← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 64

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Kollarındaymış hissi kalbindeymiş hissi kadar gerçekti. Bu sabah o yoktu ama kalbime öyle bir işlemişti ki sanki Serdar her sabah benimleydi. Öyle bir bendeydi ki, her anımı onun varlığıyla yaşıyor, her adımımı Serdar’ ın var olduğunu bile bile atıyordum.
Bende bir Serdar var..
Bu sabah koynunda uyanmadım, ama yattım yatağa kendimi sarılarak onu hayal ettim. Gece sağa sola dönüşlerimde sanki o vardı. Benimleydi biliyorum, olmazken bile vardı.
Her anımda varlığını hissettiğim gibi bu sabah da yastığa sarıla sarıla yarı uyanık vaziyette onu düşünüyordum. Yüzümde derin bir tebessüm, içimde çocuksu bir neşe, yüreğimi hoplatan heyecanı.
Serdar….

Dilimden düşürmediğim bir ad, bana hayatın en güzel yanını getiren sevgilim, kocam… Serdar… Adına duyduğum aşk, dudaklarımdan daima dökülüşe sebepti. Bana dokuduğunda hissettiğim oluşumla onu yüreğime hapsetmek istiyordum.
Şu günlerde aptal bir aşık gibiydim. Gibisi fazla, kabul ediyorum aptal bir aşıktım ama yapacak bir şeyim yoktu, o hayatımın tam olarak anlamıydı. Güne uyanma sebebim, attığım adımların anlamıydı. O yokken artık hiçbir şeyin anlamı yoktu sanki.
Değişiyordum, eskiden nasıldım biliyorum fakat bu beni örselemiyordu. Ben değiştiğim karakterden, dönüştüğüm kızdan hayli memnundu.

O dün bana doku- Düşüncelerimin ortasında odamın kapısı açılınca gözlerimi aralamadan yüzümdeki gülüşü anında sildim.
“Hazan Abla.”
Tuğrul usulca soluyordu fakat ona sırtım dönük olduğundan gözlerimi aralasam da göremiyordum. Mızmızlaranarak kaşlarımı çattım. “Hm?” Saat kaçtı bilmiyorum ama henüz erkendi. Saat umurumda değil, uykum varsa erkendi.

“Uyan bir şey diyeceğim.” Ne diyecekse sonra derdi. Şimdi uykum vardı ama yine de söyle der gibi “Hmmm?” Diye devam ettim. Söylesin, beni rahat bıraksın annem odama gelmeden biraz daha uyumam lazımdı.
“Serdar abi ağzıma sıçtı.”  Tuğrul’ un aceleci ve sıkıntılı sesiyle parkedeki telefonumun titremesi birbirine karıştı. Serdar’ ın adını duyduğum gibi kaşlarım daha da çatıldı, “Ne?” Diyerek bir yandan da yerde duran telefona yöneldim.

Kapımın girişinde durmuş bana bakıyordu, ekrandaki adı görmüş olmalı ki isyanla “Ya hay amınakoyim sıçtık yaa.” diye söylene söylene odadan çıktı. Ben de aramayı yanıtlayıp telefomu kulağıma götürdüm. Tuğrul ne demişti tam olarak anlamamıştım ama nasıl olsa Serdar’ dan öğrenirim.

“Senin haberim var mı o itin attığı şeylerden?” Serdar’ ın kaba sesiyle yüzümü buruşturarak mırıldandım. “Ne?” Uykuluydum, kendime gelemiyordum ama Serdar’ ın azarlayan sesi beni ayıltacak gibiydi. Birden “Sana diyorum!” Diye bağırdı ve varsayımımı bir netliğe kavuşturdu. Uyuyordum ya ne oluyor?

Gözlerimi açmadan belimdeki pembe çiçekli pikeye sarıldım. “Ya uyuyorum!” Bağırma sırası bendeydi, çünkü bu hali beni şaşırtmak bir yana dursun hayli sinirlendirmişti.
Kapalı gözlerimle kaş çatıp devam ettim. “Ne bağırıyorsun Serdar sabah sabah? Ne ne nee?” Daha da yükseldim. Sabahları öfkeli oluyordum sanırım biraz da bundandı ama ne oldu da dün her şey muhteşem giderken sabah böyle bir telefonla uyanıyordum? Üstelik ona dün çok güzel bir mesaj atmışken.
Açıkçası karşılığının bu olacağını hiç hesaplamamıştım. Bilseydim asla yazmazdım.

“Bağırma!” Diye tek seferde soludu. Daha da bağırdım. “Sen bağırıyorsun!” Ve birden yüzüne kapattım. Sabah saat onmuş ve ben, uykumun en güzel yerinde, hiç uyanmamam gereken bir saatte, az evvel aşık olduğum adam tarafından öfkeli bir bağırışla uyandırılıyordum. Üstelik bilinen bir suçum da yoktu.

Yastığımın yanına bıraktığı telefon yeniden titremeye başladı, tekrar arıyordu. Yine açtım, ilk kelimeyi ondan bekledim ve daha sakin bir halle dişlerinin arasından “Hazan.” Deyişini duydum.

Gözlerimi araladım, yüzümü ovarken kendime gelmiştim. “Serdar uyuyordum. Arıyorsun bağırıyorsun bağırınca da kızıyorsun ne oldu ya?” Çok seviyorum yaptığına bak. Bu yapılır mıydı bu sabah?

Parmağımda onun alyansı, üzerimde onun izleri…

Moralimin bozuk olduğunu sakin çıkan sesimden anlamış olacak ki düz bir üslupla “Yavrum.” Dedi. Her ne diyecekse vaz geçti, derin bir nefes aldı. “Tamam kusura bakma uyu konuşuruz sonra.” Hem ara bağır sonra da uyu de. Oldu.

“Yok.” Diye sağıma döndüm. “Ayıldım artık çok sağol. Ne oldu?” Araması sorun değildi, şımarıklık yapmak da istemiyorum ama sadece, bilmiyorum. Oflar gibi bir nefes daha verdi. Anlatmayacaktı belli. “Uyu Hazan kapatıyorum.” Diyerek bu defa o yüzüme kapattı.

Geri aramadım. İçim bir garip olurken dün gece uyumadan evvel şakayla karışık ona yazdığım mesajları açtım.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Bana yüzük alacaksin

Gönderen; Hazan
Mesaj; Elalem karısına her ay bir yüzük alıyor neler neler alıyor

Gönderen; Hazan
Mesaj; Sen de bana alacaksın ne var?

Gönderen; Hazan
Mesaj; O yüzüğü istiyorum

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yine kaybedersem yine alacaksın

Gönderen; Hazan
Mesaj; Kocam değil misin amınakoyim elli kere olsa yine alacaksın ne var?

Gönderen; Hazan
Mesaj; Beyaz da istiyorum siyahı da

Gönderen; Hazan
Mesaj; Yüzük alacaksın bana.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Tek taş pırlanta.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Boşarım seni Serdar

Hepsini görmüştü de bir cevap bile vermemişti. Yazdığıma yazacağıma pişmandım. Sileyim dedim ama o da gördüğü için ondan silinmiyordu, bir şey yapamadım. Keşe yazmasaydım. Gidip kendime bir yüzük alsaydım da ona bunu yazmasaydım. Beni buluyordu, huyumu biliyordu ben böyle biri değildim dün bir anlık keyifle biraz da eğleniriz diye yazmıştım, insan sabah güzel bir şeylerle karşılık verirdi. Ya da aradığında biraz insan olurdu.
Gördük ne yaptığını.

Sinirlendim, söylene söylene banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan birkaç dakika sonra Tuğrul’ un gece uyuduğu odaya girdim. Sırtı krem baza başlığında yatakta öylece oturuyor, bacaklarını kendine çekmiş kollarını etrafına sarmıştı. Çok keyifsizdi, hatta dokunsam ağlayacak gibiydi.

Sena “Günaydın aşkım.” Diye mırıldanıp peşimden odaya girince ona karşılık vererek hayretle Tuğrul’ a ilerledim. “Aşkııım.” Yatağa çıktım, yanına oturup sarıldım. “Ne oldu?” Kumral saçlarını öperken başı yana dönmüş, tek kelime etmiyordu. Omzunu sıvazlayıp Sena’ ya döndüm.

Ne oldu der gibi bakıyordum ama belli ki o da bilmiyordu. Kapıyı kapatarak ben de yatağın ortasına oturdu. “Anlamadım bende. Az önce uyandım surat beş karış.” Tuğrul’ un bacağına dokundu. “Ne oldu bebişim?”
Tuğrul benim için çok kıymetliydi, o yüzden onu böyle üzgün görmek beni çok etkiliyordu. Haliyle bir şey yokmuş gibi omuz silkişinin üzerine gittim. “Tuğruul. Ne oldu söyle hadi Serdar mı bir şey dedi?” Odaya geldiğinde Serdar’ la ilgili bir şey demişti uykulu uykulu tam hatırlayamıyordun.

Tuğrul’ u kendime çekerek başını öptüm. Şampuanının kokusu çok güzelken kısa saçları dudaklarıma batıyordu, bu hissi biliyordum, her an hoşuma gidiyordu.
Sena’ nın da hadilemeleriyle doğruldum, “Tuğruuul.” Diye yenileyerek elimi çenesine koydum. Ne olduysa konuşmuyordu ve onu ilk defa böyle görüyorum desem yeridir.

Yüzüme bakmasını sağlayınca gözlerini kapatarak başını cama çevirdi. “Ne olduğunu demezsen Serdar’ ı ararım.” O söylemezse Serdar söyleyecekti. Doğrusu kuzenimi neden ve nasıl üzdüğünü merak ediyordum.

“Ablacım söyle misin ne oldu? Yüz lira veririm bak.” Sena sonunda hepinizi güldürünce Tuğrul dönmeden  mırıldandı. “Ben dün Hazan ablamı hikaye atmıştım watsapa. Bir de ikinizi falan. Serdar Abi’ ye gizlemiştim onları görmüş nasıl gördüyse. Aradı bir sürü bağırdı kafanı kırarım lan senin it falan dedi.” Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı, Tuğrul durdu biraz. “Aramız çok iyiydi bizim.” Derken içlenmişti belli.

Elbette kızamadım. Böyle bir şey söz konusu bile değildi, hatta Tuğrul’ un kırgınlığına gözlerim dolarken “Yaa.” Diyerek sarıldım. Serdar’ ın o öfke dolu sesini tahmin etmek zor değildi. Onu korkutmuş olmalıydı. Attığı şeyleri ben de görmemiştim. Tuğrul arada böyle şeyler yapıyordu evet, ama bu benim için sorun değildi.

Sena “Ne atmıştın? Hani?” Deyince Tuğrul “Sildim.” Dedi. “Sildirdi Serdar Abi.” Ah Serdar… Ondandı o öfkesi tabi.
Sena tüh be der gibi başını yana eğdi. “Ne vardı ne çekmiştin yine? Bize de mi gizledin ben görmedim.” Tuğrul omuz silkti, bize de mi gizledi bilmiyorum ama “Biri istemedendi Hazan Abla’ mla selfie çekmiştik.  Diğerleri de akşamdan videolardı. Birinde Hazan Abla’ m bana çay getiriyordu o boydandı. Yeni gelini çalıştırıyorum yazmıştım altı-” Birden geri çekilerek ah be dedim. “Tuğrul üzerimde şort vardı?” Serdar tabi kızardı buna.

Sena aklını küçümser gibi salak diye mırıldanarak devam etti. “Neydi diğeri?” Yani, keşke atmasaydı ama özenmiş atmış bir şey de diyemezdim.
“Annemler yatakları hazırlarken sen koltukta oturuyordun, Hazan Abla’ m senin kucağına yatmıştı, gamzedeyim şarkısının fonunu mırıldanıyordu ya. Dayım birde saloma girip deva bulmam diye söz girmişti. Orayı atıp konserdeyim canım arama yazmıştım.” Tabi yatınca daha da yukarı sıyrılmıştır o şortum.

Yine de olan olmuştu, gören görmüştü yapacak bir şey yoktu. Şimdi sadece Serdar’ ı sakinleştirip Tuğrul’ la barıştırmam gerekiyordu çünkü onunla kötü olması tahammül edeceğim bir şey değildi.
Elimi sırtına koyarak açıkta kalan ensesini öptüm. “Tamam ben kahvaltıdan sonra konuşurum Serdar’ la kapanır mesele.” Kıyamam, yüzüme bakamıyordu bile. Halbuki benim için bunun hiçbir önemi yoktu.

“Diyemez sana bir şey, ben varım. Tuğrul, Serdar sana kötü kötü bile bakamaz ben baktırmam. Sen de atma bir daha bebişim. Bak ben de istemiyorum artık.” Kötü hissediyordum Serdar vardı hayatımda. Sanki ona aittim de başkasının görmesi içime sinmiyordu.

Tuğrul başını sallarken ona sarılmaya devam ederek “Hak etmişsin biraz da.” Diyen Sena’ ya döndüm. “Sana dedim elli kere atma bizi diye. Üzerimde pijama vardı bende rezil oldum. Kim var rehberinde?” Tuğrul geri çekilerek beş karış suratla Sena’ ya baktı. Gözlerini kıstı, dudaklarını aralayıp imayla yükseldi. “Merak etme salak, Azat Abi’ yi de engellemiştim.”

….


“Ya biraz aşağıdan at şunu beee!” Diye bağırırken yerimde hafif zıplayarak Sena’ nın attığı topu karşılamaya çalıştım. Parmaklarımı sıyırdı, döne döne arkamdaki bahçeye girdi.
“Aşkım pardon.” Sena’ nın cılız sesine gülen çocuklar voleybol topunu bana atarken hafif terlemiş, yüzüm kızarmıştı.
Havalandırdım, iki elimle topu Deniz’ e yollayıp üzerimi düzelttim. Dün nişanlanmıştım, bugün sitenin önünde kendimizden yaşça küçük çocuklarla nefes nefese voleybol oynuyordum. Seviyordum, yaşım büyük diye bu eğlenceden mahrum kalacağım diye bir şey yoktu.

Top yeniden bana doğru havalandı, bu defa boyuma eriştiği için karşılık vererek topu Sercan’ a attım. Deniz ve Serdar iki kardeşlermiş, onlarla bir saat evvel markete cif almaya giderken tanışmıştık. Sonra da cifi bırakıp voleybol oynamaya gelmiştik. İkisinin dışında bir sürü çocuk daha vardı. Gayet eğleniyor, keyifle voleybol oynuyorduk. Birkaç pası yerde karşıladığımdan siyah pantolonumun dizleri toprak olmuş, üzerime gelen toplarla mavi tişörtüm ve ellerim kirlenmişti.
Yüzüğüm.
O da kirlenmesin ve rahatça oynayayım diye kotumun cebine iliştirmiş sadece oyuna odaklanmıştım.
Bu akşam dün istememe gelen Ezgi’ nin kınası varmış, gece söyledi, söylediğine göre de nişanlısı Emir’ le aynı yerde askermiş. Oraya gidecektik ama sahneye çıkar mısın da demişti. Doğrusu bilmiyorum, Serdar’ a sormam lazımdı ama ona da kahvaltıdan sonra Tuğrul için mesaj atmıştım, hala dönmemişti.

Az evvel toz toprak içinde kalan dizlerimle yeniden yere eğilip topu karşıladım. Sena hızla bana çevirdi, bu defa hafif zıplayarak tek elimle karşılık verdim. Hafif nefes nefeseydim ve topuzum dağılmıştı. Sena’ yı izlerken alnıma inen saçlarımı kolumla yukarıya sıyırdım. Top bir kez daha bana geldi, bu defa karşılık vermeye niyetli değildim. Ayağımda birkaç kez sektirerek arkadan gelen araba sesiyle onu ayağımın altına aldım. Ellerim belimde, çok susamıştım, ama cebimde bozuk yoktu. Kılıfın duruşunu bozuyor diye de telefon arkasına para korkmuyordum. Mecbur birazdan eve gidecektim.

Araba geliyor diye tüm çocuklar kenara çekilmiş, bir kısmı o tarafa bakıyordu. Bana doğru ilerleyen Sena’ yla arkamı dönmeden topu “Deniz.” Diye seslenip ona yolladım. Daha oynamazdım eve gidip duş alana kadar saat zaten gelirdi. Serdar’ a da ulaşmam lazımdı.

Tuğrul kapıda belirdiği sırada ona doğru ilerliyordum ki Sena kolumdan tutara beni engelledi. “Seninki.” Yüzüne baktım. Çenesiyle arkamı işaret ediyor, o tarafa bakıyordu. Anında Serdar mı diye düşünerek o tarafa döndüm, gülümsedim. Serdar gelmişti.
Üzerinde askeri üniforması, ilk defa gördüğüm beyaz arabadan iniyordu. Bana baka baka arabanın kapısını kapattı.

Aramızda uzun denecek bir mesafe, ona doğru ilerlemeye başladığımda öfkeli bakışları Tuğrul’ a döndü. Birkaç adımı ona attı sanki, o öfkeyle bana değil de epey arkamda kalan kuzenime gidiyordu. Yaklaştım, dibine vardığımda bile kendini Tuğrul’ dan almazken “Serdar.” Diyerek bana dönmesini sağladım.
Düşündüğü her neyse, olmayacaktı.

Elleri belinde, ayakları hafif açık yüzüme değil ellerime gitti bakışları. Öfkeyle yüzüme döndü sonra “Yüzüğün nerde senin?” Hesap sormaya gelmiş gibi bir hali vardı ama ben bu defa içime işleyen sarılma isteğiyle yumuşacıktım. Ona ters gitmeyecek, bu olayın aramızı bozmasına müsaade etmeyecektim.

Çocuksu bir heyecanla “Burada.” Deyip tozlu elimi ön cebime soktum. Komikti, cebimin astarıyla birlikte yüzüğü çıkarttım ve başımı dikkatle beni izleyen adama kaldırdım. “Top oynarken tozlanmasın diye cebime koymuştum.” Gözlerinde belli belirsiz bir yumuşama peydah oldu sanki.
Bakışları yüzüğümden bana değdi, o bakışla yüreğim hopladı, içime ılık bir şeyler aktı.
Ne hissetti tam bilemem, güzel şeylerdi belli ama hislerine teslim olmak gibi bir niyeti yoktu.
Yüzüğümü takarak bana neden hala sarılmadığını sorgulamak istedim fakat yapamadım.
Sanırım öfkesinin yol açtığı Tuğrul meselesini konuşmamız gerekiyordu. “Konuşalım mı biraz?” Dememle başını hafif sallayıp benimle birlikte az ilerideki duvar kenarına ilerledi.

Ona döndüm, beni izliyordu. “Serdar, Tuğrul’ a bir şey deme. Zaten kö -” Sözümü bakışlarıyla kesti, eli yüzüme hayırdır der gibi kalktı. “Bana savunma şunu. Elimde kalacak bir değil iki değil. Yüz verdik tepemize çıktı it.” Yüzüm it kelimesiyle düştü. Havalanan elini tutarak “Ya bir daha yapmayacak tamam.” Desem de öfkesi geçmiyordu. Yeniden hatırlamış olacak, elini çekip öfkeyle “Ben seni o evde doğru dürüst dur diye bıraktım.” Dedi.

Yüzüm daha da düştü, çatılan kaşlarıyla öfkeli gözleri yüzüme isabetti. “Oturuşuna bak, o şortun haline bak. Ev erkek dolu senin giydiğin şeylere bak. Sonra Serdar çok sinirli, Serdar çok kıskanç, Serdar şerefsizin teki. Aynen amınakoyim aynen dediğiniz gibiyim.” Kıyamıyordum, çok sinirliydi öfkesine bile tek kelime edemiyordum kıskanıyordu evet ama bana ağırdı, Tuğrul’ a dediği şeyler ağırdı. Bıraksam, bir şey demesem gider döverdi herhalde.

Açıklama yapar gibi “Eniştem uyumuştu.” Diye gözlerimi devirdim. “Dayımla başkan vardı onlardan da işte..” Omuz silktim. Onlardan çekinmiyordum ki. O adam benim dayımdı neden çekineyim?
Serdar bir şey demedi ama bakışları yetince gözlerimi yüzünden kaçırıp yere eğdim ve onu fark ettim. Yüzüğünü takıyordu, görmemle ne yazık ki dudaklarımın gerilme isteğine mani oldum. Benim aksime o daima takıyordu, parmağındaydı ve parlıyordu.

O konuyla ilgili bir şey demedi ama içine sinmediğini de anlayabiliyordum. Muhtemelen benim çaresizliğimi kendine bir cevap bilmişti. “Bu akşam çıkışta alacağım seni. Eve git, bir kendine gel, kızarmışsın. Oynama daha fazla.” Çocuk muydum ben? Peki ya bu haldeyim diye mi sarılmıyordu bana? Terliyim diye mi? O kadar mı kötü görünüyordum? Biliyorum, kirliydim ve o haklıydı.
Sözleri moralimi bozarken hafif gerileyip sadece başımı salladım. Tamam ama annem izin vermezdi ki? Hem, kınaya gidecektik.

Başım yerde, biraz daha üzerime gelse çocuk gibi ağlayacaktım. “Bu akşam Ezgi’ nin kınası var.” Gidebilir miyim demedim, gideceğim hiç diyemedim ama ne istediğimi anladı. Kısa bir an sessiz kaldıktan sonra “İstiyorsan git.” Dediğinde bir garip hissettim. Çok soğuk konuşuyordu, yüzüme bakamıyordu bile. O yalnızlıkla kendime sarıldım bende.

Yine de üzüldüğümü belli etmemek için gram mimik oynatmadım, başımı yavaşça olumlu anlamda sallayıp yüzüne baktım. “Şarkı söylememi istiyorlarmış. Sadece kadınlar olacakmış.” Daha sakindi, ifadesi düzdü yüzüme bakıyordu. Yine birkaç saniye sustuktan sonra öylesine bir “Ee?” Deyince oflar gibi ellerimi çözüp ön ceplerime iliştirdim. “Neyse. Sen de Tuğrul’ la bulaşma.” Belli ki anlamayacaktı, kime neyi ima ediyorsam..
“Bana akıl verme.” Diyerek üzerime doğru bir adım geldi. Apartmanın kapısına doğru geriledim, terliydim ya hani, bundan rahatsız olabilirdi. “Annemle konuşmadan gelemem akşam.” Evde dayım yengem teyzemler… O kadar insan varken mümkün değil gidemezdim.

Bu defa bana doğru gelmeden kaşlarını çattı, “Eve geleceksin dedim bitti.” Sesi bir miktar sertleşmiş ve gürleşmişti fakat aldırmadım. “İkiletme beni.” Beni zora sokuyordu başka bir şey değil. Ne istiyordu evden mi kaçayım?

Konuşmak istemedim, onun da daha fazla konuşmasını istemedim. Yüzümü buruşturdum, “Öff bakarız.” Diye öfleyerek arkamı dönüp apartmana ilerledim.

Kendime edecek tek kelimem yoktu. Öyle bir kırılmıştım ki hiçbir şey geçmiyordu içimden, sadece ağlamak istiyordum.
Arkamdaki demir kapı kapandı, ilerleyip sağdaki asansöre bindim ve yedinci katın tuşuna bastım. Sena neredeydi bilmiyorum ama eve gidince arardım gelirdi. Tuğrul’ la da konuşacaktım. Ne konuşacaktım bilmiyorum onu çok seviyordum. Tuğrul için her zaman Serdar’ a diklenebilirdim. Ona kırgındım, burnumun direği sızlıyordu. Beni bu hale nasıl getirdi bilmiyorum ama çok hissizdim. Ya da düşünmekten ağlamak istemediğim için düşünemiyordum.

Terlemiştim. Çok mu kötü görünüyordum acaba diye arkamdaki aynaya bakıyordum ki asansör üçüncü katta durarak kapılarını iki yana açtı. Karşımda yine Serdar, inip kalkan bedeniyle buraya kadar koştuğunu anlayabiliyordum.
Kaşlarım çatıldı, ben daha ne olduğunu anlamadan o tek adımda içeriye girerek kollarını belime sardı. Dudaklarını önce yanağıma, sonra kısa bir an dudaklarıma bastırdı. Karşılık vermedim, vermek istemedim. Ellerimle yeşil tişörtünden omuzlarına dokunarak onu ittirdim. İstemiyordum, kırdıktan sonra değil hayır.

Kapılar kapandı, asansör yavaşça yukarıya doğru hareketlenirken alnımı öptü, bedenimi kendime çekerek sarıldı, dudakları terli saçlarıma değdi ve o sırada altıncı katın düşmesine bastı. Bir şey demiyor, sadece karşılıksız sarılıyordu. Çok şey diyordu aslında da, anlamlandırmak istemiyordum. Benim için artık bir önemi yoktu.

Birkaç saniyede altınca kata geldik. Bir şey demedi, sessizce benden ayrılarak dışarıya çıktı, yine bana döndü. Uzun boyu, heybetli duruşu.. Yine de bedenini incelemedim, sadece gözlerimiz buluştu. Benim kırılmışlığım, onun koyularına derdini anlattı. O koyular da eminim beni çok iyi anladı…

💎

Sağımdaki telefonu aldıktan sonra kırmızı rujunu tazeleyen Sena’ ya döndüm. “Rimelime baksana, gözümü kaşıdım ya akmış mı?” Elinde ruju, gülerek bana baktığında Yeliz arka koltuktan yüzümü görmeye çalıştı. “Bak bakayım aşkım.” Sesiyle ona döndüm, gülümsüyordu. “Cık.” Dedi. “Çok güzel duruyorsun aşkım yaa sıfata bak.” Sena Yeliz’ in tavrıyla sessiz kalmaya devam etti. Sonra dayanamadı, gözlerini devirerek arabadan inerken ikisi arasında kalmış olmanın gerginliğini çok net hissedebiliyordum.

Kapıyı sertçe kapattı, fazla ilerlemeden kenarda dikilmeye başladı. Siyah elbisesini düzeltiyor, telefonuyla ilgileniyordu. Sakin sakin onu izlemeye devam ettim.
“Bence gönlünü al. Yoksa boku çıkacak.” Sena’ yı böyle görmek istemiyordum. Yeliz yaptığı hatadan dolayı evde özür dilemişti ama yetmemişti, elbette yetmezdi. Sena’ da şimdi tilt oluyordu Yeliz’ e. Ne dese, ne yapsa batıyordu kıza. Yeliz birkaç saat önce sürpriz yapıp zili çaldığında Sena’ nın yüzünün aldığı hali net hatırlayabiliyordum. Haklıydı da.

“Aşkım özür diledim ya. Hala tripli görüyorsun?” Başımı arkaya yaslayıp gözlerimi tavana diktim. “Haksız mı amınakoyim?” Ona bağırmak istemiyordum misafirdi. Sena’ yı tutuyormuşum gibi görünmeyeyim diye kaç saattir uğraşıyordum zaten.

“Ya tamam aşkım ben halledeceğim. Bu gece hallederim yani.” O da barışmak istiyordu biliyorum. Sonları ne olurdu hiçbir fikrim yoktu ama Sena bu konuda epey ketumdu. Bir daha asla eskisi gibi olmazdı o kesin, yine de umarım şu birkaç günde birbirlerini yemezlerdi.

Sessiz kalarak halka küpelerimi düzeltirken telefonumu kontrol ettim. Serdar’ dan ne bir mesaj ne de arama vardı ama bugün evde ilginç bir şey olmuştu.
Ben bu kalma konusunu anneme açamamıştım, fakat annem beni odasına çekerek sen bu gece en iyisi Serdar’ a git demişti. Söylerken keyifsiz de değildi, ki Serdar’ ın annemle konuşup onu buna zorladığını da sanmıyordum annem öyle bir kadın değildi ters teperdi ama garipti. O ne olursa olsun kadar kolay asla izin vermez, kendi kendine git diyemezdi. Şimdi, bu gecenin sonunda ben Serdar’ a gidecektim. Annem bilmiyordu ama Yeliz’ de Emir’ e. Tabi sabah yine erkenden Sena’ nın yanına eve dönecektim.

Sorgulamadım fazla. Serdar’ a kırılsam da ona gitmek istiyordum, Tuğrul konusunu gerekirse öfkeyle konuşacaktım. Sonuçta kuzenime o şekilde öfkeyle bakması bile beni rahatsız ediyordu.

Arabada inerek Yeliz’ le birlikte Sena’ nın yanına ilerledik. Hava serin değildi ama hafif esiyordu. Dizlerimin biraz üzerinde olan bordo elbisenin etekleri esintiyle salınıyor, topuklu ayakkabılarım gecenin sessizliğinde takır tukur ses çıkartıyordu.

Uzun zaman sonra sürdüğüm parlak siyah ojelerimin bozulup bozulmadığını kontrol ederken kızların sessizliğine inat “Ee.” Dedim. “Yok mu dedikodu?” Onları bir ortak paydada buluşturmam gerekiyordu ama Sena “Yok.” Diye kestirip attı. Annemler az ileride dayımın arabasından inmiş bizi bekliyorlardı. O tarafa yaklaştığımızı görünce ağır ağır içeriye adımladılar.

Sokakta hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Takım elbiseli erkek gruplarının önünden geçiyorduk ki Sena’ nın aksine başımı bir an bile o tarafa çevirmedim. Yürüdük, grup birkaç adım arkamızda kaldı ve Sena keyfi yerine gelmiş gibi yüksek sesle “Çok tatlılar yaa.” Diye diye güldü. Bunu hep yapıyordu. Erkeklere sürekli onlarla ilgileniyormuş gibi laf atıyor, göz kırpıyor, onlara doğru yürüyordu. Biz alışmıştık, bu yüzden sırıtarak kınanın olduğu salona ilerlemeye devam ettik.

Buraya gelmeden evvel sahneye çıkıp çıkmamak konusunda düşünmüştüm. Hatta kızlarla düşünmüştük. Aslında keyfim yerindeydi ama kendimi sahneye çıkıp insanları eğlendirebilecek kadar mutlu hissetmiyordum. Tabi bir yandan da Ezgi’ yi asla kırmak istemiyordum.

Kırmızı renklerin hakim olduğu loş ışıklı mekan epey kalabalık, sürekli konuşan insanların gülüşleri ortalığı inletiyordu. Ezgi’ nin kız kardeşi bizi görür görmez heyecanla yanımıza gelirken masaya oturan annemlere biz buradayız der gibi el salladım. Sena sağımda, Yeliz biraz arkamda telefonuyla ilgileniyordu.

Ne yazık ki adını tam hatırlayamadığım, benim boylarımdaki kumral kız “Hazan Abla hoş geldiniz.” Diyerek bana yönelince gülerek karşılık verdim. “Hoş bulduk.” Sesim kalabalıktan dolayı fazla çıkıyordu. Hafif geri çekilik kırmızı elbisesini baştan aşağıya süzdüm. “Çok güzel olmuşsuun.” Kaşlarım havalanmış, uzun tüllü elbisesiyle dikkatimi çekmişti. “Ay teşekkür ederim sen de çok güzelsin.” Derken belden oturtmalı kadife elbisemi süzüyordu. Eminim, o benden kat kat daha güzeldi.

“Tebrik ederim nişanın varmış dün. Hayırlı olsun.” Yüzüğümü göstererek keyifle dudak büktüm. Çok garipti, hala alışamamıştım ama bir tek taş istiyordum. Saçma geliyor artık özenmeye başlamıştım ne güzel duruyordu parlak parlak. Utanmasam gidip kendime alacaktım.

Yüzük demişken, aklıma dün gece Serdar’ a yazdığım mesajlar geldi. Hep beraber Ezgi’ nin kız kardeşiyle birlikte gelin odasına ilerlerken Serdar’ ın cevap verme tenezzülünde bile bulunmadığı mesajları açtım. Baktım, geri kapattım. İnsan bir tek kelime yazmaz mıydı yahu? Hadi yazmadın, geldiğinde bir şey deseydin bari. Öpmek yerine tek bir cümle kursaydın öküz.

Sena gürültüyle birlikle “Tak kurdele.” Diyerek elini omzuma attı. Ne olduğunu anlamıştı, tak sikine kurdele diyordu yani. O diyemiyordu gerçi ama ben derdim. Başımı sallayarak onu onayladım. Yapacak bir şey yoktu gece konuşur hallederdik bu gece biraz kendime gelirdim belki.
Gelin odasına girmeden hemen evvel Yeliz’ in keyifle “Bence Serdar eniştem kıyamaz sana alır.” Demesiyle Sena tiksinir gibi ofladı. “Yalak yaa. İki günde nereden enişten oluyor?” Yanımda mırıldanan Sena’ yı susması için dürttüm ama sanırım Yeliz duydu, bir şey demeden sadece kırgın kırgın Sena’ ya baksa da Sena oralı bile değildi. Cidden bilenmişti, onu tanıyorum kolay kolay da geçmezdi bu hali.

…..

Kızlarla tüm gece belki de uzun zamandır eğlenmediğimiz kadar eğlenmiştik. Mekanın zaten bir piyanisti vardı ben de ara ara çıkıp keyifli şarkılar söylemiş, annemlerle karşılıklı oynamış, kızlarla oturup dedikodu yapmış, birbirimizi duymadığı yerlerdeyse telefondan mesajlaşıp bol bol fotoğraf çekinmiştik.

Sena daha iyiydi, bence o da Yeliz’ i umursayıp geceyi kötü geçirmek istemediğinden oralı bile olmuyordu. Konuşuyordu ama eskisi kadar samimi değildi. Tabi az evvel oynadığımız roman havasından sonra daha da keyiflenmiş kahkaha atarak millete sataşmaya başlamıştı. Teyzelerle tanımadığı insanları çekiştiriyor, bekar oğullarını göstermek isteyenleri asla geri çevirmiyordu ama baktıktan sonra da açık açık sevemedim diyordu. Ki, tüm bunlar oldukça keyifliydi teyzeler dahil herkes halinden memnundu.

Yeliz’ in annemden yaşlı, tanımadığımız bir teyzeyle karşılıklı oynamasına kahkaha atarak elimi kalbime koydum. O kadar komiklerdi ki onlar bile bunun farkındaydı. Oynarken kahkaha atıyor, kalçalarını birbirine vuruyorlardı.

Dalgalı saçlarımı tek elimle geriye savurdum. İçerisi çok sıcaktı. Açık saçlarımla yüzüm kızarmış, bunalmıştım ama gitmek de istemiyordum çok keyifliydi. Epeydir atmadığım enerjimi piste bırakmış, tüm zihnimi boşaltmış gibiydim. Öyle ki, Serdar’ la olan sorunumuzu birkaç saatliğine unutmuş, hatırlasam bile amaaan düzeliriz ne olacak ki diye ötelemiştim.
Ki, zaten öyleydi de. Gidip Serdar’ a sarılsam karşı koyacağını asla düşünmüyordum. Öpsem, çenesinin altından boynuna sokulup bedenine dolansam bana aska dayanamazdı. Gecenin sonu koynunda, koynumda bitecekti emindim. Rahatlığımın da keyfimin de sebebi zaten buydu.

Yeliz, teyzeden ayrılarak keyifle yanıma geldi. Hala yerinde duramıyor, çalan müziğe elleriyle uyum sağlıyordu.
“Yaa aşkım bir roman daha atalım. Sena söylesene piyaniste.” Su şişesini başıma dikerek yudumlarken  kaşlarımı olumsuz anlamda kaldırdım. Ben daha oynayamazdım hiç halim yoktu. İki saatte perte çıkmıştım. İçerisi artık fazla havasızdı.

Yeliz bana bakarken ıslanan dudaklarımı yaladım. “Aşkım ben oynamam siz oynayın.” Şimdi de halay çekiliyordu, herkes halinden memnundu. Bizden başka da pek roman oynayan yoktu zaten.
Sena “Ay bende oynayamam topuklular acıttı.” Diyerek yanıma oturunca bir an ona döndüm. Ben biraz çıksam?

Elimi kendime yelpaze yaparken teker teker ikisine bakıyordum. “Çıkıyorum ben. Burası havasız biraz. Daraldım.” Ayaklandım, onlar gelmese bile çıkacaktım iyi hissetmiyordum.

Sena bir şey demeden başını sallayıp anında ayaklandığında teyzemin yanında oturan anneme dönerek çenemle çıkışı gösterdim. “Anne biz hava alacağız biraz.” Yeliz’ i bilmiyordum ama o da bize bakıp parmak şıklatırken gelecek gibi duruyordu.

Annem kaşlarını çattı, önce gösterdiğim yere daha sonra bana baktı. “Neriye gidiysiniz rospicuklar?” Keyifliydi, dalga geçiyordu.
Boğazımı tutup hafif öne eğildim. “Çok havasız.” Nefes aldım. “Bir hava alalım.”
Yüzü değişti, sandalyesini hafif ittirdi. “Tıkanıyor musun?” Endişeyle ayağa kalkmak için harekete geçtiğinde omuzlarından tutup eğilerek yanağını öptüm. “İyiyim anne iyiyim, korkma.” Bundan da tıkanmazdım o kadar değildi. Sadece herkes gibi daralmıştım.

Kollarımı tutup yüzüme baktı. “Bak doğruyu söyle.” Ellerimi omuzlarına indirdim, “Kötüysen arayayım Sülo’ yu. Emir’ de kapıdadır?” Emir az evvel gelmişti haberim vardı ama annem diyene kadar geldiğini unutmuştum. “Yok.” dedim itirazla. “İyiyim geliriz birazdan.” Belki aşağıda onu da görürdük hem.

Anında düzelen türkçesi ciddiyetinin en belirgin habercisiydi. Gözlerindeki o korku dolu endişeli ifadeyi o kadar iyi anlıyordum ki. Yıllar önce çocuğunu kaybetmiş bir anneye göre her zaman çok güçlüydü. Şimdi de tabi ki beni kaybedecek olmanın korkusunu çekiyordu ama yine de, yani bilmiyorum  hislerime göre bu korku yersizdi.

Eğilip yanağından bir kez daha öptüm. “İyiyim aşko.” Cidden iyiydim sadece hava biraz fazla sıkıcıydı.
Bir yandan masadaki telefonumu alıp diğer yandan annemin kulağına eğildim. “Geliriz birazdan, Emir de aşağıdadır zaten, merak etme sen.” Çok ses olduğundan konuşmadı, ama başını olumlu anlamda sallayınca kızlarla çıkışa doğru adımlamaya başladık.

Sokağa açılan kapıdan sessizliğe geçerken bedenime çarpan serin havayı iliklerime kadar hissediyordum. Çıplak bacaklarımı sarıyor fakat uzun kollu kadife elbisemden içeriye pek giremiyordu.
Ciğerlerime güçlü bir nefes bırakıp koluma giren Sena’ yla adımladık. Sokakta bizden başka kimse yoktu, üstelik her yer karanlıktı. Yeliz hemen yanımızda, tahminen Emir’ le konuşuyordu.

Sena’ nın “Hanife Teyze’ nin oğlu nasıldı?” deyişine itirazla kaş kaldırıp “Cık.” Dedim. Dudak büktüm sonra da. “İtici sanki be? Yazık hem yeni atanmış, sen iflahinı sikersin onun. Bulaşma çocuğa.” Başını salladı Sena. “Haklısın, günah kanka.” Gülümsedim, en azından kendini biliyordu.
Derin bir nefesle daha havayı ciğerlerime alarak mis der gibi ohladım. Çok güzeldi, o sıcak havasızlıktan bu serin sokağa çıkmamız beni kendime getirmiş fakat aksi gibi de mayıştırmıştı.

Issız sokağı daha dikkatli izliyordum ki Sena kolumdan çıkarak çalan telefonuna baktı. “Bu salak Vural arıyor, siz ilerleyin ben bi cevap vereyim şuna.” Başımı sallayarak tamam dedim. Yeliz telefonunu indirmiş benimle yavaş yavaş yürüyordu.

Söylenenin aksine gariptir ki sokak bomboştu. Ne damat tarafında birini ne de Emir’ i göremeyişim bana biraz tuhaf gelmeye başlamışken Yeliz  “Baksana.” Dedi. İşaret ettigi yere baktım, az ileride ışığı yanan bir bakkal, arasında görünen birkaç adam vardı. Erkek tarafı olmalıydılar ama ben yine de dudak büküp o tarafa gitmek istemedim.

Yeliz gülerek devam etti. “Damat tarafı orada sanırım.” Yani, yüksek ihtimal. Belki Emir’ de oradadır ama bana konumu pek sağlıklı gelmiyordu.
Omuz silkerek umarsızca “Galiba.” Dediğimde adımlarım yavaşlamıştı. Hala onları izleyen Yeliz’ e döndüm. “O tarafa gitmesek mi?” O kadar erkeğin önünde ne işimiz vardı? Rahatsız oldum bir an, gitmek istemedim.

Önce kaşları havalandı. Alayla “Serdar sorunsalı değil mi?” Dedikten hemen sonra bir an durdu ve sokağın diğer tarafına baktı. “O taraf da fazla karanlık. Ben korkarım kuzum. Bir şey olmaz gel bakkala girer çikolata alırız hem.” Doğru, diğer taraf komple zifiriydi burada en azından bakkal vardı.

Yeniden bakkala doğru adımlamaya başladım.

“Senin iş ne oldu?”
Ağır ağır ve minik adımlarla yürüyorduk. Aramızda neredeyse iki metre varken ıssız sokakta yalnızca topuklu ayakkabımızın ince tıkırtısı duyuluyordu.
Yeliz sırıtarak bana döndü. “Çıkışımı aldım.” Kaşlarım çatıldı. Bunu neden daha evvel dememişti ki? Aklıma direkt maddiyatı gelince “Aşkım bak paraya ihtiyacın varsa-.” Diyordum ki birden “Yok yok.” Dedi. Biraz gülümseyip hafif bana baktı. “Verdiğini almıyorsun sen. Yok zaten ihtiyacım aşkım sağ ol.” Tabi ki almayacaktım. Gözlerimi “Ya saçmalama.” Diye mırıldanarak devirdim. Olur muydu öyle şey neden alayım?

Bir an ona baktım, kollarımı kendime sarıp karanlık zemini izlemeye başladım. “Neden ayrıldın?” Zaten hep belli başlı bir sorun vardı. Çok da büyük bir şey olduğunu sanmıyordum. Umurunda değil gibi dudak büktü. “Sıkıldım ya. Başka iş bulurum gidince.” Başımı sallayıp onu onayladım. “Ben hallederim. Para işini de düşünme hallederiz.” Henüz bitmeyen birkaç taksiti vardı. Bunun için zorla kalacaksa düşünmesi bile saçmaydı benim zaten epey param vardı hallederdik. Hatta kırılacağını bilmesem hemen yarın tüm borcunu kapatırdım ama bu konuda ne hissedeceğini tam olarak kestiremiyordum.

O da kollarını kucağında bağladı, keyifle başını yana eğdi. “Sıkışırsam söylerim kuzum.” Eminim söylerdi, neyse ki aksi gibi bir huyu yoktu.

Işığı yanan bakkala yaklaşmıştık, birkaç adım vardı ve muhabbet eden erkeklerin kaba sesleri daha net duyuluyordu. Küfürler ediliyor, gülüşler yükseliyor, çaylar karıştırılıyor, sandalyeler zemine sürterek çekiliyordu ki o kalabalığa inat hemen sağımdaki zifiri karanlıktan aniden çıkan karanlık bir surete mahkum edilmiş bir çift masmavi göz, gözlerimi delercesine üzerime kilitlendi.

Sonuna kadar açık gözleri, bana dönen başı, beni hiç aramadan gözlerime kilitlenişi.. Yanımdan, hatta dibimden hızla gidişi, giderken dahi hafif bana dönüşü…
Bakışı.
Gözleri..
Masmavi gözleri.
Karanlık sureti…
Kalbim onu görmemle birden boğazımda attı, ellerim korkuyla boşaldı, o birkaç saniyede bayılmak bir kenara dursun öleceğim sandım. Elim ayağım birbirine girdi, yürüyüşüm o korkunç şeyle sendeledi. Düşmek üzereyken üzerimde bir el hissettim, Yeliz’ di.

Yanımdan geçip gitmesiyle gözlerimi kapatıp kaşlarımı çattım. Güçlü bir şekilde “Hiiih” derken korkmuştum. Yeliz olayın şokuyla “Yuh.” Diyerek eliyle aralanan dudaklarını kapattı. Arkaya dönemiyordum, Sena hızla bizi buldu ama sadece “Ne oldu?” diyordu. Cesaretime yenik düşüp bir anlığına o tarafa baktım, fakat hemen eski halime geldim. Adam yoktu. Karanlığa karışmıştı sanki. Gariptir, sanki bu karanlığa aitti ve alelen orada yok olmuştu.

Ulu ortadaydım, Sena endişeyle beni tutuyor, Yeliz sırtıma dokunurken önümüzde duruyordu. Korkudan ne arkamı dönebiliyordum ne önümü. Sanki önüme dönsem arkamdan sarılacak, arkama baksan diğer taraftan bulacak beni. İkilemde kalmışlığımla gözlerimi kapatma girişiminde bulunamayıp gümbürdeyen kalbimi tuttum.
“Allah belanı versin!” Sesim yükseldi, farkında değildim. Nasıl korktuysam, o bakışlar içime nasıl işlediyse kendimde değildim.
Öyle ki ben asla bela okumazdım. Kendimi bildim bileli birine bela edişimle o belanın dönüp dolaşıp beni bulacağına inanırdım ama bu.. Hayatımda okuduğum ilk belaydı.

Başımı yere eğerken bir taburenin gürültüyle devrilmesini, ardından Serdar’ ın gür ve anlamsız  sesini duydum.
“Hazan?”
Serdar?
Başımı Yeliz’ in de sevinçle “Serdar Abi burada!” Deyişine kaldırdım. Sanki o da kurtulduk der gibi mutluydu. Sena anında o tarafa döndü.

O tarafa baktım. Bakkalın köşesini dönmüş bize doğru geliyordu. Ona meyillendim. Karanlıkta heybetli duruşuyla bana bakıyor, hızla bana doğru ilerliyordu. Sureti bakkalın loş ışıklarıyla buluştuğundan çatık kaşlarını görebiliyordum.
Ben de adım attım. Titrek adımlarım yavaştı fakat onu görmemle korkan kalbim güvenle rahatladı. Aramızdaki mesafe, karanlık ve ıssızlık onun beni kurtarır gibi hızlanışıyla kapanıyordu.
Birden etrafta beliren adamları umursamadan buruşturduğum yüzümle tutması için sağ elimi ona uzattım. Korkmuş sesimle yardım et dercesine “Serdar.” Dediğimdeyse önce uzattığım eli tuttu, sonra hızla bedenimle bütünleşti.

Buradaydı…
Gelmişti, korkudan ölmek üzereyken Serdar’ ı bulmuştum. Titrek soluklarım bedeninde güveni buluyor, başımdan aşağıya serin sulan boşalıyordu. Kollarımı sert gövdesine dolayıp belinde sabitledim.. Başım göğsünde, kapalı gözlerimin ardına ilişen bir çift mavi göz..
Gözlerimi hemen açtım.

Öfkeyle “İyi misin?” Dedi bir çırpıda. Bugün ki tavırlı ve soğuk Serdar’ dan eser yoktu. Paniklemiş, “Ne oldu?” Derken derdi her şeyi gün gibi anlamaktı. Benim aksime bir cevap arar gibi etrafa bakıyor, bedenimi sıkıca kendine çekerek beni korur gibi kendine katıyordu.
Korkmuştum ve bu korku sırtındaki ellerimi dahi titretiyordu.

Nefes nefese başımı iki yana salladım. “Anlamadım ki.”  Birkaç santim uzaklaşarak yüzümü avuçlarına aldı. Siyah gözlerinde kendimi hiç ummadığım kadar iyi ve güvende hissediyordum. Neyim varsa geçmişti. Az evvel ne yaşadıysam hepsi bir sarılışla, bir bakışla tuzla buz olmuştu.

Öfkeli yüzü beni tararken bana yakınlaşmak için hafif eğildi, baş parmakları yüzümü sıvazlıyordu. “Görmedim, ne oldu? Biri mi bir şey dedi?” Anında kurduğu cümlelerin sonunda ben tek kelime edemeyince hemen arkamdaki kızlara bakıp yeniden sarıldı, yanağım göğsüne gitti.
Bakış açımdan görebiliyordum. Azat ve Emir dahil birkaç kişi çoktan etrafımıza toplanmış sadece bizi izliyorlardı. Emir bana baka baka bir adım daha yaklaştığında daha da iyiydim. Onların burada olması… Anlatamadığım bir güvendi.

Öfkeli sesi karanlıkta yankı buldu. “Ne oldu?” Öfkesi onlara değildi, beni bu halde görmesineydi biliyorum. Bence hepimiz biliyorduk. Serdar’ dan sonra Sena’ nın da merakla “Ben de anlamadım, ben görmedim.” Deyişini işittim. O da ne olduğunu tam anlayamamıştı ki.
Serdar sanırım bu defa Yeliz’ e döndü. Emir elleri belinde, dikkatle etrafı izlerken yavaş yavaş Yeliz’ le Sena’ nın yanına geçiyordu.

Ona sokulup mümkünmüş gibi daha sıkı sarılıyordum. Elleri bedenimde şekilleniyor, korkumu anlayıp daha sıkı sarıyordu. Nereden gelmişti, neden gelmişti bilmiyorum ama iyi ki de gelmişti. Serdar olmasaydı Emir vardı evet ama Serdar başkaydı. Aşık olduğum adamın kokusu, onun güven veren bedeni bende bambaşkaydı.

Yeliz’ i göremiyordum ama bir an ne diyeceğini bilmiyormuş soluk verdi. O gördü mü yüzünü, o gözlerinin farkına vardı kı acaba? Ama görülmeyecek gibi değillerdi ki.
“Birden çok korkunç biri çıktı aradaan.” Deyince ona kulak verdim. Çünkü benim anlatmaya bile cesaretim yoktu.
“Esmerdi, hatta siyahtı resmen ama masmavi gözleri vardı. Hazan’ ın önüne çıktı birde, ona dikti gözlerini göz göze geldiler, gidene kadar o birkaç saniyede hep baktı. Hatta döndü yine baktı.”

Kendi kendine alçaldı sesi. “Cinli gibi bir şeydi.” Söylediği şeye bile inanmadan bir tahmin yürütüyordu sanki. Ki bu benzetme de olabilirdi. O da tam bağlayamamış olacak soluğunu aksi gibi verdi. “Tövbe estağfurullah.”

Serdar’ ı göremiyordum ama nefesi hızlanmış, inip kalkan göğsüyle üzerimdeki elleri sertleşmişti. “Oradan nasıl birden çıktı o yaaa.” Yeliz daha çok, olayı kendi kendine çözmeye çalışıyor gibiydi. Serdar bir şey demedi, daha fazla dinlemeden bana yöneldi ve ellerini kollarıma indirip benden uzaklaştı.
Yüzü kaskatı, “Korkma sakın.” Derken gözlerimdeki bakışları donuktu.
Başımı korkmuyorum der gibi iki yana salladım. O iyi geliyordu bana. Serdar’ ın bu sert sureti bana güven veriyordu.

Daha fazla durmadan bu defa da buz gibi sesiyle  “Azat.” Dedi, geldiğimiz yöne bakıp beni bıraktı. Gidecekti? Bunu hareketlerinden anlayabiliyordum. Saniyeler içinde, arkasına bakmadan seri adımlarla karanlığa doğru yol alırken yeniden tok sesiyle konuştu. “Gözünü ayırma.”

Dudaklarım birden gidişine aralandı, kaşlarım çatıldı ve gitme der gibi “Serdar.” Deyip o tarafa adımladım ama beni duymadı. Ya da sesime aldırmadı. Gitmiş miydi? Gidiyordu.
Serdar’ ın arkasından attığım ilk adımla Emir bana hararetlendi. Bir şey düşünemiyordum bunu beklemiyordum ki? Ben de gidecektim, o gitmemeliydi.
Kendi kendime yeniden “Serdar.” Deyip o tarafa adımlamaya devam ediyordum ki bu defa Azat’ ın kolumu tutup tutup “Yenge.” Demesi bir oldu. Güçlü eli beni durdurdu, sesiyle dahi gidemezsin diyordu. İtirazla bana yönelen Emir’ de bunu destekliyordu.

Azat’ ın eli kolumda, çekiştirerek soludum. “Nereye gitti o?” Karanlıkta kaybolan siyah devime bakıyordum. Yeniden kalbimi tuttuğumda bu defa hissettiğim tek şey korkuya bulanmış saf bir endişeydi. Gözlerim dolmaya başladı, peşinden gitmek istiyordum.

Korkarak “Ya Yeliz’ in dediği gibi bir adam o. Nereye gitti?”  Derken gözlerimi sokağın karanlık tarafından alamıyordum. Görünürde hiçbir şey olmayışı değildi problem. Asıl problem o korkutucu adamdı. Üstelik hiçbir şey yapmamıştı. Bana dokunmamıştı bile? Dokunsa ölürdüm gerçi ama konumuz bu değildi.

Olduğum yerde durmam için bana dokunmayı sürdüren Azat’ a yeniden bakarken kalbim endişeyle çarpıyordu. Sena yanımıza geldi, diğer kolumu da destek olmak için o tuttu. “Azat, ya bir şey olursa?” Bu yalvaran sesimi ilk defa duyuyorlardı. Ki bende. Ben de ilk defa böylesine başkaydım. Aciz…

Belki normal şartlarda o adam Serdar’ a bir şey yapamazdı ama su an şartlar normal değildi. O adam ne yazık ki gözünde çok farklı bir şeydi. Yaratık gibi.

Sadece yüzüme bakıyordu. Hiç bir mimiği yoktu. Azat. O ilk defa bu kadar netti ve şu an Serdar’ dan bir farksızdı.
Gözlerime bakmayı sürdürdü. “Sen bi sakin olsana.” Kolumu bırakıp bu defa da destek olur gibi hafifçe omzumu sıvazlamaya başladı. “Merak etme, Serdar’ da masum bir bok değil zaten. Halleder o.” İma ediyordu, kaşlarım onu anlamaya çalışır gibi çatıldı. Bir şey ima ediyordu ama ben bunu asla anlayamıyordum?

Azat susunca Emir’ de bize yaklaşıp ciddi bir tonla araya girdi. “Adamın gözleri çok korkunçtu diyorsunuz.” Emir’ e döndüm, Yeliz Emir’ in koluna girmiş bize doğu adımlıyorlardı. “Sanki Serdar Yüzbaşımın gözlerinden kalp çıkıyor. Ben yıllardır tanıyorum adamı, en fazla yirmi saniye göz göze geldik amınakoyyim.” Dibimde durdu, gözlerime baka baka ellerini cebine koyup tebessümünü bozmadan hafif öne doğru eğildi. “O da zorunlu iştimaydı.” Derken niyeti bana sarılmaktı. Yeliz kolundan çıktı, ben de ona gittim.

Haklıydı.
Yani evet, Serdar’ ın bakışları da çok korkunçtu ama aynı şey değildi ki? Serdar aşık olduğum adamdı ve onun o korkunç bakışları açıkçası beni tahrik ettiğinden korkuyu hiç de hissetmiyordum.

Dudaklarımı ıslatarak Emir’ in boynuna sarıldım. “Ne zaman gelir?” Abim gibiydi, kardeşimdi ona sarılmayı seviyordum. Sorumla arkamda kalan Azat soludu. “Bilmiyorum, ama boşuna korkma. Olmaz bir şey.” Nasıl bu kadar emindi? Emir değil belki ama Azat.. O nasıl oluyor da bu kadar emin olabiliyordu.
Ya olursa?
Belki olmazdı ama olabilirdi de. Bu karanlıkla hiç tanımadığı, hatta görmediği birinin peşinden gitmek akıl işi değildi ve Serdar’ da böyle anlarda pek akıllı bir adam sayılmazdı.

Emir’ den ayrılıp Sena ve Yeliz’ in yanına gittim. Onları yalnız bırakmak istemiyordum. “Siz korktunuz mu?” Bakışlarım aralarında gezindi, emin değildim. Sena cidden onu hiç görmemişti. Yeliz dudak büküp “Bana değil sana baktı aşkım.” Derken Sena başını sallıyordu. “Ben yüzünü görmedim zaten.” Başımı rahatlar vaziyette salladım. Neyse ki onlar aynı şeyle yüz göz olmamışlardı.

Azat’ ın sesi yeniden duyuldu. “Efendim?” Telefonla konuştuğunu anlayıp Serdar olma ihtimaliyle birden ona döndüm. Telefon kulağında, bana baktı. Birkaç saniye sessizce karşısındakini dinledikten sonra da “Tamam.” Deyip aramayı sonlandırdı.

Telefonunu cebine koyarken hala bakışları üzerimdeydi. “Melek Abla’ yı da alıp Size gidecekmişiz. Serdar gelirmiş bir iki saate.” İtirazla önce o karanlığa baktım, sonra Azat’ a yönelirken öfkeden ağlamak istiyordum.
Nere gitmişti? Nereye gitmişti adama ait bildiği tek şey mavi gözleriydi.
“Ben gitmiyorum!” Diye yükselmiştim ki Emir beni dinlemeden çoktan annemi almak için karanlık kalan salona doğru ilerlemeye başladı. Yeliz’ de onun peşinden iki adım attı. “Ben de geleceğim.” Emir durdu, Yeliz’ in gelmesini bekledikten sonra birlikte ilerlediler ve biz Azat Sena ve ben baş başa kaldık.

Azat bu defa “Sakin ol.” Deyip kolumu omzuma atan Sena’ ya bakıyordu. Çenesiyle onu işaret etti ama onu korumak ister gibi “İyi misin lan cazgır?” Diyen sesi, bakışlarının aksine düzdü. Sena’ da Azat’ a döndü. Ne tepki vereceği az çok belliydi. Benim karanlığa bakan içim içimi yerken o sakindi. Odaklı gözlerim dolmak üzereydi. Sena’ nın “Sen önce kendini koru barzo.” Diyerek beni şaşırtmayışınıysa daldığım yerden duydum.
Serdar…
   

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 124
IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 91

Hayırdır abiye veya enişteye ne oldu bir de alay ediyor

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 61

Ay gerçekten ben de Sena gibiyim birisinin bir yanlışı olursa en ufak hareketi gıcık eder batar bana da

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 25

Hahahalknlkjfyfgjh

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

Yani Serdar gerçekten

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 5

Haksız mı be Tuğrul

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 117
Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 96

Aha cin geldi

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 82

Aha geliyo benim sahne

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 123

Ah azat yandın

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 115

Kız serdar'dan bahsediyoruz ona bir şey olur mu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 101

Kurtarıcın kiz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 96

Tövbe tövbe bu ne lan

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 73

Boş ver affetme zaten birkaç güne postalarsınız

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Aynen gel kır uz sonra acıdı mi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Mantıklı
Ama sakın öyle bir şey yapma

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 49

Hele takmasin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 48

Evet Serdar çok sinirlisini kıskançsin

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 45

Adama ilk işi parmaklara bakmak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

La o zamn niye tiriplere giriyor bu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 37

Kimse sana bir şey diyemez arkamda koskocaman hazos var

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Yapar mi yapar vallahi skzkjsj

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 20

Alsın ama kaybolmasın da kız hazos

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

On parmağında on yüz hakkımız piii

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Alınacak

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 14

Gel uyandır uykumun içine sonra uyu aynen kanka kesin öyle olur

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Bağırma bize

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 7

Ben tatlış mı tatlış güzellik uykundan mahrum ediyorsunuz

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 7

Sabah sabah bu ne gürültü ya

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 109

Ben kaçırdım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Yandın oğlum

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 101

Öfffff ne güzel trip atacaktik yaaa ne diye bu olay oldu ki şimdi içimizde l kaldı

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 56

Bence de

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 53

Sjsjsjsjs kaçakkkk laaann

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 52

Laaa olummm noldu sana bir gecede Hazansızlık vurdu diye algılamak istiyorum kendine gel lan tamam Hazo senin lan eski ayarına dön

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 49

Tabiki takar o ciğerim

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 47

Ay sanki elalemin içinde oryantal oynadık be

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 45

Ters gitmemek ne mümkün illa gel sıç ağzımıza diyo

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 25

Boşarız ne var

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 24

Tek taş

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 23

Alacaksın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 21

Kocamiz değil misin al

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 20

Yine alacaksın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 18

Ne var alacak

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 16

Alsın

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 13

La sus zaten içine ettin bari anlat derdin ne

Elfida Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 7

Bağırma beee

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 123

Hdrfxgh olsun bunlar ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bu bölüm bendeki gizem'in hala koruyor bu arada

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 117

He biliyoruz zaten masum olmadığını arkadaşlarla takılıyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 109

Yazar bunu aciklayana kadar Ben de bir soru işaretiydi

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 109

Evet ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 97

Kociş yetisdd

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 38

Bdenjhfrhggy herkes her şeyin farkında

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 35

Yani haklı gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 25

Duhdjsjshdhdudbdhbdhdzv

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 11

Katılıyorum

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 9

Serdar'ın bu fefriligini halletmemiz lazım

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 9

Bnc de

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Heeeee nişanın ertesi Bir bu eksikti

Yorum için giriş yap