← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 30

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Üzerimdeki pikenin yumuşak dokusuna sarılarak kaşlarımı itirazla çattığımda çok güzel bir uykunun kollarındaydım. Günün ayıp aymadığını hâlâ aralayamadığım gözkapaklarımdan anlayamıyor ve bu da yetmezmiş gibi yüzümü itirazla yastığa gömüyordum.
Uzaklardan gelen tanıdık telefon sesiyle uyanmış olmam yeterince sinir bozucuydu. Özellikle de kesintisiz devam edişi, titrediği yerde oluşan yankı beni uykudan uyandıracak kadar belirginken.

Rahatsız edici melodi sürüp giderken gözlerimi sıkıca kapatmam daldığım o güzel rüyayı zihnimde sürdürmeye yetmiyordu. Bu yüzden sağ bacağımı sinirle kaldırıp yeniden hızla yatağa indirerek gözlerimi araladım.
Bu hamlemle canım yanmamış fakat belimi saran kırmızı pikenin kenara düşüşünü “Ya amınokoyim kim bu sabah sabah.” Diyerek izlememe sebep olmuştu.

Küfrümden hemen sonra susan telefonla gözlerimi devirdim. Yattığım yerde şortumun açıkta bıraktığı sağ bacağımı yavaşça kaşıyarak hafiften odama dolan güneşi izledim. Fakat bu çok da uzun sürmedi. Telefonum yaklaşık on saniye kadar sonra tekrar çalmaya başlayınca bu defa gözlerimi sıkıca kapatarak soludum.

“Sikecem şimdi senin dalağını ama!”

Kesilecek gibi değildi.

Kulağımda çınlayan melodiyle önce yavaşça yataktan kalktım. Daha sonra çalışma masamın üzerine ufak bir göz attım ve mırıldandığım küfürler eşliğinde bu defa sakince sese yöneldim.
Kapalı gözlerim ve hafif eğdiğim başımla aralık balkon kapısına doğru ilerlerken bir elimle dağılan saçlarımı, diğer elimle de hafif yukarıya sıyrılan atletimi düzeltiyordum.

Aslında yorgun ya da hasta değildim. Aksine bugün kendimi oldukça dinç hissediyordum. Hiç uyumamış gibi ayılmıştım da; fakat yine de güne kendi kendime uyanmayı tercih ederdim. Bir telefon sesiyle hunharca kaldırılmak pek benlik değildi.

Sıcak hava bedenimi sararken sessizliği dolduran telefonu balkondaki masanın üzerinde bulmuştum. Araladığım gözlerimle telefonu yanıtlarken sağ elimi alnıma yerleştirip “Efendim.” Dedim ve yüzüme gelen saçlarımı geriye ittirdim.

Telefonu kapattıktan hemen sonra yatağıma dönüp biraz şekerleme yapmak istediğimden olsa gerek, gözlerimi asla tam olarak açmıyor ve sakince “Dayım neredersin sen?” Diyen adamı dinliyordum. “Kaç oldu arıyorum bak.”

Dayımın sesini duyunca olduğum yerde gözlerimi sıkıca kapattım ve başımı hafif yukarıya kaldırarak tam arkamdaki cama yasladım.
Bu sırada belimde hissettiğim serin cam mermeri ve aynı serinlikteki zemin çıplak ayaklarımı serinletiyordu. Havanın sıcaklığı bir yana kendimi bu soğuklukla daha iyi hissederken alnımdaki eli açarak bu defa başımın tepesine koydum.
Yanaklarımı şişirip nefesimi verirken yüzüme yayılan gün ışığı eşliğinde ve az evvel ettiğim tüm küfürleri kendimce geri aldım.

“Dayı uyuyordun yaa.”

“Uyan uyan, acil Trabzon’ a uçmam lazım.”

Sözleriyle gözlerimi aralayıp ayalarımın altındaki mermer zemini izlerken dayıma odaklandığımda onun neşeli sesiyle uykum çoktan açılmıştı.
Sızlanarak gözlerimi devirdim ve isyan edercesine sesimi yükselttim. “Yaa dayı, ben daha sana yeni Londra bileti aldım ama. Durmuyorsun yerinde.” 

Bu hallerim ona evvelden tatlı ve tanıdık geldiği için asla bozulmamış, üstelik bunun üzerine gülerek “Dayısının çiçeği, acil Trabzon’ a gitmem lazım tersanede sorun varmış.” Demişti.

Dayım hiçbir zaman Sena dahil başka yeğenlerini aramıyor, her işi için özellikle beni arıyordu. Ne yalan söyleyeyim ki aslında bu durumdan zerre şikayetçi de değildim. Aksine onun beni kendine bu şekilde yakın görmesi yalnızca hoşuma gidiyor ve şu anki tavrımın aksine ona her zaman en güzel şekilde yardımcı oluyordum.
Zaten bu yüzden benim sesimdeki bıkkınlığın aksine onunki yumuşaktı ya.

Buna karşılık anladım dercesine başımı sallayıp “Dayım sabah sabah..” Derken bakışlarımı öylesine bir zaafla fayans zeminden alıp karşı balkona götürdüm.
Baktığım yerde tüm bedenimin ani bir şekilde sarsıldığını hissettiğimdeyse kalbim ruhuma eşlik edercesine hızlanmıştı. O an yutkunuşuma mani olamamıştım ki dayım tatlı tatlı “Haydi kuzum benim.” Dedi.

Serdar karşı balkonun ortasında dikilmiş, baş parmakları siyah pantolonunun ön cebinde beni izliyordu. Bakışlarındaki güzel fakat bana tuhaf gelen farklılığı anlayamayarak kaşlarımı hafif çattım.
Bir tuhaflık vardı.
Serdar’ da.
Bende.
Bizde.
Böyle kaşları her zamanki gibi yine çatıktı. Ama bu defa o kaşlarının ardından gülüyor gibiydi. Sade bakışlarının ardında daha çok bana hayran gibiydi..

Telefonun diğer ucundaki adamı unutup zihnimi yoklayınca bu sabaha giden kalbim deli gibi atmaya başladı.
Ve bu defa yutkunamadım.

“Hazan? Orda mısın dayısı?”

Dayımın sesiyle aptal gibi Serdar’ a bakmaya devam ederken “Hıı?” Dedim.

Serdar dikkatle beni izliyordu. Dik duruşu her zamankinin aksine bu defa çok başkaydı ve bakışları  ilk defa bu kadar şeydi.
Güzel.

Fakat onun bu hali utanmama sebep olmuştu. Zira sinirli Serdar’ ın aksine çekinmeden beni izleyen adama alışkın değildim. Özellikle de bu mesafeden.
Bu yüzden ona bakmayı kesip utanarak sağıma döndüm ve sağ elimi heyecanla alnıma götürüp kaşımaya başladım.

Bu sırada “Diyorum ki bilet al bana bugün için.”  Diyen dayıma “Ha tamam.” Dedim ve balkon kapısının camındaki yansımama baktım. İkinci bir şoku da burada yaşadım. Çünkü telefonu tuttuğum elimdeki ip bileklik beni bu sabaha itiyordu.

Havalanan kaşlarım ve hafif aralanan dudaklarımla yeniden şaşkınca Serdar’ a döndüğümde bu defa kollarını kucağında birleştirmiş keyifle beni izliyordu.
Hafif gerilen dudaklarından anlayabiliyordum, ne durumda olduğumu anlamıştı.

Ben buna alışık değildim.
Ben daha bu sabahı kendi içimde düşünememiş, yorumlayamamış ve atlatamamışken birden Serdar’ la bakışmak yüreğime inme gelmesiyle eşdeğerdi.
Haftalardır o balkondan düşman gibi bana bakan adam bu sabah sevgilim miydi yani?

Kızaran yüzümü sıkıntıyla buruşturup gözlerimi Serdar’ dan aldım ve dayıma yönelerek “Tamam tamam birazdan alırım dayı.” Derken odama ilerledim.

“Akşama doğru olsun dayım, tamam mı?”

Odamda olmama rağmen balkon kapısı açık olduğu için hâlâ onun görüş alanındaydım. Bu yüzden arkama bile bakmadan buz gibi olan ellerimle salona doğru ilerledim. “Tamam dayı kapatıyorum şimdi. Alınca bilgileri atarım ben.”

Telefonu kapatıp kendimi bu sabah Serdar’ ın kucağında oturduğum üçlü koltuğun karşısındaki tekliye attım.
Sonra da uzun uzun bizi izledim.
Dudaklarım aralanırken gülerek çarpan kalbimi tuttum ve vakit kaybetmeden kıpır kıpır olan içimle dayım için Türkiye saatiyle akşam altıya hızlı bir bilet aldım.
Biletin bilgilerini anında dayıma yollayıp telefonu kenara atarak bileğimdeki siyah ip bilekliğe baktım sonra.
Titrek bir nefes verip oturduğum yerden kalkıp banyoya ilerlerken gülüyordum.
Hep güldüm.
Yüzümü yıkarken, dişlerimi fırçalarken, rimelimi sürerken, aynada Serdar’ ın dün gece kızdığı atlete bakarken çarpan kalbim ve titrek halimle güldüm.

Tekrar salona gelip heyecandan titreyen ellerimle ne yapacağımı bilemeden az önce oturduğum koltuğa oturdum.
Kalktım sonra.
Tekrar oturup kalbimi tuttum ve heyecanla telefonu elime alıp dün gece bana attığı mesajı açarak defalarca okudum.

Aç kapıyı.
Aç kapıyı.
Aç kapıyı…

Emir verici mesajını defalarca okurken alt dudağımı sevinçle kemiriyor ve bana sarılışını hayal ediyordum.
Saçlarımla ilgilenişini, sevişini hatırlayınca elim saçıma, boynumu öpüşünü hatırlayınca da istemsizce boynuma gidiyordu. Yanağıma dokunurken bana gelişindeki güzellikle kalbime bahar geliyordu… Söylenecek, dile gelecek bir sürü şey varken hislerimle mutluluktan ölmek üzereydim.

Birde durmuş balkondan keyifle beni izliyordu eşek herif.

Büyük bir keyifle sırıtırak numarasını kaydettiğim an bir mesaj daha geldi.

Gönderen; Serdar
Mesaj; Aç yavrum kapıyı

Yavrum..?

Mesajı okuduktan sonra gülerek telefonu koltuğa bıraktım ve rahatsızca yerimde dikleştim. Ellerimle yüzümü kavrayarak gülüşümü bastırmaya çalıştığımda yavrum kelimesini zihnimde tekrar tekrar okuyordum.
Dün geceki mesajla şimdikinin arasında uçurumlar vardı; ve ben o uçurumun kenarında hayata tutunmuştum..

Oturduğum yerden kalkarak ayaklarım birbirine dolanırcasına hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim.  Bu defa her şey çok hızlı ilerliyordu, adımlarım birbirine karışıyor ve tüm bunlar Serdar için gerçekleşiyordu.

Sokağa açılan demir kapıyı açtığımda kalbimin uçuşacak gibi atması bir yana ondan hâlâ delice çekiniyordum. Şöyle ki, görüş alanıma giren bedenle bir adım geri çıkarak içeriye gelmesini asla ona bakamadan bekledim.

Sol elim demir kapıdayken içeriye adımladı.
Bu ilkti değil mi?
İlk sabahımız?

Öyleydi.. Heyecanla dudaklarımı ısırışımın sebebi de yavaşça içeriye giren adamdı.

Serdar tam önümde durup tepeden bana bakarken hâlâ elimin altında olan kapıyı yavaşça ittirerek kapattığında kapının anahtar yuvasına bakıyordum.
Öylesine.
Sessizce kapanan kapıya.
Sağımda merdivenler solumda kapı varken arada sıkışıp kalmış gibiydim fakat bu bile Serdar varken hoş geliyordu.

Kapı kapanınca bana doğru bir adım atıp bedenimi arkamdaki serin duvara dayadığında ellerim iki yanıma sabitledim. Heyecandan tek kelime edemeyişim, hatta başımı ona kaldıramayışım korkudan değildi.
Bu, çok başka bir şeydi.
Öyle ki, sessizce ve yavaşça kaldırdığı elini çeneme koyup başımı yavaşça yukarı kaldırdığında göğüs kafesimi zorlayan kalbim de buna şahitti.

Ona bakmamı sağlıyordu. Üstelik bunu yaparken o kadar yumuşaktı ki buna inanmak neredeyse güçtü.
Göz göze gelince tuttuğum nefesimle yutkunuşum çenemin altındaki işaret parmağını hareketlendirmişti.

Çatık kaşlarıyla halimizi, halimi sorguluyor. Bunu yaparken kenarı kıvrılan dudağıyla da az da olsa gülümsüyordu.
Peki ya iki yana sabitlediğim ellerimin bu sıcakta neredeyse buz tutuşu?
Ah Serdar..

Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda Serdar kaşlarını düzeltti. Ağır çekimdeymişçesine çenemdeki elini indirdi ve elleriyle ellerimi tutup eğilerek dudaklarını alnıma bastırdığında bedeniyle bütünleştim.

İşe o an tuttuğum tüm nefesi bir merdiven boşluğunda, sığındığım yabancı bir göğse verdim.

Yumuşamıştım ve bunun tek sebebi alnımdaki yumuşak dudaklardı.
Serdar’ ın yanındayken akıl almaz bir şekilde tüm kablolarım yanıyor, karakterim adeta değişiyordu. Kendimi daha masum, kadınsı ve naif hissettiğim bir gerçekken bana bir ömür böyle hissettireceğine neredeyse eminim.

Bu derin sessizliği kalın ve tok sesiyle “Günaydın.” Diyerek dindirdi. Avuçlarına aldığı ellerimin aksine dudaklarını hafifçe geri çekmişti.

Dudaklarını tekrar alnıma değdirdiğinde göremesem de tebessüm ettiğini gerilen dudaklarından anlayabiliyordum.
Ellerimi hafif sıkarak devam etti. “Ellerin yine buz gibi.”

Bir şey diyemeden omuz silktim. Zaten bence o da bunun sebebini az çok biliyordu. Bu yüzden de gülmeye devam edip V yaka koyu yeşil tişörtünden görünen bedene bakarken buran buran gelen kokusundan yeni duş aldığını anlayabiliyorum.

Dudaklarını başımda hafif hafif gezdirirken “Dayınla mı konuşuyordun?” Diyerek hafif geri çekildiğinde benim aksime bir ortada buluşan ellerime bir de bana bakıyordu.

Sesim gitmiş demek ki ona.

Boğazımı temizleyip hafif başımı sallarken “Evet.” Dedim.
Dudaklarını saçlarıma bastırdı bu defa da. Sonra çekmeden. “Kaç yaşında bu dayın?”  Diye mırıldandı.

Kaşlarımı anlamsızca çatıp tam olarak tahmin edemeyerek “Atmış vardır.”  Diye mırıldandım.

Cevabımla başını sallayıp “Güzel.” Diyerek bir adım geri gittiğinde ellerini ellerimden almıştı.

Bu durumdan memnun olmuştu?
Çünkü eğer küçük olsaydı beni dayımdan kıskanabilirdi.
Öyle mi?

Benden her uzaklaştığında ondan çekiniyordum ve bunu fark etmiş olmalı ki gözlerini kısıp alayla kaçamak bakışlarla onu izlediğim yüzüme baktı.

“Ne oldu o susmayan asi kıza?”

Aynı alayla e bu kadar da değil dedim içimden.
İki eli belinde olan Serdar’ a bakarken gülerek başımı yana yatırdım ve kaşlarımı kaldırdım.

“Buralarda bir yerdedir.” Sırıtıp önce ellerimi arkamda birleştirdim. Daha sonra da “Görmek ister misin?” Derken başımı bilmiş bilmiş kaldırdım.

Dudaklarının arasından hayır dercesine “Cık.” Diye ses çıkartırken benimle birlikte gülüyordu. Sonra o da ellerini arkasında birleştirdi. Yüzüme bakarken eğilerek yanağıma hızlı bir öpücük bırakıp anında doğruldu.
“Ben uysal, masum, ve itaatkâr olanı tercih ediyorum.”

Kaşlarım hayretle kalktığında daha da gülümsüyordum.
“Yerinde olsam fazla alışmam.”

Bu defa da hayretle bana baktı.
“Ha bana carlayabileceğini düşünüyorsun yani?”

Dudağımı bükerek gözlerimi devirip başımı yana eğdiğimde haklıydı. Çünkü onun yanındayken kendimi tamamen ona bırakıp tabiri caizse evcilleşiyordum.

Keyifle “Bende öyle tahmin etmiştim.” Derken sesi yumuşacıktı ve daha sonra sağ eliyle tekrar atletimin üst kısmını tutup yukarıya çekiştirirken yüzüme bakıyordu.

“Eve çıkınca bunu yok et.”

Normalde içime düşmesi gerekmiyor muydu?
Ya bakmak istemiyordu ya da yükselen libidosunu indirmeye çalışıyordu. Bilmiyordum, ama ikisinin arasında bir seçim yapmak şu anlık oldukça zordu.

Sessizce tamam dercesine başımı sallarken bunu yapmayacağımı biliyordum. Bu yüzdem konuyu değiştirerek merakla “Bu sabah en son ne oldu?” Dedim.

Sağ elini kaldırıp parmaklarının tersiyle yanağımı okşarken bakışları gözlerimi tarıyordu. Yumuşayan sesiyle “Saçlarını okşarken kucağımda uyuyakalınca yatağına yatırıp eve geçtim.” Dediğindeyse bu durum aşırı hoşuna gitmiş gibiydi.

Tebessüm etmek bana daha evvel hiç bu kadar masum ve güzel gelmemişti. Yanağıma değen parmaklar sevdiğim adama aitken her şey daha farklı oluyormuş.
Dünya daha farklı oluyormuş..
Yolda durup sağa sola sürüklenen poşet bile anlamlı geliyormuş insana.
Dünyama anlam katıyorsun adam…

“Bugün ne yapacaksın?”

Omuz silkerken alt dudağımı sarkıttım ve ellerimi iki yanımda sabitledim.
“Bilmem, planım yok.”

Osman Amca’ ya gitmem gerekiyordu.

Başını sallayıp ciddileştiğinde yüzümdeki eli yere indi. “Evde otur. Benim bugün işlerim var. Akşama doğru gelince konuşacağız.”

Bu haline kaşlarımı çatarak evde oturma kısmına “Ama.” Derken Serdar sinirlendi ve çatılan kaşlarıyla tekrar konuştu.
“Ne ama? Yeterince gezdin zaten, otur evinde dizi falan izle.”

Yeterince gezmedim Serdar.
Gezmem gereken yerler var Serdar.
Sen ne anlarsın Serdar.

Yanaklarımı şişirip oflarken “Serdar ama saat daha bir. Benim canım sıkılır akşama kadar. Bari sokakta vole.” Dememi dinleyen adam voleybol lafını duyduğu gibi sinirle kaşlarını çatıp bana doğru ufak bir adım attı.
Sinirle “Hayır!” Diyeceğini de az çok beliyordum.
Ellerini yeniden erkeksi bir şekilde belinin iki yanına sabitledi.
“Yok voleybol falan, oran buran oynuyor zaten!” Yüzümde nasıl bir ifade oluştu bilmiyorum fakat gözlerime baka baka yükselen sesini düşürdü sonra. “Otur evde dedim, ben gezdiririm seni akşam.”

Yeliz’ le dalga geçen ben Serdar’ a boyun eğiyordum.

Başımı yere eğip dudaklarımı ısırırken kendi kendime Serdar’ a laf atarcasına mırıldandı. “Tasmamı unutma bari.”

Buna karşılık “Olur.” Derken hafiften neşeliydi. “Unutmam tasmanı.”

Gözlerimi kısıp beni izleyen adama merakla baktım. “Sen nereye?”

Hesap soran ses tonuma karşılık sakince “İşlerim var.”  Dedi.

Bunun üzerine ellerimi belime koyup “Ne işi pardon?” Derken merakım geçmedi.

Başını hafifçe yana eğip yüzüme bakmaya devam ettiğinde bu durumdan da keyif alıyor gibiydi.

“İşimle ilgili işlerim var.” Gözlerini kıstı sonra. “Seni eve kapatıp gezmeyeceğim yani.”

“Hıh.” Deyip omuz silktiğimde güldü.

“Bir şeye ihtiyacın var mı?” Derken yeniden ciddileşmişti.

Keyiflenirken kalbim çok güzel atmaya başladı. Benimle ilgilenmesi ve ona sakız bile olsa bir şeyler aldırmak kulağa neden bu kadar güzel geliyordu? Bana ait olmasıyla bir ilgisi var mıydı? Bence kesinlikle bir bütün olarak konu bundan ibaretti..

Fakat yine de bu istekleri daha sonraya saklayıp başımı iki yana salladım. “Hayır yok.”

Ciddiyetle baktı.
“Emin misin?” Derken daha çok lütfen emin olma der gibiydi.

Eminim dercesine başımı sallayınca da “Bir şey istersen ararsın.” Dedi.

Güldüm.
“Tamam..”

Başını sallayıp beni onayladıktan sonra gözlerimin içine baka baka arkasındaki demir kapıya doğru bir adım attı. Kapıyı yavaşça açtığında hâlâ bana bakıyordu. Gideceğini anladığımdan kollarımı kucağımda birleştirip ona doğru bir adım attığımdaysa kaşları olumsuz bir halde havalandı. Başını iki yana sallayıp gözlerime bakarak itirazla “Cık.” dedi.
Bir eli hâlâ birkaç santim kadar açtığı kapıdayken meraklı bakışlarıma, kısılan gözlerime bakarak havalandırdığı kaşlarıyla üzerimi işaret etti.

“Bu halde benim için bile olsa dışarıya çıkartmam seni.”

Kaldım.
Yüzünde sabitli bakışlarımla tek mimik oynatamazken sakin bir halde yavaşça arkasını döndü ve açtığı kapıdan dik duruşuyla çıktı.
Sonra da kapıyı sessizce çekti.
Öküz siyah dev!

💎

Telefonumun ekranına baktım.
Saat altıya on vardı ve ben Osman Amca’ nın evinde ellerim yine buz gibiyken Serdar’ dan önce eve gitmenin telaşını yaşıyordum.

“Hazan haydi üstünü çıkartıp gel de sırtına kremi süreyim.”

Nefesim kesilirken elindeki kremle salona giren Osman Amca’ ya baktım.
Çıplak bir şekilde yanına gitmemi mi istiyordu?

Elimdeki bardağın sonunu yüzümü buruşturup içtikten sonra ıslak saçlarımı omzumun sağ tarafına toplayıp masaya bıraktım. Yavaşça sandalyeden kalkarak arkamdaki koltuğa oturan adama döndüm.
Konuşmak için dudaklarımı araladığım sırada bir yandan elindeki kremi incelerken diğer yandan elini açık olan kapıya uzatıp koridorun sonunda, banyonun yanındaki odayı işaret etti.

“Şu odada hazırlanabilirsin.”

Buna gerek var mıydı? Elbette yoktu. İçimdeki yoksunluk hissi endişeyle harmanlansa da bu evden bir kaçışım yoktu. Yani en azından manevi olarak..
Ona mahkum oluşumu bildiğimden sadece biraz daha iyi olabilmekti amacım. Yoksa böyle bir ortamda bulunmamın ne gereği vardı ki?

Gösterdiği yere doğru “Tamam.” Diyerek ilerlerken sakin olmak istiyordum. Yalnızca birkaç dakika sürecek ve sonra tekrar evime dönecektim.
Serdar’ ın bundan haberi olmayacak, beni sokakta görse de bir yalan uyduracaktım.
Tamam.
Beni titreten bu sorunun bir önemi yoktu.
Neyse ki tüm bunların aksine onun karşısına çıplak çıkacak kadar bilinçsiz de değildim.

Önce hızla kalçalarımı kapatacak kadar uzun ve iki yandan birer karış yırtmacı olan kırmızı tişörtümü daha sonra siyah sütyenimi çıkartıp yanımdaki komodinin üzerine koydum ve tekrar çıkarttığım tişörtü giydim.

Bu saçmalığa neden hayır diyemiyordum ki ben?

Olduğum yerde durdum. Derin bir nefes alıp belimden düşen kotumu yukarıya çekiştirirken ağlamaklı olan yüzümle sakin kalmaya çalıştım.
Odadan çıkıp geldiğim yöne ilerlerken Osman Amca salondan merakla beni izliyordu. Omuzlarımı silkip her şey normalmişçesine tebessüm etmeye çalıştım.

“Südyenimi çıkarttım, yatınca tişörtü yukarı çekerim.”

Oldukça salaş olan tişörtten göğüslerim fazla belli olmuyor ve bugün evden çıkarken bunu giydiğime sadece şükrediyordum.
Gülerek koltuktan kalkarken “Tamam.” Deyip bir adım geriledi.
İlerleyerek kalktığı koltuğa yüz üstü yatarken tepeden beni izleyen adama bakmamaya çalıştım. Kendimi olabildiğince gizleyip tişörtümü yukarıya çektiğimde ellerimin titrediğini hissedebiliyordum.
Hayatımın en zor anlarını sağlığımı kazanmak isterken yaşıyor ve kendimden ödün vermek zorunda kalıyordum.
İşte bu fazlasıyla yıpratıcı ve berbattı.

Başım koltuktayken ve boylu boyunca uzanmışken keşke Serdar olsa dedim içimden. Ona bu kadar sahipken şu an en büyük hakkım olan adamı istedim içten içe.
Onun verdiği güvenle aşamayacağım engel yokken beni koruyup kollayacağını bildiğimden Serdar dedim.
Yalnızca benim olanı istedim.

Yüzümü koltuğa çevirdim ve gözlerimi kapatıp kollarımı iki yanda sabitlediğimde heyecandan olsa gerek midem bulanmaya başlamıştı.

Osman Amca yanımdaki boşluğa oturarak elindeki kutudan parmaklarına bulaştırdığı kremi sırtıma sürmeye başladığında hissettiğim serinlikle irkildim. Lakin bu onu pek de ilgilendirmiyordu.
Keyifli bir sesle “Yaralar geçmeye başlamış.”  Dediğinde kendimi içimdeki umuda kaptırmadan edemedim. 

Heyecanla inanmış bir halde “Yaa.” Derken mutlu olmuştum. Uzun zamandır aynada kendime bakmıyordum ve dolayısıyla ne halde olduklarından pek emin değildim.
Öyleyse.
Yani her zaman kaçıp görmezden geldiğim o ince yaraların artık geçiyorsa bu beni mutlu ederdi. Çünkü şimdiden bile içten içe katlandığım her şeyin değdiğini düşünmeye başlamıştım.

“Eveeet.” Diye cevap verdiğinde iki eli de sırtımı bulmuştu.
Titredim.
Özür dilerim Serdar dedim.
Başkasının dokunmak zorunda olduğu beden için senden defalarca kez özür dilerim.

Elleri sırtımın her yerinde büyük bir iştahla gezinirken içimden yalnızca sayıyordum. Bu halimi düşünmemeye çalışıyorken Osman Amca doğrulup tek dizinin üzerine çöktü.

“Hallettin mi Süleyman’ ın işini?”

Alay dolu sorusuyla kısa bir an duraksasam da bu evden en son gidişim aklıma gelince anında başımı sallayıp toparladım.

“Ettim ettim.”

Elleri sırtımdan belime doğru giderken yalnızca güldü.
“Kollarını çeksene.”

Parmakları siyah kot pantolonumun beline doğru iniyor hatta bununla yetinmeyip hafif içeriye giriyordu. Gözlerimi yumup içimden Serdar diye bağırırken bu durumu ona belli etmeyerek yavaşça kollarımı başımın hizasına kaldırdım.

Baş parmağı sırtımda ve kalan dört parmağı yanlarımdayken bu sefer iki eliyle aynı anda aşağı yukarı gidip geliyordu.
Belimde ve göğüs kenarlarımda hissettiğim parmaklarla alt dudağımı sıkıca dişleyip gözlerimi yumdum.

“Ben o gün konuştum Süleyman’ la.” Dedi normal bir şekilde. Sonra elleri yavaşlarken hayretle ve neşeyle devam etti. “O gün aramamış seni.”

Yüzüm alev alırken gözlerim anında korkuyla açtım. Dalga geçmiyordu? Ona yalan söylediğimi anlamış. Üşenmemiş araştırmış.
Soluğum kesildiğinde hareket eden elleri yanlarıma oradan da iyice göğüslerime doğru kaydı.

Acımı ve endişemi belli etmeden başımın üzerindeki ellerimi birbirine kenetleyip “Unutmuştur Osman Amca. Biliyorsun yoğun.” Dedim.

Titreyişim bu kadar zayıf olmam mıydı? Yakalanmıştım ve neredeyse üzerimdeydi. Ne yapacağını bilemiyordum ve bu durum çok utanç vericiydi.

Korkudan gözlerim kararırken Osman Amca “Yok yok unutmaz Sülo, eski kurtlardan o.” Diye devam etti.

Dedemin, dayımın, eniştemin kim olduğunu bilmesen de başkanın kim olduğunu çok iyi biliyorsun.
Adamın orgeneral olduğunu biliyorsun.
Peki o halde neden bana bunu yapmaya devam ediyorsun?

Öylece durup ne yapacağımı düşünürken sırtımdaki elleriyle  bedenimi yavaşça okşamaya devam ediyordu.
“Kaçtın benden.” Dedi.

Korktum çünkü.

Elleri bu defa yavaşlamış ve sesi kısılmışken sırtıma çarpan soluğunu duyabiliyordum.

“Aa aaa.” Dedim şaşkın bir halde. “Aşk olsun Osman Amca, neden ka.” Diye devam ederken olduğu yerde iyice eğildi. Ellerini alttan bedenime doğru sokarak hızla göğüslerimi avuçladı. İşte o an yüzleştim içimdeki şüpheyle.
Böyle lök diye yüzüme vurdu korkum. Arsızca bedenime sahip olan ellerle başımdan aşağıya adeta kaynar sular döküldü.
Can havliyle olduğum yerde dirseklerimin üzerinde doğrulmaya çalışıp “Ne yapıyorsun!” Diye bağırınca avuçladığı göğüslerimi daha da sıkmaya başlayıp kulağıma eğildi.
Dudaklarını kulak memende ve hemen altında hissettim.
“Benden kaçma ki seni iyileştireyim.”
Allah belanı versin senin.

Gözlerim dolarken koltuğa sabitlediğim ellerim titremeye başlamıştı. Havalanan bedenimdeki pis ellerini görebiliyorken sıktığı göğüslerimle canım acıyordu.

O an yaktım tüm gemileri.

Kafamı yavaşça öne yatırıp ondan uzaklaştırdım ve daha sonra büyük hızla arkaya doğru savurarak arkamda duran adamın burnuna kafamı geçirdim.
Her şey bir anda olurken burnunun fazlasıyla acıdığını salonun ortasına doğru savruluşundan anlayabiliyordum. Üzerimden gidişiyle hızla koltuktan kalkarak tişörtümü üzerime indirdim. Eğildiği yerden “Ulan kaltaaak!” Diyerek kanayan burnunu tutmasına doğru düzgün bakmadım bile.
Telefonumu dahi almadım. Bana ait ne varsa aklımdan uçup giderken can havliyle çelik kapıya koşuşum bu eve bir daha asla gelmeyeceğim demekti.

Ellerim titriyordu korkudan.
Kalbim son sürat çarparken hızla açtığım kapıdan ayakkabılarımı bile giymeden çıplak ayaklarımla çıktım. Tek derdim ona yakalanmamakken bunun zerre miktar önemi yoktu.
Omuzlarımdan dökülen nemli saçlarım ve ruhen dağılan bedenimle soğuk zemine henüz bir adım atmıştım ki az ileride gördüğüm ve iki adamla doldu gözlerim. Ve koştum. Serdar’ ın sağındaki Süleyman Amca’ ma bakıp titreyen adımlarımla “Süleyman Amca..” deyip koştum.

Babam.
Henüz bir kere bile diyemediğim, fakat bunu tüm duygularımla hissettiğim tek adamdı başkan. Duygularımı bilerek kollarını bana açan, açarken de başkalarının aksine gerçekten beni kızı gibi gören tek adamdı..

Titreyen bedenimi koca cüssesine kabul ederken endişeyle başımı omzuna bırakmıştım ki “Hazan!” Diye bağırdı. “Kızım ne oldu?”

Soluk soluğaydım.
Ben soluk soluğaydım da hemen yanımda duran Serdar ne haldeydi bilmiyordum.
Bir şeyler anlatmak adına “Başkan.” Derken sesim titriyordu. Göğüslerim belli olmasın diye önüme siper ettiğim kollarla kendimi ona bırakırken içim hiç olmadığı kadar güven veriyordu.

Bir felaketten kaçmış ve kurtulmuştum.
Güvendeydim. Ve görünen o ki ben kaçamasam bile onlar bana gelecekti, ben her halükârda kurtulacaktım.

Omuzlarımdan tutup beni kendinden uzaklaştırarak bembeyaz olan yüzüme baktığında titrek kahverengi gözlerim sinirle kısılmış gözlerini buldu. Süleyman Amca’ yı yıllardır tanımama rağmen onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum.

Acıyla ve titrek dudaklarla yüzüne bakarken merak dolu sesiyle konuştu “Bir şey mi yaptı sana!”

Başını eğip hızla bedenime bakarken ıslak saçlarımda fazla oyalanmadı. İhtimalleri beyninde bir bir elerken ona göre en olabilirinde yoğunlaşıp tekrar konuştu. “Kavga mı ettiniz? Vurdu mu sana?”

Dudaklarımı aralayamayarak yutkundum.
Neden kalakalmıştım?
Bunu söylemeye dahi dilim varmıyordu, değil mi? Utanıyordum, utanması gereken ben değilken bana dokunduğu için utanıyordum.
Ellerim kucağımda birleşmişken hayatımda ilk defa bu kadar berbat hissediyordum. Ben susunca, susup gözlerimi bir anlık kapatınca onun hüküm sürdüğü dünyası hızla talan oldu sanki.

Yüzünü bir ihtimale buruşturup tek kelime etmeden beni orada öylece bırakıp çıktığım daireye koştuğunda o tarafa dönüp gözlerimi yeniden ve bu defa sıkıca kapattım.

Kaldım öyle.
Islak saçlarım omuzlarıma dökülürken, çıplak ayaklarım soğuk zemine alışırken ellerimi kucağımda bağlayıp bu ana adapte olmaya çalıştığım karanlık dünyamda öylece durdum. Dibimde, arka çaprazımda olan Serdar’ a bakamıyorken olduğum yerde hafiften titreyen bacaklarımla iç dünyamda kavgalar etmeye başlarken durdum.

Böyle olmak zorunda değildi.
Bana neden dokundun?
Ben, sana bedenimi çaresizce emanet ederken bana neden öyle dokundun?
Sana inançla ve ihtiyaçla amca derken neden benim ruhumda fırtınalara yer verdin?

Durdum.
Dünyam durdu. Ve kasırgalar geçti ıslak saclarımın arasından, sardı tüm bedenimi bu koca kâinat. Sonra Serdar da, kas kastı bedeniyle bedenimi.
Kollarını arkadan karnıma doğru dolayınca kapalı olan gözlerim ve utanç veren acımla başımı geriye yasladım.

Olmasaydı böyle…

Şoktaydı adam.
Onca gizin ve şu anın kollarında beni yine sevebilecek miydi?

Tek kelime etmeden karnımın üzerimdeki elleri sıkılaştırdığında başım göğsüne geliyordu. Titreyen ellerimi güçlü kollarının üzerine koydum. O koca güçlü bedeni sırtımda hissediyorken ne aksi ki nefes alış verişlerini hissedemiyordum. Sağımdan eğilerek şakağımı öptüğündeyse acıyla bu saçma halime güldüm.

“İyi misin?” Dedi.
Ruh gibiydi.

İyi miydim?
Serdar’ ın bu sorusuyla tüm zihnim karmaşık ipliklere bulandığında susmayı tercih etmiştim ki karşımızdaki dairenin açık olan kapısından Süleyman Amca’ mın sesi yükseldi.

“Konuşsana lan!”

Evden gelen bağırış sesiyle Serdar başını bedenimden kaldırdı. Eğilerek bacaklarımın altından beni kucağına aldığında susuşundaki karmaşıklığı hissedebiliyordum. Sert ve seri adımlarla eve ilerlerken ellerimi göğsümün üzerinde tutmaya çarpışıp diken üstünde durarak yüzüme bakmadan adımlayan adama baktım.
Daireden içeri girip arkasını dönmeden ayak hamlesiyle uzanıp kapıyı gürültüyle kapattı. Bakışlarımı çatık kaşlı adamdan alıp karşımızdaki odada yerde cenin pozisyonu alarak öksüren Osman’ a baktım.
Süleyman Amca yerdeki bedenin başında, elleri belinde dikilirken nefesini düzeltmeye çalışıyordu.

Serdar’ a döndüm.
Bana bakmıyordu.
Buz gibi bakışlarla salonda yatan adama bakıyorken soğuk sesiyle gram mimik oynatmadan “Dokundu dimi sana?” Dedi.

Kurduğum tüm düzenim, tüm hayatım ve karakterim başımdan aşağıya inerken susup bekledim. Ben susunca sertçe başını indirip bana döndü.
Göz göze geldiğimizde Serdar, Serdar değildi.
Dişlerini sıkıp yüzüme bakarken dişlerinin arasından tısladı. “Dokundu mu sana?”

Dün gece göğsünde yattığım, kokusunu içime çekip boynunu öptüğüm adam.
Merhametine sığınmak, ona sarılmak istediğim adam.
Sevdiğim adam.
Kaşlarımı çatıp başımı eğince beni tutan ellerinin bacağımda sertleştiğini hissettim.
Çünkü suskunluğum ona en büyük cevaptı.
Alnındaki damar belirginleşince gerilen yüzü, kaşındaki faça, yüzündeki yara ve kararan gözleriyle adeta bir canavara dönüşüyordu.

Ne olduğunu anlamıştı. Hoş, anlamasa dahi o olasılıkla her şeyi yakıp yıkacak hale gelmişti.
Hızla adımlarla ilerleyip beni sağ taraftaki odaya soktu ve yavaşça yere indirdi. Sonra da yüzüme bakmadan arkasını dönüp giderken ben olduğum yerde kaldım.

Sanırım bu onun kızılca kıyametiydi. Her şeyin başladığı yerde tüm hayatımıza şekil verecek bir döngünün en başıydı. Bazı soruların cevabı, bazı anların katili ve bazı anların iyikisiydi.
Onun gözlerinde gördüğüm o tuhaf duyguların en net cevabı bugün, şuan bana sergilrdiği durumdu. Aslında benden çok Osman’ a ne yaptığı, ne yapacağıydı…

Boş bir odanın ortasında, korkudan kollarımı birbirine dolayarak beklediğim anlardaydım.

Göremediğimden Serdar o odaya gittikten sonra neler oldu tam olarak bilmesem de ben durduğum yerden yalnızca ilk bir dakika kadar Osman’ ın evi inleten bağırtılarını ve sert vuruş seslerini duymuştum.

Tahminen o bir dakika sonra bayılmıştı ve bunu Süleyman Amca’ mın yapmadığına adım kadar emindim. Kalan yaklaşık yirmi dakika boyunca da ne Serdar ne de Süleyman Amca yanıma gelmedi ama bedene vuruş seslerini hep duydum.

Sonra Serdar’ ın kükremelerini duydum.

Salonda bulunan vitrinin büyük bir gürültüyle yere inmesiyle yüzümü buruşturup midemden birtürlü tam olarak gelemeyen sıvıya elimi bastırdım. Daha sonra da yine aynı odadaki masa olduğunu tahmin ettiğim büyük eşya aynı gürültüyle devrildiğinde bir kez daha acıyla öğürdüm.
Serdar adamın evini başına yıkıyordu.

Dakikalarca olduğum yerde durup onun sinirini ve yıktığı eşyaları dinlemek bana ne katıyordu tam olarak bilmiyorum fakat bir devrin son bulduğu kesindi. Öyle ki bir ara Osman’ ı döverken “Sikecem ulan senin yedi ceddini amınakoduğum.” Diyen Serdar’ da bunu doğruluyordu.
“Diri diri gömecem ulan seni!” Diye devam ettiğindeyse açıkçası bu defa da başkanın halini merak etmiştim.

Öyle berbattım ki, içim soğumuş muydu ya da bedenimdeki kirlilik hissi geçmiş miydi bilmiyorum. Fakat Serdar’ a da kızmıyordum. Neden böyle bir şey yaptın demiyordum. Hiçbir zaman demeyecektim de… Bu doğru muydu bilmiyorum. Ama umurumda da değildi.

Televizyonunla aynı anda sehpaların kırılış sesi birbirine karışırken kendimi daha fazla tutamayarak koridorun sonundaki banyoya koştum. Saniyeler içinde acıyla lavaboya eğildiğimde kasılan midemle öğürmeyi denedim fakat olmadı. Bir elim karnımdayken bacaklarım titriyor ve terliyordum. Sol elimle düşmemek için tuttuğum musluğa eğildim.

“Hazan!”

Arkamda duyduğum güçlü ve nefes nefese çarpan ses Serdar’ a aitken başımı kaldıramayıp sadece sakin olmak istercesine nefes aldım.

“Ne oldu!?” Diyerek bana adımlarken endişeli sesinin ardından bir elini karnımda diğerini ise alnımda hissettim. Bedenimi sarıyordu yeniden. Beni tutuyor, koruyor, sakınıyordu.
Nefes alıp zorlanarak “Midem.” Dediğimde titrek bir soluk verip devam ettim. “Kussam geçecek gibi.” Derdimi dinleyişinin ardından “Tamam yavrum. Tamam sakin ol.” Dediğinde arkamda beni sakinleştirmek isteyen adam benden daha telaşlıydı.

Nefes aldığımda alnımdaki sağ elini çeneme indirip kavradı ve hafif nefes nefese bir halle “Kaldır haydi, bir yüzüne bakayım.” Dedi.

Hâlâ yanımdaydı.
Bırakmamıştı ve benim için didiniyordu.
Buna karşılık “Serdar.” Diye inlerken sadece üzgündüm. Pişmandım belki. Şaşkındım, titriyordum ve karışıktım.

Sol eliyle bedenimi ayakta tutmak için sıkıca bana sarılırken çenemdeki sağ eliyle başımı yavaşça yönlendirerek lavabonun aynasına bakmamı sağladı. Yerimde doğrulunca gördüğüm adamla yavaşça ona dönmek istedim. Bu arada sakince “Süleyman Amca nerede?” Diye sorarken elleriyle belimin iki yanına kavrayıp ona dikkatle dönmeme yardımcı oldu.

Yüzüne baktığımda bana tepeden bakan adam dağınık saçları ve belirginleşen yüz hatlarıyla yine de sinirliydi. Rengi hafif giden dudaklarımı ve gözlerimi dikkatle tararken bir yanda da konuşuyordu.
“Bizimkiler geldi. O koduğumu alıyorlar, senin bende olduğunu biliyor.”

Senin bende olduğumu biliyor…

Gözlerimi bulanan midemle tekrar kapatarak hızla lavaboya dönüp yine öğürdüğümde midem acıyla kasıldı. O an beni asla bırakmayarak karnıma dolanan sol kolu sıkılaşırken daha da eğildim. Boşta kalan eliyle ıslak saçlarımı dikkatlice sol omzuma toplayıp aynı elini ağzıma doğru yöneltti.

“Aç ağzını.” Dedi sonra.
Sert emrine karşılık başımı hayır anlamında iki yana salladım. Çünkü ne yapacağını anlamıştım ve bu bana göre iğrenç bir şeydi.
İtirazımı üsteledi. Sinirle dişlerinin arasından “Hazan aç ağzını!” Dedi.
Bir elimi beni kavrayan kolun üzerine koyup farkında olmadan sıkarken çaresiz ve acı dolu bir sesle nefes nefese “Serdar korkuyorum.” Dedim.

Buna karşılık “Korkma ben buradayım.” Diyen sesi yumuşarken eğilip dudaklarını nemli saçlarıma bastırdı. “Aç hadi ağzını.”

Sakin kalmaya çalışsa da gizlemediği bir şekilde endişeli ve sinirliydi de. Bu defa dudaklarımı aralayınca bedenimi daha sıkı kavrayıp benim parmağıma göre kalın ve uzun olan işaret parmağını dikkatle boğazımdan içeriye soktu. Midem bu hareketiyle daha da kasılırken kolunun üzerindeki elim iyice sıkılaştı. Boğazıma doğru kayan parmağı sayesinde daha güçlü bir halde öğürdüğümdeyse elini asla çekmedi.

Kasılıyordum.
Kendimden geçiyordum. Canım yanıyordu ama Serdar vardı. Hemen arkamda tüm bedenimi sararak bana destek oluşu tüm acılarım dindirmeye yetiyordu.

Sağ elimle kolunu tutarken sol elimle hafif önüme gelen saçlarımı tutuyordum. Tek kelime etmeden zaten ağzımda olan parmağını bir kere daha boğazıma ittirdiğinde inleyerek kasıldım ve yeniden kusar gibi oldum.
Nefes almak istercesine hafif ağlamaklı sesimle boğuk bir şekilde inlediğimde elini çekmeden dudaklarını yine saçlarıma bastırdı.

Canım acırken kalbinin hızlı atış seslerini duyabiliyordum. Son kez parmağını boğazıma itince ilk geldiğimde içtiğim sıvıyı kasılarak ve öksürerek Serdar’ ın parmağına kusmaya başladım. Başı ensemdeyken nefes almıyor ve beni sıkıca tutuyordu.

Ağlarcasına sızlandım.

Dudaklarını tekrar saçlarıma bastırıp beni sakinleştirmek için “Şşşt tamam.” Dediğinde ağzımdaki parmağını yeniden boğazımdan içeriye bastırdı.
Öğürerek tekrar tekrar kusarken yine tüm bedenim kasılıyor fakat aynı anda da Serdar eli ve koluyla tüm bedenimi sıkıca kavrıyordu.

“Korkma.” Dedi bu defa. Her şey biterken, bugün içtiğim ne varsa her şeyi kusarken sesindeki onlarca duyguyu hissettim ben.
Bana korkma derken atan kalbindeki endişeyi, iyi olmam için yaptığı bu iğrenç şeyi, bana olan duygularıyla deliye döndüğünü… Hissetmek bir yana, hepsini gördüm ben.

Saçımdaki elimi çekip musluğu açtığında parmağını yavaşça ağzımdan çekti.

Titreyen bedenimi öyle güzel tutuyordu ki, ona güvenerek kendimi tamamen saldığımda akan suyla önce dudaklarımı, sonra avucuna doldurduğu suyla tek kelime etmeden yüzümü yıkadı. Sakin, yavaş, okşarcasına yüzümde gezinen eliyle sakindi.
Çok başkaydı.

Sonunda kapattığı suyla olduğum yerde doğrulurken kendimi daha iyi hissediyordum. Midem bulanmıyordu yalnızca halsizdim.

Yavaşça ona döndüğümde belimi sıkıca sarmış merakla bana bakıyordu.
Yüzünün rengi gitmişti? Serdar’ ın yüzü bembeyazdı ve sakince “İyi misin?” Derken hâlâ biraz endişeliydi.

“İyiyim.” Diyerek başımı salladığımda kendimdeydim, ama rezil olmuştum.

O yıkılmayan, herkese dik başını gösterip insanlara çemkiren ben en olmadık insanın karşısında acizce acı çekmiştim. Serdar’ ın bana acıması şu hayatta belki de en son isteyeceğim şey bile değilken az evvel öğüre öğüre adamın eline kusmuştum. Sevgi bir yana, bu bambaşka bir meseleydi benim için.

Yüzümü incelerken aramıza giren bakışlarla duraksadı. Başını eğerek boşta kalan elinin tersiyle sol göğsümü baştan sona okşadığında utançla bir adım geriye gitmek istedim. Fakat belimi sıkıca kavrayan kolu buna müsaade etmedi.
Çıplaklığımı hissedince de elini sinirle indirip başını tavana kaldırdı. Sonra gürültüyle “Burada ne sik dönüyor bilmiyorum ama!” Diye soludu.

Tekrar yüzüme eğildiğinde siniri geçmemiş ve belimdeki eli artık canımı yakmaya başlamıştı. Asla ona bakamıyorken bedeninle dolaştırdığım bakışlarımla sesi banyoda yankı yaptı.

“SÜDYENİN NERDE LAN SENİN!”

Bir elimle alnımı kaşımaya başladım.
Bilinçsizdim. Eğik başımla sesimi toparlamaya çalışıp kollarında olduğum sinirli ve her şeyden habersiz adama utançla “Yan odada.” Diyebildim.

Üstelemedi. İçinde, aklında ve tüm bedeninde bilinçsizce kopan fırtınalara rağmen ayakta zor durduğumu bildiği için beni tekrar kucağına aldı. İnip kalkan göğsüyle yan odaya ilerleyerek odanın ortasındaki yatağın üzerine beni bıraktığında başım yere eğikti.

Ellerini beline koyup gözleriyle odayı tararken az evvelki sakinliği yoktu. Nefes nefese “Nerde bu amınakoduğum nerde!” Diye bağırıyorken gözleriyle odadaki südyenimi arıyordu. Aslına bana sorsa. Bunu düşünemeyecek haldeydi. Belki de muhatap olmak istemiyordu.

Susarken yavaşça kaldırdığım başımla tam önümde duran adamı izledim. Ellerim kucağımda, bacaklarım yataktan sarkarken..
Çıldırmış gibiydi.

Son anda az ilerideki komodinin üzerinde duran siyah südyeni fark edip hızlı adımlarla o tarafa yöneldiğinde aptal gibiydim. Bunun bir açıklaması bile yoktu ki? Nasıl derim sırtım için çıkarttım Serdar. Peki onu dedim. Ya sırtımı nasıl derim?

Bir hışımla bakmadan aldığı çamaşırımı sağ eliyle tutup karşıma gelerek üzerime atarcasına bıraktı. Sonra da sıktığı dişleriyle bana bakmadan arkasını dönüp “Giy şunu da gidelim.” Dedi.

Sessizce söylediğini yaparken asla arkasına bakmadı. Elleri belinde dik duruşuyla kapıdan dışarıya bakarak koridoru izledi sadece. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmiyordum. Görebildiğim yalnızca siniriyken her şeyin bu şekilde ortaya çıkması berbat bir şeydi. Üzerimi düzelterek ayağa kalktım.

Yaklaşamayacağım kadar sinirliydi, aramızdaki tüm ipler bir anda gerilmişti ve ben ne diyeceğimi bilemiyordum. Kafasındaki onlarca soruyla onu bir başına bırakmak istemesem de kısa bir süre daha bu şekilde kalmak zorundaydı.
Zaten, konuşsam dinler miydi bunu da bilmiyordum.

İki ufak adımla yanında durup zar çıkan sesimle “Hazırım.” Dediğimde kenara çekilerek açık kapıdan geçmem için kendince bana yol verdi.

Önünden geçtim.
Elimi tutmadı.
Yüzüme bakmadı.
Yanımda değil bir adım arkamda yürümeye başladı.
Tahminlerimi doğru çıkartacak kadar dağılmış olan salona fazla bakamadan önünden ilerlerken kısa bir an duraksayıp o virane salona ilerledim. Kimse yoktu.
Koltuğun üzerinde bıraktığım telefonumu alıp arka cebime koyarken kendi halimdeydim ve Serdar sessizce beni izliyordu.

Tekrar kapıya yöneldiğimde bir iki metre kadar arkamdaydı. Çatık kaşlarını ve sessizliğini asla bozmadan sadece beni izledi. Kapıdaki topuklu ayakkabılarımı giyinmemi başımda dikilerek bekledi.
Asansöre birlikte bindik. O sessiz ve sinirliyken aramızda uzun uzun mesafeler vardı…
Yüzüme hiç bakmadı.
Binadan birlikte çıktık. Ben önde, o bir adım arkamda.

Siniri kimeydi bilmiyorum.
Susup sinirle etrafa bakıp bir kere bile bana bakmayan adamın siniri bana mıydı onu da bilmiyorum.
Kusmamı sağlarken bana acımış miydi?
Acımıştı.
Tacize uğradığımı anladığımda benden tiksinmiş, ya da bana acımış mıydı?
İkisi de.
Günlerce izlediği ve sonunda saatler önce kollarında olan kızın bu yanını hiç bilmiyor, onu bu hikâyeyle hiç tanımıyordu.
O yıkılmaz dediği asi kızın aslında boktan, aciz bir yanı vardı. Belki de tüm fikirleri, duyguları ve aştığı zorluklar bir bir üzerine yıkılırken kim bilir nasıl acınası ve kirli bir hayatın içinde olduğumu düşünüyordu.

Haklıydı.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 208
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 132

Cinilliyetsiz köpek orosbu çocuğu

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 113

Şerefsiz it seni

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 100

Alagavat

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Köpek gezdiriyor sanki

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 65

Yaniiii

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 55

E yuh

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 36

Yaaaaaaaa

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 132

Geberin lan geberin orspu çocukları bir tane bile dölunuz kalmasın inşAllah

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 122

Sıktıgımin herifi alçak puşt

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 115

Ah güzelim benim

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 113
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 100

Lime Lime yapmak istiyorum seni pislik herif

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Hayırdır köpek muamelesi mi yapıyorsun bize sen

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 75

Gitmesek, gitmeyelim şimdiden kalbim hızlı atmaya başladı

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 17

Bizim oğlan yine bizim kızı dikizliyor ahahha

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 195

Serdar yapma kalpten gidicez

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 139

Tam zamanında geldiler

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 132

Şerefsiz pislik

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 100

Offff ya içimiz burkulacak yine

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 79

Öküz cidden

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 65

Ne sandın yavru

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 36

Koş kız sevdiceğin geldi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 22

Aşık oldu adam kolaymı

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 3

Uykunun en tatlı yerinde sinir bozucu telefon sesleri en nefret ettiğim

Elifbeyza
¶ Paragraf 100

Şu pisliği gebertmek istiyorum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 190

Şoka girdi garibim

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 147

Karaktersiz bir pic çünkü

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 78

Sjsjdjjjsjdjd ne anlarsın Serdarrrr

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 65

Walla yapar kork bence

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 36

Açıyoruz yiğidim açıyoruz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 195

Az sakin ol ya vallahi Serdar bak bünyeye zarar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 175

Biz hep sendeyiz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 139

Yettinizzz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Geç bile kaldın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Rahatladım açıkçası

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

ben senin ananı, avradını, soyunu, sopunu, sülalesini, meşrebini, eşikteki devesini, me zardaki nenesini,
soyunda sopunda ne kadar kız kısrak varsa onu, külliyatını, ağzını, yüzünü, yolunu, yordamını, membağını, klavuzunu, tarladaki ineğini,
yüz yıkadığı maşrapasını, giydiği şalvarını, tilavetini, ruhunu, gelmişini geçmişini,
kapının önünden geçmişini testinden su içmişini köpeğini kömecini dedesinin yedi ceddini doğurtan ebesini tasını beyninin cinsiyetini
hürriyetini zürriyetini sabahını akşamını öğleden sonrasını sabah seher vaktini akşam eşref saatini kafasındaki saçı arkasındaki kıçı
elinin ayarını bahçenin hıyarını kıçındaki kıllarını boş boş geçen yıllarını şaşı bakan gözlerini kütürdeyen dizlerini safiyesini aylasını
gözlerinin ferini alnının terini babasının kelini anasının saç telini bahar esen yelini düğünündeki gelini beyninin vakkumunu bahçenin zakkumunu
tuttuğun kalemini ciğerinin veremini böbreğindeki taşı boynunun üstündeki başı 7 ceddinin ölüsünü dirisini her gün birisini edirneden karsa
dünyadan marsa ne kadar tanıdığı varsa en değişik pozisyonlarda siksin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 100

Geldik zurnanın zort dediği yere

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Bak ayar oluyorum sana ha

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 79

Hırbo Serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 67

Gıcık oldum şu an zarar jfjdhsjds

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 58

Vallahi Serdar da o potansiyel var canım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 55

Oha serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 36

AaaaaaaaaAaaaaaaağğğğğğ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Balkon güzeli Serdar

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 175

Tam olarak nereye bayılıyoruz

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 139

Babamız geldi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Nasıl fark edemedin be

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 132

Servsiz köpek

Yorum için giriş yap