← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 59

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Çıplak bedenine sarıldığım adamı sabah güneşinde derin bir huzurla karşılıyordum. Sığındığım kolların gücüyle harmanlanan sevgisi beni her zaman olduğumdan daha güçlü ve mutlu yaparken derin bir sesle çalan telefona kaşlarımı çatıp inledim.
“Hmmm. Serdaarrr.” Rahatsız olmuştum, uykum bölünmüş, gelen telefonla rahatım kaçmıştı.
Üzerine yattığım adam çoktan uyanmış, sağ elini yanımızdaki komodine uzatırken boşta kalan eliyle de atletimin açıkta bıraktığı belimi okşuyordu. Telefonunu kulağına götürüp “Ne var lan bu saatte?” Dedi. Sabah sabah sinirlenmiş, benim aksime tahminen kaşları çatılmıştı.

Onu sakinleştirmek amaçlı dudaklarımı göğsüne bastırarak kokusunu içime çektim. Son zamanlarda o kadar huzurluydum ki bazen ne yapacağımı bilemiyordum. Öyle ki sadece Serdar’ a sarılabilmek bile benim için bir yaşamdı. Her günüm böyle geçse sıkılmazdım, bu huzura bir ömür hayat çürütürdüm.

Bir bacağım üzerinde, sol elim geniş bedenindeydi ve parmak aralarıma giren tüyler avucumu gıdıklıyordu. O susup bana uzun gelen birkaç dakika boyunca telefondaki erkek sesini dinlerken ben çoktan ayılmış, sarıldığım adamın keyfini çıkartıyordum. Çıplak tenine dokunuyor, onu okşuyordum. Elim geniş ve güçlü omzuma çıktı. Ovdum, tenini okşayarak yavaş yavaş geriye indim ve derin bir nefesle kokusunu içime çekerken burnumu hareketlenen adem elmasına kaydırdım.

Ellerim fütursuzca omuzlarını, bağrını ve iki göğsünün arasını okşayarak gezinirken Serdar’ ın tüm dikkati bendeydi. Sanki bu uyku mağruru halim beni olduğumdan daha cesur yapıyordu. Öyle ki, onu hiç de çekinmeden okşuyor, dudaklarımı çıplak teninden bir an olsun ayırmıyordum. Serdar’ ın bedenini öylesine benimsemiştim ki ağlaya ağlaya daldığım uykunun kollarında kendimi bilinçsizlikle bile koynuna bırakmıştım. Bu sarmalayış bana bir başkaydı…
Uzun ince parmaklarım göğsünde gezinmeye devam ederken bir an tebessüm etmeden duramadım; aklıma nereden geldi bilmiyorum ama Sena ve Yeliz bu halimi görse yanlış yeri okşuyorsun dangalak derlerdi.
Telefonu kapatıp kapatmadığından emin değilim, gerçi çok da mühim değildi. O kadar umarsızdım ki tek derdim bir kaola gibi bedenine sarıldığım Serdar’ dı. Açık balkon kapısından içeriye dolan kuş sesleriyle tüm bu an, tahmin edemeyeceğim kadar çok zevkliydi.
Saçlarıma değer dudaklar usulca kıpırdanırken onu arayana bir şey demedi, cevap dahi vermeden telefonu yatağa bırakarak bana tatlı tatlı mırıldandı. Sadece bana… “Uyandın mı yavrum?”
Huzurla başımı aşağı yukarı salladım, sanki hiç uyumamış gibi dinç uyanmıştım. Kollarıyla bedenimi sıkı sıkıya sarıp önce omzumu daha sonra boynumu, kulak mememi, şakağımı ve saçlarımı öptü. “Seni bırakmak istemiyorum ama gitmem gerekiyor.”

Bir adamı, daha doğrusu Serdar’ ı bu denli değiştiriyor olmam bir mucize gibiydi. Onu ve değişiminin altındaki siyah devimi çok seviyordum.
Sesimi toparlayıp sakince “Sorun yok.” Dedim. “Akşam olduğunda yine birlikteyiz.” Elim hala bedenindeydi ve ona dokuna dokuna başımı kaldırarak usulca boynunu öptüm. “Senden ayrılmaya niyetim yok.” Onu seviyordum, onu severken kendimde hissettiğim güven beni tazeliyordu. Hissettiğim bu güvenin sebebi de Serdar’ ın bana hissettirdiği o eşsiz aşktı.

Keyifle “Güzel.” Derken sözlerimden memnundu. Tüm gece zaten durmayan elini bu defa da atletimin içine soktu ve belimi sevmeye başladı, külotumun içinden yuvarlak kalçalarıma indi. “Çünkü.” Dediğinde artık diğer eli de diğer kalçamdaydı. “Benim de seni bırakmaya niyetim yok.” Cümlesi bittiğinde kasıklarımı bacak arasındaki o ürkütücü sertliğine dayamasına müsaade edip kıkırdadım. Hatta bir miktar da kendimi bile isteye ona bastırmış olabilirim.
Sabah sabah..
İyice üzerine çıktım, kollarımı boynuna dolayıp yeniden boynunu öptüğümde imayla gülümsüyordum. “Bu konuda çok kibar var utangaçsınız Serdar Bey.”

Çıplak kalçalarımı sıkıyor, usulca yoğuruyordu. Varla yok arası gülümsedi, dudaklarıma yönelerek usulca “Çok.” Dedi. Ufak bir dokunuşla kendimizden geçmemizi sağlarken devam etti. “Özellikle de tüm gece seni hissederek üzerimde uyuduğun zamanlar elimde olmadan utanıyorum.” Bu halimiz, çıplak kalçalarımı avuçlayıp sıkması.. İlkti ve gerilmiyordum. Olması gereken buymuş gibi, zaten onunmuşum gibi..
Üstelik göğüslerimden, bacaklarımdan, kaçlarımdan ve tüm bedenimden bahsediyor oluşunu sevmiştim. Onu böyle tahrik ediyor olmak gururumu okşuyordu.
Kavramış olduğu kalçalarımı sıkmaya başladığında usulca “Ahh..” Diye inleyerek aralanan dudaklarımla kasıklarımı ona daha da bastırdım. Erkekliği tam olarak alt tarafımdaydı ve benim niyetim sadece biraz eğlenmekti.

Sertçe “Hazaan..” Dedi nefesi hızlanırken. Üzerine dağılan saçlarımı öpüp devam etti. “Sabah sabah hiç yardımcı olmuyorsun yavrum. Yapma şunu.” O inlememden ve kendimi ona bastırmamdan bahsederken ben daha da keyiflendim.
Önce bedenimin altındaki bedene baktım. Daha sonra altımda uzanan adamımın yakışıklılığını ve bedenimde ayağa kalkıp gezinen hormonlara… Ben mi yardımcı olmuyorum adam? Kızlardan biri bana daha önce düz duvara tırmanmakla ilgili bir şey demişti ama şu an hangisi olduğu konusunda kararsızım.

Serdar hafif doğularak dudaklarıma yönelirken kendimi hayır der gibi geri çektim ve kıkırdamam eşliğinde “Tamaaam.” Diyerek yatağın diğer tarafına geçtim. İkimiz için de zor bir sabahtı, kendimi ona kaptırmak istemiyordum.
Yüzüm yastıktaydı ve onun şaşkın şaşkın “Saçmaladın şu an.” Deyişiyle iyice yastığa dönüp esnedim. Onu öpmedim diye şaşırıyor, kızıyordu. Oysa kendini duşlara atan oydu. Hafif gülümsedim. “Şimdi uyumam gerekiyor sevgilim.”
Yine de yerinde doğrularak bu defa üzerime eğildi ve kokumu içine çeke çeke yanağımı öptü. “Gelince bunun acısını fena çıkartacağım Hazan.” Derken pikeyi üzerime örttü, yeniden soludu. “Uyuma.”  Yataktan kalkarak odadan çıktı. “İlacını getirmeye gidiyorum iki dakika daha öyle kal.” 

Yaşantımız boyunca o ufak tefek değişiklikleri saymazsak tahminen her sabahımız koca bir ömür böyle sarmaş dolaş geçecekti. Ben her sabah uyuyacaktım, o elinde bir şeylerle gelip beni yeniden uyandıracaktı. Öpecekti, yedirecekti, uyutacaktı ve giderken üzerimi örtecekti.
Umursamadım, hoşuma gitti hatta. Gözlerimi haylaz bir çocuk gibi kapatırken omuzlarımı silkerek gülümsedim.

💎

“Bir bilet istiyorum kaptan!” Derin bir nefes aldıktan sonra sesin gürlüğüne ve neşesine kahkaha atarak mutfağa ilerledim. “Bu sefer rota Suriye mi?” Dayım “Nayynnn.” Diyerek sert bir itirazla gülümsediğinde kakaolu sütlerimden bir şişe almış, buzdolabını kapatıyordum. “Bu defa İtalya.”

Yeniden salona yönelmeden önce onun hâlâ büyük bir tutkuyla geziyor oluşuna mutlu olmuştum. Her ne kadar son zamanlarda sinir olsam da bunu kendi içimde halletmiştim. Dayımdı, geçenlerde ağzıma geleni söylemiş, onu beş yaşındaki çocuk gibi  azarlamıştım ama hala beni arıyordu. Sonuçta sözlerimden sonra hiç aramayabilirdi, o bileti aldıracak çok kişi vardı. Yine de aradığına göre  özlemiş olmalıydı.
“Güzel, gelirken bu güzel yeğenine bir koli çikolata getir dostum.”

Sesini inceltip “Hazan tünele giriyorum.” dediğinde  şakasına gözlerimi devirdim. Şakaydı, elbette isteyince koli koli getiriyordu. “Biletini yengem ayarlar o zaman dayoş.”  Ufak bir küfürle beraber soludu “O sinsi beni cidden Suriye’ ye yollar.” Anlaşamıyorlardı, tabi biz bu duruma alışmıştık.

Koltuğa oturup sütümü açarken dayımın bu emin haline daha da kahkaha attım. “Tamam tamam sakin. Yolla tarih saat.” Alırdım, bu benim için sorun değildi. Yine yeri gelsen lafımı da yine söylerdim. “En sevdiğim yeğenimsin. Birinci sensin.” Bunun üzerine kaşlarımı kaldırıp kendimle gurur duyarken hiç de alçak gönüllü değildim. “Biliyorum çikolatalarımı unutma. Yoksa bundan sonra sana bilet milet almam.”

“Hallederiz dayısı olur mu öyle şey? Aramız bozuk değil değil mi? Küs müsün bana?” Kaç yaşında adamdı, üstelik belli bir çevreye ve statüye sahipti neden çocuk gibi davranıyordu? Ona hem kızıyordum hem de küsemiyordum. Karşımda daha dik duruşlu bir adam ister miydim bilmiyorum, ama sanırım sert bir dayı istemezdim. Ben onu böyle seviyordum ama bu hali de bana bir garip hissettiriyordu. Bazen bana karşı çocuk gibiydi.
Sakince “Küs değilim.” Diyerek sütümü parkeye koydum. “Ama bir daha ters gidersen net bir kararla küsebilirim. Ben senin yeğenininim, beni savunacaksın dayı anladın mı? Ben varken onlarla konuşmak nedir? Konuşmayacaksın aslaaa.” Dayım beni seviyordu biliyorum. Biraz ayran gönüllüydü sadece ama beni cidden seviyordu, ondan o yakınlığı almış olmasam bugün bunları diyemezdim sonuçta. Kimseye diyemezdim, Serdar’ a bile.

“Yaptık bir hata Hazoş haklısı.” İnsanlar bazen net değildi hani. Bazıları ya siyahtır ya beyaz ya, dayımın rengi yoktu ve ben onu bu haliyle seviyordum. Dedemin oğluydu, bu bile bana bir sebepti..
Yüzüm düştü, dedemin oğluydu..
“Olsun.” Derken derin bir nefes, ufak bir göz dolması sindi içime. “Serdar nasıl? Evleniyor muşunuz haftaya?” Dudaklarımı kemirmeye başladım. Benden duymamıştı ama elimde değildi ki. “Dayoş çok ani oldu inan ben de birkaç gün önce öğrendim haber de veremedim sa-” Dayım gülerek araya girdi. “Aşkım Serdar’ ı sordum sakin ol. Görebiliyorum ani olduğunu. Onu da aradım ama bakmadı işi var sanırım.” Saat bire geliyordu ve biz de bugün hiç konuşmamıştık. Heyecanımla “Ha.” Diyerek elimle yüzümü kapattım. “İyi dayı askeriyededir o şimdi. Her şey yolunda.” Sadece Serdar biraz azgın ve bana çok aşık olduğundan acele ediyor…

“Aman iyi olsun da dayım. Melek ne yapıyor? Yanındaysa ver bi bakayım.” Annem yok, ama Serdar var dayı. O da akşama gelecek, olur mu?
“Şey.” Diyerek gözlerimi kapattığımda hiç bozuntuya vermeden bir çırpıda yalanı buldum. “Annem alt komşuya indi aşkım gelir bir saate.” Dayım dahil hiçbir akrabam bu durumu bilmiyordu tabi. Hoş, onlara zerre açıklamam yapacak değildim ama konu dayım olduğundan biraz bocalamam normaldi. Neticede adama sevgilimin evinde kalıyorum dayı diyemezdim.
“Tamam o zaman gelince söyle beni arasın. Toplantıya giriyorun şimdi. Öptüm yazarım.” Canıma minnet. Kapattığım telefonun ardından eğilip yeniden yere koyduğum cam şişeyle annemi aramaya başladım.

“Efendim Hazo?” Tatlı ve şiveli sesine “Annee.” Deyip gözlerimi devirdim. “Yok Hanzo.” Aslında daha az evvel sabah konuşmuştuk, arayıp uyandırmıştı.

“He Hanzocum. Geldun mi?” Günlerdir olduğu gibi beni bu sabah da eve çağırmıştı, sonunda dilediği olacak gibiydi de. Yine de sürdürmeye niyetliydim pek gitmek istemiyordum. “Yok.” Dedim çıplak dizimi kaşırken. Bu defa dizlerimde bir şort giymiştim. “Dayım aradı, annene ver dedi komşuda dedim. Bir ara ara onu bi.” Bir an durdu, sonra değişen sesiyle hıh der gibi “Başka bi boka aramazsın zaten.” Demesiyle gözlerini kıstığından emin oldum.
Gülümsedim. “Aşk olsun abartma istersen.”

Bu defa da “Kız.” Dedi kısılan ve ciddileşen sesiyle. “Birlikte olmuyorsunuz dimi siz?” Bu konuda kesinlikle kendimden emindim. Ama annemin soruş tarzı, sanki ben çoktan sevişmişim de bunu sadece annem biliyormuş gibi olduğu için kısa bir an duraksayıp sonra tıslayarak “Saçmalama annnee.” Dedim. “Bunu daha önce de konuştuk.”
“Ne yabaysınız hau evde?” Sorgulayıcı halinden asla ödün vermiyordu. O kadar emindi ki.. Aslında haklıydı da, hala birlikte olmayışımız bence de şaşırtıcıydı.

Bol bol kavgaların sonunda öpüşüyoruz sarılıyoruz sonra uslu uslu uyuyoruz anne. Ama sana bunu şimdi nasıl-
Neyse.
“Anne cidden öyle birşey yapmadık. Sadece kavga edip duruyoruz zaten. Akşam geliyor surat beş karış. Gideyim diyorum yollamıyor da. Sürekli kavga ediyoruz.” Attım yalanı ama sonumuz hayrolsun deyip gözlerimi kapattığımda annem “Aaaaa.” Diyerek sesini yükseltti. “Madem bağıracaktı edecekti neden yanına aldı benim kızımı? Olmaz bu iş, Serdar’ ı çok severim ama çok da sinirlidir. Bu gidişle döver de seni ileride, sikerum onun tahtasini. Ben de sana karşı farklı sanıyorum.” Yok artık. Serdar ve bana el kaldırması nedense aşırı alakasız geliyordu. Tamam, biraz şiddete meğilli bir adamdı ama bana bugüne kadar hiç…
Hiç mi?
Hayır yaaa.
Ben düşen yüzümle parkeye dalarken annem yeniden “Olmaz bu iş,” diyerek meseleye son noktayı koyduğunu sandı. “Hemen eve geliyorsun.”
Gözlerimi yeniden devirdim. O kadar olmuyordu ki ben ne yapsam olmuyordu işte.. Kalmak için ürettiğim bahaneler bile elime yüzüme bulaşıyordu. “Ya anne öyle değil.”

“Nassidu?” Şu an tek elini beline koyup kaşlarını sinirle çattığına kalıbımı basardım. Başka şeyler bulmam lazım dedim. Öyle bir konuşmalıyım ki bu annemin hoşuna gitmeli dedim ve “Ben çok açık giyiniyordum.” Diyerek derin bir nefes aldım. Merakla “Eee.” Dedi. “Hep erkek kankalarım vardııı. Sahnede şarkı söyleyip bunu kıskandırıyordum falan. Siz bilmiyorsunuz Serdar’ a Bursa’ da bir sürü şey yaptım ben. Şimdi onları kıskanıyor, güya öcünü alıyor ama hallediyoruz biz.” Doğruydu bir nevi, yani baya baya doğruydu da zamanlama yanlıştı.

Annem bir an dursa da “Aferin ona.” Deyince rahat bir nefes aldım. “Kıskansın taaabi kıskanç erkek iyidu. Ama birlikte olmadan halledun uşuğum. Güzel güzel gonuşun sen da birdaha yapmayacağum de oğa.  Ezdurma kenduni. “
Ezdirmem kendimi..
Başım hafif yan eğik, sakin sakin onu diledim. Biz zaten tüm bunları yapmıştık, yapıyorduk anne. Ben kendimi ezdirmiyordum, Serdar’ ın da beni ezmek gibi bir gayreti olmuyordu.
Annemin arada fazla tatlı olabildiğinin farkındaydım. Bazen diliyle bir yılan gibi zehir saçıyor olsa da her gülün bir dikeni vardır diyerek görmezden gelebiliyordum. Annem beni seviyordu, bazı şeyler yaşamış olsak da cidden bugüne kadar bir dediğimi iki yapmamıştı. Maddi manevi elinden geldiğince her şeyi önüme sermişti. En basiti, gecenin vakti canım börek istiyor desem sabah kahvaltı masasında el açması börek olurdu. Onu seviyordum, ama nadiren uzaktan… Mesela bu sabah aradığında  ya da az evvel onu aramadan hemen önce bana rospicuk kesin ettunuz o işi demesinden çok korkuyordum. Ama umduğumun aksine tahminen keyifli olduğu için benimle iyi konuşuyordu.

Dudaklarımı kemirip rahat bir nefes verdim. “Merak etme annee.” Her şey düzelmişti zaten. Çok az kalmıştı, az bir zaman kalmıştı ki bunu annem de biliyordu. “Yarın Serdar’ ların ailesini yemeğe çağırıyoruz sen gidip tanışmadın mı halâ?” Alnımı sıvazladım. Cidden onlar gelmeden evvel gidip tanışmam gerekiyordu ama yarın Emir’ in doğum gününü kutlamayacak mıydık? Onu geçtim cidden ben ne zaman tanışacaktım? Yarın ma aile geleceklerse bu tanışma işi olmazdı gibi ama ben tanışmak istiyordum.

Dikleşerek “Ay anne ciddeeen.” Diye panikledim. “Serdar’ la konuşmam gerekiyor bunu.” Zaman kalmıyordu. Hiç zaman kalmıyordu ki ne ara tanışacaktım da geleceklerdi de. “Yarın sabah evde olacaksın Hazan. Temizlikçi tuttum bu akşamdan ev temizlenecek yarın bir şeyler yapılacak duydun mu beni?” Çok yoğundum. Çok yoğundum ben kendim için hiç bu kadar yoğun olmamıştım ki?
Kakaolu sütümden koca bir yudum alarak panikle “Tamam.” Dedim. “Anne tamam kapat hemen Serdar’ ı aramam lazım.”
Kapattı, Serdar’ ı aradım.

Telefonu çalıyordu, bakmıyordu. Ne diyecektim? Beni ailenle tanıştırmadın Serdar’ mı? Öyle istekli gibi..
Diyecektim tabi. Evlenelim demeyi biliyordu tanıştıracaktı da. Bu güne kadar tanıştırmaması hataydı ama arama sona erdi. Kapanan ekranla bakışırken yeniden aramamam gerektiğini biliyordum. İşi vardır ben yeniden arayamazdım ama bu defa da Serdar’ ın araması ekrana düşünce anında açtım.

“Alo.” Dememle nefes nefese “Hazan.” Dedi. “İyi misin?” Kaşlarım çatıldı, elim kalbime giderken yerimde kalktım. “Ya asıl sen iyi misin ne oluyor?” Nefesini düzenledi, telefondaki hışırtı devam ediyordu. “Eğitimdeyim Hazan bir şey yok.” Arkadan gelen komutanım söylemlerine dudak büktüm. “Ya özür dilerim ben öyle bir şey demek için-” “Söylesene.” Diye sözümü kesti. Birden ne diyeceğimi bilemedin, müsait de değildi ki?
“Dinliyorum işim var hadi.” Sesi o kadar sertti ki acelesi vardı belli. “Beni dedenlerle ne zaman tanıştıracaksın annem diyor ki yarın akşam çağıracağım onları. Hatta belki çağırmıştır. Bizde mi tanışacağım?” Sözlerimi kesmeden, o rüzgarlı havada tek kelime etmeden dinledi. Gelen erkek seslerinin ardından sakince “Önemi yok bir ara ayarlarız.” Deyince birden yüzüm düştü. Beni neden görüştürmüyordu ailesiyle? Yine de sorgulamadım, vaktini daha fazla çalmak istemeden bir şey olmamış gibi “Tamam.” Dedim. O da bir şey demedi. “Tamam.” Diye beni onaylayarak aramayı sonlandırdı, daha doğrusu telefonu yüzüme kapattı.

…..

Farkındayım gün içinde yaptığım telefon görüşmelerine ayırdığım saat hemen hemen bir sezonluk dizi süreciydi ama yapabileceğim bir şey yoktu. Sena kuzenimdi ve benim onun alengirli aşk hayatını dinleyerek fikir vermem gerekiyordu. Yeliz’ i demiyorum bile çünkü o yerime bıraktığım, mahallenin dedikoducu ablasıydı.
“Ay aman onunla da konuş, üçüyle de konuş.”

Bulaşıkları makinaya dizerken hoparlörden gelen  Sena’ nın kararsız sesi mutfakta yankılanıyordu. “Ya Adana’ da ki jandarma? Onunla da konuşayım mı kanka?”
Kısılan gözlerimle ellerimi belime koyup bir yandan tabakları arkaya koysam yer açılır mı acaba diye düşünürken bir yandan da gaza gelip “Konuş yaa, ne olacak?” Dedim “Evlenmiyorsun ya, tanımaya çalışıyorsun.”
Ben dediğim gibi yapıp tabakları arkaya alırken Yeliz ağzı dolu bir halde danaya girer gibi araya girdi.
“Bence hepsiyle seviş, tarafını seç.” Açtığım yere bakıp Sena’ nın küfrüyle gülmeye başladım. “La al işte bak en zekimiz Yeliz.”

Sena bu defa “Sen verdin mi Oktay’ a Emir’ e falan?” Diye atıldı. “Kutsal rahibe.” Kapağı “Bakire lan o.” Diyerek kapattım.
“He verdim kanka. Tövbe yarabbim.”
İkilinin didişmesini dinleyip doldurduğum makinayı açarken on beş dakikada topladığım, temizlediğim mutfağa bakınıyordum. Zaten temizdi varmış gibi toz almıştım sadece.

“Ayrıca veren bir, vermeyen bin pişman. İlk ciddi ilişkime, yani Emir’ e Hazan’ in aksine vermeyi düşünüyorum.” Konu Serdar ve bana ne ara gelmişti?
Gözlerimi devirip tezgahtaki telefonumu alarak salona ilerledim. “Ötede sevişin ağzımın tadı kaçmasın.” Emir kardeşimdi, kardeşimi sevişirken düşünemiyor, asla da düşünmek istemiyordum.
Keyiflenen sesiyle “Zu hah hah haaa.” Diye yapmacık bir şekilde güldükten sonra ciddileşti. “Yalnız ben şaka yapıyorum.” Keyifle “Ben anlamam.” Dedi Sena. “Çok dillendirdin vereceksin.” Sanırsın Ayşegül ablanın basmasını istiyordu. Ama doğru, Yeliz’de de sürekli bir verme muhabbeti.

Yeliz hayal kurar gibi bir bir sesle “Uzun boylu, esmer, kaslı, maço, aşık bir adam bulursam hemen vereceğim.” Dediğinde Sena dalga geçer gibi araya girdi “Öyle birini bulursan söyle birlikte verelim.” Yeliz sevişme konusuna asla Emir’ i sokmuyordu. Sanırım utanıyordu, yani ben de olsam Serdar’ ı sokmazdım ama başkası üzerinden de bunu düşünmezdim. Üzerinde durmadım, sadece şaka yapıyordu ve eğleniyorduk.
Sena’ yla kahkahalarımız birbirine karışırken “Neyse ben kapatıyorum.” Dedim. “Yoruldum duşa girip biraz uzanacağım.”
“Götüme bak, iki mutfak temizledi hemen yoruldu. Lan ben akşama kadar evi dört kere siliyorum da yoruldum deyip yatamıyorum.” Yeliz’ in isyanına gerile gerile mutlulukla “Burası annemin evi değil canım.” Dedim. Burası Serdar’ ın evi, temizlik yapmamak gibi bir lüksüm de vardı ama sıkılıyordum tüm gün.
Kendimi L koltuğun bir kenarına bırakıp gözlerimi yorgunca kapattım. “Ayrıca sadece mutfak değil, salonla birlikte iki oda daha temizledim.”
“Hah.” Dedi Yeliz. “Zengin koca istiyorum serii.” Sena ciddi ciddi “Yaş fark etmiyorsa hemen bulursun kanka.” Deyince sırıtarak ikiliyi didişmeleri baş başa bıraktım. “Görüşürüüüz”

….

Ard arda gelen mesajlarla gözlerimi aralarken başımdaki havlu koltuğun kenarından aşağıya  sallanıyordu. Ayça’ ya cevap verip telefonu yeniden yanıma bıraktım. Saat öğleden sonra dörde geliyordu ve Serdar umduğumun aksine bugün o konuşmamızdan sonra hiç mesaj atmamış, aramamış sormamıştı.
Ellerimle yüzümü sıvazlayarak çıplak bacağımı kaşıdım, kırmızı oje sürdüğüm tırnaklarıma elimi havaya kaldırarak baktım, kuruyan saçlarımı geriye attırdım, sütyensiz göğsümü kaşıdım, siyah tişörtümden içinden kendimi izledim. Dakikalarca duvara odaklanıp dudak kemirerek sadece durdum. Bir şey düşünmedim buna ihtiyacım varmış gibi sadece durdum. Acıkmıştım, dinlenmiştim ve kendime gelmiştim. Serdar’ ın gelmesine henüz iki saat vardı ama kapının tıngırdayıp açılmasıyla kaşlarımı çatıp girişe döndüm.
Gelmişti.
Elinde anahtar, bana bakarak sakince kapıyı kapatıyordu.
Dudaklarımı ıslattım, kendimi ondan almadım. Serdar’ ı izlemeye devam ederken bir şey diyemedim. Hep aynıydım, arada mesafeler varken ondan hala utanıyor elimde olmadan çekiniyordum. O kadar asi ve farklı duruyordu ki o kollar beni sarana dek ben hep bir kaç adım gerisindeydim. Bu beni üzmüyordu, Serdar’ dan çekinmek ona hala aynı heyecanla bakmak aksine beni mutlu ediyordu. Her gün ona yenilmek, ondan çekinmek, çekindiğin adamla öpüşmek delice güzeldi.

Anahtarı bu defa kırdığı cam fanusa değil cebine koydu, bana doğru ilerlerken bakışlarını üzerimde gezdiriyordu. Ona doğru hafif meğillendim, kollarımı çıplak göğüslerimde bağladım. Büyük adımları sonunda beni buldu, koltuğun karın hizamdaki boşluğuna oturdu ve sakince soluğunu verdi. “Neyimiz var?”
Bedenini bana çevirdi. Çıplaklığım yüzünden ellerimi göğüslerimden çekmek istemiyorum. Ona bakarken usulca mırıldandım. “Bir şey yok.” Sadece uyuduğum için gariptim biraz. Serdar iyice bana dönmüş, yüzüme doğru eğilmişti. Alnımı, ardından şakağımı öperek geri çekildi.
Eli tişörtümün üstünden belime gitti, ılımlı sesiyle “Kalkmak ister misin? Yoksa daha yatacak mısın?” Derken göz bebekleri gözlerimdeydi. Cılız sesimle mırıldandım. “Kalkacağım.” Sonra da belimdeki kolunu okşarcasına tuttum. “Erken geldin.” Önce bana bakmayı sürdürdü, sonra mimiksiz yüzüyle “Öyle oldu.” Dedi. Çok gergindi, keyfi yoktu bunu anlayabiliyordum. Dolayısıyla onun için bir şeyler yapmam gerektiğinin de farkındaydım.

Kokusu ciğerlerime dolarken diğer kolum halâ göğüslerimde, hafif bir gülüşle kavrayamadığım kolunu okşuyordum. “Hoş geldin.” Sonra o elim pürüzsüz yüzüne gitti, duraksamadan yüzüne bıraktığım elimin içini öptü ve yeniden yüzüme eğildi.
Dudakları bu defa dudaklarımı bulmuş, o naif buseler kırmızılarda gezinmeye başlamıştı. Daha fazla ileriye meğletmedi, birkaç busenin sonunda başını boynuma bırakıp derin bir nefes alınca kollarımı hareketlendirip boynuna doladım.  “Yatsana.” Kalbim hızla çarpıyor, siyah devime ne oldu diye içim içimi yiyordu.
Düz sesiyle “Taşıyamazsın.” Derken bundan emindi ama bana ne kadar sarılmak istediğinin farkındaydım. Gülümsedim, bacaklarımı büktüm ve iki yana açıp “Taşımama gerek yokki.” Diyerek ona yer açtım. Ben istiyordum; üzerime yatmasını ve ona sarılmayı çok istiyordum. Soluğunu boynuma verdi, o ılık nefesle ben “Yaa.” Deyip kıkırdarken Serdar yavaşça üzerime uzanınca kollarımı sırtına sarıp başını öptüm.

Rolleri değiştirmiştik. Bu defa Serdar benim üzerimde, başı boynumda, yüzü koynumda,  kollarımdaydı. Üstelik de sebebini bilmediğim bir şekilde keyifsiz ve yorgun görünüyordu.
Ona sıkıca sarılmak, Serdar’ ı kalbime sokmak gibi bir niyeti içinde barındırıyordu. Göğüs kafesini döven yüreğim beni Serdar için harekete geçirirken sağ elimle yüzünü okşayarak “Serdaaar.” Diye mırıldandım. “İyi misin?” Sevgilim… Onca şeyden sonra şu kelam içime yapışıyordu da dilimden çıkamıyordu ya, en çok da bu konuda kızgındım kendime. Ona karşı var olan utangaçlığım ikimizi de zedeler miydi bilmiyorum ama can sıkıyordu. Ki zedelemezdi, buna emindim.
 
“Yorgunum.”
Uyku mağruru sesinden dahi yorgunluğunu  anlayabiliyordum ama bir an Serdar yorulur muydu ya diye düşünmeden edemedim. Cidden, uzun zamandır bir koşuşturma içindeydi, hem bedenen hem de ruhen yorulmuş olmalıydı ama yine de bu akşam eve gelip önce benim nasıl olduğuma bakıyordu. Üstelik adım kadar eminim ki ben Serdar’ la bu şekilde ilgilenmesem o asla yanıma gelip Hazan ben yorgunum demeyecekti.
Ona nasıl yardımcı olacağım konusunda zerre fikrim olmadığı gibi varlığımı bilsin diye siyah saçlarını ve ensesini okşarken dudaklarımı başına bastırdım. Çok güzel kokuyordu, erkeksi kokusunu içime çeke çeke sakin sesimle mırıldandım. “Herhangi bir şey yapmamı ister misin?”
“Yanımda kal.” Dedi sadece. Düz sesi duvarlarıma vurup çiçekler bırakırken gözlerini tenimde kapatıp ihtiyaçla devam etti. “Sadece kal, yeter.”

Bir yandan kalın ensesini seviyor, diğer yandan sırtında gezdirdiğim ellerimle Serdar’ ın başını öpüyordum. Koca cüssesiyle üzerimde, sütyensiz göğüslerim göğüslerindeydi. Gri yastıkta dağılan saçlarımı diğer tarafa aldırarak ona yer açtım ve kendimden emin bir şekilde konuştum. “O konuda asla şüphen olmasın.” Serdar’ ı öyle seviyordum ki gitmek bana imkansıza yakın geliyordu. Kaderim Serdar’ dı ve ben bunu iliklerime kadar hissediyordum. Öyle ki ben gitsem dahi biz er ya da geç yeniden birleşirdik.

Kalbim gümbürderken içten bir huzurla onu yeniden öptüm. “Seni çok seviyorum Serdar…” Sessiz kaldı, ben de buğulu sesimin ardından başı göğüslerimin biraz yukarısında olan adamı sadece sevdim. Çıplaklığım konusunda yapabilecek bir şeyim yoktu, bunu o da hissediyor fakat üzerine bir şey demiyordu. Zaten öyle bir haldeydik ki sanki gam denizinin kıyısında yüzmekten başka bir yöne dönemiyorduk.
O iki metre dev gibi adam boylu boyunca kollarımda uzanıyor, bende sakin sakin kendini biliyor gibiydi. Tüm gardını indirmiş, gerdanımda sere serpe huzurla nefes alıyordu. Öpmüyordu, ama kokumu ciğerlerine derin nefeslerle çekiyordu. Çıplak bacaklarım bedenine sürtünüyor, kotuyla tişörtü arasında gidip geliyordu. Sırtını sevmeyi bırakmadım. His bu, Serdar beni nasıl seviyorsa ben de o içtenlikle seviyordum Serdar’ ı. Bu garip haline kol sarıyor, bedeninde ufak darbelerle dudak kıpırdatıyordum.

Üzerimde yatan ve bunu ilk defa yapan, bana ilk defa yorgunum diyen siyah devim…
Yüzüm asıldı, aklımla kalbim garip bir körfeze yol etti. Kim bilir neler vardı o taşlaşan yüreğinde… Bana olmasa da etrafa çattığın kaşlarının altında hangi buğu yatıyor, hangi anının sancısını çekiyordun? Bu dibi gelmeyen susuşların acaba hangi bağırtının esamesiydi? Şu yıkılmaz haline, o sırtın dikliğine ne vermişti ömründe… Verdi mi ya da? Böyle mi doğdun? Acaba o hep ketum olan taraf mıydın?
Çocukluğuna dair zerre bir şey bilmesem de hemen hemen annesiz büyüdüğünü düşündüğüm adamım.. Kucağımda böyle yatarken, o çocuk halinle sevgiye muhtaç mıydın acaba? Ne geçti aklından, kalbin sana ne sundu, içinde hangi burukluğun izi var… Daha doğrusu var mı?
Aileni geride bırakıp seni buraya iten hayat kim bilir sana ne yaşattı da böyle asi ve dik bir adam oldun. O asilikle kimseye muhtaç olmayan, güçlü, şimdiden koca bir çınar gibi… Aklımda o kadar soru vardı ki, bu varsayımlarla sessizce Serdar’ ı sevmek içimi kemiriyordu.
Sevgilim, benim koca siyah devim…
Kaşlarım çatıldı.
Serdar öyle bir adamdı ki, onun çocukluğunu dahi düşünemiyordum, sanki çocukken bile o koca bir adamdı. Serdar’ ın hiç gerçek manada, yani bu şekilde sevilip sevilmediğini bilmiyordum. Nereden bilebilirdim ki, neticede onu tanıdığımdan beri konu hep bendim.
Ensesini okşarken dudaklarım saç diplerini talana vurmuş, ojeli parmaklarım üzerini okşuyordu. Koltuktan yere sarkan kalın kolunu, yüzüme denk geniş omuzlarını… Dokunabildiğim ne varsa dokunmak istiyordum. Sanki ben dokundukça iyi olacaktı Serdar. Sanki ne kadar geniş sevebilirsem bu o kadar tez olacaktı.

Onu izliyordum; aklımda bir bir hikaye, onlarca olasılık.
Uzun bir hikâyen var mıydı sevgilim? Seni yıpratarak, böyle gaddar, gamsız ve sert bir adama çeviren hayatla derin bir mevzun var mıydı? Ya da tahminen asla böyle sarılmadığın, geldiğimizden beri yokmuşçasına konusunu açmadığın annenden ve uzun uzun muhabbet etmediğin babandan uzak duruşunun sebebi neydi?
Kucağımda yatıyordu, yüreğimin hemen üzerinde. Yüzünün kenarını okşayıp saçlarını öptüğüm devimin içi kırık mıydı? Ya da bir zamanlar onun bende yaptığı gibi ben de koca bir yanlış varsayımın içinde miydim?
Farkındayım. Bunu ona sormam gerekiyordu ama o an bu an değildi. Koynumda böyle sakin yatan adamın huzurunu bir ihtimal de olsa kaçırmak istemiyordum. Ömrümüz uzundu, vaktimiz vardı. Henüz yolun başındaydık ve ben yakında kocam olacak bu adamın içini de öğrenmeye niyetliydim.
Bu yüzden yeniden eğilip alnını ve saçlarını öperken mırıltıyla “Seni çok seviyorum Serdar.” Dedim. Tüm içtenliğimle, kalbimde uçuşan kelebekler ve delice atan kalbimle tekrar ettim. “Sana çok aşığım ve ne olursa olsun bu hep böyle kalacak.” Sanki benim sevgimi bilirse her şey çok daha başka olacaktı. Sanki beni bilirse, onun ruhunu delen ince sızılar benimle güçlenecekti.

Dakikalardır susan adam, gözlerini koynumda yuman adam boğuk sesiyle dudaklarını hareketlendirdi. “Ne olursa olsun kalır mı?” Gülümsedim, sonra bir çocuk gibi kaşlarını çatıp merakla sorduğu soruya ciddileşerek cevap verdim. “Ne olursa olsun kalır…” Onu tekrar öptüm, bunun başka bir ihtimali yoktu siyah devim.

Yattığı yerden başını usulca gözlerime kaldırdı, kahveleri beni buldu, sessiz dudakları dudaklarıma indi. Telaşsız öpüşleri sever gibi, daha çok okşar gibi dudaklarımda geziniyordu. Elleri iki yanımda, kokusu tenimde, göğsü göğsümde sanki bana ince bir dokuyla serin bir heyecan sunuyordu. O kadar başkaydı ki emindim, bu incelti ikimizin de sonu olurdu.
Usul ve telaşsız… Dudaklarımdan çeneme, çenemden boynuma yol alınca o tüy gibi öpüşler bu defa bana dolu bir kahkaha attırdı ve ben, ellerimi keyifli bir şekilde “Serdaaaar.” Diyerek hızla boynuma götürdüm. “Gıdıklanıyorum.”

Tepkimle geri çekilip bir an gözlerime baktı, fakat bu onu etkilemiyordu. Kıyamam deyip tekrar öpmedi, tepkimle incelmedi, beni sarmadı. O sert halini korurken yeniden dudaklarıma yönelip tam uçta durdu. Kaşları “Sütyen takmamışsın.” Derken çatıktı. Bunu fark ettiğini biliyordum. Sırıtışımı bastırmak için eyvah dercesine alt dudağımı ısırdığımda gözlerinin parladığına şahit oldum. Sertti fakat bu defa ondan korkmuyordum, dilediğim kadar gülümsüyor ve yerimi biliyordum. Ne olursa olsun yerim yüreğiydi.

Tereddüt etmedi, sağ elini tişörtümün üzerine koydu ben de gülerek, imayla bana bakan adamımı seyrettim. Sonra elini sol göğsüme çıkarttı ve tişörtümün üstünden göğsümü avuçlayınca ufak bir sesle “Hii.” Diye inleyip başımı hafif arkaya attım.
Beni izliyordu, heyecanlı halimi. Hareketlerine karşı verdiğim o naif tepkilere bakıyor ve yine de bana dokunmadan durmuyordu. Mühim değil, zaten derdim endişe değil heyecandı.
Elini sıkılaştırdı, büyük eline tam oturan göğsümü sıkıp bırakarak dudaklarıma ufak bir buse kondurdu ve “Off.” Diye inleyip gözlerini kapattı. Beni hissediyordu, onun rahatlar gibi off deyişi beni daha da mutlu ediyordu. Keyiflenmiş, sanki kendinden geçmek üzereydi. Tüm bu hissin temeli sevdiğimin adamın en ücra yerlerime dokunuyor oluşuydu. Ona özelimi açmak, onunla bedenimi paylaşmak çok kıymetliydi.

Serdar tüm bunlar olurken öyle bir bakıyor, bana öyle dokunuyordu ki kendini sanki tamamen bu ana odaklıyordu. Bu anda kalıyor, avucundaki göğsümün tadını çıkartıyordu. Öyle de oldu, avuçladığı göğsümü tişörtümün üstünden yoğurmaya başlayıp ihtiyaçla “Ölürüm lan sanaa.” Diye soludu. Kaşları çatılmış, bu zevkle kendinden geçiyordu. Az evvel koynumda olan adam bu defa farklı bir bakış açısıyla üzerimdeydi.
Serdar’ ın altındaydım..

Beni okşarken heyecanlı gözlerime bakmayı sürdürüyordu. Hafif uyarıcı bir tonda “Bu defa elimden kaçamayacaksın.” Dedi. Façalı kaşı tehdit eder gibi havalandı, elini tişörtümden içeriye sokarak devam etti. “Yoksa seni fena yaparım.”
Yapsana.
Beni avuçladı, çıplak eli çıplak göğsümdeydi. Teni tenimdeydi, aklım almıyordu ama cidden Serdar bana dokunuyordu. Henüz tomurcuklanmayan göğüs ucum avucunun ortasında, parmakları etimde…
Nefeslerim hızlandı.
Bu ilkti. Serdar daha evvel çıplak göğüslerime hiç böylesine dokunmamış, hissetmemişti. Arada hep bir sütyen vardı ama şimdi… Belli ki tabuları yıkacaktık.

Heyecanla gülerek başımı iki yana salladım. Bu bana güzel hissettiriyordu. Serdar’ a güveniyordum ve kalbim pır pır atıyordu. Alel acele “Kaçmayacağım.” Diyerek hızlanan nefesimle devam ettim. “Ama bir yere kadar.” Birlikte olmazdık, o raddeden  korkuyordum ve bunu o da biliyordu fakat sorgulamadı bile.

Gözlerimi kapatıp kendimi göğsümü avuçlayan adama bıraktım, tüm dünyam durmuştu sanki. Göğsümü okşuyordu, bundan bu kadar zevk almam normal miydi? Peki ya bana dokundu diye kadınlığımda hissettiğim o akışkanlık? Eminim normaldi.
Yerinde yükselip dudaklarını dudaklarıma bastırırken sol elini de tişörtünüm içine soktu, bu defa diğer göğsümü kavradı. İki dakika önce yorgun olan adam…
Temasıyla harekete geçen göğüs uçlarım avuçlarında ufak ufak  büyüyordu. Onları baş ve işaret parmağının arasına alınca hafif geri çekilip nefes nefese yüzüme baktı. Bu sert hali beni daha da heyecanlandırıyor, ona güvenimi tazeliyordu. Ben sanırım Serdar’ ın bu sert halini yatakta da seviyordum. Garip bir şekilde bana heyecan veriyor, daha çekici kılıyordu.

Gözlerimiz buluştuğunda ben Serdar’ ın aksine soluk soluğaydım. Ellerimi kendi isteğimle başımın üzerinde sabitledim. Kontrolün onda olmasını ve Serdar’ ın altında biçare olmayı sevmiştim, bana kendim hakkında garip ve bir o kadar da güzel şeyler hissettiriyordu.
Koyulaşan gözleriyle gözlerime bakıyordu, o değildi sanki. O kadar ciddi, o kadar ketumdu ki farklı bir adamın altında gibiydim. Göz bebekleri daha ürkütücü, yüzü daha ciddiydi. Göğüs uçlarımı yeniden avuçlamasıyla dudaklarımı hafifçe araladım. “Ah.” Kaşlarım hafif çatılmış, öpmek için eğildiği dudaklarım aralanmıştı. Ona ihtiyaç duyduğum an eğildi, alt dudağımı sesli bir şekilde emerek yeniden geri çekildi ve bu sefer göğüslerimi tekrar tekrar avuçladı, uçlarını avucunda dolaştırdı, nasırlaşan avcuna sürttü.
Benimle oynuyordu.
Gözlerime baka baka benimle resmen oynuyordu. Baş parmaklarını uçlarıma yerleştirip sağa sola hareket ettirmeye başladı. Hareketleri sakin ve iç gıdıklayıcıydı. Hem gözlerime bakmaktan bir an olsun geri durmuyor hem de üzerimde benimle oynuyordu.

Soluk soluğa inip kalkan göğüslerimle yüzümün her bir anını sakince izliyordu. Dilim damağım kurumuştu, çıldıracak gibiydim. Dudaklarım hafif aralanmış, dilim üst dişlerimde sabitliydi. O oynadığı göğüs uçlarım bana zevk veriyordu ve ben o zevkle sadece Serdar’ ın gözlerine bakıyordum. Serdar göğsümü okşadıkça, onlara sürtündükçe tüylerim diken diken oldu.
Tam bu noktada ben bedenimi ele geçiren tutkuyla sarılmaya başlarken Serdar varla yok arası gülümsedi ve ellerini geri çekip hafif aşağıya kaydı. Bacaklarımın arasına yerleşirken benden uzaklaşması hoşuma gitmese de gülüşlerimiz ve benim utancım birleştiğinde uçlarından tuttuğu tişörtü gözlerimin içine baka baka yukarı sıyırmaya başladı.
O izin istemedi, ben de izin istesin istemedim.

Hareketleri yavaş, bakışları bir nedenden bendeydi. Tenimden yukarıya sıyrılan tişört boynuma kadar çıkınca göğüslerim tam manasıyla ortaya serilmişti.  Bunu beklemiyordum, yani bu anın verdiği utancı, heyecanı, zevki… İki elimi anında gülümseyen yüzümü kapattım.
Beyaz bedenim, ince belim, dolgun göğüslerim, pembenin en koyu haliyle göğüs uçlarım şimdiye kadar hiç yaşamadığım hazzı bana tattırırken aynı zamanda o utancı da yaşatıyordu. Ellerim yüzümde, Serdar’ dan deli gibi utanıyordum. Hareketlendi, göğüs hizama yatarak sol göğüs ucumu ağzına alınca derin bir nefesle kalakaldım.
O yumuşak dudakları göğsümdeydi. Tüm ıslaklıkla, sıcaklıkla diliyle, dudaklarıyla… Serdar göğüs ucumu ağzına almıştı.
Ellerimi yüzümden çektim, gözlerimi ona araladım. Başı göğsümde, bir eli diğer göğsümde… O kadar güzel duruyordu ki heyecandan artan soluklarım inip kalkan göğsüme darbeler indiriyordu. Her solukta kendimi istemsizce ağzına itiyor, bunu da zevkle izliyordum.
Diğer göğsümün hafif tomurcuklanan ucunu baş parmağıyla hareketlendirdi. O hareketlendirdikçe göğüs ucum daha da büyüyor, şekilleniyordu. Ağzındaki göğsüm ise çoktan hazır hale geçmiş, emişiyle kendini belli etmişti bile.

Başımı kısa bir an tavana kaldırdım, yetmiyordu. Ben dinmiyordum, Serdar göğüslerimden vaz geçmiyordu.
Alt dudağımı ısırarak derin nefeslerime yenilerini ekledim. Dudaklarının arasına aldığı göğüs ucumu resmen emiyordu. Emiyor, öpüyor, yalıyor ve diliyle darbeler indiriyordu. Tüm bu ana, o sıcak ıslaklıkla gözlerimi kapattım. Aynı anlarda sıkıca kavradığı diğer göğsümü okşayarak severken zevkten çattığı kaşlarla halinden memnun gibiydi. Onu görebiliyordum, kapalı gözlerinin ardında beni emerken benimle birlikte kendinden geçiyordu.

Ben inlerken Serdar dakikalarca göğsümü emdi. Yaladı, o ufak göğüs ucumu öptü, diliyle sağa sola  hareketlendirdi, hafif üfledi, tekrar tekrar öperek dudaklarının arasında canımı yakmadan sadece emdi. Bana her şeyi yaptı da asla dişlemedi. Sonunda emerek çekiştirdi ve yavaşça bırakarak benim inleyişlerim eşliğinde diğer göğsümü ağzına aldı. Bu sefer eliyle severek okşadığı sol göğsümken dudakları ve diliyle eziyet ettiği de az evvel avuçladığı göğsümdü. Hassas olduklarını düşündüğünden mi bilmem, dikkatimi çekiyordu  dişlerini göğüs uçlarıma asla değdirmiyor, asla canımı yakmıyordu.
Derin nefesler aldım. Bu haz bana fazlaydı, bu temas içime fazla geliyordu.

Uzun uzun geçen dakikalara rağmen asla bırakmadığı göğüslerimle daha fazla dayanamadım, sol elimi göğsümü kavradığı elinin üzerine koyup hafif gülümsedim. Her şey harikaydı ama ben soluk soluğa kalmıştım ve bence zevkten bayılmak üzereydim.
Ona dokunmamla ikiletmedi bile, ne istediğimi anlamış gibi nefes nefese başını kaldırarak yüzüme baktı. Çıplak göğüslerimin ardında ben, çok hafif aralık dudaklarım, zevkten çatılmış kaşlarımla Serdar’ a bakıyordum. 
Gözlerini benden almadı, iki ıslak göğsümü de avuçladı. Onlara hafif eğildi, yeniden göğüs ucumu yalarken sana ve göğüslerine sahip oluyorum, çünkü benimsin der gibi gözlerime baktı. O ürkütücü bakışla başımı yeniden arkaya atıp derin bir nefes aldım. “Serdaaar.”
Buna bir son vermeliydi aksi halde kendimi cidden iyi hissetmiyordum fazla heyecandan ölebilirdim.

Hemen durmadı. İki eliyle göğüslerimi daha da kavradı, her ikisinin de ucunu sırayla ve yavaş yavaş öptükten sonra bedenime doğru çıktı ve “Yavrum.” Deyip bu defa da çeneme yöneldi. Sesi şimdi her zamanki inceliğini taşıyordu. Ellerini başımın üzerindeki ellerimin üzerine bırakıp kızardığını hissettiğim yanağıma yöneldi.
“İyi miyiz?”
Yattığım yerde kendime gelmeye çalışıyordum sadece. Ona bunu yaptı diye asla kızgın değildim. Ben sadece bu ilkti diye çok fazla heyecanlanmıştım. Serdar ilk defa göğüslerimi görmüş, onlara dokunmuş, hatta dokunmakla kalmamıştı.
Burnunu yanağıma sürterek beni tekrar tekrar öptü. “Kızarmışsın, iyi misin?” Normaldir, kendimi iyi hissediyordum.
Ellerinden sıyrıldım, kollarımı boynuna sardım ve tebessüm ederek rahat bir “Çok.” Dedim. Cevabımla hafif geri çekilerek dudaklarıma yönelmeye başladığında mırıldandım. “Çok iyiyim, korkma..”

Bir an gülümser gibi oldu, dudaklarımı teğet geçip alnıma yönelirken tok erkeksi sesiyle soludu. “Hazan… ölürüm lan sana.”
Serdar otuz yaşında koca bir adamdı, askerdi. Bu yaşına kadar bunu hiç düşündü mü bilmiyorum, başka birine söylediğine asla ihtimal vermiyorum ama o otuz yaşındaki koca adam her fırsatta benim için ölebileceğini söylüyordu.

“Deme öyle.” Dedim, derin bir nefesle daha sırtını sevdim. Çıplaklığımı aşmış, utanma meselesini epey bir miktar yitirmiştim. Bir süre sessiz kaldı, burnumun ucunu öperek kıvrılmış tişörtüme yöneldi. “Çıkartalım şunu da.” Kendi kendine mırıldanıp tişörtüme uzandığında başımdan çıkartması için ona yardımcı oldum. Bugün farklı bir sertlik ve emir verme durumu vardı üstünde ama umrumda değildi, bunu sevmiştim. İstesem ona dur diyebilirdim, dururdu da ama gerek duymuyordum.

Utanmayayım diye mi bilmiyorum ama bu defa kenara attığı tişörtümle göğüslerime bakmadı.
Onun aksine ben Serdar’ ı izliyordum. Siyah tişörtünün yakasından görünen teniyle çok güzel duruyordu. Ona yeniden dokunmak istiyordum. Serdar yeniden dudaklarıma yöneldiğinde derin bir nefes alıp gülüşümü bastırdım. Kaba sesiyle “Hayırdır.” Dedi, dudaklarıma dokunarak geri çekildi. “Hoşuna mı gitti?” Ona baktığımı fark etmişti.

Alt dudağımı sarkıtıp başımı hafif yana eğdim. Çok hoşuma gitmişti ama ufak bir şaka yapmak istedim, “Eh işte daha iyilerini de gö-” Dememle kaşlarını sinirle çattı, şakam elimde patladı. Sağ eli göğsüme gitti, dokunduğu göğsümün ucunuysa “Eee?” Deyip parmaklarının arasına aldı. Sinirlenmişti ve bu sinir onu daha farklı bir insan yaparken beni bir dürtüyle  heyecanlandırıyordu. Vahşi miydi? Öyleyse vahşi oluşunu sevmiştim.

Hafif çekiştirdiği, gerilen ve bu yüzden de acıyan göğüs ucuma bakıp soludum. “Ah, Serdar.” Kolumu hızla boynuna doladım, ona doğru yükseldim. Yüzüme baktı “Söyle.” Ucumu daha da çekerken tüm bu an hoşuma gidiyordu. Hoşuma giden kısım elbette canımın acıması değildi, cinsel bir temastan ötürü ona sığınmam, ondan bir şeyler istememdi. Beni koruyacağını biliyordum. Cezbeden de buydu.

Kolumla iyice boynuna sarılıp bedenimi yukarıya çektim. Yataktan hafif doğrulmuş sıkıca ona tutunuyordum ama bu Serdar’ ı etkilemiyordu.
Niyetim aradaki mesafeyi kapatmaktı, kapanırsa canım yanmazdı.
Bakışlarımı parmaklarından ve göğsümden almadan mırıldandım. “Acıyor.”  Yüzüme bakıp geçmeyen siniriyle “Yani.” Dediğinde sağ elimle göğsümü alttan kavrayıp ona iyice yaklaştım. “Çok acıyor Serdar.” Aklımdaki tek düşünce ona daha da yaklaşmaktı. O çektikçe ona gitmekti. Bu sebeple ona göğsümü sunuyor daha da sokuluyordum.

Sol kolumla sıkıca boynundaydım. Mırıltılı bir ihtiyaçla çıkan sesim bir yana sürekli heyecanlı nefesler alıp veriyordum. Bedenimi Serdar’ a yeniden yakınlaştırdığımda kolunu bir o kadar arkaya uzatıp zevkle yüzümü izlemeye başladı. Beni öpmemek için kendini zor tuttuğunu nefeslerinden ve yüzümdeki bakışından anlayabiliyordum. Alnımı çenesine dayadım.
Göğsümün altındaki eli güçlü eline daha da yaklaştırdım. “Bıraksana Serdar.”  Başını iki yana salladı “İkna et.” İki parmağı ufak göğüs ucumda, hafif bir baskıyla o ucu çekiyordu. Canım yanıyordu, ama katlanamayacağım türde değildi. Aksini yapmazdı, daha ileriye gitmez bana kıyamazdı biliyorum. Yine de bu konuda ona yalvarmam hoşuna gidiyordu belliydi.

Parmakları daha da sertleşirken “Sevgilim.” Dedim nefes nefese Serdar’ a dönerek. Göğsümü bırakıp elimi yüzüne koydum. “Lütfen Serdar’ ım…” Heyecanla yüzünü seviyordum, kalbim deli gibi atıyordu.
Başını olmadı der gibi sessizce iki yana salladı, bu suretteki mimiksizlik duvarlarıma çarpıyordu. Elini biraz daha gerdirip “Az önce ne diyordun sen?” Dediğinde başımı hızla iki yana salladım ve “Şakaydı.” Derken alnımı çenesinde hareketlendirdim. Aynı zamanda kolum boynunda, ona sıkıca tutunuyordun. “Şakaydı.” Parmakları daha da sertleşti. “Ben anlamam.” Önüme döndüm, ikimiz de göğsümü izliyorduk.
Kıskanmıştı, halbuki nereden görecektim böyle bir bedeni?

“Serdar.” Diyerek yeniden göğsümü alttan kavradım. Ona daha da sokuluyor, “Çok acıyor.” Derken incelen sesimle ona sığınıyordum. Ancak bu onu yumuşatmadı, aksine birden dişlerinin arasından tıslaya tıslaya “Bursa’ da giydiğin kıyafetleri hatırlıyor musun?” Dedi. Parmaklarını daha da gerdirip devam etti. “Sokakta ya da kafede giydiğin, bu göğüsleri her türlü belli eden kıyafetleri.” Sanki o anlara geri dönüp tüm hıncını benden çıkartıyordu? Sanki bu konuda bana bilenmişti de o an gelmişti.

Nefes nefese başımı sallayıp “Hatırlıyorum.” Dedim ve hemen sonra Serdar’ a bakarak devam ettim. “Bir daha olmayacak Serdar. Sen hayatımda girdikten sonra olmadı ki.”
Kaşlarını havalandırıp göğüs ucumu sıkınca yeniden “Aahh.” Diye inledim. Geçmiyordu, o kadar sinirliydi ki geçmeyecekti de sanki.
Derin nefesler alıp zevkle Serdar’ a daha sıkı tutundum. “O beyaz elbise benden sonraydı. Sokakta giydiğin şortta.” Erkeksi kalın sesi şu an o kadar tahrik ediciydi ki bu temasla kendimden geçebilirdim. Konuya gelirsek haklıydı, onlar Serdar’ dan sonraydı ama bunları bu kadar içerlediğini bilmiyordum.
“Özür dilerim.” Diye yükseldim. “Çok özür dilerim.” Yükselen sesiyle araya girip “Ne?” Dedi sertçe. “Özür dilerim ne?” Neyim olduğunu duymak istiyordu, sevgilim, Serdar’ ım… Ya da her neyse. Ona güzel bir şey dememi bekliyordu. Dakikalar evvel sevgilim demeyişim ilişkimizi zedeler mi demiştim, şimdi de neyi zedelediğini görüyordum.

Gözlerimi kıstım ve usulca “Özür dilerim Serdar’ ım.” Diyerek dudaklarına yöneldim “Özür dilerim sevgilim.” Hareketsiz dudaklarını öptüm, hafifçe geri çekilip devam ettim. “Söz veriyorum bir daha olmayacak.” Derin bir nefes aldım. O heyecan gitmişti artık canım acıyordu. “Senden başka kimse….” Yeniden dudaklarına yönelip ufak bir buse bıraktım, geri çekildim “Serdar çok acıyor artık.” Dedim nefes nefese. Sonra gözlerimi kapatıp kaşlarımı çattım ve ağlamaklı bir sesle “Yalvarırım bırak.” Dedim. “Çok acıyor Serdar.”

Bıraktı.

Serdar bıraktığı an kızaran göğüs ucumu avuçladığımda “Bana bırak yavrum.” Diyerek avucunu göğsüme bastırdı.
Ona yine, asla kızgın değildim. Hatta bu yaptığı hoşuma  gitmişti ama canımın yandığı gibi de bir gerçek de vardı. “Çok acıyor mu?” Serdar yine eski Serdar’ dı. Naif, tutkulu, yumuşak ve bana kıyamayan. Sesi bile o kadar başkaydı ki sanki ben iki adamla..
Neyse.
Başımı iki yana sallamamla beni kendine çekerek omzumu öptü. Avucu göğsümde, kollarım boynunda, başımı omzuna koyarak öylece durdum. Gümbürdeyen kalbini hissediyor, tenime çarpan nefesiyle tebessüm ediyordum. Çıplak sırtımı seve seve şakağımı öptü ve oturduğu yerde hareketlenip “Geliyorum.” dedi.
Gideceğini anladım, geri çekilerek nedensiz ona müsaade ettim. Serdar kalktı, hızlı adımlarla mutfağa gidişini izledim. Bir şey düşünmüyordum sakindim. Ardından oturur hale gelerek kızaran göğüs ucuma dokundum. Başımı eğmiş etrafıma dökülen saçlarımla ona bakıyordum. Hafif bir sızı vardı sadece, ki onun da önemli olduğunu düşünmüyordum.

Avucumu etime bastırıp olan acıyı da almak istedim ki Serdar elindeki buz torbasıya yanıma oturarak beni kucağına çekti. Sessiz ve sakindik, üzerine bu defa yan oturup çıplak bacaklarımı koltuğa uzattım. Hala göğsüme bakıyor, ucunu inceliyordum. Serdar elindeki buz torbasını göğsüme tutarak başımı omzuna yasladı.
Dudaklarını alnıma bastırdı sakince. “İyi misin?” Derken dönüşebildiği karakteri merak ediyordum. O sert adamdan eser kalmamıştı ve bu naif adam artık içimi okşuyordu.
Kucağında küçücüktüm, göğüslerimi de saklamıyordum. “İyiyim.” Diyerek göğsüme buz tutan elini tuttum. “Bunu bir daha yapacak mısın?” Kendi içimde o kadar masumlaşmıştım ki, cinsel konularda hiç tecrübesiz bir şeyleri merak ediyordum.

Başını olumsuz anlamda sallamasıyla gözlerine bakmak için hafif geri çekildim, elimi yüzüne yerleştirdim. “Neden yaptın peki?” Rahatsız değildim, sadece o an çok başkaydı ve ben sebebini merak ediyordum.

Kaşlarını “Söyledim bunu.” Diyerek çattı. Ben de kaşlarımı çattım ama “Kıyafetlerim yüzünden bana sinirlisin?” Derken bir yandan da kemikli yüzünü okşuyordum. Başını olumlu anlamda sallayarak buzu  geri çekti. “O konuda sana hala çok sinirliyim.” Dudaklarımı birbirine bastırdım, başımı eğdiğimde konuyla birlikte ciddileşti. “Neden o kadar açık giyiniyordun? Herkesin bedenini görmesi hoşuna mı gidiyor?”
Hayır.
Yani bilmiyorum ki, sadece seviyordum.
Kaşlarım düşünceyle çatılırken sakince dudak büküp kendi kendime “Yooo.” Dedim. Sonra bu konuyu daha önce hiç düşünmediğimi fark ettim. Omuzlarımı kaldırıp “Bilmiyorum.” Dedikten sonra indirerek Serdar’ a döndüm. “Ama tabi ki hoşuma gitmiyor. Sanırım sadece o kıyafetleri seviyorum.” Yoksa biri bakınca ona dönüp ne bakıyorsun demişliğim çok olmuştu. Üstelik bu ego tatmini de değildi.

“İç çamaşırlarının rengini görebiliyordum.”
Buzu yeniden göğsüme götürürken bozulmuştu. “Ve eminim sadece ben görmüyordum.” Diyebilecek bir şeyim olmadığından varla yok arasında sade bir “Üzgünüm.” Dedim. Onu anlayabiliyordum. “Bu konuda seni yargılamam, sadece merak ediyordum.” Diyerek konuyu kapattı, yeniden başımı öpüp göğsüme odaklandı. “Çok acıttım mı?”

Hoşuma bile gitmişti

Başımı iki yana sallayarak bu defa ben onun şakağını öptüm ve yüzünü kendime çevirdim. “Hayır güzeldi.” Elimi omzuna indirdim, onu tekrar öptüm. “İyiyim, buz iyi geliyor.”
Şaşkın, dingin minnetle harmanlı bir tebessümle yüzüme bakarken buzu bir kenara koyup bu sefer göğüs ucumu parmaklarıyla okşamaya başladığında nefesim yeniden kesildi.. “Sertleştin.” Dedim sakince, Serdar’ ın kaşları ne diyorsun der gibi çatılınca gözlerimi devirip gülümsedim “Öyle değil.” Tamam sertleşmişti bunu zaten biliyordum, alışmıştım her dakika böyle olmasına ama konumuz bu değildi.

Ona bakıyordum, göz gözeydik. “Az önce, üzerimdeyken. Farklıydın, hep öyle misin?” Çekine çekine duraksayarak kurduğum cümleye başını varla yok arası sallayıp “Genelde.” Dedi. Genelde… Nefesimin bir anda kesildiğini hissettim. Tahminen tüm kanım çekildi, dilim damağım kurudu. Bu defa endişeyle baktığım adam sadece göğüs ucumu okşamaya devam ederek beni izledi. Artık canım yanmıyordu, dokunuşları masaj gibiydi.
Genelde dedi, peki benim ilk gece korkum ne olacaktı?
Ben bu değişime uğrayan adamla mümkün değil cinsel anlamda santim ilerleyemezdim ki. Tamam bu hoşuma gitmişti ama aynı şey değillerdi.

Ne düşündüğümü anlamış olacak ki kaşlarını “Şşş sakın.” Diyerek çattı. Kolunu sırtıma doladı, beni kendine yasladı ve yüzüme eğilip “O iş başka.” Dedi. “O başka bu başkaydı. Sana istemediğin sürece yatakta asla sert davranmam. Hele ilk gece, beni kesseler kıyamam sana.”
Nefesimi tutuyormuşum, verene dek fark etmedim. Kolumu boynuna dolayıp başımı bağrına yaslarken. “Çok kortum.” Dedim. “Çok korktum Serdar.” Ya bana o kadar hissiz davransaydı? Ya ilk gece beni ağlata ağlata… Mahvolurdum.

Göğsümü bıraktı, çıplak sırtımı baştan aşağıya “Yavrum.” Diye sıvazladı. “Korkma sakın olur mu öyle şey?” Sesinden anlayabiliyordum ihtimali bile içini titretiyor gibiydi. “O konuda elimde olmadan üzerine titreyeceğime eminim.” Kaç kişi günler öncesinden gerdeğini düşünür ve sevgilisine nasıl olması gerektiğini söylerdi ki? Ben bilmiyorum, söylenir miydi bunlar?

Kollarımı çıplak göğüslerime sardım. “Ya o an korkar istemezsen?” Dudaklarımı kemirip tedirgince sorduğum soruya “Olsun.” Diye başını salladı. “Ben beklerim seni, rahatlaman ve korkmaman için ne istersen yaparım.” Tüm bu sözlere omzuma, enseme inen buseler eşlik ediyordu. Az evvel göğsümde hoyrat dolaşan dudakları, bu defa tüy gibi yumuşacıktı. Başımı koynunda hareketlendirdim, biraz daha ileriye gidip mırıldandım. “Sert olmazsın değil mi? Çok acır mı?”
“Olmam güzel yavrum.” Derken şakağımı da öptü, kokumu içime çekti, kollarını sıkıca bana sardı. “Sen istemediğin sürece asla sert olmam. Her şeyi sana bırakacağım.” O gece ben nasıl istersem mi?
Tebessüm ettim, tüm bunlarla rahatlamış Serdar’ a daha da sokulmuştum. Kokusunu derin derin içime çektiğimde Serdar dudaklarını omzuma bastırıp yeniden açıkta kalan göğüslerine baktı. “Çok acır mı bilmiyorum. Sen düşünme bunu.” Sözünü “Normalde düşünmüyorum.” Diyerek kestim. “Sadece şimdi aklıma geldi, sen öyle sert olunca.” Bu beni tahrik etmişti evet, ama sadece bu anlıktı.

“Ben sana kıyabilir miyim? Ne sanıyorsun anlamıyorum…” Daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. “Bir şey sanmıyorum ki.” Diyerek yüzünü öptüm, kollarımı yeniden boynuna doladım. “Seni seviyorum, sana güveniyorum Serdar.” Başını usulca salladı, saçlarımı koklayarak ellerini bel oyuğuma indirdi.
“Acıyor mu?”
Göğüslerimden söz ediyordu.
Bu defa da “Acımıyor.” Diyerek boynunu öpünce dudaklarını kulağımın altına götürdü. Bu sessiz öpüşler, sırayla öpüşler, ufak dokunuşlar benim içimi gıdıklıyor yüzümü güldürüyorken Serdar derin bir nefes alarak beni tamamen kendine çekti. “Korktun mu benden?” İçine dert olmuştu belli. Kaşlarımı çatıp “Ya hayır yaa.” Diye itiraz ettim. Ensesini seviyordum, korkmamıştım ama artık bu çıplaklık artık beni utandırıyordu.
Kollarımı bedenine değen göğüslerime götürmemle sırtını koltuktan aldı ve tişörtünü çıkartarak bana giydirdi. Artık daha rahat hissediyordum, onun çıplaklığı sorun değildi. Yeniden “Gel bakalım.” Diyerek beni kendine çekerken sakin ve huzurluydu.

Yüzümü seve seve burnumun ucunu öptü. Ondan utanmıyordum, göğüslerimi gördü diye içime dert de etmiyordum. Hatta aksine doğrusu buymuş gibi geliyordu.
Usulca “Serdaar.” Diyerek sessizliğimizi bozdum. Dudakları saç diplerimde gezindi. “Efendim Hazan’ ım?” Dudak büktüm, “İlk geldiğim gün, üç günün sonunda gitmek isteseydim ne olurdu?” Bu ihtimal bile acabalarla düşündürüyordu beni. Acaba nasıl olurduk.
“Düşünmedim.” Diyerek kaşlarını çattı. “Hiç ihtimal vermedim ama gitseydin bile geri alırdım seni.” Sesi o kadar emindi ki nasıl diyemeden sadece gülümsedim. Ki alırdı da…
Başımı ona kaldırdım, elimi bana bakan yüzüne koydum. “İmkansız olduğunu düşündüğüm adamla uyumak çok tuhaf.” Başını biliyorum der gibi olumlu anlamda salladı. Bu hissi biliyordu sanki. “İmkansız olduğunu düşündüğün kadının kollarında uyanması kadar tuhaftır.” Aynı düşünceler miydi? İlk günden bu ana değişen onlarca neden, onlarca an..

Ona bakmaya devam ettim. Zihnimde tekrar tekrar sormak istediğim sürsürü soru vardı ve ben bazılarını gitmeden edemedim. “Sana ne zaman baksam o balkonda sigara içiyordun..” Sorular neyse de, o anlara gitmek ister miydim emin değilim. Sanırım o sancıya yeniden bulaşmak çok zor olurdu. Ve Serdar, konuşmamız gereken uzun konular var sevgilim.

Meraklı halime “Sayende iyice tiryaki olmuştum.” Derken hafif gülümsedi. Ki bundan rahatsız olmuşa benzemiyordu. Dudak büktüm, son zamanlarda içtiğini hiç görmüyordum. Baş parmağımla yüzünü sıvazlarken usulca mırıldandım. “Neden sigarayı bıraktın?” Başım omzunda, bir çocuğa bakar gibi bakıyordu bana. “Çünkü.” diyerek usulca alnıma eğildi. Oradan burnuma, dudağıma derken yeniden yavaşça geri çekildi. “Seninle ufak da olsa bir ihtimal yakalamıştım Hazan ve sigara sana zarar veriyordu.” Tıkanıyordum diye bırakmıştı. Öyle, bana bile söylemeden.
Dudağımı sarkıtarak başımı usulca yana eğdim. “Peki, Beni izlerken ne düşünüyordun?” İşin aslı, şu an ona sıkıca sarılmak istiyordum. Kurduğu tüm cümlelere, her bakışına bir buse kondurmak istiyordum. O sert yüzün aksine bana verdiği güzel cevaplarla içim gidiyordu.
Bir an duraksasa da beni kırmadı.

“Yapabildiğim her an gözüm üzerindeydi.” Diyerek yanağımı avuçladı. Bunu biliyordum…
Kaşları “Ne düşündüğümü tam olarak aktaramam belki ama berbat hissediyordum.” Derken hafif çatıldı. Donuklaştı sonra. Ona acı veren bir an gibi daldı. “Dudağının patladığı gün, seni öyle yere eğilmiş gördüğümde hayatımda ilk defa başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Yere kanın damlıyordu, ilk defa çok korktum.” Son da değildi, şimdi de gerilmişti ve o donuk bakışlarını gözlerimden koltuğa çevirmişti.
“Şarkı söylediğin akşamlar sinirden deliye dönsem de bir sik yapamadım, çünkü benim değildin.” Artık seninim. “O Alp itiyle dışarıda voleybol oynarken de, balkonda şortla otururken de her defasında-” Yutkundu ve bu defa bir şey demedi, sanırım doğru kelimeyi bulamıyordu. Hislerini hallerinden anlıyordum. Serdar şu anki aşkıyla o anlara gidiyor ve daha fazla acı çekiyordu.

Kucağında dikleştim, aynı sırada yüzündeki parmağımı hareketlendirince yeniden bana dönüp
“Bizde kek mek yaparken seni uzun uzun izledim.” Dedi. Daha sakindi, onunla gülümseyip elimi geniş omzuna indirdim. “O akşam çok huzurluydum. Gizli numaradan arayan kuzenini iki dakikada çözüşüne hayran kalmıştım. Hareketlerine.” Gözleri yeniden saçımda daldı, gülümsedi. “Bakışına, mimiklerine, adımlarına, bir şeyler yapışına… O gecenin her anında sana hayrandım ben.” Bana döndü, gözlerime baka baka “İçim gidiyordu sana.” Dedi.
“Elinden aldığım borcamı dolaba koyarken önümde duruşunu da unutamıyorum. O bakışını, bakışınla bile Serdar dolabı açar mısın deyişini… Bana ait gibiydin, ama değildin de.” Öpsem ya seni. Böyle hiç tükenmeyen bir sevgiyle dolu dolu bir ömür seninle olsam..
Derin bir nefes aldı ciğerlerine ve kaşları çatıldı kendine. “O akşam o masada Urfa’ da kaldım diye kendime çok kızdım. Bursa’ da kalsaydım seni daha önce tanırdım. Teğet geçmişim meğer.” Yüzümü sevişleri, boynuma inişleri, kendini gözlerimden almayışları bitmiyordu. Kaşlarını kaldırıp “Ve emin ol.” Diye devam etti. “Seni daha önce tanısaydım yaşadıklarının hiçbirini yaşamazdın. Buna izin vermezdim.”
Servgilim…
Omzumdaki elimle ona doğru yönelerek dudaklarına ufak bir buse bıraktım ve o beni sarmadan “Yaşadığımız şeyler bizi biz yapan şeyler Serdar.” Diyerek geri çekildim. “Sen otuz yaşındasın ve bence yaşına göre çok daha olgun bir adamsın.” Buna ne denirdi bilmiyorum, ama Serdar’ ın olgun hali beni cezbediyordu.

“Sen de çok olgunsun.” Dedi ciddi ciddi. Ama sonra “Yani bana yaptığın cilveleri saymazsak dışarıdan bakıldığında fazlasıyla olgu-” Derken hafif gülümseyince elimin tersiyle ağzına vurup şaşkınca “Suuuus.” Dedim. Başını benden kaçmak için yana çevirdi “Aaaa yalana bak.” Diye yükselerek devam ettim, sonra da başımı omzuna bıraktım. Ona vurdum diye kızmadı, hatta konuyu anında geçiştirip başımı öptü. “Ayıp. Biz yakında evleniyoruz kocaya vurulmaz öyle.”
Umarsızca omuz silktim. “Evlenene kadar dayak şov o zaman.” Gülerek yükseldi. “Seni bir elime alırsaaam.” Hem gülüyordu hem kızıyordu. Daha da gülümsedim, “Elindeyim ya.” Diyerek diklenir gibi başımı ona kaldırdım. Öyle bir bakıyordu ki bana. Bir an yüzümde duruldu, sonda “Cık.” Diyerek yeniden alnıma eğildi. “Kıyamam ben sana.” Kollarını belime sarıp başımı omzuna koydu. “Yavrum benim.” Ensemi öptü. Çok seviyordu belliydi. Çünkü Serdar gibi bir adamın durup durup beni öpmesi… Bilmiyorum çok başkaydı.
Kucağında her bir anın tadını usul usul çıkartırken çıplak bedeninde elimi gezdirdim bir süre. Düşünceler beni sardı, ben bir miktar geçmişe gittim. Sabah uyansam ve tüm bunlar bir rüya olsa, o sokağın başında yeniden Serdar’ la karşılaşsak hiç durmadan  Serdar diye boynuna atlardım. Ya da karşılaşmasak, o zaten hayatımda olmuş olsa gecenin bir vakti Hatice Teyze’ lerin kapısına dayanıp yine Serdar’ ın boynuna atlar ona her şeyi anlatırdım. İçim gidiyordu ona, bana sunduğu şu anlara..

Gözlerim sırtında dalmışken “Biliyor musun Serdar?” Dememle “Neyi?” Diyerek bana sarılmaya devam etti. “Ben de çok düşündüm. Seninle neden daha önce karşılaşmadık diye.” Ensesini öptüm. O benimkini, ben onunkini.
Sakince sırtımı sevdi, saçlarımı okşadı. “Buldum mu sebebini?” Bulamayacağımdan emin gibi…
Dudak büktüm. “Bence benim biraz, hayatla iç içe kalıp en az senin kadar olgunlaşmam gerekiyordu. Hayat beni tamamen sana hazırladığı için şu an aramızdaki altı yaş sadece bir rakamdan ibaret.” Tüm hissim bundan yanaydı, aklım bunu kabul ediyordu. Zira kendimi Ayça’ yla olduğum zamanlardan biliyorum, hayat beni durdurmasa ben cidden fena dağıtırdım.

Beni geriye çekerek yüzümü taramaya başladı. Kaşları çatılmış, sinirlenmişti. İtirazla başını iki yana salladı. “Hayat seni bana hazırlamasaydı da ben yine severdim seni?” Eminim. Buna eminim siyah devim. İki elim omuzumda dudağımı sarkıttım, başımı hafif yana eğdim ve “Severdin tabii.” Diyerek gözlerimi devirdim. “Senin sevginden şüphem yok ama emin ol bir süre sonra yorulurdun.” Çünkü ben hayatımın bir döneminde de olsa akşamdan sabaha kadar içerek sokaklarda bağıra çağıra gezenlerdendim.

Dikkatle bana bakışına dudak çabalattım. “Çok fazla şımarık olurdum belki. Belki sana asla boyun eğmez, durulmaz ve gece hayatı olan biri olurdum. Bazı acılar, insanları olması gerektiği kişi yapıyor.” Tüm bunları söylerken o kadar ciddiydim ki Serdar tek kelime etmeden sadece beni izliyordu.
Dudak büküp “Aklıma bir sürü şey geliyor.” Diyerek  başımı hafif iki yana salladım. “Başımıza ne gelirdi, bunu bilemeyiz Serdar’ ım.” Artık ona Serdar’ ım diyebiliyordum. Çünkü dakikalar evvel Serdar’ ı parmakları göğüs ucumdayken bunu aşmıştım.

Gözlerini hangi ihtimalle sıkıntıya yumdu bilmiyorum. Ama geri açtığında. “Sen cidden olgunsun.” Deyip derin bir nefes aldı ve göğsü bu solukla inip kalktı. “Bu zeki hallerinle sana her defasında daha fazla hayran oluyorum.” Sözlerine, gözlerine gülerek kaşlarımı çattım, alt dudağımı dişledim ve başımı yana eğerek keyifle “Şımartma..” diye kıkırdadım.
Serdar bu kadar anlamlı cümleler kurunca benim içimde papatyalar açıyor, yaprakları da kalbimi gıdıklıyordu.
“Şımarsana.” Diyerek yanağıma eğildi, sıkıca öptü ve kollarımı boynuna dolarken keyifle sesini yükseltti. “Biraz şımar da gözüm şenlensin.” Böyle olunca ben daha da utandım, başımı omzuna bırakıp olduğum yeri öptüm.
Beni yeniden geri çekti, ona zorla bakmamı istiyordu ama asla utandırmıyordu. Gülümsemesi geçmiş “Bana nasıl boyun eğiyorsun?” Derken yeniden ciddileşmişti. Kaşları çatıldı. “Herkes yapamaz bunu. Sen özgürlüğü seven bir kızsın.” Bu sorunun cevabını biliyordum. Ona aşıktım, ama bunun yanında..
Gülüşümü bastırmak için dudaklarımı dişlerken siyah saçlarımı arkaya attırdım.
Beni izliyordu, aşk bir yana dursun ellerim sert omuzlarından göğsüne inerken “Sanırım senden çok fazla etkileniyorum.” Diye söze girdim. Gözlerini hafif kıstı. “Üzerimde hüküm sürmen beni heyecanlandırıyor.” Az evvel gibi, daha farklı anlar gibi…

Bir an afalladı. “Sert seviyorsun?” Derken benden bir onay bekliyordu. “Tıpkı göğüslerini avuçlayıp sıktığımda verdiğin tepkiler gibi. Bağırmamı ve sert olmamı seviyorsun.” Hem konuşuyor, hem de şaşkınca beni teğit etmeye çalışıyordu. Utangaç halime aldırmadan boğuk sesiyle “Bakalım boşalırken ne yapacaksın.” Demesiyle “Imm.” Diye mızmızlanarak yüzümü bağrına kapattım. Boşalmak deyince utanmıştım ama bence ne isteğimi de söylemem gerekiyordu. “Onun dışında lütfen bana bağırma. Çünkü başka türlüsünden korkuyorum.”

Bedenimi yeniden sardı. “Artık benden korkmanı istemiyorum. Korkmanı, üzülmeni ve içinin burkulmasını istemiyorum.” Bunların hiçbiri zaten olmuyordu. Keyiflendim, naz yapar gibi “Çünküüüü.” Dememle gülerek, bildiğim cevabı verdi. “Çünkü sana çok aşığım.”
Koynunda sırıttım. “Güzelmiş.” Dudaklarını saçlarımda gezdirdi. “Neymiş güzel olan?” Omuz silktim, bunu artık açık açık söyleyebiliyordum. “Aşık olduğum adamın bana aşık olması.”

Bir şey demedi, onun yerine hareketlenerek beni yeniden koltuğa yatırmaya başlayınca ne olacağını anlayıp gülerek “Serdar hayır yaaa.” Demeye başladım. Beni tekrar mı emecekti? Dudakları mı göğüslerimi mi?
Hafif eğlenen bir sesle “Ya falan yok.” Derken çoktan eski halimize gelmiştik ve Serdar dudaklarını dudaklarımın üzerine bastırmıştı. “Seni sabaha kadar sevebilirim, böyle.” Sevmekten kastı sevişmekti, öpmekti, koynumda olmaktı bunu zaten biliyordum. Aralık dudaklarımdan içeriye girerek kendine yer edinince koltukta daha rahat bir hal alıp darbelerine karşılık vermeye başladım.

Az evvel gibi sert değildi. Hatta alakasız bir şekilde kibardı diyebilirim. Sakince öpüyor, sanki bende dinleniyordu. Öyle ki bu defa göğüslerime yönelmedi bile. Dudaklarımı eme eme talan etti, ama başka bir uvzuma dokunmadı. Tam nedenini düşünüyordum ki beni okuyormuş gibi hafif geri çekildi. “O göğüslere dokunmuyorum diye düşünüp durma.” Bir kez daha öptü, boğuk sesiyle soludu. “Ergenler gibi pantolona boşalmak istemiyorum.” Cevabıyla gülmek istedim. Bir yanım kahkaha atmak isterken diğer yanım fena halde tahrik olmuştu. Bir şey söyleyemeden kollarımı boynuna dolayıp dudaklarına kapandın.

Çıplak bedeni üzerimde, dudakları burnum dahil her yerimde geziniyordu. Bir süre dudaklarımı öpüyor, heyecanlandığımı anlayınca yanağıma, gözümün altına, kirpiklerime ve alnıma yöneliyordu. Dakikalardır ondan kaçamıyordum ama soluk soluğa “Şu halimize bak.” Diyerek yavaşlamasını sağladım. İlgisi farklı bir yöne daha kaydı. O kadar güzeldik ki, aslında niyetim ona bizi hatırlatmaktı. Nitekim ben ara ara aramızdaki bu çekime hayret ediyordum. “Nerede hata yaptık Serdar?” Derken güçlü kollarını okşuyordum.

Durmadı, alt dudağıma kapandı ve emerek bıraktı.
“İlk gün sana öyle yaklaşmayacaktım. Hayvan gibi.” Derken soluk soluğaydı. Bu defa “O zaman bir şey değişmezdi.” Diyerek onu öpen bendim. “Asıl ben o gün aptal gibi dağdan inmeyecektim.”
“Sana o gün için de ayrı sinirliyim. Telefonu kafamda kırsan olmuyordu sanki.” Durmuyordu. Konu açtım yine durmuyor, sadece öpüyor ve öpüşleri arasında konuşuyordu. Gerçi ben de ondan farklı değildim. Etki dudaklarından bir türlü ayrılamıyordum.

“Doğru.” Derken hafif geri çekildim. “Aptal tarafıma denk geldi.” Nefes alıp verdim, yüzü yüzümde bu defa da burnumun ucunu öpüyordu. “Çok duygusal davrandım, aşırı sinirlendim. Şeydi bir de. Yani suçu ona atmak gibi olmasın ama..” yutkunarak Serdar’ ın dudaklarına yönelsem de kaşlarını çatarak “Kime? Neydi?” dedi.
O çatık kaşlarla bana bakarken hızlı bir buse bıraktım dudaklarına. “Regl oldum sonraki gün. Onun etkisi olabilir mi demedim değil.” Bir an duraksadı, kaşları çözülmeden “Bir dakika.” Dedi. “Geldiğinde oldun. Daha bir ay olmamıştı?” Daha da geri çekilip gözlerime baktı. “Sen erken mi adet oldun?” Bunu şimdi nasıl hesaplamıştı?
Başımı önemi yok dercesine iki yana salladım.
“Strestendir. Normal yani sorun yok.” Kaşları daha da çatıldı, sanki söylesem reglimi erteleyebilecek gibi “Niye söylemedin bana?” Dedi.
Gözlerimi devirdim. Tepeden bana bakan çıplak adamım o kadar güzel duruyordu ki kalbim kollarında olduğum için bir kez daha hızlanmaya başladı.
Elimi yüzüme götürdüm, façalı kaşının hemen altına.
“Serdar abartmasan mı? Normal diyorum.” Bir an sadece bana baktı. “Emin misin?” Elbette emindim. Hormonel bir sorunum yoktu.

Başını tamam der gibi sallasa da eski keyfi yerinde yoktu. Gülümsedim ve “Gel hadi.” Diyerek onu yeniden kucağıma çektim. “Bu defa uslu uslu yat.” İtiraz etmeden başını boynuma koydu, yattığı yerden yanağımı öptü.
“Birazdan çıkarız yemeğe gideceğiz.” Serdar’ a dönerek keyifle “Yerdik evde” Dedim. “Ben yaparım bir şeyler.” O kadar huzurluydum ki altından ziyade kollarından ayrılmak istemiyordum.
Yanağımı öptü “Sen yine yaparsın yavrum.”  Eli belime gitti. “Biz bu akşam çıkalım.” Onunla nerede olduğumun bir önemi yoktu. Omuzlarımı silkerek ona dönmemle emir verir gibi ekledi. “Şu geçen aldığımız uzun elbiselerden birini giyersin.”

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

Anaaaaa tanışmaya gidiyoruuuuz

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 40

Yaaa size kıyamam ki çok güzelsiniz be

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 35

Yalnız daha önce okurken fark etmemiştim hiç ama Yeliz in tarif ettiği adam ne kadar Serdar ı anımsattı. Gerçekten Hazan ı kıskanıyor olabilir mi diye bir düşündürdü.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Yahu adam eğitim de askerlerine nasıl sert olduğunu biliyoruz o kadar adamın yanında yavrumlu mu konuşsun Serdar ın karakterine ters böyle şeyler.

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

Bu adam çok yüzsüz

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 2

Sabah sabah yine kibarlığın dersini vermişiz

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 94

Biz hayvan davar seviyoz ne var

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 80

Sakin olllll

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 79

Gelende derken heeee gelende derken ne demek istiyorsun genelde kimleydin heeeeee cevap verrrrrrr

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 40

Kıyamam size çok güzeller

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Davar la bu

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

Bu dayının yerinde olmak vardı

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 7

Çok tatlıiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bunların acilen evlenmeleri lazim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Hazosum ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 70

Serdar ucmiyim.sana burdan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 69

Beyefendiyle bak özür de istiyo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 68

Geçmişe dönersek senin hatan daha fazla aslanım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 66

Ebedinin seti yani Serdar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 62

Coookk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 59

Ateş bastı nisey yok

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 54

Hatırlıyor musunuz serdar'ın bir sözü vardı sana bir daha böyle dokunmayacağım falan hshshjsjsisjdjsj

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 54

Şahsen ben hatırlıyorum sjsjsjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 52

Adam 5 dakikada kendine geldi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Allah'ım kudurukları evlenin de siz de kurtulun Biz de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 43

Kıyamam ilk defa böyle belli ediyor kendini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 40

Sen yeterki işte kociss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 32

Her ne halt yerse yesin arkasinda durduğum bacım ve ben

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 22

Anne sen de dünden meraklısın herhalde

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 13

Bu adam kaç ülke gezdi anasını satayım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Abi asssiri utangaç degillermi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 2

Gayet Nezih bir şekilde cevapladı

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 29

Öküz

dilaa.09 Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

Yüzsüz dayımız aramış

Yorum için giriş yap