinde “Teklifin için sağ ol, ama hemcinslerimle ilgilenmiyorum bebeğim.” Deyişiyle başımın altındaki yastığa daha da yerleştim.
Yastık.. O kadar Serdar kokuyordu ki.. Üzerime sinen kokusunun yanı sıra bu çok daha başkaydı.

“Sana bi zenci şart.” Diyerek ağzımın içinde geveledim. Buna karşılık “Iyyy pislik.” Deyişineyse yalnızca gülümsedim.
“Sevişmedik Yeliz. Havadan sanırım, uyumuşum.”

Göğsüne yatırıp sırtımı okşarken öperek saçlarımla oynadı. Bu yüzden de uyuyakaldım diyemeyeceğim için ayrıntıları elbette es geçtim. Nihayetinde bu benim özelimdi ve yakın arkadaşım da olsa anlatma taraftarı değildim.

Bu durumdan hoşnut olmamışçasına “Hadi yaa.” Diyerek içerledi. “Tek mi uyudun bari?”

Gözlerimi aralayarak kıvrılan dudağımla gülümsedim. “Yok.. Sokaktan birkaç kişi daha aldık, onlarla uyudum.”

Yeliz “İşte buna inanmam bebekom. Seninki çok fena, onları da döver.” Deyince gülüşümü devam ettirerek “Kimi dövdüğünü gördün?” Dedim. Saçma, sanki Serdar çok yumuşakmış da ben buna inanamıyormuşum gibiydi.

Yeliz bu soruma başta Osman olmak üzere birçok cevap bulabilir ve benden her birini gülümseyerek dinleyebilirdim. Fakat Yeliz kısılan sesiyle mahçup bir şekilde “Alp.” Deyince tüm bunlar aklımdan uçup gitti. “Nas-nasıl?” Derken gözlerim anında şaşkınlıkla aralanmıştı.

“Alp’ in kolunu kırmış arabanın geldiği gün. Ağzı yüzü de yara çocuğun. Mahallede gördüm az önce. Hazan çok kötüydü ya.” Yeliz’ in sesi o kadar berbat geliyordu ki ben kendimi tutamadım. Gözlerim Alp’ in haline doldu. Boğazıma bir şeyler otururken yattığım yerde doğrulmuştum.

“Konuştun mu?” Dedim. Onca yaşanmışlık varken bu çok acı geliyordu bana. Alp’ in bana bir kötülüğü yoktu sonuçta. Bizim o günden başka hiç kavgamız olmamıştı. En sorunsuz şekilde güzelce kesmiştik ilişkimizi. Tamam, sorunsuz da değildi ama böyle de olmamalıydı. Zira Serdar’ ın yaptığı şu an benim canımı çok fena yakıyordu.

“Bakamadı yüzüme. Gözleri doldu çocuğun. Ama kim yaptı diye sorduğumda Serdar dedi. Belli ki Serdar da kendini saklamamış, ulu orta yapmış ne yaptıysa. Yüzü gözü mosmor. Pansumandan geliyormuş.”

Üzülen yanımı bu defa öfkeyle karışan halim bastırırken yattığım yerden kalkarak “Gelince konuşuruz Yeliz.” Dedim. O da sorgulamadı zaten. Telefonu kapatarak üzerimi düzeltirken kendi içimde Alp’ e yapılanın çok fazla olduğuna emindim. Sonuçta güzel bir şekilde de alabilirdi o arabayı. Ona kimse döv dememişti. Birini çok dövmek istiyorsa Oktay’ ı dövebilirdi mesela. Alp zaten her konuda Serdar’ ın dengi bir çocuk değildi. Ki bizim aramızdaki mesele de o gün zaten son bulmuştu.
Dallandırıp budaklandırmaya gerek yoktu.

Bu katta olmadığını varsayarak çıktığım odadan alt kata yönelirken adımlarım sinirimle beraber hızlanmıştı. Çıplak ayaklarım zeminle buluştu, sol elimdeki telefonu sıkıca tuttum, saçlarımı sağ omuzumda topladım. Lambası yanan ve salon olduğunu bildiğim odaya adımlarken yükselen sesimle kapı kasasından geçerek “Ya sen nasıl döversin Alp’ i!” dedim.

Serdar sırtı dönük bir halde salonun diğer ucunki camın önünde elindeki telefonla konuşuyordu. Evde yükselen gür sesimi duyunca şaşkınca ve yavaşça bana doğru döndü. Kaşları çatılmış, yüzünü sinirli bir hal almıştı. Bakışlarımız buluşunca telefonun diğer ucunda olan kişiye “Kapat.” Dedi. Sonra da yüzüne kapattı tabi.

Telefonunu hemen yanındaki yüksek ve yuvarlak sehpaya fırlatarak “Dua etsin sadece dövmekle kaldım.” Dediğinde “Ya dalga mı geçiyorsun benimle!” Diyerek ona doğru bir adım attım. Sesim daha da yükseldi. “Ya kolunu kırmışsın çocuğun!”
İnanamıyordum.

Benim aksime bana doğru gelmedi. Olduğu yerde durdu. Elleri belinin iki yanına giderken tek kaşını kaldırıp düz fakat bir o kadar ürkütücü çıkan sesiyle tısladı. “Topla o sesini.”

Dinlemedim. Bu şekilde duruşu, beni anlamıyor oluşu bile daha çok sinirlenmeme sebep oluyordu. Ellerimi onun aksine kadınsı bir şekilde bel oyuğuma yerleştirirken inatla “Alp benim arkadaşımdı!” Diye devam ettim. Kaşlarım tüm bu olanlara inanamıyormuşum gibi çatıldı. “Ya nası..” derken sözümü keserek bu defa gür sesiyle “Sikerim lan senin arkadaşını!” Dedi.

Benim aksime Serdar’ ın siniri çok daha başkaydı. “Sokağın ortasında sana bağırırken aynı şeyi o düşünmüyordu.” Diyerek bana doğru bir adım attı. Yüzü öfkeyle kasılmış, kaşları çatılmıştı. “Arkadaşmış, piç sana aşık çıktı. Sen halâ arkadaş de.”
Aşık olmak kötü bir şey değildi evet. Serdar’ ın kızdığı konu bu aşkın bana duyulmasıydı. Beni kıskanması, haftalarca Alp’ in bana dokunmlarını unutamamasıydı. O dokunmalardaki, bakışlardaki anlamlardı. Belki de Alp’ in üzerimde kurduğu cinsel bakış açısıydı..

İtirazla “Yine de.” Desem de sağ elinin işaret parmağını bana doğru kaldırarak “Tek kelime daha etme Hazan.” Dedi.
Aramızda metreler vardı. “Bana bu konu hakkında tek kelime daha etme. Seni haklı çıkartacak en ufak bir sebep yok çünkü.”

Kendini öyle şartlandırmıştı ki beni konuşturmuyordu bile. Ama ben görüşümde nettim. Ne olursa olsun bunu yapmaması gerekiyordu. Konuşmak için dudaklarım yeniden aralanırken “Ulan benim aklımdan çıkmıyor. Sen nasıl unutuyorsun o herifin yaptıklarını.” Diyerek yeniden gürledi.

Anında “Unutmadım!” Diye yükselirken tıpkı onun gibi kaşlarımı çattım. “Sadece.” Desem de “Sadece yok!” Diyerek yeniden esti.

Başını itiraz eder gibi yavaşça yukarıya kaldırıp indirdi. “Sen dua et de biz o zaman birlikte değildik.” Gözlerime öyle bir bakıyordu ki ben her saniye ona karşı yenilirken ne diyeceğimi de unutuyordum. “Sana kimse sesini yükseltemez.” Diyerek öfkesini korudu.

Bu ironiyle gözlerimi kapattım. Sinirim geçmiyordu. Öfkemi bile tam olarak yaşayamıyordum. “Sen yükseltiyorsun ama.” Diyerek gözlerimi açarken yeniden, bu daha daha güçlü bir sesle “Sen beni onlarla bir mi tutuyorsun?” Dedi.
“Bizim aramızdaki ilişki belli kızım. Benim sana olan sevgim belli. Verdiği değer belli…” daha da devam edecekti. Aynı sinirle ayağımı yere vurarak “Bağırma o zaman!” Demeseydim.

Kurduğu her güzel cümleyi bağırarak değersizleştiriyordu. Sırf beni sevdiğini söylüyor diye bağırmasını görmezden gelemedim. Seviyorsa bağırmayacaktı, dinleyecekti, hatta Alp için özür dileyecekti.
Tabi bu daha da şiddetli bir halde “Bağırtma lan o zaman.” Diyen adam için imkânsızdı. “Bana tutup o piç için hesap sorma.” Bana doğru adımlarken iğrenç bir şey söyler gibi “Arkadaşmış.” Dedi. “Siktim arkadaşını al.”

Bu defa sandığımın aksine yanıma gelmedi. Hemen yanımdan geçip odadan çıkarken kendi kendine “Kıyamıyor da hanımefendi. Sikerim böyle işi.” Dedi.

Serdar’ a doğru dönüp ardından hayretle bakarken “Kıyamıyorum evet..” dedim. Sonra da duysun diye sesimi yükselttim. “Ya kolunu kırmak nedir!”

Durdu. Bedeni kapı girişindeyken Alp’ e kıyamıyor oluşuma takıldığına emindim. Ciddi bir halde döndü ve birkaç adımda beni bulup tam önümde dikilerek işaret parmağını yüzüme doğru kaldırdı. “Kelimelerine dikkat et lan!” Derken yüzü değişmiş, sesi evi inletiyordu. Kim bilir, belki de Alp’ e kıyamayıp aynı sevgiyi ona gösteremediğim için bu kadar delirmişti.

Salladığı parmağı indirirken ve “O ağzını da topla adamı deli etme!” Derken sanki bana sarılan, beni öpen adam o değildi.
Yüzünde okuduğum öfke o kadar netti ki.. Kendini her şekilde belli edişi tam Serdar’ lık bir hareketti. Ardından çekip gidişi, salon kapısını sertçe kapatışı bile bir başkaydı.

Şimdi gidip sarılsam her şeyi unutup bana sarılacağını, kucağındayken defalarda kez öpüp özür dileyeceğini bilmesem bu haline inanacaktım. Bunları biliyorum; fakat ben istiyordum ki bir şeyleri uzakken de halledebilelim. Ben istiyordum ki, bir konuda da üstün gelmesin. En azından bir olayda kıskanmasın, beni dinlesin

İste bu yüzden gitmeyecektim ona. Bu geceyi az ilerideki koltukta geçirecektim belki, ama yine de gitmeyecektim ona.

Kaldığım sorunun ortasında mimik dahi oynatamazken telefonuma gelen mesajla kendime geldim. Elimdeki telefona yönelirken aynı zamanda biraz nefes almak için de az ilerideki cama yürüyordum.

Gönderen; Sevda Abla
Mesaj; Hazan nerdesin canım yoksun merak ettim

Gönderen; Sevda abla
Mesaj; Gel kahve içelim diyecektim

Gönderen; Sevda Abla
Mesaj; Ömerde seni ozledi hem

Başım eğikken ne olursa olsun Ömer’ le gülümsemiş ve parmaklarımı klavyede gezdirmeye başlamıştım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Bir arkadaşımla dışardayım abla gelirim bir iki güne

Gönderen; Hazan
Mesaj; Bende özledim 🙂

Gönderen; Sevda Abla
Mesaj; Hmm anladim canım. Hangi arkadaş bu ben taniyor muyum 😉

Dudaklarımı kemirirken az evvel Serdar’ ın durduğu yere geldim ve bulunduğumuz sorunu unuturcasına yazdım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yok abla tanımıyorsun :d

Mesajım görüldü olduktan birkaç saniye sonra hemen yanımdaki komodinde duran telefona bir mesaj geldi. Telefon Serdar’ ındı ve biz tartıştığımız için olsa gerek almayı unutmuştu. Belki de bilerek bırakmış, umursamamıştı.
Ona çok sinirliydim.
Şimdiden özlüyordum da. Son anda içinden çıkan öfkeli deve sinirli olsam da saatler evvel yaşadığımız her an çok güzeldi.
Beni sarması, sararken öpmesi ve saç diplerimi öpüp parmaklarıyla ovması çok çok ozel bir durumdu. Serdar her konuda ilkimken bana yaşattığı her duygu çok özeldi.
Şimdi geldiğimiz yerde de Alp’ i kıskanıyordu tamam. Ama kolunu kırmasını halâ affetmiş değildim. Ne olursa olsun bunu hak etmemişti.

Yanımda duran telefon yeniden titreyince bakışlarımı gecenin karanlığında etrafa savrulan ağaçlardan aldım. Yanan ekrana baktım. İçimde bir dürtü oluştu sonra. Bu dürtüyle de hiç yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Kucağımdaki kolları çözdüm. Telefonu elime almadan sehpaya doğru eğildim ve orta tuşuna basarak kilidini açamadan ekranda biriken mesajlara baktım.

Gönderen; Hande
Mesaj; Ne demek seni rahatlattıysam ne mutlu bana

Telefonu anında elime aldım. Bu Hande o Serdar’ ın yattığı Hande olamazdı değil mi? Peki ya o zaman bu gelen mesaj neyin nesiydi? Neden ve nasıl rahatlatmıştı Serdar’ ı?
Gözlerim iki elimle sıkıca tuttuğum ekranda doldu.
Ben saatlerce uyurken o bende rahatlayamadı diye bir eskortla mı rahatlamıştı? Bana dokunamadı diye..
Biz birlikte olmadık diye Serdar başka bir kadında mı rahatlamıştı?
Boğazım düğümlendi. Başımdan aşağıya dökülen kaynar sularla hemen aşağıda kayıtlı olmayan bir numaran gelen mesajlara baktım.

Gönderen; 05………
Mesaj; Şey Serdaaar

Tükendiğimi hissettim.

Gönderen; 05………
Mesaj; Ben biraz fenayım dayanamıyorum

Ayaklarımın bağı çözüldü.

Gönderen; 05……….
Mesaj; Utanıyorum da ben alamam, sen eve gelirken bana vibratör alır mısın

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 351

Pislik kaşar

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 340

Şerefsiz karı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 326

Çok iyi oldu hazan savunma şu piçi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 295

Oha serdar bu kadar da net

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 283

Gün ışığına çıkmamış küfürler

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 264

Ya serdar

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 225

Kudurdu adam

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 196

İstwrain kızım istersin canım

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 190

Hahahahahah

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 119

Buradaki muhabbetlerine bayılıyorum ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 75

Yani haklı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 70

Yani olur aslında

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 26

Tamam aşkım

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 14

Bu var ya bu az deği he

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 5

Sevene mis gibi tabi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 295

Bi yapsanda kurtulsan

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 283

Yaratıcı küfürler

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 264

Hahahahaha

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 225

Sakin şampiyon

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 128

Hahahaha manyak çiftim

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 125

Sakin çocuğum

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 119

Hahahaha offff ya yandık hadi bakalım

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 113

Övünmek gibi olmasın öyledir bizim kız

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 86

Kesinlikle kadınlar yapılan hiçbir şeyi unutmaz

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 83

Hahahaha hazır cevap

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 70

Bence tamam

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 56

Yavrummuyum cidden

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 48

Gıcık kıskanç

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 26

Tamam aşko sinirlenme hemen

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 14

Çakal

askozulfikar profil fotoğrafı
askozulfikar
¶ Paragraf 5

Bayılırım yumurtaya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 334
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 299

Ah ulan içimizden geçecek bir bölüme daha ulaştık

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 276

Nasıl indirsin onun için olazlardaydın imkansızlardaydın

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 237

Ah bizim kızın şu sert sevişleri

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 190

HAHAHAHHASHDJRS Hazan ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 181

Yaaa düşünceli adam

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 145

Aha geliyor hahalfxnv

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 128

O Oktay mı yedi lan sarmalarımızı?? Hazan'ım keşke bana getirseydin be güzelim

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 121

E herhalde güzelim Serdar bu

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 87

Olacak olacak

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 56

Ah be Serdar bir gün bizide senin gibi biri bulur mu

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 51

Allah'ım ya Rabbim huylu ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

HAHAHAHDGLKV Deli bu kız ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 5

Iyy neyi mis be

Susko

Buyrun cenaze namazına.

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 299

Sakinnn sakiiinnn

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 222

Şuu emir kimleri neden bu kadar güzel geliyo yyyaagggg

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 119

Qsla hiç bir konunun üstüne kapanmıyor bu kitapta eb sevdiğim özellik bu sanırım

Ksgmas
¶ Paragraf 182

Bence ikiniz çok güzelsiniiizz

Ksgmas
¶ Paragraf 152

Allahııımm çok güzel seviyor

Ksgmas
¶ Paragraf 76

Tabi ki onunsun her halükarda

Ksgmas
¶ Paragraf 48

Kıııskancıııız

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 351

Orul orul oruspu kaşar

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 345

Al işte öyle değil öyle değil

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 326

Zaten alpe sinir oluyordum çok iyi oldu sjsjsjsj al

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 300

La dur yanlış anladın diyecem de her şey çok müsait

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 299

Aha başlıyoruz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 297

Biliyoz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 296

Oh olsun haketti

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 295

Ha daha önce yaptın yani şerro

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 293

Eril enerjimizden kimse bahsetmesin kime ne

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 292

Sus lan hayvan

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 283

Küfür kontenjanim çoğaldı sağol

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 277

Sen de iyi alıştın hayırdır lan

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 262

Ulan hayat

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 225

Djsjddjjsjd sakin be

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 190

Ama gerçekten oha

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 190

Düşün daha ilerisi olsa sabahında kendini nikah masasında bulurdun sjsjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 186

Serdarrr iyi misin

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 160

Hahahahhah

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 151

Laa çok tatlı

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 128

Sksjsjj çok iyi

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 125

Kalpten gidecek adam şimdi

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 119

Sjsjsjsjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 113

Ya of niye gerçek değilsin sen

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 105

Irade deyince de Serdar

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 83

Sjsjsjsj saplaaa

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 75
Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 65

Hakkat lan hunharca harcattıran nasıl harcatıyo abi tövbe tövbe o sırada bizim garibanlik

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 46

Havalara gellllll

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 45

O sırada hazanin eski hayatı sjsjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 26

Tamam gebert aşkım

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 14

Oha hayvan sjsjsjsj

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 351

Ondan sonra da Kübra küfür ediyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 340

Anan tanıyor Sor söyler

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 299

Geldik bir boktan yere daha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 295

Küfürlerden anlıyoruz zaten

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 293

İkisi de birbirinden beter

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 283

Yarasin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 277

Yapta kurtul vala

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 264

Kzizbxjxnxndm

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 237

Bizimki dünden razı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 225

Olur yaoarsin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 221

Kactimiki kocisss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 215

Fena oluyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 182

Hmmm oylemii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Ohhh mis mis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 145

Hehhhh aksın geliyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 127

Oğlum sen de ne onu kabul ediyorsun Ne bunu ne yapalım yani gidiyorduk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Bize hanımcılık yapacak erkekle

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 113

Biz öyle bir kişiliğiz işte

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 105

Kendini nasıl tuttuğunu bilmesek

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Buzde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 70

Ben okeyim şahsen

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Nfdhvxfvt huylu

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 351

Eee yuh pislik karı

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 346

Ya hazanım ya

Yorum için giriş yap