← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 32

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Sabahın yedisinde merdivenleri inerken kimseyi görmemiş olmam evden çıkışımı daha kolay bir hale getirmişken aslında derdim başkana yakalanacak olmam değildi. O zaten biliyordu gideceğimi. Benim tek derdim tüm gece bahçede sigara içerek oturan, otururken de odamın camını izleyen Serdar’ dı.

Şimdilerde onunla karşılaşmak, konuşmak veya göz göze gelmek istediğim son şey bile değilken yakın gelecekte Serdar’ la karşılaşmayacağımıza inandığım için içim rahattı. Bu yüzden de evden bir nevi kurtulmuş olmamın verdiği huzurla çakıllı yolda az ileride park edilmiş arabaya doğru ilerliyor, ilerlerken de dikkatle etrafı izliyordum.
 
Tüm bu süreçte aklımdaki karışıklıklarla birleşirken arka cebimdeki bilekliği çıkarttım.

Ona ait bir nesneyi bu denli sahiplenip ondan bu kadar erken vazgeçmem, daha doğrusu vazgeçmek zorunda kalmam kurduğum tüm duyguların yıkımına sebebiyet veriyordu.
Elimde olsa seni bir ömür severdim Serdar. Elimde olsa, hayatın başka bir kaderinde ve başka bir halinde karşıma çıksan belki her şey çok başka ilerlerdi.
Ama ben şimdi sana böyle gelemem. Seni o öğrendiğin gerçeklerin altında asla heba edemem.
Ufak bir ihtimal de olsa hayatı boyunca sağlık açısından sorunlar yaşayacak bir kadını omzuna yük etmem..
Bu yüzden sen bana diyemeden ben senden de sana ait eşyalardan da vazgeçerim.

Fazla oyalanmadım.
Dün gece zaten dakikalarca bakarak içten bir durgunlukla veda ettiğim bilekliği sahibine verecek gücüm ve yüzüm yoktu. İşte tam olarak bu yüzden sürücü kapısına doğru ilerleyip elimdeki uzun siyah ipi kapının koluna astım.
Serdar onu buradan alırdı.
Almasa da mühim değildi ama en azından benden çıkmış, gitmiş bir varlığın yükünü taşımazdım. Her baktığımda bana Serdar’ ı hatırlatan o ufak anının içimi daha fazla kemirmesine müsaade edemezdim.

Giderken arkamda bıraktığım hislerin yakıcılığı genzime dolarken toprak zeminde topuklularımın üzerinde yürüyordum. O evde bir hayali, bir geçmişi ve beni ben yapan duyguları bırakırken adımladığım her yolda kendime geleceğimi sanıyordum.

Daha konuşamamışken her şeyin netleşmesini Serdar’  dan bekleyemezdim. Böyle oturduğum yerde gözlerinin içine baka baka…
Bana tersti.
Olmasın lüzum yok.

Adımlarım hızlanırken görüş alanımdan çıkan evle her şeyin tükendiğine emindim. Durağa doğru ilerlerken bitmek üzere olan şarjımla önce Yeliz’ i arayıp anahtarımın Osman Amca’ da kaldığını, sarjımın az olduğunu ve ondaki anahtarla eve gireceğimi söyledim. Daha sonra taksi duraklarından birini arayıp gelecekleri anayolu tarif ettikten sonra arkama bakmadan serin havayı içime çeke çeke yürümeye devam ettim.

💎

Açılan demir kapıdan içeriye girdiğimde telefonum çoktan kapanmış, mahalleye gelmem ise kırk beş dakikama mâl olmuştu. Yine de sorunsuz bir şekilde Yeliz’ lerin evine çıkıyor olmam daha iyi hissetmemi sağlıyordu.
Saatin sabah sekiz olmasını asla sorun etmemiş, samimiyetimize dayanarak aralık olan çelik kapıdan da rahatlıkla girmiştim.
Mutfaktan gelen sesleri es geçerek salona ilerlediğimde üçlü koltukta oturan Bilgen Yenge bana bakarak gülümsedi, ama asla oturduğu yerden kalkmadı. Beni asla misafir olarak görmeyişini seviyordum.

Oturduğu yerden kalkmamasının aksine bana gülümseyerek “Günaydın.” Dediğinde yeni uyandığını anlayabiliyordum.
Bilgen Yenge’ ye doğru ilerlerken alaylı bir şekilde “Mülteciliğe mi başladın Hazan.” diye devam edişine iyice gülümsedim.

E haklıydı kadın. Yoksa niye sabahın sekizinde kapılarına dayanıp yanına otururken “Ay Bilgoooş.” Diye ağlanayım ki?
Omzuma doğru uzattığı kolla başımı bedenine doğru yatırıp hüzünlü sesimle “Çok açım ben.” Dedim. Bilgen Yenge bu halime kıkırdarken şakayla karışık bir acıyla devam ettim. “Yemek verin bana. Allah rızası için..”

En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyorken aklıma önce Serdar’ ın beni kusturduğu sahne daha sonraysa dün gece yediğim kek gelmişti. Bu sebeple durgunlaşmam bence oldukça normaldi. Bilgen Yenge benim aksime az evvel kurduğum cümle için yalnızca gülüyordu.

Bir yandan karşımızdaki televizyondan aşkı memnu izleyen diğer yandan bana hitaben “Seninki mutfakta kahvaltı hazırlıyor birazdan yeriz annem.” Diyen kadınla keyiflendim.

“Mutfağa gelsene hayırsız. İki saattir seni bekliyorum.”
Yeliz’ in mutfak kapısında ellerini beline koyup sinirle bana mırıldanmasıyla Mehmet Amca’ nın hâlâ uyuduğunu anlamıştım. Gülerek oturduğum yerde kalkıp ona doğru yürüdüğümdeyse bileğimden tutarak beni mutfağa doğru çekiştirdi.

Arkasından girdiğim mutfakta bir yandan kızaran patateslere bir yandan demlenen çaya baktığımda tezgahın karşısındaki dikdörtgen masa tamamen hazırdı. Burnuma dolan enfes kokularla derin bir nefes alarak keyiflensem de halâ açtım.

“Ayy. Yeliz çok açım ben.” Ağlamaklı çıkan sesimle Yeliz’ in elinden kurtulup masaya oturduğumda patateslere yönelip şaşkınca bana baktı.

“Başkan seni aç mı bıraktı?”

Masanın üzerindeki sepetten bir dilim ekmek alıp ısırarak düşen yüzümle hemen yanımda duran arkadaşıma döndüm. “Neler oldu neler..” dedim. Az ilerideki zeytine uzanıp devam ettim. “Yiyemedim ki.”

“Kız ne oldu? Anaaa ekşın..” Kelimeleri peş peşe sıralayıp demlenen çayın altını kıstıktan sonra elindeki tahta sıpatulayla yanıma geldi.

Elimde kalan parça ekmeğin tamamını ağzıma atıp boğum sesimle konuşmaya çalıştım.
“Osman sapık çıktı.”

“Hiiii!” Diyerek şaşkınca açılan ağzını kapatırken dolu ağzımla ilerideki ocağı gösterdim. “Yakma patatesleri.”

İlerleyip aceleyle patatesleri karıştırdı ve hızla bana döndü. Sıpatula hâlâ elindeydi.
“Bir şey yaptı mı?” Diye fısıldadığında başımı iki yana sallayıp elinden tutarak yanımdaki sandalyeye oturttum.
Bir yandan sepetten ekmek alıp yerken diğer yandan her şeyin en başına gittim.
Serdar’ a…

“O sabah Serdar balkondaydı…”

💎

Ben merdivenlerden ikişer üçer hoplaya zıplaya inerken Yeliz hemen arkamda beni takip ediyordu. Eve gidip kahve eşliğinde tam konuşamadığımız olayların kritiğini yapacaktık. Ki bu tam da bize göreydi. Zira bende Serdar konusunda hızımı alamamış, içimde tuttuğum hisleri birine açamamıştım.

Sokağa çıktığımızda saat on ikiye geliyordu ve güneş yine en tepeden gözlerimin kamaşmasına sebep oluyordu.
Arkamda kapıyı çeken Yeliz’ e döndüğümde o da tıpkı benim gibi gözlerini kısmış, elinin tersiyle bunalmış bir halde saçlarını geriye doğru attırıyordu.

Yeliz’ i izlerken “Hazaan.” Diye yükselen tanıdık sese döndüm. Sağ elimi kendime siper ederken dünkü çiçek olayının aksine balkandan bana bakan kadına gülümseyerek “Efendim Hatice Teyze.”  Dedim.

Serdar’ la aramızda ne olursa olsun Hatice Teyze’ yle aramda bir aksilik çıkmasını istemiyordum. Bu yüzden içten içe gerilsem de imayla “Beklesene beni, seninle bir şey konuşacağım.” Diyen kadını izledim.

Bu defa benim aksime balkondan içeriye giren kadına tepki veren Yeliz’ di.
“Eyvah sıçtık.”

Günlerdir benimle alakası olmayan çiçekler yüzünden biraz sonra ne olacağını bilemesem de koluma girip beni yukarıya doğru çekiştiren Yeliz’ le iyi şeylerin olmayacağını anlayabiliyordum.
Yine de buna ihtimal vermek istemedim.

Yeliz’ in elleri kucağındayken ortamı yumuşatmak için “Oktay da dün geldi, akşam gidecek.” Dedi.
Pek de bir işe yaramadı.
Derin bir nefes aldım. Hâlâ gelmemiş olan Serdar’ ın arabasının boş yerine bakarken ellerimi kucağımda birleştirdim.

Hatice Teyze elindeki anahtarla demir kapıyı çekerek sağa sola baka baka bana doğru ilerlemeye başladığında sessizce onu bekliyor, hattâ hızlanan kalbimle yutkunamıyordum.
Gelirken onu izledim.
Boyu uzun olsa da Serdar’ a benzemiyordu.
Serdar daha çok Servet Amca’ya benziyordu fakat Servet Amca asla onun kadar uzun değildi. 

Kısalan mesafeyle ona bakıp yeniden “Efendim Hatice Teyze?” Dediğimde Hatiye Teyze tam karşımda durmuş, ellerini iki yana salmıştı. Yüzünde hoş olmayan bir görüntü sabitken Oktay balkona çıktı.

Hiç gevelemeden, uzatmadan ve ben daha neyin ne olduğunu anlamamışken yüzüme baka baka “Biz seni yıllardır kızımız gibi gördük sana yazıklar olsun Hazan.” Diyerek konuya girdi.

Duyduklarım karşısında tüm kanım çekilirken böyle bir tepki beklemediğim kesindi. Sinirle bana bakan kadını ilk defa böyle görüyordum ve yüzündeki mimiklerinden asla hoşlanmamıştım. Ki tüm bu olayları ve yüzünüm halini geçtim, beni kızı gibi görmesi bir yana gerçekten kızı bile olsam bana bunu demeye hakkı yoktu.

Gözlerim kısıldı. Ve sakince “Neden Hatice Teyze ben ne yaptım?” Dediğimde bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamıştım.

Kahverengi gözlerini gözlerimden çekmeden tiksintiyle yüzüme bakarak “Gördüm o çiçeğin üzerindeki notu.” Dedi.
Başını sorgular vaziyette yukarı kaldırarak. “Senden hiç mi utanma yok kızım?” Diye devam etti.
“Bizde diyoruz Hazan açık saçık giyiniyor ama orospu değil, namuslu kız.”

Namussuz muydum?

İki yanımda sabitlediğim ellerim titremeye başlarken sustum ve yalnızca içindeki zehri akıtmasını izledim.

“Utanmıyor musun kız milletin altına yatmaya? Sana yazıklar olsun, o güzelim anan sana güveniyor bırakıyor seni buralarda.”

Kaşlarım kalkarken hayal kırıklığıyla karşımda çirkefleşen kadına baktım ve telaşla “Hatice Teyze ayıp olmuyor mu? Bak dinlemiyorsun bile.” Dedim.

“Neyini dinleyeceğim kız!” Derken yükselen sesiyle bana doğru bir adım attı.
“Neyini savunacaksın bana?” Beni dinlemiyordu bile. Üzerime yürüyen tavrıyla sanki ocağını söndürmüştüm.
Ayrıca öyleysem bile ona ne ki bundan?

Kaşları çatılırken benim sessizliğimin aksine asla susmuyor, git gide artan sesiyle “Arsız edepsiz rezil seni!” Diyordu. “Evimize gelip yüzümüze bakmaya da utanmıyorsun.”
Çünkü utanacak bir şey yapmamıştım. Ki beni sürekli olacak çağıran sendin.

İnsanlar son zamanlarda olduğu gibi camlara ve sokağa dökülürken Hatice Teyze sinirle devam etti.

“Bizde diyoruz ki, bu kız yirmi dört yaşında. Maşallah ne kadar da güzel, neden evlenemiyor..” Sen nasıl Serdar’ ın annesi olabilirsin? Tamam o da bu konuda çok sakin kalmamıştı ama konular çok başka, Serdar’ la ilişkimiz çok başkaydı.
Hatice Teyze’ yle birkaç yıldır kurduğumuz bir bağ vardı ve o bağı bu şekilde görmezsen gelmesi cidden berbat bir durumdu.
Nitekim beklemiyordum da. Sokak ortasında bana bu şekilde cümleler kurması aklımın ucundan geçmezdi.

Gözlerime baka baka “Meğer sen akşam evlenip sabah boşanıyormuşsun zaten!” Demesiyle dudaklarım aralanırken dakikalardır benimle aynı şekilde susan Yeliz “Hop hop hoop.” Diyerek aramıza girdi.

Hışımla beni arkasına alırken Hatice Teyze’ ye diklenerek “Ne biçim konuşuyorsun sen ya!” Diye devam ettiğinde kalbim deli gibi atıyordu.

Cidden. Her şeyin bu kadar boka sarması gerekiyor muydu?

Hatice Teyze yüzünü ekşiterek Yeliz’e baktı ve bağıra çığıra “Çık kız önümden, sende aynı boksun kesin.” Dedikten sonra Yeliz’ in arkasında olan bana bakmaya çalıştı.

Sağ eğdiği başı ve büyüyen gözleriyle “Seni ben annene söyleyeyim de döve döve alsın seni buradan! Rezil seni.” Dedikten sonra “Püü senin yüzünee.” deyip baya baya yüzüme tükürdü.
Yüzüme tükürdü?
Yüzüme gelen birkaç damla ıslaklık beni hayatım boyunca yaşamadığım bir duygu karışımı içine sokarken ayaklarım bunun aksine yere sabitliydi. Kımıldayamıyordum bile.

Yeliz anında elleriyle Hatice Teyze’ nin omuzlarında tutup onu hafifçe geriye ittirse de bunun artık bir önemi yok gibiydi. Başını dikleştirip ona bakan Hatice Teyze’ nin üzerine yürümeye başladı.

İçinde bulunduğum öfke belki asla şekillenmeyecekti. Ama bana bu hayatta asla dediğim bir şeyi de yanında getirmişti.
Asla.
Ne olursa olsun bir daha asla bakılmayacaktı bu yüze.

Yeliz benim yerime saklamadığı öfkesiyle “Bana bak!” Dedi. “Kaç yaşında kadın demem. Onca yaşanmışlık var demem alırım seni elime!”

Sağ elini hayırdır dercesine kaldırıp mecburi bir halle geri geri giden kadının üzerine yürüdü ve bağıra çığıra “Utan bee!.” Diye devam etti.
“Sen kime ne diyorsun? Nankör seni! Bu kızın sende yıllardır emeği var. Her başın sıkıştığında Hazan koştu.”

Yeliz öyle güzel konuşuyordu ki araya girme ihtiyacı bile duymadan sadece olduğum yerde durarak ikiliyi izliyordum. Yeliz olmasa bunu yapacak olan bendim ve yaparken de kesinlikle Serdar’ ın varlığını asla umursamayacaktım.
Çünkü Hatice Teyze’ nin bu yaptığı büyük terbiyesizlikti. Ki bu yüzüne bakacak olursak Urfa’ da ki akrabalarıyla görüşmüyorlarsa neden görüşmedikleri de belli olmuştu. Bununla birlikte Serdar’ ın ailesine olan uzaklığının sebebi de bu tarz bir şey olmalıydı. Tabii hislerimde doğruysam.
Ama şu anda da görünen o ki iki yüzlülük kanına işlemişti kadının.
Ve hayat bunu bana da tez vakitte gösteriyordu.

Yeliz’ in yüzüne bakarak yüzünü buruşturdu. Tükürürcesine “Olmaz olsun öyle emek, milletin altına yatan orospunun benim evimde işi yok.” Deyip bana döndü. Kaldırdığı elle işaret parmağını bana doğru sallarken “Orospu seniii! Uzak dur oğlumdan da, benim oğlum almaz seni!” Dedi

Güldüm.
Ağzımdan çıkan kıkırdamaya mani olamayıp sağ elimle yüzümdeki tükürükten kalma varla yok arası ıslaklığı silip karşımda bana saydıran kadına bakıp güldüm.
Çünkü hiçbir şey sandığı gibi değildi. Her şey sandığından çok başkaydı ve bu konu hakkında zerre bir şey bilmiyor olması da çok zavallıcaydı.

O an Oktay koşar adımlarla sokağa indi ve Hatice Teyze’ ye bağıra çığıra “Siktir git lan, sensin orospu.” diyen Yeliz’ in bileğinden tutup sarsarak “Yeliz gir lan içeri!” Diye bağırmaya başladı.

Bileğini tuttuğu kıza sinirle bakarken burnunda soluyor ve bunu yaparken de bağırarak “Sana ne oluyor? Ne biçim konuşuyorsun lan teyzemle?” Diyordu.

Yeliz bir hışımla kolundan kurtulduğu Oktay’ ın göğsünü vurdu. Hatice Teyze’ ye doğru ittirerek bağıra bağıra “Sana kemik mi attık lan! Asıl sen gir içeriye!” Dedi.

Bunlar sevgiliydi?

İşlerin boka saracağını anladığımdan hızlı adımlarla Yeliz’ in kolunu tutarak “Yeliz gel tamam bırak şunları.” dedim.
Cidden tam bir kan bağıydı yani. Hatice’ nin Oktay’ in teyzesi olduğuna şaşmamak gerekirdi. Çünkü aynı yüzsüzlük, çirkeflik ve boşluk Oktay’ da da vardı.

Oktay bu defa teyzesinin önüne geçti ve elini kaldırıp sinirle bana bakarak “Siktir git lan sende! Ortalığı karıştırıyorsun anca!” Dedi.

Her ne kadar yüzüme bakarken keyifle Oktay seni sekiz köye siktiririm. Dokuzuncuda da başkana yollarım ruhun duymaz koçum demek istesem de tüm bunları yutmak zorunda kaldım.

Yanımda kolunu bırakmam için hareketlenen Yeliz’ i tutmaya çalışırken Mehmet Amca ve Bilgen Yenge aşağıya inmişti.
Bu sefer diğer elimle belinde tuttuğum Yeliz Oktay’ a bakarak “Sen siktir git lan!” Dediğinde ne kadar sinirlendiğini anlayabiliyordum. Ki Yeliz kolay kolay bu şekilde delirmez, asla küfür etmezdi.

“Sen siktir git! Ananın amına kadar yolun var Oktay.” Diye devam ettiğinde bu defa Oktay sinirle teyzesini bırakıp bize doğru geliyordu ki Mehmet Amca araya girip ellerini beline koydu ve Oktay’ in önüne geçti.

Mehmet Amca en az Oktay kadar boylu ve kalıplıydı. Aslında ikisi de bir Serdar etmezdi ama bu görüntü yine de bir nebze de olsa ürkmeme sebep olmuştu. Sonuçta Mehmet Amca’ nın benim yüzümden biriyle tartışıyor olması bile bence başlı başına bir sorundu.

Sert çıkan sesiyle önünde duran Oktay’ a bakıp “Lan bana bak!” Dediğinde Yeliz hemen yanımdaydı. “Sikerim senin beynini!”

Mehmet Amca’ nın gür sesiyle balkonda bizi izleyen Servet Amca’ da “Oktay gir içeri! Hatice sende!” Diye bağırdı.
Neticede bunca yıllık komşuydular ve böylesine gereksiz bir olayla birbirlerine girmesi cidden çok saçma olacaktı.

Sabahtan beri sessiz kalan Servet Amca’ nın konuşmasıyla Hatice Teyze bir adım geri giderken bakışlarım balkona gitti.
Servet Amca asla bana bakmıyor ve yalnızca ona bakan Oktay’ ı izliyordu. Ama bu olay onu benim gözümde asla daha masum bir insan yapmıyordu.
Bu tavrı bana olan sevgisinden değildi. Olay çıkmaması içindi. Aksi olsa bu tepkiyi Mehmet Amca yerine Hatice Teyze geldiğinde verirdi.

Hatice Teyze sinirle arkasını dönüp eve yürürken Servet Amca’ dan aldığım bakışları onun arkasından eve yürüyen Oktay’ a çevirdim.
İkilinin bu hali…
Bilmiyorum çok iticiydi bence.
Zira eve girerken bile susmamış, Mehmet Amca’ nın varlığından bile utanmamış liseli ergenler gibi bağıra bağıra “Bir orospu tüm mahalleyi birbirine kattı!” Demişti.

💎

“Nedir bu çiçek mevzusu kızlar?”
Titreyen ellerimle oturduğum yerden başımı kaldırdım. Hemen önümüzde dikilmiş bize soru soran Mehmet Amca’ ya baktığımdaysa salonda çıt çıkmıyordu.

Moralim bozuk falan değildi. Korkmuyordum da. Beni şaşırtan tek şey az evvel yaşanan olaydı. Bu yüzden iki elimle yüzümü sıvazlayarak “Ya Mehmet Amca yemin ederim bi ilgim yok.” Dedim.

Dikkatle beni izleyen adam her sözüme inanırdı. Çünkü bazılarının aksine beni çıkarı için sevmiyordu. “Uzun zamandır her gün eve çiçek geliyor, altında açık saçık notlar var.” Oturduğum koltukta geriye yaslanarak dudaklarımı ıslattım.

“Her güne başka bir erkek ismi yazılıyor birde. Evde uyuyorum sabah dün gece çok güzeldi diye not geliyor.” dedim. Şimdi bu konuyu ve o notları bu adama daha ne kadar açık anlatabilirdim ki?

Bilgen Yenge yanımda oturup sinirden titreyen Yeliz’ e elindeki su dolu bardağı uzatırken Mehmet Amca’ ya baktı. “Ben biliyorum o olayı Mehmet. Kızların suçu yok, Yeliz bana anlatmıştı.”

Yeliz eline aldığı bardakla dizini titretip sinirle kendi kendine “Hayır salak karının ne zaman başı sıkışsa Hazan koş yetiş kızım diyordu. Daha kaç gün önce seni oğluma alalım dedi açık açık. Şimdi gelmiş ne diyor.” Diyordu.

Ben bu duruma gözlerimi devirirken Bilgen Yenge elindeki telefonla birini arayıp telefonu hoparlöre vererek ortamıza oturdu.
Yeliz suyunu içip benim meraklı bakışımın aksine sakince Bilgen Yenge’ ye dönerek “Ne yapıyorsun anne?” Dedi.

“Melek’ i arıyorum.” Derken aramanın cevaplanmasını bekliyordu. “O Hatice karısı yalan yanlış anlatır şimdi kadına, bir bizden dinlesin de sonra onun ağzının payını versin.”

Bilgen Yenge’ nin bu haline ikimiz de gülümserken Mehmet Amca sigara içmeye balkona çıkmıştı.
Annemin sesi duyuldu.
“Haloo Bilgen’ ciğim..”

“Meleeek. Nasılsın canım ne yapıyorsun?”

Bilgen Yenge ve annem kısa bir süre havadan sudan konuşurken Yeliz yan tarafımdan bana bakıp gülerek öpücükler atıyor, salak salak şebeklikler yapıyordu.
Geriye yaslanarak Bilgen Yenge’ nin sırtından Yeliz’ e döndüm.

“Lan siz Oktay’ la.” Dedeme kalmadan Yeliz sinirle omuz silkip “Siktim öldü.” Dedi.

Tedirgince kulağına eğilerek. “Annenler bilmiyor Oktay’ ı. Ya yayarsa bu it.” Diye fısıldadığımda Yeliz kalbini tutarak sus işareti yaptı. “Onu da o zaman düşünürüz aşkım ya.”

Sinirle nefesimi verip endişeyle bana bakan kıza başımı sallayarak “O zaman onu da onu ben sikerim.” Dediğimde ciddiydim.
Yeliz’ in gözlerini kısıp imayla gülerek “Süleyman Başkan.” Demesiyle Bilgen Yenge konuya girmişti.

İkimizde doğrularak ortamızda oturan ve “Hazan’ a günlerdir çiçek geliyor Melek.” Diyen kadına odaklandık.
“Kız sadece Osman’ a gidiyor gece eve geliyor sabah evine çiçek geliyor. Uyuyor tüm gün evde oturuyor sabah eve çiçek geliyor. Üzerinde amlı mamlı pis pis yazılar var.”

Bilgen Yenge’ nin son cümlesine gülerken annemin olduğu yerde sabit durup sinirle tek elini beline koyduğuna o kadar emindim ki.
Canım anam.
Sinirle ve şiveyla “Kim o amınagoyduğum!” Dediğinde Yeliz kıkırdayarak elini ağzına bastırdı.

Telefona bakıp sanki annem oradaymış gibi  “Bilmiyoruz işte Melek. Neyse bu çiçeklerden biri Hatice’ ye gitmiş dün. Hazan’ da dün Süleyman’ daydı bu sabah geldi. Bizde kahvaltı ettik Hazan’ la.” Derken elini sahiplenircesine sırtıma koyup beni kendine çekti.

“Kızlar eve geçiyordu Hatice indi. Sokak ortasında Hazan’ a ağzına geleni saydı. Orospu dedi herkes camlara döküldü Melek.”

Yeliz hemen sinirle oturduğu yerden telefona eğilerek hararetli hararetli “Seni ben annene söyleyeyim de döve döve alsın seni buradan rezil seni dedi. Hazan’ ın yüzüne tükürdü Melek Teyze.” Dedi

Annemm feryat figan küfürler eşliğinde köy evinde bağrınmaya başlayınca yüzümü keyifle buruşturdum.
Ne zaman sinirlense kendini şiveye vururdu, ah benim canım anam…

“La oyyy! Oy ben onun aminin ortasina gomaz miyım! La ne diysınız siz! Oy nenem sikeceğum onun aminin ortasiniiii! Nassi eder! Ne eder benim yavrima! Ben oni nasi beyuttuum!”

Annemin sinirli çıkan sesiyle dayanamayıp sakince “Anne” deyip araya girdiğimde sakince “He yavrim. Annen gurban olsun sana.” Dedi.

“Kanki sakin ol bak.” Derken telefona eğilmiştim. “Biz sana seni ararsa bil de bana kızma diye anlatıyoruz, birşey yapmana gerek yok.”

“Oy Hazan’ ım. E yavrim siz bana demeseydunuz da  ben inanmazdum oğa. Ben bilmiyrım mi seni? Elimde beyuttum e yavrim. Gurban olayim saa..”

Bana olan güveniyle gururum okşanırken bu durumdan asla şaşırmamış, sevgisiyle gülümsemiştim. Kıkırdayarak “Sağ ol bestim. Seviyorum seni.”  Dediğimde aramızdaki tüm samimiyeti alayla konuşturuyordum.

Aslında annemle aramız her zaman çok iyiydi ama beli bir süre baş başa kalınca zıtlaşıyor ve deyim yerimdeyse birbirimizi yiyorduk. Bu yüzden ayrı ayrı takılmak onun aksime benim her zaman işime geliyordu.

Annemle olayın detaylarını konuşup onu Süleyman Amca’ ya bir şey dememesi için ikna ettikten sonra kapanan muhabbetle rahat bir nefes almıştım. Çünkü zaten bundan sonra her ne olursa olsun Hatice Teyze’ yle asla konuşmayacaktım. Bu yüzden birde bununla uğraşmak istemiyordum.

                               
💎

Saçımın ıslaklığını elimdeki havluyla alırken perdenin arkasında durup hâlâ gelmeyen Serdar’ ın yokluğunu izliyordum.  Saat dörde geliyordu ve saatlerdir oturup Serdar hakkında konuşmaktan artık sıkılmaya başlamıştık.

Yeliz’ in uzandığı yerden televizyon kanallarını değiştirip “Acaba Serdar Abi annesinin dediklerimi duyunca ne olacak?” Diye mırıldanmasıyla elimi perdeden çektim.

Hiç bilmiyordum.
Belki ona söylemezlerdi ama sanmıyorum.

Omuz silkip gözlerimi sokaktan almadan “Ne önemi var ki?” Dediğimde sokakta top oynayan çocukları izliyordum. “Annesi için kimse kimseyi korumaz zaten.”

Bu defa ofladım ve Yeliz’ e doğru dönüp üçlü koltuğa doğru ilerledim.
“Ya Serdar’ ın tepkisine ihtiyacımız yok Yeliz. Kızacaksa da bana kızar.” Ne olursa olsun annesiydi ve Serdar sert bir adamdı. Bu konu hakkında elbette annesini savunacaktı. Aksini düşünmüyordum bile.

Gözlerimi kısa bir an sessizce kapattım.
“Şok oldum zaten bu kadarını beklemiyordum.” Derken Hatice Teyze’ yi kastederek elimdeki nemli havluyu oturduğum koltuğun kenarına asıp devam ettim.
“Çok yanlış tanımışım.”

Bağdaş kurarak sinirle “Bende yanlış tanımışım amcık hoşafını.” Diyen Yeliz’ de bu konudan en az benim kadar bu muzdaripti.
Sonuçta o da Oktay’ dan böyle bir tepki beklemiyordu ve yolunda giden ilişkileri birden sonlanmıştı. Aslına bakacak olursak üzüldüm de diyemezdim sonuçta Yeliz daha iyilerini hak ediyordu.

Yeliz’ e gülümserken saçlarımı geriye attırıp siyah parlak taytımdaki saçı aldım ve kenara koyarken başımı sallayarak “Cidden hee.” Diyerek onu onayladım. “Hemen de sattı seni sik kafalı.”

“Göstereceğim ben ona.” Deyip kararlılıkla başını sallarken neyi göstereceğini o da bilmediği için gülerek “Sena’ dan akıl al aşkım.” Dedim.

“Mantıklı.” Deyip kendi kendine konuşurken oflayarak iyice Yeliz’ e döndüm.

“Yeliz benim arabayı Alp’ den almam gerekiyor.”

“Yaaa.” Deyip oturduğu yerde dikleşti.
“Araban ondaydı değil mi?”

Başımı eğip ellerimle yüzümü kapattığımda bu konu hakkımda hiçbir fikrim yoktu. Arabamı almak istiyordum evet, fakat bunu yaparken Alp’ le herhangi bir iletişim kurmak istemiyordum. Ortak arkadaşlarımızı devreye sokarsam da olmazdı. Kimseye biten dostluğunuzla ilgili bir açıklama yapmak istemiyordum.

Zilin çalmasıyla başımı anında kaldırırken Yeliz’ de gelenin kim olduğuna bakmak için oturduğu yerden kalkmış ve cama yönelmişti.

Camdan dışarıya baktıktan sonra “Hemen geliyorum.” Deyip hızla kapıya yönelmesiyle “Kimmiş lan?” Desem de beni cevaplamadan çoktan aşağıya inmeye başlamıştı.

Gidişini umursamamış ve Bilgen Yenge’ nin geldiğini düşünerek durgun bakışlarım eşliğinde ıslak saçlarımla ilgilenmeye başlamışken Yeliz bir iki dakika içinde elindeki anahtarı havaya kaldırıp sallaya sallaya odaya girdi.

Kahkahayla gülerken bana yaklaşıp “Başka bir şey istesen olacakmış lan.” Dediğinde gözlerimi kısarak elindeki araba anahtarına baktım ve şaşkınlıkla
“Şaka?” Dedim.

Tepemde dikilip alt dudağını dişleyerek başını iki yana salladı ve keyifle “Çocuğun biriyle yollamış.” Dedi.

Bu hareketi kesinlikle Alp’ den beklemiyordum. Kendi özgür iradesiyle arabamı bana yollayacağını da hiç sanmıyordum. Alp görünenin aksine birisiyle tartışırsa hemen kin tutar ve gardını kuşanırdı. Böyle olunca da normal şartlarda arabayı beni süründürerek vermek isteyeceğine emindim.

Yeliz’ de benim gibi düşünüyor olmalıydı ki anahtarı koltuğa bırakarak “Serdar Abi’ nin işi olmasın bu?” Dedi.
Bilmem?    

Çatılan kaşlarımla “Yok be.” Derken emin de değildim. “Ne alaka şimdi o?”

Yeliz “Ne bileyim.” Derken keyifle gülüyor ve yerine oturuyordu. “Onun yanında başkanla bu konuyu konuşmuşsunuz ya, ondan dedim.”

Evet ama mahalleye gelmiş olsa görürdüm ki? O muhtemelen halâ başkanın yanındaydı ve işleri vardı.

Kararsızca dudağımı sarkıtarak çaprazımda oturan Yeliz’ e boş boş bakarken yanımda titreyen telefona döndüm ve başkandan gelen aramayı yanıtladım.

Keyifle “Efendim başkan.” Derken Yeliz sevinçle oturduğu yerden kalkmış ve hoparlöre al diyerek yanıma oturmuştu.
“Ne yapıyorsun Hazan?” Başkanın bu keyifli sesini hoparlöre verirken heyecanlanmış ve şu an kiminle ne yaptığını merak etmiştim.

“Evdeyim Yeliz var, oturuyoruz sen ne ne yapıyorsun başkan?”
Heyecandan deli gibi atan kalbimi boşta kalan elimle tutarken Yeliz hemen yanımda bana dönmüş gülüyordu.
“Havaalanına geldim bende. Serdar bıraktı gitti.” Dönüyordu yani.
Ben bu sabah eve gelmeseydim şuan muhtemelen Serdar’ la baş başaydık ve bu düşünce canımı sıkıyordu. Çünkü Serdar’ la baş başa kalmak istemiyordum.
“Anladım başkan.” Derken düşen sesimi anlamış ve bunun üzerine keyifle “Sabah seni sordu. Gittiğini söyleyince de çok sinirlendi.” Demişti.
Kaşlarım havalanırken sevinçle kolumu sarsan Yeliz’ i başta kalan elimle durdurup hayretle “Yaa.” Dedim.

Benim aksime Yeliz sevinçten dört köşe olmuş  yerinde duramıyordu.

Başkan bu defa daha keyifli bir şekilde “Tüm gün sinirli sinirli dolandı. Az evvel ayrılırken de dedi diyeceğini.” Dediğinde heyecanla yerimde kımıldanarak kendimi belli etmeden “Ne dedi ki?” Dedim.
Yutkundum. Derin bir nefesle “Komutanım şimdiden söylüyorum Hazan benim, dedi.” Deyişini dinledim.

Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken Yeliz iç çekerek elinin tersiyle kahkahası bastırmaya çalıştı. Serdar, komutanına Hazan benim mi demişti?
Bana sormadan ve onu redeceğim ihtimalini görmezden gelerek?

Ne diyeceğimi bilemediğim için utanarak “Eee..” dediğimde güldü ve “Kapatıyorum şimdi. Haber vereyim dedim.” Diyerek beni tüm bu utanç veren andan kurtardı.
“Ha tamam başkan.” Dedim.
Yüzümdeki o aptal tebessümü bastırmak için dudaklarımı kemirmeye başlarken de “Görüşürüz bakalım.” Diyen adama ufak ve donuk bir veda edebildim.
Tabii tüm bunların sebebi Serdar’ dı. Çünkü ben bu sabah o evden çıkarken de, az evvel burada otururken de bu ihtimali asla düşünmemiştim.
Kendimi her koşulda ezdirmek istemediğimden, kimseye muhtaç kalmak istemediğimden olsa gerek, gururumu bir türlü kenara bırakamıyordum. Hal böyle olunca da görüşümdeki kararlılığımı halâ sürdürüyordum.
Ayrıca zaten tek sorunumuz dün de değildi. Bugün sokağın ortasında annesiyle birbirimize girmiştik ve o kadına olan sinirim asla geçmeyecekti. Her ne kadar annesiyle arası pek iyi olmasa da bence bu konuda beni dinlemeden evde annesinin dolduruşuna gelerek  onu savunacaktı.
Dolayısıyla da Serdar’ ın bana bu konu hakkında tek bir ters kelimesi onu da silmeme sebep olurdu. Cidden, bu defa konu ne olursa olsun cidden Serdar’ ı asla affetmezdim.

Tam olarak bunları düşündüğüm için heyecanla “Ay Hazaaan.” Diyen Yeliz’ e gözlerimi devirmiştim ki kapının zili ikinci defa çalmaya başladı.

Bu defa oturduğu yerden kalkan ve cama ilerleyen taraf bendim. Yeliz tüm heyecanıyla “Serdar geldiyse ben gideyim.” Dediğinde görüş alanımdaki kargoyla gözlerimi yeniden devirip sinirle “Yok.” Dedim. “Yine çiçek gelmiş.”

“Sizinle de bayağı bir içli dışlı olduk Hazan.”

Elindeki çiçeği bana uzatırken konuşan adama bakmadan sözlerini duymamazlıktan geldim ve oflayarak kartlı çiçeği aldım.

Adamın “Şuraya bir imza lütfen.” Deyip parmağıyla gösterdiği yeri rahat imzalayabilmek için çiçeği yavaşça yere bıraktım. Yerimde doğrularak kalemi elinden aldığımda belgeye çok da önemli olmadığından öylesine karalama yaptım.

Gitmeye hiç niyeti olmadan karşımda dikilmeye devam ederek “Bu arada Burak bende.” Dediğinde ona bakmış ve zaten bugünden beri dur durak bilmiyorum, birde sen eksiktin dercesine tek kaşımı havalandırmıştım.

Gülümsedi.
Gözleri gözlerimdeyken ayaklarımı yanında duran çiçeği göz ucumla tarif edip sakin bir sesle “Şu çiçeği görüyor musun?” dedim.

Başını eğip baktığı çiçeğin yerde olması hoşuna giderken sağ elimle başındaki kargo şapkasını çıkarttım. Kur yapar gibi elimi yanıma indirdiğimdeyse gülümseyerek beni izliyordu.

Sağ elimdeki şapka baldırıma değerken ayağımı kaldırıp hemen yanımdaki buketin üzerine bastım.
Tüm bunları yaparken ilgili bir şekilde beni ve bedenimi izleyen adam oldukça keyifli görünüyordu.

Sinirle gerilen dudaklarımla gülümsedim. Bana doğru bir adım atan adama ayak parmaklarımın üzerimde dikleşip iyice yanaştım ve yükselen sesimle gözlerine bakarak “Seni böyle çiğnerim lan!” Dedim.

Gözlerini gözlerimden çekip yerde duran çiçeğe yeniden baktığında elimdeki şapkayı göğsüne vurdum. Ve “Siktir git şimdi.” Diyerek şapkasını güzel bir şekilde geri verdim.
Sağ eliyle şapkasını tutup arkasını dönerek arabaya yönelirken bu defa yerdeki nota yöneldim.

“Sana orospu mu diyorlar sevgilim?
Ama sen sadece benim orospumsun.”
 
                                              Murat…

Gözlerimi devirerek çaresizce ofladığımda sanırım artık bunu başkana söylemem gerekiyordu. Çünkü artık sinirden ağlama evresine geçmek üzereydim. Elimden bir şey gelmedikçe ve yollayanın kim olduğunu bilemedikçe durum daha vahim bir yere gidiyordu.
Elimde kaçıncı olduğunu bilmediğim bir not, üzerime gelen güneş ışığı, sıcak havada neredeyse kuruyan saçlarım ve şortumla ilk defa ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyordum.

Çiçekleri kapının kenarında bırakıp elimdeki notla eve girerken sokağın başında duyduğum çığlıkla olduğu yerde durdum.

“Senin Allah cezanı versin!” Sözleriyle de kaşlarım çatıldı.
Aynı ses “Öldürürüm lan ben seni!” Diye devam ederken sesin tanıdık olmasıyla o tarafa döndüm ve aynı kişinin bu sırada “Amacın ne kızım senin!”  Deyişini de duydum.

O tanıdık erkek seni beni Melis’ lerin evine iterken  elimdeki notu şortumun arka cebine sıkıştırarak yukarıya doğru adımlamaya başladım. Bu süreçte çatılan kaşlarım aksine gergindim çünkü çığlık atarak ağlayan ses Melis’ e aitti.
Melis bir çığlık daha attığında evlerinde duyulan kargaşayla arka cebimden telefonu çıkartarak Yeliz’ i aramaya başladım.

Telefon hemen açılırken aynı anda Serdar’ ın arabası sokağın başında belirdi.

Yeliz’ in “Efendim Hazan?” Deyişiyle Melis’ in abisi Samet Abi’ nin “Pezevenk mi oldun başımıza lan!” Cümlesi birbirine girmişti.

Neler olduğunu anlayamıyor, anlayamadığım için de bir şey yapamıyorken bana doğu gelen arabaya bakmadan az ilerideki eve kilitlenerek kenara çekildim.
Bir ses daha duyduğumda Yeliz’ e “Sokağa in kavga var.” Deyip yanımdan geçen arabaya bakmadan yavaşça Melis’ lerin evine doğru ilerlemeye başladım.

Serdar’ da gelecek zamanı bulmuştu.
Onunla şuan karşılaşmayı hiç istemiyordum ama görmüştü bir kere. Her ne kadar Melis’ lere doğru adımlasam da ondan kaçamayacağımı biliyordum.

Telefonu kapattığımda Melis’ in bağırtısı tahminen evin merdivenlerinde oldukları için yankı buluyor, dolayısıyla da sokağa taşıyordu.

“Abi bırak abi. Abi vurma abi!” Deyişi benim bile içimi acıtıyordu ki Samet Abi “Ulan o kızın adı çıktı sokakta!” Dedi.

O an olduğum yerde kaldım ve “Ne pislik bir şeysin kızım sen.” Diye devam edişini kuruyan boğazımla dinledim.
Melis, Samet Abi, Serdar ve Yeliz aynı anda sokağa adım attıklarında ben olduğum yerde çatık kaşlarımla kalmıştım.

Serdar sinirle arabanın kapısını kapatıp bana doğru ilerlerken Yeliz Serdar’ ın varlığıyla biraz daha çekimser kalsa da yine de yanıma gelmeyi seçmişti.

Melis ağlayarak sokağın başına doğru kaçmak isterken abisi yalnıca iki adımla kolundan kavradı.
Kızı çekiştirerek bana doğru yöneldiğindeyse inanmak istemediğim o gerçekle bir adım geri gittim.
Her şeyin sorumlusu, bazı şeylerin ise netliği Melis olmazdı.
Değil mi?

Gerilediğimde çarptığım o koca bedenin sahibini tanıyordum ve bu defa tüm karşılaşmalarımızın aksine sakince “Ne oluyor burada?” Dedi.

Bilmiyorum.

Ben susarken Melis’ ın saçına yapışan Samet Abi’ yle eskiye gittim bir an.
Bu hayatta herkes yaşattığını yaşar mıydı cidden?
Hıçkırıklar eşliğinde “Abi bırak abi! Abi nolur acıyor abi!” Diyen Melis’ i izlerken solumdaki Yeliz solumdaki Serdar’ a “Ben bilmiyorum.” Dedi.

Ben biliyorum.
Yani artık..

Abisi önde Melis arkada bağıra çığıra bana doğru yürürlerken Hatice Teyze’ ler de dahil olmak üzere yine herkes camlara dökülmüştü. Melis kolunu bıraksın diye ağlayıp debelenirken abisi omzunun üzerinden ona bakıp “Kes lan sesini.” Demiş ve bana doğru yürümeye devam etmişti.

Kollarımı kucağımda birleştirerek ağlayan Melis’ in haline üzülürken tepeden dikkatle fakat yumuşak bir halle bana bakan Serdar ne hissettiğimi anlamış olmalıydı.

Samet Abi bana metreler kala debelenen Melis’ i yere atarcasına bıraktığında Serdar ona doğru ufak bir adım atıp “Hayırdır lan.” Diyerek önüme geçti.

Serdar’ ın varlığıyla kendimi güvende hissetsem de bunun düşündüğü gibi bir mesele olmadığını bildiğim için elimi yavaşça sırtına koyup sakince “Serdar.” Dedim.

Bunu bekliyormuşçasına bana döndü. Ona bakmadan dudaklarımı kemirerek “Sorun yok.” Dedim. Gözlerim az arkada nefes nefese duran Samet Abi’ ye giderken devam ettim. “Bir şey diyecek sanırım.”

Tek kelime etmedi.
Buradaki varlığına güvenip zaten bir şey olmaz diyerek yeniden arkasını döndüğünde Samet Abi iki metre kadar karşımızda, Melis ise birkaç adım arkasında oturduğu yerde dağınık saçlarıyla ağlıyordu.
Suskunluğu fırsat bilerek önümde dikilen Serdar’ ın soluna geçerek “Abicim.”  Diye söze giren adama baktım.
Serdar hamlemle bana döndüğünde bu defa nasıl baktı bilmiyorum. Fakat sahiplenici bir şekile sol koluyla omzumu sarıp usulca okşadığında her şey yolunda gidiyordu.

Yeniden Samet Abi’ ye baktı. Samet Abi’ de ufak bir baş işaretiyle Serdar’ a bakarak “Serdar Abi müsaadenle.” Dedi.

Önceden tanışıyor olduklarına asla şaşırmıyordum.

Bakamadığım adamın yüzü ne haldeydi bilmiyorum. Fakat onay vermişe benziyordu ki Samet Abi bana bakıp derin bir nefes alarak “Bayadır senin eve çiçek geliyor sanırım.” Dedi. Sonra da başını sağa çevirip eliyle yerde duran buketi gösterdi.

“Az önce de geldi.”

Bunun üzerine hemen yanımda duran Yeliz sessizce “Hii. Orospuuu.” Diye mırıldandığında onun da bir sonuca vardığını anladım.

Serdar’ ın omzumu saran eli sıkılaşırken nefesinin hızlandığını anlayabiliyordum. Adam başını sallayıp bana bakarken saygı amaçlı sağ elini kalbine koydu.

Önce Serdar’ a baktı. “Abi özür dilerim.” Dedi. Sonra bana döndü.
“Hazan kusura bakma sen benim kardeşim sayılırsın ama bugün ki notta.” Gözlerini sinirle kapatıp açarak “Sana orospu mu diyorlar sevgilim ama sen sadece benim orospumsun.’ mu yazıyordu?” Dediğinde Serdar “Lan!” Deyip hışımla öne doğru atıldı.

Her şeyin berbat olacağını anladığım an anında önüne geçip “Serdar.” Diyerek ellerimi bu defa göğsüne koydum.
Bu onu durdurmaya yetmişti.

Başını eğerek sorgular bir halde gözlerime bakarken bu defa “Saçmalama.” Dedim. Kaşlarımı çatıp ellerimi inip kalkan göğsünden alarak devam ettim. “Adam not için soruyor kafayı mı yedin sen.”

Onunla sanki çok uzun zaman sonra göz göze geliyorduk. Bakışıyla ellerim üşüyor, boğazım bu döngüde kuruyorken bu defa ben Serdar’ ın önünde durarak Samet Abi’ ye döndüm.

Tuttuğum tüm nefesi sağ elimle arka cebimden çıkarttığım notla verirken nota bakarak “Evet.” Dedim.
Doğru.
Bugün bana Hatice Teyze orospu demişti ve bunu da Melis duymuştu.

“Heh!” Diye kükrerken sağa kaydı. Sol eliyle yerde oturup hıçkırarak ağlayan kardeşini gösterirken bana bakarak herkes duysun diye bağıra bağıra “Sana o çiçekleri yollayan asıl orospu buymuş!” Dedi.

Tüm sesler bu açıklamayla kesilirken o koca dünyamda birer birer teşekkürler yeşerdi.

Samet Abi Melis’ e yönelip yeniden kolunu kavrarken bir yandan da “Ulan ben senden utanıyorum artık.” Diyordu.
Ne olursa olsun onu bu şekilde herkesin içinde dövercesine ayağa kaldırmaya çalışması benim de içimi ezmişti.
Neticede bunu kimse hak etmezdi bence.

Bu yüzden düşen yüzümle “Cık” diye itirazlı ses çıkartıp öne doğru bir adım attım ve karşımdaki manzaraya “Samet Abi.” Diye seslendim.

Adam eğildiği yerden bana dönüp yüzüme bakarken mahcupça “Yapma. Bırak elleme kızı.” Dedim.

Şaşkınca yüzüme bakarken herkes susmuş, Serdar bile sakimce durarak ne yapacağımı merak ediyordu.
Dik duruşumu bozmadan ciddi bir sesle “O farkında olmadan bana iyilik yaptı.” Dedim.

Balkonda duran Hatice Teyze ve Servet Amca’ yı kast ettiğimi birçok kişi anlarken merakla olduğu yerde dikleşip bana bakan Samet’ Abi ye omuz silktim.

“Bu yüzden benden giden olmadı. Hattâ onun sayesinde dostumu düşmanımı öğrendim.”

Tüm sokağı çözmüştüm artık. Bu da kazıklar bileşkesinde payıma düşen en güzel ders olmuştu.

Bir adım gerileyerek bu sefer güldüm ve Melis’ e bakarak sakin bir minnetle “Unutmam bu iyiliğini.” Dedim.

Elimdeki notu avucumda buruşturup yere atarken aslında hayatımın en garip olayını yaşıyordum. Benim ona düşman olmam gerekiyorken baktığım açı bunun aksi yönündeydi.
Tamam, belki Melis bana kötülük yapmak istemişti. Belki cidden canım yansın istemişti ama hikâyenin ulaştığı yer de çok güzeldi. Neticede cidden kimseyi kaybetmemiş, birde üzerine Yeliz Oktay’ ın ben ise Hatice Teyze’ nin gerçek yüzünü görmüştüm.
Bunun dışı da başta anneme, daha sonra Bilgen Yenge ve Mehmet Amca’ ya duyduğum sevgi ve saygının boşa çıkmadığını görmek beni mutlu etmişti.
Olaya Hatice Teyze gibi bakan komşularsa katiyen umurumda değildi.

Arkamı dönüp açık olan demir kapıya doğru sessizce ilerlerken Serdar’ a bakmadım.
Zaten ona bakmak gibi bir derdim de yoktu. Zorunda olmasam bedenine dokunup onunla konuşmaz, kolunu omzuma koymasına bile müsaade etmezdim, ama o an siyah devi sakinleştirmek için tüm bunları yapmam gerekiyordu.

İçeriye adımladığım sırada hemen arkamdan beni takip ederek “Hazan gel şuraya.” Diyen Serdar’ la dudaklarımı kemirmeye başladım. Sonuna kadar açılan demir kapıdan geçip içeriye girmesi için kenara çekildiğimdeyse tek derdim camlara dökülen insanlardı.

Sessizce arkasındaki demir kapıyı kapatıp tepeden beni izlerken gözlerimi devirerek ona bakmadan “Ne var Serdar?” Dedim.
Kalbim deli gibi atıyordu. Bakışlarım siyah tişörtündeydi fakat yine de gardımı kuşanmadan edemiyordum.

“Sabah neden gittin?”
Doğru.
Konuşacak o kadar çok konumuz vardı ki açığa çıkan Melis olayının aksine bunu sorması gayet normaldi.

Düz çıkan sesiyle karşılık içten içe neden acaba derken dişlerimi sıktım. Ellerimi belime koyup başımı kaldırdım ve benimkinin aksine sakin olan yüzüne bakarak “Canım öyle istedi.” Dedim.

Cevabımla önce ellerini tıpkı benim gibi beline koyup sinirle başını havaya kaldırdı, sonra da tekrar çatılan kaşlarıyla yüzüme bakarak “O bileklik neden bırakıldı?” Diye soludu.

Göz gözeydik.
Daracık alanda onun koca gövdesi dahilinde karşı karşıyaydık. Kalplerimiz bu sebeple deli gibi atıyorken kaşlarımı hayretle kaldırıp indirerek “Çünkü senindi.” dedim.

Tüm gün yüzüme bakmayan ve berbat hissetmemi sağlayan adam, bugün annesiyle sokak ortasında tartıştığım adam dişlerini sıkarak “Hazan!” Dedi.

Gözlerine bakmayı sürdürüp başımı ufak bir hamleyle hızla iki yana salladım. Bu ikilem beni deli ediyordu.
“Hazan mazan yok artık Serdar.”

Şaşkınlığı ve çatılan kaşları halini korurken bana doğru ufak bir adım atarak aramızdaki mesafeyi iyice azalttı.
“Ne demek yok?” Dediğinde bu dediklerimi asla umursamıyor, yalnızca aklımdan geçenleri sorguluyordu.

Her zaman kükreyen adamın sesi şaşıracağım kadar kibarken önümüze çıkan engeller her seferinde yollarıma taş diziyordu.

Yüzüne bakarken “Git Serdar.” Dedim sakince. “İstemiyorum..”
Öylece kalıp ifadesizce yüzüme baktığında aklından geçenleri bilmek için nelerimi vermezdim.

Başını aşağı yukarı sallayıp gözlerini gözlerimden ayırmadı. “Şimdi eve çıkıp o şortu çıkartıyorsun.” Dedi. Beni cidden dinlemiyor, anlamıyordu. Sözlerimden etkilenmemiş bir halde “Üzerindeki tişörtü de…” diye devam ettiğimde derin bir nefes aldım.

Kaşlarımı verdiği emirlerle çatarken ona halâ sinirliydim. Sert olduğunu düşündüğüm sesimle diklenerek “Emir verme bana!” Derken de bunu ona belli ediyordum. “Ne giyeceğimi sana sormayacağım ben!”

Dilinin ucunu ısırıp gözlerini kıstı, yüzüme bakmadan yukarı kaldırdığı başıyla yüzüme bakmadan teker teker, her kelimeyi bastıra bastıra “Ben. Sana. Bir kere. Benimsin. Dediysem.” Dedi. Sonra bana dönüp ciddi bir halde gözlerimin içine bakarak tek bir kelime dedi. “Benimsin.”

Onun olduğuma inandırmak istiyordu beni. Ki bakışları ve kalın sesi da kesinlikle bunu net bir halde doğuluyordu.

Güldüm.
Başımı yere eğip sallarken aslında tüm bu sözleri hoşuma gitmiyor değildi. Fakat yine de alayla “Hııı. Bugün de annen diyordu aynısını.”  Dememe engel değildi.

Ciddileşerek ciğerlerime çektiğim havayla ofalayıp çattığı kaşlarıyla bana bakan adama döndüm. “Olur ya, zaten ben kimim ki..” derken tek derdim silktiğim omuzlarla tutamadığım o kini kusmaktı.

“Gel derseniz gelirim.” Diyerek alt dudağımı öylesine sarkıtıp alayla devam ettim. “Siktir git derseniz giderim. Benimsin dersin senin olurum, sonra olmam. Belki bi ara yine senin olurum falan.”
Bu rahat halim Serdar’ ı asla tahmin edemeyeceği meraka iterken ona göre ne saçmaladığımı anlamaya çalışıyordu.

Önüme gelen saçlarımı sağ elimle ittirirken de bu halimi sürdürerek gözlerimi kısa bir an kıstım ve “Ya hattâ siz ailecek oturup düşünün bi, sonra bana kim olduğumu söyleyin ben o olurum Serdar.” Dedim.

Durdu.
Öyle boş boş durup yüzüme baktı ve bir çırpıda “Annem sana kötü bir şey mi dedi?” Diye soludu.

Belki.
Ama ona bunu asla anlatmazdım. Ne olursa olsun annesini şikayet ediyormuşum gibi duracaktı ve ben bunu asla istemiyordum.

“Cık.” Diye ses çıkattıp ifadesizce gözlerine bakmayı sürdürdüm. “Neysem onu dedi.”

Gözlerini öfkeyle yummak bir yana dursun, aldığı cevapla alnında bir damar belirginleşirken dişlerini sıka sıka gözlerime bakarak “Anlaşıldı.” Dedi.
“Sen az önce dışarıda da annemi ima ettin.”

Yüzbaşı olmana tam da burada şaşırmadım Serdar. Fakat zaten soru fazla basitti.

Ben susarken başını sallayıp mimiksiz yüzüyle yavaşça arkasını döndü ve yavaşça demir kapıyı açtı.
Dışarıya bir adım attığında arkasını dönmeden, dolayısıyla da bana bakmadan olduğu yerde durup “Evden bir yere ayrılma.” Dedi.

Buna karşılık “Başka emrin?” Diyerek onu asla onaylamadığımı belli ettim.

Başını göğe kaldırdı. Derin bir nefes aldıktan sonra yeniden yavaşça bana döndüğünde gözlerimiz yeniden, fakat bu defa sokağa açılan kapının önünde buluştu.
Oyalanmadı. Uzanıp sağ eliyle yanağımı kavrarken hızla eğildi ve dudaklarını yavaşça alnıma bastırdı.
Bu hamleyi beklemiyordum.
Ellerim iki yanımda sabitli kalırken bu hızlı öpücüğün ardından geri çekildi ve “Bana caz yapma yavrum.” Diyerek yüzüme bakmadan arkasını döndü ve sokağa doğru ilerledi.

Serdar’ ın gidişiyle az ilerideki beton çıkıntıda oturan Yeliz ayağa kalktı. Sevinçli halindeki gülüşünü bastıra bastıra bana doğru gelirken gitmeyip kapıda beklemiş olmasınbana oldukça komik gelmişti.
Aslında, açıkçası gülüşüme sebep olan tek şey Yeliz  değildi. İçimdeki garip sevincin temeli Serdar’ ın hamlesiydi ve bunu yalnızca Yeliz’ de belli edebiliyordum.
Ne dersem diyeyim beni öpmüş olması içimdeki tüm siniri ezmişti. Ona git diyemiyor değilim. Diyordum, fakat ne dersem diyeyim gitmiyor oluşunu da ne yalan söylemeliyim ki beni etkiliyordu.

Yeliz’ in ve Serdar’ ın aynı anda evlere girişiyle tuttuğum tüm nefesi vererek demir kapıyı yavaşça kapattım. Az ilerideki merdivenleri bir bir çıkan Yeliz’ in keyifle “Allah beee.” Deyişine kahkahalar atmak isterken de yalnızca “Lan sus.” Diyebilmiş ve koşar adımlarla onu takip etmiştim. 

İçimde çocuksu sevincin tek sebebi aslında Serdar’ dı. Kafamda kurup dursam da Serdar’ ı her görüşümde tüm tabularım yıkılıyordu. Her ne kadar ona bunu belli etmiyor olsam da en ufak bir hareketinde içimde bir şeylerin canlanmasına mani olamıyordum.
Bugün bize ne getirir, Serdar saatler sonra bana ne der bilemiyorum. Fakat kendimi her daim en kötüsüne odakladığım için aksi bir durumda canımın fazla yanacağını da düşünmüyordum. Çünkü girdiği o ev, her şeyin başlangıcı olacaktı.

Yeliz keyifle salonda dört dönerken salonun kapısını kapatarak dudaklarımı dişledim. Onu görmüştü. Beni öpüşünü herkes gibi o da görmüştü ve şimdi tüm duygularımı anlayabiliyordu.

“Abi adam öptü laann.” Derken aralanan dudaklarını kapatma zahmetinde bulunmuyor ve oturduğu koltukta yastığı heyecanla kucağına alıyordu.

Yerinde duramaz bir halde beni süzerken hararetle bağdaş kurdu ve “Ee anlatsana.” Dedi. “Ne konuştunuz içeride?”

Ne konuştuğumuz hakkında hiçbir fikrim yoktu inan. Aklımda yalnızca bana caz yapma deyişi ve öpüşü kaldığı için ellerimi keyifle birleştirerek gözlerimi mutlulukla kapattım.
Fakat bu huzurlu halim çok sürmedi. Karşı evden yükselen gürültüyle gözlerimi anında açarak “Sana soruyorum!” Diyen adama kulak kabarttım.

Bu, Serdar’ dı?

Yeliz anında arkasındaki cama dönerken o tarafa doğru ilerleyip perdenin arkasında durdum.

“Ne dedin Hazan’ a?”

Serdar’ ın sesi bana kadar gelirken bunu asla beklemiyordum. Benim için annesiyle konuşması çok başka, onunla bu şekilde konuşması çok daha başkaydı.
Bu yüzden nefesi kesilirken kaşlarımı korkuyla çattım. Aksi bir şey olmasını asla istemiyordum.

“Ne demek yanlış anladım! Sana mı kaldı lan! Sana ne oluyor?!”

Sağ elimle perdenin kenarına tutunurken Serdar’ ın sesindeki siniri anlayabiliyordum. Kendini zor tuttuğunu, fakat yine de bağırmadan de edemediğini anlayabiliyordum.
Bu defa “Sen sokağın namus bekçisi misin?” Dediğinde gözlerimi hüzünle kapattım.
O tarafa baksam da hiçbir şeyi göremiyor, yalnızca Serdar’ ın sesini duyabiliyordum. Açık kalan salon camı sesinin aksine onu görmeme yetmiyordu.

Birkaç saniye sonra tekrar aynı sinirle “Oktay kes sesini sikerim belanı.” Diyen Serdar’ la Yeliz iç çekerek “Ay aslan eniştem.” Dedi.

Her şey çok berbat bir hâl alıyordu.

Yutkunarak ellerimi çenemin altında birleştirdiğimde biri ilerleyerek açık olan balkon kapısını kapatıp sesi yarı yarıya indirdi.

“Lan ben yokken ne oldu diyorum anne! Bana cevap ver!” Dedikten sonra daha da sinirli bir şekilde “Sen karışma!” Dediğinde cümlesini her kime kurdu bilmiyorum. Fakat araya giren biri için kullandığı kesindi.

“Sen kimsin de hesap soruyorsun ya! Sen nesi oluyorsun o kızın!”

“Lan ne demek bilemedim!” Seslerin arasından güçlü bir kırılma sesi geldi. “Ne demek bilemedim aminakoyim ya!”

Her şeyin gitgide kötüye yol anladığını evde yükselen seslerden anlayınca dudaklarım telaşa aralandı. Sonra Servet Amca’ nın suskunluğuyla evdeki durumun ne kadar ürkütücü olduğunu tahmin ettim. Biraz daha bu şekilde giderse yüksel ihtimal her şey daha kötü olacaktı.

İstemedim.
Uzasın istemedim.
Kimsenin canı yansın, Serdar annesine bağırsın istemedim. Bu yüzden de arka cebimden telefonuma uzanarak rehberde adını bulduğum Serdar’ ı aradım.
Telefonu kulağıma götürdüğümdeyde kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Birkaç saniye sonra kapalı olan balkon kapısı açıldı. Serdar sinirle balkona çıkarak kapıyı tekrar kapattı ve aramayı yanıtlayıp telefonu kulağına götürdü.

“Efendim.” Diyen sesi nefes nefeseydi.

Herkese ne var lan, konuş, söyle diye cevap veren adam bana efendim deyince kısa bir an duraksasam da hemen sonra sakince “Bağırma annene.” Diyerek konuya girdim.

Soluğunu düzeltirken boşta kalan eliyle balkon demirini tutup başını iki yana esnetti. Sonra da sakin kalmak ister gibi “Tam olarak ne dedi sana?” Dedi.

Parmak uçlarımla tüp perdeye dokunarak kısılan sesimle “Önemi yok Serdar, umurumda değil. Benim yüzümden bağırma kimseye.” Dediğimde olduğu yerde dikleşip bulunduğum cama baktı.
Perde arkasından görünüyor muydum bilmiyorum, fakat bakışları sanki üzerimdeymişçesine tok sesiyle “Olmasın da zaten.” Dedi.
“Bunda sonra benim ailemle işin yok. Seni ilgilendiren tek kısım benim..”

Doğrusu, cümlenin başlarında kalbime saplanan sancıyla sonunda toparlarken bu cümlenin neresine sevineceğimi, daha doğrusu ailesini yok yere ezen bir adam için sevinmeli miyim bilemedim.

Ne olursa olsun o balkonda sakince bana bakan adama “Serdar saçmalama, o ne demek?” Diyerek kaşlarımı çattım.

“Ne anlıyorsan o Hazan.” Derken ifadesizce bana bakıyordu. “Ben kendi gözlerimde gördüm. Bu kadın siktiri boktan bir kısır günü için seni tüm gece yordu. Belin çatladı bir şeyler yaparken. Ki eminim o gece ilk de değildi. Tüm bunların üzerine şimdi gelip sana orospu demiş. Bu dengesizliği sen affetsen ben affetmem.” Cidden bunu, o akşamı ve o akşam ne kadar yorulduğumu oturup düşünmüş müydün Serdar? Peki ya öncesini? İlk değildi dedin ya.. Sahi, bana ait her şeyi düşünmüş müydün ki?
Tabi ki düşünmüştün…

Ziyanı yok, tüm bunları düşünmüş olması bile yeterdi bana. O gecenin bir önemi yok Serdar. Bu yüzden de “Abartılacak bir şey yok, ben alıştım.” Derken oldukça rahattım. “Sende ailenle barışıp hayatına devam et.” Zaten bu şekilde her şey birbirine girmişken biz nasıl ilerlerdik ki? Olmazdı.

Fakat benim aksimdi Serdar, ne düşünüyorsam tam tersini düşünüyor ve yapıyordu. Öyle ki, bana doğru bakarak kendinden ve ne istediğinden emin bir sesle “Hayatıma seninle devam edeceğim ben.” demesi de bunun en güzel kanıtıydı.

Güldüm, çünkü düşünmeden konuşuyordu. Beni ve hayatımı bilmiyor, ailesine bu konu hakkında emin olmadan bir nevi sırtını dönüyordu. “Kapatıyorum Serdar.” Deyip telefonu kendimden uzaklaştırırken Serdar’ ın araya girmesiyle duruldum.  “Bana kırgınsın değil mi?”

Belki.
Bi miktar.
Evet.
Çünkü beni yok sayarak hayatımı dün iki saatte başıma yıktın sayılır Serdar.

Sessizliğim uzarken “Konuşacağız.” Diye devam edişine durgun bir sesle karşılık verdim. “Konuşalım Serdar ne konuşacağız?” Merak da ediyordum askında. Neden sustu? Neden tüm gece yanıma gelmek yerine sigara içerek odamın lambası sönük halini izledi.
Bugün beni niye aramadı..

“Şimdi olmaz.” Gözlerimi devirerek “Konuşmaya gerek yok Serdar. Yoruldum ben uğraşmak istemiyorum” dedim. “Yorgun olduğunu fark ettim. Yükünü almayı planlıyorum yavrum.” 

Durgundu.

“Hadi yaa.” Deyip şaşkınca dikleşirken ona bakıyordum. Alayla “Ne zaman ettin a aa. Çekip giderken mi? Yoksa susarken mi?” Dediğimde kaşlarını çatmıştı.

“Ben seni o arkamdaki koltukta otururken de, çekip giderken de seviyordum Hazan.”

Yutkunup ciddileşen sesini dinlediğimde aklım yeniden o zamanlara gitti.
Hayatıma, hastalığıma, sigara sönüklerine… Bana acıma olasılığına..

Soluk verip yeniden soludum. “Tamam Serdar kapatıyorum.”  Tuttuğu balkon demirini bırakıp gözlerini benden almadı.
“Üzerini değiştir, birazdan alacağım seni.” Birazdan seni alacak ama yaraları görünce bırakacak Hazan.
Erken karar veriyorsun siyah dev..

Bilemiyordum. Bir yanıma ona gitmek isterken korkularımla yüzleşmek istemiyordum. Bu yüzden “Hayır gelmiyorum, uykum var benim.” Deyip debelendim.

Bir şey demeden gözlerini yorgunca kapattı. “Uyu o zaman birkaç saat sonra çıkarız.”

Gitmeyecektim!
“Birkaç saat yetmez. Gelmeyeceğim ben!”

Derin bir nefes alıp bitkince “Ne istiyorsun Hazan.” Diye mırıldandı ve gözlerini aralayıp bana bakarak “Koynumda mı uyutayım yavrum? Onu da yaparım.”  Dedi.

Cümlesi bittiğinde dedikleriyle utandığım için camdan ayrılıp salonun ortasına ilerlerken kapattığım gözlerimle “Saçmalama be.” Dedim.

Benim aksime bu durumu üstelemedi. Hattâ halâ sakin olan sesiyle “Kapını kırar içeriye girerim Hazan. Telefonunun sesi açık olsun, arayacağım.” Dedi.

İşin içinden bu şekilde çıkamayacağımı biliyordum. Bu yüzden üstelemedim ve üçlü koltuğa yönelirken “Kapatıyorum.” Diyerek telefonu yüzüne kapattım.

Koltuğa uzandım.
Dikkatle beni izleyen ve “Ne diyor?” Diyen Yeliz’ e omuz silkerek “Gelmiş konuşacağız diyor. Ulan yüzüme bakmadın sen benim. Akşam niye konuşmadın? Bir mesaj bile atmadın.” Dedim.

Serdar’ a kırgındım.
Kızgın da değildim fakat kırgınlığım da benimle alakalıydı. Kedime, bedenimdeki yaralara olan nefretim bitmiyor ve bitmediği için de etrafımda olan herkesi üzüyordum. Aslında benim kaçtığım şey Serdar değildi. Ben kendimden kaçıyordum.
Bu yüzden her şey bu kadar zordu ya. Yine de, ben her ne kadar zor desem de Serdar dinlemeyecekti o başta tabii.

Tekli koltuğa yaslanıp dudak sarkıtarak “Aşkım belki diyecekleri vardır. Hem sen demedin mi Alp bile tiksinirken Serdar parmağını boğazıma sokup beni kusturdu diye.” Demesiyle gözlerimi sessizce kapattım.
Orası öyleydi.
Serdar zaten çok başkaydı ama dediğim gibi, benim derdim yine bendim.

Yeliz’ in beni yatıştırmak istediği sözlerine hak verircesine ofladım. E haklıydı çünkü. Belki Serdar’ ın da bana söylemek istediği şeyler vardı.
Ya ben daha dün yeminler edip bir daha asla dememiş miydim bu adama? Şimdi nasıl oluyordu da tek bir dokunuşa eriyor, bir lafa ve bakışa affetmek istiyordum her şeyi..

“Öyle ama Yeliz.” Sözümü keserek hızla ve imayla devam etti. “Adam Osman’ ı da dövmüş. Yolda biri sana laf atsa Alp susuyordu.”

Südyenimin sağ tarafıma batan yerini düzeltirken bir yandan da sağımdaki yastığı Yeliz’ e atarak “Ulan sen niye her sike Alp’ i sokuyorsun.” Diye bağırdım.

Yastığı tutup kucağına alarak “E çünkü Alp’ de güya seni seviyordu.” Dedi. Sonra da keyifle devam etti. “Serdar cidden seviyor ama. Aradaki yetmiş yedi farkı gör diye aşkım.”

Gözlerimi devirip mantıkla konuşan arkadaşıma içten içe hak verdiğimde Serdar geldi aklıma. Sürekli susması ve susarken her an beni izleyişleri geldi. O gün başkan arabada bana bağırıyor sanıp göz ucuyla ona bakışı, ki devam etseydi mutlaka araya girecek gibi olması geldi. Beni Demir Abi dahil olmak üzere birçok kişiden kıskanışı ve o gün titreye titreye kusarken beni kısaca tutuşu geldi..
Düşünürsem zihnimi ele geçirecek daha birçok şey varken yalnızca iki saniyede bunları toparlamam bile bana yeterdi..

Sıkıntıyla gözlerimi kapatarak “Bilmiyorum Yeliz.” Dedim.

“Dinlemeden bilemezsin Hazan. Neyde korkuyorsun yaralarında mı? Göster o zaman. Açık açık ben buyum oğlum de. Ne kaybedersin ki? Göster de bakın artık yolunuza. Sende yeme kendini!”

Sinirli bir şekilde savaşa girer gibi bana gaz veren arkadaşımı dinledikten sonra gülümsedim.
Haklıydı.
Ve o haklıyken neyden bahsettiğini biliyorduk. Yaralarını göster derken de neyi kast ettiğini ikimiz de çok iyi biliyorduk..
Doğruydu. Göstersem dahi kaybedecek bir şeyim yoktu ki..

Konuyu değiştirmek istercesine başımın altındaki kolumu çıkartıp iki elimle yüzümü sıvazlarken “Oktay’ la ne yaptınız? Yazdı mı hiç?” Dedim.

Başını iki yana salladı. “Yok, yazar mı amcık evladı. Instagramdan fotoğraflarımızı kaldırmış ama.” Sinirlendiğini ses tonundan anlayabiliyordum. Benim yüzümden ayrıldıkları için asla vicdan yapmıyordum. Çünkü Yeliz’ le olan dostluğumuzda tüm bunları aşalı çok olmuştu.

“Urfa’ ya ne zaman gidiyordu o?”

“Bu gece gidecekti işte. Umarım gider ayak ortalığı karıştırmaz.”

Kıkırdayarak sol elimi yukarı kaldırdım ve “Yapamaz bir şey.” Derken frençli tırnaklarıma bakarak “Yaparsa da Serdar’ a söyleriz halleder benim aşkım.” Dedim.

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 279

Aşkın serdar sen de eriyordun da nazlıdın be hazoş

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 251

Az ve öz

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 247

Alfa

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 242

Ayy olur serdar

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216

Eridik

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 203

Vazgeçmem diyor hazan

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 178

Helal olsun lan sana

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 153

Abi gibi abiymiş

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 145

İşte başlıyoruz

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 129

Hazanım dediği gibi lök diye

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 94

Yürü melek

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 88

Bilgen ya

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 72

Kendi pisliklerini görmeyen zavallılar hep böyle değil midir zten

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 70

Bu adamın tepkisiz kalması etkisiz elemen olmasını ilk okuduğumuda anlamamıştım hiç ilerleyen bölümde oturdu etkisiz eleman servet

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 59

Şerefsiz oktay

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 57

Alsın dagör

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 47
Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 38

Kişi kendinden bilir işi

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 35

Hıh yelloz

Candygirl 1 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 12

Zilli zarife

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 247

Ulan ya ulan ya

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 221

O sahneyi okurken ben hahahahxfjhvd

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 209

Hangisinden başlamamızı istersin

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 156

Seçenekleri sayarken aklınıza bile gelmedi be güzelim. Bazen beklemediğimiz yerden vurgunu yeriz.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 151

Gelsin gelsin bu devterde açıklığa kavuşsun

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 145

Bir olay daha açıklığa kavuşuyor eee ne demişler alma mazlumun ahını çıkar ahesde ahesde

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 129

Bursa dan damat falan bulamaz diyor yani başkanım ben varım

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 124

Eli kolu uzun yavrum o kadar anlattı Sülo başkan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 106
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 89

Oy adaşım oy kraliçe teyzem be

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 38

Hah! Ahlak dersi veren de bir ahlaksız

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Başlıyoruz gazabın mübarek olsun Hatice

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 20

Neler olmadı kiii

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 279

Başgana da derdin niye serdar

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 216

Ama ya bole olmaz

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 153

Ben dedım ama yaa

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216

E ama daha biz sinirli kalacaktık yağğğ

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 279

Yaşaaaa şapşal

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 260

Kesinlikle bunu bekliyoruz

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 242

Oyyyyş ben tamamım

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 216

Aşk adam

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 178

Gerçeklerin er yada geç ortaya çıkmak gibi harika bir özelliği var tam zamanında oldu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 129

Adam net arkadaş

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 122

Çok alaka zaten gıcık oluyordu

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 89

Kadın alfa ya

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 59

İtte geldi

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 57

Senin oğlunmu var serdar seni anne olarak görmüyoda

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 47

Terbiyesiz öyle olsa bile sanane lan

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 38

Önce sen kapının önünü temizle asıl orosbu sensin

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 35

Yelloza bak

halesert14@hotmail.com
¶ Paragraf 12

Kız yerim senin tatlılığını

Sabinaaqasimovaa profil fotoğrafı
Sabinaaqasimovaa
¶ Paragraf 196

Aycannnn̈n balli porsigummm nasil da hazan diyorr

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 270

Böyle devam etseydin yeliz ne olacaktı sanki

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 260

Ay evet bunu istiyoruz hadi yap

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 242

Ay olur olurrrr

tuni
¶ Paragraf 173

Ufff sinirim bozuldu

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 216

Yerlerdeyim kendi hür irademle

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 178

Way oruspu

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 129

Net adam

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 279

Oyyyy

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 260

Yapsana ne olur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 247

Yerimlann

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 216

Ben iptal

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 209

Ohooo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Ya sen bana dur bir çocuğum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 146

Hehhh tutmayın Allah rızası için

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 129

Al senin olsun deseydin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 122

Yakında öğrenirsin Ne alaka

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 57

Oğlun sana siktiri çekip bizimle evlenince görürsün kim kime alıyormuş

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 47

He aynı sende mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

Sen kendine bak lan bilmiyoruz sanki senin ne olduğunu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 29

Heeehhh bir Sen eksiktin zaten

Yorum için giriş yap