← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 29

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

KADER GAYRETE AŞIKMIŞ

Kuş sesleri havanın serin berraklığında savrulan ağaç yapraklarının kokusuyla birleşerek ruhumu okşuyordu.
Bir yaz gecesinin yanı sıra, bedenimi dokunan serin rüzgar saçlarımı severcesine savuruyordu. Geceyi buhranla karartan gök, sabaha yavaş yavaş yer verirken rengini açıyor, sessiz durgunluğuyla adeta bizi izliyordu.
Beni. Ve ellerini iki yanında sabitlemiş, ne kadar süredir orada olduğunu bilmediğim siyah devi.

Gözlerimizin buluşması dengemizi sarsmadan aşina olduğumuz bir suretle resmedilirken ilk geceden farklı, fakat yine en çok da ilk geceye benzeyen bakışları üzerimeydi. Duygularımızın aynı, fakat her zamankinin aksine daha yoğun olduğu bir gündönümündeydik.

Ellerim kucağımda, başım dik, gözlerim o koyu kahvelerdeyken sanki bakışlarım avuçlarında, tuttuğu soluk ensemde..

Farklıydı.

Kaşları her zamankinin aksine çatık değildi ve gözlerinde görebildiğim bir agresiflik de yoktu. Gülmüyordu, fakat sinirli de değildi.

Doğru kelime…
Sakin gibiydi.
Sanki tüm sinirleri bir pamuk ipliğiyle alınmıştı ve bedenindeki dinginlik benim nemli gözlerimin aksine onunkilerden çok net okunuyordu.

Oturduğum yerden karşı balkona bakarken ona yalnızca başım dönüktü. Bununla beraber gözlerimi ondan bir an bile almıyor, aramızdaki birkaç metreyi yok sayıyordum. Serdar’ a bakarken kalbim aramızdaki bu derin sessizlikle tüm bedenimde çarpmaya başladı.

Yeniden.

Zamanın her defada olduğu gibi yeniden durduğunu hissetmek bedenimi sıyıran havanın naifliği kadar güzeldi. Gözlerine bakarken hiç kımıldamadan bana bakıyor, izlerken hafiften uçuşan saçlarımı ve yüzümü tarıyor oluşu sertçe yutkunmasına sebep olmuştu.

Karşılaştığımız her anın aksine bugün ilk defa ona daha uzun bakabiliyorken kendimi varlığından almaya niyetli değildim. Bu defa, ne pahasına olursa olsun duvarlarımı ve yaralarımı görmezden gelerek kendimi o bakışlardaki durağan güzelliğe bıraktım.

Kalbimin hızlanarak atmaya devam edişi, ellerimin üşümesi, bedenimin karıncalanması ve nefesimin kesilmesi Serdar’ ın varlığının habercisiyken bedenimden aldığım tepkileri son birkaç haftadır ezbere biliyordum.

Bana öyle baktığın sürece ruhum ruhuna yeniden karışıyordu siyah dev..

Zihnim Serdar’ la ilgili hem çok dolu hem de çok boştu.
Bu belirsizliğin yanı sıra yüreğim bir güzellikle sarılıyor ve tüm boş vermişliklerin aksine kendimi bile isteye bu huzura bırakıyordum.

Aynı düşüncelere sahip olduğumuzdan emindim. Yoksa bana bakarken gözlerinde gördüğüm o derin bakışa bir anlam buluşum boşuna değildi. Nefes almayı unuttuğunu hareketsizce kalan bedeninden ve inip kalkmaya göğsünden anlayabiliyordum.
Yüzündeki faça her zamankinin aksine daha yumuşak, elleri hiç olmadığı kadar salaştı.

Aslında duruşun son derece normal, seni bu denli güzel gören benim yüreğim siyah dev…

Bu uzun bakışmanın ilk defa bir anlamla şekillenecek kadar güzel olması yüreğimi sarsıyordu. Fakat sonra, tüm bu durağanlığının aksine bulunduğu yerde, balkonun ortasında yavaşça hareketlenişini izledim.
Bana bakarak sağ ayağıyla bir adım geri gidişi benden vazgeçişi olamazdı değil mi? Hele de tüm tabularımı yıkarak gözlerine uzun ve duygu dolu bakmayı kabul etmişken..

Bakışlarım onun aksine bu hareketiyle kısılırken sol ayağıyla bir hamle daha yaptı. Gözlerime baka baka yavaşça geriye çıkarak gitmesini izlemek benim için aydınlanmayan dünyamın kıyameti gibiydi. Zira benden vazgeçmeden benden gidişini izlemek en içler acısı anım olabilirdi.

Birkaç adımla yeniden salona girişi, o balkonda koca bir boşluğu bırakışı az evvel hissettiğim duygularımı yakıp yıkarken geride bıraktığı boşlukla utandım.
Haftalar sonra ilk defa kendi içimde ona karşı bu kadar netken tek bir kelime dahi etmeden gitmesi içimdeki gururu yıkmıştı.

Acaba ona olan duygularımı tek bir bakışımla anlayacak kadar hisli miydi?
Ya da yanlış anlaşılmalar dizesine bir yenisini daha mi eklenmişti? Belki de eklenmemiş, yalnızca bu dengeyle sürüp gidenlerin sancısını devam ettiriyordu.

Önüme döndüm.

Yerimde dikleşip kırmızı atletimin duruşunu umarsızca düzelttim. Hâlâ hafif nemli ve omuzlarımda olan saçlarımı sağ elimle arkaya savurduğumdaysa içimdeki boş vermişlik hiçlikle savaşıyordu.
Canımın bu ince sızısını bir saç ya da atlet düzelmekle dindiremeyeceğimi biliyordum, fakat elimde şimdilik yalnızca bunlar vardı.

Masanın üzerinde duran telefonumdan saatin sabaha karşı beşe geldiğini öğrenmiş ve günün aymasını beklemeye karar vermiştim. Sonrasında tüm gün ne yapacağımı tam olarak bilemesem de Osman Amca’ ya gideceğim kesindi. Bunun dışında ne bir işim ne de eğlencem vardı.
Çocukluk arkadaşımı yitirmiş olmam ve dahası beni olduğumdan daha mutsuz biri yapmıştı. Sıkışıp kaldığım bir yüzbaşından da alabileceğim en uzun bakışı aldığıma göre, şimdilik cidden tükenmiştim.

Binalar arası bir balkon köşesinde, önümde ufak kare bir masa, hemen yanımda gri korkuluklarla bunca kalabalığın arasında yalnızdım.
Uzanıp masadaki cam şişeyi aldım.
Dibinde iki parmak kadar kalan sütü yavaşça başıma diktiğim an karşı evin demir kapısının açılmasıyla şişeyi yavaşça masaya bıraktım. Duyduğum o sessiz hareketlilik durağan bakışlarımla o tarafa yönelmeme sebep olmuştu.

Serdar kapısının önünde, ardına bile bakmadan sağ eliyle tuttuğu demir kapıyı yavaşça kapatıyordu.

Bizi ayıran tek şey birkaç metrelik yoldu ve bu mesafenin sonunda başını kaldırmış bir halde bana bakan Serdar vardı.
Önündeki birkaç basamağı beni izleyerek inerken adımları yavaş ve sertti. Bunlarla beraber dik duruşuyla kendinden emin halini izlerken ihtiyaçla yutkunduğunu anlayabiliyordum.

Yavaşça yerimde dikleştim.
Duru bakışlar eşliğinde yeniden göz gözeydik. Ve kalbim yine, onun birkaç adımla sokağın tam ortasına gelmesiyle bir sonu yokmuşçasına deli misali çarpmaya başlamıştı.

Sonra gözlerini gözlerimden alarak bakışlarını ön cebinden çıkarttığı telefona yöneltti. Bu sırada merak duygusuyla dolan benliğimi birkaç saniye sonra masada titreyen telefonum cevapladı.

Kaşlarımı bu olasılığa çattım.
Bana mesaj atmış olamazdı. Değil mi?

Öyle ki, bakışlarımı telefonumdan alarak cevap bekler bir halde Serdar’ a yönelttiğimde gördüğüm bakışlar bunu doğrular nitelikteydi.
Bana mesaj atmıştı.

Uzanarak süt şişesinin hemen yanında duran telefonu aldım. Alırken enseme değen saçlarımın gıdıkladığı yeri kaşıdım ve kilidi açarak gelen mesaja okudum.

Gönderen; 05…….
Mesaj; Aç Kapıyı.

Mesajı okuduktan sonra usul bir nefes alıp aşağıda ifadesiz ve donuk şekilde bana bakan Serdar’ a döndüğümdeyse ifadesiz bakışlarıyla buz gibiydi.
Buz gibiydik.

Bazen ne düşüneceğini bilemiyordu insan. Nedenini, nasılını, kim olduğunu, neden geldiğini.. Bende şu an numaramı kimden bulduğunu ve neden bunu yaptığını düşünemiyordum. Zira bunların şimdilik bir önemi de yoktu. Çünkü Serdar şu an sokağın ortasında, kapımın önünde sakince bana bakarak kapıyı açmamı bekliyordu.

Doğrusu, aksi hiç geçmedi kalbimden.
Kapıyı açmamakla ilgili zerre bir fikir yürütmeden içimden geçenleri bir bir kucaklamaya başladığımda üşüyen ellerimle hiç olmadığı kadar heyecanlıydım.

Bakışlarımı aşağıda durup bana bakan adamdan aldım ve elimdeki telefonu tekrar masaya koyup oturduğum yerden yavaşça kalktım.

Oyalanmadan normal adımlarla balkondan ayrılarak evin içinden geçip merdivenleri bir bir inmeye başladığımda boğazım kurumuş ve adımlarım sendeler bir haldeydi.

Günler evvel asla asla ve asla diyen kıza ne olmuştu tam olarak bilmiyorum ama çok şey olduğu bir kesinlikti. Serdar’ a giderken içimdeki heyecanın akıl almaz sebebi bakışlarındaki durgunlukken kavga etmek için bu saatte gelmediğine nedensiz emindim. Hoş onun için geldiyse ne olacaktı bunu da bilmiyordum ama sonuca bakmadan olaya odaklandığımda her şey yeterince güzel gibiydi.

Merdivenlerin sonuna geldiğimde sağ elimi hızla atan kalbimin üzerine koydum, derin bir nefes aldım.
Demir kapıya uzanıp açarak yavaşça kendime doğru çektiğimde görüş alanıma giren bedenle soluğum daha da hızlandı. Ben bedenini saran siyah tişörtüne bakarken Serdar sanırım derin nefes almak için yukarıya kaldırdığı başını anında bana doğru indirdi.

Başımı yüzüne kaldırmaya cesaretim yoktu ama kapının hemen önünde duruyor oluşu aramızdaki mesafeyi yalnızca iki karışa indirmişti.

Sol elimle tuttuğum demir kapıyı bıraktığım sırada iki yanında sabitlediği elleriyle beni izlediğine emindim ve bu olay dudaklarımı kemirmeme sebep oluyordu.
Sonuna kadar açılan kapıyla çok ufak bir adım geri çıktığımda ne demek istediğimi anlamıştı.
İçeriye bir adım atıp üzerime doğru yürüdüğünde birkaç adımla geri çekilmemi sağlamış ve arkasında kalan demir kapıyı dikkatle bana bakarken yavaşça kapatmıştı.

O günkü gibiydik..
Elinde bir başkasında gelme çiçeklerle kapıma dayandığı gün gibi.. Her şey o zamanla bu kadar aynıyken bu defa duruşu sessizliğiyle ayırt ediliyor, hisleri bana olan bakışlarıyla anlaşılıyordu.
Zira hâlâ ona bakmazken sağ elimi yumuşak bir şekilde avuçlarına aldığında buna daha da emin oldum.

Serdar bu defa çok başkaydı.

Kalbim zaten hızla atıyordu. Birde soğuk elimin arasında elini hissediyor olmak her şeyi misliyle çoğaltmaya yetmişti. Birlikte hastaneye gittiğimiz günü saymazsak bu ilkti. Serdar sanırım içindeki hislerden ötürü ilk defa bana geliyor ve elimi tutuyordu..

Tek kelime dahi etmeden merdivenlere yöneldiğinde heyecandan nefes nefese inip kalkan göğsüm beni destekliyordu. Bana ayak uyduran adımlarını takip ederken neredeyse bayılmak üzereydim.

İkimiz de susuyorduk.

O bir adım önümde yürürken tuttuğu elimle peşinden gidiyor ve daha önce hiç girmediği evime ulaşmasını izliyordum. Tüm bunları yaparken o kadar yumuşak tutuyordu ki elimi, attığı her yavaş adımda düşmemem için göz ucuyla bana baktığını da anlayabiliyordum.
Korkuluk olmayan serin mermer zeminde ilerlerken elimi tutan ellere tutunuyordum. Bun yaparken de bakışlarım onunkilerin aksine daima yerdeydi.

Neden bunu yapıyorduk bilmiyorum. Zaten irdelemek istediğim de bu değil. Çünkü suskunluğunun ardındaki bakış bana fazlasıyla yetiyordu. O sert adamın aksine bana yumuşak davranan Serdar’ ı sevmiştim ve içimdeki tüm yıkılan hisleri onarabileceğini düşünmeye başlamıştım.
Ta ki dik duruşuyla aralık olan çelik kapıyı ittirip kendi eviymiş gibi içeriye adımlayana kadar. Sanırım buradan sonrasında konuşulması ve dokunulması gereken mevzulara yer veriyordu.

Yeniden dudaklarımı kemirmeye başlamıştım.

Adımlarımız art arda gelişirken onun bir adım önde olmasına rağmen hiç de zorlanmadan salonun ortasına gelmiştik.

Vardığımız yerde elimi yavaşça bırakışı, bedenini aynı yavaşlıkla bana çevirişi nefesimi tutmama sebep olurken elimi kolumu nereye koyacağımı ve nereye bakacağımı bilmiyordum. Gözlerine bakacak kadar cesaretim yoktu. Ama burada olması daha evvel hissetmediğim güzelliklere de yol açıyordu.

Ufak bir adımla aramızdaki mesafeyi tamamen kapattığında inip kalkan göğsümle onun koca cüssesi karşısında ufacık kalmıştım.
Ellerim tıpkı onun elleri gibi iki yanımda sabitli ve bakışlarım onunkilerin aksine hafif yere eğikti. Beni izleyişinden rahatsız olmuyordum. Aksine hoşuma gidiyor fakat utanmama da sebebiyet vermiyor değildi.

Sonra birden.
Çok uzun zamandır beklediğim bir hamleymişçesine tuttuğu nefesi verdi, kollarını hareketlendirdi ve bedenime sarılarak beni yavaşça kendine çekti.

Asla tahmin etmezdim. Hele bu gece, akşamı ağlaya ağlaya hıçkırıklarla sonlandırıp gün doğumuna karşı elimde bir şişe sütle balkonda otururken şu anı asla tahmin etmezdim..
Serdar’ ın ansızın bana geleceği, elimden tutacağı, kollarını bedenime dolayarak sarılacağı benim için çok güzel bir rüyayken bunu yaşıyor olmak mutluluktan çığlık çığlığa ağlamaya eşdeğerdi.

Afallayan, fakat Serdar’ ın varlığıyla da şoktan çıkan bedenim bunu bekliyormuşçasına rahatladığında Serdar’ ın elleri sırtımdaydı.

Bununla beraber sola çevirdiğim başımı hizasında olduğum göğse dayadığımda kokusu benliğime nüfuz etti. Kalbim bayram ederken kapanan gözlerimle dudaklarımda hüzünlü, ağlamaklı bir tebessüm belirdi.

Yani.
Olmuş muyduk biz şimdi?

Bedenimi saran kollarını, yaslandığım bedenini, içime çektiğim kokusunu ve bendeki varlığını ilk defa bu kadar benimmiş gibi hissediyorken tüm bedenim karıncalanmaya başlamıştı.

Başımın altındaki sert göğüs Serdar’ ın derin nefesleri eşliğinde yükselip alçalıyordu. Başını şükredercesine havaya kaldırıp beni kendine daha da bastırdı. O an, kapalı gözlerim eşliğinde henüz iki yanımda duran kollarımı tereddütsüzce beline dolayıp ben de ona sarıldım.

Ona ait ve sanki yaşadığım her şeye inat onun himayesi altına girmiştim. Tüm korkularımı ve acılarımı bir bedene bırakmışım da Serdar gık etmeden taşımış gibiydi. Kendimi hayatım boyunca hissetmediğim kadar tamamlanmış hissederken biliyordum.
Bunun bir sonu yoktu..

Kapattığım gözlerimle başımı göğsüne daha da bastırarak yüzümün altındaki tişörtü kokladım, ilk defa..
Tüm bunlar, o kadar eşsizdi ki..
Geniş bedenine ve sert sırtına dokunurken ruhumu okşayan kokusunu içime çekmek yaşadığım ve yaşayacağım tüm anlara bedel gibiydi.
Onun beni tutuşu, kendine çekişi, sırtımı okşayışı ve derin nefesler alışı benimkilerle karışırken aramızdaki sessizlik sürüp gidiyordu.

Tek kelime etmeden ve sırtımdaki güven veren ellerini kımıldatmadan sıkıca sarılmıştı bana. Hayatı boyunca bir daha asla bırakmayacağını yalnızca buradan bile anlayabilirdim…

Her zaman dik başlı, cesur ve güçlü olan ben, şu an Serdar’ın karşısında tüm kalkanlarımı indirmiştim.

Savunmasız ufak bir çocuk gibiydim.

Her zaman her yerde herkesi koruyup kollayan benliğimle sanki artık bunu Serdar’ dan bekliyordum.
Ben bir ömür kendimi korumaktan, insanlarla savaşmaktan çok yorulmuştum ve artık ona ihtiyacım vardı. Bu yüzden de onunla olurken uysallaşacağımı ve değişeceğimi adım gibi biliyordum.
Ondan korksam da, tedirgince çekinsem de yine de asla ayrılamıyordum. Çünkü Serdar’ ın ruhunu tüm kalbimle evvelden biliyordum…

Sırtımdan aldığı ellerini aşağıya indirip belimin iki yanına yerleştirdiğinde ne yaptığını sorgulamak aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Fakat bunun aksi gibi nefesim artarken bedenimde gezinen ellerle gözlerimi hafifçe araladım.

Hafif eğilerek sıkıca kavradığı belimle beni tek hamlede kucağına aldığı an şaşkınlıkla aralanan dudaklarımdan panikle ufak bir “Hii!” Tınısı yükselmişti.

Endişemi duymazdan geldi. Çünkü bir şeyin olmayacağına emindi.
Beni iyice tutmak için ellerini bileklerine kadar kalçamın altında birleştirdiğinde sonunda ilk defa yüz yüzeydik.
Kızaran yüzümle önüme düşen ufak saç tutamlarını savurmak için hiçbir şey yapmadım. Fakat bunun aksine düşmemek için bacaklarımı ve kollarımı bedenine çoktan dolamıştım.

İlk defa bu hale geldiğim adamdan utanıyor ve yüzüne bakarken unançla alt dudağımı hafifçe ısırıyor oluşum bence gayet normaldi.
Tutunmak istercesine kollarımı boynuna dolayışım hiç tahmin etmeyeceğimiz kadar hoşuna gitmiş olmalı ki bir an bile vazgeçmeden gözlerime bakan gözleri yumuşacıktı.

Kalbimi tekleten yüzünü inceledim yine, bıkmadan.
Siyah sakallarına, kaşındaki o ince yaraya ve bu defa çatık olmayan kaşlarına baktım uzun uzun.
Koyu gözleri ilk defa saf ve rahatken yanaklarımın al al olması da asla sorun değildi.

Bana bakıyordu.
Gözlerimin içine bakarken kaçırmadığı bakışlarıyla yüzümü hayranlıkla izliyor ve bu sayede yüzü çok güzel bir hâl alıyordu.
Bakarken gözlerinin içi gülüyordu, ilk defa..

Onunla bir karıştan daha az bir mesafeyle yakın olmamız beni heyecanlandırmaya devam ederken başımı utançla eğim. Siyah tişörtünden görünen teni görüş alanıma girmiş ve bakışlarının altında gözlerimi gözlerinden ayırmamın sonu başımı omzuma koymamla son bulmuştu.

Burnum istemsizce boynuna sürtünüyordu.
Benimmiş gibi..
Günler önce beni tartaklayan bu korkunç adama benimmiş gibi sarılıyordum.
Ellerim kalın ensesindeyken, sırtındayken sarılıyordum.
Benimmiş gibi..
Burnum yeni yeni çıkan sakalarına ve boynuna değiyorken, başım geniş omzuna yatıkken…
Bacaklarımı beline dolamışken sarıldım.
Benimmiş gibi…

Dudaklarını yavaşça başıma bastırdığında gerilen dudaklarımdaki gülüşümü zor da olsa dindirdim.
İçim sığmıyordu içime.

Bana olan yakınlığını asla bozmadan yumuşak dudaklarına başımda yeniden yer verirken hafif karanlık odada yavaşça ilerleyerek az ilerideki üçlü koltuğa yöneldi.

Kucağına aldığı Ömer’ den ne farkım vardı ki şu an?

Koltuğa doğru giderken başım omzunda, saçlarımdaki varlığa yalnızca derin bir tebessüm ettim.

Hafif araladığım gözlerimle olan biteni izleyerek kokusunu içime çekerken bedenimi sarsmamaya özen göstererek yavaşça koltuğun ortasına oturdu.

Bu sürede başımı boynundan ve omzundan çıkartmayışım ondan utandığımdandı. Ondan utanırken bile ona sığınışımdandı..
Öyle ki, bu defa da kollarını belime sarıp sol şakağımı öpen Serdar’ da bunun bilincindeydi.

Derin bir nefesle kokumu içine çekerek “İçtin mi sütünü?” Demesiyle aramızdaki derin sessizlik nihayet yitmişti.

Uzun sessizliği bozan ilk cümlenin içtiğim süt olması ve bunu asla tahmin edemeyeceğim bir yumuşaklıkla sorması inceden gülmeme sebep olmuştu.

Kollarımı doladığım boynundan çekerek yavaşça doğrulduğumda belimdeki ellerle buna müsaade etti.

Yeniden göz gözeydik ve bu defa iki yana açtığım bacaklarımla kucağındaydım. Bir karışlık şortumla tam kasıklarının üzerine oturmuşken beni rahatsız edecek her şeyi yok edercesine kendini kontrol ediyordu.

Yumuşak bakışlara sahip gözlerine bakarken utanan bir çocuğu andırırcasına merakla mırıldandım. “Sen mi aldın?”

Başını yok denecek gibi bir hareketle olumlu anlamda sallayarak kapalı dudaklarıyla “Hıhı.” Dediğinde koyu gözbebekleri büyüyordu.

Bir kasa gelmesinden anlamalıydım.

Bana bakan, bedenime dokunan adam o kadar güzel ve rüya olamayacak kadar gerçekti ki… Ki eğer bu bir rüyaysa da uyandığım gibi ilk işim Serdar’ ın kapısına dayanmak olurdu.

Konuşacak o kadar çok şeyimiz varken bir şey bulamamak. Ya da ilk konunun sütüm olması ne kadar komikti bilmiyorum fakat, benim için komik olmayacak kadar değerliydi. Çünkü Serdar biz yokken bile beni düşünmüş olması her şeyin içinde ufak ve çok güzel bir detaydı.

Ona çekinerek bakan gözlerimin içi gülüyordu. Kalbim huzurla sarmalanırken boyu halâ benden bir miktar uzun olan adam sağ elini yanağıma koyarak bu defa yavaşça alnıma eğildi.
Sonra dudakları yavaşça alnımı buldu…
Yerinde dikleşerek kokumu yeniden içine çeke çeke alnımı öpüyor oluşu çok güzeldi.. Hele de boşta kalan eliyle hâlâ belimi kavrıyorken..

Benden ayrılmamışken alnımdaki dudakların tadını çıkartırcasına “Serdar.” Dediğimde ellerim bedenlerimizin ortasında yer bulmuştu.

Serdar dememle geriye çekilerek sağ eliyle önüme düşen kısa saç tutamımı kulağımın arkasına sıkıştırırdı.
Dokunduğu yerlerim daha evvel rast gelmediğim bir hisle kımıldanıyordu.
Gözlerimi usulca yüzüme değen parmaklar eşliğinde huzurla kapattığımdaysa “Söyle yavrum.” Dedi.

Sesini duyunca tuttuğum nefesi vererek tebessümle güldüm ve gözlerimi açmadan başımı yavaşça olumsuz anlamda hareketlendirdim. Konuşamayacak kadar güzel hissediyordum. Konuşursam büyünün bozulacağına neredeyse emindim.

Söyle yavrum..
Bu söz ve o tını bana adımı bile unuttururdu.

Benim bu halime yutkunurken hareketlenen göğsüyle yine omzumdan tutarak bedenimi iyice kendine bastırdı. Başımı bu defa omzuna koyup beni izleyen adama başımı hafif kaldırarak alttan baktığımdaysa yutkunduğu için adem elmasının hareketlendiğini görebiliyordum. Sakalları saç diplerimin ve alnımın bir köşesine temas ediyor ve geniş omzunu yüzümün her zerresinde yaşıyordum.

Kokusunu içime çekebildiğim kadar çektim. Tıpkı hafif eğdiği başıyla burnunu ve dudaklarını usulca saçlarımda gezdiren adam gibi.
Çarpan kalplerimizin sesini olmasa da birbirimize değen bedenlerimizle bunu hissederken tam ortamında birleştirdiğim kollarımı iyice birbirine doladım.
Serdar bu hareketimle belimin iki yanında sabitlediği elleriyle kollarıma, oradan da çıplak omzuma okşarcasına dokundu ve hafif çatılan kaşlarıyla sorgular gibi “Üşümüşsün.” Dedi.

Bakışları bedenimle yüzüm arasında gidip gelirken bu defa sağ eli açıkta kalan baldırıma gitti ve soğuk bacaklarımı avuçladı. Elleri ve bedeni benim aksime sıcacıktı. Başımı koyduğum omzunun ve boynunun sıcaklığını hissedebiliyordum.

Ev soğuk değildi fakat balkonda otururken üşümüştüm. Şimdi de Serdar’ ın sıcaklığına sığınıyordum. Fakat bunun yetmeyeceğini anlamış olmalı ki benim sessizliğimin aksine sağ eliyle koltuğun bir ucundaki pikeye uzandı. Dikkatle alıp açtığı pikeyi sol eli yardımıyla üzerime örterek bacaklarım ve omuzlarım da dahil tüm bedenimi kapattığında kendimi ilk defa bu kadar başka hissediyordum.

Çocuk gibi.

Hissettiğim sıcaklık ciğerlerime çektiğim kokuyla harmanlanırken sol elimi Serdar’ ın göğsüne bıraktım. Bunun üzerine pikenin üzerinden bedenimi saran kollarıyla beni kendine daha da çekti.
Halimden, halimizden ve ona olan yakınlığımdan dolayı huzurlu olduğunu hissedebiliyordum. Bedeniyle birleşen bedenimle kendimi bu sıcakta hiç olmadığım kadar güvende hissediyordum…
Aramızdaki bu sessiz huzura alnıma değen dudaklar ve ardından keyifsizce “Özür dilerim.” Diyen Serdar son verdi..

Sesi durgundu ve mutsuz olduğunu çok net anlayabiliyordum.
Yüzümde gezinen bakışları ona eşlik ediyorken sırtımdan aldığı elini kaldırıp yavaşça saçlarıma indirdi.

O an, ne için özür dilediğini anlamıştım.

Bunun üzerine birçok şey söylemek isterken susuşu içinde dönen pişmanlıklardı. Öyle ki bu pişmanlıklarla parmaklarını hareketlendirip saç diplerimde masaj yaparcasına gezdirmeye başlamıştı.

Başımı Serdar’ a kaldırdığımda göz gözeydik ve onun kaşları benimkilerin aksine kendini suçlar gibi hafif çatıktı. Parmakları saçlarımda ve derimde güçlü bir hüküm sürüyordu. O gün için benden özür diliyor ve bunu yaparken kendi açtığı yaramı seviyordu. Fakat bunun çok hafif bir sızıya sebep oluşuyla dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kapatarak mırıltıyla “Serdar.” Dedim.

Adını duyduğu an başımda, saçlarımı okşarcasına gezinen parmakları durdu ve yeniden gözlerimi araladım.

Bana bakıyordu.
İçi acır gibi.
Nedenini bilir gibi.
Yine de bir cevap arar gibi..

Başımı omzuna iyice yaslayıp sol elimin altındaki göğsü severcesine devam ettim. “Fazla bastırınca acıyor.” Sonra birkaç saniye duraksayıp durmaması, parmaklarını saçlarımdan çekmemesi için devam ettim. “Ama rahatlatıyor da.”

Bunun üzerine sertleşen sesiyle kendi kendine “Elimi sikeyim!” demesini asla beklemiyordum.

Göz göze olmayışımız gözlerinden derin bir pişmanlık geçmediğini göstermezdi. Zira bunu sesinden ve gerilen bedeninden de anlayabiliyordum.

Ona bu konuda ne diyeceğimi ya da ne yapacağımı bilmiyordum. Ama kıyamıyordum da. Ne olursa olsun canının yanmasını istemiyordum…

Bu yüzden saçlarımdan birkaç milim uzaklaşsa da sabit tuttuğu eliyle başını geri atması ve oflaması sakince, uyarıcı bir sesle “Serdar.” dememe sebep olmuştu.
Başımdaki elinin aksine sırtımdaki eli sahiplenici bir şekilde yerindeydi.

Daha sonra başını kaldırıp bana bakınca tam olarak ne diyeceğimi bilmediğimden gözlerinin içine bakarak yalvaran sesimle “Lütfen.” Dedim.

O günün benim için bir önemi yoktu. Olmuş bitmiş gitmiş bir şey için bazı anları ziyan etmek istemiyordum. Hele de böyle bir anı..

Ondan hem çekiniyor hem de varlığını istiyorken gözlerindeki çocuksu kırgınlığa şahittim. Yüzündeki pişmanlık hüzünlü gözlerinden çok net okunuyordu ve onu sinir dışında bir duyguyla görmek fazla tuhaftı.

Er ya da geç. Pişmanlığını o siyaha çalan gözlerinde görüyordum.

Gözlerime baka baka yerinde hafif dikleşip belimdeki ve başımdaki ellerini yanaklarıma bıraktı. Baş parmakları gözlerimin altını sıyırıyorken yüzünü alnıma doğru yaklaştırarak dudaklarını yavaşça alnıma bastırdı.
Ve ben, dünyadaki cenneti asıl şimdi yaşamaya başladım.

Daha sonra derin nefeslerle kokumu içine çeke çeke şakağımı, saç diplerimi, hareketlendirdiği sağ elinin altındaki yanağımı öperek sağ eliyle ensemden tutup “Çok özür dilerim.” Cümlesi eşliğinde başımı yavaşça kendine bastırdı.
Burnum, dudaklarım, yüzüm onun tenindeyken boynuna sardığım sol kolumla tenime değen öpüşlerini ve hüzünle “Ne desem geçmeyecek biliyorum. Ama özür dilerim.” Demesini dinledim.

Önemi yok Serdar..
İnan, sen beni böyle sarıp sarmalıyorsun ya, hiç önemi yok siyah devim..

“Unut gitsin.” Dedim. Umarsızlığım sesimdeki huzurla tazelenmiş ve içimdeki sancılar bir sarılışla dinmişti… “Lütfen boş ver.”

Kaşlarını çattığını tenimde hissedebiliyordum. Onunla böyle sarmaş dolaş birbirimize katılmak tarif edilemez bir histi ve bunu bu şekilde düşünen bir tek ben değildim.
Saçlarımı yeniden sevmeye yeltenen adam da bunun bilincindeydi. Dudakları alnımda gezinirken arada kaldığı tereddütü “Dokun.” Diyerek ben yok ettim.

Sevmesini istiyordum; çünkü iyi geleceğini biliyordum.

Parmak uçları yenide daha yumuşak bir halde saçlarımı bulduğunda ısınan ve mayışmaya başlayan bedenimle gözlerimi yumdum. Başımın altındaki geniş beden bana bir yuva olmuş ve bu gece rahat etmem için her şeyi bana sunmuştu. Açıkta kalan bedenimi kapatmak ilk işi olmuşken herkesin aksine bana art niyetle bakmaması da gözümden kaçmış değildi.

Atletimin ve şortumun açıkta bıraktığı bedeni örterek koruması, ve sarılırken göğüslerimin ona değiyor olmasından hiçbir art niyet çıkartmamasını sevmiştim.
Dudaklarım yerine alnımdan öpmesini, rahatsız hissederim diye sütyen kopçama değmemeye çalışarak sırtımı sevmesi ve tek derdinin saçlarım olmasını sevmiştim.
Açıkçası, açıkta kalan göğüslerime bakmadan gözlerime odaklanması onu gözümde çok başka biri kılıyordu.

Serdar bir başkasının aksiydi.
Serdar hayatımdaki herkesin aksiydi.

O kadar yumuşak ve dikkatliydi ki, sağ elinin parmak uçlarıyla tüm saç diplerimin gevşemesini sağlıyorken başım bu rahatlamayla karıncalanıyordu.
Kendimi bu koca bedene bıraktığımdan beri susan adam, parmaklarının ritmini bozmadan eğilerek dudaklarını alnıma bastırırken mırıldandı.

“Rahatlıyor musun?”

Farkında olmadığı tok ve bir o kadar da dikkatli sesi öylesine tahrik ediciydi ki… Gözlerimi açmadan gülümseyerek “Hıhııı” diye mırıldanırken başımı olumlu anlamda salladım.

Ne garipti değil mi? Canımı alan adamda can buluyor olmam.

Bir şey demeden boşta kalan eliyle belimi yeniden kavradığında gözlerini açarak elimi yüzünün sol tarafına koyup okşadım. Sakalları avucumu gıdıklarken gözlerini kapatıp elime yönelince elimi ona doğru hafifçe yönelttim.
Avcumu koklayıp kendinden geçercesine öptü.
Bu hareketiyle tebessüm ettiğimde “Saçlarımı biraz daha okşarsan uyurum.” Diye mırıldanarak başımı kaldırıp dudakları hâlâ elimde olan adama baktım.

Mağrur sesime dönüp gözlerime baktığında göğsündeki elimi tenini okşayarak omzuna çıkardım.

Sakin bir sesle parmaklarının hareketini durdurmadan “Uyumak istiyorsan uyu.” Dediğinde başımı iki yana sallayıp aramda santimler olan adama baktım.
Bir daha denk gelmeyeceğim bu anı uyuyarak kaçırmak istemiyordum. Kokusunda sarmaş dolaş kalmak o kadar güzeldi ki, bunu uykuyla heba etmek istemiyordum..

Bu yüzden itirazla “Şimdi değil..” diye mırıldandım.

Gözlerime bakarken itirazımla yavaşça gerilen dudakları eşliğinde gülümsemeye başladı.
O ilk defa içinden gelerek tebessümle güldü. Ve o an, benim karanlıklar içindeki dünyam aydınlandı.

Saçlarımdaki elini uyumaman için yavaşça çekip diğer elinin yanına, belime indirdiğinde alnımı sakin bir solukla çenesine yasladım.

Şu an, dünyanın en huzurlu insanıydım. Tıpkı kucağında oturduğum Serdar gibi..

Serdar sanki bana gelerek sırtımdaki tüm yükü kucaklayıp almıştı. O balkonda oturup kederle ağladığım ne derdim varsa kuş olup uçmuş, bahar olup yeşertmişti dallarımı..
Hayatımla ilgili tüm acabalarımı ve kusurlarımı habersizce bertaraf edişi güven veren kolları ve ona sebepsizce güvenimdendi.
Biliyordum.
Bu dokunuşların ve öpüşlerin çok güçlü bir hissiyatı vardı.
Biliyorum.
Bu sakin sevişlerinin ardı arkası yoktu..
Çünkü hep hayal ettiğim o koca bedeniyle o kadar güzel sarmıştı ki beni… Buna içten içe inanmamak kalbimde değildi.

Sırtımı okşarken inip kalkan sert göğsü, V yaka siyah tişörtünden görünen siyah göğüs tüyleri ve kalın, kaslı kollarıyla o kadar benim ve güzeldi ki..
Kendimi ilk defa bir bedenin varlığıyla bu kadar güçlü hissediyordum.

Göğsünde ısınan elimi tutup yumuşak sesiyle neden dercesine konuştu. “Merdivenlerden çıkarken ellerin buz gibiydi?”

Dikkatini çekmiş ve bu durumdan rahatsız olmuşa benziyordu. Fakat ne olursa olsun heyecandan diyemediğim için yalnızca omuz silktim.

Elimi avucuna aldığında yerimde kımıldanarak daha da rahat bir hal aldım.

Konuşacağımız o kadar şey varken susuyorduk.
Belki utançtan belki şaşkınlıktan ve belki de huzurdandı.
Ama susuyorduk.
Susup birbirimizi dinliyordu.

Dudaklarını alnımda gezdirmeye başladığında bu gece defalarca yaptığım gibi yeniden tebessüm ettim.
Hızla atan kalbiyle defalarca öptü alnımı. Sonra duraksayıp konuştu. “Artık benimsin.” Deyişiyle içimi titreten cümlesinde heyecanlandım. “Bunu biliyorsun. Değil mi?”

O kadar emin de ciddi konuşuyordu ki.. Onun olmaktan başka yolum yokmuş gibiydi. Fakat aksi şu, bundan zerre rahatsız olmuyordum.

Başımı olumlu anlamda sallarken yine gülüyordum. Kafamı kaldırıp boynuna sokulurken dudaklarımı tenine bastırdım ve keyifle fısıldadım.

“Biliyorum.. Ve bundan deli gibi memnunum.”

Gerilen dudaklarıyla bana ayak uydurdu ve bu halini göremesem de benim kadar mutlu olduğuna emindim. Bedenimde dolaşan ellerin hayatım boyunca hissetmediğim duyguları ortaya çıkarışını sevmiştim. Daha evvel tatmadığım bu duyguyu ilk hissedişimin bu kadar güzel olacağını asla tahmin edemezdim.
Sabaha karşı bir zaman diliminde, her ne yaşadıysak yaşayalım sevdiğim adamın kollarında olmak bu dünyada yaşayıp yaşayabileceğim en güzel andı…

“Konuşmayacak mısın?”
Serdar’ ın fısıltısıyla düşüncelerimden uzaklaştım.

Bir ömür bu şekilde kalabilirken aslında konuşmak da istiyordum.

Gülerek “Sanırım konuşamayacağım.” Dediğimde saçlarımı koklayıp avucundaki elimi öptü ve sakince “Ne zamandır?” Dedi.

Sorusunu çok net anlamışken sırıtıp burnumu yavaşça boynuna sürttüm.

“İlk gün. Sarma getirdim ya hani.”

Güldüğüne yine emindim.

Elini elimden alarak bu defa yanağımı okşadığında yerimde doğrularak devam ettim. “Kendime itiraf etmemiştim o ayrı.”

Yüzünü yüzümden çekmeden sağ elini kaldırıp işaret parmağının tersiyle boynumu okşarken kaşları inanamıyormuş gibi hafifçe çatıldı.
“O kadar asiydin ki…”

Omuz silktim, merakla ama bir o kadar da huzurla “Huyum bu.” Derken yüzüne baktım. “Ama sen de çok serttin.”

Façalı olan sol kaşını kaldırıp imayla “Ben her zaman sertim.” Dediğinde gözlerimi devirip muzip bir halde güldüm.

Sertti ama ondan zaten korkmuyordum ya, şu saatten sonra asla da korkmazdım.

Bacaklarım Serdar’ ın iki yanında açıkken “Sen ne zaman?” Diyerek merakla yüzüne baktım.

Nefesini verip yine önüme düşen saçı kulağımın arkasına sıkıştırırken yanağımı okşayarak “En başından beri hissedip sürekli inkar ettim aslında, ama galiba…” dedi. Sonra durdu ve sustu.

Susunca yüzü düştü. Başımı eğerek konuşması için kaşlarımı hafif kaldırdığımdaysa donuk bir sesle devam etti.
“Sen o sabah yerde.” Yanağımdaki eli durmuştu bunu derken. “Nefes almaya zorlanıyordun ya, benim yüzümden.” Yutkunarak dilinin ucunu ısırdığında kendini suçluyordu. “Ben o zaman çok boktan hissettim. O zaman kabullendim. Emin ol, delirdim ama sen gidince de bir şey yapamadım.”

Gitmeseydim yapardı yani..
Bunu düşünerek sakin bir sesle “Gelir miydin yanıma?” Dediğimde cidden bunu sordun mu dercesine yüzüme bakıp “Aksini nasıl düşünürsün?” Dedi. “Gelecektim tabi.”
Tıpkı dudağım kanadığında beni hastaneye götürdüğü gibi gelecekti, ama geç kalmıştı.

Omzumu bir önemi yok dercesine silktiğimde dikkatle yüzümü izleyerek “Onu sana yaşattığım için de öz..” diye devam ediyordu ki ki sağ elimi kaldırıp susması için dudaklarına bastırdım.
“Şşş. Tamam unut gitsi-“
Mırıldanışımla gözlerini hüzünle kapattı.

O günle ilgili Demir Abi’ yi sormuyordu. Ki bu şimdilik işime gelirdi.

Dahası ve en önemlisi, biliyordum.
En başından beri onun aksine bana karşı hisleri olduğunu biliyordum..

Elleriyle bedenimi yine sarıp beni kendine çektiğinde boyu her halükârda benden uzundu. Eğilerek dudaklarını burun ucuma bastırıp ayrıldığında gülerek soludum.

“Saçlarım..” Bu defa sözümü kesen oydu. Başını yavaşça aşağı yukarı sallayıp hayran hayran yüzümü ve saçlarını izleyerek “Çok güzeller.” Dedi. “Her halinle çok güzelsin…Ama benim yüzümden kestirdin değil mi?”

“Yaa, hayır.” Diyerek itiraz edip ellerimi geniş göğsüne koydum.
Bu hüzünlü sesi sevmemiştim.

“Zaten uzun zamandır istiyorum.” Omuz silkip güldüm. “Denk geldi diyelim.” Sonra başımı tatlı tatlı sağa yatırdım.
Bu boş vermiş halime “Yapmaa.” Diye homurdandı çatık kaşlarıyla “Birde gülüyorsun.”

Bana değil kendine kızıyordu.

Sağ elimle yine yüzünü okşadığımda gözlerini hüzünlü ama ne olursa olsun mutlu olan gözlerime götürdü.

Az evvelin aksine ciddi bir halde façalı kaşına ve gözlerine bakarak “Üzülmeni istemiyorum ve ciddiyim.” Dedim. “Bu halini daha çok sevdim.”

Saçlarımı kestirmek beni de rahatlamıştı, hafiflemiş ve güçlenmiştim.

Dudakları aralanınca elimi yine aralanan dudaklarının üzerine bıraktım ve kısılan gözlerimle “Kötü bir şey söyleme, lütfen.” Dedim.

Parmaklarımın altındaki yumuşak dudaklarını ve bu sayede elimi öpüşünü hissettiğimde gözlerini olumlu anlamda açıp kapatmasıyla ufak bedenimi yeniden ona teslim ettim.

Bu hamlemle kollarıyla beni sıkıca sarıp saçlarımı derin derin koklarken soludu.
“Yarın her şeyi en baştan, ilk günden itibaren konuşacağız. Bunu biliyorsun değil mi?”

Sert çıkan emir dolu sözlerine sessizce başımı sallarken aksi bir görüşü asla düşünmedim. Kendimi ondan geri çekmek gibi bir niyetim yoktu. Tabii o benden gitmediği sürece.

Yalnız, her şeyin nasıl başladığını merak ediyordum ve bu yüzden kaşlarım çatılmasına ve “Sahi sen neden şimdi geldin? Yani ne oldu da geldin? Hani biz kedi köpek gibiydik ya?” Deyişime mani olamadım.

Bedenimi okşayan ellerini hissetmek tüm bunlarla bana çok iyi geliyorken durgunlaşan sesiyle önce “Ben seni unutamıyorum.” Dedi. Daha sonra itiraf edercesine devam etti.

“Ne yaptıysam aklımdan çıkartamıyorum..”
Ah Serdar..
“Dayanamadım daha fazla. Altından ne çıkarsa çıksın, hikâyen ne olursa olsun kabulüm, yeter ki deneyeyim dedim.”
Masal anlatır gibi konuşmasıyla ondan kendimi dinlemek çok güzel hissettirirken duraksayıp omzundaki yüzüme baktığında dahası için merakla dudaklarımı kemirdim.

O öyle bakınca dayanamayıp bir çırpıda
“Orospu olsam, her gece birinin altına yatsam bile mi?” Dedim.

Yüzü bunu beklemiyormuşçasına gerilirken birkaç saniye önceki adamdan eser yoktu. Sıktığı çenesiyle anında yerinde dikleşip “LAN!” Diye kükrediğindeyse her ne kadar korksam da kolumu boynuna sarıp anlamsızca bana ne der gibi omuz silktim.

Koyulaşan gözleriyle tehdit eder gibi yüzüme bakıyordu. Bu bakışla kasılan bedeninden başımı kaldırıp sakince ve ciddiyetle devam etim.

“Sana bi soru sordum?”

Cidden, ya öyle olsaydım?

Koca devin içine koca bir kurt düşürdüm.. Öyle ki yüzüme bakarak sakince “Öyle misin?” Dedi.

Bakışları durgun ve sertti. Nefes almayı unutmuş gibiyken ürkütücü ifadesiyle yüzümü izliyordu.

“Öyle olsam?” Diye direttim.

Elleri boşalmışçasına yavaşça bedenimden çözülmeye başladığında zihnimdeki her şeyin uçtuğunu hissettim. Gözlerindeki hayal kırıklığıyla yüzüme bakınca kucağından kalkmak için yeltendim fakat o an yine kollarını belime sararak “Ben o olasılığı da alıp geldim buraya.” Dedi.
“Gelirken yine de öyle olmaması için dua ettim ama…”
Birkaç saniye susup gözlerini kapatarak başını yukarı kaldırdı.

“Ne olursa olsun senden uzak kalamadım, bunu sende gördün.”
Yüzüme döndü ve başını iki yana sallarken hüzünle bakıp titrek bir nefes verdi.
“Şu an buradayım, kollarımdasın.” Dedi. Kabullenmişti. “Demek ki sensiz olmuyor. Anla işte.”

Yüzüne kalbim sızlarken baktım.
Çaresizliğine ve bu haline kol kanat germek isterken onu dinledim.

“Ne olursa olsun, ne yaşamış olursan ol, şu andan itibaren benimsin ve beni benden sonrası ilgilendiriyor.”

Ah siyah dev..

Gözlerinde derin bir hüzün, kollarında ben, baktığı yerde ben, kalbinde ben.. Hafif çattığı kaşlarıyla yutkunarak devam etti. “Sana geçmişin için kızamam. Üzülürüm, kahrolurum, deliye dönerim belki, ama kızamam.” Acıyla soluduğu cümleler erkeksi kalın sesinden çıksa da heybeti altında canını yakıyordu. Bunu o olasılıkla bile titreyen sesinden anlayabiliyordum

Burnumun direği sızlıyordu. Bu normal mi?

Sessizce onu izleyişimle “Şimdi ne olursa olsun benim net bir cevaba ihtiyacım var.” Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Şu an gözlerimin içine bakıyorken fark etmez ama, bana gerçeği söyle. En azından bileyim.” Sustu. O ihtimale susarken sesi onda değilmiş gibi yeniden dudaklarını araladı. “Daha önce birileriyle.”

Fakat devam edemeden sustu.

Başka birinden kıskanıyordu beni. Tek derdi tenime ve bedenime değen, değmekle kalmayıp hoyratça bana sahip olan başka eller ve bedenken bana kıyamayışının sebebi belliydi..

Onu anladım.

Yüzünü o ihtimale ekşitip ağzına yakıştıramayınca başımı anında yan bir şekilde göğsüne yaslayarak bir çırpıda itirazla “Hayır.” Dedim.

O, bu hamlemle afallayıp susarken bu sefer kapattığım gözlerle ben konuştum.

“Olmadım. Sen her şeyi yanlış anladın, yani aslında..” Gözlerimi aralayıp usulca huzurla ve büyük bir şaşkınlıkla bana bakan adama baktım.
Omuz silktim.

“Her şey senin yanlış anlamama o kadar müsait ilerliyordu ki, sana hep hak verdim ben. Beni nasıl gördüğünü ve karakterlerimin arasında seçim yaparken deli gibi zorlandığını biliyorum. Ama bana inan.”
Salak gibi güldüm sonra. Çünkü olaya buradan, Serdar’ in kucağından bakınca gayet de komikti.

“Gördüğün her şeyin çok farklı bir açıklaması var.”

Ona konuyu şimdilik net açamasam da beni anlamasını bekledim.
Anladı da..
Kolları sıkılaşırken eğilip saçlarımı öptükten sonra derin bir nefes verdi.
Eğdiği başıyla kendi kendine “Şükür.” Derken fısıltılı sesini duymuştum.

Başını sallayıp merakla “Emir, arkadaşınmış.” Dediğinde güldüm ve bilmiş bilmiş ona döndüm. “Evet, Emir yakın arkadaşım.”

Emir… Üvey de olsa kardeş olduğumuzu saklayıp Serdar’ a sadece bunu diyen aslan Emir.

Serdar yüzüme bakarken ben haklıydım, hemen özür dile edasıyla devam ettim. “Sizde kek falan yaptığımız gece sevgilisine hediye baktık, sonra da teşekkür etmek için çiçek yolladı. Ama sen boşuna delir..”

Sinirle dikleşip cümlemi yarıda kestiğinde sesi sert ve kaşları çatılmıştı. “Yarın da sana çiçek yollasa yarın da deliririm.” Kaşları tehditle havalandı. “Alır o çiçeği onun götüne sokarım! Bugün sustuysam aranızda bir şeyin olmamış olmasıydı.” Durgunca şaşkın yüzüme bakıp devam etti. “Kötünün iyisi yani.”

Ben yutkundum Serdar azarlar bir tavırla “Haklıymışsın gibi konuşma boşuna.” Diye devam etti. “Benim tavrım hâlâ aynı. Ben sadece seni kırdığım için özür dilerim gerisinin alayını sikerim.”

Sonra ufak bir nefes alıp bakışlarını ona tutulan gözlerimden çekmedi.
“Şu çevrendeki erkekleri de gördüğüm yerde teker teker sikecem.”

Tıkanıp aptal gibi sinirli yüzüne baktığımda kalbim gümbür gümbürdü. Yine de dediklerini yapacağını bildiğimden “Hepsi arkadaşım ama.” diye mırıldandım.
Anında “Yok arkadaş markadaş!” Diye itiraz etti. Fazla sinirliydi. “Sikmişim arkadaşını kızım!”

Korkuyla dudaklarımı birbirine bastırıp sessizce yerimde oturmaya devam ettiğimde soru dolu bakışları yüzümde gezinince yutkunup tamam anlamında başımı salladım.
Sinirliydi.

Başımı tekrar o korktuğum ama güvende hissettiğim sert bedene koyduğumda yumuşamıştı.

Daha sonra beni izlemeye devam ederken sesi de düzeldi.
“Bu gece buraya gelirken hislerimin karşılıklı olduğunu zerre tahmin etmiyordum. Aklımda sabah sana geleceğim, ve ters bir tepki alırsam bir daha asla karşına çıkmayacağım vardı. Şaşırdım.”

Sahi, gider miydin siyah dev? Ben sana git desem o koca gururunu ezip de gelemezdin bana, değil mi.. Senin bu dik duruşunun altındaki koca sebep de buydu. Çok gururlu bir adamdın Serdar.

Yine de ne olursa olsun o ihtimale takılmadım. Çünkü şu an kendimi kedere sürüklemek istemiyordum.

Dudaklarım keyifle gerilirken burukça gülümseyip başımın altındaki göğse başımı sağ sola hareket ettirip iyice yerleştim.

“Ben anlıyordum seni ama.” Derken kıkırdadım.

“Hmmm.” Diyerek şaşırır gibi yaptığında az evvelin aksine buhranlı hali yoktu. “Kendimi tutmayıp o sikik eski sevgilini ve Servet itini dövdüğüm için mi acaba?”

Kendini tutamadığını değil de bilerek tutmadığını ifade edişi de asla gözümden kaçmamış ve beni içten içe gururlandırmıştı.

“Hıııı.” Diyerek başımı salladım ve sol elimi omzuna bırakarak “Daha çok şey var Serdar Bey.” Dedim.

“O günden sonra iki it de bir daha rahatsız etmedi seni. Değil mi?” Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyordu bilmiyorum. Fakat kimse rahatsız etmemişti ve bu yüzden başımı iki yana sallayarak yalnızca “Hayır.” Dedim.

Sonra devam ettim. “Yalnız Servet değildi ama hislerini anlayışım..”
Bana bir bakışım var Serdar, inan bunu sana anlatamam.. Anlaman için benim gözümden kendini görmen lazım.

Bunun üzerime “Biliyorum.” Dediğimde sesi yine ciddiyete bürünmüştü.
Tahminen yaşadığımız olayları bir bir aklından geçiriyor ve benimle aynı şeyleri düşünmüyordu.
O konuya gelecek olursak, Serdar’ a yarın neler anlatacağım hakkında zerre bir şey bilmiyorken umursamadım. Su akardı, yolunu bulurdu.

Sağ eliyle aramızdaki ellimi tutunca siyah ip bilekliğine ve kalın yüzüğüne dokundum.

“Senin bilekliğin nerde?” Merak dolu sesiyle boş olan bileğime bakıp omuz silktim.

Normal bir şekilde “Fark ettin mi?” Dedim.

İnanamıyormuşçasına “Etmem mi..” derken kaşları çatılmıştı. “Hem de her halini ezberlemek isterken?”

Ah siyah devim..

Omuz silkerek “Attım.” Dedim.

Yerinde yükselince bende doğruldum.

“Ne zaman attın? Niye?” Çatılan kaşlarına derin bir nefes alıp yine omuz silktim ve başımı ellerimize eğdim.

“Kavga ettiğimiz gün, çıkartıp attım.”

Saçımı çektiği günden bahsettiğimi anlayınca ifadesi anında değişti. Donuk bakışları ve hareketlenen çenesiyle dilinin ucunu ısırdığını anlayabiliyordum.

“Yapma ama şunu.” Dediğimde isyan dolu sesimle gözlerime kilitlenerek beni saran kolundan yardım aldı ve bileğinde üç tur döndürdüğü bilekliğini çözmeye başladı.
Bunu yaparken “Ne yapıyorsun?” Deyişime aldırmadı.

Çözdüğü iple “Uzatsana kolunu.” Dediğinde her şey çok yavaş ilerliyordu, ki bu süreçte onu izlemek harikaydı.

İkiletmeden, itiraz etmeden sağ kolumu öne çıkarttım.
Kendi bileğinden çıkarttığı bilekliği dikkatle benim bileğime dolarken eğdiği başıyla hizama giren siyah saçlarına baktım. Ona has erkeksi kokusu ve saçlarına daldığımda elleri yavaşça bileğimin etrafında dolanıyordu.
Bir bir işliyordu kendini bana..
Arada kaldığım anlarda, saçları burnuma sürterken dudaklarımı yavaşça bu görüntüye eğdim. Sonra dudaklarımı saçlarına bastırdım. Öptüm, kokusunu içime çeke çeke kokladım..
Tüm bunları yaparken de sol avcumu yüzüne bırakarak sakallarını, elime değen kaşlarını ve yüzünü usul usul sevdim..
Serdar sağ bileğime sardığı iple değil de elimle ilgilenirken sevdiğim yüzü ve saçlarıyla bir bütün oldum. O beni, ben onu sevdim uzun uzun…

Ona ait bir şeyi bedenimde taşımanın verdiği mutluluğun bile tarifi yoktu. Serdar’ a ait ne varsa hepsi suskunluğun içindeki derin huzurdu ve ben buna daha yeni başlıyordum..

Aramızdaki bu altı yaşla yaşamaya yeni başlıyorduk siyah dev…

İşi bittiğinde başını kaldırdı ve bu defa da o sağ eliyle yanağımı kavradı. Bana doğru eğildiğinde sakin bakışlarımla izledim onu. Açıkta kalan boynuma yavaşça dudaklarını bastırdığındaysa siyah sakalları tenimdeydi.
Her şey çok da güzel ilerliyordu; fakat boynuma değen dudaklarla birden kıkırdayarak geri çekildim ve elimi boynuma bastırıp gülüşlerimin arasında “Tikim var.” Diye soludum.

Dudakları anında benden ayrılırken o da tebessüm edip ellerini belime yerleştirerek “E ne olacak şimdi?” Dedi.
Neden diye kızmadı, üstelemedi, zorlamadı ve anlayışla gülerek bana sordu.

Gülüşümü silmek isteyerek tekrar ona doğru eğilirken yaramaz bir çocuk edasıyla neşelenip “Yeneriz.” Dedim.
Zaten bana bakarsak bedenimin hemen hemen her yerinde tikim vardı ve er ya da geç Serdar’ la bunu yenmek zorunaydık.

Hafif ciddileşirken ellerimi omzuna koyup dudaklarını boynuma yönlendiren adamı bekledim.
Elleriyle belimi kavradı ve eğdiği başını boynuma yöneltip önce, burnunu kulağımın biraz altında gezdirdi. Sonra kokumu derin soluklarla içine çekip gerilen bedeniyle dudaklarını boynuma bastırdı.

Gözlerimi arzuyla kapatırken kendimi gülmemek içim istemsizce sıktım.
Tüm bunlar olurken de yavaşça hareket eden dudaklarıyla boynuma batan sakalları ve bıyıklarını ilk fırsatta kestirteceğimi kendime not edip zevkle sustum.

Haftalardır hayal ettiğim adamın kucağındaydım.

Üstelik elleri belimdeyken yüzü boynuma gömülmüş, dudakları tenimde geziniyordu. Aynı saniyelerde ellerim geniş omuzlarında, bedenim arsızca bedenindeydi…

Dudaklarını boynumda nazikçe gezdirirken derin solukları ve dudaklarını tenimde gezdirip her santimi ufak ufak öpüşlerini sevmiştim. Kokumu içine çeke çeke yalnızca boynumda oyalanması, nazik haliyle asla başka bir yere geçmemesi adeta ruhumu okşuyordu..
Bedenime sardığı kollarıyla kırmızı atletimin üzerinden belimi severcesine okşarken bir yandan da beni sıkıca kavraması benimsim demesinin başka bir yoluydu.
Her ne olursa olsun başka yerlerime dokunmayışını, bacaklarım dahil elimin hemen altındaki kalçamı bile ellemeyişini ve bende izinsiz bana dokunmayışını sevmiştim.
Sadece başını yerleştirdiği boynumu koklayarak öpmesini sevmiştim…

Her şey çok güzel ilerliyordu ki, daha fazla o şekilde duramayıp birbirine bastırdığım dudaklarımla kıkırdadım.
Dudaklarımı bu hamleyle dişleyerek gülümsemeye devam ettiğimdeyse başını boynumdan almadan öpücüklerini böle böle boğuk sesiyle “Bırakayım mı?” Diye mırıldandı

Cümle arasında gerilen boynuma başını kaldırmadan bir buse daha bıraktığında kollarımı omuzlarından boynuna doladım.

“Bilmiyorum.” Dedim. Nefesimi verip gözlerimi kıstığımda kalbim çarpıyordu. “Bilmiyorum Serdar çok farklı, biz daha dün…”

“Şşşt.. Sonra.” Diyerek beni susturdu.

O kadar uzun zamandır istiyordum ki Serdar’ a bu şekilde sarılmayı. Bu, hayatım boyunca aldığım en güzel hediyeydi..

Boynumu bir kez daha koklarken soludu. Nefesi tenimde gezindiğinde elleriyle belimi sıkıca sardı.

“Ve biliyorum Hazan, çok farklı..”

Ben yine gülünce başını boynumdan çıkartıp muzip bir ifadeyle bana baktı.
“Bu sefer ne oldu?”

Ellerim boynundayken omuz silktim. “Bana ilk defa adımla seslendin.”

Başını evet anlamında sallayıp buğulu koyu bakışlarını gözlerimi kilitlerken sağ elinin tersiyle yeniden yanağımı seviyordu.
“Çünkü artık tamamen benimsin.” Diyerek eğildi ve dudaklarını alnıma bastırıp geri çekildi.
“Ben sana bir kere Hazan dediğim an sen sadece benim Hazan’ ım sın.”

Ciddi tavrına tebessüm ettim. Sevinçle ve gülen yüzümle başımı aheste aheste sallayıp memnun bir halde ona hak verircesine “Seninim..” dedim..

Ne bekliyordu ki? Hayır senin değilim, ben senin malın değilim deyip öne atılmamı mı? İşte bunu demezdim.
Çünkü her ne kadar ben onunsam o da benimdi. Ki bunu dile getirsem de Serdar’ ın itiraz edeceğini asla sanmıyordum.
Zaten benimsin demek seni bir mal gibi kullanacağım, kölem olacaksın demek de değildi ki.
Kalbin benim demekti.
Kaderinde ben varım demekti.
Bundan sonraki hayatımızı iki kişiye göre şekillendireceğiz demekti. İkiyken birlikte bir olacağız demekti…
Bende, benimsin demenin anlamı buydu.
İşte bu yüzden de sorgusuz sualsiz Serdar’ ındım.

“Ben ne dersem o.” Diyerek gözlerimin içine baktı. “Haberin olsun.”
Sormuyor ve sadece haber veriyordu. Ben ne dersem o diyordu fakat ne olabilirdi ki? En fazla kıyafetlerime ve çevremdeki erkeklere karışırdı. Ki bunu ona bende yapacaktım.

Yüzüme ciddi ciddi bakan adama omuz silktim ve rahatlıkla “Canıma minnet.” Diye soludum.

Sağ elimi kaldırıp tıpkı onun gibi parmaklarımın tersiyle yüzünü okşadığımda eğilerek alnını alnıma dayadı.

O an boynumda tanıdık gelen o ıslaklığa çok kısa bir an takılsam da asla belli etmedim. Osman Amca’ dayken boynumda hissettiğim ıslaklıkla aynıydı bu.
Fark ettiğim dürtüyle tahminlerim zihnimde birleşirken bunu diyemeyeceğim Serdar’ ın dik bakışları çatılan kaşlarıyla kırmızı atletimden epey de görünen göğüslerime gitmişti.

Eğdiği başını göğüslerimden, sağ elini belimden aldığında sessizce onu izliyordum. Eliyle atletimin ucundan tutup yukarıya çekiştirerek görünen göğüslerimi kapattıktan sonra çattığı kaşlarıyla yüzüme bakıp “Şu kıyafetlerine de bir çeki düzen ver. Ne bu atlet böyle?” Dedi.

Kısılan gözlerimle onu izleyip uslu uslu “Dışarda atlet giymiyordum ki, sadece evde.” Diye mırıldandım.

“Atlet giymiyorsun ama.” Başını sağa çevirip pikenin altındaki şortumu işaret etti.

“Bacakların, kalçaların sürekli meydanda,” Bana doğru dönüp bu sefer az önce kapattığı göğüslerime bakarak bana döndü “Zaten küçük değil, birde dar giyiyorsun göğüslerin de tamamen ortaya çıkıyor.”

Özellikle göğüslerimden bahsetmesi beni koca bir miktar utandırmış ve başımı eğmeme sebep olmuştu.
Ne bekliyordum ki? Hayatımda ilk defa bir erkekle göğüslerim hakkında konuşuyordum.

Gittikçe sinirlenen adama göz ucuyla bakarken o bu konuya çok da takılmış gibi değildi. Dudaklarımın içini kemirmeye başladığımda yüzüme bakıyordu.
“Evde ne giyiyorsan giy.” Dediğindeyse göz gözeydik.
“Dışarıya doğru düzgün çık. O taytlarınla da bitarafını kapattığını sanma.”

Hm..

Git gide yükselen sesiyle içim sebepsizce kıpır kıpır olurken
“Tamam kızma tamam.” Deyip omzundaki elimi susması için aralık olan dudaklarına kapattım. Sonra da yerimde hafif yükselerek sakallarının müsaade ettiği kadar sağ yanağından sıkıca öptüm.

Üzerine doğru eğilip çenemi omzuna koyduğumda göğüslerim bedenine yapışmıştı. Zorlanırcasına nefes alıp kendini tuttuğunda pikenin altından bedeni kavrayan elleri belimin biraz daha aşağısındaydı.
“Söz veriyorum dikkat edeceğim, yeter ki sinirlenme.”
Ruhum bu naif güzelliğe adeta erirken içimden çıkan cilveli kadına en az Serdar kadar şaşkınca hayran kaldım.

Yumuşar gibi olsa da “Hele bir etme.” Diyerek önce omzumu öptü fakat daha sonra yine yükseldi. “Ulan kaç haftada deli ettin beni! Karışamıyorum diye her siki giydin!”
Bana kızsa da daha çok kendi kendine söyleniyor gibiydi. Bu yüzden başımı ona doğru çevirip burnumun ucunu boynuna sürterek kıkırdadım.

“Kıskandın mı?”

“Hııı.” Deyip çatık kaşlarıyla ciddi bir şekilde bana döndükten sonra yüzüme baktı ve sinirle devam etti. “Kudurdum, kudurttun!”

Bunu kabulleniyor olması bile benim için büyük bir keyifti.

Sahte bir pişmanlıkla “Kıyamam.” Deyip yeniden ona doğru yaklaşarak dudaklarımı tekrar yanağına bastırdım.
Geri çekilerek yumuşayan gözlerime baktım. “Tamam kızma bak, söz verdim.”

Belimdeki elini enseme götürerek başımı yavaşça kendine çekti. Dudaklarını alnıma bastırırken de “Hep böyle uyumlu ve itaatkâr mıydın sen?” Diyerek merakla kaşlarını çattı.

Başımı olumsuz anlamda sallayıp omuz silktim. “Sana.” Dedim ve başımı eğip göğsüne koyduğumda elini yeniden saç diplerime götürdü.

Parmakları hiç bitmeyen bir sonla saç diplerimi usul usul okşarken bana verdiği o yumuşak his sayesinde zevkle mırıldandım. “Sadece sana boyun eğmek istiyorum Serdar.”

O hayranlıkla bana bakarken ben gözlerimi kapatmış, başımı göğsüne koymuş, boynunu kokluyordum. Beni uyutacak olan o parmaklarını kısa bir an durdurup saçlarımı kokladıktan sonra zevkle ve huzurla “Ohhh.” Dedi ve “Öperim ben o boynu..” diye devam edip enseme dudaklarını bastırdı.

Biliyordum siyah devim.. İçindeki o koca adamın aksine kalbindeki naif ruhu sen yokken farklı bir hissiyatla biliyordum ben. Yalnızca bana göstereceğin o inceliğe evvelden aşıktım ben..
Sen öpersin, sen korusun, ve en çok da en seversin beni..
Senin için yalnızca ben olayım, başka bir şey istemezsin sen, biliyorum ben..

İçimde tutamadığım çocuksu bir sevinçle kolumu boynuna dolayıp “Biliyorum.” Dedim. “Öpersin..”

Sessizce kucağında oturup başımı göğsüne bıraktığım adam parmaklarıyla saç diplerime masajlar yaparak huzura beni izlediğinde sessizce evime sığındım.
Ne yaparsak yapalım kaderden kaçılmıyor, hislerimiz ve bizi insan yapan kalbimiz attığı sürece bir şekilde bizi asıl sonuca götürüyordu.
Serdar bugün bana gelmişti..
Benim ona gitmeye ne cesaretim ve de umudum yetmezken o aramızdaki tüm engelleri açarak bana gelmişti.

O gün dediğim gibi gelmişti..

Ben istiyordum ki, Serdar beni ben olduğum için sevsin. Onu kafasındaki düşüncelerden bana olan sevgisi sıyırsın, sonradan öğrendiği gerçekler değil..
Biz başka bir sebeple olamazdık.
Beni farklı kadınlar gibi görüyor ya, onlarla gelsin bana. Öyle olduğumu bile bile gelsin, sevgisine yenilsin de gelsin..
Bana acıyan bir adam değil, beni olduğum gibi kabullenen bir adam istiyordum ben. Hiçbir şey bilmezken bana gelsin, ne olursa olsun benimle ol desin de gelsin. Ben zaten sonra ona herşeyi anlatırdım…
Ama o, bana olan sevgisine yenilsin de gelsin…

Bir gece vakti, sabaha çalan gün ağarmasında beni bilmeden, bana yenilip de gelmişti. Bana hissettiği duygulara yenilmiş ve ilk defa bunu söylemekten asla çekinmemişti…
Kucağında beni severek uyutan, yaptığı her şey için pişman olan adamdan başka ne isteyebilirdim ki ben.

Bir sonumuz var mıydı bilmiyorum. Ama bundan sonra her şeyin daha güzel ve katlanılabilir olacağı konusunda kesindim. Hayat daha çekilebilir bir hâl alacakken bu saatten sonra eski hayatımla pek bir ilgimin kalmayacağını da biliyorum. Ki, ben zaten bunu istiyordum. Hayatımda yalnızca Serdar olsun istiyordum. Dünyam dönüyorsa onun için dönsün istiyordum…
Her ne kadar kendime bile diyemesem de, bu güçlü ve dik başlı halimin ardında beni de seven biri olsun istiyordum. Ama bir abi gibi değil, sevgili gibi..
Şimdiyse çok başkaydım.
Yanlışlardan Serdar için Serdar’ la sıyrılmak isterken onunla daha güçlü olacağımı biliyordum. Beni yaralayan her ne varsa onunla iyileşeceğimi, beni her türlü zorluktan ve kötülüklerden koruyacağını biliyordum..
Tüm korkularımı bu kucakta parmak bile kımıldatmadan yitireceğim konusunda kalbimle hemfikirken yüzüme inan buseler de bunu kanıtlar vaziyetteydi.
Sinirinin ardında bana karşı var olan merhamet dolu sevgisini kuvvetli bir sarılışla biliyordum.
Bilmek bir mucize, ben artık hissediyordum.
Tamamlanmış gibi..
Tam anlanmış gibi.

Zira saç diplerimde usul usul gezinen parmakların varlığı içimdeki o ufak yaralı çocuğa çok iyi geliyordu. Serdar’ ı tüm kalbimle güvenirken ona kimseye olmadığı kadar inanıyordum da. Kapalı gözlerimle ruhum kanatlanıp uçacak gibi olurken sıkı sıkıya tutunduğum bedende hayatım boyunca olabilecek en güzel uykuya daldım. Serdar’ ın kokusuyla, onun kollarında…

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Susko
¶ Paragraf 49

Aslında burada Serdar benimsin dedi. Her şeyin benim evin, odan, oturduğun koltuk.

Susko
¶ Paragraf 33

Dönüp dönüp okuduğum bölümdür kendileri♥️

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 289

Be işte mutlu son dermişim

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 286

İşte öyle geldi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 280

İşte bu eritir serdarı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 275

Biraz hakettin biraz haketmedin

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 273

Dkdkdkskd

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 271

Kız hazan sen de az değilsin

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 269

Canım ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 267

Ölçüleri de iyi almış ha

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 263

Şerefsiz piç

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 260

Bak bak lafı söyledi noktayı koydu

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 257

Yaw bu nedir böyle içim akıyor

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 210

Şimdiden sonra tüm biriktirdiklerini salacak

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 209

Evet serdar için hazan ve diğerleri

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 208

Yaa serdar kıskanç dev

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 204

Deli adam ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 191

İşte böyle hazanın beklediği de buydu

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 188

Aferin len

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 181

Deli bozuk sen demedin mi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 180

Haklı kız

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 179

Al işte bunu bekliyordun dökülmartık kızım

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 145

Evvvetttt oldu be

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 142

Herşeyi kendine has adamın

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 117

Son pişmanlık neye yarar neyse ki kızımız çok aşık

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 108

Aynen ondan

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 106

Çok kahrolacaksın bişey de diyemiyorum san

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 96
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 92

Yaaaa eridim bittim kaç kere okudum his hiç değişmiyor

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 85

Kız seni yerim cimcime bu

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 81

İçtik be ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 80

Çok seviyorum burayı en güzellerin ilk başı

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 74

Senen zaten bebek

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 68

Haşin erkek

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 60

Kitabın en sevdiğim yerlerinden biri bura

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 58

Kız zil tak oyna be

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 54

Yaa sizi yerimm

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 43

Buralar beni bitiriyor

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 33

Yaaaa eriyorum buraya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 28

Ah deliriyorum

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 24

Seni okurken çok ağlayasım geliyo ya hazan

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 20

Sakin kızım sabırlı ol

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 260

Tabi efendim tabiii

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 209

Biliyoruz onu canım

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 142

Yaaa çok mutluyummm şuannn

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 54

Başlıyoruzzz

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 33

Kibar ol biraz Serdarrr

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 30

Ay geldi geldiiii

hazanin.Sosludurumu16
¶ Paragraf 2

Bismillahh

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 273

Ooh iyi oldu

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 263

Dünya da kaç tane dikenli sopa varsa o pıc kurusuna girsin

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 208

Allah'ım uçan erkek sinekten bile kıskanacak.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 179

Altından hiç beklemediğin aklının ucundan bile geçmeyen şeyler çıkacak be Serdar. Hikayemiz çok ağır..

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 92

Ah kalbim..

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 60

İlk okuduğum zamanlarda Serdar ın bir anda böyle değişmesi şeyi düşündürtmüştü Önce Alp in Hazan da ki yerini kendi kulaklarıyla duyup sonra da sanki Emir den çiçek mevzusunu öğrenmişte rahatlamış sonrada Berrak ı öğrendiği için Hazan ı ağlarken görüp daha fazla dayanamamış gibi düşündürtmüştü

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 54

Ayy tekrardan tüm duyguları yaşamak ne güzel ya birden heyecandan elim ayağıma dolandı

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Ayyy başlıyoruuuz

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 17

Hep öyle değil mi zaten onları güzel gören bizlerin yüreği. Bazen güzel görerek yanıltır bazense olduğu şekilde gösterir.

citlembiiik7 profil fotoğrafı
citlembiiik7
¶ Paragraf 155

Evet ya korkuyorum ben

citlembiiik7 profil fotoğrafı
citlembiiik7
¶ Paragraf 44

Akıllandı koca adam

citlembiiik7 profil fotoğrafı
citlembiiik7
¶ Paragraf 30

Dönüp dönüp hep bu bölümü okuyorum abi ya çoksell

rahimeeee
¶ Paragraf 33

❤️❤️❤️

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 260

Bölümler ne zaman gelir acaba ben en son 96 da kalmıştım inşallah hızlı gelir okumak istiyorum tekrar

Menal profil fotoğrafı
Menal
¶ Paragraf 92

Yavrun sana kurban olsun

Ceyda Hilal

Ya bu kadar özel olmaları çok güzel

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 286

Tamda öyle geldi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 267

Adam kudurmakta haklı

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 257

Gülen suratla okumam çok tatlılar ya

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 209

Yapar

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 208

Hahahahaha deli ya

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 204

Üstünden dünyanın yükü kalktı

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 191

Tam hazanın istediği gibi geldi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 180

Sıçratma şimdi kuzum

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 142

Bilmez olurmuyuz

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 108

Aynen aşko hiç haddin değilken canını yaktın

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 99

Sen zaten onun yavrususun

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 92

Ve biz olduğumuz ilk an

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 81

İçtik aşko

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 58

Oldunuz oldunuz hemde çok güzel oldunuz

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 54

Ohhhh be başlasın aşk sarhoşluğu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 43

Ayyyy sonunda be

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 33

Hemen aşko sen gel yeterki

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 29

Bi heyecanlandım

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 8

Alp'in sendeki yerini öğrendi ya bi sakinleşti

Ksgmas
¶ Paragraf 92

Bu anı dört gözle bekliyordum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 269

Bu adam çok dolmuş kıyamam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 281

Hayalimi kurmuştuk hatırlıyor musun Hazan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 275

Az bile yaptık vallahi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 273

Daha erken görseydin koçum senin yüzünden

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 272

Bir şey diyeceğim aslında Hazan böyle bir şeye müsaade edecek bir insan değil ama serdar'la kendini o kadar tamamlamış hissediyor ki umurunda bile değil geri kalan hiçbir şey sadece onunla mutlu olmak isterim

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 210

Adam biriktirmiş abi taşacak garibim bir yerde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 267

Bayağı da incelemişsin kocişkom

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Orospucocugu

Elifbeyza
¶ Paragraf 263

Yaa bu kız anlamıyotmu delireceğim

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 209

Noktaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 260

Allah razı olsun söylemezsen ne yapardık

Elifbeyza
¶ Paragraf 260

hemen fabrika ayarlarına döndü reis

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 260

Sndjsnshsjfj hiç atlamaz hemen yapar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 257

İcimiz bir hoş

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 248

Bırakma kocus

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 247

Fena hallerdeyiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 191

Aferiinn adam oll işte bu ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 236

Bu gariban bileklikte nelere şahit olacak

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 180

Kızzzz yangına körükle gidiyon ama haklısın bu soruyu sormak lazımdı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 208

Kdjdjdnejendbdjdj haberimiz var

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 191

Ama öyle bir şey olmuş olsa senden öncesi de kudurturseni değil mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 181

Ne sinirleniyorsun oğlum bunları bize sen söyledin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

Reis haber de veriyor

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 108

Kopsun kopsun hayvan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

Keşke bir sorsaydın bize yapışmadan önce

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 106

İşte yapma dedik be oğlum sen kaşındın paşa paşa özür dile şimdi

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 92

Yiiaaaaaaaaaaaaa

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 99

Ya da serdar'ın yavrusu gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 96

Üşümedik aşko heyecandan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Ve Serdar bize ilk kez o gün yavrum dediʘ⁠‿⁠ʘ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 85

Yerim ben bu kızı ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 81

İçtik kocisiissss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 74

Senin zaten asko

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 58

Ay EVET EVET

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

İçin bir hoş oluyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 58

Hemde cokdeeellll

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 33

Sen gel yeter ki sana her zaman kapılar açık hayatım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Oh bere bitti hersey

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 43

Allah'ım sana geliyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 33

AaaaaaaaaAaaaaaaağğğğğğ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

geliyor geliyor gönlümün neşesi Sultan geliyor boyuna posuna kurban olduğum derdimin dermanı Sultan geliyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Veeeeee
Yeniden yandığı tüm ışıklar yeniden

dilaa.09 Kitap Tutkunu

Ahh siyah devimiz ve hazanımız onları çok özlemişim

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 257

❤️
Bıraktım gidiyom
Her okusum da böyle olmak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 192

Bizim acilen siyah dev emojisi bulmamız lazım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 142

Ahh ya olduk biz artık ❤️

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Olsun tâbi güzelim hazanimi üzdün

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Ah eridik ya

Yorum için giriş yap