← Hazan Vakti

Hazan Vakti

Bölüm 74

Yazı
Satır
Parlaklık 100%

💎

Ay Zemheri

Radyonun cızırtılı sesini hafif kıstım. Bugün başım fena halde ağrıyor, midem hafif hafif bulanıyor, keyfim yok denecek kadar azdı.
Zorlu bir sürece girmiştim, gerçi zorludan çok yorucu bir süreç olacaktı buna emindim ama yine de bir düzlüğe çıkmam için o rampayı aşmam gerekiyordu. Çamura batmıştım, hem de tepeden uca.

Sol dirseğim cama dayalıyken aynı elimle burun direğimi hafif sıktım. Birazdan dün gece ağlaya ağlaya mesajlaştığım avukatla buluşacaktım, bir dava açılacak ve her neyse süreç işleyecekti.

Aslında oturup düşündüğümde şu sırada bulunduğum duygu karmaşasından kaçmayı o kadar çok istiyordum ki, birkaç gün geçse daha iyi hissedecektim belki. Tabi gel görelim ki boş durmak da içimi kemirirdi. İnceldiği yerden kopsun, olduğunda kırıp döken bir sevdada debelenmektense boşanalım bitsin.

Ofladım, uzanıp kanalı değiştirdim ve daha eğlenceli bir müzik bulduğumda sesi biraz açtım.

Bursa’ ya gitmek de istemiyordum, zaten avukattır davadır, üzerime geçen mal varlıklarını geri vermemdi derken burada kalmam benim için daha sağlıklıydı. Sonra başka bir şehir, hiç bilmediğim bir sokak kenarı ve kimsesizliğin verdiği o tanıdık huzur. Eminim çok daha iyi olacaktım, bu bana ilaç gibi gelecekti.

Yol da kusursuz düşüncelerim gibi akıp giderken önüme odaklı suretimde kaşlarım birden çatıldı. Okulum vardı, gidemezdim. Yeniden mırıldanıp küfrettim, bir kez daha ofladım. Bilmiyorum çok bulanıktım elimi nereye atsam parçalanıyordu sanki.

Baktım olmuyor, iyice açtım sesi.

Saatlerdir kafam kazan gibiydi, o anı düşünüp düşünüp ağlamaktan sıdkım sıyrılmıştı. Bundandı ya şu ruhsuz ve mimik kıpırdatmayan halim. Şey derlerdi ya hani, biz kolay delirmedik. İşte durum bende de tam olarak böyleydi. Biri görse ne var halinde derdi de, ben bu hale kolay gelmedim içimin virane tabakhanesini de kimse bilemez.

Olmuş ve olacak olaylara kendimi kaptırmışken aniden önüme kıran arabaya çarpmamak için frenledim ve çıkan gürültüyle son anda paldır küldür sağ şeride geçtim. Tüm bu dalgınlığım hissettiğim anlık korkuyla geçmiş, beni silkeleyip kendime getirmişti. Gerçi dalgınlıkla alakası yoktu suç bende değildi araç zaten makas atıp ilerliyordu, bir süre sonra da yol ayrımında gözden kayboldu.

Müziğin sesini biraz daha açtım, kısınca olmuyordu başım ağırsa gariptir ki iyi geliyordu böyle. Sanırım bazı alışkanlıklar kalbe mühebbetti. Böyleyken, yani başka bir dünyaya geçerken kendi karartım yok oluyordu sanki. En azından bana hissettirdiği buydu.

Hızlandım, bu defa makasla ilerleyen bendim ve birkaç dakika sonra yol daha boş bir hale geldi. Saat neredeyse sabahın dokuzu, stresten olsa gerek midem hafif hafi bulanıyor yine ceketimi koltuğun üzerinde unuttuğum içindir ki üşüyordum.

Tüm gece uyumamış, içimde oluşan sıkıntıları aşamayıp erkenden çıkmıştım evden. Avukattan sonra bir işim yoktu belki bütün gün müzik dinleyerek şehri gezerdim. Hiç inmeden, hiçbir şey yapmadan. Gerçi bir şeyler de atıştırsam iyi olurdu ama hiç oralı da değildim.

Arkaya yasladığım başım nakarata hareketlendi, dudaklarım geçip giden çizgilerle kıpırdadı ve parmaklarım direksiyona vura vura keyifle rtim tuttu. Yol artık iyice boşalmış, birkaç araç dışında kimse yoktu. Sol dirseğimi az evvel olduğu gibi cama yasladım, yüzümü avucuma koyarken hızımı bu boşlukta daha da arttırdım. Erken varırsam inip biraz soluklanacaktım niyetim buydu, aksi halde bu bulantıya ne kadar katlanabilirdim bilmiyorum.

Bir şey düşünmüyordum, düşündüğümde varacağım yer belliydi çünkü. Sadece üzgündüm, başka yapabileceğim bir şey yoktu. Bu yüzden şu an bağıra çağıra şarkı söylememe engel olan ne varsa hepsini bir kenara güzelce ittirdim ta ki sesi duyulan telefonuma kadar.

Radyoyu kısıp ekrana döndüm, Sena arıyordu. Emir’ den sonra ve bu sabah evden çıkmadan evvel konuşmuştuk aslında. Yine de rahat hissetmediğine eminim. Oysa- tamam iyi falan değildim biri dokunsa ağlayacaktım da kimse dokunmuyordu işte.

“Efendim?” Dünden sonra sesim kısılmıştı sanki, boğazlarım acıyor ve elimde olmadan buğulu çıkıyordu. Hayatımda hiçbir zaman o kadar bağırdığımı hatırlamıyordum ben, böyle canım çılar cinsten inim inim sanki.

“Kuzum geçtin mi? Geleyim ben de konum at hadi.” Ne zaman konuşsak hep endişeli, hep sinirli ve hep aceleciydi ama “Yok.” Dedim sakince. Bu süreçte yanımda kimseyi istemiyordum. Kendim ettim, kendim buldum kendim halledecektim. “Sen de duştan yeni çıktın zaten çıkma dışarıya hasta olursun. Ben görüşeceğim çok uzun sürmez.”

İtiraz etti. “Ya hayır ama.” Asıl ona hayır, hava çok soğuktu kesinlikle üşütürdü. Gözlerimi devirirken “Aşkım lütfen.” ofladım. Kimseye laf geçirmeye çalışmıyordum, zaten buna halim de yoktu. Lütfen beni anlasın, yalnız kalıp uzun uzun acı çekmek istiyordum. Evet, cidden bu konuyla ilgili tek derdim acı çekmekti.

“O zaman akşam geleyim?” Sena’ nın sesiyle olur mu diye düşünceye dalarken bir an dikize takıldı gözüm, arkamdan gelen tanıdık araçla da kaşlarım çatıldı.

Serdar, aynı şeritteydik. Arkayı iyice taradım diğer taraftaki mersedeste Azat. Yüzüm değişti, kaşlarım daha da çatıldı.
Muhtemelen tesadüftür çünkü peş peşe olmamıza rağmen ikisinin de beni durdurmak gibi bir hareketi yoktu.

Biz trafikte böyle denk geleli ne kadar oldu bilmiyorum ama bir sorun olmadığından tüm bu olanları hiç yokmuşlar gibi görmezden geldim.

“Aşkım?” benden bir yanıt bekliyordu, toparlanarak önüme döndüm. “Aşkım ben biraz yalnız kalıp düşünsem? Gerçekten buna ihtiyacım var.”

Ben de olsam ben de asla onu yalnız bırakmazdım ama beni anlayacağını biliyordum. “Hiç sorun değil kuzum sen ne zaman istersen.” Emir de yoktu zaten, nerede kalıyordu bilmiyorum ama gitmişti ve annemlerde kalmadığı da kesindi. Çünkü şu an annem beni evli ve mutlu bir şekilde uyuyor sanıyordu.

Nihayet ortak bir kararda telefonu kapatıp yerine koyarak müziğin sesini açtım. Onu düşünmek; buna hiçbir zaman yakın olacağımı düşünmemiştim. Daha düne kadar aklımdan çıksa aklım çıkar sanıyordum, şimdi aklım çıksa da o aklıma düşmese diyorum. Gideceğim yere odaklı halimle ne arkamı ne de o anı içime sindirmiyordu. Lütfen, karşıma çıkma dedikçe birde…

Zaman aktı, yol geçti ve bir yerden sonra ayrılan yollarımızla onları bir daha görmedim. Düşündüğüm gibi, denk gelmiştir buna anlamlar yüklememe gerek yoktu. Sadece bir tesadüf, can bile sıkmayan boş bir tesadüf.

Her şey iyi güzeldi yol boyu git gide artan mide bulantılarım dinecek gibi değildi. Hem bir de ara ara sanki biri tepemden aşağıya kaynar sular döküyordu.

Zaten dakikalardır düşünüyordum sonunda radyoyu kapattım ve daha fazla dayanamayıp arabayı kenara çektim. Hayır gerçekten iyi hissetmiyordum ellerim titriyor ve midem artık net bir rahatsızlıkla bulanıyordu. Bu şekilde gidebilir miyim, gitsem verimli olacak şekilde konuşabilir miydim emin değildim. Hiç tanımadığım bir kadına da af edersiniz benim biraz midem bulanıyor, ellerim de titriyor biraz idare edin şu konuyu halledelim diyemezdim.

Bu yüzden biraz geçmesini bekledim ama baktım olmuyor camı açıp soğuğun beni kendime getirmesini dileyerek numarayı çevirdim. Çok geçmeden de açıldı. “Alo, Züleyha Hanım merhaba.”

Gayet kibar bir dille “Hazan Hanım merhaba.” Deyiverdi. Çok üzgünüm, gerçekten ama gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Çok özür diliyorum ama biz yarın görüşsek olur mu? Ben kendimi iyi hissetmiyorum.” Telefonu tutan elim iyice titriyordu, eve dönebilirsem ne ala.

“Olur Hazan Hanım tabi ki. Hiç problem değil. Bana istediğiniz saatte bu numaran ulaşabilirsiniz.” Başımı midem bulanmasın diye sallamadım, bunun yerine sakinleşme umuduyla derin bir soluk aldım. “Teşekkür ediyorum iyi günler.” Bunca yolu gelmemişim gibi bir de dönüşü vardı.

Telefonu kapatır kapatmaz hava sanki esmiyor gibi elimi kendime yelpaze yaptım, kenarda duran şişeden su içerek biraz yüzüme serptim ve bir an önce varma umuduyla yeniden hareketlendim.

……

Suyu sıcak tarafa doğru biraz daha açtım çünkü kusuyor olmam bir yana aynı zamanda donuyordum da. Fayanslara tutunan ellerim ve dudaklarım titriyor, bacaklarım aynı isyanla bu duruma direnmeye çalışıyordu.

Ölüyordum. Şu durumun bir açıklaması olacaksa tek kelimeyle bu olurdu evet, ölüyordum. Tamam tüm gece gebersem de kurtulsam diye içerlemiştim de, kastım bu değildi ki. Yani, daha acısız olabilirdi böyle içim dışıma çıkana kadar kusmak canımı çok fazla yakıyordu. Keşke dönüşte dönüşü olmayan bir kaza yapsaydım, yaptığım yerde bir anlık sızıyla… Şimdi böyle canım yanıyordu.

Cidden, canım çok yanıyordu.

Geldiğim gibi koşarak banyoya girip kusmaya başlamıştım ve bana uzun gelen bir süredir de buradan çıkamıyordum. Bunlar bir yana başım dönüyor, gözlerim kararıyor ve donsam da üzerime kaynar sular inen bir hisle yıkanıyordum. Gariptir ki aynı anda bastıran durumdan dengeyi çözemiyordum. Midem, karnım, titreyişim, üşümem, gözlerimin kararması ve daha adapte olamadığım birkaç şey daha.
Boşuna demiyordum, ölüyorum işte.

Bir daha daha öğürdüğümde artık acıdan ağlamaya başladım. Boğazım sızladı, burun direğim bu ana meydan okur gibi delindi sanki. Odaya gidip yatma isteğime öğürtülerimin mani olması canımı daha da yakıyordu. Ayakta duramıyordum, bu birden nasıl mümkün olurdu? Sabah iyiydim, yani en azından bu raddede bir şeyim yoktu strese bağlı basit bir mide bulantısı diyordum. Tabi şimdi farkındayım bir terslik vardı ama bu defa da ne olduğunu asla anlayamıyordum.


Ben şimdi neden böyleydim?

Yorgundum, gitmek istiyordum, uzun zamandır hiç bu kadar uzanmak istememiştim buna mani bir halle içim dışıma çıkacak gibi kusuyordu. Canım çıkıyordu, canım düşmemek için etrafa tutunan parmaklarımdan çıkıyordu ve ben burada hiçbir şey yapamıyordum.

Birden geldiğim şu hal zannımca akıl almazdı.

Bana uzun gelen dakikalar iki büklüm kaldığım yerde midemi boşalttım, lavaboya yönelip yüzümü yıkadığımdaysa bu halim içime koca bir korku serpti.
Kendime bakıyordum dudaklarım mosmor, yüzüm bembeyaz. Tenim, ben daha evvel hiç bu hale gelmemiştim.

Ellerim titriyor, uzun uzun kustuğum için o his sanıyorum ki bir anlık geçmişti. Banyodan çıktım, bedenim titrediğinden fazla yürümenin beni yere kapaklayacağını biliyordum. En yakın oda Emir’ in ki olunca ona ilerleyerek bir nevi bedenimi yatağa attım. Öyle usturuplu da değildi, ortasına nasıl denk geldiysem o şekilde kendimi resmen bıraktım.

Emir dün beni eve bırakıp iyi olduğumu görünce söylediği gibi gitmişti ve giderken tüm bu olan biteni birkaç kişinin arasında kalacağına söz vermişti. Henüz başkan ve annem dahil kimse bilmiyordu, onlara bunu ne zaman söyleyeceğim konusunda kararsız kalsam da sessiz sedasız boşanma taraftarıydım.

Ne Serdar’ ın dedesi ve babaannesi ne benim ailem, kimsenin tek bir kelimesine tahammülüm yoktu. İnsanların fikri, zikri, bencesi, sizcesi.. Uzun uğraşlar vermeme gerek yoktu, içimdeki bitti düşüncesi bana yeterliydi. Gerçi şu an konu o kadar başkaydı ki bunu düşünemiyordum bile. Ne olacaksa olacak, alt tarafı boşanacaktık.

Kenarda katlı duran yorganı üzerime çektim. Uzandığım yerde bir süre bulantımı dinleyip soluklandım fakat sanki her solukta ciğerime bir sancı batıyordu. Durdum, sakin olmayı beklerken üşüyen bedenimi sarıp sarmaladım, ağladım, titredim. Sabah normal bir şekilde çıktığım eve dönüşüm o kadar matahtı ki kolumu kaldıracak gücümün olmayışı beni yeni bir kırıklığa itiyordu.

Aslında Emir’ i arayabilirdim ama zaten dünden beri benimle ilgileniyordu. Sürekli endişeleniyor, bir şeye ihtiyacım olup olmadığını soruyordu ya, ben böyle mahcup hissediyordum kendimi. Şimdi alaydaydı ve çıkıp gelebilir miydi bilmiyorum, onu ararsam. Yani bilmiyorum Serdar’ ın adını bile anmak istemiyordum da ya haberi olursa fikri beni geri çekiyordu.
Buna gerek yoktu, zaten o acı ve bulantıyla telefonumu da nereye bıraktığımı hatırlamıyordum.

Çok geçmedi uykuya dalmak üzereyken uzandığım yerden yeni bir fırtınayla birden fırladım, koşar adım girdiğim banyoda yeniden midem kasılarak kusmaya başladım. Bu defa bir yandan ağladım, bir yandan tutundum, bir yandan… Bilmiyorum buna kendime acımak denir mi ki? Eğer öyleyse dakikalarca kendime acıdım.

Dünden beri olanlar, bugün bu halim. İlk defa ne olduğunu düşünmeye halim yoktu, o takati kendimde bulamıyordum. Zihnimi bulandıran titreyiş, içimde bir zelzeleyi andıran kırıklık içimi deldi geçti. Tutunmak istediğim ne varsa yıkıldı, ben de öylece kaldım altında. Bu halim de bundadı, hiç rast gitmeyen varlığım, hissim, sağlığım….

Saat kaçtı bilmiyorum ama çok uzun zamandır kusmaktan bitap düşmüştüm. Önce birkaç kere Emir’ i aradım o bakmayınca da odaya geçtim. Uyur gibi oldum, kalkıp yeniden defalarca kustum. Zaman geçti, bir süre sonra midem boşalsa da banyodan asla çıkamayıp elimi yüzümü defalarca yıkadım, boş midemle kustum, üşüyorum diye kendimi sardım, oturdum bir köşeye uzun uzun bekledim.

Neyi bekledim bilmiyorum ama geçer dedim, bu öğürmelerin midem boşalınca diner sandım fakat dinmedi. Üstüne daha beter bir hal aldım, öyle ki sere serpe uzandığım yerde parmağımı kaldıracak halim kalmadı ve gözlerim usul usul derinlere kapandı. Sonunda bir tıkırtı, çıngırdayan bir anahtar sesi.

💎

“Hayır hayır ateşi yeni düştü kalsın şimdi oda zaten sıcak.” Ayaklarımın altında tutulan örtü yavaşça bırakıldı. Varla yok arası işittiğim sesler ise kafamın içinde yankılanıyordu. Sanki çok uzaktaydılar ama bir o kadar da aynı ortamdaydık. Sena’ nın özellikle net bir dilde hayır hayır deyişi beni biraz daha kendime getirir gibi olsa da bu çok da işe yaramadı.

İnce sesiyle “Serdar’ dan haber var mı?” Diye devam etti. Hali sıkıntılı, kurduğu cümlenin ardından verdiği nefes can sıkıcıydı. “Uçuş yokmuş, Diyarbakır aktarmalı geliyor yolda.” Azat, Azat’ ın sesiydi bu. Konu Serdar’ a gelmişti, konuşabiliyor olsam onu istemediğimi defalarca dile getirirdim fakat bu şu an asla mümkün değildi. Zira feryatla itiraz edecek hali geçtim, çenelerimi bile oynatamıyordum.

“Gelince odaya girmesin.” Bu defa konuşan Emir’ di. Ona hala en az benim kadar öfkeliydi, anlıyorum. Tabi tüm bunlar bir yana Serdar’ ın nerede olduğunu da merak ettim. Hemen kurtulur gibi bir yerlere gitmişti yani? Çok güzel. Gidebilme vaktim olsa bende gidecektim çünkü, olmadı.

“Uyanmasın çıkalım hadi, uyumadı zaten bütün gece.” Hastaneye geldiğimiz anı, yolda bir iki kere daha kusmak için öğürdüğümü, kendimde olmayan halimle bayılacak gibi oluşlarımı ve Emir’ in beni evde yarı baygın bulduğu haldeki paniğini hatırlayabiliyordum.

Berbattı.

Daha sonra hastanede bile kolumda serum varken kusmuştum, koridorda fenalaşmış ve tüm doktorların başıma toplanmasına sebep olmuştum. O anı hatırlıyorum, rezillikti. Neyse ki koridorda kusmamış, sadece bayılmıştım. Bir yerden sonra her biri hayal gibiydi. Vardı, yokluğu konusundaysa tereddütteydim.

Olayların ardında yeniden kendime geldiğimde bu defa da doktorun söyledikleri hıçkıra hıçkıra ağlamama sebep olmuştu. Hala daha korkuyordum, boğazımdaki o yumru yerini daima koruyordu.

Beni ilk gördüklerinde kalp krizi geçiriyor olmamdan şüphelenmişlerdi. Safra kesenizde taş olabilir, tahliller sonucu kendini belli ederse ameliyat şart, aksi halde sizin için her şey daha kötü ilerler. Bu bir seçenek, sorun böbrek yetmezliği de olabilir, tahlilleriniz sonucu bu varsayımı yapabiliyoruz gibi gibi bir sürü şey söylenmişti, bir sürü…

Hale bakarsak şimdi de geldiğimiz hastanenin odasındaydım. O Emir’ in kollarında geçirdiğim baygınlıktan sonra ayılmış, uyuma moduna geçmiştim ve Sena’ yla Azat’ da görünüşe bakarsak ben baygınken gelmişlerdi. Şimdilik sadece seslerini duyabiliyordum.

Biraz daha konuşuldu, Emir “Anneme söylemedim, korkacak şimdi babam da bilmiyor.” Diye iç geçirirken Sena uzaklaşan sesiyle fısıldadı. “Ay yok söylemeyelim. Bir öğrenelim neyi varmış, kimse korkmasın şimdi.” Bunu ben de asla istemezdim, kimse bilmesin lütfen. Hatta bir şey olacağından değil ama keşke Azat’ da bilmeseydi, bu halimi görmeseydi.

Kıpırdamadım çünkü hem gücüm yoktu hem de kolumda hala bir serum vardı. Zaten damar yolu o kadar zor bulunmuştu ki bunu da oynatmak istemiyordum. Sol kolum eminim yine epey morarmış, sağ tarafta da ona benzeyen izler vardır.

Fısıltılar ve adımlar eşliğinde kapı yavaşça kapandı, ardından kapalı gözlerimi hiç kıpırdatmadan bu sessiz ana yeni bir uykuyla yenik düşmek istesem de beceremedim.

Çok ağrım vardı, midem yine bulanıyordu da neyse ki beni kusturacak raddede değildi. Yüzümün rengini bilmiyorum, tahminen hala bembeyazdı ve bu da beni olası hastalıklara itiyordu.

Zaten hastaydım, ya böbrek yetmezliğim varsa? Ya da ani bir ameliyat? Hayatım boyunca korktuğum tek şey bıçak altına yatmaktı. Derimi kat kat soymalarının verdiği fikir, o his, o an.. Tüm bunların düşüncesinde ilerlemek bile canımı öylesine yakıyordu ki korkudan titreyen dudaklarıma hiçbir şekilde mani olamadım ve araladığım gözlerim birden doluverdi.

Ölecek miydim?

Peki ya ameliyat? Asla.

Koluma döndüm, birkaç damla kan firar etmiş ve izi kurumuş, yarıya gelen serum damla damla akıyordu. Kendimde değildim sanki, tabiri caizse mal gibi hissediyordum ve bu beni daha hüzünlü bir insana dönüştürüyordu.

Ya ölürsem? Annem üzülür, annem çok üzülür başkan da üzülür. Emir, Sena, Tuğrul… Onlar çok üzülür, ölürsem her şeyi yarım bırakırım. Bu dünyada gitmek; fikri güzeldi belki de içimdeki hüznü silmiyor, geride bıraktıklarımın halleri yüreğime ilişiyordu, Berrak’ dan ve dedemden biliyordum insanı kavururdu o his.

Buraya geldiğimde süre gelen olaylar, doktorların bana söylediği sözler bir bir içime doluyorken beni sadece ölüm fikrine sürüklemişlerdi. Zaten raporlarıma bakarken yüzlerinde oluşan ifadeye göre ihtimalleri buydu. Ölecektim, ölmesem de aylarca sürünecektim. Korktuğum son ayağımın dibinde bitmişti işte.

Yattığım yerde hıçkırıklarımla kolumu yüzüme kapattım ve bacaklarımı yavaş yavaş bükerek kendime doğru çektim. Hiç mutlu değildim, hiçbir zaman da olamamıştım.

Hatırlamak istemiyorum ama daha dün olanları sindiremeden bugün burada birilerine muhtaç yatıyordum ya, şu kırıklığım içime içime batıyordu.

Hislerim gidiyordu, kalbim sanki bir çıkmazda kendime akıyordu. Neden? Tam her şey halloldu bitireceğim derken dünün aksine bugün buradaydım.

Benim şimdi boşanma işlemlerini konuşmam gerekliydi, içim dışıma çıkana kadar kusmam değil. Benim şu an dün beni büyük bir hayal kırıklığıyla yalnızlığa iten Serdar’ dan nefret ede ede planlar yapıyor olmam lazımdı. Kendime yeni bir ev aramam, üzerime aldığım restoranın devir işlemleri için koşuşturmam ve daha niceleri. Neden?

Sanki kilometrelerce yol gitmiş gibi yorgun düşen bacaklarım sızlıyordu fakat bu geçmeyen halde yalnızca bekliyordum. Titrek bir çırpınışı andıran silsilede uzun uzun ağladım. İçim dışıma çıktı, yastığımla saçlarım yaşa battı, hıçkırıklarım odaya doldu. Derin bir solukla nefes aldığım an yeni hıçkırığıma açılan kapı sesi karıştı da elimi yüzümden kaldırıp kimin geldiğine bakmadım.

Birinin varlığı beni sakinliğe iter gibi oldu. Kendimden bile kaçarken birinin önünde bu şekilde ağlamak istemiyordum. Kolumu iyice yüzüme kapatıp biraz daha sakin kalmayı denedim ve derin bir nefes aldım. Sustum da sızlanışım hiç geçmedi. “Ne oldu?” Ne?

Duruldum, tanıdık tok ses yaklaştı. “Hazan ne oldu?” Serdar gelmişti ve sesi o kadar şaşkındı ki o halle yükselişi bana azar gibiydi. İyi de istemiyordum ki? Buraya gelmesini, bana bakmasını, bu çaresizliğimi görmesini ve benimle ilgilenmesin asla istemiyordum.

Kolumu çekmeden göz yaşlarımı siyah badime silerken dibimde durdu. “Ne oldu?” Sanırım elini yatağın başına koydu ve bana doğru eğildi. “Ağrın mı var?” Bu halimi konuşmak istemiyordum. Biriyle iletişime geçeceksem bu asla o değildi ama sanki bir şey olmamış, hiç kırmamış gibi bir de ne oldu diye soruyordu.

Zaten iyi değildim, bunun üzerine dün olanlarla kendimi tutamayıp bir kere daha hıçkırdım. Dün evlendim, o akşam aşık olduğum adam beni onca insanın içinde hiç sevmiyor, hatta benden nefret ediyor gibi azarlayıp rezil etti. Kavga ettik, aynı gece boşanma kararı aldım ve bugün ölecektim. Ölmesem de ameliyat olacaktım.

Ağlayış seslerimle yüzümün üzerinde sabit kolumu tuttu. “Biri bir şey mi dedi?” Bana dokunuyordu, üstelik sadece eliyle değil sesiyle de alanıma giriyordu. Ağlamaya devam etmedim ama kolumu itirazla çekerek benden ayrılmasını sağladım.

Hareketimle elini çekti, “Ağrın mı var? Bir şey söyle!” Kızgın ve endişeli sesine omuz silktim, fazla ağrım yoktu sadece çok korkuyordum. Sonuçlar henüz çıkmamıştı, çıkınca ihtimallerden biri gerçekleşecek ve ben her türlü yine dibi görecektim.

Üstelik onu burada asla istemiyordum, bir derdim vardı evet ama muhatabı asla o değildi. Ağlayışlarımın arasında “Bak.” Deyip durdu. “Sana bizi sormuyorum, muhabbet etmiyoruz. Bir derdin var belli, söyle neden ağlıyorsun? Söyle halledeyim ne oldu?” Bizi konuşmuyoruz, muhabbet etmiyoruz..

Doğru iki yabancıyız artık, bizi birleştiren ortak bir noktamız olamazdı da.

O bana bir yabancıydı…

Bunu kabullenmişti.

Ben de ona bir yabancıydım.

Biz hiç başlamamıştık…

Bu yabancıya belki ameliyatı söylersem olmaya bilirdim çünkü söylediği gibi hallederdi, buna gücü yeterdi. Çıkmaza itilmiş bir avare gibiydim, korkuyordum, mantıklı da değildim ama bilmiyordum o hallederdi.

Kolumu yüzümden çekmeden “Ameliyat diyorlar.” Diye bölük pörçük hıçkırdım. Birden yükseldi. “Kim diyor!” Soluyor, o dün masadaki öfkesi bugün burada devam ediyordu.

Omuz silktim. “Bilmiyorum, doktor.” İstemsizce çocuklaşan sesim, bu titrek halim… İstemiyordum, ölürdüm de olmazdım ameliyat falan. Ölürdüm de ne böbrek nakli olurdum ne taş aldırırdım. Geberirdim şuracıkta, bu ağrıyı çekerdim yine de o ameliyat kıyafetlerini giyip beni deşmelerime izin vermezdim.

Sözlerimle elini yataktan çekti, geldiği gibi hızla odadan çıktı. Biliyorum, ona hala öfkeliydim ama bir çıkmazdaydım ve bu çıkmazdan kim varsa ona sesleniyordum. Emir’ e söylemiştim, koridorda ona ağlaya ağlaya yalvarmıştım hatta. Yanımda dursa da mecbur olacaksın o zaman güzelim, lütfen ağlama dan öteye bir şey dememişti. Korkumu bilmiyordu yapamazdım ki. Zaten hastaneleri sevmiyordum, bir de buna cidden katlanamazdım.

Serdar’ a olan öfkem hala yerindeydi, bu halde olan bitene odaklanamasam da belli bir tavrım, netliğim vardı. Nitekim odadan hışımla çıkmak yerine biraz daha burada dursaydı onu bir çift sözle kovar, yanımda istemediğim dile getirirdim. Neyse ki buna gerek kalmadı, gitti.

Tek elimle yüzümüzü gözümü silkerek serum takılı koluma doğru yan döndüm. Tahmin ettiğim gibi sağ kolum morarmış, sol kolumun ise kenarlarına minik minik kanlar taşıp birer çizgi oluşturmuştu.

Rahat hareket edemiyordum, üstelik çok uykum vardı, halsizdim. Midem de hala bulanıyordu ama bir nebze daha iyiydim. En azından kendimi kaybedecek baygınlık halim mevcut değildi ağlasam bile az evvel gibi hıçkırıklara boğulmuyordum. Uzun bir süre odaya kimsenin gelmeyişiyle biraz daha göz yaşı döktüm. Elimde değildi, sanki çok uzun zamandır kendimi kasıyordum da artık sona gelişim böyle tutamadan akıp gidiyordu.

Derin bir boşluğa düşecek gibi hissettim. Sıçrayarak uyandığımdaysa pencereye vuran gün ışığı yerini karanlığa bırakmış, odanın loş lambası yanmıştı. Sıçramamla minik bir hareketlilik var oldu fakat bu ne yazık ki beni o tarafa çeviremedi. Kaskatıydım.

Kolum kaşınıyor, aynı yöne yattığım için bedenimin bir kısmı uyuşmuştu. Uykuya dalana kadar kaç kere lavaboya gittiğimi saymadım, o arada da iyice uykuya mahkum oldum.

Aptal gibiydim, hissettiğim sadece buydu. Bulantılarımla beraberinde gelen kusmalarım, baş dönemlerim, mide ağrılarım derken iyice kendimi kaybetmiştim. Şimdi daha iyi miydim bilmiyorum, burada olmayı sevmediğimden bu konuda henüz bir netliğim yoktu.

Mis gibi şampuan kokan yumuşak buklelerim yatakta dağılmış, üzerim örtülmüş, ayaklarıma çorap giydirilmiş ve serumum bitmişti. Kolumu zorla kaldırıp usulca kendime çektim fakat bu o kadar zordu ki minik bir harekette bile yüzümün aldığı şekli kendime acıyarak çözmüştüm.

“Aşkım, uyandın mı?” Sena’ nın sesiydi, bakışlarım ağır ağır ona döndü. Buradaydı, gitmemişti ama uykum hafif olmasına rağmen sesini hiç duymamıştım.

Ilımlı suretini izlerken sorusuna bir yanıt veremedim. Yatağın dibinden bana doğru geldi, bir an arkamda kalan tarafa baksa da yeniden bana yönelip yere oturur gibi eğildi. “İyi misin?” Değilim, kafamın içi zonkluyordu ve sanki bir kamyon dayak yemiştim. Acaba dudaklarım hala mor muydu? Ya da tenim hastalıklı bir suretle bembeyaz?

Gözlerimi kapatıp açtığımda sarı saçlarını tek omzunda toplayıp pervasızca duran elimi tuttu. “Aşkım zehirlenmişsin.” Bir kez daha arkama doğru baktı, baktığı yerde Emir olacak ki omuzlarını düşürerek devam etti. “Emir’ in arkadaşı köyden su getirmiş, sudan içip zehirlenmişsin sen de.” Sabah evden çıkmadan içmiştim ve tabi gece. Bilemezdik, kaşlarımı “Hıı.” Der gibi umarsızca kaldırdım. Eminim Emir kendini bu konuda tamamen suçlu hissediyordu ama hiç sorun değildi olacağı varmış.

Şu halim bir yana, bu dünden sonra onunla ilk yüz yüze konuşmamızdı. Serdar’ ın evinden çıktıktan sonra arabada aramıştı ama ben ağlamaktan konuşamamıştım. Sonra sabah olmuştu, o da sondu işte.

Sena’ nın dikkatle beni izleyen yüzü çok yorgun ve keyifsizdi. Sanki bu yaşadıklarım yalnızca bana değil ona da hayli acı veriyordu. Dudak büktü. “Kum da döküyormuşsun.” Bu defa gözlerimi anladım der gibi yumdum. Hiç halim yoktu, serumlar da tamamen bir etki göstermiyordu hala midem bulanıyordu.

“Bir de üşütmüşsün ateşin vardı. Kansız da kalmışsın değerlerin yerlerdeymiş.” Üşütme konusunda bir şey diyemezdim ama bu değerler konusunu az çok tahmin ediyordum. Tabi hiç bir zaman dikkat ettiğim bir konu olmadı bu.

Sonuç olarak sözlerine bakarsak önemli bir şeyim yoktu. Daha evvel çevremde kum döken insan olmuştu da, acısının ağrısının böyle beter olduğunu hiç tahmin etmemiştim.

“Ameliyatlık bir durum yokmuş yani korkma. İyi olunca çıkacağız, şimdilik sadece serum veriliyor.” Öyleyse sorun yoktu, şuradan çıkayım da başka bir şey istemiyordum. Hatta şu an bile kendimi biraz daha iyi hissetsem kalkıp giderdim, hastanelerden zerre hoşlanmıyordum diye mi bilmem bu durum sanki beni daha kötü yapıyordu.

“Sen iyi misin?” Çok doluydum, hem de çok boştum. Kendimi nereye koyacağımı, ne hissedeceğimi o kadar bilmiyordum ki sadece çok uzaklara gitmekle ilgili derin bir derdim vardı. Sahi, ne hissediyordum? Dedem bazı anlarda, yani altından bazı leşler çıkacağını anladığı anlarda oraları hiç türtma uşuğum derdi, şimdi de ben kendi kendime aynı şeyi diyordum. Oraları hiç dürtme Sena.

Başımı yeniden sallarken gözlerimi yumdum. Zaman geçerdi illa, vakit bizi birbirimizde öldürürdü, ben iyi olmasam da muhakkak bir sona gelirdik. Tüm bu olanlar da yanıma ne yazık ki kâr kalırdı.

Dudaklarımı zorla araladım, onu merak ediyordum. “Emir nerede?” Benimle o kadar ilgilenmişti ki kendimi yeniden mahcup hissediyordum. Sanıyorum ki eve gelip beni banyoda bulduğu an yüzünün aldığı şekli uzun bir süre zihnimden gitmezdi. Burada bayılışım, arabayı defalarca kenara çekip beni kusturuşu. Tamam ben de olsam ben de Emir için tüm bunları hiç tereddütsüz yapardım ama başkaydı işte. Ne olursa olsun bu yaptıkları benim için çok özeldi.

Boğazını temizleyerek yavaşça görüş alanıma girdi. “Buradayım.” Tahmin ettiğim gibi koca adamın elleri önünde, mahcup bir hali vardı. Oysa asla aklını kurcalamaması gereken bir konuydu bu.

Yüzüne bakarken gülümsedim, benimle birlikte gerilen dudakları pişmanlıkla hareketlenince de gözlerimi devirdim. “Konuşacak halim yok, lütfen saçmalama.” Sesim tıpkı bir grip sonrası kısılmış gibiydi. Yorgun, halsiz ve tam olarak duvarlara çarpa çarpa zorla ilerliyordu. Sesim neyse, sözlerimde ciddiydim bir de ona dert mi anlatacaktım? Su içmek ne ki Emir’ le göz göre göre ölüme giderdim ben, yeter ki onu canı sağ olsun.

Başını beni onaylar gibi sallayarak boynuma dolanan saç tutamını elinin tersiyle kenara ittirdi. Bunu az evvel ben de yapacaktım aslında ama her yanım, her yerim ağrıyordu. İnanması güç, kolumu dahi kaldıramıyordum. Gerçekten ben hayatım boyunca bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyordum. Regl sancım bunun yanında koca bir hiçti.

Sena ayaklandı, beni izlemeye devam ettiği sırada yeniden arkama doğru baktı ve sessizce Emir’ in kolunu tuttu. “Gel şöyle kenara geçelim biz.”

“Nasıl hissediyorsunuz kendinizi?” Gelen sese dönemedim ama onun genç bir hemşireye ait olduğundan emindim. Gözlerimi oflar gibi yumup hoşnutsuzlukla mırıldandım. “Şahane.”

Görüş alanıma giren serum havaya kalktı, tepeme asıldığında hemşirenin olumlu sözleri eşliğinde kolumdaki yerini de aldı. Teşekkür ediyorum, cidden hepsine teşekkür ediyorum ama ben gitmek istiyordum. İyi olmasam bile hiçbir önemi yoktu, kendi canımdan da vaz geçecek haldeydim.

O kadar karışıktım ki, bilmiyorum. İki düşüncemden biri buydu zaten, hiçbir şey bilmiyordum.

Beyaz önlüğü önümde salınıyordu. “Ne zaman çıkarım?” Diye mırıldanarak yatışımı düzeltmeye çalıştım, olmayınca Emir bana eğilerek yardım etti.

“Belli değil, bu gece buradasınız.” O kolaydı, en azından bir uyumalık zamandı ama yarın sabahı yeniden geceye ulaştırmak istemiyordum.

Sağımda da birisi vardı, kim olduğunu anladım ama o tarafa bakmadan gözlerimi hafif kıstım. “Ağrı kesici isteyebilir miyim?” Elbette isterdim, insanlara emir vermekten hoşlanmıyordum hepsi bu.

Gülümser bir yüzle başını salladı, “Serumda var, geçmiş olsun.” Sonra sağ taraftaki koltukta oturan Serdar’ a döndü ve “Bir şeye ihtiyacınız olursa.” Deyip hafif baş eğerek odadan ayrıldı.

Hiç düşünmemiştim, düşünsem de burada olması gerekmiyordu. Serdar’ ı yanımda yöremde görmek istemiyordum bende bıraktığı hasarı, içimde oluşturduğu o koca kırıklığı hissizce görmezden gelmesine müsaade edemezdim. Neden buradaydı ki? Dün bitirmiştik, bugün varlığı rahatsız ediciydi. Onca sözden, olaydan sonra bir de…

Ona dönmedim, arkaya yasladığım başımla gözlerimi sakin bir ana hiç yokmuş gibi yumdum. “Gider misin.” Soru sormuyordum gitmesi konusunda nettim. Burada sakin bir şekilde kendime gelmem için sadece gitmesi yeterli olacaktı. Ona kalmadım, burada başımda durmak ona kalmadı zaten eminim ki sessizce duran Emir ve Sena’ da bundan hayli rahatsızlardı.

Cevap vermedi, öfkeyle “İstemiyorum git.” Diye yükseldim. Ne dersem, ne yaparsam orada öyle oturacak mıydı? İnsanların yanında onu azarlayarak kovuyordum neden hala susarak beni izliyordu?

Gözlerimi açmazken derin bir nefesle alnımı kaşıdım. “Gitmezsen ben kalkıp gideceğim, git.” İstemiyordum, kimse de onu yanımda tutamazdı. Yanıma da neden çağırdılar bilmiyorum ihtiyacım mı vardı sanki? Olsa bile ne işi vardı? Tamam ilk geldiğimde ameliyatı bir anlık korkuyla onda dillendirmiştim ama bu kadardı. Bu saatten sonra ne ölüme ne-

Zihnimi parçalayan sancıya gözlerimi aralayıp derin bir nefes aldım. Sena bir onu bir beni izliyor, Emir Sena’ nın yanında öfkeyle Serdar’ a bakıyordu. Tahminim gibi, ben dahil herkes varlığından rahatsızdı. Yeniledim “Git dedim sana. Neden geldin git, anlamıyor musun seni istemiyorum.”

Birkaç saniye derin bir sessizlik oluştu odada. Sena’ yla Emir’ in bakışları üzerimizde dolaştı, ben odaklandığım yatak örtüsünden bir an çıkmadım. Yine sussa yine konuşurdum. Kırılacak bir kalbi var mıydı bilmem, his denen şey iliklerine islemiş miydi emin değildim fakat kendime göre defalarca kez daha kırardım.

Zaten aklım almıyordu, bizi bu hale getiren oydu ve dünden sonra nasıl buraya gelebiliyordu ki? Gürültülü ama bir o kadar da sessiz bitişin ardınsan bize bunu hangi akla hizmet yapıyordu?

Ben düşündüm, o birkaç saniye aklımla kalbimin arasında feveran ederek yere çakıldım sanki. Benim çakılmamla da Serdar epey yavaş bir hareketle ayaklandı. Uzayan boyu gölge olup üzerime düşerken yüzüme asla bakmadığım gibi gölgesini de zihnimden silmek istedim. Her anını, her adımını, halini..

Hiç bir şeyi benden bize ait olmadığını bilmem onu kendi içimde kimsesizliğe itti. Kalkınca ortaya serilen heybeti ve boyu o kadar-

İzlemek istediğim bir şey değildi, önümden geçip odadan çıkışına gözlerimi yumdum. Bugün olsaydı o imkan, bugün burada bu dakikada Serdar’ dan boşanırdım. Ne dünü, ne bugünü, ne yarını.. Beni sevseydi dört ayın ardından her gün görmüş de bıkmış gibi davranmazdı. Ben kucağından inmezken, onu her fırsatta öpüp koklayıp severken bak bu kadın beni nasıl seviyor deyip o da bana sarılırdı.
Sarılmadı.

Nasıl ittiğini de asla unutmam.

Kapı sandığımın aksine sessizce kapanınca Emir tutmuş olduğu nefesi yeniden “İyi misin?” Diyerek verdi. Gözlerimi devirdim. “Siz tartıştınız mı?” Bu olasıydı, şaşırmazdım ama başını itirazla iki yana sallayıp “Konuşmadık hiç.” Dedi. “Azat haber vermiş, Bursa’ ya gitmiş galiba.” Öyle mi?

Benden kurtulur kurtulmaz muhtemelen dağ evine tatile falan gitmiştir, bu sabah denk geldiğimizde de havaalanına gidiyor olmalıydı. Görevde ne işledi bilemem, geldiğinde yaptıkları mükemmel ve kusursuz bir plandı.

Sena, Serdar’ ın aksine sol tarafımdaki koltuğa geçerek bana doğru yaklaştı. “Manyak bu da, neden geldin değil mi ama dengesiz herif.” Yani, gitmişsin ne güzel öldüğümü kontrol etmeye mi geldin?

Her neyse, çok da oralı olmadan “Azat hala burada mı?” Diyerek elimi tutan Sena’ ya döndüm. Başını usulca salladı, komodinin üzerindeki ıslak mendilden almış kolumda kuruyan kanları siliyordu.

“Babam arıyor.” Kapıya ilerleyen Emir’ e döndüm. Aramayı yanıtlayacaktı ama bana bir çırpıda “Seni de aradılar Serdar konuştu, hiçbir şeyden haberleri yok.” Diyerek dışarıya çıktı. Lütfen beni bir gün daha idare etsinler, zaten kendimde değildim şu an kimseye bir açıklama yapamazdım.

Serdar’ da ne söylediyse artık, umursamadan Sena’ ya yöneldim. “Azat nereden biliyor? Emir söylemez ki ona?” Serdar’ a da o haber uçurdu tabi. Azat’ ı seviyordum, bağlarımız biraz can sıkıcıydı sadece bu.

Sena ıslak mendilleri kenara iliştirdi, kolumu bıraktığında göz göze gelmemiz kaçınılmazdı. “Birlikteydik.” Kaşlarım ifadesiz yüzüne çatıldı. “Yani Emir beni aradığında. Buraya da birlikte geldik.” Neden birlikteydiler birbirilerini yemek için mi?

Gözlerimi yorgunlukla yumup açtım. “Neden aşkım, anlamadım ki?” Sıkıntılı bir hali vardı, “Ya güzelim boş ver. Sen iyi misin onu söyle?” Ben, doğrusu kendimden sıkılmış Sena’ yı da hayli özlemiştim.

“Sena.” Diyerek minik bir buse kondurdum yüzüme. “Saklama benden, ne oldu?” Onu anlayabiliyordum bunun için uzun yıllara gerek yoktu. Sena’ nın bir bakışı benim içime gelirdi de hüznünü de, hüzünlü bakışlarının ardında kalan mutluluğunu da görürdüm. Bir şeyler olmuş belli.

Hafif gülümser gibi oldu, benim gülüşüm onun utana sıkıla “Biz birlikteyiz.” Deyişine derin bir yol açtı. Gözlerim saatler sonra ilk defa böylesine parlarken “Yaa.” Diye masalsı bir tonda usulca yükseldim. “Nasııııl?” Havalanan kaşlarımla başını yana eğdi.

“İyileş anlatırım.” Ağzım bir heves kulaklarıma vardı. “Anlat iyileşirim.” Bunu o kadar istiyor ve bekliyordum ki sağlıklı olsam çığlık çığlığa sevinirdim ama şu an midem bulanmasın diye gayet yavaş ilerliyordum.

Minik burnunu kaşıdı ve bir muhabbet edasıyla yatağa doğru eğildi. “Geceden sonra çok sinirlendim ben. Bugün de uçağım vardı ya, eşyalarımı toparlamak için eve gidecektim. Ay dur ondan önce Emir senin yanına giderken beni almadı, ben de o sinirle ayaklandım o da işte ben götüreceğim saat geç falan bir şeyler dedi.

Zaten halayı gördün.” Sakin mimiklerinin aksine gülümseyen bakışlarını izlemek çok keyifliydi. Bu halimden ötürü kendini suçluyordu anlıyordum ama her ne olursa olsun artık bir sona ulaşmaları kadar güzel bir şey yoktu bence.

Hem, düşündüğünün aksine böyle bir haber bana şu an çok iyi geliyordu.

“Ee.” Diye mırıldanmamla devam etti. “Sizin olay oldu diye çok sinirliyim tek kelime etmedik arabada. Eve çıktık yine aynı. Tam eve girdik benim peşimden kapıyı kapattı odama geçtim eşyaları almaya işte.” Hevesle başımı hızlı hızlı salladım, yüzünü utançla şekillendirdi. “Kolumdan tuttu öpüşmeye başladık.” Azat…

Daha büyük bir heyecanla “Yaaa.” Diyerek yattığım yerde biraz daha dikleştim. “Ay ee.” Sus der gibi durdu, elini heyecanla kalbine koydu. “Ya aşkım önce bir afalladım ne oluyoruz falan kal geldi bana. Sonra ben de.” Elini amaan der gibi salladığında ikimiz de kıkırdayarak gözlerimizi birbirimizden ayırmadık.

“Sarıldı falan belimi tuttu. Kapının ilerisinde ya zaten yatak, yatağa ilerledik.” Hadiii, kaşlarım heyecanla havalandığında sanki yıllardır bu anı bekliyordum. İhtimal de vermedim ama derin gülüşümle fısıldadım. “Birlikte mi oldunuz?”

Başını iki yana salladı. “Hayır ya dokunmadı öyle. Öpüştük sadece. Yani saatlerce diyebilirim sabaha kadar birlikteydik.” Gözlerindeki hal, bilmiyorum Sena’ ydı bu, belki daha sonra yaşadığının boş bir şey olduğunu savunurdu ama şu an o kadar başkaydı ki ben bile haline inanamıyordum.

“Üzerinizi çıkarttınız mı?” Benim bile içim coşuyordu bu halimle yerimde duramıyordum. Kıkırdayarak başını salladı. “Hayır uyumuşuz sonra, ama baya öpüştük.” Tahmin edebiliyordum ve bunun için o kadar seviniyordum ki Sena’ yı saatlerce günlerce sadece bir an için dinleyebilirdim.

Sonra biraz hüzünlendi, elimi tuttu. “Kendimi suçlu hissediyorum. Biz kardeşiz sen orada ben ora-.” aksine, aksine Sena. Gözlerimi itirazla kapatıp açtım.

“Ya saçmalamaaa. Sen de diyorsun biz kardeşiz, ben ne kadar sevindim buna biliyor musun? Çok mutluyum gerçekten sonunda güzel bir haber aldım.” Bundan sonra onlar için çok güzel şeyler olacaktı. Bu arada en baştan birbirlerini yemelerindeki kastım da gerçekmiş.

Yeniden bir hayal gibi dudaklarımı ısırarak “Sonra?” Dedim. Sonra ne oldu, daha detaylı..

Omuzlarını silkti, “Sabah o çıktı, gelince konuşacağız dedi Serdar’ la buluşup hava alanına gitmişler. Sonra şirkete geçti, yeniden yanıma geldi yarım saat sonra falan da Emir aradı apar topar buraya geldik.” O yolda rast gelmemiz tabi ki tesadüftü bunu zaten anlamıştım. Bir yabancı gibi çekip gitmiştik yan yana.

“Sana karşı nasıl?” Azat’ dan söz ediyordum, elbette iyidir ama duymak da istiyordum. Yüzündeki tebessüme bakarsak haksız değildim. “Şu anlık çok iyi, sürekli yüzüme bakıyor falan. Ya bir de yeniyiz ben biraz utanıyorum konuşamıyorum pek.” O susmayan kız…

İmayla “Seen?” Dedim. Başını yana eğdi, “Diyene bak. Bilmiyoruz sanki.” Ben…
Halim birden elimde olmadan değişti, sesim “Açılırsın açılırsın.” Derken kısıldı. “Ben açıldım, çok iyi şeyler oldu ya.” Ben, bu ilişkide değişerek sadece rezil oldum başka bir şey değil. Sevişirken, sarılırken, öperken, adını söylerken ve daha nicelerinde girdiğim haller beni sadece rezil etti. Şimdi sadece utanıyordum, aklıma geldikçe çok utanıyordum keşke hiçbirini yaşamasaydım. Keşke onunla birlikte olmasaydım, keşke bedenimi çırılçıplak görmeseydi, adını öyle sayıklamasaydım…

Aptallıktı, hepsi beni utanca boğan saçma birer andı.

“Sordum onu da, bilmiyorum ben de anlamadım diyor.” Sena’ nın sesiyle bir an ona gittim. Serdar’ dan bahsediyordu. Sorsa ne “Bırak ya boş ver.” Diyerek burun kıvırdım.

“Dengesiz ama duyduğu gibi fırladı geldi. Çok sinirliyim, bana göre affedilemez bir şey.” Öyle. Tüm bunlara tamam da neden geldin? “Geldi hastaneyi de birbirine kattı doktorla falan…” Omuz silktim, bana özel değildir o zaten her an kavga yapmaya yer arıyordu.

Midem yine hafif hafif bulanmaya başlamıştı, gözlerim duvara daldı. “Çıkınca avukatla görüşeceğim.”

“Olur, hallederiz.” O da mutsuzdu, ben mutsuz muydum ki? Bilmiyorum, bu mevzu artık canımı sıkmaya başlayınca konuyu değiştirdim. “Sen duruyor musun?” Gitmesini istemiyordum ama onun hayatıydı, tahmin ettiğim gibi sakince Azat’ dan söz etti. “Kal diyor, babamla konuşacağım belli değil daha. Ben de karışığım, şu an önceliğim sensin. Bir iyi ol, şuradan çıkalım avukata gidelim bakalım neler olacak.” Tek başıma girmiştim bu işe, tek başıma çıkacaktım.

Üşüyen kolumu ovaladım, “Sen takılma bana, hallederim ben.” Derken midem biraz daha bulanmaya başladı. “Şu huyunu sevmiyorum.” İtiraz eden sesiyle elim dudaklarıma örtüldü. “Kusacağım galiba.”

Öyle de oldu, banyoya girdikten sonra zaten boş olan midemle birkaç dakika boyu öğürdüm. Buna kusmak denir miydi bilmiyorum ama yeniden yatağa döndüğümde sanki en başa dönmüştüm. Halsizliğim baş ve mide ağrım derken Sena üzerimi örterek serumu yerine taktı.

“Uyuyacak mısın?” Sakin sesine gözlerimi açamadan başımı salladım. “Sen de git bekleme burada bütün gece.” Telefonumu komodine bıraktı, gideceği konusunda emin değildim ama açılan kapıya dönerek fısıldadı. “Girme girme.” Ardından da “Hemşire nerede?” Diyerek odadan çıktı.

……

Şiddetli bir bulantıyla daha gözlerimi açtığımda elim refleksle ağzıma gitti. Oda karanlıktı, kim vardı daha doğrusu biri var mıydı bilmiyorum ama hızla yataktan fırlayıp banyoyu bulmam en fazla iki saniyemi almıştı. Kapıyı kilitlediğim gibi zaten boş olan mideme darbeler yemiş gibi kusmaya başladım. Berbat rüyalar silsilesinde kendi içimi yiyordum ve bu hal beni çıkmaza sürüklüyordu.

Rüyamda bir yerdeydim, nerede olduğum konusunda net değildim ama hislerim bana oranın çok tanıdık bir yer olduğunu kabullendiriyordu. Bir de, sanki kan vardı her yerde. Çok üzgündüm, korkmuş ve çıldırmış gibi ağlıyordum. Tüm bu olanlar şekil olarak değil de, hislerle içime islemişti.
Böylece içimde tarifsiz ve sebebi belirsiz bir korku peyda olmuştu.

Üstelik bu korku sanki beni ani ve derin bir karanlığa da tutsak etmişti. Ne gördüğüm konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sadece karanlıktı, bir de üzerime gölge gibi çullanan bir korku vardı hepsi bu. Gece derin bir sancıyla sabaha ilişmiyor, şu halim ara ara dinse de bir türlü geçmiyordu işte.

Hızla kalktığımdan başım dönüyor, ellerim yine titriyor, diz bağlarım çözülmüş gibi yere serilmemek için inatla direniyordu. Suyu yüzüme çarparken lavaboya tutundum, biraz kustuktan sonra gözlerimi kısarak yumar gibi oldum ve hiçbir yere bakamadan düşmek üzere ilerleyip kapıyı açtım. Açtığım an beni bekleyen o cüssenin bedenimi hızla sarmasıysa çok aniydi.

Derin nefesleri, o da endişeliydi.

Korkuyordum, titrek bedenim yere serilmek üzereydi. Bir şey için değil, öyle mecburdum ki denize düşen yılana sarılır misali Serdar’ a tutundum. Ona olan tavrım netti, hep de net kalacaktı ama buraya kadar gelmişken bu halden geri duramıyordum. Kollarına tutunur gibi oldum, gücüm yoktu salındılar. Halsizliğimle kendimi ona bıraktığımda beni sıkıca bedenine çekmesine tamamen müsaade ettim.

Kapımda bekleyişlerinin sebebini hiç merak etmiyordum. Bu şu an sorgulamak istediğim bir şey değildi, ki ne olursa olsun bir anlamı olacağını düşünmüyordum. Kendimle ilgilenmekten yönümü bulamıyordum ki bir de bu halimize gönül yorayım.

Bir kolu sırtımı sardı, diğer eli başıma giderek beni kendinde sabitledi. Solukları hızlanmış, daha evvelki yaşantımızda bu hali benim için endişelendiğinin en belirgin sancısıyken şu an değil. Kim bilir yine neye sinirlenmiş, hangi öfkeyi atamadığından kum torbası misali yanımda soluğu almıştı.

Kollarım iki yanımda salınıyorken gözlerim kararıyor, önümde sanki parlak böcekler uçuşuyordu. Daha fazla beklemedi, sıkıca tuttuğu bedenimi kucaklayarak yatağın ortasına ilerledi, o oturdu beni de gövdesinde bir yere sığdırarak başımı öptü.

“Geçti tamam.” Konuşabilseydim ona iyi olduğumu ama onu istemediğimi söylerdim. Kolumu kaldırabilseydim defalarca iterdim, gözlerine bakabilseydim ölümdeki nefreti görmüş gibi bakardım.

“İyi misin?” Siktir git Serdar. Cidden, buna kanacak halde değildim ama öyle bir kokumu içine çekiyor öyle sarıyordu ki…

Dudakları alnıma indi, bastırdığı yerde beni öpmeden öylece dururken bir nevi dizine oturmuş gibiydim. Yan duran bedenim geniş göğsünde, kolları bende. Az evvel nasıl korktuysam o his geçsin diye ittirmeden sakin sakin duruluyordum. “Korkma tamam.” Korktuğumu nereden biliyor?

Sıkı sıkıya tutuyordu, kendimi bırakmış olmamla beraber hiç düşecek gibi olmuyor, beni hiç sendeletmiyordu.

Dudaklarını çekerek dik duramayan başımı iyice göğsüne yatırdı. Korkuyordum, o rüya neydi öyle? Rüyadan daha çok sanki bir his beni uyurken çok acı bir halde korkutmuş, o korkuyla da bulantıya eş uyandırmıştı.

Eli başımda sabitli kalırken göğsünü kabartan derin bir nefes aldı “Uyurken sürekli sıçrıyorsun.” Diyerek de verdi. “Ben yokken bir şeyden mi korktun sen?” Ne zaman vardın ki Serdar, hangi yokluktan bahsediyorsun?

Bir cevap veremedim, hangi zamandan bahsettiğini de anlayamadan kaşlarımı kaldırdım. Zaman fark etmezdi, sadece bugün olmak üzere uyurken sıçradığımın da farkındaydım ama hiçbir şeyden korkmamıştım.

Tepeden beni izliyordu. “Emin misin?” Diyerek alnımdaki saçlarımı geriye ittirdi. “Göreve gitmeden önce yoktu böyle bir şey.” Öyle mi, umurunda mı acaba? Diyelim ki umurunda, dün söyleyeceğimi söyledim. Beni iki seveceksin diye kollarından bir ömür geçireceğimi mi sanıyorsun? Diyelim ki korktum, bu korku da bende böyle psikolojik olarak kaldı. Ee, ya sonra?
Bıktım Hazan, tabi.

Sustum, yerimi farkındaydım bedenim onun kollarında olabilirdi fakat dün darbelere gebe bıraktığı ruhum bugün asla burada değildi. Körelttiği hislerim, acım, sancım ve sevgim bugün burada kendilerine birer valiz hazırlayıp sonsuz bir yolculuğa çıkmış gibiydiler.

Dizine oturmuştum, daha doğrusu onun tarafından oturtulmuştum. Ondaydım, değildim. Boştum, hislerimi silip beni mağrurca bırakan olaylar bir bir kendini yeniliyordu. Şimdi burada olsam da yarın çıkacaktım ve çıktığım gibi o yarım kalmış görüşmeyi tamamlayacaktım.

Bunun bilinciyle hiç söz etmedim. Senden boşanacağım dememe gerek var mıydı? Dün bunu bağıra çağıra söylemiştim zaten.

Sert elleri varla yok arası bir çekinceyle yüzümde dolaştı, avcu yanağıma oturdu, dudakları saçlarıma indi ve derin derin soluklandı. Serdar’ ın bir dokunuşuna bile içim gidiyordu, hala delice etkileniyordum ama o kadar kırıktım ki buna engel yanım bize derin bir mesafe indiriyordu.

Onda korkumu yenip kendime gelirken uyumadım, dakikalarca toparlanayım dedim. Elimden ayağımdan canım çıktı, yüzümün bembeyaz olduğunun da bilincindeydim fakat yapabileceğim bir şey yoktu.

Böyle durup kalmak da istemezdim, hislerimi siler gibi. Dışarıda bir an yaşarsın çok zoruna gitse de o anı ağlamamak için yok sayıp evde saatlerce ağlarsın ya, Serdar’ la durmak benim için de böyle bir andı. Kokusu geliyordu yok sayıyordum, kokusu ciğerimi dağlıyordu, yok sayıyordum. Belki daha sonra hatırlayıp belli duygulara kapılırdım ama şu an tenime inen her bir soluğunu bile kollarında yok sayıyordum.

Kapalı gözlerimle beni izlediğinin farkındaydım. Saçlarımı yeniden yavaş yavaş arkaya attırdı, yüzümü okşar gibiydi. Sert parmak uçları tenime değiyor, bana ilişmiyordu. Buna mani benliğim nefretle kurduğu duvarları aşıp yüreğime taşamıyordu, buna müsaade etmiyordum.

Yeniden dokundu, kolumu sıvazladı, ateşime baktı. Yanağıma iliştiğinde bana karşı bir hissi olduğunu düşünsem bu temasın ona fazla olduğunu var sayıp ondan bir hışımla ayrılırdım. Ancak görünene göre gerçek şu ki bence Serdar beni sevmiyordu. Onun gönlünün gelgeçiydim ben.

Ben onun etten kemikten biblosuydum, o istediğinde duvara atıp parçalıyordu, istediğinde seviyordu hepsi bu. Şimdi ben muhtaçtım, başım bağrında kolumu kaldıracak halim yoktu fazlası değil, öylesine birine böylesine muhtaçtım.

Tam dokunamıyordum ama görevden sonra cüssesi daha bir irileşmişti sanki. Sırtı zaten çok genişti de, şimdi daha bir başkaydı. Zaten sert olan göğsü taş gibi, kolları daha-
Onu zihnen de olsa incelemekten vaz geçtiğimde elini bir kez daha alnıma koydu. Ateşime bakıyor olmalıydı neyse ki o konuda kendimi iyi hissediyordum. “Geçti mi bulantın?” Geçmişti, sadece çok halsizdim ve yatmak istiyordum.

Sessiz kalmaya devam edip himayesinden gitmek üzere hamle yaptım. Bu onu ayaklandırdı, oturduğu yataktan kalkarak beni kucakladı ve yavaşça yatağa bırakıp üzerimi örttü. Hiç bakmadım, sağımdaki koltuğa geçeceğinden soluma dönerek gözlerimi derin bir sessizliğe eş yumdum. Ben uzaklaşsam o gitmedi. Ayaklarımı tuttu, hafif üşüyordum fark etmiş olacak bir kat daha çorap giydirdi ve tahminim üzerine sağdaki koltuğa oturdu.

Sonra tüm gece o sustu, ben arada sağa sola dönüp tek kelime etmezken odadaki tek ses dönüşlerim oldu. Uyuyamadım, hep uykuya dalmak üzere bir yerlerde kalıp saatlerce düşünmeye çalıştım ama sağlıklı değildi, halsizlikten bunu bile yapamadım.

Sırt üstü döndüğümde o sağımda, ben yatakta karanlık bir odada ölüme gider gibi çıt çıkartmadık. Dünün aksine ne Serdar bana ne ben ona.

Bizim birbirimize bir soluğumuz bile bulaşmadı. Arkaya yaslandı, görebildiğim saatlerce düşünceli bir halde arkasına yaslanarak beni izledi.

Komodinden telefonumu aldım, oyun oynadım, internette gezindim, Sena’ nın kantinde olduğunu, bizi yalnız bırakmak istediği için gelmediğini öğrendim. Biraz Serdar istememiş, biraz da Azat izin vermemiş. Sonu değiştirecekmiş gibi, saçma sapan işler dedim.

Telefonu yerine bıraktığımda bu uzun sessizliği bozan Serdar’ ın sakin sesi oldu. “Avukatla sen uğraşma ben halledeceğim. Çıkınca dinlen.” Vaz geçmiş.
Hiç sevmemiş ki.
O hiç aşık değilmiş ki, kullanmış beni. Bir süs köpeği lazımmış beni bulmuş o da olmamış.

Ellerim kucağımda toplandı, boğazıma oturan yumruyu nasıl böyle sendeletebilirdi ki? Böyle hissiz, bana dokunup kalbime hükmettikten sonra nasıl böyle konuşabiliyordu? Benimle birlikte olduktan sonra nasıl?

Kaşlarımı yarı hüzünlü bir öfke kırıntısıyla çattım. “Restoranı, evleri vereceğim.” Hissizim desem de içime saplanan ani acıdan sıyrılamadım. Bunu nasıl söyleyebiliyordu? Ben söylerdim, ya o? İnsan hiç mi pişman olmazdı?

İfadesiz bir “İstemiyorum, onlar senin.” Deyişiyle birden soludum. “Ben de istemiyorum.” Ondan gelecek bir kuruşu dahi istemiyordum, ne varsa sıyrılacaktım. Huzursuzca “Sonra.” Diye kestirip attı. Bana bir cümle bile kurmuyordu, verdiği değer cidden göz dolduracak kadar güzel…
Ne güzel sevmiş beni, evet.

Madem öyle, neden buradaydı? Gözlerimi bunalmış bir solukla yumdum. “Git, istemiyorum seni. Neden geldin?” Ne yapmaya çalışıyordu, beni neden böyle derin afallatıyordu?

O sustu, ben yeniledim. “Git.” Varlığını da istemiyorum, zaten şu dört ayda hayli alışmıştım. Ben neleri aşmıştım, bir aşka da yenilmezdi gönlüm.

Yerinde kıpırdandı, oflar gibi soluklandı da ben bakışlarımı kolumdaki yara bandından alıp ona dönmedim. “Sana zarar verdiğimin farkındayım. Kalmanı çok istesem de kal diyemem, canın yanıyor görüyorum. Benimle daha fazla yıpranacaksın, bu yüzden boşanmak istiyorsan boşanacağız.” Öyle mi? Sözleri o kadar boş geldi ki, bir kulağımdan girip diğerinden çıkarken kalbime değmeyişiyle dudak ısırdım. “Git.”

Hiç gelmemişsin, yaralarımı yarınlara hiç sarmamışsın gibi.

Beni duymadı sanki. “Biz ayrılsak da her zaman ne olursa olsun yanında olacağım. Bir şeye ihtiyacın olduğunda, derdin olduğunda. Ya da herhangi bir şeyde.” Sen benim yanımda durursun da bu saatten sonra ben seni yöremde ister miydim acaba? Adının geçtiği ortamda derin bir iç çekmekten öteye gider miydim acaba?
Seni hiç tanımamış gibi, hiç sevişmemişiz gibi.

Zihnimde bile tamamlayamadığım cümleler ömrüme yarım yamalak işliyor, beni oturtup içimi lime lime kesiyordu. Tüm bunlarla, tüm bunlara rağmen umurumda değilmiş gibi göz devirdim. “Siktir git hayatımdan. Boş yapıp durma. Uyuyacağım çık.” Yanımda olacakmış da, ne olursa olsun hep duracakmış da. Sanki ihtiyacım varmış gibi. Metresin miyim ben senin, dostun muyum?

Bir insanın canı daha fazla nasıl yakılırdı? Tamam ben de bitti diyordum ama onun bana bunu söylemesi… Ben mi yanlıştım içime oturuyordu. Affetmeyecektim ama özür dilemesi gereken yerde kestirip atması canımı yakıyordu. Git diyordum gitmiyordu, kal da demiyordu…

Baktım olmuyor, asla gitmiyor sırtımı döndüm ona, tüm bu olan bitene. Küstüm gibi, kendime nefret dolup onu içimde aşamadım dibi. Bu uzun ve yakıcı sessizliğin arasında gün doğmak üzereyken turunculuk odaya vurup kendini belli etti ve Serdar nihayet sessiz sedasız çıkıp gitti.

Gelmemiş gibi.

Sanki bir gecede ansızın ne varsa tüm bildiklerimiz hislerimizle birlikte; değil yüreğimizden, yer yüzünden bile silinmişti. Geldiğinde olanlar, sabahı, günü, ayazı.. Beni yasa boğan hali bir yoldaşın sığınmasını andırdı. Yarı yolda kaldım, kaldığım yol yükümü aştı, beni serdi, seli getirdi ve ne varsa götürdü…

Yarı yolda kaldım, başı yok dibi uçsuz bir kuyu. Sevgisi battı, içimi dağladı her anı. Şimdi sevişmelerimiz bir anı olarak kalacak, ona sarılmak hayali dolduracak ve yeri inleyen kahrım göğü yağmurdaki kasvete saracaktı.

Bir yola çıktım, çıktığım yolda karanlık bir ana yüz üstü bırakıldım. Korktum, ürperdim, tükendim de öldüm demedim.

Kapı yeniden açıldığında gözyaşlarım dinmiyor, boğazımdaki sancı tüylerimi diken diken ediyor ve başımdan aşağıya sular dökülüyordu. Yalvarır bir tonla “Lütfen.” Deyip elimi durması için kaldırdım. Ağlıyordum ve sesim bununla şekillendiği için çok farklı, acınası çıkıyordu. Sena kapıyı kapatarak hüzünle arkasına yaslandı. “Gelme Allah aşkına bırak kafayı yiyeyim şurada.”

O da ağlamak üzereydi, ellerini iki yana çaresizce açtı. “Bak ben Serdar’ ı gram sevmiyorum ama bir şeyler olmuş belli. Baksana sen onu böyle anlatmıyordun bize? Azat’ da dedi, bir gariplik var ben de anlayamıyorum dedi.” Öyle mi? Gariplik değildi o, beni sevmiyordu artık.

Elimin tersiyle hıçkırıklarıma karışan göz yaşlarımı sildim. “Boşanalım diyor.” Sesim kimse duymasın diye kısık, hayli de buruk. “Özür dileyip pişman olacağına… Hayır zaten boşanacağız bari özür dile. Vaz geçti, hemen.” Utanıyordum, beni bu hale getiren duygularımdan değil de bir başkasının duymasından utanıyordum. Benden vaz geçen bir adama boşuna döküyordum bu yaşları. Sinirimden, kinimden, acımdan, yaşanmışlıklardan…

Kapıya yaslı halini bozmadı. “Boş ver.” Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Dudakları aralandı, kapandı, aralandı, kapandı ve sonunda “O zaman cidden boş ver.” Diye mırıldandı. “Hak etmemiş seni baksana.” Zaten boş verdim, sadece Serdar böyle yaptıkça ben aklımı oynatacakmış gibi hissediyordum.
İnsan hiç mi sevmez?

💎

Asansörden ayrılarak koridorda yavaş yavaş ilerlemeye devam ettim. Dün geceden sonra bugün akşama doğru çıkışım verilmişti, daha doğrusu ben çıkmak için elimden geleni yapmıştım. Burada durmamın bir anlamı yoktu, eve gidip dinlenecektim. Zaten tahminen bir iki güne hayli toparlardım, toparlamasam da önemli değildi.

Kaçamak bakışlarımı etrafta merakla gezdiriyordum ama koridor boyu doktor ve hastalardan başka kimseler yoktu. Dün o andı işte, bir daha Serdar’ ı hiç görmemiştim. Emir’ in söylediğine göre hiç gitmemiş, sürekli hastanedeymiş doktorlarla da daima iletişim halindeymiş ama bunların aksine çok durgunmuş. Öyle ki Azat’ la bile konuşmuyormuş, beni derin düşüncelere iten de buydu.

Serdar’ a bir şey olmuş belli.

Hadi beni sevmedin tamam, beni geçtim bu durgun halinin sebebi neydi? Onu Azat’ dan bile uzaklaştırıp kendi dünyasında yalnızlığa iten bir şey olduğuna emindim. Gözlerinin feri sönmüştü resmen.

Serdar sinirlenirdi, sinirlendiğinde yeri göğü inletirdi de asla böyle susmazdı. Eminliğim bundandı, o bir yana benim için bir önemi kaldı mı bilmiyorum. Bunu tam idrak edemiyorum ama hislerim fena bir kargaşayla birbirine bağlıydı bu kesin. Tam olarak ne hissettiğimi de bilmiyordum, net bir şey desem aklım daima tersinde kalacaktı sanki. Onu görmek istemiyordum, zihnim bambaşka yerlere gidiyordu.

Tüm sabah uzun uzun olan biteni derin bir solukta düşünme fırsatım olmuştu, ilk defa. Saatler evvel öçtüm tarttım, tarttığım olmadı, ölçtüğüm yetmedi, kestiğim artmadı.. Serdar göreve giderken özellikle de son gün o kadar iyiydi ki bana yokluğumda çık git gez diyen adamdı.

Elini elimden, gözünü gözümden bir an olsun almamıştı. Canım yansa dibimde bitmişti, keza o konuda ne olursa olsun hala aynıydı. Bir kere Serdar desem sözümü asla ikiletmemişti, her istediğimi yapmış beni afallatacak kadar sevmişti. O aşkını sırtında yanık izleri olan bana bile inandırmışken şimdiki hali akıl karı değildi.
Garip.

Cinsellikte dahi benim için yavaş yavaş ilerlemiştik, ilk gecemizde üzerime titremişti hani, beni sevdiğine her bir hareketiyle öyle bir inandırmıştı ki sonra ne olmuştu da bu hale gelmişti?
Ne olmuştu da o gün o hale, bugün bu hale gelmişti?

Her ne olduysa görevde olmuştu.

Tamam, dediğim gibi zaten çok normal bir adam değildi ama ne vardı dört ay sonra o öfkeyi yüreğine taşıyan?

Düşündüm demiştim, o akşama gidecek olursak çıkan kavgada haklılık payı vardı, fotoğrafa uzun uzun bakmam büyük suçtu ama onun bağırması affedilir bir şey değildi. Ne olursa olsun, kendine çekip sorsaydı ya da bu konuyu benimle evde tartışsaydı ondan defalarca özür diler, açıklamamı yapardım fakat bu olmadı, Serdar tutamadığı öfkesini bize, dolayısıyla ilişkimize patlattı.

Mesele uzun, konu derin dedim düşünürken. Ne kadar düşünürsem düşüneyim varacağım yer bir boşanma avukatı. Çünkü kal bile diyemeyen adamda mümkün değil bir an kalamazdım. Belki kal dese ben de neden derdim, onu bu hale iteni irdelerdim bizim için en azından onu dinlerdim. Kal bile demiyordu, hissi belli ki buna bile aykırıydı.

Kapıdan çıktığımız an yüzüme vuran soğukla irkildim ve başımı yere eğerek kollarımı kucağımda bağladım. Emir sağımda, kolu omzumdaydı. Adımları benim için hayli yavaşken bakışlarının ara ara beni bulduğunu hissedebiliyordum.

Kendimi hala biraz kırık hissediyordum, uzun bir dinlenmeye ihtiyacım vardı bunun da farkındaydım ve birkaç gün evde çıkmayacağımı da biliyordum. Başka bir şey için değil, cidden toparlanmam lazımdı. Daha sonra Serdar’ dan avukat için haber bekleyecektim. Söylediği gibi ilerlerse benden yana sorun yoktu.

Adımlarım soğuk havadan kaçar gibi hızlandı, şu kısa mesafede sanki kilometrelerce yol tepmişim gibi yoruldum. Yine de iyi hissediyordum en azından artık midem bulanmıyordu, gerçi biraz da psikolojik bir mevzuydu bence.

Emir kolunu üzerimden alıp bir an yavaşlasa da ben yürümeye devam ettim. Ardından arabanın yanına geldiğimizde başımı öylesine kaldırdım ve alenen bir hamleyle ileriye doğru baktım.

Serdar, arkasındaki siyah arabaya yaslanmış birkaç metre kadar ilerideydi. Şu sisli havanın ardından onunla buluşan gözlerim halinden memnunmuşçasına geri çekilmiyor, kapı koluna giden elim inkarla geri duruyordu.

Bu mesafeyi aramıza o soktu. Bizi dünden bugüne derde iten de oydu ve tüm olanlara rağmen sakin görünse de ürküten bakışları her an üzerimdeydi.

Saçlarım salındı, bir zamanlar parmak doladığı bukleler yüzüme değerken sıkı sıkıya sarılıp herkesten koruduğu bedenimi bu defa ben korudum, soğuktan.
Şu buz havada üstünde yalnızca bir tişört vardı.
Üşümüyor muydun?

Oysa ben olsam bu şekilde onu asla çıkartmaz, çocuğunu azarlayan anneler gibi üzerine mutlaka bir şey giydirirdim. Gerçi o birbirine bağladığı kollarıyla bu durumdan hiç etkilenmiyormuş gibi duruyor, bir de yetmezmiş gibi bana bir şeyler anlatıyordu. Susarken bile nasıl konuşabiliyoruz siyah dev?

Göz göze halimizden teması ilk kesen ben oldum. Artık bir anlamı yoktu, ona bakınca üzerime sinen ürperti yeni bir heyecanla beni ona itse de gitmek istemeyerek onun bakışları altında Emir’ in arabasına bindim. Bitiren bendim, bir özrü çok gören oydu. O dilese ben de dilerdim, dediğim gibi tek suçlu o değildi ama bizim meselemiz bir özürlük iş de değildi. Belli ki silmişti bizi işte bu yüzden yaşananlar böyle zarar, öyle ziyan bir haldi.

…..

Artık hal parmaklarımı çıtlatmaktan çıkmış onları kırmak üzereydim. Kolumu biraz daha kaşıdım, sonra yüzümle birlikte can evim alev alev yanmaya başladı. Kalbim daralıyor, hızla çarpıyor ve sıkışıyordu. Eve varmaya birkaç dakika kalmıştı ve ben arabaya bindikten sonra içime ilişen sıkıntıyı bir türlü yok sayamıyordum. Elim defalarca kalbime gitti, ovdum kendimi oyaladım ama olmuyordu.

Sonunda dayanamadım “Emir.” Deyip derin bir nefes aldım ve bakışlarımız dikizde buluştu. “Sen iyi misin?” Bir sorun olduğunu haliyle o da anlamıştı, yüzü bu yüzden gerginken tek kaşı havalandı.

Bunu ona nasıl söylerdim kestiremiyordum ama “Emir beni eve götürsene, Serdar’ a.” Evde miydi onu da bilmiyordum, içimden bir ses ısrarla bunu tazeliyordu. “Hazan.” Şaşkın gözlerine bakarsak bundan hiç haz etmemişti. Sena’ da aynı ifadeyle hareketlenip bana döndü.

“Hazan saçmalama, geldik işte.” Eliyle az ilerideki siteyi işaret ediyor, gitmemi o da istemiyordu. Benim paniğim de bundandı ya, o eve girmek istemiyordum bu aşamadan evvel son kaçışım sanki bu andı.

İstemiyordum.

Ben istesem içim istemiyordu, eve gitmek istiyordum. Bir şey var, bir yumru içime oturmuş bağrımı dele dele kendine sağlam bir yer ediniyordu sanki; yıllarca gitmeyecek ve her an kendini hatırlatacak gibi.

İnkarla, dakikalardır direnmeye çalışıyordum fakat artık pes ediyorum.

Nefesimin ısrarla bir yaraya takılışına sağ elimle bağrımda tutundum ve başımı iki yana salladım. Ağlamak üzereydim, yalvardım resmen. “İçim sıkılıyor gidelim. Beni oraya götür Emir lütfen.” En azından konuşurdum, neden derdim hesap sorardım bilmiyorum illa bir şey yapardım. Bir şey yapmasam da önemli değildi, o evde olmasa da olurdu ben gitmek istiyordum.

Kızsa da bu hassas halimi reddedilmeyeceğini biliyordum. Bakışlarını benden aldı, dudaklarının arasından süzen küfre eş ani bir hızla “Saçma sapan iş yapıyorsun.” Diyerek dönüş yaptı.

Saçma sapan iş yapıyordum, yaptım.

Çok saçmaydı ama evin kapısını üçüncü kez hızla tıklatırken aynı anda zile basıp tahminen kıpkırmızı olmuş boynumu kaşımaya devam ettim. Kapının önündeydim, açar mı bilmem, burada mı hiç ihtimal vermem ama Emir’ i de Serdar evde diye diye zorla yolladığım için eğer evde yoksa yine bu soğukta donacaktım.

Yerimi yadırgamadan içimdeki hislerle bana uzun gelen bir süre bekledim, bir kez daha hızla çaldım, bekledim. Kendimce bir şiddetle kapıyı kıracak kadar sert vurdum, kalbime dokunan minik karlar bir bir üzerime inerken birazdan aklara bulanacak saçlarımda bir hüzün zerresi kıymık olup acıyla yüreğime dokundu ve o an kapı öfkeli bir çift göz tarafından hızla açıldı.

Buradaydı.

Hemen hemen bir saat evvel gördüğüm gibi boyumu aşan cüssesiyle tam karşımdaydı fakat yakınlığın aksine sanki çok da uzaktı.

Aramızda var olan birkaç karışlık mesafeyle benim bu durgun ve suçlu gibi bakan utangaç halim onda bir his ortaya çıkartıyor mu bilmiyordum ama ben koyu kahvelerden ona doğru meyillenecek gibiydim.

Meyillenecek ve neden diye soracaktım.
Bana bile neden bu kadar uzaksın?

Gözlerindeki hissizlik yerli yerinde, her an bir mengenede sıkıştırıp kırılacak gibi toktu. Giderken böyle değildi, gitmeden evvel o son anda bile içime merhametini fısıldayan bakışlar bu defa sanki kaçmaktan öteye bir yol edemiyordu.

Saçları karışmış, yüzü hala aynı güzel. Üzerinde yine bir kısa kol, siyahlara bürünmüş haliyle benden farksızdı.
Uzun zaman olmuştu, mevsim bile bize uyum sağlamak için değişmişti siyah dev. Sen hala aynı soğuk, ben hala aynı…

Gözlerini yüzümden çekmedi. Yutkunurken biçimli kaşları hızla çatıldı, façası oynadı ve dudakları bir an aralanıp kapandı. Kimseyi, özellikle de beni beklemediği suretinden o denli belliydi ki bakışlarımı kaçırarak acaba içeride biri var mı diye usulca arkaya doğru bakınmaya çalıştım. Biri bahane, ben onun karanlığından çekindiğim için kaçıyordum yoksa öyle bir şey söz konusu bile değildi. Tüm bunlar bir yana, Serdar o konuda benim güvenimi fazlasıyla kazanmıştı.
Başka bir kadının olmadığına gözüm kapalı güvenirdim.

Feryatla gezinen gözlerim bir karanlıktan öteye gidemiyordu. Bedenime çarpan ani rüzgardan etkilenir gibi olduğumda kendine gelmiş gibi toparlanıp “Gel.” Dedi. Sesiyle ona baktım. Saçlarım uçuştu, üzerime yağan kar taneleri bana ulaşan eliyle birlikte ona değip eridi.

Yüzü yumuşar gibi olmuş, hatta endişeye gebe şekillenmişti. Elinin bana uzatışını hızla afallayarak izledim, omzumdan sırtıma ulaşıp içeriye girmem için hamle yaptığındaysa daha çok bana sarılmak ister gibi hareketlendi. Fakat bu olmadı, beni içeriye alan oyken kendini frenleyen yine Serdar olmuştu. O bana yer açmak için geriledi, ben sırtımı kavrayan eliyle soğuktan aleve gider gibi ufak ve ürkek bir adım attım içeriye..

💎

Yorumlar

Paragraf aralarına bırakılan yorumlar da burada toplu görünür. Spoiler içeren yorumlarda “Spoiler içeriyor” kutusunu işaretle. Yorumlarda bağlantı ve reklam paylaşımı yasaktır. Yorum kurallarını oku.

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 263

İyi ki geldin be Hazan'ım

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 192

Saçmaladın Hazan

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 148

Ayyyyyy

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 103

Ulan harbiden belamızı bulmuşuz

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 87

Ne kabullenmesi kızım ne kabullenmesi içten içe öyle bir durumda ki bunu dışarıya nasıl yansıtsın

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 66

Ulan kız kendine ilk defa bir beddua etti oda tuttu anası satyım

IzDeva Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 56

Ne demek girmesin Hazan ı görmeden iyi olduğunu kendisi görmeden yapamaz ki

Sltnakd
¶ Paragraf 22

Serdar makas atanı bulup indirmediyse bende bişey bilmiyorum

Fethiye profil fotoğrafı
Fethiye
¶ Paragraf 188
sakayikk Kitap Tutkunu
¶ Paragraf 148

Anağğğğğğ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı

Bir sonraki bölüm beni aşırı üzüyor

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 263

Bu bölümün krilma noktalarından ikincisiydi

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 250

Yerim haddiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 218

Boşanmayacağınızı bildiği için takmamıştır hdususbsjs

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 188

Ya barışın işte ya konuşun anlaşın

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 161

Sana özel olduğunu adın gibi de biliyorsun Hazan

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 152

Biz idmanlıyız zaten

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 148

AaaaaaaaaAaaaaaaağğğğğğ

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Alllimm şükürler olsun yarabiiiiiii

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 140

Anlat kız anlat incigini cincigini

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 80

Abi bunu kemdimize niye yapiyosunuz ya

kub.rakisi profil fotoğrafı
kub.rakisi Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 7

Öyle olmayacağını biliyorum hazan

ysemn Küllerin Muhafızı
¶ Paragraf 143

Hel şükür ya güzel bir haber yani

Yorum için giriş yap