← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 70

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Araba çok güzeldi de şu koltuk mesafesini bir türlü ayarlayamamıştım. Tabi okulun ilk günü, arabayı ilk kullanışım derken hepsi birbirine girmişti, koltuğa alışamamamda belki bundandı. Neticede hiç bilmediğim bir şehirde okulumu bulmaya çalışıyordum, yani gerçi Azat sağ olsun bu konuda zerre zorlanmıyordum da garipti. Neredeyse bir yıl sonra okula yeniden başlıyordum, derslerle uzun ve yoğun bir koşuşturmam olacağı kesindi.

“Yenge yavaşla biraz.” Deyişiyle aynaya bakarak gözlerimi devirdim. “Aman bee. Navigasyon var, şurada yıl olmuş iki bin yirmi iki. Sen yaşlı amcalar gibi bana yol gösteriyorsun.”

Alaylı sesimin aksine şerit değiştirirken istediği gibi epey yavaşladım. “Öncelikle güzel iltifatın için teşekkür ederim ama kocanın sizin tabirinizle bir barzo olduğunu da unutma. Ayrıca, bence yaşlı olan o.” Sesi benden bıkmış gibiydi de niyeyse öyle olduğunu hissetmiyordum, genel haliydi. Zira arkamdan gelişiyle onu izlerken, izleyip laf sayarken ben gayet keyifliydim.

Sözlerine keyiflenip burun kıvırdım. “Canım kocam, bu dediğini o duysa…” Serdar’ a yaşlı denmesi, tamam bir kere şaka yapmak amaçlı ben de demiştim ama kesinlikle değildi, hatta bunu şu meşhur yatak odamızda hayli kanıtlamıştı.

Umarsız sesi kalınlaştı, “Yüzüne ne diyordum, kardeşim o benim.” Bu halinde de belli bir neşe vardı. Ona takılışımı seviyordu, emindim. Bu yüzden tavırlarına takılmadan dikizden bir an siyah arabasına bakarak kaşlarımı yeni bir alayla çattım.

“Sahi sen öyle deyince ne diyor mesela?” Sinyalini verdi, sağdaki şeride hareketleniyordu.
“Sağa dön. Bir şey demiyor, gülüyor.” Bir şey mi hatırladı bilmem, sesi epey yumuşadı. Hatta “O da bana diyor hem. Üzgünüm ama kocanla aramda samimi bir ilişki var.” Deyişinde keyifle gülümsemeye başlamıştı.

Gözlerimi devirerek onun peşinden şerit değiştirdim. “Sen cidden kumasın Azat.” Kuma muma, kumamı seviyordum.
“Yalnız sonradan gelen sen olduğuna göre kuma olan da sen oluyorsun.” Alaylı sözleriyle beni solladı, önüme geçerken havayla kurduğu cümlesini makas atarak duymazdan geldim. “Yani, sonradan beni aldıysa senden memnun kalmamıştır. Bence kuma sensin.” Ona orta parmağımı göstermeliydim, tam da şu an geride kalırken bu hayli keyifli olurdu fakat o kadar da değildi.

Sıkıntılı sesi arabada duyuldu, sonra “Serdar’ a başarılar diliyorum. Ben çekildim seninle baş edilmez.” Diyerek daha da yavaşladı.

“Teşekkür ederim kumoş.” Bu ara, yani dün Serdar gittikten sonra biraz böyle kelimelere sarmıştım. Keşke Serdar olsaydı da ona alayla kociş deseydim. Zira o an gözlerindeki şaşkın ifadeye kahkaha atmayı çok isterdim.

“Yavaşla, düz gidiyoruz sonra sol.” Tahminen az kalmıştı, saat dokuz buçuk olduğu için sabah trafiği dinmişti ve yollar epey boştu. Yine de yoldan gözlerimi almıyordum, bileğimi sallayarak bilekliğimi ve yüzüğümü düzelttim. “Tamaaam, almaya da gelir misin?” Bana fark etmezdi ama gerek yoktu. Sürekli benim peşimde gezemezdi, bunu bende istemezdim ama ilk gün diye kapıda belirince de açıkçası epey mutlu olmuştum.

Ben önde o hemen arkamda birlikte dönüşü yaptık, “Sıkıntı olursa ararsın gelirim.” Olmazdı, gelmesine gerek yoktu zaten başka planlarım vardı.
“Yok yok. Sena’ yla buluşacağım zaten. Tabi bize katılmak istersen,” Sonradan sesime sinen imama “Hiç almayayım.” Diye ofladı. “Toplantım var beynimi vakumlasın istemem.” İkisinin arasındaki bu kedi köpek ilişkisini onların aksine ben seviyordum. Vurmuyorlardı, dokunup kaçıyorlardı.
Gerçi konu Sena’ ydı, vurmuyor kısmında çok da emin olmamalıydım.

Bu defa önüme geçen uydu. Gözlerimi devirip sinyaliyle onu takip ettim. “Aşk olsun, Sena kötü biri değil sadece erkekleri sevmiyor.” Benim aksime “Neden?” Diyen sesi düzdü. O an daha net anladım ki Serdar ve Azat’ ın bazı halleri aynıydı. Özellikle de bu birden ciddileşen sesleri.

Dudaklarımı bükerek omuz silktim. “Yani, bir nedeni yok sevmiyor işte. Biliyorsun sana da sana benden ötürü kıl.” Gerçi o bahanesiydi, Sena genel manada erkek sevmiyordu.

“Anladım, geldik yenge.” Düz ifadesini korurken yavaşlayarak az ilerideki açılan otoparka ilerledi. Gelmiştik, okulu inceleyen bakışlarım sesim gibi durağandı. “Ya bana yenge demesen?” Hazan desin, kayınço desin, ne bileyim başka bir şey desin de yenge demesin kendimi yaşlı hissediyordum bana göre yenge dayımın eşiydi mesela. Başlarda eğlenceliydi de yenge artık beni geriyordu.

“Ne deyim?” Yan yana park ettiğimiz arabalardan aynı anda inerek ona doğru baktım ve hafif seslendim. “Kuma de.” Bakışları anında beni bulurken eğlenceli sesime gülümseyip başını olumlu anlamda salladı. “Tamam kumam, bir şey olursa ara. Allah zihin açıklığı versin.” Bir de mimikleriyle dalga geçiyordu. Uzun boyunun ve kemikli suretinin aksine..
Üzerindeki takım elbiseyle koskoca adamdı, bir eli arabanın tavanında, bana bakarken girdiği haller bir yandan Emir’ i bir yandan Serdar’ ı andırıyordu.

Çantama uzandım, ardımda kalan arabanın kapısını kapatarak güneşte gözlerimi devirdim. “Okunmuş pirinç de verecek misin?”

Bizim aksimize insanlar arkamda kalan giriş kapısından okula giriyordu, baya da kalabalıktı ve bu kalabalıkta gözler hemen hemen bizim üzerimizdeydi. Kollarımı kucağımda bağlayıp yaslandığım yeri işaret edişini izledim.
“Okunmuş araba verdim.” Hala eğleniyordu, tamam komikti de. Hatta o kadar hoşuma gitti ki arabaya biraz daha yaslanıp sırıttım. “Teşekkür ederim, pirinçten daha iyi.” Serdar dün giderken bir araba bırakmıştı bana. O başkanla çıkacak diye annemlere gitmiştik. Gittiğimizde kapıda beyaz bir porsche, üzerinde anahtar…
Bana almış.

Aklıma o an gelince yüzüm düştü. Dünkü keyifli vedada da o gittikten sonra da ağlamamıştım ama tüm gece yatakta dönüp durmuştum. Onsuz ilk gecemdi, günümdü. İyi bir halde ne hissedeceğim konusunda o kadar yitiktim ki bu halim beni kemiriyordu. Okul da olmasa gelene kadar zaman nasıl geçerdi hiç bilmiyordum. Akışına bırakıyordum, her şeyi.

Bu halim “Hakkında bilmediğim başka ne kaldı?” Diyen sesime de yansıdı. Matruşka gibiydi. Tam bitti diyordum içinden bir şey, başka bir Serdar daha çıkıyordu. Dün akşam mesela, o gittikten sonra Azat’ dan bir de galerisi olduğunu öğrenmiştim. Gerçi bu araba nereden çıktı diye ısrarla sormasam onu da öğrenemezdim ya.

Azat benim aksime keyifliydi. Ellerini arabanın tavanına vurdurarak bir an düşünür gibi oldu “Maddi olarak mı?” Sonra hafif gülümseyip başını iki yana salladı. “Bunu da öğrendiğine göre başka yok sanırım.” Komik değildi, maddi konudan güçlü olması elbette kötü değildi ama ben bir garip hissetmiştim. Böyle gider ayak ne var ne yoksa önüme sermişti de o yoktu. Oysa ben sadece Serdar’ ı istiyordum, o yoktu.

“Güzel.” Başımı usul usul sallayışım onu yeni bir alaya itti. “Kullanamazsan-” deyişini kesip başımı hafif yana eğdim. “Ha ha ha Azat.” Yüzünde beliren keyifli halle hafif geriledi, elini “Görüşürüz.” Diyerek kaldırdı ve vedamla birlikte arabasına binip geldiğimiz yönün devamına doğru ilerledi.

Serdar olsaydı bugün beni o bırakırdı. Arabada öpüşürdük, ben onun o iri yarı koca bedenine sarılırken o güzel sözleriyle beni geceye davet ederdi. Utanırdım, sonra onu sus Serdar diye azarlayıp huzurla indiğim arabada derse ilerlerdim. Ama ne yazık ki o yoktu. Tüm bunların geçici olduğu konusundaki netliğim içime ufak tohumlar serperken çantamı omzumda sabitleyip kalabalığa doğru yöneldim.

Hava hala sıcaktı. Salık bıraktığım saçlarım önüme bulaşıyor, ayaklarım spor ayakkabılarımın içinde hayli sıcaklıyordu. Etrafta üzerime dönen bakışlara aldırmazken kendi kendime keşke topuklularımı giyseydim dedim. Yani aslında son dakikaya kadar giyiyordum da ama sonra okula geliyorum abartı olur diye vaz geçtim.

Her şeyin ilki gibi bunun da ilki garipti. İlk günümdü, okulu hiçbir şekilde bilmeden belli bir yöne ilerliyordum. Kızlı erkekli çoğu bakışların üzerimde olması rahatsız olduğum bir şey değildi, buna sahneden alışkındım da şimdi sebebini tam olarak kestiremiyordum.
Şarkı söylemiyordum?
Topuklum yoktu?
Abartı bir kombin giymemiştim?

Dik duruşumla kulağımdaki tek beyaz kulaklığı düzelttim. Fakülteler nereden bilmiyor, buna yüzden peş peşe sıralı binaları tek tek izliyordum. Benimle yaşıt, benden küçük, belki benden yaşça büyük insanların olduğu bir ortamdı. Giriş olduğundan daha kalabalık, gürültülü ve renkliydi. Yürürken bazılarıyla göze geliyor ama bakışlarımı üzerlerinden asla çekmiyordum. Teması bırakan ilk kişi ben olmadığımdan ifadesiz bakışlarımdan uzaklaşan elbette onlar oluyordu.

İnsanlarla iletişimde olmak istemiyorum.

O kadar umarsızdım ki yanımdan geçerken alenen omzuma çarpan uzun boylu sarı saçlı kıza neden diye bakmadım bile. Onun yerine saçlarımı sağ elimle geriye ittirip işaret parmağımla uzun kirpiklerimi alttan destekledim ve yanımdan geçen başka bir kıza yöneldim. “Pardon bakar mısınız?” Evet, insanlarla iletişimde bulunmak istemiyordum ama bazı zoraki durumlar hariç. Böyle anlarda da her an çatık kaşlarımın aksine hafif gülümsedim.
Seslenmemle bana döndü, bakışıyla devam ettim. “Hukuk fakültesi ne tarafta?”

“Hukuk mu okuyorsun?” Başımı o an diğer taraftan gelen erkek sesine çevirdim. Birkaç kişilik bir gruptu. Az evvel yanımdan geçerken omzuma çarpan kız da o grubun içindeydi. Üzerimdeki bakışlar bana hitap edenin aksine suskun, fakat beni süzüşleri epey netti. Aynı gruptan iki kız uzun bir bankta otururken erkekler önlerinde dikiliyorlardı.

Oysa ona sormamıştım, yanımdan geçip giden kıza da ayıp olmuştu ama “Evet” derken sakince ona döndüm. Kaşlarım yüzüme gelen güneşten çatılmış, elimi kendime siper ediyordum. Bana doğru birkaç adım daha attı. “Sen yeni misin?” Bir an durdu, sonra ifadesiz bakışımla devam etti. “İlerideki krem bina, ortadaki.” İşaret ettiği yere dönüp baktığımda nereden baksak beş dakikalık yürüme mesafesinden bahsediyordu, yine susmadı. “Derslik belli mi?” Ders programı ve sınıflar telefonumdaydı, dikkatli bakmamıştım gidince hallederdim.

Yeniden ona baktım. Benim yaşlarımdaydı, belki bir iki yaş büyük. “Teşekkür ederim ben hallederim.” Bu defa zoraki tebessümüm eşliğinde onlara arkamı dönerek tarif ettiği binaya doğru ilerlemeye başladım.

Onları tanımlamak kolaydı. Bana neden öyle bakıyorlar, o çocuk neden soruma atıldı, kız neden omuz attı, sonra neden beni izledi. Çok net olmasa da illa ki birer cevabı vardı ama ben her şeyi tüm bunlarla ilgilenmeyecek kadar boş vermiştim.

Aslına bakarsak çok değil birkaç ay evvel ben de böyleydim. Geniş bir arkadaş grubum, sayısız arkadaşlarım vardı. Ki hala varlar.
O zamanlar sokak kenarında oturmalarımız, hep birlikte banklarla çekirdek kola yapmalarımız, voleybol oynamalarımız derken her biri dolu dolu geçirdiğim bir zaman dilimiydi. Sercen’ inden Özkan’ ına Ayça’ sından Gül’ üne sayısız insan girmişti hayatıma. O zamanlar bu beni çok mutlu ediyordu ama artık o kadar yorulmuştum ki sanki bir kişiye bile tahammülüm yoktu.

Hatırlıyorum, Serdar bana geldiği ilk gece ben o ortamdan kaçmak istemiştim. Kaçıp onun sakinliğine sığınmak..

Dostlar, dostlukların ardından gelen tabiri caizse dost kazıkları, yeniden birini tanımalar, arkadaş deyip ortak zamanda buluşmalar derken artık gözüm bu ilişkileri zerre aramıyordu. Özellikle Alper’ den sonra. Tabi Gül’ de vardı. Onu da diğerleri gibi öyle bir unutmuştum ki bu koşuşturmada hiçbirine zamanım yoktu. Öyle ki sorunumun olmadığı dostlarımla bile görüşemiyordum.

Mesela Ayça. Bendeki aramaları Serdar etkisinden hep yarımdı, ona da dönmem gerekliydi. Dün gelen mesajlara bir baktım da, çoğu gözümden kaçmış. Zaten değiştirdiğim numarayla hepsi askıda kalmıştı. Artık ulaşabilenler Sena’ ya veya Yeliz’ e ulaşıp yi miyim diye beni sorar olmuşlar. Yani illa biriyle iletişime geçeceksem bu sadece onlar olmalıydı, eski dostlarım.

Güneşin altındaki adımlarım hızlanmış, odak noktam dersliğin olduğu binaydı. Yanımdan geçip giden insanlar, araçlar ve görevlilerle birkaç dakikanın sonunda ferah binaya girdim. Fısıldaşmalar binada yükseliyor, gruplaşmış insanlar ayakta ya da oturarak muhabbet ediyorlardı. Titreyen telefonumla az ilerideki sandalyeye oturarak Yeliz’ den gelen aramayı yanıtladım.

Bacak bacak üzerime attım, “Aşkım indin mi?” Gitmişti, bu sabah önce Sena’ yla onu havaalanına bırakmıştık, sonra yeniden eve dönüp Azat’ la okula gelmiştim. Sena’ da bu akşam gidecekti. “Şimdi indim kuzum. Sen ne yaptın gittin mi derse?”

Önümde bir grup daha vardı. Onları izlerken saçlarımı yeniden arkaya ittirip bağrımı açıkta bıraktım. “Geldim geldim. Ya çok sıcak burası.” Kış gelse de deri ceketimi topuklu botlarımı giyip takır takır yürüsem. Hatta şu an bile, keşke topuklu ayakkabılarımı giyseydim.

“Ay burası da aynı sıcak aşkım. Eve geçiyorum şimdi biraz uyurum.” Tüm gece oturup muhabbet ettiğimiz için hepimiz uykusuzduk aslında. “Nasıl gidiyor senin?” Diye devam etti.
Yani, gitmesi mi vardı geldim dersi görüp Sena’ yla buluşacaktım işte. Elimle kendime yelpaze yaparak “İyi ya amaan üniversite işte.” Dedim. “Tamam canım uyu sende. Dikkatli ol, ben de sınıfa geçerim birazdan.” Yeliz’ de iki gün sonra işe başlıyordu. Dün akşam Samet diye bir arkadaşımı arayıp Yeliz’ e bir iş ayarlamıştım. Yani ben dahil herkesin hayatı akışına geçmişti.

Yeliz’ in telefonunu kapattıktan sonra koridorun sonundaki dersliğe geçerek en arkalarda bir yere oturdum. Sınıf hemen hemen dolmuş, insanlar birbirleriyle muhabbet ediyorlardı. Çoğunluğu oluşturan erkeklerden ötürü kaba sesler sınıfta yankı yapıyor, yine de muhabbetleri ara ara beni hafif hafif gülümsetiyordu.

Arkama yaslanarak eski arkadaşlarımın numaralarını yeni hattıma bir bir kaydetmeye başladım. Telefon dünden beri elimdeydi. Ya Serdar ararsa, ya o arar da ben göremem diye bir an olsun ayrı kalmıyordum da henüz kimse aramamıştı. Ki ben zaten koşulları biliyordum. Sahada telefon çekmezdi çekse de konuşamazdı. Hem aramasını da beklemiyordum ama yine de bir umut, sesine hasret onu bekliyordum işte.

Telefonumu sınıfa giren insanlara baka baka masaya bıraktım. Bakışlarından ya da fısıltılardan kaçmıyor, üzerime ilişen göz temaslarına bile isteye karşılık veriyordum.

İlk ders uluslar arası hukuktu, ondan sonra iki saatlik bir icra iflas hukuku dersim de vardı. Dersler ve dolayısıyla sorumluluklar her geçen yıl artıyordu ama bundan tabiki şikayetçi değildim. Hukuka dayalı bilgiler edinmek beni her daim cezbederken şu merakım her geçen ders yerini dolduruyordu.

Aşık olmuştum, evlenmiştim, kocamı çok seviyordum şimdilerde tek derdim kendi ayaklarımın üzerimde durmaktan, Serdar’ a muhtaç olmamaktan ziyade avukat olmaktı. Yoksa söz konusu muhtaçlık ya da başka bir şey değildi söz konusu Serdar’ ken kendimi böyle bir sözle yan yana getiremiyordum bile.
Sadece istiyordum, yapabileceğim konusunda zerre şüphem de yoktu.

Rahatça yaslandığım yerden saati bir kez daha kontrol edip kollarımı kucağımda bağladım. Sıkılmamıştım, aslında aklım o kadar doluydu ki bu dolulukta hangi birini yapacağım konusunda kararsızdım.
Dün Serdar’ dan sonra biraz düşünmüştüm. Yani gece biraz başımı yastığa koyunca fikirler bana akmıştı da diyebilirdim.

Mesela yakın zamanda babaanneyi ve dedeyi ziyaret etmeliydim, bu beni geriyordu. Serdar yokken nasıl olurdu, onlarla olan ilişkimiz kim bilir nasıl ilerlerdi… Hem sadece bir kere değil, Serdar gelene kadar utana sıkıla da olsa mütemadiyen bunu tekrarlamalıydım.

Sonra bu akşam eve gidecektim, Serdar’ ın kalırsın dediği eve. Ne eksik vardı bilmiyordum ama onları tamamlayacaktım. Sena hakkında da düşüncelerim vardı, spora gitmeyi de düşünüyordum. Başkana söz vermiştim ama Yeliz’ le de konuşmamıştım ve sanırım konuşmayacaktım da. Zaten Emir’ de gitmişti, ortamı germemin lüzumu yoktu. Bir de Bursa’ da ki arkadaşlarım vardı, onlara da ulaşmalıydım, bir kaçıyla konuşsam, en azından yaşadığıma ve evlendiğime dair haberler versem iyi olurdu.

Restorana uğramam da gerekliydi, tapuya, vergi dairesine… Tabi tüm bu hengamede dersler de vardı. Şu birkaç ay öyle bir çalışmalıydım ki Serdar geldiğinde bize ayıracak çok vaktim olmalıydı.

Serdar ne yaşardı, o bu süreçte neleri aşardı bilmiyorum da ben geçirdiğim her günü onun için yaşayacaktım bu belli. Aldığım her kararda onun adı geçecek, zihnimle kalbim her an ona akacaktı. Geldiğindeyse hiç ayrılmamışız gibi, uzun gecelerin aksine hiç yalnız uyumamışız gibi bir bütün olup birbirimizi saracaktık..

Hemen yanımda işittiğim sesle başımı hafif kaldırdım. Uzun saçları göğüslerini kapatan o sarışın kız, onun da yanında iki arkadaşı vardı. “Efendim?” Bakışları üzerimdeydi. Omzundaki çantayı iyice kavrarken yanımdaki boşluğu işaret etti. “Kaysana.” Önce kaşlarım havalandı, sonra geçmesi için arkaya çekilerek başımı hafifçe bana geç dediği yere eğdim. “Geç.” Kendi geçsin, ben neden geçiyordum?

Gösterdiğim yeri beğenmemiş olacak, bakışları üzerimde yoğunlaştı. Bana doğru ufak bir adım attığındaysa onu durduran bakışlarım değil “Seren uzatma geç.” Diyen erkek sesiydi.
Ne ara arkama biri oturmuştu, ne ara bu insanlar yanıma gelmişti bilmiyorum. Serdar’ı düşünen zihnim onunla öyle bir donmuştu ki hareketliliği adeta kulak ardı etmişim.

Bu defa arkamı döndüm. Kapıda bana bu binayı tarif eden çocuk ve o an yanında duran iki erkek arkamda oturuyordu. Kızlar da bunca boş yer varken bana sürtüne sürtüne geçip hemen yanımda yerlerini alınca gözlerimi devirerek önüme döndüm.

Şimdiden sıkıcı bir yıl seziyordum kendime.
Bu kadar yer varken buraya gelmeleri matah ve hayret verici bir haldi fakat kalkmayacaktım. Hem, sahi bunca insan varken bu grupla iç içe olmam ne kadar hoştu? Hoşluğu geçtim yanıma gelirken asıl amaçları neydi ki? Onlar altı kişi, aralarında bir ben?

Çatılan kaşlarımla kendi kendime tekrar ediyordum, elbette kalkıp gitmeyecektim, neden bunu yapayım ki? Neticede sonradan gelen onlardı illa biri gidecekse bu ben değildim. Ki bu halle ben kalksam bile üşenmeden yanıma gelirlerdi sanki, öyle garip bir haldi. Daha ilk dakikada yeterince gerilmişken titreyen telefonum imdadıma yetişir gibi oldu. Ona uzanıp aramayı yanıtladım.
“Efendim Azat?”

Kızlar kendi aralarında konuşuyor, arkamda oturan erkeklerin sesi onların aksine çıkmıyordu. Azat’ ın “Nerede buluşacaksınız siz?” Deyişiyle kendimi tüm bu olan bitenden soyutlar gibi oldum.

Az ileride kızıl saçlı bir kız duruyor, elindeki pet şişeyi sürekli sıkarak çeviriyordu. Şişenin mavi kapağına odaklandığım sırada bacağımı usul usul kaşıyarak aceleci sesine eğlenir bir tonda gülümsedim. “Biz? Sena’ yı mı diyorsun?”

Soluklandı. “Evet.” Adını da söylemiyordu. O söylemedikçe benim hoşuma gidiyordu. Dudak büküp bu defa da kırmızı ojeli tırnaklarıma göz gezdirdim. “Yani bilmem, ben çıkınca konuşacaktık. Neden ki?” Belki gidip alırdım, belki o gelirdi hiç bilmiyorum Yeliz’ den sonra biraz daha uyuyacağını söylemişti.

Düz sesi biç bozulmadı, sanki hareketli bir koşuşturmanın içinde bu meseleyi de halletmek istiyordu. “Restorana gelebilir misiniz? Senin imzalaman gereken tapu evrakları var ben de geleceğim.” Restoranın tapusu üzerime geçiyordu. Her ne kadar istemesem de ne yazık ki bu konuda söz sahibi ben değildim.

Keyifli halim dinmeden ona biraz takılmak istedim. “Hani senin toplantın vardı da beyninin vakumlanmasını istemiyordun?” Okul çıkışıma da gelebilirdi mesela. Neden direkt siz diye girmişti ki söze? Sonuçta Sena’ yla bir işi yoktu. E bu da beni düşünmemem gereken konulara itiyordu.

Sözlerim onu da keyiflendirdi. “Vakuma ihtiyacım varmış bacanak, toplantıyı erkene aldım.” Dudaklarım bu haline gerildi ve içime düşen o minik tohumla onu seve seve onayladım. “Tamam o zaman Azat, buluşuruz.” Buluştuğumuz anı iple çekecektim. Ne olacak, kim kime nasıl bakacak o kadar merak etmiştim ki sanki bugün bir pembe dizinin içine girecektim. Serdar’ dan sonra bu yoğunluk bana da iyi gelecekti.

İtirazsız halimle önce boğazını hafif temizledi, sonra “Tamam, hadi kapattım.” Dedi ve cevabımın ardından telefonu yüzüme kapattı. Havalanan kaşlarımla ekrana bakarken Serdar dedim içimden. Aynısının bir benzeri, yüzde atmış güncellenmiş hali.

“Sevgilin mi?”

Yanımda oturan sarı saçlı kızın tüm dikkati yanındaki iki arkadaşıyla birlikte bendeydi. Daha tanışmıyorduk, tanışmak gibi bir niyetim de yoktu ama yanıma oturur oturmaz bana böyle bir soru yöneltmesi bence hadsizlikti. Soruyu geçebilirdim, üzerime değen o garip ve hesap sorar nitelikte olan bakışlar olmasa.

Bir dirseğimi arka sıraya dayadım. Ellerimde tuttuğum telefonla tamamen ona döndüm ve kaşlarımı “Pardon?” Diye çattım. Bizi sevgili olarak görmesi sorun değildi, sorun üslubundaki yukardan bakma haliydi. Bilmiyorum hoşuma giden bir tavrı yoktu, gitmesi de gerekmiyordu ama iletişimde olacaksak ben buna takılırdım.

O da bana doğru hareketlendi, uzun boyuyla yüzüme dik dik bakmaya başladı. “Azat Soylu sevgilin mi?” Azat Soylu.. Onu böyle tanıyorsa bağ çok daha başkadır. Belki eski sevgili, belki bir platonik belki ufak bir selamlaşma. Azat’ ın da kısmetini bağlamış gibi olacaktım ama dik duruşumu bozmadan tek kaşımı öfkeyle havalandırdım. “Sen nereden tanıyorsun onu?” Bunu o söylemezse Azat’ a soracaktım. Öyle ya da böyle, şu tavrın altında yatan öfkeyi, bana attığı omzu, buraya gelişini ve bu bakışının sebebini öğrenecektim.

Hemen yanındaki kız gülerek başını bana doğru çıkartırken “Urfa’ ya yeni mi geldin sen?” Deyişiyle ona yöneldim. Fark eder miydi?

Başka biri yanımıza gelip birde masaya oturdu ve gerile gerile eğilip beni rahatsız eden bir incelemeyle yüzüme bakmaya başladı.
Ona dönmedim, “Onu tanımayan var mı ya?” Sesindeki hayrete asla bakmadım. Beni izliyordu, hepsi. Başıma toplanıyorlardı, meraklarından, olaydan, halden..
Anlıyordum.
Platonikti, şu sarışın olan. Diğerleriyse meraklı, Azat’ a yani. Ama şu sarışın kızdan çekiniyorlardı. Belliydi, kör değildim, gözümün önündeydi ki bu çok da abes bir durum değildi. Azat zaten bakılası bir erkekti.

Göz göze olduğum kız “Ne diyor ya baksana şuna?” deyip insanlara çenesiyle beni işaret edince boynumu iki yana esneterek dilimin ucunu ısırdım. Bugün olmazdı. Daha ilk günden kendime bunu yapamazdım ama ortam beni sanki buna itiyordu. Hareketlilikle başımıza toplaşanlar, merakla bizi izleyenler, hele şu önümde oturup avel avel yüzüme bakan kız derken Azat hakkında sevgilim deme fikri önce içime çöreklendi, sonra onu büyük bir saçmalık diyerek savuşturdum.
Serdar, siyah devim…
Düşüncesi bile içimi söküp leş kargalara attırıyordu.

“Yüzüğünü o mu taktı yoksa sen kendi kendine mi ta-” kim olduğunu bilmediğim alaylı sesi “Sevgilisi değilim.” Diye kesip buna bir son verdim. Bakışlarımı sarı saçlı kızın gözlerimden almıyor, sakinliğimi şu aldığım nefese dayatıyordum ama şu hemen önümde oturan kız yüzüme öyle bir bakıyordu ki ona daha çok sinirleniyordum. Utanmasa dibime girecekti, ki bence girmişti de.

Seren gözlerini çekti, saçlarımda gezinen bakışlarla sesimi alenen yükseltip devam ettim. “Duygusal yönden bir yakını olma imkanım da yok.” Neyime güveniyordum bilmiyorum ama bu hal beni öylesine rahatsız etmişti ki bu kalabalıktan net bir halde çıkarsam bu gece sinirsiz ve hayli rahat uyurdum.

Umarım Azat’ ın değer verdiği biri değildir diyerek gözlerine yöneldim, bana bakması için onun gözlerinin içine baka baka çatık kaşlarımla devam ettim. “Ama yerinde olsam toynaklarını geri çekerim, çünkü belli ki Azat’ a platoniksin ve benim ondaki yerim senin o olmayan bağını bir güzel siker atar.” Yani, bağ dediğim de komik bir dille yengesiydi sadece, o da onun gözünde. Tabi bunu bilmelerime gerek yoktu. Kendime böyle birini elti olarak seçmeyeceğim de kesindi.

Toynak dediğim an yüzüme dönen şaşkın bakışları birkaç uğuldama eşliğinde duruldu. Küfrüme aralanan dudakları da onu bana doğru hareketlendirirken platonik lafıma ne kadar bozulmuştu tartışılır ama yüzündeki mağlubiyet sırtımı sıvazlıyordu.
Bana bir şey söylemeyecekti, çünkü derdi Azat’ dı ve benim onun gözümde değerli olduğuma inanmıştı. Aksi mümkün değildi.

Ondan ayrıldım ve hala önümde oturmuş sadece beni izleyen kıza hışımla döndüm. “İn sende şuradan.” Omzuna dokunup hafifçe aşağıya doğru ittirdim. “Mal mal yüzüme bakıp durma.” İttirişimle aşağıya inerken etrafımıza toplanan insanlar da bir bir yerine geçmeye başladı.

Sirk vardı sanki burada. Anlıyorum dördüncü sınıflardı, neticede burada herkes herkesle arkadaştı merak ediyorlardı da dibime kadar gelip avel avel yüzüme bakmanın anlamı yoktu. Hadsiz.

Kalkmayacaktım. Yeniden bacak bacak üzerine atarak sıraya iyice yayıldım ve içeriye giren hocayla tüm dikkatimi o yöne verdim.


💎

“Ya aşkım ilk gün şu rezilliğe bakar mısın Allah aşkına ya?” Sinirim hala geçmemişti, olanları düşündükçe omuzlarıma ağrılar giriyor, kaşlarım daha da çatılıyordu. Sena’ da benim kadar öfkelenmişti ki şakaklarını ovarak “Ya yuh yaa mala bak.” Diye tısladı. “Çarpsaydın ağzına iki tane. Neyse eee sonra hoca geldi ne oldu?”

Patatesimi mayoneze batırarak ketçabı bırakan garson kıza hararetle döndüm. “Teşekkür ederim canım.” Acıkmıştım, canım da patates kızartması istemişti Sena’ yla restoranda buluşunca direkt bir şeyler söylemiş yemek yiyorduk.

Bir yudum kola aldım. Serdar görse izin vermezdi, duysa kızardı ama kendime mani olamıyordum. Arada canım istiyordu, zararını göz ardı ediyordum işte.

Kaşlarımı o anın öfkesiyle kaldırdım. “Yani hoca geldi, bu tek kelime etmedi oturdu öyle sessiz sessiz. Sonraki derslerde de ben dayanamadım artık, sonunda kalkıp diğer tarafa geçtim.” İlk gün birde, tamamen rezillikti başka bir şey değil ama onca olaydan sonra kendimi tutup sessiz kalamazdım.

Birleştirdiğim iki patatesi yeniden önce mayoneze sonra ketçaba batırıp ağzıma attım. “Saçma sapan işler yemin ediyorum. Benim ne işim olur kavgayla tartışmayla. Hanım efendiliğimi bozuyorlar.” Göz devirişim, alttan alttan gülüşümle Sena tabağındaki eti dilimlemeyi bırakıp kıkırdamaya başladı. “Salak.” Sonra bir yudum su içti. “Eski sevgilisi mi acaba?” Sanmıyordum o kadar değildi.

Sena Azat hakkında tam olarak ne düşünüyor, ne hissediyor bilmiyordum ama umarsız duruyordu. Dün gece şu peşine takılan sapık olayını anlattığımda da çok şaşırmıştı ama bir şey söylememişti. Yani daha çok ne diyeceğini bilemediğinden yorum yapmamıştı ama en azından hallolduğuna sevinmişti.
Tabi bugün benim içimi irdeleyen konu da gelmiş çatmıştı. Şimdi sırasıydı, yani restoranın aksine yanımızda kimse yokken.

“Azat’ dan hoşlanıyor musun?” Sesimle bir an durdu ama sonra tabağına baka baka başını olumlu anlamda salladı. “Yani, etkilenmemek elimde değil farklı bir şey var.” Farklı, bunu anlayabiliyordum ve tabi anlayışım bir yana dursun itirafı beni gülümsetmişti.
“Nasıl farklı?” Bir his, o ufak mutluluğa çok da kanat çırpmak istemiyordum ama o kadar merak ediyordum ki irdelemek de hoşuma gidiyordu.

Çatalını ve bıçağını beyaz tabağının iki yanına bırakarak ellerini önünde birleştirdi. O an biraz etrafa bakındı, sonra bakışları yeniden bana dönerken dudak büktü. “Farklı işte aşkım, garip. Normal bir şey olsa anlatabilirdim.” Ben de Serdar’ da böyle oluyordum. Nereye baksam garip bir heyecan, nereye gitsem içime sinen bir huzurla birbirini kovalayan belirsizlik vardı. Tabi ilk zamanlar bunlar bambaşkaydı, o zamanlar cidden sadece nitelendiremediğim bir gariplikti.

Görünüşe bakarsak hislerini çok da umursamıyor, uçlarda yaşamıyordu ama en azından hayır deyip de saklamıyordu. Hafifçe gülümsemeye devam ettim. “Ee ne düşünüyorsun?” Üsteliyordum, çünkü üstelemek istiyordum. Bana göre kestirip atamayacağım kadar özel bir konuydu.

Yan masamızsa oturan takım elbiseli yaşlı adamların muhabbetine tebessüm ederek az ilerideki aileye baktı. Mekanı zaten biliyorduk, nezih bir yerdi ve bazen böyle sakin ortamlar beni de rahatlatıyordu. Akşam ışıklandırması, hafif hafif yükselen çatak bıçak sesleri, usul gülüşler, davete icabet etmeler ve şık kadınlar.
Serdar… Burası ona ait olamayacak kadar nezihti. Zira bana sorsalar ona ait bir ocak başı olduğunu söylerdim de aklıma bu gelmezdi. Ki ben onu öyle seviyordum. O maço ve kaba hallerini, bakışını, duruşunu, kendine has sevişini…

Sena, aralarda gezinen garsonlara baka baka “Ama erkekler.” Diyerek başını yavaşça bana çevirdi. “Biliyorsun ki her zaman aldatırlar, hiç birine güvenmeyeceksin.” Yani, bu konu tartışılırdı, haliyle de biraz uzardı ama şu an uzun uzun bunu konuşmak istemiyordum.

“Ne olacak?”

Sesime varla yok arası omuz silkti. “Hiçbir şey.” Konunun bir de Azat tarafı vardı da bunu asla onunla konuşamazdım. Ben sadece kuzenimi merak etmiştim, merakım da kapalı kutu olmayışından mütevellit hemen hallolmuştu.

“Sence o bir şeyler hissediyor mu?” Mırıldanışıma kendi kendine oflayarak yanıt buldum. “Gerçi hissetse ne? Ne olacak ki?” Ben öyle sevmedim çöpçatanlık falan. Koca koca insanlardı, böyle yok yere asla girmem araya. Merakımı gideririm izlerim, ha ihtiyaçları olursa o başkaydı. Her koşulda yardım ederdim de lafı ondan alıp ona taşımak gibi bir huyum yoktu.

Sena’ nın keyifli keyifli “Aynen.” Deyişiyle yemeğime devam edip onu izledim. “Sonra iki kuzen iki kuzeni kaptı derler. Birimiz geride duralım.” Demezlerdi de bir değişik olurdu. Yine de keşke hisleri birbirini netlikle tamamlasa, keşke onlar da belli bir…
Neyse diyerek gözlerimi açıp kapattım. Kendi kendime gelin güvey oluyordum, gerek yoktu. Bu yüzden yerimde kıpırdanıp “Bak ne diyeceğim.” Diyerek konuyu değiştirdim. Sena’ da tabağına dönüp soludu. “Ne diyeceksin?”

Bugün düşünmüştüm, yıllardır hayalini kuruyordum da fırsatımız olmamıştı hiç. Sakin bakışlarım üzerinde gezinirken ciddiyetimi bozmadan yemeğime devam ettim. “Bırak Trabzon’ u falan gel Urfa’ da işe gir. Serdar’ da yok kalırsın bende. Takılırız mis gibi, en az iki üç ay. Sonra sevmezsen istemezsen gidersin.” Ki sevmeyeceğini sanmıyordum çok güzel olurdu. Bana dönen ifadesiz bakışlarıyla kaşlarımı çatıp “Ne yapacaksın orada?” Diye atıldım hemen. “Zaten aklına yatan bir iş de bulamadın. Git şimdi, iki gün sonra topla eşyalarını temelli gel. Buluruz bir iş girersin bir şirkete.” Azat’ da inşaat mühendisiydi, şirketi de vardı Sena orada çalışabilirdi ama kuzenimin karakterini bildiğimden buna gerek yoktu. Sena’da istemeyeceği için teklif bile etmiyordum. Başka bir yer bulurduk, illa bulurduk.

“Ya bilmem ki olur mu?” Birden gülümser gibi olmuştu. Neden olmasın? Bu beni daha da umutlandırdı, heyecanla dikleşip keyifle atıldım. “Ya aşkım neden olmasın? Annem var ben varım ev bol. Ne yapacaksın orada? Ya ne güzel vakit geçiririz işte, bende sıkılmam çok güzel olur. Bu sabah okula giderken yolda aklıma geldi hep istiyorduk sonunda fırsatımız var işte.” Her şey çok güzel olurdu. Çok eğlenirdik, bu hayal ettiğimden de iyi olurdu. Hatta bu sayede Azat ve Sena’ da eminim ki yakınlaşırdı. O kadar mutlu ve umutluydum ki sadece deli gibi iyi olacak demek istiyordum.

Gülümseyen yüzüne “Hiç düşünme çok güzel olur.” Diye devam ettim. “Teyzemler de bir şey demez, şu an seni tutan hiçbir şey yok.” Keşke Azat’ la da olsalar, aklımda ya da kalbimde zerre kötü bir şey yoktu. Hatta bunu en çok ben isterim ama henüz konuşmak için de düşünmek için de erkendi. Hem Sena, Yeliz gibi değildi o kendini hemen bir ilişkiye bırakmazdı. Bize zaman lazımdı, onda da Sena’ nın burada yaşaması gerekiyordu.

“Doğru, yok.” Deyip tuttuğu tüm nefesi yavaş yavaş verdi. Parlayan gözleri, bir anlık hevesi, dudak ısırması o kadar samimiydi ki olacak diye hissettim. Neden olmasın ki?
“Aynen ya.” Diye devam edişiyle onu izledim. “Sıkılırsam geri giderim ne olacak ki? Birlikte kalırız Serdar gelene kadar. Ay çok da güzel olur.” Ben de sıkılmam, o da sıkılmaz birkaç ay az zaman mı?

Elimi heyecanla kalbime koyarak başımı keyifle yana eğdim. “Ay anlaştık o zaman.” Ben bu gece hemen iş bakmaya başlardım, en geç bir haftaya bir iş bulurduk o ara evdeki eksikleri alırdım ve birlikte yaşamaya başlardık.

Keyiflenen yüzü bu defa çocukluk hayalimiz içindi. En güzel anlara, en güzel akşamlara, kahvede tavla attıktan sonra cenaze pilavı yiyip sokaklarda eğleneceğimiz gecelere.. “Anlaştık.” Diyerek beni onaylamasıyla az ileriden takım elbisesi ve elindeki evraklarla görüş alanıma giren Azat’ a baktım.

Bir konu vardı.
Birden dibine kadar seçemez, didik didik ayıklayıp ortaya siz busunuz diyemezdim ama tüm bunları yapıp sonucu kendimle paylaşabilirdim. Başka işim mi vardı? Serdar yoktu, şimdi onun kardeşiyle benim kardeşim, onun dostuyla benim dostum karşı karşıyaydı. Bir çıkarım yapmam gerekiyordu, keyifle yapardım.

Bize yönelen bakışları yan masadaki bir adamın “Azat Bey.” Deyip ayaklanmasıyla o tarafa yöneldi. Ayaklanan orta yaşlardaki adam lacivert ceketini iliklerken Azat artık ona yönelmiş, Sena dahil herkes ikiliye dönmüştü.

Ağır olmasının aksine uzun boyundan ötürü geniş adımları birkaç hamlede yaşlı yasılacak adamın önünde durdu. Azat’ ın “Hilmi Bey.” Diyerek adamın elini sıktığı vakit ise bakışlarımı ikiliden çekmiyordum. Adının Hilmi olduğunu öğrendiğim adam tebessümle soludu. “Sizi görmeyi beklemiyordum. Ne şahane bir tesadüf.” Azat, adama kibarca “Öyle oldu.” Deyip elini çekti ve masada oturan adamlara ufak bir selam verdi.

Her biri keyifle Azat’ a yöneliyor, ayakta duran Hilmi Bey daha heyecanlı gözlerle Azat’ ı izliyordu. Selamlaşmalar, anlaşmalar, klasik kısa muhabbetler derken adamın heyecanla “Serdar Bey yok mu?” Demesiyle onları izleyen bakışlarım değişti ve ikiliye daha dikkatli odaklandım. Adı geçse kalbim hopluyor, içim karışıyordu.

Azat kolundaki saati hareket ettirip boğazını hafif temizledi. “Maalesef.” Yan durduğu için yüzünü tam göremiyor, mimiklerine bir tahmin indiremiyordum ama ifadesiz sesine bakarsak bu konuşmadan çok da memnun değildi.

Adam anladım der gibi başını sakince salladı. “Uzun zamandır ikinizi bir arada göremiyoruz. Sizi yakalamışken bırakmak istemem.” Eliyle hemen yanındaki boş sandalyeyi işaret etti. “Buyrun bir çayımızı için lütfen.” Azat elini alenen kalbine götürdü, başını varla yok arası bir teğetle eğerek “Sağolun Hilmi Bey bir dahakine.” Dedi.

Tüm bu üsluplu iletişim ikimizin de dikkatini çekiyordu. Öyle ki Sena da tabağını bir kenara bırakmış benim gibi olan biteni izliyor, üstelik bunu yaparken Azat’ a karşı alaycı davranışlarını ilk defa geride tutuyordu.

Doğrusu Azat’ ın duruşu, takım elbisesi, uzun boyu ve yüzüyle izlenmeyecek gibi de değildi. Sena’ yı anlayabiliyor, içinden geçenleri Serdar diye yakınırken çok yakından hissediyordum.
Serdar…

Az evvel Serdar demişken, kim bilir şimdi neredeydi? Akşam olmuştu, dün neyse de bugün aklıma geldiğinde gözlerimin dolmasına mani olamıyordum. Akşam olduğu gibi gece de olacaktı, acaba benim içime çöken hüzün ona değecek miydi?
Eve gidecektim, o rahat yatakta yatacaktım. Ben uyurken o tahminen uyuyamayacaktı, ben yemek yerken o yemeyecekti..
Ben en iyisini yaşarken o hiçbir şey yaşayamayıp bir göğsün gölgesindeki mutluluğa dahi hasret kalacaktı. Ben ona, o benim koynumdaki gecelere…

Daldığım gri bıçakta nefesimi tuttum sanki. İlk geceydi, son değildi ve bu uzun vaade içime oturuyordu. Sorun gitmesi değildi, hiçbir zaman da olmadı. Gittiği yerde rahat olacağını bilsem bir an bile düşünmezdim de şimdi o kadar başkaydı ki üstesinden geleceği zorluklar benim içimi yakıyordu.

“Ne oluyor?”
Sena’ nın fısıldayan sesi beni zoraki bir hamleyle kendime getirdi. Dalmıştım, oysa bunlar yalnızken düşüneceğim şeylerdi.

Parmağımın tersini gözelerime bastırıp akmaya meyilli yaşlarımı alırken farkında değildim. Aklıma onlarca şey geliyordu, bu defa onsuzluk değil onun uykusuz ve bertaraf hali içimi yakıyordu. Ben burada oturuyordum, ya o? Gittiğinde de ağlayamamıştım, içime birikmişti o acı. Şimdi bu biriken acı olur olmaz yerlerde gün yüzüne çıkıyordu işte.

Önümdeki suya uzanarak sessizce mırıldandım. “Serdar geldi aklıma.” Hiç çıkmıyordu ya, o da başka bir acı.

Bu defa “İlk günden ağlamaya başladıysan seninle işimiz zor.” Diyen Azat’ ın sesiyle yanımdan arkaya doğru çekilen sandalyeye döndüm.
Hali ciddiydi, evrakı masaya bıraktı ve bana baka baka yerine oturdu. “İyi misin?” İyiydim, düşündükçe bir şey oturuyordu içime ama genel bu halledebileceğim bir şeydi.
Başımı sallayarak bedenimi tamamen ona çevirdim. “Hoş geldin.”

Beni onayladı, “Hoş buldum.” Masanın üzerindeki mavi kapaklı evrakı iki yana açtığında yerimde kıpırdanmamın sebebi belliydi. Sena’ ya bakmıyordu. Otururken selam verdiğine ihtimal vermiyordum ama neyse ki Sena’ nın da bunu umursadığını sanmıyordum.

Açtığı sayfalara göz ucuyla baktım. “Acelen mi var?” Sonra da imzalayabilirdim. Başını hafif eğer gibi oldu, evraka takılı duran kalemi çıkarttı ve az ileride bizi izleyen garsona baktı. “Benim değil de, arkadaşın.” Tam olarak anlayamadım ama bana dönüp evrakı kast ederek “Okumak istersen?” Deyişiyle gözlerimi sesindeki imaya devirdim ve kaleme yöneldim. “Beni dolandıracağınızı düşünmüyordum.” Tapu içindi, keyifli halimle işaret ettiği yerlere onunla birlikte imzaları atmaya başladım.

Birkaç karalamadan sonra Azat evrakı alarak karşımızda dikilen garsona baktı, bakmasıyla garson yanımıza gelip Azat’ ın ona uzattığı evrakı aldı ve hızlı adımlarla çıkışa ilerledi.

“Neden ona verdin?” Sadece merak ediyordum. Yoksa arkama yaslanırken bu kadar rahat olmazdım.
Azat’ ın bir eli masada, bize bakmadan telefonuyla ilgilenen Sena’ ya kısa bir an bakıp yeniden bana döndü. “Noterde çalışan bir arkadaşa verecek, girişte bekliyor.” Aklım noterde değil Sena’ daydı. Muhtemelen Azat’ ın selam bile vermemesine takılmıştı ama ne yazık ki bu konuda yapabileceğim bir şey yoktu. Onları yeniden tanıştıramazdım ya?

Başımı anladım diye salladım.

Beyaz gömleğinin kollarını yavaş yavaş yukarıya kıvırdı. “Nasıldı ilk gün.” Dudak büktüm. Aslında iyi olmadığı yüzümden dahi anlaşılırdı ama yine de alışa gelmişlikle “İyi.” Deyip bir bir nefes aldım. “Sıkıcı. Serdar’ dan haber var mı?” Bakışlarım tam karşımda oturan Sena’ da, kulağım benim aksime daha ciddi oturmuş “Yok. Olmayacağını da biliyorsun.” Diyen Azat’ daydı.

Usulca ona döndüm. “Biliyorum.” Yine de bir ihtimal, her hangi bir şey işte.
Dudaklarımı çabuk bir hamleyle ıslattım, aslında onunla konuşmam gereken bir konu vardı da burada Sena varken konuşmak istemiyordum. Ona sonra ne konuştuğumuzu anlatırdım, önemli olan Azat’ ın rahat hissetmesiydi. Ki rahat olacağını sanmıyordum.
Şu an bile, gözlerini gözlerimden, hatta yüzümden kaçırıp “Eve mi gideceksin?” Derken olduğundan çok daha soğuktu.

Önce Sena’ yı havaalanına bırakacaktım ama bunu şu an bilmesine gerek yoktu. Yarın söyler, ardındaki nedeni arayacak mı diye bakardım. Zaten sonrası bende çorap söküğü, tereyağ sinek ilişkisi.. Bu yüzden başımı sakin sakin salladım. “Evet, bu gece orada kalırım.”

Yerinde kıpırdandı, pantolonunun ön cebindeki telefonu yoklayıp bana döndü. “Tamam. Bir şey lazım mı? Adresti attım zaten.” Gergindi, soğuktu, aksiydi ve kasıyordu. Hareketleri onu ele verirken bunu görmezden gelerek gülümsedim. “Yok ya, olursa ararım zaten Azat sağ ol.”

Keşke Serdar gitmeden evvel ona Azat ve Sena diye bir seçenek daha sunsaydım. Her ne varsa eminim o biliyordu, biliyordu ve bana bunu bile bile söylememişti.
Sena’ nın telefonunu masaya bırakıp bize bakmasıyla Azat “Yok yenge ne demek.” Deyip kalkmak için hamle yaptı. “Ben kalkıyorum.”

Gitmemesi için dikleştim, “Otursaydın.” Fakat o havalanan kaşlarıma bakarak “İşlerim var.” Deyince başımı hafif yana eğip durumu kabullendim. “Tamam. Görüşürüz Azat sağ ol.” Zaten ortam o kadar gergindi ki ben bile bir garip olmuştum. Yeri değildi, belli ki zamanı hiç değildi. Hem, Sena bana taşınırsa istemeden de olsa sık sık görüşeceklerdi.

Ayağa kalınca uzayan boyuna bakıp “İyi akşamlar.” Deyişine ufak bir el salladım ve gidene kadar peşinden onu izledim.

“Ukala.” Haklıydı. Öfkesini anlayabiliyordum insan laf söylemek adı altında bile bir konuşurdu. Didişirdi, yine bir şey söylerdi ama değil mi? Bu yüzden Sena’ nın daha çok kendi kendine konuşur gibi “Gerizekalı. İnsan bir selam verir. Hayvan.” Deyişine “Haklısın vallahi aşkım.” Diye yükseldim.

Daha bugün bile Serdar’ a çok benziyor demiştim Azat için. Ne kadar haklı olduğumu da az evvel kendi gözlerimle görmüştüm ama düzelirdi. Serdar’ a biraz bile benziyorsa çok geçmeden hayli değişirdi.

Saçlarını geriye savurup masadaki telefonu aldı. “Kalkalım mı?” Gergin sesine birçok şey söylemek istiyordum ama bunlar için erkendi. Vaktimiz varken de oturup sakinleşsin istiyordum. Telefonumdan saate bakıp ona döndüm. “Uçağa daha var?”

Hareketlendi, “Kalkalım ben uyuz oldum.” Deyip çantasına uzanışıyla ben de onu onaylayıp toparlanmaya başladım. Şu birkaç dakika geçsin zaten arabada konuşur, hallederdik alırdım ben onun öfkesini.

💎

Kimseye günaydın diyemeyeceğim, kimseyi görmek istemeyeceğim kadar berbat bir gündü. Aylar sonra ilk defa eşekten düşmüş gibi yorgun ve mutsuz uyanmıştım.
Tek uyumak ne kadar da bedbaht bir şeydi böyle? Sabah saçlarını öpen yok, bağrına sindiğin bir beden yok, sana sarılan, bedenini saran yok, başka bir ten yok.. Yani gönlünü okşayacak hiçbir şey yok. O yalnızlıkla sanki o güzelim yatak çivi olup batmıştı sırtıma. Ya yalnızlık? Serdar’ ın bağrı yok diye böğrümü tekmeliyordu sanki biri.
Serdar yoktu, tüm gece kapalı gözlerimle onun hayalini kurup uyumuştum. Biraz ağlamıştım, yaşadığımız anları hatırlayıp biraz gülmüştüm, biraz bitmiştim de iyiydim şimdi.. Nihayetinde güneş doğmuş, okul için çokta hazırlanıp topuklularımı da giyerek yaklaşık yarım saat evvel o çelik kapıyı çekmiştim.

Evde ilk sabahımdı. Dün o kadar zordu ki zaten ilk defa gitmiştim, tamamen yabancıydım birde yetmezmiş gibi siyah devimin kokusu bile yoktu evde. Hiç kullanmamış ki, belli başlı eşyaları yerleştirip koca evi öylece bırakmıştı.
Çok büyüktü, kocaman bir ailem olsa mis gibi yaşar giderdim de yalnızken o koca balkon bile oturmaya değer olmamıştı. Sena gelirse belki, belki daha oturulası bir hali olurdu. Başka türlüsü mümkün değil içimi sıkıyordu.

Sirke satan yüzümle arabayı park ettiğim sırada titreyen telefonumdaki aramayı yanıtladım. “Efendim yenge? Aramışsın şimdi gördüm.” Evet çok değil birkaç dakika önce aramıştım ama Tuğrul’ da o an beni arayınca çok çaldırmadan kapatmak zorunda kalmıştım.

“Önemli değil Azat.” Deyip eşyalarımı toparlamaya başladım. Dün park ettiğim yerdeydim. İnmeden okul bahçesindeki insanlara göz gezdiriyor, keyifsiz halimle Azat’ a konuşuyordum. “Bir şey konuşacaktım da seninle.” Dünkü konuyla ilgili, zaman olmamıştı çok geçmeden konuşmak istiyordum.

“Sena mı? Ne oldu?” Birden değişen sesiyle aklının gittiği yer beni gülümsetti, fırsat bu fırsat diyerek konuya girmeden oralı olmadım. “Yok o değil.” Ben söylemezsem o sorardı. Onun sormasını bekleyecektim.

“Ne o zaman?” Şu sert tonu başka zaman olsa beni rahatsız eder miydi bilmiyorum ama buna da Serdar’ dan alışkındım.
Dikiz aynasından saçlarımı bir tarafa toplayıp rujumun hafif olacak şekilde tazeledim. “Dün bizi sevgili sanmışlar. Bir kızla tartıştım gibi oldu da. Adı Seren’ di galiba, sarı saçlı bir kız. Sen tanıyor musun sorun olur mu?” Rahatsız soluklarımla bu halimden zaten pek memnun değildim. Bir yanlış yaptıysam umarım bunun pişmanlığını anlardı ama bence ne dediğimin farkında bile değildi. Anlamsızca “Ne? Kim?” Demesi de bundandı.

Gözlerimi devirdim. “Seren diyorum kızın adı. Tanıyor musun var mı alakan?” Kafası karışık gibiydi, verdiği soluklar benim de modumu düşürüyordu.
“Yok tanımıyorum. Sorun mu var geleyim mi?” Bu geleyim mi sorun var mı hallerini seviyordum. Kendini buna şartlamıştı da bir an olsun yakınmıyordu ama şu an hiç gerek yoktu.

Rujumu çantama bırakıp fermuarını kapattım. “Hayır ya dün tartıştık senin için sorun var mı diyorum?” Aklı karışıktı, dengesiz bir sebepten bozulmuştu işte ve bunu saklamıyordu. “Yok yenge neden olsun? Tanımıyorum takılma sen.” Ben de öyle düşünmüştüm. İlla bir yerde görmüştür Azat’ ı, anladığım kadarıyla buralarda epey tanınıyorlardı.

Başımı sallayarak “Dilan yazdı dün gece. Bugün onunla buluşacağız.” Aynı üniversitedeydik, o da makine mühendisliği okuyordu. “İyi bakalım. Bir şey olursa arasınız. Evde eksik var mı?” Vardı ama ufak tefek şeylerdi halledemeyeceğim kadar değildi.

“Yok Azat bu akşam anneme gideceğim zaten orada kalırım.” Sena gelene kadar…
Sormuyordu, ben de gözüne soka soka Sena demek istemiyordum illa soracaktı. Gittiğini bile bilmiyordu.

“Tamam. Yarın akşam restorana gidelim bence. Seni bir görsünler sende bak biraz.” Yani, doğrusu çalışanlarla tanışmak isterdim ama fırsat bu fırsat diyerek dudaklarımı keyifle ısırdım. “Yarın Sena’ yı almaya hava alanına gideceğim. Yorgun olursa geleme-” sözümü kesen meraklı sesi oldu. “Nerede ki o?”

Gerilen dudaklarımla biraz durdum. Güldüm, bekledim ve aramızda geçen sessizliğin sonunda umursamaz bir tavırla soluklandım. “Dün gece Trabzon’ a gitti. Yarın gelecek işte.” Daha fazla soracaktı, şimdi olmasa sonra soracaktı ama muhakkak soracaktı.

Sordu da. O düz sesiyle “Neden gitti?” Derken ben omuz silktim. “Öylesine. Neyse istersen bu akşam biz seninle gidelim restorana?” Tepkisini merak ederken uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Ki gitmeyecektim, Sena’ yı bekleyecektim.

Soluklandı, o derin nefesin ardından hafif öksürerek boğazını temizledi. “İşlerim var bu akşam. Sonra gideriz o zaman yenge.” İşi yoktu, işi olsa çıkışa geleyim mi, bir şey olursa arayın demezdi. “Hııı.” Diye onu onayladım. “İyi peki öyle olsun Azat. Hadi ben seni tutmayayım işin vardır görüşürüz sonra.”

“Görüşürüz yenge.”

Telefonu kapattıktan sonra arabadan indim, okula doğru hareketlendiğimde bu defa düne göre hayli rahattım. Etrafta birkaç aşina yüz, tüm bunlarla toplanan imalı bakışlar ve yerini koruyan sıcak hava vardı. Güneşin ardında süre gelen bedenim bana göre kaba olan sesi işitti.
“Günaydın.”

Topuklularım zeminde ufak tıkırtılara neden oluyor, duruşumun bu sayede daha da dik bir hal alıyordu. Güneşten rahatsız olan yüzümü hafif eğip sol yanıma baktım. Dünle aynı yerdeydik, bu defa onun arkadaşları yoktu. Yalnız olmasının verdiği umarsızlıkla “Efendim?” Diyerek gölgeye adımladım.

Adını bilmiyordum, dün Seren’ i güya durdurmuştu ama kimse ona adıyla seslenmemiş, ya da ben fark etmeyecek kadar önemsememiştim.
Hemen hemen tek ortak noktamızdı, “Dün olanlar için kusura bakma diyecektim.” Diyerek hemen yanımda durunca devirdiğim gözlerimle yoluma devam ettim. “Ne varmış kusurluk?” Zira ben gayet keyifliydim. Olan ona olmuştu ben ne kaybetmiştik ki?

Hızlı birkaç adımla peşimden geldi, yanımda ilerlerken boğazını temizledi. “Hangi üniversiteden geldin?” Doğrusu muhabbet etmek istemiyordum, yine de kibirli gözükmemek için “Uludağ Üniversitesi.” Diyerek yoluma devam ettim.

Telefonumu avuçladığım elim çantamın kulpuna inmişti. Siyah şifon gömleğim yürüdükçe hareket ediyor ve bedenimi bir nevi gıdıklıyordu ama çok rahattı. Tüm bunlarla kendimi oldukça iyi hissetsem de kaşlarımı çatmadan edemedim.

Benimle geliyordu, ki zaten aynı dersliğe gidiyorduk bu sorun değildi. “Buralarda yenisin sanırım. Bir şeye ihtiyacın olursa yardımcı olabilirim. Seren için de tekrar kusura bakma.” Başımı sakin sesine yavaş yavaş sallayıp hareketlenmesi için bileğimdeki ip bilekliğimi salladım. Serdar’ dan kalmaydı. Bugün dünün aksine siyah tek taşımı ve onun ip bilekliğini takmıştım.

Aslında adap gereği yüzüne bakarak konuşmayı çok isterdim ama hem öyle herkesin gözlerinin içine baka baka konuşmayı sevmiyordum. Hem de güneş gözümü fazlasıyla alıyordu.

Yürümeye devam edip biraz daha gölgeye çekildim. “Teşekkür ederim. Seren konusunda da kusurluk bir muhabbet yok ama sanırım yakın arkadaşsınız. İtlerini benden uzak tutarsan sevinirim, hadsizlikle gelip yanıma oturmasın.” Çünkü bugün de aynı şey olursa cidden kendimi tutmazdım. Yanımda Seren gibi birinin varlığına, imalı bakışına dahi tahammülüm yoktu.

Onun sessizliği bir yana, az ilerideki binanın penceresine bakarken tek kaşım çatıldı, geri çekilmeden devam ettim. “Aksi halde kusura ben değil o bakar.” Dediğim gibi, dünkü olay kusurluk değildi ama bugün bir şey olursa cidden geride durmazdım. Zaten Serdar yoktu, onun yokluğunda kaybedecek bir şeyim de yokmuş gibi hissediyordum. Gidişiyle hüzünlü olacağıma daha da öfkeliydim, bu durum daha sinir bozucuydu ama tabi ki olur olmaz yerlerde ağlamaktansa bunu tercih ederdim.

Yanımdaki genç adam bir şeyler derken titreyen telefonuma baktım, bir mesaj gelmişti.

Gönderen; Dilan
Mesaj; Abla ilk dersten çıkınca arar mısın beni

Parmaklarımı klavyede hızla hareket ettirdim.

Gönderen; Hazan
Mesaj; Tamam bebiş

Bugün ilk dersten sonra neredeyse bir buçuk saatlik boşluğum vardı. Tesadüf ki Dilan’ in programı da aynıydı, dün gece o arayınca kararlaştırmıştık bugün bir şeyler yapacaktık. İyi de olmuştu, bende bu hafta sonu bir şeyler yapıp babaanneyle dedeyi ziyaret etmek istiyordum Dilan’ la haber gönderirdim.

Hala yanımda ilerlerken sessizliğimden sıkılmış olacak. Sakallarını bir nevi düzelterek “Bu kadar gerilmene gerek yok.” Demesiyle ona döndüm. Elleri bir şey yok der gibi iki yana açıldı. “Sorun sen değilsin, o Azat denen adamı bir lansmanda görmüş, birkaç aydır taktı sadece.” Sorun elbette ben değildim, ama dün olanlardan sonra bunu öğrenmem beni daha da sinirlendirdi.

Sesli adımlarım birbirini takip etti, saçlarımı arkaya attırarak burnumdan soludum. “Söyle ona salyalarını akıtmasın, Azat başkasını seviyor.” Hadsizlikti. Bana göre şu ara herkes hadsizdi, her yapılan hadsizlikti. Etrafa olan öfkem gitmiyor, regl zamanı hali gibi insanların her yaptığı bana dokunuyordu.

Soluğunu sıkıntıyla verdi, “Neyse dediğim gibi sorun sen değilsin, derste görüşürüz.” Sorun elbette ben değildim, olamazdım da. Hatta olursam asıl sorun o zaman çıkardı. Başımı hararetle sallayıp hala açık olan telefonun ekranını kapattım.
Bu meseleyi de halletmek istiyordum, zaten beklediğim bir şeydi de duymak beni iyice germişti.

Yavaşlayarak beni geçmesine müsaade ettim. O ilerledi, ben geride kalıp olan bitene gözlerimi devirdim.
Her şey çok fazlaydı sanki, bir yandan öfkem bir yandan daralmışlığım… Ne varsa birbirine gidiyor, ne varsa beni etkileniyordu. Biraz daha sakinleşmek için farklı şeyler düşünmeye başladım.

Mesela birazdan Yeliz’ i arayacaktım, dün o yazmıştı dönememiştim. Hala benden yanıt bekleyen bir Ayça’ da vardı tabi. Sonra eve tatlı kasesi, baharatlık gibi birkaç eksik almam lazımdı Sena geldiğinde tatlı yapar Dilan’ ı da çağırırdım. Önümüzdeki hafta da yoğun ders temposuna girerdim gibi.

Yoğundum evet ama bana göre çok boş bir yoğunluktu. Serdar gidince hayatın tadı tuzu da gitmişti resmen. O kadar boşluktaydım ki umarım zaman hızlı geçip giderdi de benim zihnim o ayrılık sahnesinde gezinip durmazdı. Ki vedası bile güzeldi, yavaşlayan adımlarımla dün gece olduğu gibi tekrar tekrar o ana gidebilirdim.

2 Gün Evvel Şanlıurfa/Karaköprü

“Serdar bu ne?” Gözlerimi az ilerideki beyaz arabadan alamazken avuçlarımı Serdar’ ın büyük ellerinden çekmedim. Zira son ana kadar bu bedene dokumak istiyordum, ki vaktimiz de birkaç dakikaya sığacak kadar azdı.

“Hediye.” Diyerek kollarını bedenime sardı ve beni kendine yasladı. Geniş göğsüne giden başım yerinden memnun, görünüşe göre onun hızla çarpan kalbi de bundan hayli mutluydu. Cümlesini “Senin için.” Diye tamamlayınca yüzümde oluşan anlamsız gülüşe mani olamadım. “Ama benim arabam vardı ki?” Tabi bu ondan çok daha lükstü. Kendime dış görünüşünden ve duruşundaki asillikten söz etmiyorum bile.

Serdar kalın ve boğuk sesiyle “Olsun yavrum.” Diyerek apartman kenarında dudaklarını başıma indirdi. Hava biz yoldayken kararmış, hafif hafif de sıcak bir meltemle salınmaya başlamıştı.

Erkeksi ve kendine has kokusunu içime çektim. Dudaklarım siyah tişörtün karanlığında ona yaslandığında başımı yüzüne doğru kaldırarak çenemi göğsüne dayadım. “Serdar’ ım.” Uzanıp yüzünü kavradım, hareketimle eğilerek yanağıma sıkı bir buse bıraktı. “Dikkatli kullan yavrum.” Sonra diğer yanağıma geçti, “Olur mu?” Elbette. Başımı hızla salladım.

Böyle kalbim gümbür gümbürdü de içim gidiyordu onunla. Vedaları sevmiyordum. Vedayla verilen akılları, yapılan konuşmaları, umutları ve sözleri.. Ki veda da değildi bu, kendimi sakin kılışımın doğrusu da buydu.

Öyle sonu olan bir veda değildi bu.

Yüzündeki elimi “Çabuk geleceksin zaman hızlı geçecek Serdar.” Diye diye omzuma indirirken pür dikkat beni izliyordu. Gözlerini evet der gibi kapatıp açarak dudağını içeriden ısırdı.
Ona da zordu, biliyordum.

Bizim bu tatmin edici umutlarımız da öpüşlerimiz de bitmiyordu. Haliyle ben de o da kötü hissediyordu. Hem biraz moral olsun diye, hem de içimden geldiği için hafif geri çekilerek koluna hızlı sayılır bir şiddette vurdum. “Bana bak.” Kaşları havalandı. Tabi darbemden etkilendiğini sanmıyordum. “Oralarda sakın vurulayım öleyim falan deme.”

Bu defa Serdar’ a göre epey ufak olan elimle koluna tutundum. Tıpkı onun gibi çatılan kaşlarımın aksine aklımı çelen kafam kadar kalın koluydu. Bu akla ziyan halim, sessiz duruşu, bakışı derken gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Tabi yarı ciddi bir tonda “Vallahi gelince gebertirim seni.” Diyene kadar direndim. Biliyorum, bir şey olmayacaktı. Hislerim beni böyle anlarda yanıltmıyordu, yine yanıltmayacaktı.

Dudakları belki ilk defa böylesine derin bir tebessümle gerilirken “Hazaan.” Diyerek beni yeniden kendine bastırdı. “Sıpa.” Döver gibi sertçe öptü ve tişörtten açıkta kalan kollarımı okşayarak sıvazladı. “Olmaz bir şey.” O kadar emindi ki, eminliğine dudak kıvırarak gülümsedim.

Ona sarıldım, bu beden benden ilk defa böyle uzun zaman ayrı kalacaktı. Ben ilk defa kendimi cidden asker eşi gibi hissedecek, o özleme dayalı sorunlarla yüz yüze gelecektim ama sorun değildi, bunu aşabileceğim konusunda kendimce nettim.

“Geliyoruz abi.” Balkondan seslenen Emir’ le Serdar bir an yukarıya bakıp yeniden bana döndü. Hafif geri çekilip kollarımı tuttuğundaysa veda edeceğimizin farkındaydım ama ellerime ulaşıp onları öpeceğini hiç tahmin etmemiştim.

“Zaman hızlı geçecek.” Buna inanır gibi bakıyordu, ben de inanmıyordum. İçim kırıldı da başımı sallayarak gözlerimi gözlerinden çekmedim. “Ben zaten sana söyleyeceklerimi evde söyledim, kartları verdim.” Bir anlık bakışları arkamızda kalan beyaz arabaya gitti. “Bir bu vardı, bunu da hallettik.”

Yüzüm asıldı, yine de gülerek onu onaylayıp söylediği hiçbir şeyi dinlememişim gibi soludum. “Seni seviyorum.” Ellerimi bir elinde topladı, sağ elini yüzüme çıkartarak sakin ve kendini kanıtlar gibi soludu. “Ben daha çok seviyorum.” Yutkundum. Biraz daha böyle durursak gözlerim dolardı, ki boğazımdaki acıyla firara başlamışlardı bile.

Gözlerimi kırpıştırarak ona doğru bir adım daha atıp aşağıdan yüzünü izledim. “Gelince Trabzon taraflarında bir yere gidelim mi Serdar? Rize de olur yaylaya gidecektik ya hani? Öyle bir yere..” Çok iyi gelirdi, sadece o, ben ve yeşillik…

Kabul edeceğini zaten biliyordum da, yine de beni böyle dolu dolu kendine bastırıp başımı öperken “Gideriz tabi yavrum.” Demesi içimdeki çocuksu heyecanı tekmeliyordu. “Sen düşün, nereye istiyorsan oraya gideriz.” Tekrar tekrar öpmeleri, öperken kokumu içinde hazmetmesi ve bağrına indirdiğim onlarca öpücük..

Her biri sitenin açılan kapısıyla son buldu.

Serdar’ dan ayrılmayıp ona arkamı dönerek iri bedenine yaslandım ve ağır adımlarıyla bize doğru gelen Emir’ e soludum. “Tişörtünü çeksene aşağıya.” Emir ona seslenmemle üzerini düzeltirken bu defa kapıdan çıkan Yeliz, annem Sena ve başkanı izleyip siteye giriş yapan audiye baktım. Azat gelmişti, tam zamanında.

Emir Serdar’ a döndü, ufak bir baş selamı verdi. “Selamın aleyküm komutanım.” bana doğru meyillenişiyle Serdar önümde bağladığı kollarını geri çekip bize müsaade etti. “Aleyküm selam.”

Sarılmak için eğildiği yerde onu gülerek karşıladım.
“Ne o selamın bile değişti?” Sağ yanağını öpüp sola geçerken de alayla ekledim. “Korkudan mı?” Kızlar gelmiş, Azat arabadan iniyordu. Emir geri çekilerek keyifli keyifli “Modumuz değişiyor güzelim ya.” Derken beni kolunun altına alıp Serdar’ ın hemen yanında yerini aldı.

“İyi misin?” Benimle ilgileniyor, hafif gülümseyen gergin bakışlarını bir abi gibi üzerimde gezdiriyordu. Onu da çok özleyecektim, çok fazla..

Başımı olumlu anlamda sallayarak yarım yamalak göğsüne yasladım. “İyiyim iyiyim.” Kolumu sıvazlayan el her şeyin yolunda gittiğinin habercisiydi. Neden bilmiyorum ama Serdar’ da ve başkanda daha güçlüydüm, Emir benim gözlerimi dolduruyordu. Kardeş gibi gördüğümden olsa gerek, ona hiç kıyamıyordum.

Serdar ve Emir’ in ortasındaydım, Azat bize doğru gelirken telefonla konuşan başkana selam vererek ilerlemeye devam etti. Böyle sakin bir gecede sessizce gideceklerdi, haliyle kimsenin de yüzü gülmüyordu. Etrafta garip bir gerginlik, sessizlik mevcutken elimi uzatıp hemen yanımda duran Serdar’ ın elini tutmak istedim, karşılığıysa anında aldım. Bu koca ellerini tutmayı seviyordum. Bilmiyorum, uyurken bile ona gidiyordum. Ellerini tutuyordum ya, böyle gönlüm tazeleniyor, bir başka güzel hissediyordum.

Herkes toparlanırken annem neşeyle bize ilerleyip “Uy habu damadum da gidey yaaa.” Diyerek hemen yanımdaki Serdar’ a sarıldı. O sarılınca benim elim de araya düştü, Emir ve kızlara dönüp şaşkınca güldüm. Yani, bilmiyorum ilk miydi ama bu halleri çok hoştu. Serdar’ ı kendi annesine bile sarılırken görmeyen ben, bunu görünce içimdeki davullar birbirine tokmak indiriyordu.

Emir kolumu sıvazlayarak eğlenir tonda kulağıma doğru eğildi. “Normalde de sarılıyordu. Allah’ ın işi işte görüyor musun?” Gerçekten, yani bence istesem bu kadar denk gelmezlerdi. Hele Serdar’ ın bir şey söylemeden karşılık vermesi bile o kadar güzeldi ki, gözlerimi onlardan almadan olan biteni hayran hayran izledim.

Kulağıma gelen konuşmalarla yeniden sağıma döndüm. Yeliz, Emir’ le önümüze geçip kollarını hevesle kucağınca bağlamış, Emir Sena’ yı diğer kolunun altına almıştı. “Şu saçların üç dört ayda iner mi dizlerine kadar?”
Emir’ in alaylı sesine “Hııı.” Dedi Sena. “Dizlerim ne ki? Bilek boy paşam.” Emir ara ara böyle takılıyordu saçlarına. Sena’ da seviyordu ama bence Yeliz gereği şu an biraz gergindi.

Serdar’ dan ayrılan annem bu defa “E oğlum.” Deyip Emir’ e yönelirken ben bize yaklaşan Azat’ a baka baka Serdar’ a sokuldum. Önümüzde durup Serdar’ a yöneldi. “Ne oldu yenge?” Hayırdır der gibi bakıyordu, kastı da benim yüzümdeki gülüştü.

Serdar’ ın elini tuttuğunda birbirleriyle “Naber lan, iyi lan” Diye tokalaşırlarken ben dinmeyen keyfimle onları izliyordum. Azat yeniden bana döndü, hala bu halimi anlamaz gibi bakıyordu. Yani bir şey de yoktu sadece her ihtiyacımda onu arayacağım için biraz onun başına kalmış gibiydim. Arabada gelirken de Serdar’ a çok dillendirmiştim.

Artık başını hayırdır der gibi hareket ettirmesiyle Serdar kolunu omzuma atıp ona döndü. “Bir şey yok. Azat benim annem mi olacak şimdi sen gelene kadar diyor.” Serdar konuşunca daha bir komik oldu. Bu defa da onun kaba sesine kıkırdayarak başımı salladım ve elimin tersiyle dudaklarımı kapattım. “Ya çok komik ama.” Ya da sinirlerim bozuktu saçma sapan şeylere gülüyordum.

Azat’ ın elleri beline gitti, benim gibi keyifli bir halde “Olur annem.” Diyerek başını salladı. “Hatta Serdar’ dan sonra psikoloğa da götüreyim seni.” Serdar Azat’ ın tavrıyla ona bakıp “Siktir lan.” Dedikten sonra sabır diler gibi boynunu esnetti. Tabi Serdar’ ın aksine biz Azat’ la alenen gülüyorduk. O biraz gergindi, anlıyordum, geçecekti.

Göğe kaldırdığı başıyla bakışları karanlığa bulanan gök yüzünde, o karanlıkta sayılacak kadar az yıldız… İçimi titreten hisle beline sarıldım, omzuma dolanan kolu hareketlenip beni tümüyle kendime bastırdığı an başkanın “Hadi bakalım gençler.” Sesiyle ona döndüm.
Bize doğru geliyordu, kalbim bir an yüreğimde attı.
Gidiyorlardı, cebine iliştirdiği telefonu ve hatta duruşu bile bunun habercisiydi.

Kalabalığın arasında alenen beni seçen gözleri gülümsedi, kollarını iki yana açtığındaysa daha “Benim kızım neredeymiş bir gelsin göreyim yahu.” Demeden Serdar’ dan yavaşça ayrılarak ona yöneldim. Birkaç adımda işittiğim sözler, o duruşu ve bana baba oluşu o kadar özeldi ki kendimi tutmak şu sıra çok zordu.

Ben kime yanayım şimdi?
Babam, kardeşim, kocam?

Böyle boynuna sarıldığım orta yaşlardaki adam beni öyle güzel seviyordu ki kendimi her manada çok şanslı hissediyordum. Tabi daha çok gururlu. Başkandan evvel dedem vardı, o hayatımın adamıyken birde üstüne asker olması her zaman içimde güçlü bir gurura sebep olmuştu.
Şimdi babam gibi saydığım adam, öz olsa belki bu kadar samimi olmayan kardeşim, yetmezmiş gibi kocam. Her ne olursa olsun hayatım boyunca onlarla ve kendimle gurur duyacaktım. Bu gurur da onlar yokken dimdik durmak için bana fazla fazla yeterdi.

Sarılışımla ayrılmadı, “Dikkatli ol.” Demesiyle usulca başımı salladım. “Annene kart bıraktım onu al, içinde para var. Dayınla enişten de bir şeyler verdi.” Sessiz sesiyle aramızda konuşuyorduk. Benim karanlık yüzüm garip bir minnetle şekillenirken başkan diğer tarafıma geçip o yanağımı da öptü. Başkan neyse, yeri geldiğinde ondan para bile istiyordum, gerçi dayımla eniştem de veriyordu ama yine de bu durum bir garip hissettirmişti. “Gerek yoktu başkanım.” Yanağını öpüp geri çekildim, ellerimi kavradı.

“Serdar’ da verdi, çok param var emin ol.” Başını bir an salladı, sonra mırıldandı. “Olsun olsun, lazım olur.” Kimse duymasın diye sessizdik, bakışları bile bana bir şeyler anlatıyorken “Bir sıkıntın olursa halledilir biliyorsun. Söylememe gerek yok, gittiğimize bakma biz hepimiz senin arkandayız. Bir telefonuna, bir telefonuma bakar her şey.” Ciddi bakışlarına karşılık başımı biliyorum der gibi salladım. “Tamamdır başkan.”

Bu konuşmalar daha evvel de yapılmıştı, başkanın bir arkadaşı vardı o da yüksek mevkide bir devlet adamıydı. Giderken bir şey olduğunda onu aramamı söylüyordu hep. Serdar Azat diyordu, başkan başka birini söylüyordu, gel gör ki Serdar’ lar aşiretti ve dedesi de şıhtı. Yani bir sorun olursa mevzu sorundan ziyade artık kimi arayacağımdı.

Yanımıza gelen Emir’ le de son kez vedalaşmamızın ardından başkan “Hadi bakalım.” Deyince geri çekilerek arabasına yönelen Serdar’ a baktım. Sakindi, sanırım onunkiyle gidilecekti ve arabayı da Serdar kullanacaktı.

Tahmin ettiğim gibi yavaş yavaş şoför koltuğuna oturup arabayı çalıştırınca bu defa ona yöneldim. Yüzüm kızardı, içime bir şey oturdu. Böyle mi gidecekti? Son kez öpmeden mi?

Ona ilerleyen adımlarım sanki havadaydı. Korkum iliklerimde, gözlerim arabanın torpidosuna bir şey koyan Serdar’ daydı. Birkaç adım sonra dikleşerek arabadan inince derin bir nefes verdim. Ki beni arayan gözleri hemen üzerimde sabitlendi. Gitmiyordu, yani son kez öpmeden.

“Serdar.” Kimseyi umursamadan mırıldandığım adıyla birlikte ona kaldırdığım kollarımı boyuna sararak beni öpmesine müsaade ettim. Neyse ki onun geniş sırtı annemlerdeydi de bizi kimse tam olarak görmüyordu.
“Yavrum.” Ses tonundan, başıma inen buselerden belliydi, bıraktığım gibiydik, iyiydik. O bile bunca insanı görmezden gelerek beni ulu orta dolu dolu öpüyordu.

“Seni seviyorum.” Mırıldar boğuk sesi tüylerimi diken diken yaptı. Önce sert göğsünü, sonra yüzünü ve en son dudaklarını sertçe öperek hızla çarpan kalbimle “Bende.” Deyip geri çekildim. “Bende seni çok seviyorum Serdar’ ım.

Başını hafif salladı. Gözlerim bu karanlıkta parlayan koyu gözlerini hızla tarıyor, ellerim onun bedeninde geziniyordu. Bir sonmuş gibi yere indirdiğim ellerimle hissiz ifadesi yüzüne yerleşti, gözleri daha evvel görmediğim o ürkütücü halle şekillenirken durup böyle bakması içimi deliyordu.
Gidiyordu, bir adım kadar zamandı mesafe…

Geriledi, eli kulpa gittiğinde gözlerimi gözlerinden çekmek ne haddime, yerimden kıpırdamadım bile. Hatta onu daha net görebilmek için gözlerimin dolmasına zorla mani oldum.
Bu durum, bu gidiş, bu hal.. Gelişi güzel başlayan anlarımız onun arabaya binişiyle yarıda kaldı sanki. Koca bedeni eğildi, yerini aldı ve açtığı kapıyı yavaşça kapatarak bana döndü.

Şurada ölsem, zira bu bakışma başka bir yolu bana sunmuyordu.

Direksiyona giden eliyle önüne döndü, çalışan arabanın farı ilerideki duvara yansıyıp akşamın karanlığına ışık olurken motorun sesi kulaklarımda yankı buldu. Sonra araba hareketlendi, o son bakışıyla birlikte önümden yavaşça çekip gitti.

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 3

Vay be yaşlandığımı hissettim

sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 180

Ahh ahhh

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bu gudiain bı dönüşü varda nasıl bı domus

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 207

Aşk böcüklerim benim ya tipte bak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 195

Oyyy yerim lan lafta söyletmiyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 193

Ndjsnsjs azatin işine gelir Sena var işin içinde bdjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 189

O serdar'ın anasının başına Serdar kadar taş düşsün

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 183

Ya serdar'ı bilmiyorum da azat tanm aşiret paket

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 180

Keşke aklı başında gitseniz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 179

Ben hepinizi seviyorum shjssjjsan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 176

Aklıma asker yaren'e akılları geldi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 173

Seni Bir turda Biz öldürürüz vallahi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Arayıp sormak ister misin

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 136

He dese ışık hızında orada

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Aşıksın drrrrrllllll aşıksın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 131

Sırf kokusu için başımıza gelenler ve gelecek olanlar abi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 125

Bizim kocişler hep barzo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 106

Serdar'ın da serdarim

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 96

Hee azat'ta sikilmaz

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 93
kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 92

Bfjdbdjshhs birbirinizin eltisi olun ne olur

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 90

Sen öyle san

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 87

Dndjsnhshs valla adma matruska gibi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 84

Aşk olabilirmiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 82

Kdjsnsjshs hanımefendi mi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Bisecil olmazdı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 74

Kfofkskxk

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Go kayli gooo

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 66

Yolalım

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 61

Fgdgvfgv Sen yeter ki iste sena hep vakumlar

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 56

Niye merak ettin ki Sen şimdi bunu

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 53

Yine birilerine ayar olduğumuz dakikalardayız

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 39

Bizim topuklu bağımlılığı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 23

Gelcek inşallah

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 18

Porsche miiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 16

Hdrfvgbbdd beslenme çantamızı da aldık mı

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 10

Cdfgfc kocisssss

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Bunu bir de serdar'a soralım Ne dersin Azat

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 7

Kumizsin da ondan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 5

Jsjdndjdnrj adam seni uyardı sonuç olarak

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Abi 4 yıl olmus

Eyll21
¶ Paragraf 3

Yıl 2022 mi ah beee

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 134

Bu da olmuş beli ki
İlk aklına gelen sena oldu

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 72

Pi biz hazo tam gaz devam ke

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 17

Ahhahaha

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 8

Burda haklı gibi ya hazo

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 3

Ahah hazos bu sefer azat sardı jamsms

Yorum için giriş yap